Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Silivri Mektupları ve Asker Ailelerinin Tepkileri

-Ergenekon Destanı Atalarımızın Şanlı Destanı’dır.
-Ergenekon Davası'nda Yargılanmaya çalışılan Türk Milleti ve Atatürk'tür. Bu yargılamayı yapan A.B.D'dir.
-1990'ların başından beri, Eşref Bitlis önderliğindeki T.S.K. Ortadoğu'da A.B.D.'nin bütün planlarını altüst eden tek güç idi.
Bu yüzden AKP döneminde T.S.K. asimetrik psikolojik savaşlarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, “Mehmetçik düşmanlığı” tavan yaparken, başbakanlık koltuğunda oturan şahıs a.b.d. askerlerinin sağ sağlim evlerine dönmesi için dua ediyor.
-6. yüzyılda, Çin emperyalizmi yüzünden yokolma tehlikesiyle karşı karşıya olan ve tutsak edilen Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalan tek çocuğu, Ergenekon Destanı’nda dişi bir Kurt tarafından yetiştirilip büyütülmüştür. Bu çocuk yıllar sonra soyunu devam ettirip, bir Cihan Devleti olan ve Çin emperyalizmini mağlup edecek olan Gök Türk İmparatorluğu’nu kurmuştur.
-Aşina Aşireti, Türk Soyunun Karluk Boyundandır. Uygurlarda Karluk Boyundandırlar.
-Göktürkler döneminde Çin emperyalizmi, Göktürkleri yıkabilmek için, içten parçalama stratejisini uygulamıştır. Nitekim Gök Türkler’in yıkılışı Çin emperyalizminin kullandığı Uygurlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
-Şimdi günümüzde olanlara bakarsak, Silivri’de, Hasdal’da, Metris’te tutsak edilen Kahramanlarımız, işte bu 6. yüzyılda hayatta kalmayı başaran tek Türk çocuğunun evlatlarıdır.
Günümüzdeki Gök Türk Hanedanlığını tarif edelim:
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Koruyucuları olan Oğuz Boyundan Atatürkçü’ler = Gök Türk İmparatorluğu’nu kuracak olan Karluk Boyundan Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalmayı başaran tek çocuğu.
2. Amerika = Gök Türk’leri entrikalarla içten yıkmaya çalışan Çin Emperyalizmi
3. A.B.D tarafından kullanılmakta olan ve Türkiye Cumhuriyet’ini yıkmayı hedefleyen Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanı Yobaz AKP’li kitle(Oğuz Boyundan) = Çin Emperyalizminin Gök Türk İmparatorluğunu yıkmak için kullandığı Uygur Türkleri(Karluk Boyundan)
4. Türkiye Cumhuriyeti(Oğuz Boyundan) = Gök Türk İmparatorluğu(Karluk Boyundan)
5. SONUÇ: Türk Milleti elinde sonunda emperyalist devleti yıkacaktır, parçalayacaktır, darmadağan edecektir!
-Günümüzde yargılanan sözde Ergenekon Örgütü, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin Tam Bağımsızlığını canları pahasına ebediyet için korumayı hedeflemiş olan Atatürk’ün Askerlerinden oluşan Milli bir Örgütlenmedir(herhangi yasa dışı bir faaliyette bulunmayan).
-Bu örgütlenme, 1980 darbesi sonrasında ayaklanan/özüne-dönen namuslu ve şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının önderliğinde başlamıştır. Yani, bu örgütlenme, Atatürkçü ve Anti-Emperyalist düşünceye sahip olan Eşref Bitlis Paşa’mız ve onun yolundan yürüyen Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek’lerin A.B.D.’ye karşı verdikleri asil mücadeleler ile birlikte başlamıştır.
-AKP döneminde bu kutsal görevleri yürüten “D.Perinçek, T.Özkan, M.Balbay, E.Poyraz, Ç.Doğan, A.Uğur, E.Alan, V.Küçük, E.Gürses, İ.Selçuk, Ş.Eruygur, H.Tolon, L.Ersöz, S.Öztürk, D.Çiçek, H.Iğsız, S.Yalçın, B.Pehlivan, B.Terkoğlu, D.Yıldırım, V.Küçük, İ.Başbuğ, A.Yıldırım” gibi Atatürkçüler, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Islak İmza”, “İnternet Andıcı”, “Kafes”, “ODATV”, “Spor’da Şike”, vs. gibi isimlerin verildiği ve hukukun çiğnendiği davalar ile birlikte zindanlara atılıp tutsak edinmişlerdir. Onların yokluğunda Asil Türk Milleti’miz ve Türkiye Cumhuriyet’i bölünme/yıkılma aşamasına getirilmiştir!!!!
-Ergenekon'daki Kahraman Bozkurtlar çıktı, Fethullahçılar yargılanıyor, ABD Suriye'de yenildi, Büyük bir Ekonomik Kriz yolda, SIRA AKP hükümetinin devrilip yargılanmasındadır, ondan sonra SIRA ABD'nin Orta Asya ve Orta Doğu'dan tamamı ile yokedilip tekmelenmesine GELECEK, BU GÜNLERİ GÖRECEĞİZ, ÇOK YAKIN! EN BÜYÜK HEDEF TÜRK BİRLİĞİ'DİR!

Silivri Mektupları ve Asker Ailelerinin Tepkileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 02:42

Silivri Mektupları ve Asker Ailelerinin Tepkileri

Yazmakta ve değerlendirmekte oldukça zorlandığım bu sayfaların, özellikle askerler açısından kitabın en acı ve en hüzün verici bölümü olduğu kuşkusuzdur. 'Mustafa Kemal sevgimiz, çizgimiz bize zehir edilmeye çalışılıyor, vicdanımızı yastık yapar yatarız, ama yastığımızın altına da Nutuk koyarız. Bizler burada nöbetteyiz. Türk Silahlı Kuvvetleri mahkeme salonlarına sığmaz' diyen teğmenlerden, 'Bir SAT komandosu bu kadar zeka özürlü davranış sergiler mi?' diyen binbaşılara, 'Toplumumuz bu görüntüleri bir arşiv filmi gibi izliyor? Bunu asla kabul etmiyorum, edemiyorum' diyen albaylara, 'Bizlere güvenin, ancak sakın acımayın. Er ya da geç yüce Türk adaleti önünde aklanacak ve girdiğimiz gibi başımız dik çıkacağız buradan' diyen amirallerden, 'Bizi düşman ordusunun esir düşen generalleri gibi sorguladılar' diyen generallere, 'Mücadele şimdi başlıyor' diyen Ordu Komutanlarına, 'Çok enteresan sorular, çatı akarsa hepimiz ıslanırız' diyen Prof. Haberal'dan 'Türkiye iç kanama yaşıyor, burada düşünce soykırımı yapılıyor' diyen gazeteci Mustafa Balbay'a kadar her biri mesleklerinin ve çevrelerinin yüz akı ve onuru olmuş kişiler. Şimdi Silivri zindanlarında olmayan ve hiçbir zaman da gelmeyecek olan adaleti bekliyorlar!

Kara Pilot Teğmen M. Ali Çelebi:

'Nutuk Cezaevinde Serbestse Ben Orada Olacağım' Ergenekon tertibiyle tutuklanan Kara Pilot Teğmen Mehmet Ali Çelebi, 20 aydır Hasdal Cezaevi'nde.

Nutuk'tan, Atatürk'ün yazdırdığı Medeni Bilgiler kitabından alıntılar yaptığı telefon konuşmaları, hakkındaki suç delilleri arasında gösteriliyor. Teğmen Çelebi, ikinci Ergenekon davasının 13 Nisan'da yapılan duruşmasında, mahkeme heyetine sunduğu yazılı savunmada, Nutuk'un suç delili sayılmasına anlamlı bir yanıt verdi.

"Türk Milleti adına karar veren heyetinizden, Nutuk'u suç sayan bu iddianameyi tarihin çöplüğüne atmanızı talep ediyorum" diyen Çelebi'nin savunması şöyle idi:

Yarasalar, Tarantulalar ve Karışık Beyinler... Atatürk'ten, yarattığı devrimlerden koparılmak istenen koşullarda yaşıyoruz, yaşatılıyoruz. Mustafa Kemal düşüncesi en tehlikeli biçimde sorgulanıp zehirlenmektedir.

İnsanlık tarihinde olağanüstü bir uygarlık devrimi gerçekleştirmiş kişiyi yıkmak isteyenlerin amacına hizmet edilmektedir. Telefon tapelerimde; tarihi yaşayan, yaratan ve yazan ebedi önderimizin eseri TC Kuruluş Destanı, Nutuk, daha uygar bir geleceği güvenceye almak için Ata'nın, Afet İnan'a yazdırdığı Medeni Bilgiler, ülkemizin tapusu Lozan'ı konu edinen ve ülkenin birliğini amaç güden cümleler suç unsuru olarak görülerek kalın ve büyük puntolarla işaretlenmiştir. Nutuk'u ancak, Mustafa Kemal'in ışığından ruhları kamaşan yarasalar, Medeni bilgileri ancak medeniyet düşmanı ahlak tarantulalaları, ozan'ı ancak garip ihtirasların bulandırdığı karışık beyinler suç unsuru olarak görebilir.
Nutuk'ta Terör Yok, 'Ya İstiklal Ya Ölüm' Var Bunu yapanlar Türk Milletinin kutsallarını, üzerinden destursuz geçilebilecek bir köprü mü sandılar?

Mustafa Kemal bu gibileri şöyle tarif ediyor:

Aklı eren, memleketini seven, hakikati gören kimselerden düşman çıkmaz. İçimizden böyleleri çıkarsa onlar ya aklı ermeyen cahiller ya memleketini sevmeyen kötüler ya da hakikati görmeyen körlerdir! Vatanın bütün ümit ve istiklalini bağladığı gençliğin neyi görmesini istemiyorlar. Orada terör yok. 'Ya istiklal, ya ölüm' var.

Temel ilke Türk ulusunun haysiyetli ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu temel ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla elde edilebilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygarlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir işleme layık olamaz.' Orada terör yok. Türk Bağımsızlık Savaşı'nın hangi koşullar ve çetin güçlükler içinde kazanıldığı ve eseri gençliğe emaneti var. Gençliği en elverişsiz koşullarda dahi eyleme çağıran yüreklendirme kamçısı Gençliğe Hitabe var. O Gençliğe Hitabe ki, onda uygarlık, bağımsızlık ve özgürlük uğruna sonsuza dek sürecek uğraşların ve savaşların şu tükenmez buyruğu var. 'Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum.

Ey Türk gençliği, Birinci vazifen Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir, mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur.' Nutuk'ta Darbe yok! Kültür devrimi, bağımsızlaşma, çağdaşlaşma, demokratikleşme var. Mustafa Kemal sevgimiz, çizgimiz bize zehir edilmeye çalışılıyor.

120 Bin Ay Yatsam Ne Olur! Çok net ifade ediyorum. Bunları buraya suç unsuru olarak koyanların görevleri beni bununla suçlayıp hapis yatırmaksa, benim görevim hapis yatmaktır. Onların görevi beni öldürmekse, o zaman benimki de bu uğurda ölmektir. Hem de gözümü bile kırpmadan. Bu düşüncede olanlar sürgüne gönderiliyorsa, benim görevim umutsuzluğa kapılmadan yola çıkmaktır. Nutuk, Medeni Bilgiler, Lozan, Hasdal'da serbestse ben orada olacağım. Vicdanımızı yastık yapar yatarız, ama yastığımızın altına da Nutuk koyarız.

Mustafa Kemal'in asil devletinde bunları suç kabul eden herkese sesleniyorum:

Zincire vursanız ellerimi ve ayaklarımı tehdit edebilirsiniz. Boynunu vurduracağım derseniz boynumu tehdit edersiniz.

Avukatını tutuklarım derseniz savunmamı tehdit edersiniz. Hapiste çürüyeceksin derseniz tehdit ettiğiniz şu zavallı bedenimdir. 20 ay yattım 120 bin ay yatsam ne olur? Ömrüm zindanda bitse ne olur? Adam olan yeminine sadık kalır. Ben askerlik yeminime sadık olarak bu dünyadan göçeceğim. Beni, benliğimi, ruhumu hiçbir şekilde tehdit edemezsiniz. Bunlardan biri için bile korkuya kapılacak olursam, işte o zaman tehdit edilen gerçekten ben olurum.

Bizler Burada Nöbetteyiz

Vatanını, ulusunu sevmiş olmanın bedelini ödeyen insanların ne ilkiyiz ne de sonuncusu. Ancak unutulmasın ki, biz burada olduğumuz için Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyüklüğünden bir şey kaybetmez. Vatan sağ oldukça elbet bu mevkilere, makamlara gelip bu görevleri ifa edecek vatan evlatları bulunur.

Üç tane alırsınız, her sene Harbiye'den bin tanesi mezun olur. Türk Silahlı Kuvvetleri mahkeme salonlarına sığmaz! Ben adı Türk olan milletin askeriyim. Biz Türk askerleri karşımızda ölüm, elimiz vicdanımızda, torunlarımızın yarın inceleyeceği tarihe ait mesuliyetler gözümüzün önünde, yolumuzu Mustafa Kemal'in Türkiye Cumhuriyeti için yaşam nöbeti tutan sözleri ve direktifleri çerçevesinde çiziyoruz. Herkes bilsin ki, bizler burada nöbetteyiz. Mustafa Kemal Atatürk için her koşulda, her zamanda ve mekanda siper olacağız. O yükseklerdedir, ama bacakları halen duyarlıdır. Yere değdirmese de bizim gibi şerefli Türk Subaylarının, şerefli Türk aydınlarının başlarına basa basa, omuzlarına basa basa ileri atacak adımlarını, yürüyecek!
O bu topraklarda hiç kaybetmedi, yine kazanacak! Türk Milleti adına karar veren heyetinizden Nutuk'u suç sayan bu iddianameyi tarihin çöplüğüne atmanızı talep ediyorum.

Poyrazköy davasında silah ve cephaneleri gömmek, örgüt üyesi olmaktan yargılanan SAT (Sualtı Taarruz) Komandosu E. Deniz Binbaşı Levent Bektaş'ın, 21 Mayıs 2010 tarihinde Gazeteci Emin Çölaşan'a cezaevinden yazdığı mektubun özeti:

"Sayın Emin Çölaşan, tutukluluğumun 12. ayını doldurduğu bugünlerde size Silivri Cezaevi'nden yazıyorum. 12 aylık esirlik sonunda savunmamı yapabildim. 10 saat süren ifadem sonucunda suçsuzluğumun en somut delillerini mahkemeye arz ettim. Kirli senaryoyu ortaya koyan nice delillere rağmen mahkeme tutukluluğumun devamına karar verdi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile personelini hedef alan bu davada mahkemeye sunulan bilgi ve bulguların ne kadar dayanaksız olduğunu, halen uygulanan kirli komplonun neler olduğunu net bir biçimde ortaya koyduk, ama tutukluluk devam ediyor. Adalet sistemi hukuk kurallarıyla çalışmıyor. Aksi takdirde tutukluluk sürecimiz hemen bitirilir, bu kirli tezgahı kuranlar için yasal işlem yapılıp onlar derhal tutuklanırdı. Biz terörist değiliz. Üretilen tüm belgeler sahtecilikle üretilmiştir. Nasıl kopyala yapıştır yöntemi uygulandığını mahkemede tek tek kanıtladık. Kimliği bilinmeyen ihbarcıların düzmece mektuplarıyla burada tutuluyoruz. Silah ve mühimmat gömmüşüz!

Olayla benim aramda hiçbir parmak izi, bilgi, bulgu, DNA yoktur. İddia edilen planlar sahtedir. Tarihler tutarsızdır. Bir suç örgütü düşünün ki, planlan beraber yapmışız, ama birbirimizi tanımıyoruz! İddianameye göre, özel eğitim almış komandolardan oluşan bu örgüt, mühimmat gömdüğü yeri ağaca tornavida çakarak işaretliyor! Dere yatağında bir karış suya, elektrikli ateşleme sistemi olan mühimmatı gömüyor! Üyeleri, deşifre olduklarını gösteren ihbarları birbirinden saklıyor! Yukarıda saydığım ve zeka özürlü davranış sergileyen olayları 15 yıl SAT komandosu olarak görevde olan bizler mi yapacağız? Size tüm kalbim ve suçsuzluğumla haykırıyorum. Bana yüklenmek istenilen olaylarla hiçbir ilgim yoktur.

12 ay boyunca suçlu olduğumu ima eden yüzlerce yayın yapıldı. (AKP medyasını kastediyor) Omurgasını ve kalemini maaş çekini ödeyen kurumlara satmış birtakım gazeteciler tarafından peşinen suçlu ilan edildim. Ailesini ve sosyal yaşamını 42 yaşına kadar hiçe sayarak hayatını feda eden, ülkesine ve milletine hizmet eden bir kişi iken, devlet düşmanı, sapık amaçlara hizmet eden bir katil görüntüsüyle tanıtılmak vicdanlara sığar mı? Ben ve arkadaşlarım, savunmalarımızın ve duruşma tutanaklarıyla kanıtlanan onurlu mücadelemizin, ailelerimize bırakacağımız en değerli miras olacağına inanıyoruz.

Sizi saygıyla selamlıyor ve uzun mektubumu şair Mehmet Akif Ersoy'un şu dizeleriyle bitiriyorum:

Cani geziyor dipdiri, can veriyor masum/Suç başkasının da, neden başkası mahkûm?"

E. J. Alb. Atilla Uğur'un Emin Çölaşan'a Mektubu "Sayın Emin Çölaşan, ben tüm meslek hayatını terör örgütleri ile mücadele içinde geçirmiş, bu yüzden onların hedefi olmuş, kucağında personelini şehit vermiş, bebek katilini İmralı Adası'nda teslim alarak sorgulamış emekli bir jandarma subayıyım.

Bütün hayatım terörle mücadele içerisinde geçmesine karşın, halen 'Terörist' olma suçlamasıyla tutukluyum. 22 ayı aşan tutukluluk halim cezaya dönüşmüştür. Sayın Çölaşan, askerler şeklen emekli olurlar. Ülkeleriyle birlikte nefes alıp vermeye devam ederler. Manen nöbet hizmetimiz ölünceye dek sürer. Benim şimdiki nöbet yerim ise Silivri Cezaevi! 21 Mart Nevruz görüntülerini içim kan ağlayarak izledim... Ve size bu satırları yazmaya karar verdim. Göndereceğim en uygun kişinin siz olduğunu düşündüm. Kitap ve yazılarınızı uzun zamandır beğeni ile takip eden bir okurunuzum. Nevruz hepimizin, Anadolu'nun bayramıdır. Kutlama için toplanan yurttaşlarımızın arasına sızan terör örgütü yanlıları binlerce kişiyi terör örgütü ve terörist başının propagandasına alet etmişlerdir. 21 Mart Nevruz görüntüleri, Diyarbakır'ımızın görüntüleri değildir.

Bunlar terör örgütü yuvası Kandil'in görüntüleridir. Kandil, Diyarbakır'a taşınmıştır. Habur'da şehit kanı üzerinde şov yaptıktan sonra kurulan çadır mahkemesinde serbest bırakılanlar, Kandil'i Diyarbakır'a taşımışlardır. Görüntüleri izlerken, kucağımda şehit düşen Mehmetçiklerimin ve diğer şehitlerimizin anne, baba ve diğer yakınları geldi aklıma. Tekrar yıkıldıklarını düşündüm ve kahroldum. Sayın Çölaşan, Türkiye'mizin huzur içinde olmasını en çok biz askerler isteriz. Çünkü bozulan huzurun bedelini kanımızla ve canımızla ilk önce biz ödemişizdir. Bazen merak ediyorum, toplumumuz bu görüntüleri bir arşiv filmi gibi mi izliyor? Ülke nasıl bir ortama sürüklendi? İnsanlarımızın oynanan bu rezil oyunu görmeme ihtimali var mı? Bunu asla kabul etmiyorum, edemiyorum. (Emin Çölaşan'ın notu: Albayım, memlekette AKP'nin buluşu olan Kürtçülük açılımı var! Siz Silivri'de yatarken haberiniz olmadı mı? Bunlar henüz başlangıç. Daha neler olacak neler!) Oğlunu davul zurnayla askere uğurlayan, şehit olarak geri döndüğünde ise 'Onu vatan toprağı ile nikahladım' diyen vatansever ve çilekeş insanlarımızın, isyanlarını içlerine gömdüklerini düşünüyorum. Sayın Çölaşan, sizin gibi her şeyin farkında olan bir Cumhuriyet aydını vasıtasıyla sesimi halkımıza duyurmak istedim. Umudum asla kaybolmamıştır. Umudumu yitirseydim bu mektubu yazmazdım.

Yüce Yaradan'ın izniyle kazanan yine yüce Atatürk ruhu ve Türkiye olacaktır. En içten selam ve saygılarımla. Not: Koğuş arkadaşlarım Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan'ın da size selam ve hürmetlerini iletiyorum. Atilla Uğur. Emekli Jandarma Kıdemli Albay. Silivri Cezaevi F-12 koğuşu 28 Mart 2010"

Tümamiral Semih Çetin'in Can Ataklı'ya Mektubu Can Ataklı köşesinde "Önceki hafta pazar günü Silahlı Kuvvetlerle ilgili yazdığım yazıya pek çok olumlu-olumsuz tepki aldım. Halen tutuklu olan Tümamiral Semih Çetin de yazıdan duyduğu üzüntüyü ve duygularım anlatan bir mektup gönderdi. Bu mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum." diye yazarken, Tümamiral Semih Çetin'in mektubuna da yer vermişti.

Mektup şöyleydi:

"Sayın Ataklı; sözde Balyoz Harekat Planı Soruşturması kapsamında 25 Şubat 2010 tarihinden itibaren Hasdal Cezaevi'nde tutuklu bulunuyorum. Bu arada tahliye edilip yeniden tutuklandığımız birkaç günlük süreyi saymazsanız, yaklaşık 7 haftadır cezaevindeyim. Üzülerek okuduğum ve bazı bölümleriyle bana cevap hakkı doğurduğunu düşündüğüm 19 Nisan 2010 tarihli yazınız üzerine, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin personelini daha iyi tanımanıza yardımcı olması ümidiyle bu mektubu gönderiyorum. Öncelikle yazınızın istemeden de olsa Türk Silahlı Kuvvetleri'ni zayıflatmak ve halkın gözünde küçük düşürmek maksadıyla yürütülen hayasız bir savaşın amacına hizmet ettiğini düşünüyorum.

Bu savaşta amaç, düzmece bulgu ve belgelerle teğmeninden amiraline ve generaline kadar onlarca şerefli Türk subayının tutuklanmasını sağlamak, böylelikle bir yandan bu personel hakkında komutanlarının kafasında şüphe yaratırken, diğer yandan da aynı personelin uğradıkları büyük haksızlığa engel olamadıkları düşüncesiyle komutanlarına olan sevgi ve saygısını ortadan kaldırmaktır. Ancak şurası iyi bilinmelidir ki, gerektiğinde bu vatan uğrunda gözünü kırpmadan can vermek üzere yemin etmiş biz şerefli Türk subayları, haksız yere hapse atıldık diye düzmece belgeleri düzenleyen alçakların oyununa gelecek değiliz. Bir generalin savcının karşısında dil dökmesini anlamakta zorlandığınızı yazmışsınız. Amirallerle aynı duygu ve düşünceler içerisinde olduğunuzu varsayarak anlamanızı kolaylaştırmak isterim.

Yapılan mesnetsiz ithamlar cevaplanmadığı takdirde bunun 'Cumhuriyet savcısına ifade vermeye tenezzül etmediler', 'yargıya hakaret' ya da 'yargıya da saygıları yok' başlıklarıyla istismar edileceğinden emindim. 1 Nisan'da 19 subayı tahliye eden hakimin karar öncesi ve sonrası medyada benzer başlıklarla linç edildiğini ve birkaç köşe yazarı dışında bu duruma kimsenin tepki vermediğini hatırlatmak isterim. Ayrıca iyi niyetlerine inanmak istediğim savcıları plan, plan semineri gibi yabancı oldukları askeri konularda aydınlatarak ellerindeki belgelerin tamamen düzmece olduğunu kanıtlamaya çalışmanın neresi yanlış? Bunun dik duruşla ne ilgisi var, doğrusu ben anlayamadım. Rapor alıp hastane köşelerinde saklanmaya gelince. İleri derecede bel fıtığı rahatsızlığım var. Cezaevinde iken durumum kötüleşince doktor hastaneye sevk etmek istedi. Cezaevi aracına binmeyi onuruma yediremediğim için gitmedim. Tahliye olduğumda tedavi için hastaneye yattım. Doktorun ameliyat önerisi yanlış yorumlanır endişesiyle, tedaviyi yarıda kesip yeniden tutuklama kararına uyarak cezaevine geri döndüm.

Yazımzı okuduğumda ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım. Beni üzen bu yorumun bizleri yargılanmadan şimdiden mahkûm eden maksatlı medyadaki yazarların değil, sizin gibi neler olup bittiğinin farkında olduğunu sandığım bir köşe yazarının kaleminden çıkmış olmasıdır. Vatan savunması için ölümü göze almış insanların hapisten kaçmak için bir sağlık sorunu olmadan hastaneye yatabileceğim nasıl düşünebilirsiniz inanamıyorum. Halen hastanede yatan güvenmediğinizi belirttiğiniz generalleri ziyaret ettiğiniz takdirde bu yargınızın değişeceğine eminim. Sayın Ataklı; Şu an yaşadıklarımıza en çok üzülen insanlardan biri olduğunuzu biliyorum. Ama yazınızın bazı bölümleriyle maksadını aştığım düşünüyorum. Moralinizi bozmayın ve bizlere güvenin, ancak sakın acımayın. Er ya da geç yüce Türk adaleti önünde aklanacak ve girdiğimiz gibi başımız dik çıkacağız buradan. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de bu süreçten bazılarının umduğu gibi zayıflayarak değil, daha da güçlenerek çıkacağından endişeniz olmasın. Saygılarımla, Tümamiral Semih Çetin"

Korgeneral Engin Alan'ın Emin Çölaşan'a Açıklamaları ve Yazdığı Mektup

Emin Çölaşan köşe yazısında "Silivri Cezaevi'nde Balyoz'dan yatmakta olan Emekli Korgeneral, Özel Kuvvetler eski komutanı Engin Alan'ın yazdığı bir mektup önceki gün elime ulaştı. Ben mektubu aldığımda, Alan tahliye edilmiş, sonra yine tutuklama kararı alınmış ve şimdi GATA'da yatıyordu. Dün Engin Paşa'yı gazeteci arkadaşım Saygı Öztürk ile birlikte hastane odasında ziyaret ettik. Bir sürü aletlere bağlı, pijamalarıyla yatıyordu. İki gün önce anjiyo yapılmış. Engin Alan Paşa, gerçek bir kahramandı. Yıllarca Özel Kuvvetler Komutanı olarak Güneydoğu ve Kuzey Irak'ta PKK ile vuruşmuş, Şemdin Sakık'ı yakalayıp Türkiye'ye getirmiş, Abdullah Öcalan olayının pek çok aşamasında bulunmuştu.

Dün hastane odasında konuştuklarımızla bana gönderdiği altı sayfalık mektupta söylediklerini harmanlayarak yazıyorum" diyor ve Korgeneral Engin Alan'la görüşmesine yer veriyordu:

"Ben hayatımda Aspirin almamış adamım. İlk kez hastanede yatıyorum ve bu bana çok koyuyor. Son yaşadıklarımızın etkisiyle tansiyonumda anormal oynaklıklar, kalpte bozukluk ortaya çıkınca buraya yatırdılar.

Şimdi hayatımda ilk kez bir sürü ilaç veriyorlar. Ben dağlarda ölümlerden dönmüş adamım. Kucağımda nice Mehmetçikler, hatta emir subayım şehit düştü. Üç kez helikopterde mermi yedim, iki kez PKK tarafından tarandım. Kuzey Irak'ta Metina Dağları'nda tümgeneral rütbesiyle tam 38 gün dağlarda kaldım, vücuduma su değmedi, bitlendim. Ben bedavadan yaşayan adamım. Ölümden korkmam. Ben bunlardan mı korkacağım? Bunlara mı diz çökeceğim? Benim 20 yıl savaştığım adamlar, Habur'dan girdi, seyyar mahkemede serbest bırakıldı. Şimdi biz terörist olduk! Hem bunlar, hem de Türkiye'nin göz göre göre bitirilişi bana çok koyuyor. Poliste ve savcılıkta yapılan işlemler daha da fazla koyuyor. Poliste, sanki aranan sabıkalılar gibi üzerimize levha koyup resimlerimizi çektiler, parmak izlerimiz alındı. Savcılar, sorgulamada tek bir suçlama getiremedi. Ancak gözlerindeki kin ve nefreti hepimiz görüyorduk.

Neyle suçlandığımı bilmiyorum, çünkü mahkemenin gizlilik kararı varmış ve her şey gizliymiş. Bizi düşman ordusunun esir düşen generalleri gibi sorguladılar. Pişmanlık yasasından yararlanmak isteyip istemediğimi sordular. Bunların hepsi onurumuzu kırmak için yapılıyordu."

Çölaşan soruyor, Engin Alan Paşa yanıtlıyordu:

— Peki, Özel Kuvvetler Komutanı Engin Alan Paşa hastanede yatmayı sürdürecek mi?

— "Doktorlar bıraktığı anda, ben burada bir dakika durmam. Silah arkadaşlarım cezaevinde yatarken ben burada yatmam. Doktorlar karşı çıksa bile mutlaka Silivri'ye döneceğim. O yürek, o cesaret bende var. İşte, aletleri görüyorsunuz. Bir sürü aletle sağlık durumum 24 saat izleniyor. Tek çareleri beni öldürüp kurtulmaktır. İdam cezasını getirsinler, beni assınlar ona bile razıyım. Ya da beni İmralı'da Abdullah Öcalan'ın veya Diyarbakır'da Şemdin Sakık'ın yanına gönderecekler, yarım kalan hesabımızı orada bitireceğim."

— Peki, Balyoz olayı nedir? Var mı böyle bir darbe girişimi?

— " Yok, böyle bir şey. O seminere katılan 162 komutan aklını mı yitirdi ki, böyle bir şey olsun!

Cami bombalama filan külliyen yalan. Orada, Yunanistan'la aramızda savaş çıktığında arkamızda toplu isyan olursa ne yapılır, onlar irdelendi".

— Geçmişte Engin Paşa Gelibolu'da Kolordu komutanıyken Tayyip'le aralarında bir sürtüşme yaşanmış mıydı?

— "18 Mart törenlerinden Kolordu olarak biz sorumluyduk. Bütün program yapıldı. Bana vali aracılığıyla haber gönderiyor. 2 saat geç gelecekmiş, töreni geç başlatsınlar diyor! Kabul etmedim, emir değişmez dedim. O da zamanında gelmek zorunda kaldı. Konuşması bitti, alkışlamadım, ayağa kalkmadım. Olay budur."

— Bunlar özellikle özel Kuvvetlerden korkuyor mu?

— " Hepimizden korkuyorlar. Çok korkaklar. Ama en büyük korkuları Özel Kuvvetlerle birlikte, denizcilerin SAS ve SAT komandolarıdır.

Onun için denizcilerin üzerine gidiyorlar." Çölaşan, ertesi gün Engin Alan'ın mektubuna yer veriyor ve şöyle yazıyordu:

"Sevgili okuyucularım, bordo berelilerin efsane komutanı Engin Alan Paşa'dan aldığım mektup ve dün kendisiyle Saygı Öztürk'le hastane odasında yaptığımız söyleşiyi harmanlayarak yazdığımı belirtmiştim.

Şimdi bu bölümde, uzun mektubunu özetleyerek devam ediyorum:

'Sayın Çölaşan... Balyoz isimli tertip sonucu cezaevindeyiz. Bu mektup benim için bir ilk. Sadece size yazıyorum. Neden size? Düşüncelerimi onurlu, namuslu, yürekli bir yurtsever, Atatürk Milliyetçisi ile paylaşmak için... 26 Şubat'ta Çetin Doğan Paşa ile savcılık sorgusuna alındık. Tam 2,5 saatlik sorguda bana benimle ilgili bir tek soru yok! Ben ne yapmışım? Yok! Arada bir de tuzak soru var.

Diğer ordular da böyle seminerler yapar mı? Amaçları, olayı TSK'nın bütününe yansıtmak. Adalet Bakanlığı Müsteşarı o gün, bizler tutuklanmadan önce Beşiktaş Adliyesi'nin hemen yanındaki Four Seasons Otelinde kamp kurmuş durumda. Tutuklamayla ilgili ben ve avukatlarım ısrarla neyle suçlandığımızı gösteren belge ve bilgileri istiyoruz.

Cevap:

Mahkemenin gizlilik kararı var. Hele bir Silivri'ye git, orada öğrenirsin! Okyanus ötesinde ABD/CIA-Fethullah-AKP üçlüsü tarafından tezgahlanan sahte ve düzmece bir kurgu ile insanların onuru ve şerefi ayaklar altına alınıyor. TSK her gün hakaretlere uğruyor. Çok gizli planlarını bile koruyamaz, tatbikat, seminer yapamaz, üç kamyonunu yürütemez, mühimmatını taşıyamaz hale getiriliyor. TSK bitirildikten sonra gelsin Kıbrıs, gelsin Ermenistan protokolü. ABD çekilince Irak bataklığı ve bunun öncüsü olan KÜRT AÇILIMI. Sonra gelsin ABD'nin İran planları. İşgalci TC Kürdistan'dan defol! Öcalan'a özgürlük! İşte size sıfır sorun! Ben niye bunlarla 20 yıl mücadele ettim? Niye fidan gibi şehit evlatlarımı toprağa koydum?

Ben neyin bedelini ödüyorum? Terörist yaftalamasıyla beni Silivri'ye attıran irade kim? Bunları sormak hakkım değil mi? Ben hapisten, mahkemeden, ölümden korkmam. Asla diz çökmem, teslim olmam. Eğer bir şey yaparsam yaptım diyecek ve bunun bedelini ödeyecek yürek ve cesaret sahibiyim. Öyle bir durumda savcı, hakim ve infaz memuru da ben olurum, infazı bunlara bırakmam. Ama bu haksızlıkların, hukuksuzlukların bir sonu olmalıdır diye düşünüyorum. Belki inanmayacaksınız ama Sayın Çölaşan, ben ne Sakık, ne de Öcalan olayını eşim ve çocuklarımla bile paylaşmadım. O sırları mezara götüreceğim. Ama bugün ilk defa düşüncelerimi sizinle, bir vatanseverle paylaşmak istedim. Bu mektup, bu isteğimin ürünüdür. Size ve hanımefendiye saygılar sunuyorum.

Bu mektubu okuyunca gözlerim dolmuştu. Dün GATA'daki kısa ziyaretimizde bu kez, hayatımda ilk kez görüp tanıştığım Engin Alan Paşa'nın gözlerinin dolduğunu gördüm. O sırada kucağında can veren şehitlerimizden söz ediyordu. Vedalaşırken sarıldık...

Bir şey daha söyledi, bu kez benim gözlerim doldu:

'Düzeldiğim anda cezaevine döneceğim. Gidişim fazla uzun sürmeyecek. Ama başımı eğmeyeceğim, dimdik ayakta olacağım. Ve şunu herkes iyi bilsin. Hak, hukuk, adalet kalmadığı için bir girdik mi bizi bir daha bırakmayacaklar, dışarı çıkarmayacaklar.' Evet, bir kahramanla, efsane komutanla sarıldık, vedalaştık." Aynı süreçte, ben de Korgeneral Alan'ı GATA'da iki kez ziyaret ettim. 28 Nisan'da yaptığım son ziyarette 'Doktorlar izin verirlerse yarın İstanbul'a gidip savcılığa teslim olacağım' demişti. Dediği gibi de oldu ve 29 Nisan 2010 günü geldiğinde TSK'nın örnek, saygın ve kahraman komutanı Korgeneral Engin Alan Silivri'deydi. Mutlu olduğunu sanıyorum, çünkü hedefin TSK'yı bitirmek olduğunu biliyordu ve burada mücadelesine yeniden başlayacaktı.

Mutlu idi, çünkü silah arkadaşlarına tekrar kavuşmuştu. Komutanım; şu an dışarıdasınız. Ancak, şartlar ne olursa olsun yalnız değilsiniz, hepimiz Engin Alan'ız, yüreğimiz sizinle.

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz Tedavi Gördüğü Hastaneden Video Konferans Sistemiyle Yaptığı Savunmasında Atatürk Devrimlerini Savunmanın Suç Olduğunu Söyledi Konuşmasına "Silivri toplama kampında arkadaşlarımla birlikte olmayı arzu ederdim, ama sağlık durumum buna elvermemektedir. Emperyalist güçler karşısında boyun eğmeyen, Türkiye'nin bağımsız, çağdaş, laik, ulus devlet ve üniter yapısı ile Atatürk ilke ve devrimlerine yürekten inanmış ve yıllarını bu uğurda mücadele ederek geçiren silah arkadaşlarımı, ülkemizin karanlıktan aydınlığa çıkmasını hedef ve ilke edinmiş beni tanıyan ve tanımayan yazar, basın mensubu, güvenlik görevlisi, yargı mensubu ve aydınları saygıyla selamlıyorum.

Türk toplumunu terörize etmek üzere kurgulanan sözde darbe planları ve o süreçte yaşananlar ile üzerimize yıkılmak istenen suçlamalarla ilgili tüm hususlara tek tek cevap vereceğim" diye başlayan Ersöz, Şırnak İl Jandarma Komutanlığı yaptığı sırada 2001'de HADEP İlçe Başkanı Serdar Tanış ile yöneticisi Ebubekir Deniz'in Silopi'de jandarma tarafından gözaltına alındıktan sonra kayboldukları iddialarına ilişkin olarak "Aynı partinin yöneticilerinden iki kişinin kaybolmasında karakoldan çıkışları belgeyle sabit olmasına ve hakkımda verilen takipsizlik kararının uzun itirazlar sonucu mahkemece kesinleşmesine rağmen parti yöneticileri, örgüt, yandaş basın ve kalemleri tarafından hedef gösterilmemin sonucu mu burada bulunuyorum" diye sordu.

Ergenekon diye bir örgütün bulunup bulunmadığına mahkemenin karar vereceğini söyleyen Levent Ersöz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bugün uygulamalar neticesinde toplum üzerinde amaçlanan korku ve baskı sağlanmış, birçok çevre, düşünür susturulmuş, etkisiz hale getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nde irtica ve bölücülük tehlikesinden bahsetmek, bazı kurumları eleştirmek, AB ve ABD'nin Türkiye aleyhine yaptığı faaliyetleri vurgulamak, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmak suç haline gelmiştir. Eğer bunlar suç olmasaydı bugün bu toplama kampı olur muydu?" Kızının eski Jandarma Genel Komutanı tutuksuz sanık Şener Eruygur ile bir telefon görüşmesinin kendisi için "örgütsel irtibat" olarak değerlendirildiğine dikkat çeken emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, kızı F. Ersöz'ün 4 kez intihara teşebbüs ettiğini, halen psikolojik destek aldığını belirtti.

Kaynakça
Kitap: Kansız Savaş
Yazar: Osman Özbek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Silivri Mektupları ve Asker Ailelerinin Tepkileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 02:46

Emekli Askerlerden Protesto

4 Nisan Deniz Şehitleri Anma Günü etkinliklerinde bir araya gelen emekli askerler deniz kuvvetleri personeline yönelik iddiaları protesto etti.

Beşiktaş'taki Barbaros Anıtı önünde gerçekleştirilen etkinlikte, İstiklal Marşı okunması ve saygı duruşunda bulunulmasının ardından, şehitler ve tutuklu bulunan emekli ve muvazzaf askerler için Barboros Anıtı'na "Masumiyetinize İnanıyoruz" yazılı çelenk bırakıldı. Emekli Deniz Kurmay Albay Reşit Çağın, yaptığı konuşmada "Kendi yavrularımızı bir denizaltıda havaya uçuracağımızı söyleyebilecek kadar da alçaldılar. Yüce Türk adaletinin kararı kırbaç gibi yüzlerine çarptığında kaçacak yer arayacaklar. Biz ise bugün hapiste olan arkadaşlarımızla ileride ödedikleri bu diyet için gurur duyacağız" ifadesini kullandı. Çağın'ın konuşmasının ardından, emekli askerler, üzerinde "Yapılan haksızlıkları ve 'Taraflı medyayı kınıyoruz" yazılı siyah çelengi anıtın karşısına bıraktılar. Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Emekli Koramiral Atilla Kıyat, 1953'te Dumlupınar denizaltısında yaşamını kaybeden 81 denizcinin anısına 4 Nisan'ın Deniz Şehitlerini Anma Günü olarak anıldığını belirterek, "60 yıl önce vatan sağ olsun diye bir denizaltı içinde ölen şehitlerimizin torunları, bir denizaltı içinde yüzlerce öğrenciyi havaya uçurmaya teşebbüsle suçlanıyor. Bu ahlaktan yoksun, acımasız, insafsız suçlamaya karşı bugün buradayız" dedi.

Tutuklu Subayların Aileleri Örgütleniyor Ümraniye, Balyoz, Kafes, Oramirallere Suikast, Poyrazköy gibi soruşturmalardan tutuklu muvazzaf subayların aileleri ve yakınları internette kurdukları site üzerinden örgütleniyor. Kafes soruşturmasında tutuklu Albay Mücahit Erakyol'un kızı Şebnem Erakyol tarafından kurulan 'www.babamibekliyorum" isimli internet sitesinde tutuklu subayların listesinin yanı sıra subay ailelerin yazdığı mektuplar ve fotoğraflar yer alıyor. Sitede "O her sabaha yeni bir umutla uyanarak, evine döneceği günü beklemekte ve adalete inanmakta. O kim mi? O benim babam, oğlum, eşim, kardeşim. O şerefli bir Türk subayı" yazısı dikkat çekiyor. Sitede "İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın altında imzası olduğu iddia edilen Albay Dursun Çiçek'in avukat kızı İrem Çiçek'in de bir yazısı bulunuyor.

Tutuklu asker ailelerinin ilk eylemi 29 Mayıs 2010'da Anıtkabir'de yapıldı. Atatürk'ü ziyareti müteakip dağıtılan basın açıklaması ulus vicdanının yükselen sesini yansıtıyordu. Dz. Kur. Alb. Dursun Çiçek'in Kızı Avukat İrem Çiçek'in Hasın Açıklaması "Türkiye'yi çağın gerisine düşürmek ya da bölmek isteyenler, önlerinde en büyük engel olarak Atatürk'ü ve onun manevi kişiliğini görürler. Bugün, Anıtkabir'de toplanmamızın başlıca nedeni de budur. Bizler birlik içinde olduğumuz sürece, hiçbir güç bu kötü amacına ulaşamayacaktır. Bugün, babam hakkında atılan iftiraların yalnızca babamla ilgili olmadığını, yaşadığımız olayların Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tarihi anısında Atatürk'e ve Türk Ulusuna saldırı niteliğinde olduğu açıkça görülmektedir. Bu nedenle, atılan iftiralar sıradan bir karalama kampanyası değildir. Ne yazık ki, yeterli soruşturma yapılmaksızın, doğrulukları bilerek ve isteyerek araştırılmaksızın, yargılama konusu yapılabilecek kadar ciddiye alınmıştır bu iftiralar. Evet, yapılan asılsız ihbarlar ve düzenlenen sahte belgeler, bütünlüğümüzle, yönetim biçimimizle, hukuki güvenliğimizle ve ulusal geleceğimizle ilgili olduğundan önemlidir. Dolayısıyla, yapılan yargılamalar ve yargılamaya konu suçlamalar bütün kurum ve kişilerin ilgilenmesi gereken bir konudur.

Babamın yargılandığı davada, iddianamenin tüm dayanakları yalan, iftira ve uydurmadır. İhbar mektuplarını yazan ve gizli tanıklık yapan kişilerin hayal güçlerini sonuna dek kullandıkları görülmektedir. Kendisini subay olarak tanıtan, ama ortaya çıkıp ileri sürdüğü iddiaların arkasında duramayacak kadar alçak kişilerin, örgüt halinde hazırladıkları bu komplolar mutlaka ortaya çıkartılacaktır. Bugün bu kişilerin kimliklerini gizlemeye çalışanlar unutmamalıdır ki, biz genç nesillerin onlarla mücadele edecek daha uzun yılları vardır. Amaçlarına ulaşabilmek için babamın mesleğine henüz ilk başladığı yıllarından tutun da bu zamana kadar her durumuna yönelik iftira üreten bu çete ve onlara destek verenler cezasız kalmayacaktır.

Üretilen iftiralar, soruşturmanın gizli olduğu ve masumiyet ilkesinin korunması gerektiği hükmüne rağmen, basına sürülerek beyinler kirletilmiş, etki altına alınan kişilerde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ve yargı teşkilatına ilişkin şüpheler doğurulmuştur. Böylece inceleme ve araştırma alışkanlığı olmayan, kanıtsız kanıya ve yargılamadan yargıya sahip olan kişilerde oluşan şüphe, zamanla makul şüpheye ve en sonunda da düşmanlığa dönüşmüştür. Babamın tutukluluk sürecini ben böyle değerlendiriyorum. Babamın cezaevinde tutuklu olarak geçirdiği her saniyenin bu kötü düşüncelere hizmet etmekten başka hiçbir yararı yoktur. Kişileri demokrasi karşıtı, laiklik düşmanı yapabilmek için babamın adı kullanılarak 'İrticayla mücadele eylem planı' adında Türk Ulusuna karşı hazırlanmış, yoz söylemlerle dolu, yalan bir belge hazırladılar.

Önce fotokopisini piyasaya sürdükleri dört sayfadan ibaret kağıt parçasına, sonra ancak en son sayfasına atabildikleri bir taklit imza eklediler. Ve yetmedi uydurdukları, daha birçok yalanla babamın hain bir Türk Subayı olduğuna inandırmaya çalıştılar. Yapılan bu çalışmaların, üzerlerinde başarıya ulaştığı kişiler ise, Türk Silahlı Kuvvetleri ve laiklik düşmanı olup çıktılar ve verilen her tahliye kararına karşı tepki verip tutuklama kararlarını alçakça alkışladılar. Öyle ki, bir kısım hukuk eğitimi almış kişiler dahi bu tuzağa düşerek, kemikleşmiş biçimde tutuklamanın bir tedbir olduğunu, infaz olmadığını unuttular. Hukukumuz içler acısı... Yargı teşkilatı, uydurma ve yalanlarla alt üst edilip alternatif bir yargı teşkilatı oluşturularak ortaçağ engizisyon mahkemeleri kurulmaya çalışılmaktadır. Gelişmeleri tüm millet izliyor.

Kendisini vatanına hizmete adamış onurlu bir Türk subayı olan babam, terör örgütü tanımı içine sokulan bir iddianamede tutuklu sanık durumunda. Hukukta esas olan, suçluluğu hükmen kesinleşinceye kadar herkesin masum olduğudur. Biz ise suçsuzluğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz. Fiilen Şırnak'ta PKK ile çatışmış babam, bugün uydurma senaryolarla, Terör Örgütüne Üyelik suçlamasıyla karşı karşıya bırakılmışken, PKK ülkemize elini kolunu sallayarak, alkışlarla, selamlarla alınıyor. Yıllarca meslek aşkıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nde subaylık yapmış, çağdaş, Atatürk ilkelerini benimsemiş çocuklar yetiştirmiş, teröre karşı doğrudan mücadele vermiş, mesleğinde hep olumlu sicil ve başarılar elde etmiş bir subay, bugün terör örgütü üyesi olarak tutuklu bulunuyor.

Almış olduğu üç ayrı tahliye kararlarından sonra aleyhe hiçbir delil olmadan aksine lehe delillerin varlığına rağmen tutuklanıyor. Akıl ve vicdan bunu kabul edebiliyor mu? Hepimizin okuduğu hukuk aynı iken, Yargıçların ve Savcıların kendilerine verilmiş yetkileri kötü niyetle ve gerekçesiz kullanmaları, hukukun tecellisine değil, temel insan haklarının ihlaline neden olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'ne ve onun en temel erklerinden biri olan yargıya olan inancıyla, hala gerçeğin aydınlanmasını ve adaletin tecelli etmesini bekleyen babam ve bu davada bir şekilde mağdur edilen değerli insanların, bu beklentilerinin en kısa sürede gerçek adaletin tecelli etmesi ile sonuca ulaşacağından eminiz. Sarılıp öpmek için eve gelmesini beklediğimiz babalarımızın yerinde sizlerin olması, iktidarın düşüncelerinden farklı düşünmeniz, burada bulunmaktan onur duymanız sonucu iki ihbarcının hakkınızda atıp tutmasına ve bunu İstanbul Özel Yetkili Savcılarına göndermesine bakar. Bunu unutmadan, doğru bildiklerinizi yapmanız ve kurulan korku imparatorluğundan sıyrılmanız gerekmektedir.

Yürütmenin ve yasamanın tek elde toplandığı bugün, mensubu olduğum yargının da bağımsızlığını korumak adına, bugün burada Ata'mızın huzurunda toplanarak, bizlere emanet edilen Türkiye Cumhuriyetinin adaletle yönetilen bir ülke olarak gelecek nesillere bırakılması için tarihi bir sorumluluğu yerine getirdiğimizi de belirtmek isterim. 29 Mayıs 2010"
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ergenekon Davası, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Asil Türk Milleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir