Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hazreti Ali'nin Devlet Yönetimi hakkında Esaslar

Burada Hazreti Muhammed(S.A.V.), İslam Dini ve Kuran-ı Kerim hakkında konular bulabilirsiniz

Hazreti Ali'nin Devlet Yönetimi hakkında Esaslar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:16

Hazreti Ali'nin Devlet Yönetimi hakkında Esaslar

Devlet idaresi, tarihin bilinen ilk devirlerinden bu yana sosyal ve ekonomik muhtevalı iştigal konularının en önemlilerinden biri belkide birincisidir. Maharetle yönetilen bir devlette zor hatta imkansız gibi görünen meselelerin başarılı ve sürekli olarak çözülüp toplumun daha sağlıklı ve müreffeh bir düzeye yükseltilmesi gerçekleştirilirken, başarısız bir devlet idaresinde ise mevcut ve mümkün imkânların bile heder edilip toplumun çok daha problemli ve sağlıksız bir yapı ile zor bunalımlara itildiği de tarih boyunca görülegelen vakıalardır.

İdarede başarı ile başarısızlık arasındaki kararı veren en önemli unsur devlet yönetimindeki kavramlar ve yönetim esaslarıdır. Eğer bu kavram ve esaslar toplumun yapısı ile tutarlı ve öngörülen gelişme istikâmeti ve dinamikleri ile ahenkli ise yönetimin başarısı büyük ölçüde teminat altına alınmış demektir.

Bu kitapçıkta, bundan 1400 yıl önce kurulmuş ve asırlar boyu başarı ile devam etmiş ve tarihin en parlak medeniyetlerinden birini meydana getirmiş olan bir devletin yönetimine ışık tutup, yön vermiş bulunan bir belge sunulmaktadır. Miladi 623 de kurulmuş bulunan İslam devletinin Hz. Peygamber'den sonraki 4 üncü Başkanı, Halife Hz. Ali'nin Mısıra vali olarak atadığı Malik bin El-Haris El Eşter'e göndermiş olduğu bu emirname de, o zamanın Devlet yönetimi ile ilgili bazı önemli kavram ve esaslar kısa ve veciz bir şekilde ifade edilmiş bulunmaktadır.

Aslı Arapça olan bu mektubun ilk tercümesi İstiklâl marşımızın yazan merhum Mehmet Akif Ersoy tarafından yapılmış ve bu metin 1959 yılında T.C. Diyanet İşleri Reisliği tarafından "Hz. Ali Diyorki" adı ile küçük bir risale olarak neşredilmiş idi.

Bu defa bu emirnamenin tarihi bir belge olarak taşıdığı önem gözönüne alınarak:

1- Arapça metinin tercümesi günümüz Türkçesi ışığında yeniden gözden geçirilmiş.
2- Emirnamenin İngilizceye yapılmış başarılı bir tercümesi kitaba alınmış.
3- Ayrıca orjinal Arapça metni de kitaba eklenmiştir.

Kitapçığın bu şekli ile ilgilenecek kimselere faydalı olması en büyük bir temennimizdir. Tevfık ve Hidayet Allah'tandır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Hazreti Ali'nin Devlet Yönetimi hakkında Esaslar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:18

Görevin esası

Vergisini toplamak, düşmanları ile savaş yapmak, halkına barış ve huzur, ülkeye kalkınma sağlamak için Mâlik bin el-Hâris el-Eşter'i Mısır'a vali olarak atadığı zaman Allah'ın kulu, mü'minlerin emiri Hz. Ali'nin ona emri şudur.

O'na Allah'dan ittikaayı, Allah'a itaat yolunu seçmesini, Kitabında emrettiği farzlarla sünnetlere uymasını emreder. O farz ve sünnetler ki, onlara uyulmadıkça hiç kimse saadet yüzü göremez ve onları benimseyen de asla hüsrana uğramaz. Bir de ona eliyle diliyle ve kalbi ile Genâb-ı Hakk'a hizmette bulunmasını emreder. Çünkü Allahu zü'l-Celâl Hazretleri kendisine hizmet edene yardıma, kendisini ağırlayanı da izzetlendirmeye kefil olduğunu buyurmaktadır. Sonra, ona şehvetlere saldırdıkça nefsini kırmasını, serkeşlik ettikçe de dizginlerini çekmesini emreder. Zira nefs alabildiğine fenalığı âmirdir, meğer ki Cenâb-ı Hak o kişiyi merhametiyle korumuş olsun.

En kıymetli azığın

Şimdi bilmiş ol, ey Mâlik ben seni öyle memleketlere gönderiyorum ki senden evvel birçok hükümetler oralarda adalet sürdü veya zulm etti. Sen vaktiyle nasıl evvelki valilerin icraatım gözden geçiriyorsan halk da şimdi senin icraatını öylece gözetecek. O zaman senin onlar hakkında söylediklerim halk da şimdi senin hakkında söyleyecek. Kimlerin sâlih olup olmadığı, ancak, Allah'ın kendi kullarının dilinden söylettiği, sözlerle anlaşılır. Onun için biriktireceğin en güzel azık iyiliğe yönelik işlerin olsun. Heveslerine hakim bulun. Sana helâl olmayan şeylerde nefsine karşı sıkı dur. Zira gerek hoşlandığı, gerek istemediği şeylerde nefse karşı sıkı durmak onun hakkında adaletin ta kendisidir.

Halka sevgi ve merhamet besle

Halk için kalbinde sevgi ve merhamet duyguları, ile lütuf meyilleri besle. Sakın biçarelerin başına kendilerini yutmayı ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme!

Çünkü bunlar iki sınıftır:

Ya dinde bir kardeşin, ya yaratılışta bir eşin.

Evet, bunların kabahatları bulunabilir; kendilerine bir takım kusurlarda arız olabilir. Hata ile, yahut kasıtlı olarak işledikleri kabahatleri olsa da ellerinden tutup doğru yola getirmek pek de mümkündür. Nasıl Allah'ın kendin için afvini ve hoş görüsünü istersen sen de onlara afvini ve hoş görünü bol bol ver. Çünkü sen onların üstünde bulunuyorsun; valilik yetkilerini sana veren ise senin üstünde bulunuyor. Allah ise valiliği sana verenin de üstündedir ve kullarının bütün işlerini hakkiyle görmeni istiyor, seni onlarla imtihan ediyor. Sakın Allah ile harbe girip de kendini O'nun gazabına siper etme. Çünkü ne intikamına dayanacak kudretin var, ne de O'nun af ve merhametinden müstağnisin.

Alçak gönüllü ve ölçülü ol

Sakın af ettiğinden dolayı asla pişman olma; sakın hiçbir cezalandırman için de kat'iyyen sevinme. Sakınmak imkânını buldukça hiçbir badireye atılma* Bir de sakın "Ben tam bir kudret sahibiyim, emrederim, itaat ederler" deme. Çünkü böyle bir davranış kalbin fesadı dinin zayıflaması ve felakete yaklaşma ile sonuçlanır. Şayet elindeki kudret sana bir büyüklük ve tahakküm hissi verirse hemen üstündeki Melekût'un büyüklüğüne şöyle bir bak ve Kâinatı sevk ve idare eden o muazzam ve muhteşem ilahi gücü ve senin kendi nefsine bile güç yetiremiyeceğin şeylerde Allah'ın nasıl bir mutlak kudret sahibi olduğunu düşün. İşte bu düşünceler senin o yükseklerde gezen bakışlarını yere indirir; şiddetini giderir, seni bırakıp giden aklını başına getirir. Sakın Allah ile büyüklük yarışına kalkışma, sakın büyüklük (azamet) ve zorlayıcılığında (ceberut) o'na benzemeye özenme. Çünkü Fâtır-ı zü'l-Celâl Hazretleri her zorbayı zelil, her büyükleneni hakir eder bırakır.

Adaletten ayrılma

Kendin hakkında, sana yakınlığı olanlar hakkında Tebaan arasından kendilerine meyil beslediklerin hakkında; Allah'a ve Allah'ın kullarına karşı adaletten kat'iyyen ayrılma. Şayet böyle yapmazsan zulmetmiş olursun. Halbuki Allah'ın kullarına zulmedene karşı bu mazlumların davacısı bizzat Hz. Allah'ın kendisidir. Allah da birinin hasmı oldu mu, artık o kimsenin tutunabileceği bütün deliller batıldır. Ve ölünceye, yahut tevbe edinceye kadar onunla harb içinde bulunur. Dünya'da zulüm kadar, Allah'ın lutuflarını izale edecek ve kahrını hızlandıracak birşey olamaz. Zira Cenâ-b-ı Hak zulm altında inliyenlerin beddualarını işitir; zalimleri ise gözetleyip durur.

Toplumu esas al

İşlerinin içinden öylesini ihtiyar etmelisin ki hak hususunda en ortası, adalet itibariyle en yaygını olsun, sonra halkın çoğunluğunun rızasını da en çok sağlasın. Zira toplumun hoşnutsuzluğu karşısında şahısların rızâsı hükümsüz kalır; şahısların kızgınlıkları ise toplumun rızası içinde kaynayıp gider.

Sonra vali için kodaman takımı kadar iyi günlerde yükü ağır basan, kara günlerde yardımı az dokunan adaletten hoşlanmaz, istemekten usanmaz, verilince şükür bilmez, verilmezse değme gadirle savulmaz, felâkete sabırsız bir topluluk da yoktur. Halbuki İslam'ın esasını meydana getiren Müslümanların kıymet ölçüsü, toplumun çoğunluğu olduğu gibi dinin ve devletin kuvveti de toplumda düşmana karşı savaşacak da ancak toplumun çoğunluğudur. Onun için samimiyetin ve meylin daima topluma dönük bulunmalı, ve onların refahına dikkat et.

Halkın ayıplarını araştırma

Halkın arasında yanına hiç yaklaştırmıyacağın, kendisinde en çok nefret edeceğin kimseler ise, halkın ayıplarını en ziyade araştıranlar olmalıdır. Zira insanların öyle ayıbları vardır ki bunların örtülmesi görevi herkesten önce valiye düşer. Binaenaleyh bu ayıpların sana gizli kalanlarım sakın eşeleme. Senin vazifen bilgine ulaşanları düzeltmekten ibarettir. Bilmediklerine gelince; onlar hakkındaki hükmü Allah verir. Evet sen halkının ayıbını gücün yettiği kadar ört ki Allah da senin halkından gizli kalmasını istediğin şeylerini örtsün.

Yanına yaklaştırmayacakların

İnsanlar hakkındaki bütün kin düğümlerini çöz; seni intikama doğru sürükliyecek iplerin hepsini kes. Sence açıklık kazanmayan şeylerin tümü hakkında anlamamış görün, şunu bunu gammazlıyanın sözüne sakın çarçabuk inanma. Çünkü gammaz ne kadar saf görünürse görünsün yine hilekârdır. Sakın, ne seni yokluk ihtimaliyle korkutarak ikram etmekten geri çevirecek cimriyi, ne zor ve ağır işlere karşı azmini gevşetecek korkağı,ne de zulme saparak sana ihtirası iyi gösterecek hırslıyı danışma meclisine sokma. Çünkü cimrilik, korkaklık ve hırs öylesine ayrı ayrı tabiatlerdir ki ancak, Allahu zü'l-Celâl hakkında beslenen sû-i zan bunların hepsini bir araya getirir. Sana müşavir olacakların en kötüsü senden evvel, şerli kimselerle işbirliği yapmış ve onların suçlarına ortak olmuş kimselerdir. Böyleleri kat'iyyen senin mahremin olmamalı. Çünkü bunlar canilerin yardımcıları ve zâlimlerin dostlarıdır.

Kendine müşavir edineceklerin

Ne hacet; hiçbir zalime zulmünde, hiçbir günahkâra cürmünde yardım etmiyen kimseler arasından bunların yerini tutacak öylelerini bulabilirsin ki bunlar; ötekilerin görüş ve tedbirlerine tamamiyle sahib, buna mukabil onların günah ve suçlarından kesin olarak temizdirler. İşte senin için böylelerinin yükü en hafif, yardımı en çok, sana şefkati herkesinkinden fazla, senden başkasına muhabbetleri ise o nisbette azdır. Böyle kimseleri hem özel, hem de genel toplantılarında kendine yakın edin. Sonra, bu şahıslar içinden en ziyade onu beğenmelisin ki sana acı gerçekleri herkesten ziyade o söylesin ve şayet Allah'ın, sevdiği kullarının yapmasına razı olmadığı bir harekette bulunmak istersen, sana yağcılığa kalkışıp teşvik etmesin. Bir de sâdık ve kanaatkar adamları kendine sırdaş edin. Eğer bunlar seni alkışlamazlar ve yapmadığım bir takım işleri sana isnad ile keyfini getirmezler ise bunu da anlayışla karşıla. Zira alkışa ve yersiz övgüye müsamaha etmek insanı büyüklenmeğe sevk eder, ve kibire yaklaştırır. Sakın insanların iyisi ile kötüsü, senin yanında bir olmasın. Zira onları böylece eşit görmek bir tarafta iyileri iyilikten soğuturken kötülerin de fenalığa olan meylinde onlara cesaret verir.

İyi niyeti yaygınlaştır

Bilmiş ol ki.vali ile halk arasında karşılıklı güven ve iyi niyeti davet eden şey, valinin kendilerine hizmette bulunması, yüklerini hafifletmesi ve adaletle hükmetmesidir. O halde insanların arasında iyi niyetin gelişmesini sağla. Zira seni zorluk ve sıkıntılardan ancak onların iyi niyeti kurtaracaktır. Onlara yaptığın bu iyiliklerin mükafatını sana karşı duyacakları güven ile görürsün. Onlara kötü muamele etmenin karşılığı ise sana duyacakları düşmanlıktır.

Güzel adetleri devam ettir

Bu ümmetin ileri gelenleri tarafından işlenerek herkesin benimsediği ve halkın iyi bir şekilde tatbik ettiği güzel bir adeti sakın kaldırayım deme. Bu güzel adetlerin faydasını giderecek yeni bir şey oluşturmaya da asla kalkışma. Çünkü mükafat o iyi adeti koyan kimsenin vebal ise onu kaldırdığından dolayı senin olur.

Daima danışarak iş yap

Memleketin yararına olan tedbirleri tesbit etmek ve senden evvel insanlara huzur, güven, doğruluk ve iyilik sağlayagelmiş şeyleri devam ettirmek hususunda alimler ve arifler ile sürekli olarak görüş ve danış.

Toplumdaki kesimler

İyi bil ki, toplumda çeşitli kesimler vardır. Bunlardan her birinin sağlık ve iyiliği diğerlerinin sağlık ve iyiliğine bağlı olup bunlardan hiçbiri diğerinden müstağni olamaz. Bu kesimlerden biri Allah yolunda askerlik edenler diğeri kamu görevlileri, bir başkası adaleti dağıtmayla görevli hakimler, biri vergileri yumuşaklık ve insafla toplayacak tahsildarlar, bir başkası da cizye ve vergi ödeyen ehl-i zimmetle Müslümanlar, bir kısmı ticaret ve zenaat erbabı, bir diğeri de fakirlik ve ihtiyaç içindeki yoksullardır. Cenâb-ı Hak bunlardan herbirinin hak, vazife ve yükümlülüklerini bildirmiştir. Bunların hepsi ya Allah'ın kitabiyle, ya da muhterem Peygamberimiz (SallA'llahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin sünnetiyle belirlenmiş ve daima yürürlükte olan mahfuz bir kanun halinde bizlere tevdi buyurulmuştur. Askerler, Allah'ın izniyle halkın kal'aları, valilerin şerefi, dinin izzeti,asayişin vasıtalarıdır. Devlet ancak bunların sayesinde ayakta durabilir. Buna mukabil, devletin desteği olmadıkça da asker ayakta duramaz. Askerlerimizin düşman karşısında başarılı olmalarının sebebi, kendi yolunda savaştıkları için Allah'ın onlara verdiği güç ve üstünlüktür. Fakat onların karşılamak zorunda oldukları maddi ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlarını gidermek içinde devlet vergilerinden olan gelire dayanmağa mecburdurlar. Askerler ile vergiyi ödeyen sivil halkın her ikisininde birbirlerinin işbirliğine ihtiyaçları vardır (Adliye, Maliye ve Mülkiye) Hakimler adaleti dağıtırlar, memurlar ise kamu hizmetlerini ifa eder ve vergileri toplarlar. Bunların yanında devlet gelirlerine katkıda bulunan ticaret ve zenaat erbabının vücudu şarttır. Zira gelirlerin kaynaklarını; Ticarethaneleri ve başkalarının meydana getiremeyeceği sanat eserleri ile ancak bunlar temin edecektir. En sonda fakir ve ihtiyaç sahibi kimselerin teşkil ettiği yoksul kesim geliyor ki bunların ayakta tutulması bütün diğer kesimlerin üzerinde bir yükümlülüktür. Bu kesimlerin herbirinin Allah'dan kısmeti ve haceti miktarınca vali üzerinde hakkı vardır. Vali, Allah'ın kendisini görevlendirdiği, bu yükümlülüğün altından ancak bizzat ve azami ihtimamla ve Allah'tan yardım ve destek dileği ile bir de hafif-ağır bütün işlerde nefsini; doğruluğa, sabıra ve tahammüle alıştırmakla kalkabilir.

Askerler

Askerlerinin başına öyle birini geçir ki Allah'a Resulüne ye Devlet başkanına karşı sence hepsinden daha bağlı ve sadık, kalbi hepsinden temiz ve aklı başında olmak itibariyle hepsinden üstün bulunsun. Kızgınlık anında ağır davransın, özürleri sükûn ile dinlesin; zayıflara acısın; kuvvetlilerden uzak dursun; öyle öfke ile kalkıp çaresizlikle oturan takımından olmasın.

Şerefli bir geçmiş, güzel bir itibar ve iyi hallere sahip ailelerin mensupları ile devamlı ve yakın bir şekilde ilgilen. Şecaat sahibi ve yüksek meziyet sahibi kimselere iltifat et. Çünkü bunlar iyilikleri kendilerinde toplayan fazilet ve kerem sahibi bir toplulukturlar. Kendilerini desteklemek için verdiğin şey, çok bile olsa nazarında asla büyümesin. Sana karşı gösterdikleri minnet ifadeleri az bile olsa, gözüne katiyyen hakir görünmesin.

Böylece hareket etmen, onların sana karşı, sadakat (ve ihlaslarıni) keza hüsn-ü zanda bulunmalarını mûcib olur. Birde onlara ait işlerin büyüğünü görüyorum diye küçüğünü takipten geri durma. Zira ufak bir lutfundan yararlanabilecekleri yerler olduğu gibi, büyük lutfundan müstağni kalamıyacakları yerlerde olur.

Ordunun başındakileri arasında sence en değerli o kimseler olmalı ki askere iyilikte bulunsun. Ayrıca hem onları hemde geride kalan ailelerini sıkıntıya düşür-müyecek şekilde kendi varlıklarından fedâkârlıkta bulunsun. Öyle ki bu sayede düşmana karşı savaşırken, hepsinin düşüncesi bu görevde birleşebilsin. Valiler için, ülkede adaletin ayakta durmasından birde halkın kendine karşı sevgi göstermesinden daha büyük bir saadet ve huzur vesilesi yoktur. Zira yürekler, salim olmadıkça sevgi göstermez. Sonra askerin senin hakkındaki samimiyet ve bağlılığı ancak kumandanlarından memnun olmalarıyle ve kumandanlarını aşağı görüp bir an evvel başlarından çekilmelerini istememeleriyle mümkündür. Sen, kendilerine ümit sahası aç, övgüye lâyık olanları, sena etmekte ve büyük olaylarda bulunmuş olanların başardıkları iyi işleri anarak anlatmakta kusur etme. Zira bunların kahramanlıklarını sık sık anman, İNŞALLAH şecaat erbabı insanları coşturur, (düşmanla) savaşmak istemiyenleri de gayrete getirir. Sonra, bunlardan her birinin fedakarlığını iyice tanı. Hem sakın birinin hizmetini, başkasının hizmetiyle bir arada zikretme. Kimseye gösterdiği şecaatla nisbet kabul etmeyecek, değersiz bir mükâfat verme. Birde, mevkiinin küçüklüğü, bir adamın kıymetli yararlılığını küçültmene asla sebep olmasın. Sonra altından kalkamadığın hâdiseleri kestirip atamadığın işleri Allah'a ve Resulüne gönder.

Zira Cenâb-ı Hak doğru yola gitmesini dilediği bir topluma:

"Ey! iman edenler Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve içinizden olan ulul-emre (emir ve kumanda sahiplerine) itaat edin. Şayet bir şey de anlaşamazsınız onu Allah'a ve Peygamber'e gönderin" buyuruyor. Allah'a gönderin demek, kitabındaki muhkemâta sarılmak demektir. Resule göndermek demek, onun toplayıp, birleştiren ve tefrikaya meydan vermeyen sünnetine uymak demektir.

Adliye ve hakimler

Halk arasında, hüküm vermek için öyle bir kimse seç ki, sence onların en değerlisi bulunsun, işten sıkılmasın; murafaaya gelenlerden sinirlenerek inada kalkışmasın, hatasında Israr etmesin; hakkı gördüğü an (doğruyu gördüğü anda) döneceği yerde dili tutulup kalmasın; hiçbir zaman tamah ettiği bir menfaatin kaybolacağı gibi bir endişeye düşmesin; meseleyi künhüne kadar anlamadıkça, hemen hasıl ettiği kanaati kâfi görmesin.

Şüphelerde en çok durur; hüccetlere en ziyade sarılır; hasmın müracaatından en az usanır; durumların açıklığa kavuşmasını en fazla bekler; hükmün açıklığa kavuşmasından sonra da en kat'î davranır; övülme ile şımarmaz; heyecanla eğilip, bükülmez olsun. Aslında böyle kimseler de pek nadirdir. Sonra bu zevatın vereceği hükümleri sık sık tahkik et ve kendilerine zaruretlerini giderecek, halktan ihtiyaçlarını kesecek kadar ikramda bulun. Hem, onlara senin yanında öyle bir mevki verki, sana yakın olanlardan hiçbirisi o mevkiye göz dikemesin ve o zevat başkalarının sana gelip de, kendilerine karşı hainlik edemeyeceklerinden emin olsunlar. Bu hususta gayet dikkatli bulunmalısın. Çünkü bu din, kötü adamların elinde esir oldu, onun namına istenilen yapılıyor ve onunla dünya elde edilmeye uğraşılıyor.

Diğer görevliler

Tayin edeceğin diğer memurlar konusunda da dikkatli ol, çünkü en çok menfaat düşkünü kimseler şahsi çıkarları için bu görevlere harisdirler. Sakın şahsi yakınlık veya tesir altında kalarak hiçbir kimseye vazife tevdî etme. Çünkü bencillik ve tarafgirlik zulüm ve hiyanete götüren iki sebeptir. Bu işler için iyi halleri ile bilinen ailelerden gelen, iyi yetişmiş, tecrübeli, haya sahibi, İslama hizmeti geçmiş kimseleri araştır. Zira ahlakı en dürüst, namus ve şerefi en sağlam olanlar, tama'ın cazibesine en az kapılır ve işlerin varacağı neticeleri en isabetli şekilde görürler.

Bunların geçimlerini de geniş bir surette temin et. Çünkü bu tutumun kendilerini iyiliğe sevk etme hususunda kuvvetli bir destek olacağı gibi elleri altındaki şeylere tenezzül etmeden de o sayede uzak kalırlar.
Ayrıca, şayet emirlerine karşı gelir, veyahut emaneti sakatlarlarsa bu senin onlara karşı kullanacağın bir hüccet olur.

Denetime önem ver

Sonra bunların icraatını da takip et, arkaları sıra vefa sahibi ve doğruluktan ayrılmıyan gözcüler gönder. Zira onların işleri nasıl gördüklerini böylece gizlice öğrenmen onların emaneti muhafazalarına ve halka güzel bir şekilde muamelelerine sebep olur. Yardımcılarına karşıda ihtiyatlı bulun. Şayet içlerinden biri elini hiyanete uzatır ve gözcülerinin vereceği haberlerde onun bu hıyanetini doğrularsa şehadetin bu kadarını kafi görerek, onun hak ettiği cezayı bedeni üzerinde uygularsın. Bu hiyaneti ile topladığı malı elinden alır, kendisini de zillet mevkiine diker; alnına hiyanet damgasını vurur, boynuna suçluluk halkasını geçirirsin.

Vergi yönetimi ve kalkınma

Sonra vergi tarh ve tahsil işinin idaresine de büyük itina göster ve takip et. Çünkü verginin düzeltilmesi suretiyle vergi yükümlülerinin sağlıklı ve iyi bir duruma kavuşturulmaları, diğerlerininde sağlıklı ve iyi bir duruma kavuşturulması demektir. Zira diğerlerinin iyiliği ancak bunların iyi olmalarına bağlıdır. Çünkü halkın hepsi vergi gelirlerine dolayısı ile vergi ödeyenlerin mevcudiyetine muhtaçtır. Bu bakımdan memleketin imarına sarf edeceğin emek, vergi toplamaya harcayacağın himmet ve gayretten fazla olmalı. Zira ödeme gücü ancak ülkenin kalkınması ile elde edilebilir. Kalkınmasız vergi toplamak isteyen kimse ülkeyi harabeye çevirir, halkı helak eder defteride pek kısa zaman içinde dürülüp kapanır.

Zor durumdakilere yardım et

Şayet yüklerinin ağırlığından yahut bir afetten, yahut yağmurların, suların kıtlığından ,veya topraklarının su altında kalmasından, yahut kuraklık istilâsından şikayette bulunurlarsa tesirini umduğun bütün vasıtalara müracaatla dertlerini hafifletmeğe çalış. Bu hususta hiçbir fedakarlık katiyyen sana ağır gelmesin. Zira bu, öyle bir yatırımdır ki; Ülkeni imâr, vilayetini güzelleştirmeye sarf için, onlar birgün o yatırdığın sermayeyi sana fazlası ile iade edeceklerdir. Üstelik bu sebeple onların övgülerini kazanacak, haklarında gösterdiğin adaletinden dolayı iftihar edebileceksin. Hem sen bu sermayeyi fazlası ile vereceklerine güvenerek veriyordun. Zira kendilerini hoşlukla refaha kavuşturduğun için vermiş olduklarının misillerini biriktireceklerine; adalet ve hoşlukla muamelen sebebiyle senden emin bulunduklarına güvenin vardı. Evet günün birinde yardımlarına dayanacağın bir hadise zuhur eder, bakarsın ki gönül hoşluğu ile bütün yükü, üzerlerine almışlar, taşıyorlar.

Kalkınmayı esas al

Kalkınmış ülkeler yük taşımaya mütehammildir, yüklediğin kadarını götürebilir. Memleketin harab olması ise halkının sefalete düşmesindendir. Ahaliyi sefil eden sebep de ancak, valilerin; servet toplamaya düşkünlükleri, mevkilerinde uzun müddet kalamıyacaklarını, zannetmeleri, birde geçmiş ibretlerden yeteri kadar ibret alamamalarıdır.

Özel görevliler

Sonra (diğer) memurlarının haline de iyice dikkat et. İşlerine en iyilerini getir, hususiyle tertibatını, sırlarını tevdi edeceğin yazılarını yazdıracağın adamları öyle seçki soyutemiz, ahlakı düzgün olsun.Gördüğü itibarla şımarıp başkalarının yanında sana karşı gelmeye cüret edenlerden olmasın.Görevlilerinin sana yazdıklarını getirip göstermekte, senin tarafından verilecek cevaplan, dosdoğru yazarak göndermekde,ve senin hesabına alıp senin hesabına vereceği şeylerde,gafleti sebebiyle kusur etmesin. Senin lehinde bulduğu bir akdi (muameleleri) sağlam tutsun, aleyhinde bulduğunu da çözmek hususunda zaaf göstermesin. Kendisine yüklenen görevler dolayısıyla nasıl bir mevkide olduğundan asla habersiz bulunmasın. Zira kendi kıymetini bilmeyen, başkasının değerini hiç bilmez. Sonra bu memurların seçiminde sadece görünüşlerini inceleyişin, birde iyiye yoruşun yeterli olmamalı. Çünkü insanlar, daima masum tavırlar takınarak ve gayretkeşlik ederek görünüşlere göre hüküm veren valilerin gözüne girebilirler. Halbuki böyle bir yaklaşımın esasında ihlas namına hiç bir şey yoktur. Onun için senden evvelki değerli valilere hizmet etmiş kimseleri araştırarak, halk arasında çok iyi bir nam bırakmış, güvenilirlikleri ile en ziyade tanınmış olanlarını seç. Böyle bir hareket senin Allah'a ve kendisinden bu valilik görevini aldığın kimseye karşı ihfâsını gösterir. Birde işleri taksim ederek her kısmın başına bu me'murlardan birini geçirki iş büyük olursa altında ezilmesin; çok olursa toplamasını bilemeyip de dağıtmasın. Şayet memurlarının hatasını görürde aldırmazsan kendin utanacak ve ayıplayanacak bir duruma düşersin.

Ticaret ve sanayi

Sonra, ticaret ve zenaatla uğraşanlar vardır ki bunların bir kısmı, oturduğu yerde çalışır, bir kısmı şuraya buraya mal götürür; bir kısımda elinin emeği ile geçinir. Bunların hepsine iyi muamele et ve başkalarınca da öylece muamele edilmeleri için öğütlerde bulun. Çünkü bunlar memleket için hayırlı hizmetlerin sebepleri ve faydalanma vesileleridirler. Onlar hayır ve yararı ülkenin toprağındaki, denizindeki, ovalarındaki, dağlarındaki uzak ve yakın yerlerinden ve başkalarının gidemiyeceği yahut gitmeğe cesaret edemiyeceği yerlerden getiriyorlar. Bunlar memleket için barış ve güven adamlarıdır. Ne kargaşa çıkarmalarından korkulur, nede fesatlarından endişe edilir. Kendilerinin, gerek senin yanındaki, gerekse ülkenin diğer taraflarındaki, işlerim takip et. Bununla beraber şurasınıda iyi bil ki bunların çoğunda aşırı bir tamahkârlık ve çirkin bir hırs ile birlikte zaruri ihtiyaç maddelerinde stokçuluk, alım satımda da hilekârlık olabilir. Bu ise halk için zarar, valiler içinse ayıptır.

İhtikâra mani ol

Bundan dolayı ihtikara mani ol. Çünkü Peygamber Aleyhisselâtü vesselam Efendimiz, ihtikârı men buyurdular. Alım, satım doğru tartılarla olmalı ve alanıda, satanıda ezmiyecek mutedil fiyatlar çerçevesinde yapılmalıdır. Herhangi bir kimse senin yasağından sonra ihtikâra yanaşırsa, ifrata varmamak şartıyla, onu hemen cezalandır.

Fakirler ve yoksullar

Hele alt kesimdeki, her türlü çareden mahrum fakirler ve çaresizler ile felaketzedeler, kötürümler hakkında Allah'tan korkmalı hem de çok korkmalısın.
Bu kesimde halini söyleyende var, söyliyemiyen de. Allah'ın bunlara ait olmak üzre korunması için seni görevlendirdiği hakkı çok iyi koru. Oradakilere beytü'l-mâlinden (hazinenden) bir hisse, başka yerlerde bulunanlara da her memleketin fakir Müslümanlara mahsus gelirinden birer hisse ayır. Çünkü en uzaktakilerinin de en yakındakiler gibi hakları mevcuttur. Cümlesinin hakkını gözetmek ise sana emanet edilen bir vazifedir.

Hiçbir işi ihmal etme


Sakın azamet (büyüklük) seni onlarla uğraşmaktan alıkoymasın. Zira işlerin mühim olanlarını iyi gördüğün için ehemmiyetsizini yüzüstü bırakırsan mazur görülemezsin. Bu sebepten kendilerini düşünmekten geri durma ve zavallılara ekşi çehre gösterme. Yine bunlardan olup da aşağı görülme veya başka kimselerin onları hesaba almamaları yüzünden, işleri sana kadar gelemiyenleri araştır. Sırf bunlar için Allah'tan korkan, alçak gönüllü ve emin bir adam tahsis et ki arada vasıta olsun; ve onların işini sana bildirsin. Hasılı öyle çalışki, Allah'ın huzuruna çıktığın zaman "Gücümün yettiğini sarf ettim" diyebilesin. Halkın bu kesimi adalet ve yardıma, başkalarından ziyade muhtaçtır. Onun için herbirinin hakkını vermeye son derecede itinâ et.

Yetim ve yaşlılar

Sonra yetimleri ve yaşlı bulunduğu halde hiç bir çaresi olmayan kimselerin geçimini de üzerine al. Vakıa bu işler valiye ağır gelir, lâkin şunu unutma ki ne kadar hak varsa hepside ağırdır. Bunu Allah yalnız o kimselere kolaylaştırırki halden ziyade âkibeti (işin sonunu) düşünerek nefsini dayanıklılığa alıştırır ve kendi hakkında Allah'ın va'dinin doğruluğundan emin bulunur.

Dilek ve ihtiyaç sahipleri

İhtiyaç sahipleri için sırf kendileriyle meşgul olacağın bir zaman ve mekan ayır ve hepsiyle beraber oturda seni yaratan Allah'ın Rızasını celbedecek bir tevazu göster. Sonra askerini, yardımcılarını, muhafızlarını, zabıta memurlarını yanlarında bulundurma ki, söylemek isteyen çekinmeden derdini dökebilsin.

Ben Peygamber (S.A.V)'den bir kaç yerde işittim, şöyle buyurmuştu:

"İçindeki zayıfın hakkı serbestçe, kuvvetlisinden alınamıyan bir millet hiç bir zaman kuvvetlenemez."

Birde bunların münasebet almayan sözlerini, yahuttda dertlerini anlatabilmedeki acizliklerini hoş gör, kendilerine karşı hırçınlık etme, büyüklük gösterme. Bu yüzden Cenâb-ı Hak sana Rahmet kanatlarını açar; taâtına mukabil sana sevabını ihsan eder. Hem verdiğini güler yüzle, gönül hoşluğuyla ver, veremediğin takdirde
kabul olunabilecek özürler dile.

Sonra senin işlerinin içinde öyleleri vardır ki onları bizzat senin ifa etmen gerekir, mesela; memurların yetersizlik gösterince taşradaki görevlilere cevabı sen vereceksin.Halkın ihtiyaçları artık senin yardımcılarının altından kalkamıyacağı dereceyi buldumu bunun icabına yine sen bakacaksın. Birde her günün işini o gün gör, çünkü diğer günlerin kendisine mahsus işi vardır.

Allah'a karşı kulluk vazifelerini ihmal etme

Her ne kadar; niyyet halis olmak ve halkın selâmetine hizmet etmek şartıyla bu çalışmalarınınhepsiAllah içinse de sen yine vakitlerinin en hayırlısını Allah ile arandaki durumlar için nefsine hasret. Allah rızası için eda edeceğin taâtın en Isaşlıcası da Zât-ı ilâhiye has olan farzları yerine getirmekten ibaret olsun. Gecende ve gündüzünde bedeninden Allah'a ait bulunan kullluk hissesini ayır ve seni Cenâb-ı Hak'kın yüce huzuruna yaklaştıran bu taâtı, vücuduna her neye mâl olursa olsun, eksiksiz ve gediksiz edâ et. Şayet namazında halka imam olmuşsan sakın ne bıktıracak kadar uzun ne de bir hayra yaramıyacak gibi kıldırma. Çünkü halkın içinde öyleleri vardır ki hastalık sahibidirler; öyleleri de vardır ki iş sahibidir.

Peygamber (S.A.V) beni Yemen'e gönderirken:

"Onlara namazı nasıl kıldırayım?" demiştim. "En zayıflarının namazı gibi, kıldır." ve ayrıca "Müminlere karşı çok merhametli ol." buyurmuşlardı.

Halktan uzak ve saklı kalma

Buraya kadar söylediklerime ilaveten bir hususu da asla unutma; Sakın halkından uzun müddet uzak veya saklı durma. Çünkü valinin halktan saklanması halkta yanlış kanaatler uyandırma yanında valinin işlerine vukufunuda azaltır. Valilerin perde arkasında oturmaları, perdenin dışında dönen işlere muttali olmalarına mani olur. Bunun sonucunda onların gözünde hadiselerin büyüğü küçülür; küçüğüde, büyür. Güzeli çirkin; çirkinide güzel olur; Hak ile bâtıl karışır. Vali'de en nihayet beşerdir. Halkın kendi nazarından gizli kalan işlerini nereden bilecek? Hakkın üzerinde nişaneler yok ki ona bakarak doğruları, yalanın her türlüsünden ayırmak mümkün olabilsin.

Şimdi sen mutlaka şu ikiden birisin:

Eğer hak yolunda bezleder, gönlü ganî bir adamsan... Bu takdirde vâcib olan bir hakkı ödemekten; yahut kerimane bir harekette bulunmaktan çekinip saklanmanın ne anlamı var? Eğer böyle değilde cimriliğe mübtelâ bir adamsan... Zaten bu durumda halk senin ihsanından ümit kestikleri gibi istemektende o kadar çabuk vazgeçerlerki, o zaman senin ortada görünmemen neye yarar? Her hali-ü kârda halktan uzak kalmak hoş bir şey değildir, özellikle eğer senin görevin halkın ihtiyaçlarını ve dileklerini göz önüne almak ise halk tarafından sana arzedilecek ve çoğu ya bir zalimden şikâyet; ya bir muamelede adalet taleb gibi dileklerin seni asla ürkütmemesi lazımdır.

Yakınlarına dikkat et

Sonra valinin etrafında seçkin kimseleri ile kendisine pek yakın olanları vardır ki bazan bunların iltimasları, haksızlıkları ve muamelelerinde insafsızlıkları görülebilir. Sen, bunların zararını bu gibi hallerin sebeplerini ortadan kaldırmak suretiyle,gidermelisin. Etrafındakilerden, ileri gelenlerinden ve akrabandan hiç birine kat'iyyen toprak (devlet elindeki bütün imkânlardan yararlanma hakkı) verme ve bunlardan hiçbiri senden cesaret alıp da müşterek su yahut müşterek diğer bir iş tutarak, etrafındakilere zarar verecek; ve zahmeti başkalarına yükletecek sûretde zahire biriktirmeye katiyyen tama edemesinler. Çünkü, bunun kârı senin değildir. Fakat onların ân ise dünyada ve ahiretde sana döner. Sonra, senin yakının olsun veya olmasın herkesi hakkı kabul etmeye zorla; Eğer has adamların ve yakınlarından biri yasaları çiğnemiş ise senin için ne kadar güç olursa olsun, cezasını eksiksiz icra et. Bu hususta sabır, sebat ve dikkat göster, ve davranışın sonunu gözet. Çünkü bunun sonu hayırdır.

Şayet halkta senin zulmettiğin zannı hâsıl olmuşsa kendilerine özrünü bildirerek hakkındaki zanlarını değiştir. Çünkü böyle yapmakla, önce kendi nefsini kırmış, sonra idaren altındaki halka tatlılıkla muamele etmiş, ayrıca kendini mazur göstermiş olursun. Üstelik onları hak üzerinde dâim kılmaktan ibaret bulunan ana maksadına da, bu sayede ulaşmış bulunursun.

Barış ve güvenlik

Düşmanın tarafından sana teklif olunan sulh (barış), rızâyı ilâhiyeye muvafık ise katiyyen reddetme. Zira barışta askerine istirahat, sana endişeden rahat, ülken için de selâmet vardır. Lâkin barıştan sonra, düşmanından sakın ve hem de çok sakın, öyle ya belki düşmanın seni gafil avlamak için sana yaklaşmak istemiştir. O sebepten ihtiyata sarıl, bu hususta asla hüsn-ü zanna kapılma.

Anlaşmalara riayet et

Şayet düşmanla aranızda bir sözleşme akıl etti isen, yahut ona karşı bir teahhüdün varsa, yapılan sözleşmeye riayetde bulun, ahdini yerine getir. Verdiğin sözü muhafaza için, icab ederse hayatını bile feda et. Çünkü, arzularının birbirinden farklı, düşüncelerinin ayrı olmasına rağmen insanların ilahi farizalar arasında, ahidlere vefa (tam yerine getirilmesi) kadar üzerinde birleştikleri bir şey yoktur. Hatta müşriklerde hıyanetin vahim neticelerini gördükleri için Müslümanlara karşı ahde vefayı iltizam ediyorlar. Binaenaleyh sakın verdiğin sözden dönme; sakın ahdine hıyanet etme; sakın düşmanını aldatma. Zarar ve mahrumiyete mahkûm, akılsız ve cahillerden başkası Allah'a karşı gelmek cüretini gösteremez. Allah Teâlâ ezeli Rahmeti icabı, O'nun için yapılan sözleşmeyi kulları için, şefkati sayesinde barınacakları emin bir sığınak, bu emin sahada asude kalacakları; huzur içinde ihtiyaçlarını karşılayarak onun civarına koşacakları, emin ve manevi bir makam kılmıştır. Onun için bunda bozgunculuk etmek, hıyanetde bulunmak yahut aldatmak olamaz. Birde bir takım yorumlara müsait olacak akidlerde bulunma. Te'kid ve tevsik ettiğin bir sözleşmeyi bozmak için de sakın sözlerin gizli manalarından yararlanmaya kalkışma. Allah'ın ahdi icâbı girmiş olduğun bir işin darlığı, haksız yere onu genişletmene katiyyen sebep olmasın. Zira genişleyeceğini ve sonunun iyi olacağını umduğun bir darlığa tahammül etmen senin için elbette günahından çekindiğin, dünya ve ahirette ilahi cezadan kurtuluş imkânı olmadığını bildiğin bir hiyanetden daha ehvendir.

Kan dökmekten kaçın

Sonra, kandan ve onu haksız yere dökmekten son derecede sakın. Çünkü haksız yere kan dökmek gibi felâket getiren; bunun kadar mesuliyeti büyük, bunun kadar nimetin zevalini; devletin mahv olmasını hak eden bir şey yoktur. Allah Teâla, kıyamet günü kulları arasında hükmünü verirken ilk olarak döktükleri kanlardan başlıyacaktır. Sakın haram bir kanı dökerek saltanatım kuvvetlendirmek sevdasına kapılma. Zîrâ bu hareket onu zaafa düşürecek, daha doğrusu zevale erdirerek başka ellere geçirecek, sebeplerdendir. Hele taammüden ikâ edeceğin bir kati için ne Allah'ın katında ve ne de benim indimde hiç bir özrün olamaz. Çünkü bu takdirde bedenen hak ettiğin cezanın (kısas) icra edilmesi lazımdır. Şayet bir kazaya uğrarsan... Tedîb ederken, kırbacın yahut elin aşırılığa giderse-Zîrâ zaman olurki yumruk, yahut biraz fazlası ölümü intaç eder-sakın, sahip olduğun nüfuza güvenerek ölenin velîlerine haklarını vermiyeyim demeye kalkışma.

Kaçınacağın hususlar

Birde sakın kendini beğenme. Sakın, nefsinin sana hoş gelen cihetlerine güvenme. Sakın yüzüne karşı övülmeyi isteme. Zira, iyilerin ne kadar iyiliği varsa, hepsini mahvetmek için şeytanın elindeki fırsatların en sağlamı budur... Sonra sakın halkına yaptığın iyilikleri, onların başlarına kakma; yahut yaptığın işleri mübalağalı gösterme; yahut kendilerine verdiğin sözden dönme. Çünkü başa kalkma, iyiliği bitirir; mübalağa hakikati söndürür; sözden dönme ise Allah Teâla'nında halkında nefretini celb eder.

Cenâb-ı Hak K. Kerim'de:

"Böylece, sizin yapmadığınızı söylemeniz Allah indinde ne kadar menfur bir harekettir." buyuruyor. Sakın, işlere vaktinden evvel atılma, sakın vakti gelince de sabırsızlık ve tehâllük gösterme. Sakın açıklık kazanmayan işlerde inad etme. Sakın, vuzuh kesbettiği zamanda da gevşeklik gösterme. Sonra işlerin herbirini yerli yerine koy, işlerinin her birini zamanında ifa et. Herkesin üzerinde birlik halinde olduğu noktalarda kendini kayırmaktan çekin. Görevlendirdiğin kimselerin açığa çıkmış kötülüklerine karşı senden beklenen hareketten habersizmiş gibi davranma. Aksi takdirde başkasının yerine sen cezaya maruz kalırsın. Az zaman sonra işlerin üzerinde ki perdeler, gözlerin önünde açılır ve mazlumun hakkı senden alınır.

Dikkat edeceğin diğer hususlar

Hiddetine, gadabına (öfkene), eline ve diline hakim ol. Bunların hepsinden korunabilmek için de badirelerden geri durup şiddetini tehir et ki öfken geçsin de, irâdene sahib olabilesin. Şunu da iyi bil ki; birgün seni yaratana döneceğini O'na hesap vereceğini, çok açık ve iyi bir şekilde hatırlatmadıkça nefsine hâkim olmak imkânını katiyyen bulamazsın. Şimdi, senin üzerine gerekli olan, senden evvelkilerin sana ulaşan adil hükmünü; yahut isabetli olan tutumlarını yahut Peygamber (S.A.V) Efendimizden, gelmiş bir haberi yahut; kitabullahda ki bir farizayı hatırda tutarak bu gibi meselelerde bizden gördüğün hareket tarzına uyabilmen ve şu emirnamemde bildirdiğim ve ileride nefsinin arzularına kapılmam mazur göstermemekliğin için elimde sana
karşı sağlam bir hüccet bildiğim, hükümleri tatbike çalışmandır.

En son dilek ve dua

Artık Cenâb-ı Hak'kın geniş Rahmetinden ve bütün istekleri kuşatmış olan azamet ve kudretinden dilerim ki; Rizay-i tlâhi'si vech ile kullan arasında güzel bir övgü ve ülkeler içerisinde en iyi eserler bırakabilmek için gücümüzün yettiği kadar çalışmaya seni de, beni de muvaffak kılsın. Hakkımızdaki nimetini tamamlasın ve bize olan ikramlarını kat, kat artırıp sana da, bana da saadetle ve şehadetle can vermeyi muvaffak ve kolay eylesin. Bizim . dua ve niyazımız Allah'adır. Salât-ü selam Allah'ın Resulüne ve onun iyi ve tertemiz âli üzerine olsun.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Hazreti Muhammed(S.A.V.) İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir