Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Han-ı Yağma Deyiminin Kökeni

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Han-ı Yağma Deyiminin Kökeni

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:50

HAN-I YAĞMA" DEYİMİNİN KÖKENİ

Türk edebiyatında, hele İran edebiyatında, Türk adiyle bağlı olarak çok geçen "han-ı yağma" deyiminin kökeni Türk tarihinin binlerce yıl önce geçirdiği ilkel çağların karanlıklarında yaşıyan toplumsal bir törenin İran edebiyatında bıraktığı bir iz ve hatıradır. Türk topluluğunda binlerce yıl önce kaybolan bu törene çağdaş etnoloji "Potlaç" adını vermektedir. "Potlaç" Kuzey Amerika yerlilerinden Nutka, Tlingit, Aleut Hayda klanlarında tesbit edilmiştir. "Potlaç" kelimesi Nutka'ların dilinde "dağıtma, kapışma" anlamlarına gelmektedir. Bu tören klan başbuğunun soydaşları için çok israfil bir ziyafet çekip mal ve mülkünü onlara yağmalatmasından ibarettir 'Han-ı yağma" deyiminin bu "potlaç'' töreni ile ilgili bir deyim olduğu ilk defa rahmetli Ziya Gökalp tarafından kaydedilmiştir.

Z. Gökalp "Dede Korkud kitabi"nin XII. hikayesine dayanarak "Eski Türklerde potlaç'ın bulunduğunu" kesin olarak kabul etmiştir. Fakat buradaki "eski Türkler"den hangi devrin Türklerini anladığını bilmiyoruz. Bilindiği üzre bu XII. hikayede Oğuz beyi Salur Kazan'ın Oğuzlara kendi evini yağmalattığı anlatılmaktadır. ("Üçuk, Bozuk yığnak olsa Kazan evini yağmalatırdı Kaçan Kazan evini yağmalatsa helalini eline alır taşra çıkardı. Ondan sonra Oğuzlar Kazan'ın evini yağma ederlerdi").

Çağdaş ilkel kavimlerde görülen "Potlaç" töreninin tarihin bildiği "eski Türklerde" bulunduğuna dair elimizde kesin bilgimiz yoktur. Oğuz boylarında Potlaç'ın bulunduğunu haber veren Dede Korkut hikayesi, bizim fikrimize göre, çok eski bir geçmişin karanlık derinliklerinden gelen silik bir sesten ve destanlarda donmuş, kalıplaşmış mısralardan ibaret olsa gerektir, çünkü VI-X. yüzyılların Oğuzlarında tam potlaç gibi, çok ilkel bir kurumun veya törenin bulunabileceğini sanmıyoruz. Bununla beraber çok eski, belki tarih öncesi çağlarda, Türklerin atalarında potlaç'ın veya buna benzer bir törenin bulunduğuna, Dede Korkut hikayesinden başka da, bazı görenek ve gelenekler delalet etmektedir. Bu bakımdan Kaşgarlı Mahmud'un 'kençliyü' kelimesinin açıklamasında verdiği bilgi dikkate değer.

Kaşgarlı bu kelimeyi şöyle açıklıyor:

"kençliyü — bayramlarda ve hakanların düğünlerinde, yağma edilmek üzere, otuz arşın yüksekliğinde minare gibi yapılmış bir sofradır. Bu açıklamadan anlaşılıyor ki XI. yüzyılda, eski çağlardaki Potlaç'ın bir geleneği olarak, "kençliyü" denilen "yağma sofrası" yapılıyordu. Kaşgarlı Mahmut bu "yağma sofrası"nı Karahanlılar sarayında veya Yağma boylarında görmüş olabilir. Yağma boyunun adının Farsçada "garet, tarac" anlamında kullanılması da bu boyun çok çapulcu ve yağmacı olmasından ileri gelmiştir, ihtimal ki iranlılar "kençliyü" törenini ilk defa Yağma boyunda görmüşler ve buna Farsça "han-ı yağma" demişlerdir.
"Han-ı yağma" deyimi, "Şems-ül lügat"in açıkladığına göre bütün halk için hazırlanmış sofradır ki halk onu çekmekten aciz olur.

Türkler bir defa "hoy" diyerek bütün sofrayı yağma ederler Hafız-i Şirazi'nin beytinden de anlaşılıyor ki iranlılar "han-ı yağma" töreninin Türk göreneği saymışlardır "Kençliyü (han-ı yağma)" geleneğinin Orta-Asya boyları arasında Moğol istilasından sonra devam ettiğine dair elimizde tarihi bilgi yoktur. Moğolların, Timür ve oğullarının devrinde yazılan tarih kitaplarında Türk gelenek ve göreneklerine çok önem verilmekte, en küçük olaylar bile yazarların gözünden kaçmamaktadır. Durum böyle iken bu devrin yazarlarından hiçbir kimse potlaç izi olabilecek bir gelenekten bahsetmemiştir. Dikkate değer ki XVIII. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı sarayında 'han-ı yağma'yı çok andıran bir gelenek tarih belgelerinde kaydedilmiştir.

Mütercim Asım Efendi "Burhan-ı kat?" çevirmesinde 'han-ı yağma' deyimini şöyle açıklıyor:

"han-ı yağma ... ol taama denir ki selatin düğünlerinde ve sair bazı kibar ve kürema pişirdüp cümleye sılayı am ederler, her kim olursa gelüp tenavül ederler. Sela-tin-i hakaniye-i Osmaniye... adat-i sadatlarından ulufe günlerinde oeaklu taifesinin seray-i hümayunda tarac eyledikleri taama itlakı begayet mülayimdir." Bu açıklamaya göre Mütercim Asım Efendi zamanında bile XI. yüzyıl Türklerinde tesbit edilen 'kençliyü' (yani 'han-ı yağma') töreninin hatırası Osmanlı sarayında devam etmiştir.

Profesör İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın "Suphi tarihi"nden nakil yoliyle verdiği şu kayıt da dikkate değer:

"1153 h. (1740 m.) de İran elçisine divanda verilen ziyafette on bin yeniçeri bulunup yemek kapışmışlardı. Yeniçerilere ulufe verildiği günlerde de "han-ı yağma' ya ben-ziyen bir sofra kurulduğu anlaşılmaktadır.

Prof. İ. H. Uzunçarşılı ulufe verildiği günü şöyle tasvir ediyor:

"Yeniçerilere divanda çorba verilirdi. Matbah aşçı yamakları avlunun ortasına bir istikamette altı yüz bakır kabın içine buğday veya pirinç çorbası koyarlar ve her kabın yanı başına üç ekmek somunu ile fodla konulur ve verilen işaret üzerine yeniçeriler yemeklerini kapışıp kaldırırlar ve bulundukları yere götürüp orada yerlerdi". Bu kayıtlar, ulufe dağıtımı sırasında yeniçerilerin sofraya birden saldırdıklarını ve "kapışarak" kaldırdıklarını haber veriyor. Bu olayda XI. yüzyıl Türklerindeki 'kençliyü' (han-ı yağma) töreninin ancak silik bir gölgesini görmek mümkündür. Mütercim Asım Efendi ise taamın (sofranın) tarac edildiğini ve bunun "han-ı yağma" deyimine uygun (mülayim) olduğunu açık olarak belirtmiştir. Bu olayda XI. yüzyıl Türklerindeki 'kençliyü'nün ('han-ı yağma'nın) ve Dede Korkut hikayesindeki 'potlaç' töreninin ancak silik bir gölgesini görmek mümkündür.

Eski Türkler potlaç'a veya ona benzer bir törene ne derlerdi? Çok eski çağlarda kaybolan bir kurum veya törene o çağlarda yaşı-yan insanların verdikleri adı bulup meydana çıkarmak çok güç, belki imkansızdır. Bununla beraber rahmetli Ziya Gökalp bu konu üzerine kimi düşünceler ileri sürmüştür. Ona göre potlaç'ın "eski Türkler-deki karşılığı şölen adını verdikleri son derece israfil bir ziyafetti" (Türk medeniyeti tarihi, s. 178). Aynı eserinin başka bir yerinde "eski Oğuzlarda potlaç'a benziyen müsrifane ziyafetlerin adı toy idi"diyor (sah. 236); yine bir az sonra "yağma toyı potlaçı andırır" diyor (sah. 237). Eski Türklerde "şölen" kelimesinin bulunduğu şüphelidir. Eski Türkçede ön sesi (Anlaut) "Ş" olan kelimelere ancak VIII. yüz yıldan sonra rastlanır. Bunların çoğu da yansıma (onomatope) lardır. Her halde "şölen" kelimesi Farsçanın "şilan" kelimesinin Türkçeye geçmiş şekli olsa gerek. "Yağma toyı" şimdiki Türkçeye göre bu deyim, 'potlaç'ı anlatan bir terim olabilir, fakat eski Türklerin 'potlaç'a bu adı verdikleri ispat edilemez. Bizim düşüncemize göre 'potlaç' töreni geleneğinin Türkçesi, X - XI. yüzyıllarda, "kençliyü", Farsçası da "han-ı yağma" idi.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir