Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tuncay Güney ile Röportaj

-Ergenekon Destanı Atalarımızın Şanlı Destanı’dır.
-Ergenekon Davası'nda Yargılanmaya çalışılan Türk Milleti ve Atatürk'tür. Bu yargılamayı yapan A.B.D'dir.
-1990'ların başından beri, Eşref Bitlis önderliğindeki T.S.K. Ortadoğu'da A.B.D.'nin bütün planlarını altüst eden tek güç idi.
Bu yüzden AKP döneminde T.S.K. asimetrik psikolojik savaşlarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, “Mehmetçik düşmanlığı” tavan yaparken, başbakanlık koltuğunda oturan şahıs a.b.d. askerlerinin sağ sağlim evlerine dönmesi için dua ediyor.
-6. yüzyılda, Çin emperyalizmi yüzünden yokolma tehlikesiyle karşı karşıya olan ve tutsak edilen Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalan tek çocuğu, Ergenekon Destanı’nda dişi bir Kurt tarafından yetiştirilip büyütülmüştür. Bu çocuk yıllar sonra soyunu devam ettirip, bir Cihan Devleti olan ve Çin emperyalizmini mağlup edecek olan Gök Türk İmparatorluğu’nu kurmuştur.
-Aşina Aşireti, Türk Soyunun Karluk Boyundandır. Uygurlarda Karluk Boyundandırlar.
-Göktürkler döneminde Çin emperyalizmi, Göktürkleri yıkabilmek için, içten parçalama stratejisini uygulamıştır. Nitekim Gök Türkler’in yıkılışı Çin emperyalizminin kullandığı Uygurlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
-Şimdi günümüzde olanlara bakarsak, Silivri’de, Hasdal’da, Metris’te tutsak edilen Kahramanlarımız, işte bu 6. yüzyılda hayatta kalmayı başaran tek Türk çocuğunun evlatlarıdır.
Günümüzdeki Gök Türk Hanedanlığını tarif edelim:
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Koruyucuları olan Oğuz Boyundan Atatürkçü’ler = Gök Türk İmparatorluğu’nu kuracak olan Karluk Boyundan Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalmayı başaran tek çocuğu.
2. Amerika = Gök Türk’leri entrikalarla içten yıkmaya çalışan Çin Emperyalizmi
3. A.B.D tarafından kullanılmakta olan ve Türkiye Cumhuriyet’ini yıkmayı hedefleyen Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanı Yobaz AKP’li kitle(Oğuz Boyundan) = Çin Emperyalizminin Gök Türk İmparatorluğunu yıkmak için kullandığı Uygur Türkleri(Karluk Boyundan)
4. Türkiye Cumhuriyeti(Oğuz Boyundan) = Gök Türk İmparatorluğu(Karluk Boyundan)
5. SONUÇ: Türk Milleti elinde sonunda emperyalist devleti yıkacaktır, parçalayacaktır, darmadağan edecektir!
-Günümüzde yargılanan sözde Ergenekon Örgütü, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin Tam Bağımsızlığını canları pahasına ebediyet için korumayı hedeflemiş olan Atatürk’ün Askerlerinden oluşan Milli bir Örgütlenmedir(herhangi yasa dışı bir faaliyette bulunmayan).
-Bu örgütlenme, 1980 darbesi sonrasında ayaklanan/özüne-dönen namuslu ve şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının önderliğinde başlamıştır. Yani, bu örgütlenme, Atatürkçü ve Anti-Emperyalist düşünceye sahip olan Eşref Bitlis Paşa’mız ve onun yolundan yürüyen Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek’lerin A.B.D.’ye karşı verdikleri asil mücadeleler ile birlikte başlamıştır.
-AKP döneminde bu kutsal görevleri yürüten “D.Perinçek, T.Özkan, M.Balbay, E.Poyraz, Ç.Doğan, A.Uğur, E.Alan, V.Küçük, E.Gürses, İ.Selçuk, Ş.Eruygur, H.Tolon, L.Ersöz, S.Öztürk, D.Çiçek, H.Iğsız, S.Yalçın, B.Pehlivan, B.Terkoğlu, D.Yıldırım, V.Küçük, İ.Başbuğ, A.Yıldırım” gibi Atatürkçüler, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Islak İmza”, “İnternet Andıcı”, “Kafes”, “ODATV”, “Spor’da Şike”, vs. gibi isimlerin verildiği ve hukukun çiğnendiği davalar ile birlikte zindanlara atılıp tutsak edinmişlerdir. Onların yokluğunda Asil Türk Milleti’miz ve Türkiye Cumhuriyet’i bölünme/yıkılma aşamasına getirilmiştir!!!!
-Ergenekon'daki Kahraman Bozkurtlar çıktı, Fethullahçılar yargılanıyor, ABD Suriye'de yenildi, Büyük bir Ekonomik Kriz yolda, SIRA AKP hükümetinin devrilip yargılanmasındadır, ondan sonra SIRA ABD'nin Orta Asya ve Orta Doğu'dan tamamı ile yokedilip tekmelenmesine GELECEK, BU GÜNLERİ GÖRECEĞİZ, ÇOK YAKIN! EN BÜYÜK HEDEF TÜRK BİRLİĞİ'DİR!

Tuncay Güney ile Röportaj

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 20:35

Tuncay Güney'in bu kitap için anlattıkları

Saat 03:00 civarında cep telefonu çalan gazeteci, derin uykusundan uyanırken heyecanlandı. Gece çalan her telefonda, kalp hastası olan babasıyla ilgili kötü bir haber alacağını sanıyordu. Telefonun zili çalmaya devam ederken, gazeteci, "Bakmayacağım ulan" diye söylendi. Çok geçmeden, bu kez telefonuna mesaj geldiğinin sinyalini duydu. "Ya önemli bir haberse?" diye içinden geçirdi. Uykusu kaçmıştı. Kalktı, telefondaki mesajı okudu: "Abi kusura bakma, saat farkını unutmuşum. Ben Kanada'nın Toronto kentine yerleştim. Senin ilgini çekecek önemli bir haber var. Onu bildirmek istedim. Bana elektronik posta adresini bildirir misin?" diyordu. Gazeteci hiç vakit kaybetmedi. Mesajında elektronik posta adresini yazan arkadaşına hemen cevap verdi. Türkiye'yi birbirine katan, yaptığı açıklamalarla ünlü isimlerin gözaltına alınmasına yol açan Tuncay Güney'in Toronto'da olduğunu öğreniyordu. Daha sonra, arkadaşı gazeteciye, Tuncay Güney'in telefon numarasını onun iznini aldıktan sonra bildirdi. Tuncay Güney'le telefonda konuşan gazeteci "Ergenekon"u soruyor, Güney ise Emniyet'te alınan ifadesinin tek satırını bile kabul etmediğini, çünkü bunların işkence altında alındığını iddia ediyordu. Konuştukça, anlattığı olaylar ilginçleşiyordu. Ama gazeteciyi en çok şaşırtan, Tuncay Güney'in bugün Musevilerin dini mekanı sinagogda rabay yani haham olarak çalıştığını öğrenmesiydi.

Tuncay'ın anlattıklarını ve şaşkınlığını ancak şu cümlelerle anlatabildi:

İşte inanılmaz olaylar zincirinin derin halkaları Şu anda meslek hayatımda bu kadar karmaşık ve bu kadar toz duman arasında Arap saçına dönmüş olaylan çözmeye çalıştığım bir dönemi hatırlamıyorum...

Sevgili okurlar, Olaylar gerçekten inanılmaz soru işaretleri barındırıyor. Ve yargının, Cumhuriyet Savcılığı'nın soruşturmasına bir zarar vermemeye özen göstererek, daha açık bir deyişle, soruşturmanın Türkiye için, demokrasi için selametle sonuçlanmasını umarak ulaştığım sonuçları ve soru işaretlerini bütün çıplaklığıyla aktarıyorum.

Önce şu soru:

Tuncay Güney yıllar önce Samanyolu televizyonunda talk şov yapan biriydi. Bu kişinin evinde, bugün Türkiye'yi sarsan olaylar zincirinin "ERGENEKON"un halkasına nasıl ulaşmıştı?.. Evinde, gizlilik derecesi yüksek olduğu varsayılan "Ergenekon Lobi Örgütlenmesi "gizli" raporu ne arıyordu? Bütün bu sorulan hem Tuncay Güney'e sordum, hem de güvendiğim kaynaklardan araştırdım. Peki Tuncay Güney, nasıl Kanada'nın Toronto kentine kadar gidip orada sinagogda rabay olarak nasıl görev alabildi?

Tuncay Güney kendi ağzından ne diyor:

"Elhamdülillah ben Müslüman değilim. Ama bu benim israil ajanı olduğumu, israil'e çalıştığımı göstermez. Ben Musa'nın kitabına inanıyorum ve Mesih'i bekleyenlerdenim." işte sevgili okurlar, Doğrusu inanılacak gibi değil. Türkiye'de Samanyolu televizyonunda bir dönem talk şov yapan Tuncay Güney... Bilgisayarında Türkiye'nin en karanlık ilişkilerinin iddia edildiği Ergenekon Lobi Örgütlenmesi gizli raporu bulunan yine o Tuncay Güney... Veli Küçük'ü tanıyan, "En az 100 defa görüşmüşüzdür" diyen Tuncay Güney... Kuzey Irak'a gidip Barzani ve Talabani'yle görüşen ve Diyarbakır'a döndüklerinde dönemin Emniyet Müdürü (sonradan suikasta kurban gitti) Gaffar Okkan'la bağlantıya geçen yine Tuncay Güney...

Ve şimdi Toronto'ya gidip sinagogda görev yaptığını ve Musa'nın kitabına inandığını söyleyen Tuncay Güney... Hadi bakalım çıkın işin içinden... Bu kadar karmaşık olaylar zinciri nasıl açıklanabilir? Şu anda olayı soruşturan Cumhuriyet savcısının ne kadar zor bir soruşturma içinde olduğu bile bilgi karmaşıklığından anlaşılıyor.

Sevgili okurlar şimdi size son olarak şunu aktarabilirim:

Tuncay Güney çok önemli bilgiler veriyor, ifadesindeki bazı detaylan ise reddediyor. Güney'in anlattığı bazı detayları ise soruşturmaya olumsuz bir etki yapmasın diye şimdilik yayımlamıyorum... "Ben o gün verdiğim ifadeleri kabul etmiyorum" 2001 yılında yaptığı açıklamaları ancak 2007 yılının haziran ayından itibaren önem kazanmaya başlayan Tuncay Güney'i gazeteci daha sonra yine aradı.

Telefonda aralarında şu konuşma geçti:

Tuncay Güney şimdi Kanada'da bir sinagogda rabay olarak hayatını sürdürüyor.

- Saygı Öztürk: Emniyet'te 2001 yılında alınan ifadende önemli iddialarda bulunuyorsun. Bugün aynı iddialarının arkasında mısın?

- Tuncay Güney: Ben o dönemde 9 gün Emniyet'te tutuldum. Verdiğim ifadenin hepsi sallama olmayabilir, ama ben hiçbirini bugün kabul etmiyorum. Çünkü ifadeler baskıyla alındı. Copu kıçınızın kenarında dolaştırırlarsa her şeyi kabul edersiniz. Benim yıllar önce verdiğim o ifadeler, şimdi gazetelerde sürmanşet oluyor. Oysa ben o gün verdiğim ifadelerimi kabul etmiyorum.

- O açıklamaları siz yapmadınız mı?

- Hayır, ifadelerde geçen iddialan Emniyet mensupları yazdı, ben de ağır işkenceler görünce, "Ne diyorsanız tamam. Roma'yı da ben yaktım. Yazın imzalayacağım" dedim. Onlar sorulan da benim bunlara verdiğim sözde cevaplan da yazıp bana imzalattırdılar.

- İfadenizde, PKK'nın önde gelen isimlerinden Cemil Bayık'a silah satıldığını öne sürüyorsunuz.

- Ben silah satılıp satılmadığını bilmiyorum. Etiket sahibi, general rütbesindeki bir kişi bir örgüte silah satacaksa bana ne gibi ihtiyaçları olabilir ki? Polisi, askeri, istihbaratı, adamı varken, o zaman 25 yaşında olan gazeteciye ihtiyaç duyulması hayal mahsulüdür. General Veli Küçük'ü tanıyorum. Ancak, bana ihtiyaç duymalarını gerektirecek bir durumu yok. Ben böyle bir alışverişte bulunmadığımı belirtiyorum. O ifadede geçen ne Cemil Bayık'ı ne de mafya babalarını. Araba kaçakçılığıyla ilgim olmamasına rağmen, hala otomobil kullanmayı bilmememe rağmen bu işlerin içine de sokuldum.

- Ergenekon hakkında ne biliyorsunuz?

-Ben Ergenekon'un sadece efsanesini biliyorum. Siz nasıl gazeteci olarak bazı şeyleri araştırıyorsanız, ben de araştırıyordum. Ancak araştırırken başıma kumpaslar gelmeye başladı. Ben Ergenekon'un içerisinde değilim. Ben Ergenekon'un sadece efsanesini bilirim. Ama şimdi ele geçen manifestonun faturası da bana çıkıyor.

- Son dönemde Türkiye'ye gelip gittiğiniz söyleniyor...

- Evet, bir dergide üç hafta önce benim Türkiye'ye geldiğime ilişkin haberler yayımlandı. Bunun üzerine annemi İstanbul'da polis merkezine getirip 8 saat sorgulanmışlar, işte, Türkiye'de bir şey değişmediği için 7 yıldır Türkiye'ye gelmedim, gelmeyeceğim de.

- Yurtdışına ne zaman çıktınız?

- Yurtdışına çıkış yasağım olmasına rağmen ben İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan 2001 yılında çıktım. Bunu bir övünme vesilesi olarak söylemiyorum. Otomobil kaçakçılığıyla ilgili olarak o zaman 36 yıl hapsim isteniyordu, şimdi 88 yıla çıkmış. Artık Türkiye'ye dönmem.

- Emniyet'te sorgunuzun 9 gün sürdüğünü söylüyorsunuz. Emniyet yetkilileri ise bunun ve işkencenin asla söz konusu olmadığını belirtiyorlar. Aynı konuda ısrarlı mısınız?

- 9 gün gözaltında olduğuma ilişkin elimde resmi belgelerim, hastane raporlarım var.

- Evinizde çıkan "Ergenekon Lobi Örgütlenmesi" manifestosunu sizin yazdığınız doğru mu?

- Evet, Ergenekon manifestosunu benim yazdığım öne sürülüyor. Bunları duyunca "Ben ne büyük adammışım" diye düşünüyorum. "Hepsi tek merkezden yönetiliyor"

- Peki bu konulara ilgin nereden kaynaklanıyor?

- Derin konulara ilgi duyuyordum. Araştırıyordum, konuşuyorduk. Derin konulan seviyorum ama o kadar derinlerde de değilim. Her derin bilgiyi araştırırım, arşivlerim. Her gazetecinin arşiv çalışması vardır. Şimdi, bilgisayarımdan bütün çalışmalarım çalmıyor. Fakat gizli bir şeyim yok.

- Ergenekon belgelerine gazetecilik yoluyla ini ulaştığını iddia ediyorsun?

- Evet, ben Türkiye'de ilk kez bir gizli organizasyonun tutanak ve belgelerine ulaştım. Bu da ilişkiler ve gazetecilik yumağında oldu. İşin en ilginci, Türkiye'de solcuların da, sağcıların da, dincilerin de, tarikatçıların da tek patronu olduğunu gördüm. Tek bir yerden yönetiliyorlar. İşte buna şok oldum.

- Çoğu kişi, senin ifadelerin ve evinde çıkan belgeye göre sorgulanıp tutuklandı. Bu konuda vicdanın rahat mı?

- Ben hiç kimseyi ispiyonlamadım. Polise vermedim. Polis, 7 yıl önce evime baskın yaptığında "Ergenekon Lobi Örgütlenmesi" belgelerinin yanı sıra 6 çuval belgeyi Emniyet'e taşıdı. Ben bazıları gibi gidip Emniyet müdürlerine bilgi vermedim. Ben de hiç kimsenin içeriye alınmasını istemem. İçeriye alınanların da çoğunu tanımam. Ergenekon operasyonunun benim evimden çıkan belgelerden dolayı başlamasından dolayı rahatsızım. Çünkü Ergenekon'u deşifre etmek gazeteci olduğum için benim görevimdi .

Ama ben böyle olmasını istemezdim. Ben, gazeteci olarak bunların gazetede yayımlanmasını isterdim. Oysa yayımlanmadan bu operasyonlar oldu. Şimdi ben, bazı devletlerin istihbarat elemanıymışım gibi gösteriliyorum.

- Fethullah Hoca'nın özel kalem müdürlüğünü yaptığınız, imam hatip mezunu olduğunuz yazıldı. Bu konular için ne diyorsun?

- imam hatipli olduğuma, Fethullah Hoca'nın özel kalem müdürlüğünü yaptığıma ilişkin iddialar da doğru değil. Hatta bir ara Ali Kırca'nın televizyonda yayınladığı Fethullah Hoca'ya ait konuşma kasetlerini de benim sattığım söyleniyordu. Benim CIA'nın, MOSSAD'ın ajanı olduğum bile öne sürülüyor. Ama ben hiçbirini kabul etmiyorum. Ben hiçbir ülkenin ekmeğini yiyip ihanet etmedim. Hiçbir şahsa minnet duymadım. Kimsenin önünde eğilmedim. Kimsenin elini öpmedim. Bana el öptürecek adamı kestane gibi çizer geçerim.

- Önceki konuşmalarımızda Müslüman olmadığını, Hz. Musa'nın kitabına inandığını söyledin. Türkiye'de çalıştığın dönemde senin Müslüman olmadığın biliniyor muydu?

- Ben din değiştirmedim. Sadece Amerika ve Kanada'da din eğitimimi geliştirdim. Türkiye'de sadece nüfus cüzdanımda İslam yazıyordu. http://www.jacobhouse.ca'ye girin orada link de "rabbe" olarak adımı göreceksiniz. Müslüman olmadığımı Veli Küçük de biliyordu. Bu konuda bana tenkit ve uyarılan da olmuştu.

- Bazı yayın organlarında özel yaşamınla ilgili de iddialar var. Bu konuda neler diyeceksin?

- Bana belden aşağı cinsellikle ve gay diye saldıran herkese "Kannı bir gece gönder koçum; istersen sen de gel" diyorum. İtiraf ediyorum, erkeklerle yatmayı seviyorum.

- Kendini nasıl görüyorsun?

- Bazen devletler kürtaj yapar ya da sicil temizler. Ben kürtaja da karşıyım. Birileri ceza veriyor ise, ben mükafatlandırıyorum. Ben ajan değilim. Ben bombayım. İki bomba vardır biri el bombası, diğeri atom bombası. Ben, el bombası değil, atom bombasıyım. "Veli Küçük'e beni Albay N. Ergenekon götürdü" Telefonda bunları konuşmuşlardı ama bu yetmez. Gazeteci soru yöneltiyor, Tuncay Güney ise cevaplar gönderiyordu. Tabii konu yine Ergenekon, yurtdışına silah götürülmesiydi. Tuncay Güney'e, "Evinde bulunan 'Ergenekon Lobi Örgütlenmesi' belgelerini kendin yazmadığını öne sürüyorsun.

Peki, bu belgelere nasıl ulaştın?" diye sorduğunda, Tuncay Güney cevap olarak şunları yazıyordu:

Ergenekon belgelerini bulmazdan evvel emekli Albay N. E. beni İzmit İl Jandarma Komutanlığı'na getirdi. O dönem albay rütbesinde olan Veli Küçük'le tanıştırdı. Veli Albay ise "Tuncay'la biz Ağrı'da tanıştık" dedi. Ancak, bu söylediği doğru değildi. Daha sonra ben Alay Komutanı Albay Veli Küçük ile gazeteci Ayşe Önal'ı tanıştırdım. Ayşe Önal o dönem Nokta dergisinin genel yayın yönetmeniydi. Albay N. Ergenekon benim için "Veli, ben Tuncay'ı çok severim" dedi. O zamana kadar bir tek Veli Albay'ın JlTEM'de yani Jandarma istihbaratında görevli olduğunu ve o bölgede faili meçhuller olduğunu biliyorum. Daha sonra birçok subayla gazeteci olarak tanıştım. Bir kısmıyla Veli Küçük'ün makamında tanıştım. Bir gün bana "Doğu Perinçek, Abdullah Çatlı'nın Türkiye'de olduğunu yazsın. İstanbul'a gittiğinde söyle" dedi. Ben de "Doğu Perinçek'le samimi değilim ki; hem Doğu Perinçek beni niye dinlesin ki?" dedim. O da "Sen gazetecisin; 'Veli Albay böyle söyledi' de.

O mesajı alır" dedi. Ben de Doğu Perinçek'e bunu söyledim. Doğu Perinçek'le bu olaydan sonra samimi olduk. Bana habercilikte çok yardımı dokundu. Adnan Akfırat'la tanıştırdı. Doğu Perinçek ile Veli Küçük'ün birbirlerini daha önce tanıdıklarını çözdüm. Ben N. Ergenekon'un vasıtasıyla Ergenekon'un ilk planlanma dosyasına ulaştım. Rapor halinde ilk dilinden bir şey anlamadım. Veli Albay'ı aradım, "Gazeteye bana böyle bir dosya geldi" dedim. Dosyayı alıp yanına gittim. "Kimden geldi?" dediğinde bilmediğimi söyledim. Bunun üzerine Veli Küçük, bana "Dinle" dedi ve ardından "Senin hakkında Mehmet Eymür (eski MİT daire başkanıydı) JİTEM ajanı diye haber yayıyor" dedi. Kendisine "Ben askere bile gitmedim, nasıl JİTEM olayım?" dedim. O zaman çok gençtim. Bugünkü gibi olayları göremiyordum. Veli Paşa, "Eymür seni bana sordu. Ben senin Amerikalılara çalışabileceğini söyledim, 'Fakat benim sözümden çıkmaz' dedim" diye belirtti. Beni evine getirdi. Eşiyle yemek yedik, tanıştık. Çok iyi bir aile ortamı gibi olduk. Ve Ergenekon belgeleri daha sonra bana gelmeye başladı. Getiren JlTEM'ci subaydı. Bursa'da Musevi işadamı Nesim Malki öldürülmüştü. O dönem aynı subay bana Nesim Malki dosyalarını da vermeye başladı. Bence Veli Paşa verdiriyor, beni deniyor, test yapıyordu. Ben de her gelen belgeyi ona söylüyordum.

Sonra bir gün benim yanımdan normal bir şekilde o subayla telefonla görüştü. Hal hatır sordular birbirlerine. Veli Paşa, "Tuncay yanımda. Akşam balık yiyeceğiz" dedi. O subay da selam söylemiş. Yüzüm kızardı, korktum. Çünkü bana belgeleri getiren o subayın adını vermemiştim. O belgeler dizüstü bilgisayarıma girmedi. Belgeler normal dosya halinde verilmişti. Bugün Emniyet'te olan işte o belgeler. Irak'a gidecektim. Veli Paşa'nın makamında Iraklı Hüsamettin Türkmen'le tanıştırıldım. Bana randevuları ayarladı. Habur Sınır Kapısı'ndan bir ciple geçtim. Daha sonra Zaho'da bir Mercedes'e bindim. Selahaddin kentinde Mesut Barzani'yle, Erbil'de de dönemin Başbakanı Cosret Resul'le görüştüm.

Celal Talabani'yle ise Süleymaniye'de konuştum Veli Küçük, kendisini telefonla Barzani'yle görüştürdüğümü söylüyor. Hayır, çanta telefonuyla arayan Celal Talbani'ydi. Talabani bu telefonla güvenli diye İngiltere üzerinden konuşuyor. Talabani aradığında Veli Paşa "tugayı aramasını" söyledi. Talabani de tugayı aradı. Veli Paşa'yla yarım saat önce konuşmuşsun Emniyet'e alınmamdan önce 3 polis benimle Levent'te bir restoranda yemek yediler. Yemekten sonra "Adil Serdar Saçan seninle tanışmak istiyor, Emniyet'te seni bekliyor" dediler. Sohbetlerinde bana samimi ve dürüst davrandılar. Kelepçe takmadılar. Önce Gayrettepe'ye getirdiler. Hücreye attılar. Sorguda, bana belgeleri veren subay hakkında sorular sordular.

Ben, "Tanırım. Ama neler yaptığını bilmem" dedim. Ergenekon hakkında bana bir şey sormadılar. Tuvalete gittiğimde Veli Küçük'ün cep telefonunu aradım ve Organize Suçlar Şubesi'ne götürüleceğimi söyledim. Veli Küçük, bu konuda ilgililerle irtibata geçeceğini belirtti. Gece 22:30 veya 23:00 civarında Vatan Caddesi'nde bulunan Organize Suçlar Şubesi'ne getirdiler. Organize Suçlar Şubesi'ne gelince birisi bana tokat vurdu. Genç bir memur elinde bir bilgisayar çıktısıyla indi, "Yarım saat önce Veli Paşa'yla görüşmüşsün. Nerede telefonun?" dedi.

Oradaki polislerden birisi, "Telefonu ve kimliği bende. Peki, nasıl görüştü?" deyip bana vurdu. Copla cinsel organıma tam vuracaktı ki "Külotumun içinde titreşime aldığım bir telefon var" dedim. Bu olay Organize Suçlar Şubesi'nin tam giriş salonunda yaşandı. Daha sonra Ergenekon yapılanmasını sordular. Dosyaların evimde olduğunu söyledim. Gece saat 02:00 sıralarında birlikte evime gittik. 6 çuval belgeyi aldılar. Okudular, oralardan sorular sordular. Ben bu belgeleri bana verenin subay olduğunu söylemedim. Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, "Ulan, sen iki cümleyi bir araya getiremiyorsun. Sen bunları yazamazsın" dedi.

Hakikatten ister inanın ister inanmayın, Ergenekon'la ilgili belgeleri ben yazmadım. Fakat aynı belgeler Doğu Perinçek'te de vardı, bunlardan haberdardı. Bir şeye dikkat etmenizi isterim, Emniyet'teki ifadem işkence, dayak altında alındı. Emniyet ifademi ben kabul etmiyorum. Ayrıca benim videokasete alınan ifadem mahkemeye de intikal etmedi. İfadelerimi gazetelerden okuyorum ve sağlıklı bulmuyorum. 7 yıl geçti fakat ifadeyi kabul etmiyorum. Bugüne kadar hiçbir savcı, hakim bana Ergenekon ya da Veli Küçük'le ilişkilerimiz konusunda bir şey sormadı. "Eğer ben yazdımsa gerçekten büyük adamım" Tuncay Güney, o kadar şey yaşamış ki, bir olayı anlatırken farklı konulara gidiyor, yeniden aynı noktaya dönmesi sayfalar alıyor.

Evinde 6 59 çuval dolusu evrak çıkmasını da şöyle açıklıyor:

"Siz de gazetecisiniz; evinizden veya gazetedeki büronuzdan bir sürü belge çıkabilir.
Ben her öğrendiğim bilgiyi not alırım, arşiv yaparım. Bu suç değil."

Ya "Ergenekon Lobi Örgütlenmesi" belgeleri? Bunları yazdığı iddia edilen Tuncay Güney, şimdi şunları söylüyor:

Ben eğer bu manifestoyu yazan adam isem vallahi büyük adamım. Benim Türkçem, edebiyatım iyi değildir. Akşam gazetesinde birinci sayfada haberlerim yayımlanırken gazetemizin sorumlusu Behiç Kılıç, şimdi Yeniçağ gazetesinde yazar olarak görev yapan Arslan Bulut'a "Tuncay'ın haberini düzelt" der, bana da "Yahu oğlum senin cümle kuruşun bir antika. Haberi yaz Arslan Abin düzeltsin" derdi. İlk kez Tuncay Güney'in evinde bulunan "Ergenekon belgelerini" Güney'in yazdığı öne sürülüyor.

Güney ise kendisinin yazmadığını öne sürdükten sonra bu kitap için açıklamalarını şöyle sürdürüyor:

Ben hasbelkader bu teşkilatı buldum. Gençtim, tecrübesizdim; belki de kullanıldım da. Fakat hiçbir şeyin farkında olmadım.

Bir gün Doğu Perinçek Abi, "Talabani'yi, Barzani'yi tanıyorsun. Paris muhabiri Doğan'la Barzani'ye gidin, röportaj yapacak" dedi. Ben de "Doğu Abi, Habur'dan geçişi nasıl ayarlayacağız?" diye sorduğumda, onu Veli Küçük'ün ayarlayacağını, bunun için telefon ettiğini belirtti. Gümrük Müdürü Cemal, bir iki yüzbaşı ve bazı siviller vardı. Onlar bizi geçerdi. Ayşe Önal ve Sabah gazetesinde o dönem çalışan Bengüç Özerdem'le de Irak'a gittik. Erbil'de bu teşkilata bağlı ailenin evinde 10 gün kaldık.
Herkes benden yardım isterdi. Tuncay Güney, Ergenekon bünyesinde siviller olduğunu da öne sürüyor, Veli Küçük'ün kendisini de teşkilatın içine almak istediği görüşünde.

Ancak bu dosyanın daha sonra kapandığını belirtiyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

Emniyet'ten serbest kalmamdan sonra Balmumcu Askeri Tesisleri'nde Veli Küçük'le buluştuk. "Her şeyi polis biliyor. Bunlar içinizi biliyor. Senle bütün telefon görüşmelerimi önüme koydular" dedim. Veli Paşa bana "Sen CIA mısın, MOSSAD mısın artık açıkla" diyor, ben de "Hiçbiriyim.

Herkes beni bir şey sanıyor" karşılığını veriyordum. Veli Paşa da "Ya sen çok iyi yetiştirilmişsin ya da çok salaksın" karşılığını veriyordu. Tuncay, Veli Küçük'ün kendisine, "Çıktığında yurtdışına, sen nesin, kimsin ortaya çıkar" dediğini belirtiyor, yurtdışına çıkış yasağı olduğunu anımsattığında ise Küçük'ün, "Ben bilirim, sen çıkarsın" karşılığını verdiğini ekliyor. 60 Bundan sonra ne yapması gerektiğini sorduğunda, Veli Küçük "Rahat edeceğin bir yere seni askere gönderelim" diyor ve bundan kısa süre sonra, Tuncay Güney, Ardahan'ın Çıldır ilçesinde bulunan 9. Hudut Tabur Komutanlığı'na 5 mayıs 1997 tarihinde asker olarak gidiyor. Hatta giderken, Veli Paşa'ya "Paşam neredeyse beni Rusya'ya gönderecekmişsin" diye sitemde ediyor.

Tuncay askerliğini yaptıktan sonra, yurtdışına çıkış yasağı olmasına rağmen Veli Paşa'nın, uyanıklığını dikkate alıp "çıkarsın, çıkarsın" dediği gibi Tuncay Güney yurtdışına çıkıyor. Önce Amerika, sonra Kanada... Tuncay, "Ben gittikten üç gün sonra Veli Paşa beni aradı. Telefona bakmadım. Soma onun bildiği sim kartı da çöpe attım" iddiasında bulunuyor.

Tuncay Güney'den gelen elektronik postalar

Tuncay Güney'e bazı konuları soruyordum, o da elektronik postayla cevaplarını bildiriyordu. İşte Tuncay'ın gönderdiği bazı iletilerden bölümler:

Saygı Bey, ifademin alınmasının üzerinden 7 yıl geçti. O yüzden ifademi tam olarak hatırlamıyorum. 9 gün uyku sorunu ile ifade vereceksin, sonra ayrıntıları hatırlayacaksın...
Nasıl hatırlayayım? Silahı anlatmadım Ben Kuzey Irak'a silah götürülmesi konusunu anlatmadım. Zorla bazı konular bana empoze edildi. Ben sorgudaki açıklamalarımın kameraya alındığını biliyorum. Fakat ifadem bana verilmedi, mahkemeye de intikal etmedi. Üzerinden 7 yıl geçti. Ne söylememi istedilerse kameraya söyledim. Böylece dayaktan kurtuldum. Ben silah falan anlatmadım. Fakat A. Bey (ismini veriyor) tokat atıp "şunu da söyle" dedi ise bilemem. Kesintisiz yayınlasınlar Televizyonda kasetimi montajsız, kesintisiz yayınlasınlar. Yüzümdeki korku-uykusuzluk-açlık, endişeyi görün. Ben polisin hazırladığı ve zorla altına imza attırdığı ifadeyi kabul etmiyorum.

Polis evimde buldu Saygı Bey, Ergenekon belgeleri bilgisayarımda değildi. Bu belgeler raporlar halinde, bilgisayarım laptop pentium; dönemin laptopuna bunları kayıt edersen laptop yavaşlardı. Bilgisayarıma girmedi. Kitap halinde, raporları polis evimde buldu. Hakim sormadı Mahkemede hakim, Ergenekon'la ilgili bir soru sormadı. Savcı da sormadı. Emniyet'te, A. Bey (adını veriyor) ile birlikte 4 kişi beni bir odada Ergenekon konusunda sorguladı. Fakat o ifadeleri kabul etmiyorum. Bilmediğini konulan da yazıp bana imzalattılar. İfademi alan A. Bey, "İfadeler mahkemeye gitmeyecek. Sen ve benim aramızda kalacak' dedi. Silah konusunda bana bir soru sorulmadı. Ben de şok oldum; hatırlamıyorum... ifademin alındığı hafta sonu yaşadığımı, mahkemeye çıkarılışımı ve Bayrampaşa Cezaevi'nde bir gece yatışım... Bir gece Ramazan Yıldız, koğuşunda, odasında misafir etti.

Oradan avukatımı aradım. Yanlış bilgi vermedim Saygı Bey, ben hiçbir kimse hakkında bugüne kadar ifade veya yanlış bilgi vermedim. Hiçbir kimseyi açıklamalarımda suçlamadım. Doğu Perinçek konusunda dahi bilfiil kendisini suçlamadım, "Delil ve belgeleri devlet bulsun" dedim. Ben, benim hakkımda yorum dahi yazan gazetecileri "Dozajı kaçırmayın, kendi şüphenizi yazın ama yalan bilgi vermeyin" diye uyarmışımdır. Ben hiç kimseyi cezaevine attırmadım. General Veli Küçük hakkında da verdiğim bir iddia da yoktur. Bugün poliste bir değişme olmamış. Bir şey biliyorsam dahi asla anlatmayacağım. Bir gün yolun bu ülkelere düşerse mutlaka gel. 70 milyon öğrense Keşke Emniyet'teki arşive ulaşsanız.

Sadece "Ergenekon" yok. Neler var neler. Keşke ulaşsan da oradan soru sorsan ve 70 milyon Türkiye'ye yayımlasın. Bugüne kadar size attığım hiçbir e-mail'de de yalan bilgi yoktur. Vicdanen rahatım. Saygı ile... Bir numara değil Gelelim "Ergenekon" belgelerine. Ben Türkiye'de ilk kez bir gizli organizasyonun tutanak ve belgelerine ulaştım. Bu da ilişkiler ve gazetecilik yumağında... Ergenekon'un bir numarası Veli Küçük değil. Veli Küçük'ün kod adı Abbas'tır. Onları buldum. Doğu Abi açıklasın Doğu Perinçek, benim için "Gladio'nun 1 numarası" diye yazmış. Kendisi kaç numara onu açıklasın. Apo ilk getirildiğinde, Apo'nun ilk avukatı ile İşçi Partisi'nde ne konuşulduğunu açıklasın.

Veli Küçük, üniformalı olarak bu toplantıya kimi yolladı? Bunlan Doğu Abi açıklasın. Örümcek sarmış Ergenekon'un Iran, Suriye ve Irak, Amerika'da Avrupa'daki masalarına bağlı hücre yapılanmalarını bulmak lazım. Örümcek ağı sarmış her yeri. Ben konuşmak istemiyorum. Bana saldıranlar konuşsun. Ben, bana saldıranlara cevap yazanm. Araşt ırmalanm devam ediyor. 62 Veli Paşa'nın isteği üzerine Saygıdeğer Saygı Öztürk, sizinle konuşmamız kısa oldu. Size vereceğim bilgileri araştırdığında hepsinin doğru bilgiler olduğunu göreceksin. En son Irak'a gittiğimde İşçi Partisi Mersin İl Başkanı Bayram Bey ve eski istihbarat Müdürü Ü. Bavbek ile ben, Barzani ve Talabani'yle görüştük. 10 gün kaldık. Dönüşümüzde Diyarbakır'da Turistik Otel'de kaldık. Ben Demir Otel'de kalmak istedim ama olmadı. Irak'a resmi giriş-çıkış yaptık. Randevuları hangi paşa ayarladı?

Ü. Bavbek, Diyarbakır'a geldiğimiz gün Veli Paşa'nın isteği üzerine o dönemin Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan'la görüştü. 2001 yaz ayında, yani ben tutuklanmadan bir ay önce bu olay meydana geldi. Bu konuda Habur Sınır Kapısı'ndan da gerekli araştırmayı yapabilirsiniz. Tuncay Güney'den gelen son ileti daha da ilginçti. Tuncay, "Böyle bir olayı Türkiye'de ilk gündeme getiren gazeteci olarak bu ülkenin bana plaket verip ödüllendirilmesi gerekirdi" diyor; Kanada'daki vatandaşlık durumuyla ilgili açıklama yapmak istemediğini, bugüne kadar Ergenekon soruşturması kapsamında da ifadesine başvurulmadığını kaydediyordu.

Kaynakça
Kitap: Belgelerle Ergenekon
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ergenekon Davası, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Asil Türk Milleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir