Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Allah İle Aldatılmamız Ne Zaman Ve Nasıl Başladı?

Burada Hazreti Muhammed(S.A.V.), İslam Dini ve Kuran-ı Kerim hakkında konular bulabilirsiniz

Allah İle Aldatılmamız Ne Zaman Ve Nasıl Başladı?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 10 Ara 2010, 22:13

ALLAH İLE ALDATILMAMIZ NE ZAMAN VE NASIL BAŞLADI?

Müslüman kitlelerin Allah ile aldatılması, İslam'a Arap Emevi saltanatçılığı musallat olduğunda başladı. Yani, İslam'ın saltanat ve hegemonya aracı yapılmasıyla başladı. Çünkü İslam toplumuna kötü niyetin girişi Arap-Emevi ırkçı saltanatının dini siyaset ve saltanat uğruna istismarıyla olmuştur.

Daha net söyleyelim:

Müslüman kitlelerin Allah ile aldatılması, Emevi kralı Muaviye b. Ebi Süfyan'ın, Hz. Ali'nin ordusunu aldatmak için Kur'an sayfalarını mızrak uçlarına takıp "Aramızda bu kitap hakem olsun!" diyerek sergilediği şeytanetle başladı.

İslam tarihinde, Allah ile aldatmanın ilk ve en yaman görünümü budur. Hz. Ali, hükümlerini ayaklar altına aldığı bir kitabın kâğıtlarını 'hakem' yapma aktörlüğüne kalkan bir zihniyetin güvenilir olmadığını en gür sesiyle haykırmışsa da bu tarihsel aldanışı önleyememiştir.
Tarih, Sıffin'den Madımak Oteli Neronizmine kadar bu aldanışın ibret tablolarıyla doludur.

Allah ile aldatmanın bu dehşetler tablosundan ders almasını bilmeyen bir kitlenin dinden rahmet bulmasını beklemek akıl gerçeğini ciddiye almamak olur.
Allah ile aldatma, Anadolu insanı özelinde İslam'ın Araplaştırılmasıyla başladı. İslam'ın Türkmen yorumunda Allah ile aldatma asla yoktur. Anadolu hümanizmine vücut veren İbn Arabi'de, Hacı Bektaş'ta, IVlevlâna'da, Yunusta ve onların izinde giden alp-erenlerde Allah ile aldatma yoktur.
Türk tarihinde Allah ile aldatmanın tohumları İS. yüzyılın başlarında atıldıysa da resmiyet ve dokunulmazlık kazanması hilafet denen siyaset kurumunun din yaftası altında bize geçmesiyle oldu.

13. yüzyıl Anadolusunda, İbn Arabi-Mevlâna-Hacı Bektaş-Yunus Emre (Erkân-ı Erbaa: Dört Temel Direk) dört-geninde oluşan 'yalnız Allah için İslam' ve 'insana sevgi ve saygıya dayalı din', bugün bile bir eşine tanık olamadığımız muhteşem bir rahmet uygarlığının, eşsiz bir aşk ahlakının canlı kaynağı idi. Biz buna Anadolu Hümanizmi veya Anadolu İnsancılığı diyoruz.

Yaşadığımız günlerde, Allah ile aldatmanın dehşeti, delinmez bir katran zırhı gibi ülkenin üstünü örtmüş ve tüm güzellikleri, havasızlıktan çırpınma noktasına getirmiştir. Cumhuriyet inkılabının açtığı nefes alma borusu sayesinde canlı kalabilen birçok değer, katran üreten sektörler tarafından yok olma tehlikesiyle yüz yüzedir.
Türkiye güzelden çirkine, mutluluktan sıkıntıya, uygarlıktan ilkelliğe doğru kanat açmış durumda.

Türkiye'de felaket çanlarını çaldıran olumsuzluk üç ana başlık altında verilebilir:

1. Allah ile aldatmanın sektörleşmesi, hatta saltanatlaşması.
2. Riyakârlığın dinleşmesi.
3. Hak duygusunun genel kaybı ile haram lokmanın amaç haline getirilmesi,

Türkiye'nin, Türk insanının nabzını en iyi tutanlardan biri olan gazeteci yazar Bekir Coşkun şu tespiti yapıyor Anadolu için:

"Değişim hızlı buralarda. Bir yandan televole kültürü limansız biçimde bastırırken öte yandan dinci iktidarlar sayesinde sahte sofu tipi yaygınlaşıyor. Devlet katmanlarında süren laik cumhuriyetçiler ile şeriatçıların didişmesi taşrada bir başka boyutta. Televoleciler ile sahte sofular yarışıyor. Artık kim kazanırsa. Anadolu'nun o saf. misafirperver, yardımsever, samimi, duygulu, saygılı İnsanları gitmişler. Çalışmak, üretmek, alın teri ile kazanmak, namusluca didinmek yerine, cingözlük, avanta, entrika, üçkağıtçılık, beleşçilik prim yapıyor. En küçük belde dahi; mafyasıyla, hortumcusuyla, rüşvetçi memurlarıyla, soyguncularıyla, yağmalanan ulusal varlıklarıyla birer küçük Ankara veya İstanbul..."
(Hürriyet, 2 Eylül 2003)

Trabzonlu sinema sanatçısı Tanju Gürsu'nun şu yaşanmış ve bence de onaylanan tespitleri altı defalarca çizilecek önemdedir.

Diyor ki Gürsu:

Trabzon'da, bizim büyüdüğümüz 1950'li yıllarda 18 konsolosluk vardı. Şems, Saba gibi otellerin restoranlarında öğle yemeklerinde piyano, keman çalınırdı. Eşim Ayla'nın annesi ve babası keman çalar, benim annem keman, babam ut çalardı. Bahçeden bahçeye atışmalar yaparlar, birisi rast çalarken ötekisi ona nihaventle cevap verirdi. O yıllarda Trabzon'daki dondurmacılarda bolestera denilen işlemeli önlüklü kızlar gümüş kupalarla dondurma servisi yapardı. Evimizin tam karşısında İskenderpaşa Camii vardı. Biraz aşağımızda da İtalyan kilisesi vardı. Camide ezan okunurken kiliseden çan sesleri gelirdi. İtalyan kilisesinin papazları her Ramazan bizim eve iftara gelirdi. Şimdi, bahçeden bahçeye silah atılıyor, bolesteranın yerini ise kara çarşaflar aldı."
(Hürriyet, 1 Eylül 2003)

Allah ile aldatılan kitleler, kendilerine ufuk ve mutluluk getiren ve getirecek olan en yüce eriş ve oluşlardan bir bir yoksun bırakılıyorlar.
Osmanlı'yı Osmanlı yapan İslam'ın Türkmen yorumu, bu ürünleri vermeye, hilafetin bize geçtiği, yani İslam'ın Arap-Emevi versiyonuna teslim edildiğimiz güne kadar
devam etmiştir. Hilafetin bize geçişi yani padişahların 'Allah Elçisi'nin halefi' olarak anılmaya başlamasıyladır ki, iki tokadı birden yedik ve ayağa kalkmamıza imkân vermeyen bir sendelemeyle yıkılmaya başladık.

Neresinden bakarsanız bakın, hilafetin Osmanlı'ya geçişi veya geçirilişi, ruhta ve maddede çöküşümüzün ve Allah katında itibar kaybımızın aynı anda başlangıcı, gerekçesi ve tescili olmuştur.

Eğer, siyasal bir kurum olan hilafeti dinleştirmek yerine, onu sadece siyasal bir kurum olarak algılasak veya İslam'ın yönetime ilişkin değerlerini anlasak ve uygulasaydık, örneğin devlet başkanına halife (Peygamber'in halefi) demeseydik, emir, kral, sultan vs. gibi unvanlar kullansaydık sadece siyasal-yönetsel hatalarımızın faturasını ödemekle kalırdık. Ve bunlar bizi batırmaz, cihan imparatorluğunu yıkmaz, dinimizi de perişan etmezdi.

Soruların en yamanını, en acımasızını soran tarih bize şunu sormamış mıdır:

"Dine-imana sarılacak idiyseniz, Allah'ın bitirdiği bir kuruma neden atama yapmaya kalktınız?! Neden siyasal-yönetsel bir kavram olan devlet başkanlığı veya yönetimi dinselleştirip hatalarınızın Allah'a ve dine fatura edilmesine yol açacak bir günaha imza attınız?!"

Kaynakça
Kitap: Allah ile Aldatmak
Yazar: Yaşar Nuri Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Hazreti Muhammed(S.A.V.) İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir