Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Özbekler, Kazaklar, Kırgızlar ve Karakalpaklar

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Özbekler, Kazaklar, Kırgızlar ve Karakalpaklar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 17:56

Özbekler, Kazaklar, Kırgızlar ve Karakalpaklar

Altın Orda Hanı Özbek (1312-1340)'in ahfadından gelen idareciler tarafından Fergana vadisindeki Türkleri bir araya toplayarak yeni bir devlet kurulmuş ve bu devlete de "Özbeke Devleti" adı verilmişti. Halkına da Özbek denmiştir. Tıpkı Osmanlı ve Selçuklu dendiği gibi.

Cengiz Han zamanında Moğol hakimiyetine girmelerine ve hatta bazı Moğol unsurlarla iç içe yaşamalarına rağmen kendi milli karakterlerini ve kültürlerini muhafaza eden Türkistan Türkleri, Moğol İmparatorluğunun dağılmasından sonra da varlıklarını daha da kuvvetlendirerek devam ettirmişlerdir. Timurlular devrinin esas halk kitlesini teşkil etmelerine rağmen Türkler, o devrin taht mücadelelerine mümkün olduğu kadar az karışmış ve Moğol kabililerinin tasallutundan da kendilerini koruyarak XV. asrın ortalarına doğru Orta Asya'da bir kuvvet haline gelmeye başlamışlardır. Nihayet, Batu'nun kardeşi Şeybani ahfadından gelen Ebu'l-Hayr Han (1428-1468), büyük dedesi Özbek Han'ın adını verdiği devleti 1428'de kurarak istiklalini ilan etmiştir. Timurlu prenslerin taht kavgalarından istifade eden Ebu'l-Hayr Han, Ebu Sa'id'e yardım ederek 1451'e kadar Türkistan'ın yarısına hakim olmayı başarmıştır.

Fakat, Özbeklerin gösterdiği bu başarı, kuvvetli Moğol kabilelerinden Kalmuklar ile Oyratların kıskançlığını celbetmiştir. 1456'da Kalmukların, bir sene sonra da Oyratların hücumlarına uğrayan Özbek Türkleri, büyük zayiat vermişlerdir. Moğol kabilelerine karşı gösterilen başarısızlıklar üzerine, bir kısım Türkler, Ebu'l-Hayr Han'ın gevşek siyasetini tasvip etmediklerini söyleyerek esas cemaatten ayrılmışlar ve kuzeye doğru göç etmişlerdir. Kendi başlarına buyruk hareket eden bu Türkler, bilahere Kazaklar olarak adlandırılmışlardır. Buna rağmen, ortaya çıkan Özbek-Moğol rekabeti, Moğol saldırganlığı yüzünden, yatışacağı yerde daha da hızlanarak yarım asra yakın devam etmiş ve Özbeklerin son derece yıpranmalarına sebep olmuştur. Sonunda, Ebu'l Hayr Han 1468'de Moğollarla yaptığı harbi kaybedip ölünce yerine oğlu Şah-Budak Han geçmiştir. Fakat, bu hükümdarın da bütün gayretlerine rağmen perişanlıktan kurtulamayan Özbeklerin kaderi, o devrin en büyük alimlerinden Mevlana Muhammed Hitayi'den feyz almış olan Şah-Budak'ın oğlu Muhammed Şey-bani'nin Buhara'dan dönmesi ile değişmiştir Komşularının bir ara iç mücadelelerle meşgul olmalarından istifade eden Muhammed Şeybani Han (1500-1510), Özbekleri yeniden toparlamış ve Maveraünnehr'in kuzey kesimini kontrolüne almaya muvaffak olmuştur. Bir müddet sonra Timurlular'dan Babür Şah (1504-1530)'ın kuvvetlerini de yenen Muhammed Şeybani Han 1500 senesinde hükümdarlığını ilan etmiştir. Özbek Türklerinin XVI. asrın başlarında Timurlular hakimiyetini ortadan kaldırarak Türkistan'a hakim olmaları Türk tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Özbekler, çok kısa bir zamanda hakimiyetlerini bütün Orta Asya'ya yayarak büyük bir kuvvet haline geldiler.

Fakat, aynı yıllarda, İran'da başka bir Türk'ün, Şah İsmail'in (1499-1524), Şiiliği başariyle siyasi bir aksiyon olarak kullanıp kurduğu devlet, Özbek hakimiyetini tehdit edecek bir şekilde gelişmekte idi. İki kuvvet arasında kaçınılmaz hale gelen harbi, o sıralarda Kırgızlar'ın Şeybani Han'a karşı isyanından da faydalanan Şah İsmail 1510 senesinde kazanarak Özbeklere büyük bir darbe indirmiştir. Bundan istifade eden Babür, Şah İsmail'in de yardımı ile Orta Asya'yı yeniden istila etmiş ise de, çabuk toparlanan Özbeklere 1512'de tekrar yenilerek Türkistan'ı temelli terk etmiş ve Hindistan hududlarına çekilmek mecburiyetinde kalmıştır.

Diğer taraftan Şah İsmail'de, Doğu Anadolu'da Şii propagandası yaptığı için, Osmanlılarla arası açılmış ve 1514'de Yavuz Sultan Selim'e yenilerek büyük bir darbe yemiştir. Bundan sonra Özbeklerle Osmanlılar arasında bir işbirliği doğmuş ve İran'daki Şii hakimiyetine karşı birlikte mücadele edilmiştir.

Özbeklerin, Horasan cephesinde Şii İran'a karşı yaptıkları mücadelede Osmanlılardan harb malzemesi ve askeri yardım aldıkları bilinmektedir. Portekizlilere karşı Hind denizinde çarpışan Şeydi Ali Reis Hindistan'dan dönerken Orta Asya'ya da uğramış ve İstanbul'dan Öz-beklere gönderilen Yeniçerilerin nasıl başarılı vazife gördükleri hakkında hatıralarında geniş bilgi vermiştir. Özbek Hanları bilahere İstanbul'a gönderdikleri elçiler ve mektuplarla kızılbaş İranlılara karşı kazandıkları zaferleri zikrettikten sonra işbirliğinin devamını istemişler ise de, Osmanlılar bu istekleri ancak İran'a sefer gerektiği zamanlar müspet karşılamışlardır.

1510'da Şah İsmail'e yenilmelerine ve arkasından da Türkistan'ın Babür'ün istilasına uğramasına rağmen Özbekler, her ne kadar kendilerini toparlayabilmişler ise de, aralarındaki bölünmeyi de önleyememişlerdir. Özbeklerin bir kısmı Yamud Türkmenleri ile Hive (Harezm) Hanlığını devam ettirmişlerdir. Bu bölünme kısa zamanda menfi neticelerini göstermiş ve Türk hanlıkları hem dış tehlikelerle, hem de birbirleriyle uğraşmak durumunda kalmışlardır. Türkistan Türklerinin bu karışık günlerinde Osmanlılar, yine de kendilerine yardımcı olmaya çalışmışlardır. Nitekim Osmanlı devleti, Hindistan'daki Türk hakimiyetinin başkanı Şah Cihan (1628-1658)'dan Özbek liderleri arasındaki taht kavgalarında arabuluculuk yapmasını rica etmiş ve Şah Cihan'da bu isteği yerine getirmiştir.

XVII. asrın sonlarına doğru Türkistan'da temin edilen sulh ve sükun önce Moğol asıllı Kalmukların, sonra da Çin asıllı Sungarların istilalariyle yeniden bozulmuştur. Bilhassa Kalmuk istilası Özbeklerin kuzeyindeki Kazak Türklerini perişan etmiş ve parçalanmalarına yol açmıştır. Türkistan Türklerinin bu karışık durumundan en çok istifade eden de, 1552'de Kazan'ı 1556'da da Astrahan'ı alarak Başkırt Türklerinin memleketinde adım adım ilerleyen Ruslar olmuştur. 1740'da Başkırtlar memleketinin istilasını tamamlayan Ruslar, Kalmuklar ile Kazakları birbirlerine karşı kışkırtarak onları iyice zayıflatmıştı. Bu sebepten, daha önce Kalmuk istilasiyle kuvvetini kaybeten ve Büyük Orda, Orta Orda ve Küçük Orda diye üç Orda'ya ayrılan Kazaklar, bilhassa Küçük Orda hanı Ebu'l-Hayr'ın yardım alma ümidiyle Ruslara taviz vermesi üzerine Kazaklar arasında birliğin tekrar kurulması imkansız hale gelmiş ve Ebu'l-Hayr Han tam bir Rus vassalı durumuna düşmüştür. Bütün XVIII. asır boyunca Kazaklar arasındaki Rus entrikaları devam etmiş ve bir kısım Kazaklar ile Kazakistan'ın büyük bölümü Rus hakimiyeti altına düşmüştür. Geri kalan Kazak Türkleri, Kırgız kardeşleri ile birlikte Buhara ve Hive Hanlıkları yanısıra 1700'de kurulmuş olan Hokand Hanlığı etrafında toplanarak Ruslara karşı mücadelelerine devam etmişlerdir.

Orta Asya Türkleri arasındaki parçalanmalar, ayrıca Kazakistan'ın kuzey-doğusunda Sibirya'ya doğru olan havaliyi kontrollerinde bulunduran Kossakların Çarlık Rusya'sının hakimiyetini kabul etmeleri, Rusların Türkistan için daha büyük bir ilgi göstermelerine sebep olmuştur. Ruslar, Türkistan hadiselerini yerinde inceleyip ne gibi ticari ve siyasi menfaatler temin edebileceklerini görmek maksadiyle 1714'de Buhholz ve 1716-1717'de ise Çerkaskiy başkanlığında keşif heyetleri gönderdiler. Fakat bu keşif heyetlerinin bilhassa Hive Hanlığı tarafından etkisiz hale getirilmesi Rusları oldukça kızdırmış ve Hive'ye karşı hasmane bir siyaset takibine başlamışlardır.

Türkistan'daki Türk Hanlıklarının kuzeyinde bu gelişmeler olurken batıdan da diğer bir Türk hükümdarı hakimiyet sahasını yavaş yavaş Orta Asya'ya doğru kaydırıyordu. İran'da idareyi eline geçiren Afşar Türkmenlerinden Nadir Şah (1736-1747), Orta Asya Türk Hanlıklarını birer birer işgal ederek hakimiyeti altına aldı (1740)138. 1747'de Nadir Şah'ın ölümü ile Türkistan'daki İran hakimiyeti sona ermiş ve Hanlıklar yeniden toparlanıp kuvvetlenme imkanı bulmuşlardır. Bilhassa Merv ve Horasan bölgesinin hakimiyeti için İran ile tekrar başlayan mücadeleler XIX. asrın ikinci çeyreğine kadar devam etmiş ve bu mücadelelerden en çok zarar gören de o havalide yaşayan Türkmen boyları olmuştur. Fakat, XIX. asrın başlarında Hive ile Buhara arasındaki rekabetin tekrar düşmanlığa dönüşmesi bu iki Türk devleti arasında faydasız ve yıpratıcı bir mücadele devrini başlatmıştır. Bu mücadeleye Hive ve Buhara kendilerini o kadar çok kaptırmışlardır ki, 1819-1820'lerde Türkmen ilinden Hive'ye doğru mühim bir keşif seyahat yapan Rus casusu Muravyev'in maksadını dahi anlayamamışlardır.

İran ve bilhassa Hive ile yapılan mücadelelerden oldukça bıkan ve tedirgin olan Buhara Emiri Haydar Şah (1801-1826), İstanbul'a elçiler gön-dererek Padişah'a biat ettiğini ve Osmanlı hakimiyetine girdiğini bildirerek, ısrarla ricasının kabulünü istemiştir. Osmanlı hükümeti uzun müzakerelerden sonra Haydar Şah'a güvenemediği ve devletin başına gaileler açabileceği düşüncesiyle bu ricaları kabul edemeyeceğini münasip bir lisanla Buhara Emirine bildirmiş, Osmanlı devletinin ondan memnun olmakla beraber, Hive ve Hokand ile daima iyi geçinmesini ve Rus tehlikesine karşı birlikte hareket etmelerini tavsiye etmiştir.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK VE TÜRK DÜNYASI
Yazar: MEHMET SARAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir