Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ergenekon Davası Yalan!!!!!

-Ergenekon Destanı Atalarımızın Şanlı Destanı’dır.
-Ergenekon Davası'nda Yargılanmaya çalışılan Türk Milleti ve Atatürk'tür. Bu yargılamayı yapan A.B.D'dir.
-1990'ların başından beri, Eşref Bitlis önderliğindeki T.S.K. Ortadoğu'da A.B.D.'nin bütün planlarını altüst eden tek güç idi.
Bu yüzden AKP döneminde T.S.K. asimetrik psikolojik savaşlarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, “Mehmetçik düşmanlığı” tavan yaparken, başbakanlık koltuğunda oturan şahıs a.b.d. askerlerinin sağ sağlim evlerine dönmesi için dua ediyor.
-6. yüzyılda, Çin emperyalizmi yüzünden yokolma tehlikesiyle karşı karşıya olan ve tutsak edilen Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalan tek çocuğu, Ergenekon Destanı’nda dişi bir Kurt tarafından yetiştirilip büyütülmüştür. Bu çocuk yıllar sonra soyunu devam ettirip, bir Cihan Devleti olan ve Çin emperyalizmini mağlup edecek olan Gök Türk İmparatorluğu’nu kurmuştur.
-Aşina Aşireti, Türk Soyunun Karluk Boyundandır. Uygurlarda Karluk Boyundandırlar.
-Göktürkler döneminde Çin emperyalizmi, Göktürkleri yıkabilmek için, içten parçalama stratejisini uygulamıştır. Nitekim Gök Türkler’in yıkılışı Çin emperyalizminin kullandığı Uygurlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
-Şimdi günümüzde olanlara bakarsak, Silivri’de, Hasdal’da, Metris’te tutsak edilen Kahramanlarımız, işte bu 6. yüzyılda hayatta kalmayı başaran tek Türk çocuğunun evlatlarıdır.
Günümüzdeki Gök Türk Hanedanlığını tarif edelim:
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Koruyucuları olan Oğuz Boyundan Atatürkçü’ler = Gök Türk İmparatorluğu’nu kuracak olan Karluk Boyundan Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalmayı başaran tek çocuğu.
2. Amerika = Gök Türk’leri entrikalarla içten yıkmaya çalışan Çin Emperyalizmi
3. A.B.D tarafından kullanılmakta olan ve Türkiye Cumhuriyet’ini yıkmayı hedefleyen Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanı Yobaz AKP’li kitle(Oğuz Boyundan) = Çin Emperyalizminin Gök Türk İmparatorluğunu yıkmak için kullandığı Uygur Türkleri(Karluk Boyundan)
4. Türkiye Cumhuriyeti(Oğuz Boyundan) = Gök Türk İmparatorluğu(Karluk Boyundan)
5. SONUÇ: Türk Milleti elinde sonunda emperyalist devleti yıkacaktır, parçalayacaktır, darmadağan edecektir!
-Günümüzde yargılanan sözde Ergenekon Örgütü, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin Tam Bağımsızlığını canları pahasına ebediyet için korumayı hedeflemiş olan Atatürk’ün Askerlerinden oluşan Milli bir Örgütlenmedir(herhangi yasa dışı bir faaliyette bulunmayan).
-Bu örgütlenme, 1980 darbesi sonrasında ayaklanan/özüne-dönen namuslu ve şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının önderliğinde başlamıştır. Yani, bu örgütlenme, Atatürkçü ve Anti-Emperyalist düşünceye sahip olan Eşref Bitlis Paşa’mız ve onun yolundan yürüyen Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek’lerin A.B.D.’ye karşı verdikleri asil mücadeleler ile birlikte başlamıştır.
-AKP döneminde bu kutsal görevleri yürüten “D.Perinçek, T.Özkan, M.Balbay, E.Poyraz, Ç.Doğan, A.Uğur, E.Alan, V.Küçük, E.Gürses, İ.Selçuk, Ş.Eruygur, H.Tolon, L.Ersöz, S.Öztürk, D.Çiçek, H.Iğsız, S.Yalçın, B.Pehlivan, B.Terkoğlu, D.Yıldırım, V.Küçük, İ.Başbuğ, A.Yıldırım” gibi Atatürkçüler, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Islak İmza”, “İnternet Andıcı”, “Kafes”, “ODATV”, “Spor’da Şike”, vs. gibi isimlerin verildiği ve hukukun çiğnendiği davalar ile birlikte zindanlara atılıp tutsak edinmişlerdir. Onların yokluğunda Asil Türk Milleti’miz ve Türkiye Cumhuriyet’i bölünme/yıkılma aşamasına getirilmiştir!!!!
-Ergenekon'daki Kahraman Bozkurtlar çıktı, Fethullahçılar yargılanıyor, ABD Suriye'de yenildi, Büyük bir Ekonomik Kriz yolda, SIRA AKP hükümetinin devrilip yargılanmasındadır, ondan sonra SIRA ABD'nin Orta Asya ve Orta Doğu'dan tamamı ile yokedilip tekmelenmesine GELECEK, BU GÜNLERİ GÖRECEĞİZ, ÇOK YAKIN! EN BÜYÜK HEDEF TÜRK BİRLİĞİ'DİR!

Ergenekon Davası Yalan!!!!!

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2010, 20:20

Ergenekon tahkikatları ile ilgili pek çok şey söylenebilir, hatta bu konuda birden fazla kitap bile yazılabilir. Bununla birlikte beni en çok ilgilendiren tarafı Türkiye'de uzun süreden beri faaliyet gösteren ve ideolojilerini, eylem ve faaliyetlerini çok iyi tanıdığım illegal sol ve sağ örgütlerle ilgili olayın polisiye kısmı olduğu için sürdürülen tahkikattaki bir iddiayı irdelemek isterim. Ergenekon örgütünün bilinenden çok daha fazla mensubu olabilir, bugün yargılanan kişiler bilinenden daha üst ve farklı konumda da bulunabilirler ancak bugün bu örgütle ilgili özellikle diğer terör örgütlerini yönettiği ve Türkiye'de bilinen bazı olayları bu örgütün gerçekleştirdiği ile ilgili iddialar o kadar zorlama, deliller o kadar muğlak ki, bu delillerle suçlama yapılıp yapılmayacağı ciddi anlamda tartışmalı bir konu haline gelmektedir.

Ergenekon davasında ortaya konan iki konu çok kesin ve net olarak yanlış ve mantıksızdır:

PKK, Dev-Sol, Hizbullah gibi örgütleri Ergenekonün yönettiği iddiası yanlıştır.
Böyle bir şeyin gerçek olamayacağını aklı ve mantığı olan herkese ben iki kere iki dört eder kesinliğinde ispatlayabilirim.

Danıştay 2. Dairesine yapılan silahlı saldırı, Hrant Dink'in öldürülmesi, Malatya'daki Zirve Yayınevi katliamı gibi olayların görünen bugünkü faillerinden başka Ergenekon veya benzeri gruplar tarafından yapılmış olacağına mevcut deliller ve olayların oluş biçimine bakarak kimse beni ve makul birini ikna edemez. Bu iddialar zorlamadır.

Kaynakça
Kitap: HALİÇTE YAŞAYAN SİMONLAR Dün Devlet Bugün Cemaat
Yazar: HANEFİ AVCI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Ergenekon Davası Yalan

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2010, 20:25

Davada Yanlış Olan Birinci Konu:

Ergenekon iddianamesinde savcılar ellerinde ciddi deliller varmış gibi ülkedeki PKK, Hizbullah ve Dev-Sol'u Ergenekon örgütünün idare ettiğini iddia etmektedir. Bunu iddia ederken de özetle söylemek gerekirse, Ergenekon operasyonları ve bulunan dokümanlar ile bu davadaki gizli tanıkların anlatımları kanıt olarak gösteriliyor. Fakat bunların hepsi akla ve mantığa, daha önce bulunmuş maddi delilere aykırı. Terör örgütleri konusunda biraz bilgisi olan kişilerin bile kahkaha ile güleceği nitelikte, basit ve uydurma olduğu her halinden belli olan iddialar ciddi birer delil denerek dosyaya konmuştur. Bunlar yazmak bir yana, gerçek olabilir mi diye en ufak bir şüphe etmeyi bile ayıp ve utanılacak kadar saçma bulacağım iddialardır. PKK'yı, DHKP-C'yi, Hizbullah'ı Ergenekon örgütünün yönettiği iddiaları, gizli tanık ifadeleri ile desteklenen yazılı deliller olarak dosyaya girmiş ve tüm basma verilerek haberleştirilmiştir. Tüm polis camiasının hem de yıllarca bu örgütlerle mücadele etmiş, bu Örgütlerin binlerce sayfa dokümanını okumuş, operasyonlarını hazırlamış olan istihbarat terörle mücadele polisleri buna inanmışsa, herhangi bir itirazda bulunmuyorsa, İstihbarat Daire Başkanlığı personeli bu kadarı da olmaz demiyorsa, bunu akılla izah etmek mümkün değildir. DHKP-C ve Dev-Sol örgütlerine ait yalnızca ülke içerisinde değil Fransa, Belçika, Hollanda ve İtalya başta olmak üzere farklı birçok ülkede ve örgüt evlerinde ele geçirilen binlerce sayfalık dokümanlarına, tüm eylemelerine, eylemlerde kullanılan silahlarına, sadece Türkiye'de değil birçok ülkede gerçekleştirilen takip ve izlemeye, içlerinden alman istihbarata, 34 yıldır yapılan operasyonlara, tahkikatlara, mahkeme kararlarına rağmen tüm bunları bir kenara atıp bir ajandada bulunan nota, kim olduğu, ne bildiği belli olmayan ve anlatımlarına bakılırsa bir tane örgütsel yayın bile okumadığı anlaşılan bir gizli tanığın açık olarak bile ifade etmediği sözlerinden bu örgütün Ergenekon örgütünce yönetildiğini iddia etmeye cesaret etmek makul değildir. Dev-Solü nerede, ne zaman, kimlerin kurduğu, yöneticileri ve eylemleri her yönüyle güvenlik kuvvetlerince bilinmektedir. Bu örgütün geçmişte ihtilal yapmış, ihtilal hükümetlerinde görev almış, derin devlet denilen bugün Ergenekon yapısı içerisinde görev aldığı iddia edilebilecek başta Tümgeneral Memduh Onlütürk, Orgeneral Kemal Kayacan ve Hulusi Sayın ile daha onlarca emekli asker ve diğer devlet yetkilisi, hatta bakan ve başbakanı öldürdüğü, bu tür kişi ve kurumlara karşı ciddi eylemler yaptığı ortadayken, bu kadar delil ve belgeye karşı Dev-Sol'un savaştığı anlayış tarafından yönetildiğini söylemek makul değildir.

Hizbullah örgütünün binlerce mensubunun yazdığı kendi özgeçmişleri, örgütün yaptığı tüm eylemlerin, en gizli faaliyetlerin dahi rapor edildiği 20 bin sayfadan fazla dokümanın örgüte yönelik operasyonlarda ele geçirilerek polis tarafından değerlendirildiği, bu dokümanlarda yazılı her silah, her sığmak ve her olayın doğrulandığı bir gerçek iken, yakalanmış binlerce militanın beyanlarına rağmen nerede ve nasıl bulunduğu bile akla uygun olmayan, ne anlama geldiği anlaşılmayan bir iki yazılı nota dayanarak bu örgütü Ergenekon veya başka birilerinin yönettiğini iddia etmek akılcı değildir.

PKK'nm yurtiçi ve yurtdışındaki bilinen eylemleri, militanları, faaliyetleri ve alenileşmiş örgüt dokümanları ile basma bile demeç veren yöneticilerine rağmen PKK Kongre-Gel örgütünü Ergenekon veya benzeri bir yapının idare ettiğini söylemek akıl dışıdır. Yıllarca PKK, DHKP-C ve Hizbullah'a yönelik yapılan operasyonlarda elde edilen dokümanlar, alman ifadeler ve edinilen istihbaratlara dayanarak Emniyet, MİT ve diğer güvenlik birimlerince yazılan kitaplar, hazırlanan broşürler ve yapılan analizler ortada duruyorken, hiçbir ciddi polis, MİT mensubu veya terörle mücadelede görev almış aklı başında tek bir görevli bile bu örgütleri Ergenekon veya benzeri bir yapının idare ettiğini söyleyemezken, bir savcının bunu sağlam bir delile dayandırmadan iddia etmesini anlamak mümkün değildir.

Ergenekon savcısının iddiasına göre, Tuncay Güney İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde 2001 yılında gözaltındayken kendisiyle yapılan mülakatta konu ile ilgili olarak PKK ile DHKP/C'nin ittifak yaptığı dönemde Giresun'da görev yapan Veli Küçük'ün cezaevinde yatan Meral Kidir'a " Dursun'a söyle, benim bölgemde PKK ile yapmış olduğu ittifakı bozsunlar" şeklinde haber gönderdiğini söylemiştir.

Bu cümle tamamen yanlış ve dayanaktan yoksundur, öncelikle Tuncay Güney kim ki bu kadar çok şeyi tek başına biliyor, tek kişilik MİT mi, CIA mi, KGB mi? Tek kişi bu kadar bilgiyi nasıl bilebilir? İkincisi böyle bir mülakatla ilgili yazılı bilgi ve ifade nerede? Üçüncüsü PKK ile DHKP-C ne zaman ve nerede ittifak yapmış? İkisi ayrı birer örgüt, devletin arşivinde birbirleri ile olan ilişkileri, birbirlerine nasıl baktıklarıyla ilgili yazılı ve sözlü yüzlerce doküman varken, üstelik bu konuda bizzat Dursun Karataş'ın ve Öcalan'ın ağzından çıkan, militanlarına verdikleri talimatlarla ilgili bilgiler arşivlerde mevcutken bu iddia neye dayanıyor? Dördüncüsü Meral Kidir Dev-Sol'un, yani Dursun Karataş'ın elemanı değil, PKK'nın, yani Öcalan'ın elamanı. Kidir İstanbul'da İstihbarat Şube Müdürü olduğum dönemde yaptığımız bir operasyonda yakalandı. Dursun Karataş'a nasıl haber gönderecek, hem de cezaevinden? Beş incisi PKK ile Dev-Sol aralarında var olduğu iddia edilen ittifakı bozacaksa, bu böyle ilkokul çocuklarının arkadaşlık mantığı ile yapılabilecek bir şey değildir. Herhalde Veli Küçük feodal arkadaşlık hatırına Giresun benim bölgem burada ittifak yapmayın da başka yerde yapın mı diyecek? Bu iddia olsa olsa ideolojik örgütleri bilmeyen cahil birinin sözleri olabilir. Böyle bir ittifak yok, varsa ya her yerde uygulanır ya da her yerde bozular. Giresun'da bozun, başka yerde anlaşın gibi bir şey söz konusu olmaz.

Mülakatta ayrıca 12.000 adet silahın Barzani'ye, 12.000 adetin Talabani'ye, 6.000 adetin Kürdistan başkanı Kosret Resul'e, 6.000 tanesinin de Cemil Bayık'a 2 konteynırlı bir araçla Ali Balkan Metel'nin Gümrük Müdürü olduğu dönemde verildiği anlatılmaktadır. Ayrıca bazı gazetecilerin Kuzey Irak'a götürülerek Kürdistan Başkanı Kosret Resul ile görüştükleri ifade edilmektedir.

Ali Balkan Metel ve Veli Küçük Güneydoğuda 1991 yılından önce görev yapmışlardı, yazıda adı geçen gazetecilerin Irak'a gidişi 1994 yılma, yani çok sonraki tarihe aittir. Bununla birlikte iddia edilen silah rakamlarını toplarsak gönderilen silah miktarının 30 binden fazla olduğu anlaşılmaktadır. Her silah kutusunun, şarjörü ile birlikte en az 10 kg olduğu hesaplanırsa, bu kadar silah toplam 300 ton eder ki bu da en az 10 tır dolusu silah demektir. Hatta bu kadar silahı ambalajı ile birlikte 10 tıra sığdırmak mümkün değildir. Bu kişi ise 2 konteynırla silahların taşındığını söylemektedir.

Yine başka bir iddiada Suriye'de 1993 yılında Hasan Bindal'ın kiraladığı ve Öcalan'ın bulunduğu evin üst katında askeri bir ataşenin kaldığı söylenmiştir. Böylece PKK lideri ile askeri ateşe arasında daha derin bir ilişkinin olduğu ima edilmiştir. Bu sözler de deli saçmasından öte bir şeydir, bu meseleleri iyi bilmeyen birinin uydurmasıdır. Çünkü Bindal Öcalan'ın köyden çocukluk arkadaşı, okur yazarlığı bile zayıf olan eski bir PKK militanıdır, ancak bu kişi PKK'nın Bekaa'daki kampında Öcalan'ın verdiği yetkiyle herkesi cezalandıran Şahin Baliç tarafından öldürülmüş ve olayla ilgili olarak eğitim esnasında kazaen vuruldu denmiştir. Zaten Şahin Baliç'e kızan Öcalan bu olayı bahane ederek Baliç'i kurşuna dizdirmiştir. Bununla ilgili öcalan'ın yazdığı birkaç sayfa yazı Serxwebun adlı gazetede yayınlanmıştır. Hasan Bindal Suriye'de ev kiralayacak biri değildir.

Bu işi yapacak Suriye'de örgüte katılan yüzlerce kişi vardır. Suriye'deki askeri ataşe Suriye İstihbarat Teşkilatı Muhaberat tarafından sürekli denetlendiğinden, böyle bir konuyla ilgili olarak sıradan bir Suriye vatandaşı ile bile görüşemez. Bizim ülke olarak PKK konusunda Suriye'yi suçlayarak savaşın eşiğine geldiğimiz bir dönemde böyle bir görüşme olması halinde Suriye "PKK ile görüşen sizsiniz, bizi neden suçluyorsunuz" demez mi? Aslında bu tip iddialar o kadar mantık dışıdır ki bu mesnetsiz iddialara cevap vermek bile yanlış. Fakat ne var ki savcı tarafından çok ciddi iddialar olarak önemli bir davanın içerisine konulunca cevap vermek gerekiyor. Savcının iddiaları arasında "Jandarma A Tipi Özel Kuvvetler" ifadesi geçmektedir. Jandarmanın Özel Harekat Timleri iki tiptir.

Biri sadece subaylardan müteşekkil olup A tipi olarak adlandırılmaktadır. Diğeri ise subay, astsubay ve erbaşlardan müteşekkildir, B tipi olarak ifade edilir. Savcının bu timleri iyi tanıyan ve yakınları bu timlerde görevli olduğunu söyleyen gizli tanığı, timin adım bile doğru söyleyememektedir. Bu timin tam adı Jandarma A Tipi Özel Harekat Timidir.

Ayrıca Abdullah Çatlı ile Dursun Karataş Paşa Güven döneminden beri tanışıp görüştükleri iddiasına yer verilmektedir.
Bu iddiaya kargalar bile güler. Bu kadar saçma, absürt bir iddia olamaz. Çatlı'nın 1992 yılından ölümüne kadar yurtiçinde gizli olarak güvenlik kuvvetleri ile birlikte hareket ettiği, PKK ile irtibatlı bazı kişilerin infaz edilmesinde polislerle birlikte olduğu, hatta yurtdışında Dursun Karataş'ı bulmak için gayret gösterdiği Susurluk soruşturmaları sırasında ortaya çıkmıştır. Devletin bunca istihbaratı, soruşturması, tahkikatı bunun tersini söylerken kim olduğu belli olmayan bir kişinin deli saçması konuşmaları nasıl olur da bilgiye dönüşür.

Savcının iddiaları arasında (yine gizli tanığın beyanına dayanılarak) ülkücülerin ellerindeki silahlarla Dev-Solün elindekilerin seri numaralarının birbirini takip ettiği belirtilmektedir. "Silahlar aynı kaynaktan geliyordu. Bir gün randevular karışmış, Paşa Güven ile Çatlı karşılaşacaklar diye büyük panik olmuş. Çatlı ile Karataş yüz yüze görüşüyordu, B.'nin uyuşturucuları Karataş'ın aracılığıyla Fransa'ya satıldı." deniyor. Ülkücülerin ve Dev-Sol'un adının duyulduğu tarihten bu yana olaylarda kullanılan ve yakalanan tüm silahlarının markası, modeli, cinsi, seri numarası devlet arşivinde mevcuttur. Ülkücülerin, Dev-Solün veya başka sol, sağ ya da bölücü hiçbir grubun silahlarının seri numaralarının birbirini takip ettiğini, hatta aynı marka olduğunu duymadım, olması da imkansızdır.

Hala da bu kontrol yapılabilir. Bu kadar ciddi iddiaların bu kadar basit bir ağız tarafından dile getirilmesi ve hiç incelemeden, kontrol edilmeden adli iddialar haline getirilmesinin akıl ve mantıkla izahı yoktur. Bu iddiaların ciddiyetinden bahsedilmeyeceği gibi asıl önemli olan, bugüne kadar toplanan ve devletin arşivlerinde mevcut bilgilere itibar etmeksizin kim olduğu belli olmayan sıradan bir kişinin akıl, mantık ve bu konudaki temel ölçülere uymayan, teyit bile edilmeyen beyanlarının kesin doğru olarak kabul edilmesidir.

Bu durum, davayla ilgili olarak bir kasıt olduğu imasını akıllara getirmektedir. Savcının iddiaları arasında tanık Bülent Orakoğlu'nun ifadesinde "Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı görevinden önce Hatay İl Emniyet Müdürü iken Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz ve İl Jandarma Alay Komutanı Vicdan Başaran ile şehir kulübünde bir yemek yediklerini, bu yemekte bölge komutanının yanında bulunan ve önceleri emir eri olduğunu zannettiği sivil giyimli şahsın daha sonra İstanbul'da Hizbullah operasyonunda ölü ele geçirilen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğiu olduğunu öğrendiğini..." söylediği belirtiliyor.

Orakoğlu'nun böyle bir şeyi söylediğini bugüne kadar hiç duymadık. Ayrıca Orakoğlu'nun Hatay Emniyet Müdürlüğü yaptığı 1989-1994 yılları arasında Hüseyin Velioğlu'nun nerelerde bulunduğu, bu tarihlerin bir kısmında arandığı, daha sonra yapılan operasyonlarda nerelerde kaldığı belirlenmiştir. İstanbul'da Velioğlu'nun ölü ele geçirildiği evde bulunan kendisine ait konuşma ve kişileri sorgulama filmleri ve yazılı belgeler arasında ya da Hizbullah'a ait 20 bin sayfalık dokümanlar içinde Velioğiu'na ait olanları okuyanlar onun söylendiği gibi biri olamayacağım çok iyi bilir. Savcı, Orakoğlu'nun sadece "Eskiden bir defa gördüm, ona benziyordu," cümlesinden hareket ederek Velioğlu ile askeri görevlilerin irtibatlı olduğunu iddia ediyordu. Fakat bu kişinin konuşma bantları, elle yazılı notları ile resmi görevlilerin yaptığı çalışmalar, devlet arşivinde bulunan birden çok ilin birbirinden bağımsız olarak elde ettikleri bilgileri dikkate almamak ne kadar akıllıca bir yaklaşımdır. Bununla birlikte ben Bülent Orakoğlu ile birlikte çalıştım, bana hiç böyle bir şey anlatmadı.

Kaynakça
Kitap: HALİÇTE YAŞAYAN SİMONLAR Dün Devlet Bugün Cemaat
Yazar: HANEFİ AVCI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Ergenekon Davası Yalan

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2010, 20:27

Davada Yanlış Olan İkinci Konu:

Ergenekon örgütünün varlığı konusunda yazılı belge, doküman, örgütsel faaliyet sayılabilecek bazı ilişkiler varsa da eylemleri konusunda hiçbir ciddi emare yoktur. Zorlamalarla birçok olay ve eylem Ergenekon örgütüne mal edilmek istenmektedir. Hizbullah, PKK, Dev-Sol gibi tüm örgütleri Ergenekon örgütünün yönettiğinin iddia edilmesi ne kadar akıldışıysa, aynı şekilde geçmişte olmuş bazı olay ve eylemleri de hiçbir ciddi delile dayandırmadan Ergenekon örgütü tarafından yapılmıştır demek akılla ve mantıkla izahı olmayacak bir durumdur. Ergenekon örgütünün eylemleri olarak söylenebilecek hiçbir şey yoktur, çünkü Türkiye'deki faili meçhul olayların Ergenekon veya başka örgütlerle irtibatını gösterecek delil ve emareler bulunmamaktadır.

Danıştay 2. Dairesine gerçekleştirilen silahlı saldırı olayının Ergenekon örgütünce yapıldığı yönündeki iddialara dair görüşlerimi Danıştay Olayı başlığında yazmıştım, özetle bu olayın yakalanan faillerinin bazı Ergenekon sanıkları ile telefonla konuştuklarına dair HTS raporları, yani kimin kimi aradığı bilgileri haricinde hiçbir delil bulunmamaktadır. Ancak ben biliyorum ki başta Muzaffer Tekin olmak üzere bazı Ergenekon sanıkları Danıştay Olayından çok önce eskiden beri polis tarafından dinlenip izleniyordu, eğer bağlantı olsa bu dinlemeler ortaya konulurdu.

Ayrıca Banker Yalçın lakaplı Yalçın Doğan'ı 1997 yılında Ankara'da öldürmekten sanık, mafya ve uyuşturucu işlerine karışmış olan Ertuğrul Yılmaz Almanya'da 23 Nisan 2003 tarihinde uyuşturucu ve PKK'yla bağlantılı kişilerce öldürülmüştü. Bu olayın faillerinden biri, olaydan sonra Türkiye'ye gelmiş, Diyarbakır'da yakalanarak tutuklanmıştı, KOM Daire Başkanı olduğum 2003 ila 2005 yılları arasında bu olayı aydınlatmak için Alman polisi ile birlikte uzun süreli bir çalışma yürütmüştük. Bu çalışma sırasında anımsadığım kadarı ile Ertuğrul Yılmazin yakınlarından (Ayhan Parlak dahil) bazıları şüpheliydi ve bu nedenle Doğuş Faktöring, Doğuş Sigorta gibi Yılmazın şirketlerini mahkeme kararı ile uzun süre dinlemiştik. Şimdi ortaya çıkmakta ki Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin, Ertuğrul Yılmaz'ın yakın arkadaşı ve Doğuş Faktöring gibi bir şirkette maaşlı olarak çalışıyor, hatta şirket ortağı gibi sürekli burada kalıyor ve görüşmelerini buradan yürütüyor. Hatta Danıştay sanığı Alparslan Arslan ile de burada görüşmüşler. Böyle bir irtibat ve ilişki varsa, o dönemde yapılan operasyonda, dinleme ve takiplerde de bu ilişkileri gösterir bilgilerin olması gerekirdi. Bu operasyonun evrakları, izleme ve dinleme bilgileri, mahkeme dosyalarında ve KOM Daire Başkanlığında hala mevcuttur.

Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve Danıştay olaylarının failleri konusunda hiç tereddüt yok, yakalananların gerçek failler olduğu kesin olsa da olayın Ergenekon örgütünce yapıldığına dair ortaya konan iddiaların hiç inandırıcılığı yoktur, savcının zorlaması ile bu olaylar Ergenekon'a dahil edilmek istense de makul bir polisiye akılla bakıldığında hiçbir bağlantı kurulamamaktadır.

Sabancı Center'a saldırılması ve üç kişinin öldürülmesi olayı tüm yönleri ile aydınlatılmıştır, polis ve mahkeme dosyalarında olayla ilgili şüphe çeken, cevabı verilmemiş hiçbir konu bulunmamaktadır. Ancak psikolojik olarak sorunlu bir kişinin yazdığı hiçbir mesnede dayanmayan mektuplara sanki önemli bir delilmiş gibi itibar edilerek kafalar karıştırılmıştır. Oysa olay tüm maddi delilleri, kamera kayıtları ile hiçbir şüpheye meydan vermeyecek kadar açık ve nettir.

Hrant Dink cinayetini ele alırsak, bu olay da her yönüyle en ince teferruatına kadar araştırılmış, karanlıkta kalan hiçbir yanı bulunmayan bir olaydır. Failleri, bugün yargılananlar gibi önümüzdeki zamanda da her zaman milliyetçi dürtülerle bu tip eylemleri yapabilecek kişilerdir. Maalesef Türkiye'deki ortam bu tip olayları hazırlamıştır. Olayın faili Samsun'da yakalandığında yaşananlar iki iddiamı ispatlamaktadır. Birincisi, fail Ogün Samast yakalandığında güvenlik kuvvetlerinin ona "iyi ki yapmışsın, eline sağlık," der gibi yaklaşmaları, bir kahraman gibi beraber fotoğraf çektirmeleri failin içinde bulunduğu ortamın ve anlayışın onu, hain olarak gördüğü bir kişiyi öldürme yönünde teşvik ettiğini göstermektedir. İkincisi ise olayda kullandığı silah ve olay anında başında olan beyaz bere yakalandığı zaman cebindeydi ve yanında hiç parası yoktu. Otobüs arıza yapsa aç kalacak kadar parasızdı. Bütün bunlar olayın göründüğü gibi olduğu, arkasında hiçbir planlayıcının olmadığını göstermektedir. Eğer bu olay bir örgüt veya iki akıllı kişi tarafından planlanmış olsaydı, Ogün Samast yakalandığında olayda kullandığı tabanca ve giydiği bere üzerinde olmaz, cebinde de en az birkaç yüz lira parası bulunurdu.

Geçmişte Türkiye de meydana gelen pek çok olayın (Malatyadaki Zirve Yayınevi Katliamı, Rahip Santoro Cinayeti) Ergenekon örgütü tarafından gerçekleştirildiği iddia edilerek epey bir süredir uydurma tanık vs. aranmaya başlandığı net olarak görülüyor. Amacın olayları aydınlatmak değil, Ergenekonla irtibatlandırmak olduğu açıkça ortadadır.

Kaynakça
Kitap: HALİÇTE YAŞAYAN SİMONLAR Dün Devlet Bugün Cemaat
Yazar: HANEFİ AVCI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ergenekon Davası, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Asil Türk Milleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir