Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

2008 Ergenekon Tertibi

-Ergenekon Destanı Atalarımızın Şanlı Destanı’dır.
-Ergenekon Davası'nda Yargılanmaya çalışılan Türk Milleti ve Atatürk'tür. Bu yargılamayı yapan A.B.D'dir.
-1990'ların başından beri, Eşref Bitlis önderliğindeki T.S.K. Ortadoğu'da A.B.D.'nin bütün planlarını altüst eden tek güç idi.
Bu yüzden AKP döneminde T.S.K. asimetrik psikolojik savaşlarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, “Mehmetçik düşmanlığı” tavan yaparken, başbakanlık koltuğunda oturan şahıs a.b.d. askerlerinin sağ sağlim evlerine dönmesi için dua ediyor.
-6. yüzyılda, Çin emperyalizmi yüzünden yokolma tehlikesiyle karşı karşıya olan ve tutsak edilen Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalan tek çocuğu, Ergenekon Destanı’nda dişi bir Kurt tarafından yetiştirilip büyütülmüştür. Bu çocuk yıllar sonra soyunu devam ettirip, bir Cihan Devleti olan ve Çin emperyalizmini mağlup edecek olan Gök Türk İmparatorluğu’nu kurmuştur.
-Aşina Aşireti, Türk Soyunun Karluk Boyundandır. Uygurlarda Karluk Boyundandırlar.
-Göktürkler döneminde Çin emperyalizmi, Göktürkleri yıkabilmek için, içten parçalama stratejisini uygulamıştır. Nitekim Gök Türkler’in yıkılışı Çin emperyalizminin kullandığı Uygurlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
-Şimdi günümüzde olanlara bakarsak, Silivri’de, Hasdal’da, Metris’te tutsak edilen Kahramanlarımız, işte bu 6. yüzyılda hayatta kalmayı başaran tek Türk çocuğunun evlatlarıdır.
Günümüzdeki Gök Türk Hanedanlığını tarif edelim:
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Koruyucuları olan Oğuz Boyundan Atatürkçü’ler = Gök Türk İmparatorluğu’nu kuracak olan Karluk Boyundan Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalmayı başaran tek çocuğu.
2. Amerika = Gök Türk’leri entrikalarla içten yıkmaya çalışan Çin Emperyalizmi
3. A.B.D tarafından kullanılmakta olan ve Türkiye Cumhuriyet’ini yıkmayı hedefleyen Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanı Yobaz AKP’li kitle(Oğuz Boyundan) = Çin Emperyalizminin Gök Türk İmparatorluğunu yıkmak için kullandığı Uygur Türkleri(Karluk Boyundan)
4. Türkiye Cumhuriyeti(Oğuz Boyundan) = Gök Türk İmparatorluğu(Karluk Boyundan)
5. SONUÇ: Türk Milleti elinde sonunda emperyalist devleti yıkacaktır, parçalayacaktır, darmadağan edecektir!
-Günümüzde yargılanan sözde Ergenekon Örgütü, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin Tam Bağımsızlığını canları pahasına ebediyet için korumayı hedeflemiş olan Atatürk’ün Askerlerinden oluşan Milli bir Örgütlenmedir(herhangi yasa dışı bir faaliyette bulunmayan).
-Bu örgütlenme, 1980 darbesi sonrasında ayaklanan/özüne-dönen namuslu ve şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının önderliğinde başlamıştır. Yani, bu örgütlenme, Atatürkçü ve Anti-Emperyalist düşünceye sahip olan Eşref Bitlis Paşa’mız ve onun yolundan yürüyen Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek’lerin A.B.D.’ye karşı verdikleri asil mücadeleler ile birlikte başlamıştır.
-AKP döneminde bu kutsal görevleri yürüten “D.Perinçek, T.Özkan, M.Balbay, E.Poyraz, Ç.Doğan, A.Uğur, E.Alan, V.Küçük, E.Gürses, İ.Selçuk, Ş.Eruygur, H.Tolon, L.Ersöz, S.Öztürk, D.Çiçek, H.Iğsız, S.Yalçın, B.Pehlivan, B.Terkoğlu, D.Yıldırım, V.Küçük, İ.Başbuğ, A.Yıldırım” gibi Atatürkçüler, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Islak İmza”, “İnternet Andıcı”, “Kafes”, “ODATV”, “Spor’da Şike”, vs. gibi isimlerin verildiği ve hukukun çiğnendiği davalar ile birlikte zindanlara atılıp tutsak edinmişlerdir. Onların yokluğunda Asil Türk Milleti’miz ve Türkiye Cumhuriyet’i bölünme/yıkılma aşamasına getirilmiştir!!!!
-Ergenekon'daki Kahraman Bozkurtlar çıktı, Fethullahçılar yargılanıyor, ABD Suriye'de yenildi, Büyük bir Ekonomik Kriz yolda, SIRA AKP hükümetinin devrilip yargılanmasındadır, ondan sonra SIRA ABD'nin Orta Asya ve Orta Doğu'dan tamamı ile yokedilip tekmelenmesine GELECEK, BU GÜNLERİ GÖRECEĞİZ, ÇOK YAKIN! EN BÜYÜK HEDEF TÜRK BİRLİĞİ'DİR!

2008 Ergenekon Tertibi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Kas 2010, 18:38

2008 Ergenekon Tertibi

Bush'un 5 Kasım 2007 Talimatı


5 Kasım 2007 günü ABD Başkanı Bush, Washington Beyaz Baray'ın Oval Ofisi'nde Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı kabul ediyor. ABD Başkanı'nın bu buluşmada Tayyip Erdoğan'a, "Ergenekon'u tasfiye" talimatı verdiğini, Fehmi Koru'dan öğreniyoruz. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'ün yakın arkadaşları Fehmi Koru, Ergenekon Tertibi'nin her kritik aşamasında olduğu gibi yine Sır Katibi rolüyle ortaya çıkıyor. 28 Ocak 2008 günü Deniz Fener'inin ünlü Kanal 7 beyazcamından Bush'un 5 Kasım 2007'de düğmeye bastığını açıklıyor. Aynı gerçeği dört gün sonra bu kez Deniz Fenerinin günlük gazetesi Yeni Şafak'taki köşe yazısıyla da duyuruyor.

Fehmi Koru yazmamış olsa da, talimatın ABD'den verildiği yine çırılçıplak ortada. Çünkü talimatı, daha sonra Beyaz Saray sözcüleri de bütün dünyaya ilan ettiler:

"Ergenekon'un sonuna kadar üzerine gidilmeli, devlet ve ordu içindeki örgüt temizlenmeli." Avrupa Parlamentosu Kararı ABD ferman verince, Avrupa Birliği de hemen harekete geçti. Avrupa Parlamentosu (AP)'na Mart başında verilen Türkiye Raporu'nda "Ergenekon'un üzerine kararlılıkla gidilsin" talimatı yer alıyordu.

Hollandalı Hıristiyan Demokrat Milletvekili Ria Oomen-Ruijten'e hazırlatılan bu rapor, daha sonra 21 Mayıs 2008 günü Avrupa Parlamentosunda kabul edildi.

Avrupa Parlamentosu kararında aynen şöyle yazıyor:

"Türk makamlarını Ergenekon suç örgütü soruşturmasını kararlılıkla sürdürerek, örgütün devlet yapısı içine sızmış şebekesini bütünüyle ortaya çıkarmaya ve mensuplarını adalete teslim etmeye teşvik ediyoruz." AP'nin bu kararının aynı zamanda, Türkiye'nin bölünmesine ve Atatürk Devriminin tasfiyesine yönelik maddeler içermesi. Ergenekon Operasyonunun hangi plan kapsamında olduğunu yansıtmaktadır.

35 Kişilik CIA-Pentagon Heyeti ABD ve AB'den yalnız talimat gelmedi; Ergenekon Operasyonu'nu eylemli olarak yürütecek 35 kişilik ekip de geldi. CIA-Pentagon Heyeti, 18 Şubat 2008 günü Ankara'ya indi ve ABD Büyükelçiliği yakınında bir binaya yerleşti. Operasyon Ekibi, Türkiye'deki en üst düzey ABD askeri temsilciliği olan ODC (Office of Defense Cooperation = Savunma İşbirliği Dairesi) bünyesinde çalışıyor. ODC'nin başında ABD'li bir tümgeneral bulunuyor. Operasyon merkezinin görevi, Ergenekon Tertibini doğrudan yöneterek, "ABD ve AB'ye hayır denemeyecek bir ortam yaratmak". 35 kişilik bir CIA-Pentagon ekibinin Ankara'ya yerleşmesi, Aydınlık dergisi dışındaki basın organlarında haber değer i bulmadı.

Ergenekon Operasyonunun kritik kararları, Ankara'daki CIA-Pentagon ekibi tarafından alınıyor. Tayyip Erdoğan'ın başbakan koltuğuna oturur oturmaz örgütlediği, beş yıllık tecrübesi olan Gizli Merkez,

CIA-Pentagon Heyeti'ne bilgi ve görüş sunuyor. 21 Mart 2008 günü İşçi Partisi yöneticilerinin, Cumhuriyet gazetesinin önderi İlhan Selçuk'un ve İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu'nun gözaltına alınmaları sürecini, CIA-Pentagon Heyeti yönetti. 1 Temmuz 2008 günü, Org. Şener Eruygur Ve Org. Hurşit Tolon'un ve Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün'ün gözaltına alınmaları talimatını da yine doğrudan doğruya Ankara'daki CIA-Pentagon Heyeti verdi.

Hükümet Ergenekon Operasyonu'nun Tepesinde ABD'nin BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD'den gelen kıymetli misafirlerinin ayaklarının altına hukuk devletini serdi. Heyet, Ankara'ya indiği 18 Şubat 2008 günü, gazetelerden Tayyip Erdoğan'ın bir gün önce yaptığı açıklamayı okuyordu. BOP Eşbaşkanı, Ergenekon Operasyonunda "yürütme ve yargının uyum içinde çalıştığını" söylüyordu. ABD heyetine rapor verilmişti. Tayyip Erdoğan, "Ergenekon savcısı" olduğunu açıklayarak, yeni kimliğini de sergilemiş ve yargıya müdahalede kaba ve ısrarlı olduğunu ilan etmişti. Tayyip Erdoğan iktidarı, boylu boyunca tertibin içindeydi. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Şemdinli tertibindeki savcının sonunu unutturmak için, Ergenekon savcılarına kamuoyu önünde açık destek verdi. Bakan, savcılara "hiçbir mağduriyete uğramayacaksınız teminatını vermek durumundayım" diyordu. Fethullahçı-Neoliberal basın, bu açıklamayı "Şemdinli gibi olmayacak" yorumlarıyla yayımladı.

Her tür kanunsuzluk serbestti. "Aranan Savcı" Nasıl Bulundu O kanunsuzluklar ı yapabilecek savcının bulunması kolay olmamıştır. Ergenekon tertibini anlayabilmek için, savcının bulunuş hikayesini basında çıkan yazılarla özetleyeceğiz. Anlatılanlara göre, 17 Mayıs 2006 Danıştay suikastından beri Ergenekon Tertibini yürütecek bir savcı aranıyordu. Olaydan hemen sonra Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı sıfatıyla Emniyet ve MİT yöneticilerini topluyor. Bu bilgilendirme toplantısında (brifing diyorlar ) Abdullah Gül'ün önüne bir şema konuyor.

İsmet Berkan'ın yazdığına göre, Abdullah Gül, şu "açık talimatı" veriyor:

"Bana anlattıklarınızı delillendirip savcıya da anlatın, hepsi yakalansın, yargılansın."

"Açık talimat" terimi İsmet Berkan'a ait. "Açık talimat"ın içeriği ise, Ergenekon Operasyonu'nun bütün sırlarını ortaya döküyor:

"Delillendirin", "Savcıya anlatın",
"Hepsi yakalansın",
"Hepsi yargılansın".

Bunları, savcı veya polis müdürü söylemiyor, o sırada Başbakan Yardımcısı koltuğunu işgal eden Abdullah Gül söylüyor. Başbakan Yardımcısı, "Delillendirip savcıya anlatın" diyorsa, bunun "delil uydurun" anlamına geldiğini, yine İsmet Berkan'ın yazılarından öğreniyoruz:

Ergenekon şeması, sözü geçen toplantıda Abdullah Gül'ün önüne konduğu zaman, "Danıştay saldırısı ile çok sonra İstanbul'da başlayacak olan Ergenekon soruşturması arasında somut bir bağlantı kurulamıyor. Emniyet ilk gün getirip Abdullah Gül'e sunduğu istihbari bağlantıları savcıya sunamıyor, delillendiremiyor."

Uydurma bir "şema" var! Fethullahçı Gladyo'nun uydurduğu "istihbari bağlantılar" var. Ancak delil yok! İşte o delilleri imal etme talimatını Abdullah Gül veriyor. Ancak talimat yalnız delil bulmaya yönelik değil, aynı zamanda savcı bulmayı da içeriyor. Burada hayli zorluk çekilmiş. Fethullahçı "güvenlik yetkilileri" Gazeteci Murat Yetkine "savcı bulunamıyor " diye yakınıyorlar.
En sonunda delili olmayan uydurulmuş suçlamalarla soruşturma yürütecek o "savcı" da bulunuyor.

İsmet Berkan'dan dinleyelim:

"Nasıl olduysa İstanbul'da Zekeriya Öz isimli bir savcı bulundu. (... ) Bütün bunların 2003 sonu 2004 başında yaşanan darbe girişimleriyle bağını keşfetti."

"Nası l olduysa" deyişi yine İsmet Berkan'dan. İşte Savcı Zekeriya Öz un bulunmasını anlatan anlamlı sözcükler:

"Nasıl olduysa! " Nasıl olduğunu, olanlardan anlıyoruz. Savcı Öz, "uydurduğu delillerle" kendi bulunuş nedenini de ortaya koyuyor ve İsmet Berkan'ın yazdığı gibi, 2006 yılında gerçekleşen Danıştay suikastı ile iki yıl önce 2003-2004 yıllarındaki "darbe girişimleri" arasındaki "bağı keşfediyor". Darbe 2003, 2004'te! Oysa Danıştay suikastı 2006'da.

Bağlantıyı "keşfeden" savcının yeteneği işte burada. İki yıl sonrasının suikastıyla iki yıl önceki darbe girişimi arasında ilişki kurabiliyor. Danıştay suikastı, kurguya göre niçin yapılmış?
"Darbe ortamı hazırlamak" amacıyla. Ancak darbe girişimi iki yıl öncesinde kalmış. Suçlanan komutanlar, Org. Yalman, Org. Eruygur, Org. Fırtına, Org. Tolon hepsi emekli olmuş.
Mantık yok. Ama Fethullahçı Gladyo'nun 1998'den beri uydurduğu kurguları yargı önüne getirme cüreti var.
"Aranan savcı" bulunmuştur.
"Bulunan savcı"nın CIA ile buluşturulduğu haberi de yine basında yer aldı.
Fatih Altaylı, Savcı Zekeriya Öz un El Kaide soruşturmasında CIA ekibiyle görüşmeler yaptığını belirtti ve bu görüşmeden sonra Ergenekon savcılığına getirildiğine dikkat çekti. Altaylı, yorumu izleyiciye bırakıyordu. Böylece Ankara'daki BOP Eşbaşkanlığı'ndan sonra İstanbul'da da BOP Eşsavcılığı kuruldu. Bu BOP Eşsavcılığı'nın İstanbul C. Başsavcılığının denetimi dışında çalıştığı haberleri gazetelerde sık sık yayımlandı. Örneğin İşçi Partisi yöneticilerinin gözaltına alınması konusu Savcı Zekeriya Öz tarafından üç kez İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'in önüne götürülmüş, ancak reddedilmişti.

Ne var ki, Savcı Zekeriya Öz'ün arkasındaki kuvvet büyüktü. Bulunan savcı, beğenilmeyen Başsavcı'dan daha güçlüydü. Arkasında ABD vardı; Fethullah Hoca vardı; AB vardı; Tayyip Erdoğan vardı; Abdullah Gül vardı; Mehmet Ali Şahin vardı. PKK ve DTP ve bilcümle Türkiye ve ordu düşmanı örgüt ve çevreler de, açıkça ve üstün bir gayretle Zekeriya Öz'ü destekliyor ve alkışlıyordu. Bulunan savcının Cumhuriyet Başsavcılığından farkı, Ergenekon İddianamesi kamuoyuna açıklandığı zaman da ortaya çıktı. Başsavcı Aykut Cengiz Engin, İddianame'nin sorumluluğunu üç savcıya yüklüyor, basına sızdırılan bilgi ve belgelerin "gerçek dışı" olduğunu vurguluyordu. Basına verilen yalan haberlerle "bilgi kirliliği" yaratılmış ve "şüphelilerin özel yaşamları ve temel hakları ihlal edilmişti".

Bütün bunlar, suçtu!
Savcı Zekeriya Öz ve ekibi suç işlemişti.
Ama o, "bulunan" savcı idi. Suç işleme ayrıcalığı vardı.

"Tecrübeli Polis Ekibi"

Bulunan savcının yanına, yasaları rahat çiğneyebilecek bir polis ekibi gerekiyordu. Adalet Bakanı M. Al i Şahin, "Emniyet Genel Müdürlüğündeki tecrübeli elemanları geçici olarak İstanbul'da görevlendirdik" diyerek, ekibin Fethullahçı kadro içinden seçildiğini kendi diliyle ifade etmiş oluyordu. Türkiye'nin en tecrübeli polis kadrosunun bulunduğu İstanbul polisine güvenemezlerdi; Ankara'dan kendi takımlarını getirdiler. Dahası, İstanbul'da yürüttükler i kanunsuz baskılara tahammül edemeyen İstanbul polisine çeşitli tertipler düzenleyerek, operasyonlar yürüttüler. Bu dizginsiz uygulamalar da basına sık sık yansıdı. Hatta operasyonun kanunsuz uygulayıcıları değiştirilince, İçişleri Bakanlığı müdahale ediyor ve Fethullahçı Kadroyu yeniden işbaşına getiriyordu. Önder Aytaç Emre Uslu ikilisi bu müdahaleyi 20 Eylül 2008 tarihli Taraf gazetesinde açıkça yazdılar.

Ergenekon soruşturması 2000 öncesinden beri bir tertipti. Her tertip gibi, kurgularla, düzenlerle ve yalanlarla yürütülmek zorundaydı. Bu yasadışı uygulamaların eşini benzerini Türk idare ve polis geleneği içinde bulamazsınız. Tarihimizde tertipler yapılmış, suç ve suçlu imal edilmiştir; örnekleri vardır. Ancak Ordu gibi kurumları ve İşçi Partisi gibi tertemiz bir yasal partiyi hedef alan, bütün Türkiye'yi sarsan bu çapta bir soruşturmanın, bütünüyle kurguya dayanması, Türkiye'de görülmemiş bir olaydır.

Savcı Zekeriya Öz'ün Başyardımcısı:

Haham Tuncay Güney Her dava, her soruşturma kendi layık olduğu tanıkları ve kanıtları bulur. Savcı Zekeriya Öz'ün soruşturmadaki bir nolu yardımcısı, kahramanı "Haham Tuncay"dır.

Tuncay Güney, Mülakat'ta kendisini şöyle tanıtmaktadır:

"Ben gencim, parayı severim, pek açık yönüm budur benim. Başka hiçbir açık yönüm yok. Ne fakirlikten gelmiş. 50 dolar verir, 100 dolar verir. O, duruyor, günde bana 100 dolar veriyor. O gün de iyi para, bugün de iyi para. Ondan sonra böyle olduğu için, adam benim zayıf yönümü de biliyor. Bana işaret etti, dedi ki, bunu ekarte et, gel benimle beraber ol. Tamam dedim, bunu ekarte etmiş oldum. Aslında ekarte etmedim, sağılı ineğin, bütün ineğin altı tane memesini sağmaktansa, üç tanesini bari sağayım dedim."

Bu kişilikte birisinin CIA, MOSSAD ve çeşitli istihbarat örgütleri arasında sürekli el değiştirmesine ve oyuncak rollerini hiçbir sorun yaşamadan yerine getirmesine kimse şaşırmıyor. Haham Tuncay'ın kimliğini ve kişiliğini herkes öğrendi. Savcının en hararetli destekçiler i bile, bu operasyonun arkasında ABD ve CIA'nın bulunduğunu açıkça belirtiyorlar. Örneğin Fehmi Koru, Nazlı Ilıcak, Cüneyt Ülsever, Abdurrahman Dilipak, Ahmet Altan.

Yurtsever, özgürlükçü güçlerin saptamasını ise, Yargıtay Onur sal Başsavcısı Vural Savaş'ın dilinden özetleyelim:

"CIA ajanı olduğundan artık kimsenin kuşku duymadığı Tuncay Güney'in gerçek kimliği açıklığa kavuşmuştur."

2000 yılından beri CIA tertibiyle yürütülen bir soruşturmada, Türkiye'nin bir CIA elemanıyla ateşe verilmesi girişimi ilk bakışta garip gelebiliyor. Ancak garip olan bir şey yoktur. Tertibin arkasındaki güce bakmak gerekir. CIA, 2000 yılı Haziran sonunda Tuncay Güney'i Mehmet Eymür ve Fehmi Koru'nun tehditlerinden de yararlanarak karanlık görevi için İstanbul ABD Başkansolosluğu'nda "ikna" etmişti. Tuncay'a 10 yıllık vize verildi ve 2000 yılı Temmuz ayında 9 günlük ABD gezisi örgütlendi. Kurgulanan Tuncay Güney, 2001 Mart'ında istenen ifadeyi ver dikten hemen sonra 2001 yılı Nisan'ında ABD'ye götürüldü. Tuncay Güney, ABD ve Kanada'da CIA'nın denetiminde New York Institutes adlı internet sitesinden Türkiye'ye, Türklüğe ve Türk Ordusu'na karşı düşmanlık güden, aşağılayıcı bir psikolojik savaşın aletidir. Bu siteden yayımladığı yazılar basında da yer aldı.

Tuncay Güney'e Kanada'da CIA ve MOSSAD tarafından sağlanan koşullar çarpıcıdır:

Üç katlı bir villa, kapıda son model araba, şoför ve özel korumalar vb.

İşte Savcı Zekeriya Öz un soruşturmadaki koltuk değneği olan Haham Tuncay budur. Savcı Öz, Genelkurmay Başkanlığının ve Jandarma Genel Komutanlığı'nın Ergenekon davasındaki somut olaylarla ilgili yazılı açıklamalarına itibar etmemiş, ama bu Tuncay'a güvenmiş ve bel bağlamıştır. Daha vahimi, Ergenekon soruşturmasını yürütenler, Tuncay Güney ile Türkiye'ye, Türk Ordusuna ve İşçi Partisine düşmanlıkta işbirliğini, suç ortaklığı boyutuna taşımışlardır. Bu suçlar, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)'na sunulan çok sayıda suç duyurusu ve şikayetle kayda geçirildi. Bardağı taşıran suç ise, Tuncay Güney'in Aralık 2007'de sahte pasaport, sahte kimlikle sınırdan geçirilip İstanbul'a getirilmesi ve Ergenekon soruşturmasının kritik üç ayında polise ve savcılara danışmanlık yapmasıdır.

Soruşturma, bütünüyle Tuncay Güney'den alınan ifadeye dayandırılmaktadır. 2001 yılı Mart ayının ilk günlerinde ifadeyi alan İstanbul Emniyeti KOM Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan, ifadenin yüzde 99'unun kurgu olduğunu belirtmektedir.

O zaman ifadeyi inceleyen DGM Savcısı, şu andaki İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, bu ifadenin duyumlardan oluştuğunu ve ciddi olmadığını saptamıştır.

2001 yılında Ergenekon belgeleri ve Tuncay Güney'in ifadeleriyle tezgahlanan tertibe mahkemeler de itibar etmemiş. O zaman araba dolandırıcılığı suçundan yürütülen soruşturmada, Tuncay Güney, Ümit Oğuztan ve diğer şüpheliler gözaltına alınmış, sanıklar hakkında İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde "Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, dolandırıcılık ve sahtecilik" suçundan dava açılmıştır. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sürecinde, ev ve işyerlerindeki aramalar sırasında el konan Ergenekon belgelerinin hepsini, suç kanıtı olmadığı gerekçesiyle, Sanık Ümit Oğuztan'a iade etmiştir. Ergenekon belgeleri ilk kez Ümit Oğuztan'da bulunuyor. Kendisi Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınmış ve 25 Ocak 2008 günü serbest bırakılmıştır.

Ancak 2001 yılında suç kanıtı olmayan belgeler 2008 yılında suç kanıtı haline getirilmiş. 2001 yılında yüzde 99'u kurgu olduğu saptanmış olan uydurmalar, Savcı Zekeriya Öz tarafından Türk Ordusu'nu teslim almaya ve İşçi Partisini etkisiz hale getirmeye yönelik büyük bir operasyonun temel dayanağı sayılmıştır. Üstelik bu ifade, ifade bile değildir. O nedenle "ifade" diye anılmamakta, "mülakat" denmektedir. Türk Yargı tarihinde, savcıların gazeteciler gibi mülakat yaparak delil oluşturmaya kalkışmalarına ilk kez rastlanıyor. Tuncay Güney, 2007 Aralık ayında yasadışı yoldan İstanbul'a getirilmiş, üç ay savcılarla birlikte çalışmış, savcılar Tuncay Güney'in suçuna ortak olmuşlar, ancak yasal bir ifade düzenlenememiştir. Dahası, bu Mülakat dahi makaslanarak dava dosyasına konmuştur.

Uydurmalar, Uydurmalar, Uydurmalar Ancak bu da yetmemiş, Mülakat'ın özet tutanağı yapılırken ve İddianame'ye aktarılırken yeni yalanlar uydurulması gerekmiştir. Örneğin Mülakat'ta Ergenekon Temel Belgelerinin hazırlanması için yapılmış bir Bilecik toplantısı yoktur. Ama Mülakat Özet i ve İddianame'de Mülakat a gönderme yapılarak Bilecik toplantısı uydurulmuş ve sorgularda sorulmuştur. Mülakat'ta Ergenekon belgesinin "Veli Küçük'ün talimatıyla" hazırlandığı gibi bir yalan yoktur. Bu yalan, Mülakat Özet i ve İddianame'de uydurulmuştur. Tuncay Güney, Mülakat'ta Irak'ın kuzeyine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Doğu Perinçek'in referansıyla silah götürüp Barzani, Talabani ve PKK'ya sattığı gibi bir ifade vermediğini söylemektedir; ancak Mülakata böyle yalanlar eklenmiştir. Genelkurmay'ın yalanlamasına rağmen, aynı yalan İddianame'ye de alınmıştır. Çünkü CIA, 2001 yılında Washington Post ve New York Times'ta yayımlattığı bu psikolojik savaş malzemesinin Türk yargısında da kayda geçmesini istemektedir.

İddialar, yalanda hiçbir sınır tanımıyor. Doğu Perinçek, 24 Eylül 1998-9 Temmuz 1999 arasında Haymana Cezaevi'nde bulunduğu halde, savcılar Doğu Perinçek'in bu dönemde Suriye'den ayrılan Abdullah Öcalan ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasındaki görüşmeleri yürüttüğünü söyleyebiliyorlar. Perinçek'in cezaevinde iken İstanbul'da üç toplantı yaptığı, Tuncay Güney'le ve PKK temsilcileri ile defalarca görüştüğü ve Veli Küçük ile sürekli haberleştiği gibi uydurmalar İddianame'de yer alıyor. Çünkü Türk Ordusunun ve İşçi Partisi'nin PKK ile işbirliği yaptığı yalanının yayılması gerekmektedir.

Doğu Perinçek'e düzmece PKK mühürleriyle 1998 yılında tezgahlanan tertip, yargı kararıyla saptandığı ve tertipçi Sami Demir kıran ve suç ortağı, iftira suçundan iki yıl hapse mahkûm oldukları halde, aynı iftira ve yalan Savcı Zekeriya Öz tarafından bile bile İddianame'ye konmuştur. Doğu Perinçek, sorguda mahkeme kararlarını tutanağa yazdırmıştır; ancak bu yalan yine de İddianame'de yer bulmuştur. Savcı Öz, Sami Demirkıran'ın mahkûmiyetine neden olan iftira suçunu bile bile işlemiştir.

Tertip o kadar dizginsizdir ki, CIA'nın ve MOSSAD'ın avucunda olan, sahte Haham, sahte Müslüman, araba dolandırıcısı ve her türlü karanlık işe karışmış, CIA'ya bağlı "New York Institutes" adlı sitede açıkça Türkiye düşmanlığı, Müslüman düşmanlığı yapan bir Tuncay Güney, Savcının en güvenilir dava arkadaşıdır. Sahte Kanıtlar, Sahte Belgeler Ancak tertip, Tuncay Güney'in sahtekarlık ve yalanlarıyla yetinmemiştir. Kanıtların arasına arama tutanaklarında bulunmayan sahte belgeler eklenmiş, kanıtlar uydurulmuş, Ordu'ya ve İşçi Partisi'ne karşı kışkırtıcı operasyon belgeleri imal edilmiştir. Dava dosyasına eklenen "Ege Ordusu", "Çiğli Ana Jet Üssü", "NATO Karargahı", "Yargıtay Krokisi", "Org. Büyükanıt'ın Balıkesir Gezisi", "Karargah Evleri" gibi esrarengiz yoğun disklerin kışkırtıcı faaliyetin malzemesi olduğu bir bir ortaya çıkmıştır. Bu uydurma belgeler ile Türk Ordusu'nun ve İşçi Partisi'nin kimlikleri ve faaliyetleri arasında en küçük bir ilişki kurulamaz. Düzmece begeleri imal eden tertipçilerin vatana ihanet boyutunda suçlar işledikleri ortadadır. Ergenekon Davası, Fethullahçı Gladyo'nun yargılandığı bir kürsü olacaktır.

Ergenekon Operasyonunu yürüten yasadışı unsurlar, rezil olacaklar ve Türkiye'ye karşı bir CIA tertibinde rol üstlenmek gibi ağır bir suçun failleri olarak ihanetler tarihindeki yerlerini alacaklardır. Gladyo'nun Cinayetleri Ergenekon'a Yıkılıyor Ergenekon İddianamesi'nin kendisi büyük bir suçun belgesidir. 2001 yılındaki Ergenekon tertibini incelerken, CIA'nın Endonezya Ordusuna karşı uyguladığı modelin örnek alındığı belirtilmişti. Ergenekon savcıları, işte bu suçu işlemektedirler. Türkiye'de geçmişte ne kadar Gladyo suçu işlenmişse, bunların hepsi bir çuvala doldurulmakta ve Türk Ordusuna yıkılmaktadır.

Eşref Bitlis ve Uğur Mumcu suikastlarından Danıştay ve Hrant Dink suikastlarına kadar CIA patentl i ne kadar suç varsa, hepsinin Atatürkçülük, yurtseverlik adına işlendiği ileri sürülmektedir. Bunlardan en çarpıcı olanı Hrant Dink ve Danıştay suikastlarıdır. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Fethullah sicilli Ramazan Akyürek, Trabzon'da Emniyet Müdürü olduğu sırada, bir "haber elemanlar ı timi" örgütlüyor. Ancak "haber elemanı" denen bu ekip, Papaz Santoro'yu katlediyor, Mc Donalds'ı bombalı yor ve Hrant Dink'i katlediyor. Meğerse Fethullah sicilli Polis Müdürü Ramazan Akyürek'in haber timi, bir terör timi imiş. Hiçbir cinayet, bu kadar delilli değildir. Ancak Ramazan Akyürek'in örgütlediği Emniyet belgeleriyle saptanmış olan bu terör timinin cinayetleri bile, Ergenekon'un üzerine yıkılmak isteniyor. Bu olayı, Savcı Zekeriya Öz ve polis ekibinin, Fethullah sicilli polislerle faaliyet ortaklığını bütün çıplaklığıyla sergilemeye yetiyor.

Danıştay suikastı da daha az çarpıcı değildir. İrtica kapsamındaki amaçlarla işlendiği mahkeme kararıyla saptanmış bir eylem de, irticanın sırtından kaldırılıp uydurma Ergenekon'un üzerine yıkılmak isteniyor. Bu suçun kökü, Danıştay suikastından hemen sonra yapılan bilgilendirme toplantısında, zamanın Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün "Delillendirin, savcıya anlatın, hepsi yakalansın, yargılansın" diye özetlediği talimata kadar uzanıyor. Yurtseverliğe Mafya Çamuru Ergenekon soruşturmasının bir tertip olduğunu kanıtlayan en önemli olgulardan biri, Türkiye'nin en temiz birikiminin mafya ilişkileriyle suçlanmasıdır.

Soruşturmayı yürüten savcılık bir hukuk uygulayıcısı olarak değil, psikolojik savaş görevlisi gibi davranmaktadır. Her tutuklama dalgasının içine bazı mafya sanıkları ve hatta Hizbullah, Hizbüttahrir gibi Haçlı İrtica örgütlerinin mensupları bile katılmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Atatürkçü-Milli güçler, Pkk ile ve çeşitli terör örgütleri ile bağlantılı gösterilmektedir.

Geçmişte ABD güdümlü Gladyo'nun yaptığı bütün kirli işler, uydurma senaryolarla yurtseverliğe fatura edilmektedir. Bütün bunlar CIA'nın tipik psikolojik savaş yöntemleridir. Buradan da görülüyor ki, soruşturmayı yürütenlerin meselesi, yargının önüne bir iddiayı sunmak değildir. Savcılık bir psikolojik savaş merkezi gibi çalışarak, neoliberal Fethullahçı medya organları aracılığıyla toplum içinde Türk Ordusu'na ve yurtsever güçlere karşı güvensizlik yaratma çabası içindedir. Başta ABD ve AB olmak üzere PKK'nın ve irtica güçlerinin Ergenekon savcılarını desteklemesi boşuna değildir. iddianame Savcıların İşlediği Suçların Kanıtı Tarihin sonuna gelmedik. Ergenekon İddianamesi, tarihe bir suç kanıtı olarak geçecektir. Bu İddianame, Kemalist Devrim'i yıkma hedefiyle yürütülen, CIA merkezli bir tertibin kanıtıdır. 70-80 sayfada yazılacak bir iddianame, 2455 sayfaya çıkarılmıştır. Hukuku çiğneyen bir tertibin eseri olan İddianame, 2455 sayfa ve 442 klasörlük bir kağıt yığınından başka bir şey olamazdı; öyle olmuştur. Gerçekler, bir olay kalabalığı içinde boğulsun istenmiştir. Kağıt yığınının, dağınıklığın, sistemsizliğin arkasındaki maksat budur.

- Eylemler gösterilmemiş.
- Suç denen eylemlerin tarihleri belli değil.
- Suç yüklenenler arasında fikir ve örgüt bağı yok, ilişki yok, ast-üst ilişkisi, ortak ruh ve disiplin yok.
- Suç örgütünün kuruluşu, organları, yönetimi belli değil. Örgüt yok!
- Suçlamalar ile suç arasında bağlar kurulmamış.

Kaynakça
Kitap: Gladyo ve Ergenekon
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 2008 Ergenekon Tertibi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Kas 2010, 18:41

Genel Değerlendirme

1. Türkiye'nin NATO'ya girmesinden beri ABD güdümlü Gladyo, gizli hükümet olarak faaliyet gösterdi ve şu anda da etkindir. Ergenekon tertibini yürütmektedir. Kamuoyunda artık, Fethullahçı Gladyo diye adlandırılıyor.

2. Bugün ülkemizde ABD ile Türkiye arasındaki iktidar savaşı, tarihinin en keskin dönemine girmiştir. Ergenekon Tertibi, bu iktidar savaşının odağındadır.
Zamanlama da bunu gösteriyor. ABD, tepesinde bulunduğu emperyalist-kapitalist sistemin çöküş işaretleri veren derin kriz koşullarında ve Irak ile Afganistan'daki işgalin yürümediği bir ortamda, Türkiye üzerindeki denetiminin tehlikeye girdiğini görmektedir.

3. Ergenekon Tertibi, ABD ve AB emperyalistlerinin Kemalist Devrim'i yıkma stratejilerinin kesin sonuç amaçlı güncel atağıdır. Operasyona Ergenekon adını vermeleri de, Türkiye'de milli olan her şeyi yıkıma uğratma peşinde olduklarını gösteriyor. Bir zamanlar Karen Fogg'un itiraf ettiği gibi, "Türk tarihinin hakkından gelmek" amacıyla yoğun bir psikolojik savaş yürütmektedirler.

4. Ergenekon Tertibi'nin hedefinde Türkiye'nin milli güçleri bulunuyor. Dünün komünizm düşmanlığının yerini, ulusalcılık düşmanlığı almıştır. Milliyetçilik, terör kapsamına alınmıştır. Türk Ordusu'nun bir terör ve suç örgütü olarak gösterilmesi, İşçi Partisi'nin bizzat Savcı Zekriya Öz tarafından operasyonun merkezinde ilan edilmesi, Atatürkçü örgütlere savaş açılması hep bu bağlamdadır. Eski MİT Müsteşarı "MOSSAD'ın Eniştesi" diye ün yapan Sönmez Köksal'ın Ergenekon tertibini yeterli bulmayıp. İşçi Partisine karşı "MİT'in devreye girmesini" istemesi de yurtseverliğin düşman edilmesi kapsamındadır.

Bu olay yeni değildir. Gladyo'nun yakın tarihteki cinayetlerine bakalım, hepsi milli güçlere karşıdır:

ABD'nin Kuzey Irak'taki Kukla Devlet oluşumuna tavır aldığı için, Jandarma Genel Komutanımız Org. Eşref Bitlis'i Gladyo öldürtmüştür. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksöy'u ve yine ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'yı Gladyo katletmiştir.

Atatürkçü yazar ve aydınlarımız Uğur Mumcu'yu, Abdi İpekçi'yi, Turan Dursun'u ve diğer aydınlarımızı Gladyo öldürtmüştür. Atatürkçü Savcımız Doğan Öz, Atatürkçü Emniyet Müdürümüz Cevat Yurdakul, Atatürkçü Danıştay Üyemiz Mustafa Yücel Özbilgin, hep Gladyo cinayetlerinin kurbanlarıdır. Güneydoğumuzda Türkiye'nin bütünlüğünü savunan gazeteci Halit Güngen ve din adamı Mela Resul Sakar ile dokuz İşçi Partisi yöneticisi yine Gladyo tarafından veya Hizbullah kullanılarak katledilmiştir.

Bugün Ergenekon Operasyonu'yla tutuklananlara bakınız, yine Atatürkçü Komutanlar, yine Atatürk Devrimini savunan parti yöneticileri, ADD yöneticileri, üniversite öğretim üyeleri, yazar ve gazeteciler, Atatürkçü işadamları, Abdullah Öcalan'ı sorgulayan komutanlar! Fotoğrafları yan yana koyunuz, Gladyo'nun dün hedef aldıkları, Atatürk Devrimciler i ile bugün hapse attırdıkları öncü aydınlarımız aynı insanlardır. Bugün Ergenekon diye suçlanan yurtseverler ve İşçi Partisi yöneticileri, Türkiye'de 40 yıldır Gladyo'ya karşı savaşın hep merkezinde oldular. Ergenekon sanıkları, İlhan Selçuk'lar, Doğu Perinçek'ler, Ferit İlsever'ler, Ziverbey Köşkü ve Mamak'tan beri Gladyo'nun işkencehanelerinden, hapishanelerinden geliyorlar, Kontrgerilla olgusunu Türkiye'ye öğretenler, Susurluk çetesini ve karanlık tertipleri açığa çıkaranlar, Ergenekoncu olmakla suçlanıyorlar.

5. AKP'yi kapatma davasına cevap olduğu itiraf edilen Ergenekon soruşturması, hukuki değil, siyasaldır. 14 Mart 2008 günü AKP'yi kapatma davası açılmasından bir hafta sonra, 21 Mart 2008 günü Ergenekon Operasyonu'nun kamuoyunu sarsan tutuklama dalgası geldi. Bizzat AKP iktidarının bakanları, bu tutuklamaların kapatma davasına bir cevap olduğunu kamuoyu önünde itiraf etmişlerdir. Anayasal güvence altında olan İşçi Partisi'nin hedef alınması da, operasyonun siyasal olduğunu göstermektedir. Siyasal partilerin yöneticilerinin "terör örgütü" kurdukları iddiası, öncelikle Anayasal yargının göreviyken, ceza soruşturması yürütülmesi, kanunsuzluğun boyutunu sergilemektedir.

6. AKP iktidarı, Fethullahçı Gladyo marifetiyle Ergenekon tertibini yürüterek yargıya açıkça baskı yapmış, savcılara talimatlar vermiş, hukuk devletini açıkça çiğnemiştir.

7. AKP iktidarının Cumhuriyet yıkıcısı faaliyetin odağı haline geldiği, yani gayri meşru olduğu Anayasa Mahkemesi kararıyla saptanmıştır. Tayyip Erdoğan, 31 ayrı konuşmasında "ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi"nin Eşbaşkanı olduğunu itiraf etmiştir ve ABD devletinin ast-üst ilişkileri içinde yer alarak, ulusal devleti yıkma ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünü parçalama planına eylemli olarak dahil olmuştur. Bu uygulaması da, AKP iktidarının gayri meşru olduğunu kanıtlamaktadır.

8. Türk milleti, yine Ergenekon'dan çıkacak, milli devletini Kemalist Devrim temelinde yeniden örgütleyecek ve çağdaş toplumu kuracaktır. Bu amaçla, yıkılan AKP iktidarının yerine Milli Hükümet'in kurulması yakıcı görevdir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ergenekon Davası, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Asil Türk Milleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir