Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk Etnolojisini İlgilendiren Birkaç Terim-Kelime Üzerine

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türk Etnolojisini İlgilendiren Birkaç Terim-Kelime Üzerine

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:43

TÜRK ETNOLOJİSİNİ İLGİLENDİREN BİRKAÇ TERİM-KELİME ÜZERİNE

Türk dili üzerine yazdan eski ve yeni kaynaklarda Türk etnolojisini ilgilendiren birçok terim niteliğindeki kelimelere raslanmaktadır. Bu terim - kelimelerini her yazar ve bilimsel araştırıcı kendi bildiği gibi yazdığı, muayyen bir bilimsel kavram anlatması gereken bir terimi türlü türlü kavramlar için kullandığı görülmektedir. Gerek Türklerin kendileri ve gerek yabancılar tarafından yazılan sözlüklerde de bu karışıklık yüzyıldan beri sürüp gelmektedir. Ulus (yahut uluş), uguş, urug (urug - tarıg), ok, boy, oba, bukun, oymak (aymak, omak, omok), bağ (bav), ocak, ağıl, süngek (süyek), tübe, yasa, töre, yargı, yol terimleri bunlardandır.

Bu konuyu ele alırken ilk başvuracağımız kaynaklar Türklerin kendileri tarafından yazılan ve Türk toplumsal kurumlarına yakından dokunan eserlerdir. Bu türlü kaynakların en eskisi VII - VIII. yüzyıllarda yazılan Orhon ve Yenisey yazıtlariyle XI. yüzyılda Kaş-garlı Mahmud'un yazdığı "Divanü lügat it-Türk"tür. Fakat bu kaynaklarda bizim konuyu ilgilendiren terimler pek az bulunmaktadır. Yukarıda gösterilen terimlerden uluşAulus, oguş, urug, bukun, budun, ağıl terimleri Orhon - Yenisey yazıtlarında ve Divanü lugat-it-Türk'de bulunuyor. Boy ve oba'ya yalnız Divanda, ok ve bağ terimlerine ancak Orhon - Yenisey yazıtlarında rastlanır.

BUDUN:

Bu terim ile kavim, halk kavramı anlatılmaktadır... Orhon yazıtlarında Çin gibi yabancı kavme budun denildiği gibi, Türk olduklarından şüphe olmayan Kırgız-, Karluk, Oğuz topluluklarına ayrı ayrı budun denilmektedir. Kaşgarlı Mahmud'a göre "budun" kelimesi Çigilce bir kelimedir "ar-ra'iye ve 'avamü'n-nas" anlamına gelir. Bu kelimeyi, cümle içinde geçtiği yerlerde, bazan "kaviın", bazan "en - nas" kelimeleriyle tercüme ediyor. Herhalde "budun" kelimesi XI. yüzyılda VII - VIII. yüzyıllardaki anlamiyle kullanılmış olsa gerektir. Kaşgarlı Mahmud'un çağdaşı Yusuf Has Hacip "Kutadgu Bilig"de "budun" kelimesini çok kullanıyor.

Peygamberin na'tinde "budun" kelimesini "halk " anlamında kullanıyor:

Sevig savçı ızjtı bağırsak izi Budun da talusı, kişide kezi (Sevgili peygamberi esirgeyen Tanrı gönderdi, o halkın seçkini, kişinin iyisidir).

Negü ter işitgil bügü il begi
Budun başlaguçı kişideyegi (Halka rehber ve kişinin en iyisi olan akıllı ilbeyi ne diyor, dinle)
Negü ter işitgil Üç Ordu hanı
Budunda talusı, kişide çını
Aya beg boluglı budunka ulug
Budun ezgi tutgıl tapugçı kuluğ (Halkın seçkini, kişinin gerçeği —gerçek insan— olan t) Ordu beyi ne diyor, dinle: "ey bey olan halkın büyüğü, halkı, hizmetçi kulları iyi tut, iyi idare et").

XIV. yüzyılda yazılan Kur'an tercümelerinde (mesela Türk-İslam eserleri müzesi No. 73) kavim, en - nas, al kelimeleri hep budun kelimesiyle tercüme ediliyor ("min zinet-il-kavmi budun bezeğinden: al-i Musa 'ınusa budunu'; en-nas budun). XIV. yüzyıl başlarında yazılan "Kısas-ı enbiya"da ve bu yüzyılın ortalarında Altın Orduda -Saray kentinde yazılan "Hüsrevü Şirin"de budun kelimesi çok geçer. Fakat XV. yüzyılda yazılan eserlerde, hele Çağatay edebiyatında budun kelimesine rastlanmaz. Bu devirde eski "budun" terimi yerine "ulus" kelimesi geçmektedir. Budun kelimesinin XIV. yüzyılın sonlarında unutulmuş olduğuna hükmetmek mümkündür.

ULUŞ~ULUS. Moğol istilası devrinden sonra yayılan ve kavim, halk anlamını bildiren "ulus" terimi birçok kimselerin sandıkları gibi Moğolca bir terim - kelime değildir. Eski Türkçe'de şehir ve karye anlamına gelen ULUŞ terimi Moğol istilasından sonra ş/s değişimiyle ULUS şeklinde yayılmıştır ve halk, kavim, millet (Moğol ulusu, Türk ulusu), devlet (Çağatay ulusu, Cuçı ulusu) anlamlarını ifade etmiştir.

"Ulus" kelimesine ilk defa VIII. yüzyılda, Kül Tegin yazıtında raslanıyor. Yazıtın kuzey yüzünde (IN, 12) cenaze törenine gelen kavimlerden bahsederken ".. .kün batısıktakı Sogd, Bereçker, Bukarak Ulusta Nen Sengün, Oğul Tarkan kelti" denilmektedir. Bu cümledeki "ulus" kelimesini V7. Thomsen "kabile (Stamm)" ile tercüme etmiştir.

Bu cümleyi rahmetli Ragıp Hulusi şöyle tercüme ediyor:

"Garptcki gün batısındaki sayısız Sogd ve Farslardan bu Buhara milletinden Nen Scngün ile Oğul Tarkan geldiler" (Türkiyat Mec. III, 106) R. Hulusi metindeki "ulus"keli-mesini "millet" kelimesiyle tercüme etmiştir.

Kaşgarlı Mahmut "uluş" kelimesini Çigilce "karye", Arguca "şehir" diye açıklamaktadır. Kaşgarlı Mahmud'un çağdaşı ve vatandaşı olan Yusuf Has Hacip "Kutadgu Bilig"inde "uluş" kelimesini pek çok kullanmıştır. Metinden anlaşıldığına göre bu eserde "uluş" "şehir" anlamındadır, çok yerde "uluş kend" şeklinde geçmektedir ki eşanlamlı kelimeler olduğu belirtilmiştir; kimi yerde "il uluş" dahi denmektedir.

Kalem birle tutsa kayu il uluş Tilek tegrür anda tözüke ülüş (M. 131) Uluş kend içinde tapug bar telim Uşol yerde kılsa bulumaz yarım (M. 186J Berü kel uluş kend içinde tiril Seni bilmesü halk katıl hem karıl (M. 230) Berü kel uluş kendte kılğıl tapug Kamug ezgülükke açılsun kapuğ (M. 187) Uluşdın uluşka köçügli kişi Köçin öngdin ıçsa iter uz işi (M. 285) ölüm bozdı ordu, telim kend uluş ölüm bozdı karşı, saray, ev öküş (M. 286) Takın ka kadaşdın yitürmiş sen öz Uluş kend budundın evürmiş sen yüz (M. 185)

OĞUŞ:

Eski Türk yazıtlarında hakan milletine hitap ederken kendisine en yakın bulunanlardan başlıyarak " iniyigünüm, oğlanım, oğuşım" (Kül tegin yazıtı Güney yönü I) diyor. Yazıtlarda geçen bu kelimenin kan akrabalığını anlatan bir terim olduğu şüphesizdir. Fakat bu "akraba topluluğu"nun yakınlık derecesini tayin etmek güçtür. Bu terimi V. Tomsen (Almanca'ya tercümesinden fay-dalanıyorum) "Geschlecht" kelimesiyle, Almanca'dan Türkçe'ye tercüme eden R. Hulusi "soy" kelimesiyle tercüme etmiştir. Eski Türk Yazıtları'nda H. N. Orkun bu terimi açıklayan notunda bu "kelime mensup olduğu boy manasına kullanılmıştır" diyor ve asıl metin çevirmesinde ise "soy" terimiyle tercüme etmiştir. Kaşgarlı Mahmut bu kelimeyi Arapça "al-'aşiret" diye açıklamıştır. Kaşgarlı Mahmut bu kelimeyi eserinin her yerinde ittıradı olarak hep "al-'aşiret" ile tercüme etmiştir, eserin çevirmeni B. Atalay ise kimi yerde "hısım", kimi yerde "oymak" terimleriyle karşılamıştır.

Yaşıyan Türk lehçelerinin hiçbirinde, bizim araştırmalarımıza göre, bu terime "oğuş" şeklinde raslanmıyor, ancak Yakutça'da "üs" biçiminde çok yaygın bir terimdir (bk. E. Pekarskiy, Yakut Dili Sözlüğü, 3075). Yakutlar'ın eski aşiret kurumlarında "üs" evlenmeleri yasak olan ekzogami dairesine giren akrabaların kurduğu birlik olduğu anlaşılmaktadır. Bu birlik "ağa usa" yani "baba oguşu"-dur, bunun içinde birkaç "ije usa", yani "ana oguşuA' bulunur (oğuş> ovuş>uuş< uus>üs).

URUĞ:

Eski Türk yazıtlarında tek başına "urug" kelimesine raslanmıyor ise de bu isim-kelimeden kurulan "urugsıratmak" fiilini buluyoruz ("Türk budun ölüreyin, urugsıratayın ter" ID, 10; H. N. Orkun, Eski Türk Yazıtları, I, 34). "urugsırat-" kelimesi soyundan, sülalesinden mahrum etmek anlamını bildirir. Buna göre "urug" kelimesinin VIII. yüzyılda "yakın ve uzak kan kardeşlerden kurulan muayyen bir topluluğu" bildirmek için kullanılmış olduğu anlaşılıyor. Kaşgarlı Mahmut "urug" kelimesini "tane, tohuma da urug denir. Urug ekti — tohum ekti. Hısımlara dahi buna benzetilerek "urug tarığ' denir" diye açıklamıştır. Urug kelimesi Kutadğu Bilig'de pek çok geçer. Söz gelişinden anlaşıldığına göre "nesil, nesep, soy, kabile" anlamlarına, kullanılmıştır.

Ay ezgü kılınç aslı ezgü urug
Ajurı kalmasunı sizingsiz kuruğ
Uruğsuz kişiler arığsız bolur
Arığsız vezirka yarağsız bolur (M 115)

Uruğluk kerek hem sakınuk köni
Könilik öze keçse ötrü küni (M. 115)
Uruğluğ tarığlığ beçüklzer tili
Bezükrek bolur, bolma evçi kulı (M. 267)

Şüphesizdir ki "urug" ve "tarığ" aynı anlamı bildirirler4. Demek ki "urug" terimi ile anlatılan bir topluluk "tek bir tohumdan türediklerine inananlar" topluluğu idi. Bu ilkel devirlere ait anlamdı. Sonraları anlam genişliyerek büyük kabilelere de "uruğ" denilmiştir. XIII. yüzyılda Kıpçak-Komanlarda "nesil, zürriyet, çocuk" anlamına "uruk~uruh" kelimeleri tesbit edilmiştir. Divanü lugat-it-Türk'teki 'uruğ-tarığ' terimini Kutadgu Bilig'te de görüyoruz ("uruğluğ tarığlığ bezükler tili"). Çağdaş Türk lehçelerinin hepsinde "uruğ" kelimesi, her lehçenin fonetik özelliğine uyarak, türlü biçimlerde (uruk, rü, uruv, urü, ırü) bulunuyorsa da bu anlamı bildiren "tarığ" ve onun yeni şekillerine rastlanmıyor... Ancak Yakut Türkçesi'nde, tıpkı Divanü lugat-it-Türk'te ve Kutadgu Bilig'de olduğu gibi, "urü tarı" şeklinde bulunmaktadır ("urü tari buola", "urü tari buoluoh sanalah ertim" Pekarskiy Yakut Sözlüğü 3069). Herhalde bir devirde "tarığ", "uruğ" terimleriyle ancak en yakın akraba —yedinci kuşaktaki hakiki, unutulmamış atanın torunlarından kurulan topluluk— ifade edilmiş olsa gerektir. Çağdaş Yakutlar evlenme yoliyle akraba olanlara da "uru" diyorlar ise de soydaş akrabayı ayırt, etmek için "et kan akraba (et han urü)" derler.

Osmanlı Türkçesinde "uruğ" kelimesini XIV. yüzyıldan beri birçok yazarlar ve şairler kullanmışlardır. Ş. Sami "Kamus-i türki"de "uruk" kelimesini şöyle açıklıyor: "uruk müfreze, kısım, bölük, şube, kabile şubesi: bir ulusun urukları". Osmanlı edebiyatında bu kelime Tanzimat'tan sonra kullanılmamış olsa gerek. Bununla beraber Ş. Sami bu kelimeyi "metruk" saymamıştır.

OK:

Batı Gök Türk devletini kuran on kabileye ' onok' denilmiştir. Bunlardan bahseden Çin kaynakları da bu boyları çince 'ok' bildiren kelime ile adlandırmışlardır. Bu kaynaklara göre 'ok' Türklerde boylardan kurulan birliklerin remzi olmuştur (Hyacinth, I, 350). Eski Türk yazıtlarında 'ok' terimi boy ve soy anlamlarına kullanılmış olsa gerek. Kül Tegin yazıtında "on ok budun emgek körti", "idi oksız kök türk ança olurur ermiş"; Tonyukuk yazıtında "on ok kağanı yağımız erti" denilmektedir. Altay Türkçesi'nde "kabile, menşe, soy" anlamlarını bildiren "uk" terimi vardır. Kırgız Türkçe'sinde "uk" kelimesi tek başına kullanılmıyorsa da "tohum" kelimesiyle beraber "ukumuz tohumumuz" diye söylenmektedir (Yudahin, Kırgız Sözlüğü, 541). Altay ve Kırgız lehçelerindeki bu "uk" kelimesiyle eski Türkçe'deki "ok" teriminin ilgisi olsa gerektir. Oğuzların Bozuk ve Üçok adlarında bulunan -ok-uk öğeleri de, şüphesiz, eski Türkçe'deki "ok"un kendisidir. Oğuz destanının bu isimleri Oğuz oğullarının buldukları ok ve yay menkibesiyle açıklaması da bunu teyit eder. Bu eski Türklerin "ok" terimi Orta-Asya Türkmenlerinde Farsça "tire" ile tercüme edilerek muhafaza edilmiştir, kabilenin küçük bölüklerine denir.

OBA:

Eski Türkler'in Orhon ve Yenisey yazıtlarının şimdiye kadar bulunan ve okunanlarında "oba" terimine raslanmıyor. Batı Türkistan'da Talaş ırmağı boyunda bulunan bir mezar taşındaki bir kelimeyi H. N. Orkun "oba" okuyor. Bu okuyuş doğru ise bu mezardaki ölü "altı obanın beği" olmuştur. Kaşgarlı Mahmud'a göre "oba" kelimesi "Oğuzcadır, kabile demektir." "Oba" kelimesine Oğuzca'daki bu anlamiyle başka Türk lehçelerinde rastlanmıyor. Doğu Türk lehçelerinde "oba,~ obo" terimleriyle yapma tepeler ifade olunur. Bu tepelerin geçmişteki büyük bir kahramanın veya kabile başbuğunun mezarı üzerinde yapılmış olduğu söylenir (Ulutavda Ediğe Obası, İsil-işim ırmağı boyunda Barak Batır Obası... gibi). Altaylılarda geçitlerde ruhlara kurban verilen yapma tepelere "oba" denir.

Osmanlı Türkçesi'nde "oba" kelimesi yazı dilinin kuruluşundan beri kullanılmaktadır. XIV - XVII. yüzyıllarda "kabile, aşiret" anlamını bildirmişken daha sonraları "birkaç çadırdan mürekkep göçebe oymağını" anlatmak için kullanılmıştır. Azeri Türkçesi'nde "oba" kelimesi "çoban kulübesi" anlamına kadar daralmıştır. Ş. Sami bu kelimeyi "çadır halkı, göçebe ailesi" diye izah etmiştir.

BOY:

Bu terime eski Türk yazıtlarında raslanmıyor. Fakat bu kelimenin eski şekli olması muhtemel olan "bod" kelimesine Tonyukuk ve Sine-Usu yazıtlarında Taşlanmaktadır ("Türk sir budun yerinte bod yime budun yime kişi yime idi yok erteçi erti" Tony. Ş. II, 60; "karluk bod ... " Sine - Usu, Batı yüzü, satır 1). 5 Bu yazıt-lardaki "bod" teriminin "boy" anlamına kullanıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Buna göre XI. yüzyılda Kaşgarlı'nın Oğuzca'da tesbit ettiği "boy" VIII. yüzyılda "bod" söyleniyordu. Kaşgarlı Mahmud "boy" terimini "raht, kabile, aşiret" diye açıklamıştır. Kaşgarlı'nın Arapça izahını B. Atalay "kavim, kabile, hısım" diye çevirmiştir. Divanü Lugat-it-Türk'te bu kelime dokuz yerde geçiyor, buna Arapça karşılık olarak kimi yerde "kavim", kimi yerde "kabile" kimi yerde "en-nas" denmektedir.
Osmanlı Türkçesi'nde "bir aşiretin kollarından her biri" anlamına XIV. yüzyıldan beri tesbit edilmiştir.

Kim ol vardıgınca yola il ü boy Tavar ü kişi bula vü şar ü köy

BUKUN:

Kaşgarlı Mahmut bu kelimeyi ancak "budun" terimiyle beraber gösteriyor ve "budunlug bukunlug kişi" cümlesini jjlc.j diye izah ediyor. B. Atalay bu cümleyi "ulusu
oymağı olan kişi" diye çevirmiştir. Yenisey ırmağı boyunda Kızılcir denilen yerde bulunan bir yazıtın altıncı satırındaki bir kelimeyi S. Malov "bukun" okuyor ve "halk" diye tercüme ediyor. Kaşgarlı Mahmud'un "budunlug bukunluğ" diye kullandığına bakılırsa budun ve bukun terimlerinin eşanlamlı kelimeler olduğu anlaşılıyor. Bu "bukun" teriminin "nesil, kuşak" anlamına gelen "buvın" kelimesiyle ilgili olabilir (buvm< buğın< buğun< bukun).

BAĞ:

Kabilenin bir bölüğünü veyahut kabile anlamını bildirmek için çok eski devirlerden beri kullanılan bir terimdir, ilk defa bu terime Yenisey yazıtlarında raslanır.

Uyuğ Tarlağ yazıtında şu cümle okunuyor:

"atım El Tugan tutuk ben tengri elimke elçisi ertim, altı bağ budunumka beg ertim ( = adım El Tugan tutuk, ben ilahi elimin elçisi idim, altı bağ=boy halkımın beyi idim)". Tuva Halk Cumhuriyetinde bulunan bir yazıtta da "altı bag budunım..." sözleri okunmaktadır9. Radloff, bu yazıtlardaki "bağ" terimini "halkın bir bölümü (Volksabtheilung)" diye açıklıyor. "Bağ " kelimesinin Kıpçak lehçelerindeki şekliyle "bau~bav" Kazak ve Başkurt lehçelerinde "kabile" anlamına söylenmektedir ("oniki baulu Başkurt", "toksan iki baulu Kıpçak").

Kırımlı tarihçi Abdülgaffar Efendi "on iki bavlı il"den bahsediyor. Bu tarihçiye göre Toktamış Han Emirülümera Erktemüre "oniki bağlı el, içki, (hassa) asker" vermişti. Aynı tarihçi eserinin başka bir yerinde "Birlek ve Karluk nam iki bağlı il"den bahsediyor.

SOY:

Oğuz Türkçesi'nde "ırk, sülale, kabile" anlamlarını bildiren bu terim Oğuzca'dan başka ancak Kırgız Türkçesi'nde tesbit edilmiştir. Kırgızca'da "meşhur kabile (berühmtes Geschlecht)" anlamına gelir. Bu soy" terimi eski Türkçe'deki "urug" kelimesiyle eşanlamlı olsa gerek.

En son yazılan "Türkçe Sözlük"te "soy" kelimesi bugünkü anlayış ve kullanışa göre şöyle açıklanmıştır:

"Geçmişte, şimkdiki zamanda ve gelecekte kandaşlıkla birbirine bağlı bulunanların topu".

Orta - Asya uluslarının boylarından ve boyların bölüklerinden bahseden Ebülgazi Bahadır Han "Şecere-i Türk" ve "Şecere-i Te-rakime" adlı eserlerinde "il, uruk, süngek, omak" terimlerini kullanmıştır.

Ona göre Türk ilinde ilk olarak il adını alanlar beş uruktur:

Uygur, Kanklı, Kıpçak, Kalaç, Karluk" uruglarıdır. Buna göre, "uruk" büyüdükten sonra "il" adını alıyormuş. Ebülgazi Bahadır Han kimi yerde "uruk" içinde "uruk" gösteriyor: "Ormavut (oyma vut) uruğu içinde Konkmar uruğunu" zikrediyor.

İL:

Ebülgazi Han'a göre "il" birçok uruklardan kurulur. Eski Türk yazıtlarında ise il memleket, devlet anlamında kullanılmıştır. Eski Türk yazıtlarında "il" terimi "düzenli devlet" anlamını ifade eder. Kaşgarlı Mahmut "il" kelimesini "el-vilayet" kelimesiyle tercüme ediyor ve B. Atalay bu vilayet" kelimesini Türkçe'ye yine "vilayet" kelimesiyle çevirmiştir. Bu çevirmeden bizim şimdiki idare teşkilatımızdaki "vilayet" (Ankara vilayeti, istanbul vilayeti) terimini anlamak mümkündür. Halbuki VII - XI. yüzyıllarda "il" kelimesinin birinci anlamı, şüphesiz, "devlet"tir. K. Brockelmann bu kelimeyi "egemenlik, devlet halk" (Herrschaft, Reich, Volk) kelimeleriyle tercüme ediyor. Eski Osmanlı metinlerinde de "il" kelimesi 'halk, eyalet, sulh' anlamlarında kullanılmıştır. Bu anlamlariyle "il~el" kelimesi bütün Türk lehçelerinde muhafaza edilmiştir, 'il' kelimesinin 'yad', "yabancı" anlamı ancak bir ailenin kendi dışındaki halka karşı görüşü ile ilgili olarak meydana gelmiş anlamdır, aslında 'il' kelimesinde 'yabancı' anlamı yolktur. "il" kelimesi "kün>gün" kelimesiyle birlikte ("ilgün") "halk ve memleket" anlamını bildirir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK ETNOLOJİSİNİ İLGİLENDİREN BİRKAÇ TERİM-KELİME ÜZERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:44

İlgünü var başına şak turur Benim dahi halimden agah turur13 Kutadğu Bilig'de de "ilkün" aynı "halk" anlamına gelmektedir: Mungar mengzetür söz sınamış kişi Sınamış kişi bildi il kiin işi (Fer. 30) Ajunçıka erdem kerek ming tümen Anın tutsa il kün, kiterse tuman. "Kün" kelimesinin tek başına Sagay lehçesinde "halk" anlamına geldiği Radloff tarafından tesbit edilmiştir; "ilkün" ise bu lehçede "karye, köy" demektir (aynı eserde s. 1436). Kısas-ı enbiya Rabguzi'de de "ilgün" kelimesi "Süheyl ü Nevbahar" da olduğu gibi, "halk, memleket" anlamına kullanılmıştır ("ey, melik, senin ilin künün artagu turur"). Prof. S. E. Malov "Türklerin Yenisey Yazıtları" adlı eserinin dizininde "kün" kelimesini "soy, aile (Familie)" diye gösteriyor ise de eserin metninde bu kelimeyi bulmağa imkan yoktur. Gösterdiği 58 rakamının bir basım yanlışı olduğu anlaşılıyor.

Ebulgazi Bahadır Han kullandığı "omak" ve "süngek" terimlerini şöyle açıklıyor: "...her cemaat başka başka omak oldu ve uruk adını aldı... Türk halkı bir kişiden sorasa aytur der, omakın nedir? Süngükün (kemiğin) nedir?" demek olur. Omak ve süngek (yani: kemik) "uruğun" bölümleri olduğuna göre urugdan çok küçük olması gerekir. Halbuki Ebülgazi kimi yerde "süngek" terimini çok geniş anlamda kullanıyor ("Oğuz Han yetmiş iki yıl kadar Moğol ve Tatar ile savaştı. Moğol ve Tatar Oğuz Han'ın kendi süngegi -kemiği- idi").

Ebülgazi Han'ın "soy" veyahut "uruğ" yerine kullandığı "sün-gek" terimi Kırgız ve Kazak lehçelerinde "süyök", Altayca'da "söök" söylenir ve terim olarak "en yakın akraba"yı ifade eder. Yakutlarda da "unguoh uru" tabiri vardır, "kemik akraba" demektir (unguoh< süngöök<süngök< süngek).

OMAK, OYMAK, AYMAK:

Boy kurumlarının bölüklerinden birini bildiren bu omak, oymak, aymak terimleri Moğol istilasından sonra Türkçe'ye geçmiş kelimelerden biridir. Bu kelime Anadolu Türkçesi'nde oymak, doğu Türk lehçelerinde aymak, aymah, omak olarak söylenir. Oymak kelimesini Ş. Sami "bir ulusun münkasim olduğu kısımların beheri, kabile" diye açıklıyor. Oymak terimi Anadolu'da Türkmen ve Yürük'ler arasında kullanılmış olsa gerektir. Bu terimin "aymak" şeklini Radloff bütün doğu Türk lehçelerinde, "omak" şeklini ise Çağatayca ile Uygurca'da tesbit etmiştir. Yakutça'da "omuk" kabile ve boy anlamında kullanılır ("haya omukkunuy? = hangi oymaktansın?"). "aymah" kelimesinde aşağı yukarı aynı anlamı ifade eder.

Moğol istilasından sonra yayılmış olan bu omok, oymak, omuk, aymah terimlerinin XI - XIII. yüzyılda Moğolca'daki şekli "oboğ= oboh" olmuştur. Bu devirde Moğol ulusunu teşkil eden kabilelere "oboğ, oboh" denilmiştir. Bu terimin daha eski şeklinin "obağ" olduğu sanılmaktadır. Türkçe'deki "oba" kelimesi de, B. Vladimirtsova göre, bu "oba" kökünden gelmektedir. Çağdaş Moğol dillerinden Buretçe'de omok = aile, Moğolca'da "omuk~omug = kavim, kabile, Kalmukça'da 'omoğ' = kabile, soy, klan anlamındadır.

OCAK, AGlL, ARIS:

Boyların en küçük bölümlerini bildirmek için ocak, ağıl, arış (arıs) terimleri de kullanılmıştır. Radloff'a göre "ocak"ın anlamlarından biri "aile, soy, sülale"dir. Çağatayca'da "oçak" = kabile. Ş. Sami ise bu terimi "mecazen büyük aile " diye izah etmiştir.

XV. yüzyılda tesbit edilen Ebamüslimname'de geçen "ocak" kelimesinin "sülale" anlamına geldiği bellidir:

"Yezid ocağına su salmağa sebep sen oldun". Bu cümledeki "Yezid ocağı" = "Yezid'in sülalesi, soyu" demektir.

AĞIL:

Bütün Altay dillerinde yaygın olan bu terimin bu dillerin müşterek ana kaynaklarından geldiği muhakkaktır. Buretçe'de "ail", Moğalca "ayıl", Yakutça "ıal", Çuvaşça' "yal"> Yenisay - Altay Türk lehçelerinde "aal", "ail" Kıpçak zümresi lehçelerinde "avul", "aul", "avıl" köy kasaba, aile anlamını bildirir. Bu terimin en eski şekli Oğuz lehçesinde "ağıl" şeklinde muhafaza edilmiştir. Bu kelimeye Kuzey Moğolistan'da Ramstedt tarafından bulunan ve yayınlanan Suci yazıtında, bugünkü Oğuzca'da olduğu gibi, "ağıl" şeklinde Taşlanmaktadır.

Bu yazıtta şöyle denilmektedir:

"bay bar ertim. ağılım on, yılkım sansız erti = zengindim, varlıklı idim. Ağılım on, at sürülerim sayısızdı". G. J. Ramstedt bu kelimeyi "çadır" diye tercüme etmiştir (... meine Zelte (waren) zehn). S. Malov ise "boynuzlu hayvanlar ahırı" anlamına gelen Rusça "zagon" kelimesiyle, yani bugünkü "ağıl" ile, tercüme ediyor. H. N. Orkun da "ağıl" kelimesini aynen almaktadır. Malov ile H. N. Orkun'un tercümelerinde fark yoktur. "Ağıl" kelimesi çok eski devirlerde kabilenin küçük bir bölüğünü ifade için kullanılmıştır. Bugünkü Türk ve Moğol dillerindeki anlamı (köy, kasaba, oba) herhalde göçebelerin yerleşmelerinden sonra meydana gelmiş olsa gerektir. Kaşgarlı Mahmut "ağıl" kelimesini bugünkü Anadolu Türkçesi'ndeki anlamiyle tesbit etmiştir I) 63, 70). Türkçe "ağıl" Moğolca'daki "küren" terimini hatırlatmaktadır. Çingiz devrinde Moğol boyları göç ederken konakladıkları yerlerde hayvan ve başka kıymetli mallarını korumak için her boy bir daire teşkil ederdi. Bu daireye "küren" denirdi. Bu "küren" kelimesini Radloff Çağatayca'da "topluluk, kabile" anlamiyle tesbit etmiştir. Bu terim Ebülgazi Bahadır Han'ın "Şecere-i Türk"ünde de vardır.

TÖBE, TÖBÖ:

Doğu Türk lehçelerinde "yığın, küme" anlamını bildiren bu kelime Başkurtça'da boyun küçük bölümünü ifade eder.
Kaşgarlı Mahmud Türkler'in boy kurumlarındaki büyüklü ufaklı bölümlerini bildiren terimleri karşılamak için, yukarıda kaydettiğimiz veçhile, Arapça "aşiret kabile, raht kavim rj>, en-nas Aül, ciyl J-»-, tabaka <üi>, taife <»iU», batın jlu" kelimelerini kullanıyor. Bunlardan "batın, ciyl, taife" kelimelerini bölükleri ifade için kullandığı halde bir Türkçe terimin karşılığı olarak göstermiyor. Mesela, "Oğuz - Türkler'den bir kabiledir, bunlar Türkmen'dir, yirmi iki batm'dır" (I. 56). Başka bir yerde bu batınlardan biri olan Salgur'a "boy" diyor.

Buna göre Arapça "batın" teriminin Türkçe karşılığı, boy" olmalı idi. Halbuki "boy" terimi üç yerde "kavim", bir yerde "en - nas", iki yerde "kabile", bir yerde de "kabile ve aşiret" diye tercüme ediliyor.

Halbuki Araplar'ın ensap ilmi edebiyatında aşiret bölüklerinin birbirine yakınlık ve uzaklık derecelerini kesin olarak bildiren terimler muayyendir ve altı derece sayılır:

1) Kardeşlikleri biribirine çok uzak olan toplulukları içine alan büyük topluluğa "şuub" denir; "şuub"dan sonra "kabile", ondan sonra "fasile", sonra "imare", sonra "batın" gelir. En yakın akrabanın kurduğu birliğe "fahz" denir. Kaşgarlı Mahmud Arap ve Türk dil ve ensap ilimlerinde zamanının en büyük bilgini olduğu halde Türkler'in ensap terimlerini, Araplar'da olduğu gibi, izah etmemiştir.

Mesela şöyle bir termonoloji yapabilirdi:

Budun boy oguş oba urug bukun kapkazaş Kavim şuub kabile fasile 'imare batın fahz Bunu sırf bir misal olarak yazıyorum. Şuub'un "boy" anlamından daha geniş bir anlam ifade ettiği malumdur.

Ziya Gökalp "Türk medeniyeti" adlı eserinde "Türk ilinin içtimai bünyesini anlamak için Türk teşkilatını eski Yunanlılar'la Romalılar'ın medine teşkilatiyle" karşılaştırmış:

II (medine) üz (aşiret) . Boy (kabile)
Sop Soy la çite la tribu
la phratrie
les gens
la parentele


Bu terimler listesinde "la phratrie" karşdığı olarak "boy" terimi gösterildiği halde aynı müellifin "Türk Türesi" adlı eserinde buna karşılık "ok" kelimesi gösterilmiştir.

YASA-YASAĞ:

Moğol istilasından sonra yayılmış ve eski Türkçe'deki "yol" ve "törü~töre" yerini tutmuş bir terimdir. Bu kelime menşei bakımından, şüphesiz Türkçe'dir. Türkolojinin henüz gelişmediği sıralarda ordu, karşı (saray), tarhan, yarlıg v.b. birçok kelimeler gibi "yasa" kelimesi de Moğolca sayılırdı. Orlıon yazıtları, Divanü Lugat-it-Türk, Kutadğu Bilig gibi Moğol istilasından çok önce yazılmış, olan eserler meydana çıkarıldıktan sonra Moğolca sayılan birçok kelimelerin Türkçe olduğu anlaşılmıştır. "Yasa" kelimesi de bu kelimelerden biridir. Kül Tegin yazıtında " öd tengri yasar, kişioğlu kop ölügli töremiş" (= zamanı Tanrı takdir (yapar) eder, kişioğlu ölmek üzere türemiştir) cümlesi vardır ki buradaki "yasar" yasa- (= yapmak, nizama koymak) kökünden teşkil edilmiş partisiptir. Kazak Türkçesi'nde "yasagan" = halik, yaradan demektir, "Yasagan Tanrım" derler ki "Halik Tanrım" demektir. Eski bir Uygur metninde "nizam, kanun" anlamına gelen "yasak" kelimesi bulunuyor. "Yasa" türlü Türk lehçelerinde "kanun," "nizamname" anlamını ifade için kullanılır. Çağatayca'da bu "yasa" kelimesinden pek çok kelimeler teşkil edilmiştir: yasal = savaşa hazırlanmış asker safı, yasavul = çavuş, yasanın emirlerini tatbik eden v.b.

TÖRE, TÜRE:

Eski Türk yazıtlarında "töre" terimi "kanun, nizam" anlamını ifade eder. Bu terim "il" kelimesiyle birlikte (il törüsü) "devlet nizamı, kanunu" anlamını bildirmektedir. Yazıtlarda "törü" şeklinde geçer. Divanü lugat-it-Türk'de ve Kutadğu Bilig'de de "törü" şeklindedir. Kaşgarlı Mahmut bu kelimeyi "er-resm" diye açıklamıştır. K. Brockelmann bu terimi "Gesetz, Recht" diye tercüme ediyor.

XVI. yüzyılın bilginlerinden Kemal Paşazade Ahmet Şemsettin Efendi Farsça "ayin" kelimesini şöyle izah ediyor:

"ayin = lisan-i fariside şol nesnenin ismidir ki Arap dilinde ona kanun derler, resim derler. Türk dilinde türe derler". XV. yüzyılda Osmanlı devletinde tesbit edilen bir rivayete göre Selçuklular devrinde Oğuz türesine çok önem verilirdi.

Sultan Alaeddin Keykubad'ın şölenini tasvir eden Yazıcıoğlu Ali şöyle diyor:

".. .sadra ve iki kola Oğuz resmince başdan başa döşenip müzeyyen ve mürettep oldu ve kasat-ı kımız ve kımran ve mümessik ü muattar şerbetler Oğuz'un resim ü erkani üzere içildi ve bunun zamanına ve oğlanları zamanına değin işbu ebyat tertibince töre sürüldü. Ve sağ kol beyler beyliği Kayı ve Bayat beyine ve sol kol beyler beyliği Bayındur ve Çavuldur beyine veriliyordu. Ve kalan beyler dahi bu yirmi dört boyun beyleri oğlanlarına verilmiyince gayriye verilmezdi. işbu tertip üzerine ki zikrolunur. Nazım.

Hanlar atası Oğuz Han söyledi
Böyle töre, yol il erkan eyledi
İşbu resmiyle vasiyet kıldı ol
Ta ola oğlanlarına töre, yol.

Dedi:

Kayı çünki sonra han ola
Sag beyler beyi andan ola
Töremiz beyler beyi hem sol kola
Şöyle gerektir ki Bayındır ola
Töre ü yol ü ağırlamak dahi
İşbu tertip üzre ola ey ehi
Kim Kayı otura andan sona Bayat
İşbu tertip üzre oturmak gerek
önlerinde müçeler durmak gerek
Kımız u kımran da bu tertibile
Aga u ini arasında içile
Mansab u beylik dahi bu resmile
Urug u soyuna göre verile.

"Moğol devrinde "yasa" ve "töre" terimleri eşanlamlı kelimeler olarak kullanılmışlardır, "Çingiz yasası" yerine "Çingiz töresi" de denilmiştir.

Zahireddin Babur "Hatıraları"nın bir yerinde şöyle diyor:

"Bizning ata aga Çingiz töresini garip riayet kılurlar idi, meclisde ve divanda, toy ve aşda olturmakda hilafi töre iş kılmaslar idi". Babur'un çağdaşı Haydar Mirza Duglat da "töre-i Çingizi" tabirini kullanmıştır.

Kutadğu Bilig'de "törü" terimi "kanun, nizam" anlamını ifade ettiği gibi "adalet" anlamı için de kullanılmıştır:

Kılıç ursa, bıçsa yağı boynını Törü bile tüzse ili budunı Törü tüz yorıttı bayudı budun Atın eggü kıldı ol eçgü ödün.

Divanü lugat-it-Türk'te de "kanun" ve "adalet" aynı "törü" kelimesiyle ifade edilmiştir. Buna tanık için, Kaşgarlı Mahmut şu atalar sözünü getirmiştir: "küç eşikdin kirşe törü tünlükten çıkar = zor kapıdan girse törü (er-resm ve-l-insaf) bacadan çıkar".

ilhanlılar devletinde "töre" ve "yasa" müradif kelimeler olarak kullanılmıştır. Dikkate değer ki Ilhanlılar'da "Çingiz Yasası"na "Kutadğu Bilig-i Çingizhan" dahi denilmiştir. Celayırlı Sultan Üveys (1355-1374) zamanında yazılmış olan "Destur-ül-katib fi tayini-l-meratib" adlı eserde "büyük ordudaki yargu emirliği"nden bahsedilirken Büyük Yarguçı Emir Bayantemür'ün "töreyi ve yasayı" iyi bildiği ve Çingiz Han'ın 'Kutadğu Bilig'ini gördüğü ve okuduğu için tayin edildiği anlatılmaktadır.

Kaza ve hüküm anlamını bildiren "yargı ~yargu" terimi şimdiye kadar yayınlanan eski Türkçe metinlerde bulunmuyor. Bu terim ancak Moğol devrinden sonra yayılmıştır. Eski Türk yazıtlarında bu terimi hatırlatan "yarğan" kelimesi vardır ki bir şahıs adiyle beraber geçiyor, şahıs adı veyahut şahsın unvanı olması muhtemeldir "Yarğan" ve "yarğuçı" kelimelerinin anlam bakımından farkı yoktur. Bu kelimeyi de Moğol istilasından sonra yazı diline geçen eski Türkçe kelimelerden saymak gerektir. Bununla aynı kökten gelen "yarlıg" (hakanın fermanı, hükmü) terimi Kaşgarlı tarafından tesbit edilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir