Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Boz-Ok Ve Askeri Alandaki Yeri

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Boz-Ok Ve Askeri Alandaki Yeri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:56

BOZ-OK VE ASKERİ ALANDAKİ YERİ

Yaşama biçimi ve hayat felsefelerine uygun buldukları Anadolu'yu yurt tutan Türklerin, Malazgirt Zaferi'nden sonra akın akın bu yarımadaya gelip yerleştikleri, ananevi geçim kaynaklan olan hayvancılığa elverişli, yılın oniki ajanda taze ot ve suyun bulunduğu "özleri" iskan merkezi seçtikleri bilinmektedir. Yay'ın, Ok'a hükmetmesi gibi, Oğuzların iki ana kolundan biri olan Boz-okların da boy sembolleri olan "yay"a uygun olarak bu Türk tarihi seyri içinde Üç-okların önünde adeta Türk tarihini yalnız yazmışlardır.
Çin kaynaklarında geçtiği şekliyle yay, Ok'u attığı veya sevk ve idare ettiği için, metbuluk ve üstünlük, Ok ise, tabilik alameti sayılmıştır.

Ok'un tabilik, Yay'ın metbuluk ifadesini taşıması, bir sembol haline gelmesi, milli telakkilerin yer aldığı Oğuznamede şöyle geçmektedir:

"Oğuz Han ihtiyarladığı zaman Gün, Ay, Yıldız adlı üç oğlunu doğuya, Gök, Dağ, Deniz adlı diğer üç oğlunu da batıya göndererek avlanmalarını emretti. Doğuya gidenler bir altın yay, batıya gidenler üç gümüş ok bularak babalarına getirdiler. Oğuz Han yayı üçe bölerek, Boz-oklar'ı teşkil eden bu üç kardeşe verdi ve 'Ey büyük oğullarım! Yay sizin olsun. Yay gibi okları göğe atın.' dedi".

Bu temsili düşünceye göre, büyük kardeş olan Boz-oklar yayı ve hakimiyeti, üç oku alan Üç-oklar da tabiyyeti temsil eder. Milli ananeye göre Boz-oklar, her zaman Üç-oklar'a üstün telakki edilmiştir.
Faruk Sümer Hoca'nın ifadesiyle; "Oğuz kabilelerinin en eski tarihlerinde siyasi üstünlük Boz-ok'larda olup, Oğuz hükümdarları olan hanlar ve yabgular Kayı, Yazır, Avşar ve Beydili gibi bu kola mensub olan boylardan çıkıyorlardı. Bu sebeple Boz-oklar siyasi toplantılarda, savaşlarda, toy denilen umumi eğlencelerde ve şölen adı verilen belgelere yani asilzadelere mahsus ziyafetlerde Türkler indinde en şerefli mevki addolunan sağ tarafta yer alıyorlardı. "Türkler'deki ikili yönetimde sağ kol daha itibarlı sayılmakta ve sol koldan daha üstündü. Sağ tarafın bu üstünlüğü milli ananenin icabı olarak görülmektedir Anadolu'nun bir çok bölgesinde görüldüğü gibi, Yozgat ve çevresinin de Boz-ok boylarınca, mesken tutulduğu, bu boylardan özellikle, Kızıl Kocalu, Selmanlu, Ağçalu, Çiçeklu, Zakirlu, Mes'udlu, Ağca Koyunlu, Kavurgalu, Demircilu, Şam Bayadı, Söklen, Hisar Beglü ve Kara Evlilerin yoğun olarak bu bölgeye yerleştiği, Orta Asya Türk »kültür ve medeniyetinin böylece bu bölgede de yeşerip şekillendiği görülmektedir.

XV. asırdan itibaren bu bölgeye gelip yerleşen Boz-ok Türkmenleri bölgeye kendi adını vermiştir.7 XV-XVII. yüzyıllarda Boz-ok, bölgeyi değil, burada yaşayan halkı temsil etmekteydi. XVII. yüzyıldan sonra Boz-ok, bölgenin adı olarak kullanılmış, sırasıyla Selçuklularda tabi Kayseri Beyliği, Danişmendliler Beyliği [1127], 1175'den sonra Anadolu Selçuklu Devleti bu bölgeye hakim olmuştur. Moğolların Anadolu'yu istila etmeleri üzerine [1243] İlhanlılara bağlanan bölge, Anadolu Beylikleri döneminde Eratna, 1381'den sonra Kadı Burhaneddin Devleti'nin hakimiyet alanına girmiştir. Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır [1398]. Boz-ok'un şehir hüviyeti kazanması, XVI. yüzyılın başında olmuştur. Boz-ok adı Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiş ancak XIX. ve XX. asırlarda Yozgat ismi de Boz-ok adıyla birlikte kullanılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Birinci Dönem Boz-ok Mebusu Süleyman Sırrı [İçöz] Bey'in 4 Kasım 1922 tarihli teklifiyle Boz-ok ismi kaldırılarak, 1923'den sonra, bir halk varyantından hareketle, tarihi derinliği olan Boz-ok ismi yerine, il merkezinin ismi Yozgat olarak değiştirilmiştir.

XVI. yüzyılda Sivas Eyaleti'ne bağlı olan Boz-ok, özellikle Çapanoğlu [Çapar, Cebbar... ] ayanının bu bölgeye hakim olmasından sonra, Osmanlı Devleti'nin herhangi bir savaş yapması halinde, Boz-ok'tan 1100 kişilik bir kuvveti Osmanlı ordusuna verebilmekteydi.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOZ-OK VE ASKERi ALANDAKİ YERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:56

Boz-ok'un, aradaki bazı kesintilere rağmen 1728-1813 tarihleri arasında kesin hakimi Çapanoğullandır. Boz-ok'un askeri alandaki başarıları da, Çapanoğlu Ayanı'nın bu bölgeye hakim olduğu döneme rastlamaktadır. Bölge emniyetinin sağlanması maksadıyla, diğer bir çok bölgede olduğu gibi, bu bölgenin güvenliğini sağlamak için de Boz-ok'un Yassı Ağıl, Göçkenlü, Herteleklü'de Derbendler kurulmuş, bu Derbendler"e konar-göçer insanlar yerleştirilerek, Derbendlerin yönetimi de 24 Ocak 1733 tarihinde Derbend Ağası olarak Boz-oklu Mustafa Paşazade Hüseyin Bey'e verilmiştir.

XVIII. yüzyılda Derbend Teşkilatı'nın kaldırılıp, yerine Zaptiye Teşkilatı'nın kurulması üzerine, Boz-ok Redif zabitlerinden Miralay Mustafa Bey'e, Akdağ Kaymakamı Hüseyin Bey'e, Sorgun Topçu Binbaşısı Osman Ağa'ya Boğazlıyan "Zaptiye Umur-ı Memeruyetleri" teklif edilmiştir.

Çapanoğlu Ahmed Paşa'nın her zaman Bab-ı ali ile iyi geçinmesi, bölgenin huzurunu koruması, devlete zahire ve asker sağlaması neticesinde, oğlu Mustafa Bey'i 1729'da Boz-ok Sancağı Mütesellimliği ve Voyvodalığı'na tayin ettirmesi, onun çevredeki diğer Ayanlar'a karşı üstünlük sağlamasına vesile olmuştur. Ahmed Paşa, 1742'de bölgede eşkıyalık eden Recepli Avşarı aşiretinin taşkınlıklarını gidermesi için görevlendirilmiş, bunun için Boz-ok'dan Tokmak Hasan Paşazadeler, Kayseri'den Zenneci-oğlu ve Kalaycıoğlu Mustafa, Develi'den Develioğlu ve Çukurova'dan Ko-zanoğlu maiyetine verilmiştir. Ankara'da asayişi bozan [1744'de] Muslu Paşazade'yi cezalandırmak için vazifelendirilen Ahmed Paşa, aynı yıl Boz-ok Sancağı'na Mütesellim olmuştur.

Ahmet Paşa'ya Ekim 1745'de Kapıcıbaşılık payesi verilmiş, herhangi bir savaş zamanında Anadolu'daki askeri sevk ve idare etmeğe kabiliyetli görülerek, "binbeşyüz kişilik kuvveti sevk ve idare edebilir." diye deftere kaydedilmiştir.

Ahmed Paşa'nın oğlu Mustafa Bey zamanında ise, yine bölgenin gerek asayişi ve gerekse Osmanlı ordusuna hizmet etme yönünde faaliyetlerin olduğu görülmektedir. Bu cümleden olarak Mustafa Bey, 1729'da Boz-ok Sancağı Mütesellimi olmuş, Rakka taraflarındaki aşiretlerin iskanına memur edilen Çoruk Sancak Beyi kahraman Bey'in maiyetinde Ciridlü, Köçeklü, Bab, Harbendeli aşiretlerini iskan ettirmek üzere Rakka'ya gitmiştir. Mustafa Bey, 1736'da Boz-ok Voyvodalığı'nda bulunmuş, kendisinin askerliğe olan kabiliyyeti ve cesurluğu sebebiyle, Osmanlı Devleti'nin Rusya ve Avusturya'ya karşı savaş açması üzerine, bu savaşta Süvari Askeri Başbuğu olarak orduya davet edilmiştir.

Mustafa Bey'in bir suçtan dolayı yakalanıp, Boz-ok'da hapsedilmesi ve bir yolunu bularak hapisten kaçıp Köçeklü ve Mamulu aşiretleri18 arasından kuvvet toplayarak, bölgede soygun ve yağma yapan eşkiyalar ile mücadele edip, 1766'da Sungurlu mevkiinde 800 kadar levendin başını kesip, Sivas valisi Zaralıoğlu Feyzullah Paşa vasıtasıyla İstanbul'a göndermiştir. Mustafa Bey'in bölgede yaptığı bu hizmetinden dolayı kendisine Mamulu aşiretinin toprakları arpalık olarak verilmiştir.

Osmanlı-Rus savaşı yenilgisi [1774] neticesinde Osmanlı Devleti'nin Rusya ile yaptığı Küçük Kaynarca Muahedesi'nden sonra, ordunun kifayetsizliğinin farkına varmış, sivil bir güç halinde bulunan ayanlara ihtiyaç duyup, bu mahalli güçlerden istifade etmek istemiştir. Osmanlı Devleti'nin bu arzusu, ayan-devlet münasebetlerini de olumlu bir havaya sokmuş, diğer bölgelerdeki bir çok ayan gibi, Orta Anadolu bölgesinde bulunan ayanlardan da yararlanmayı düşünmüştür. Orta Anadolu bölgesindeki ayanlar arasında belli dönemlerde diğerlerine göre nüfuzu daha önde olan ve devletle iyi münasebetlerde bulunan Çapanoğlu ayanını ön plana çıkarmıştır. Osmanlı Devleti, bu ayanları sadece savaş zamanında orduya asker temin eden bir kaynak olarak düşünmemiş, İç Anadolu bölgesindeki ayanlar arasında denge kurmak, devlet otoritesini tanımayan diğer ayanlara karşı devletin yanında bulunan ayanlar vasıtasıyla devlet otoritesini tesis edip, devletin ayanlar üzerindeki otokontrolünü sağlamak, bölgede asayişi bozan kanun kaçaklarına ve diğer şer güçlerine karşı istenmeyen bütün bu olayları mahallinde çözmek, mahallin bu güç potansiyelinden istifade etmek istemiştir. Osmanlı Devleti sözkonusu bu politikayı uzun bir zaman başarıyla da yürütmüştür.

Bab-ı ali, Canikli [Samsun] Ali Paşa'yı Kars Seraskerliğine tayin ederek, İran'a karşı yapılacak olan harekata, Mustafa Bey'den de ikibin asker ile katılmasını istemiştir. Mustafa Bey, Alip Paşa ile olan daha önceki husumeti ve Ali Paşa'nın ön plana çıkarılmasını hazmedememesi sebebiyle, Bab-ı ali'nin bu çağrısına istendiği gibi uymamış, sefere ancak bir süvari göndermiştir. Bab-ı ali'nin Kırım'ın tekrar geri alınması için Ali Paşa'yı görevlendirmesi ve Çapanoğulları'nın nüfuzu altında bulunan çevre vilayetlerin yönetimine Canikoğulları'nı getirmesi, Çapanoğullarıyla Canıkoğulları arasında süregelen gerginliği daha da artmıştır.

Mustafa Bey, Kınm seferi için istenen yardımı göndermediği gibi, hakim olduğu bölgelerden yapılan yardımlan da engellemiştir. Canikli Ali Paşa'nın 1778 yazında Kınm'a yaptığı sefer başansızlıkla neticelenmiş, bu başarısızlık, Canikoğulları'nın hakim olduğu bölgelerde huzursuzluk çıkmasına sebep olmuş, Canikoğullarının hakimiyyetinde bulunan yerleşim yerlerindeki halkın bir kısmı buralardan kaçarak Mustafa Bey'e sığınmıştır. Bu iki ayan arasındaki mücadele, Bab-ı ali'nin Çapanoğlu Mustafa Bey'in yanında yer almasıyla geçici olarak neticelenmiştir.

Mustafa Bey'in muhafız olarak sürekli yanında bulundurduğu köleleri tarafından bir atış talimi sırasında öldürülmesi üzerine, bu sırada İstanbul'da bulunan kardeşi Süleyman Bey'e ilk önce I. Abdülhamid tarafından görev verilmemesi istenmiş ise de, Süleyman Bey'in hazineye 3.500 kese altın vermesi neticesinde, 1781'de Boz-ok Sancağı Mutasarrıflığına tayin edilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOZ-OK VE ASKERi ALANDAKİ YERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:57

Çok renkli bir şahsiyet olan Süleyman Bey, Mısır kölemenleri arasında ortaya çıkan huzursuzluğu gidermek için, Rakka valisi Abdullah Paşa komutasındaki orduya 1786'da bin kişilik kuvvetle katılması, bu katkısından dolayı kendisine Çankırı Sancağı Mutasarrıflığının verilmesi, Süleyman Bey'in henüz Çapanoğulları Ayanı'nın başına geçer geçmez kazandığı itibarın seviyesini ve Bab-ı ali ile olan münasebetlerini düzeltmiş olduğunu göstermesi bakımından önemli görülmektedir.

1787 Osmanlı-Rus savaşı ve 1788 Osmanlı-Avusturya Savaşi sırasında Çapanoğulları'nın Avusturya cephesine üçbin asker gönderdiği, orduya zahire sağladığı bilinmektedir. Osmanlı-Avusturya cephesine 3000 süvari asker gönderen Süleyman Bey'e Ankara Sancağı Mütesellimliği verilmiş,26 1789'da 3500 askerle sefere katılmıştır. Süleyman Bey, 1790'da Avusturya seferine katılmak üzere, 3000 veya 5000 askerle İstanbul'a giderek, Sa'd-ı abad'da Padişah huzurunda yapılan geçit merasimine katılmış, askerlerin en gerisinde bulunup, Kasr-ı Hümayun'a yüz adım kala, Bostancıbaşı'nın ikazı üzerine Kethüdasıyla birlikte atından indirilmiştir. Zira, bu rütbeden olanlar Kasr-ı Hümayun'a giremezler, Padişah karşısında huzurda duramayıp, yirmi adım geride, hil'at giymiş olarak dururlarken ve hil'at giymek kanun olduğu halde, Süleyman Bey söz konusu bu usullerden müstesna tutulmuş, Vezirler gibi Kasr-ı Hümayun'a alınarak, hil'at giyip, Padişah tarafından huzura kabul edilmiştir. Süleyman Bey, Padişah'ın övgüsüne mazhar olup, kendisine 10 000 kuruş, sergerdelerine 5 000 kuruş, cümle askerine verilmek üzere 5 000 kuruş ihsan edilmiştir.

Süleyman Bey, Aralık 1790'da savaştan dönüp, İstanbul'a gelmiş, ertesi yıl savaş için Ankara, Çankırı, Kayseri, Niğde, Aksaray, Çorum, Amasya sancaklarındaki yirmi kazanın askerini alıp orduya getirmek üzere, tam selahiyetli olarak Mirahor-ı evvel payesi verilmiştir. Osmanlı Devleti, 1791'de Ruslar ile barış yaptığı için İstanbul'a gelmiştir.

Süleyman Bey, 1799'da idaresinde bulunan Boz-ok ve Çankın sancaklarına ilaveten Kayseri, Çorum, Ankara, Kırşehir, Niğde ve kazalarından topladığı askerleri Serdar-ı Ekrem Yusuf Ziya Paşa'nın emrine göndermiştir.

Osmanlı-Avusturya savaşına bizzat katılan Süleyman Bey, bu savaşta Yeniçerilerin başıbozukluğunu görmüş, III. Selim'in Yeniçeri teşkilatına alternatif olarak kurmak istediği Nizam-ı Cedid teşkilatına neden ihtiyaç duyulduğunu yakınen müşahade etmiştir. Nizam-ı Cedid teşkilatının Anadolu'ya yaygınlaştırılması isteği üzerine, Çapanoğlu Süleyman Bey, Çapanoğullan'nın hakim olduğu sahada Nizam-ı Cedid teşkilatım kurmuştur.

Böylece Anadolu'daki Nizam-i Cedid Teşkilatı'nın temelleri ilk olarak Süleyman Bey ile Konya valisi Kadı Abdurahman Paşa tarafından atılmıştır.

III. Selim, Nizam-ı Cedid teşkilatının kurulması hususunda samimiyetle çalışan Süleyman Bey'e sonsuz itimat duymuş, ona Yeni-İl Voyvodalığı'nı da vermiştir. Hatta Padişah, İstanbul'da kurduğu 12 000 kişilik Nizam-ı Cedid askerlerini Süleyman Bey'in hakim olduğu İç Anadolu'dan - toplattırmıştır.

Padişah'ın, Nizam-ı Cedid Teşkilatı'nın kaynağını Boz-ok olarak seçmesinin sebebi olarak, bu bölgenin kesif Türk olmasının büyük rolü olduğu söylenebilir. Zira, Yeniçeri teşkilatındaki gayr-ı milli tutumlar, Padişah'ı böyle bir düşünceye sevketmiş olabilir.

III. Selim, Nizam-ı Cedid Teşkilatı'nın Anadolu'da yaygınlaştınlması için, Kadı Abdurrahman Paşa'yı, Alaiyye Sancağı, Bozkır Madeni ve Beyşehir Sancağı üzerinde kalmak üzere, Ağustos 1803'de Karaman [Konya] Valiliğine tayin etmişti. Fakat Abdurrahman Paşa, Konya Kadılığı sırasında Yeniçeri Ocağı'na kayıtlı ve Konya'nın ileri gelir kişilerinden olan Candaroğlu Seyyid Ebu Bekir Ağa ve diğer bir kısım insanlar ile husumette bulundukları gerçekçesiyle Konya'ya sokulmamıştır. III. Selim, Abdurrahman Paşa'nın her hal-ü karda Konya'ya girmesini istemiş, kış olduğu için Konya'yı her taraftan muhasara edemediğinden, Konya'nın dışında beklemek mecburiyetinde kalmıştır. Devlet otoritesinin gündeme geldiği bu durum karşısında Padişah, Çapanoğlu Süleyman Bey'in 2000 kişilik bir kuvvetle Konya'ya gidip, Abdurrahman Paşa'ya yardım etmesini istemiştir. Çapanoğlu Süleyman Bey'in ünü Konya'da da bilindiği için, sözkonusu meselenin halline Süleyman Bey'in görevlendirildiği Konya'da duyulunca, valiye muhalif olanlar üzerinde bir korku meydana gelmiştir. Zaten Süleyman Bey de, aldığı ferman üzerine, Konya'daki Yeniçeri Serdan, Serdengeçti Ağalar ve diğer ilgililere mektup göndererek, kendisine gönderilen ferman mucibince hareket edeceğini, ocaklının Padişah'ın itaatli kulları demek olduğunu ve sonu fena olacak hareketlerden el çekerek, Abdurrahman Paşa'yı kabul etmelerini, içlerinde Abdurraman Paşa'dan korkanlar var ise, kendisinin yanına gelmelerini, keyfiyetin müftü ve mevlevi şeyhlerine de yazıldığını beyan ettikten sonra, en sonunda "Padişah'ın iradesi olur, sizin sözünüz olmaz" demiştir. Süleyman Bey'in bu mektubu üzerine, elebaşılar muhalefetten vazgeçerek, Abdurrahman Paşa'yı Konya'ya almışlar, Candaroğlu ve muhalifleri kaçmışlardır. Böylece devlet otoritesi Süleyman Bey tarafından sağlanmıştır.

Bab-ı ali'nin Rumeli'de bir çok mezalim yapan, hatta İstanbul'u bile tehdit eden Vezir Gürcü Osman Paşa'yı İstanbul'dan uzaklaştırmak için Anadolu'ya göndermesi ve Osman Paşa'nın sağ kolu olarak bilinen Delibaşı Ömer'i de Beylerbeyi rütbesiyle Kayseri Mutasarrıflığı'na tayin etmesi üzerine, Osman Paşa, Delibaş Ömer'e destek olunması için Çapanoğlu Süleyman Bey'den yardım istemiş, Süleyman Bey de bu mektubu İstanbul'a göndermiştir. İstanbul, söz konusu bu mektubu, Osman Paşa'nın daha önceki tavrı da bilindiğinden, bir isyan hazırlığı içinde olduğu şeklinde yorumlamış, Süleyman Bey'den de yardım talebinde bulunduğu şeklinde bir değerlendirmede bulunmuştur. Bu sebeple Ömer Paşa'nın Süleyman Bey tarafından halline karar verilmiş ve icra edilmiştir.

Süleyman Bey, Rumeli'de çıkan hadiseler için kendisinden istenen sekizbin kişilik askeri, daha önce gerçekleştirilen Mısır seferi ve Rumeli hadiseleri sebebiyle gönderemiyeceğini belirterek, oğlu kumandasında 2 500 kişilik bir kuvveti, dağlı eşkıyasını bastırmak üzere 1803'de görevlendirilen Vanlı Mehmed Paşa'nın emrine göndermiştir.

Süleyman Bey'in gücü II. Mahmud zamanında da devam etmiştir. Bu dönemde devlet işlerinin görüşülmesi için, Rumeli ve Anadolu'daki ayanlar İstanbul'a davet edilmiş, Çapanoğlu Süleyman Bey de bu davete icabet ederek 8 Ağustos 1808 tarihinde İstanbul'a giderek müzakerelerde bulunup, kaleme alınan ittifak senedini imzalamıştır.

Süleyman Bey'in Osmanlı-Rus savaşı dolayısıyla, Ocak 1812'de II. Mahmud tarafından kendisinden savaşa yardım etmesi istenmiş, bu maksatla Çankırı, Boz-ok, Çorum, Erbaa, Tokat, Niksar, Karataş ve Sivas'taki askerleri cepheye götürmüştür.

Boz-ok'un yönetimi Çapanoğlu Süleyman Bey'in Ocak 1813'de ölümü üzerine, İstanbul'dan gönderilen valilerce idare edilmeğe başlanmıştır. XIX. yüzyılın başlarında büyük bir yerleşim yeri olan Boz-ok, bu yüzyılın sonlarına doğru küçülmüş, sınırları daraltılmış, bir kısım topraklan komşu vilayetlere bağlanmıştır. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı [93 harbi] sırasında bölgeye gelen muhacirler sebebiyle nüfusu artmış, 1912-1913 Balkan savaşları, 1914-1918 Birinci Dünya harbi sırasında bölge topraklan işgal edilmemiş, ancak savaşın cephe gerisi yükünü bu bölge çekmiştir. Milli Mücadele yıllarında ise, bir çok cephenin yiyecek, içecek ihtiyacını karşılamış, o günün yoksulluğu içinde, aralarında gram gram kavurma toplamış, kadınlar elinde çorap, kazak dokumuş, cepheye gönderilmiştir. Bugünün huzur ve bağımsızlık atmosferinin her nefesinde bu fedakarlıktan hissetmek, nelerin mirası üzerinde oturduğumuzu bilmek, milli bir borç olsa gerek!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir