Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Allah İle Aldatmanın Huküm Odakları

Burada Hazreti Muhammed(S.A.V.), İslam Dini ve Kuran-ı Kerim hakkında konular bulabilirsiniz

Allah İle Aldatmanın Huküm Odakları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Kas 2010, 04:12

ALLAH İLE ALDATMANIN HUKÜM ODAKLARI

İslam düşüncesinin doruklarından biri olan Endülüslü fakîh-metodolojist Ebu İshak eş-Şâtıbî (ölm.790/1388) İslam'a uydurmalar, hurafeler sokan dinci iftiracılığı tanıtırken şöyle bir saptama yapıyor: "Ma'sıyet (günah) ma'sıyet olarak kaldıkça Allah'a iftira değildir; ama ma'sıyet dinde teşri (kural koyma yetkisi) aracı yapıldığında Allah'a iftira olur." (Şâtıbî; el-Itısam, 2/41) İnsan, insan olarak günah işler; bu normaldir.

Günah işlemek insanı ne dinsiz ne de Allah düşmanı yapar; sadece günah işlemiş insan yapar. Ancak işlenen günah, Allah'ın yetkilerini kullanmak, dinde buyruk makamı gibi davranmak, dine hükümler eklemek, kısacası, dinde teşriî yetki kullanmaktan kaynaklanıyorsa bunun adı sadece günah değil, Allah'a iftiradır ki zulüm ve şirkin en lanetli türüdür.(Kur'an, En'am, 93, 144) Allah'ın en büyük öfkesine çarpılanlar, imanı olup da eksikleri, günahları olan insanlar değil, ibadet ve din savunuculuğunda kimseye söz bırakmadığı halde dine sürekli hüküm ekleyen, dini sürekli kendi güdümüne alan dincilerdir. Dinde teşriî yetki kullanma suçu, İslam dünyasında tarikatlar ve mezhepler tarafından bilerek veya bilmeyerek asırlardır işleniyor.

Son zamanlarda buna, din üzerinden siyaset yapanların 'dini siyasal parti ile eşitleme' zulümleri eklendi. Bu zulüm, dini kendisi ve partisiyle eşitleme ve kendisini Allah'ın vekili, sözcüsü gibi ortaya sürme zulmüdür. Dinci terörün başlangıç noktası da budur. Tüm insanlığın ortak kurumu olan dini, kendi siyasal organizasyonunun başarı aracı yapan bu zalim mantık, ilaha doğrusu bu müşrik günah şöyle sergilendi: Önce, dindarlık, birilerinin alâmeti fârikası ilan edildi. Ardından din baronlukları, din dukalıkları, dokunulmaz-eleştirilmez 'efendiler, üstadlar, mücahitler' (!) ve daha neler neler yaratıldı. Bunlara, sadece ve sadece peygamberlerin kullanabileceği bir yetki, dinde sözcülük hakkı verildi.

Bunun ardından, bunların, halkı 'iyi dindar, zayıf dindar, günahkâr, dinsiz, din düşmanı, mürted' gibi sınıflara ayırma hakkı kullanmalarına seyirci kalındı. Onların bu yaftaları yapıştırırken, hareket noktası olarak kendilerini, kendi ekollerini, tarikat, mezhep veya partilerini esas aldıklarını kimse fark edemedi. Bunların din-iman-Allah-Peygamber diye bir kaygılarının olmadığı, insanları aldatmak için dini ve Allah'ı kullandıkları, kısacası Allah ile aldattıkları fark edildiğinde iş işten çoktan geçmişti.

Bu zihniyetin Allah ile aldatan tezgâhı şöyle işletiliyordu:

"İslam demek dinden bizim anladığımız demektir. O halde bizim ak dediğimize kara, iyi dediğimize kötü diyenler otomatik olarak İslam dışıdır.

Karşı çıkış gerekçeleri, kanıtları ne olursa olsun, fark etmez. Biz Allah'ın askerleri, temsilcileriyiz. Allah'ın temsilcilerine din ve Allah adına kanıt gösterilemez. Müslümanlık belgesi, bizim defterimize kayıtlı olmanın ta kendisidir. Öteki yollar, İslam'a ve cennete değil, patatese çıkar."

Bu talihsiz mantık, bir şer formülü olarak şöyle der:

"Müslüman vardır ve o biziz; kâfir vardır ve o da bize karşı olanlardır. Ve biz, bize karşı olanlara her şeyi yapma hakkına sahibiz." Bu mantığın bağlı olduğu saltanat ve siyaset damarı, Hz. Muhammed'in 'Konuşan Kur'an' unvanını verdiği Şah-ı Velâyet Hz. Ali'yi secde halinde iken katletmiş ve gerekçe olarak da, "Kâfir oldu da onun için öldürdük!" demiştir.

Gerçek Müslüman dindarlar dinlerinin tarihini ve kitabını gereğince okuyup anlasalardı bunu görürlerdi ve dinle kendi anlayışını eşitleyen zihniyetin Türkiye'yi nereye götüreceğini daha ilk adımda anlarlardı. Ne yazık ki bunu yapamadılar, anlayamadılar. Daha acısı, anlamamaya ısrar ve iştahla devam ediyorlar. Hem de dünya ölçeğinde bir gafletle.

Bu namert oyunun nasıl yürütüldüğüne canlı bir örnek verelim:

Bunların gemi azıya aldıkları ve kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayanların erkeklerine piç, kadınlarına fahişe diye hitap edebildikleri günlerde ekranlara bir eşcinsellik olayı getirilmişti: Bir Kur'an kursu hocasının erkek öğrencisiyle cinsel ilişkisi tespit edilmiş ve bu rezaletle ilgili yayınlar yapılmıştı.

Bize de sordular:

"Kur'an adının arkasında böyle bir rezilliğin işlenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?"

Doğal olarak, bundan tiksinti duyduğumu, bu tip ruhsuz ve ahlaksızların Kur'an'dan ve onun değerlerinden uzak kalmaları gerektiğini, İslam'ın bu tipler yüzünden ithama maruz kaldığını, vs. söyledim. Bunun üzerine, telefonlar, fakslar, mektuplar işledi; bununla da yetinilmedi, yüz yüze sataşmalar sergilendi. Hepsinde ortak söylem şuydu: "Müslümanlara hakaret edildi, siz de buna destek verdiniz." Mantığa bakın: Kur'an'ın arkasına gizlenerek iğrençlik sergilemek İslam'a hakaret olmuyor da bunu tespit ve teşhir edip halkı uyarmak Müslümanlara hakaret oluyor! Dinle kendisini ve ekibini eşitlemenin en namert belirişi, 'öteki' ilan edilenlerin her türlü ithama maruz bırakılmalarıdır. Bu azmışlıktan insaf, acıma, insanlık bekleyemezsiniz. 'Öteki' ilan edilenler akıl almaz bir vicdansızlıkla itham edilirler!

Afganlı kadınların, hiç değilse uluslararası yardım kuruluşlarında çalışmasını isteyen yabancılara karşı Taliban'ın cevabı şu olmuştur:

"Ku kadınlar, KGR tarafından eğitilmiş casuslardır. 35 hin Afganlı kadın KGB tarafından eğitilmiş bulunuyor. Bunun için bunların ev dışına çıkmasına, hele hele çalışmasına izin veremeyiz." (Milliyet Gazetesi , 14 Temmuz 2000) Yıllardır evinden çıkmasına izin vermediğiniz bu mazlum kadınlar nasıl ve nerede KGR eğitimine tâbi tutuldular?

Allah ile aldatan zihniyet hep böyledir ve hep böyle olacaktır:

İkna ile yaptıramayınca tehditle, o da olmayınca tedhişle yaptırır. Hangi yöntemi esas alacağını, ayağını basışındaki 'sağlamlık derecesi' belirler. Ayağını basışı lam sağlam değilse, hurafe dininin temel iman esaslarından biri olan 'takıyye'yi işleterek durumu idare eder. Bu ıstırap verici olumsuzluğun ağır ve acı faturasını , ne yazık ki dünyanın her yerinde, yine masum dindarlar ödüyor.

Özetleyelim:

Hiçbir zulüm ideolojisinin vahşeti, Allah ile aldatmanınki kadar karanlık ve korkunç olamaz. Ve insanlığın hiçbir düşmanı Allah ile aldatanlar kadar yıkıcı olamaz! Allah ile aldatanlara demokrasi vs. adına meydan açmak ise Allah'a isyan etmek ve demokrasiyi intihara itmektir. İnsanlığın bunu daha fazla vakit geçirmeden anlamasını temenni ediyoruz.

Kaynakça
Kitap: Allah ile Aldatmak
Yazar: Yaşar Nuri Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Hazreti Muhammed(S.A.V.) İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir