Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkmen Tarihine Ait Taslak

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türkmen Tarihine Ait Taslak

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:13

TÜRKMEN TARİHİNE AİT TASLAK

(1930 da Leningrad'da basılan "Türkmenistan" dergisinin birinci sayısında basılmıştır).

Müellifin önsözünden ve baş kısmından alınmıştır:

Zamanın elverişli olmadığından dolayı bu monografi Türkmen kavminin bütün mazisini içine alamadı. Zaten bunun için bir kaç neslin çalışması lazımdır. Benim maksadım, Türkmenistan'ın harsı ve medeniyeti üzerinde çalışanlara onlarda bulunmayan ve bulup toplamak için de bu zamanda imkan olmıyan malumatı vermekten ibarettir. Ben bu eserimde tarihi hadiseleri, bugünkü tarih ilminin istediği şekilde aydınlatmağa uğraşmadım. Bunlar ileride olacaktır. Tarihi maddeler toplanmadan ve tenkit usulü ile gözden geçirilmeden tarihi vukuatı muayyen prensiplere göre anlatmak ve tahlil etmek bence faydasızdır. Benim telif ettiğim monografi, hazırlık görme sahasına aittir ki bu yapılmadan büyük ve geniş ilmi meselelerin halli mümkün değildir. Başarının ne derecede olduğunu istikbal gösterir.

I - İslamiyetten Önceki Çağı

Türkmen adı İslam edebiyatında ilk olarak X uncu asrın son yarısında Mukaddesi de görülüyor. Mukaddesi o zamanki İslam ülkesinin Orta - Asya'daki sınırında bulunan yerleri anlatırken "Türkmen" adını iki yerde zikretmiştir. Bu -sınırı bitişik- bölgelerin merkezi 'Isficab' şehri idi ki XI. asır müellifi Kaşgarlı Mahmud'a göre 'Akşehir' ve 'Sayram' adlarım da taşımıştır. 'İsficab' XVI. asır müellifinin "Taşkent ile Sayram arasındadır." demesine rağmen 'Çimkent'in doğusunda olan bugünkü 'Sayram'ın yerinde olmuş olsa gerektir. O vakitlerde kuzey-batıdan yani Aral Denizinden Sırderya boyu üzerinden ve kuzey-doğu'dan, yani Çu ırmağı boyu üzerinden (Aleksandrofski dağları yamacından) gelen yollar 'Isficab'da birleşiyorlardı (nitekim bu yollar 19 uncu asırda Çimkent'te ve bugün Arıs istasyonunda birleşiyorlar). Bu iki yol üzerindeki bölge isficab hakimine tabiydi. Isficab hakimi, Buhara padişahı olan Samanlıların yüksek hakimiyetini itiraf etse de onlara vergi vermiyordu. Fakat tabiiyet alameti olarak her yıl dört tenke (2/3 dirhemdir ki 20 kopikten bile azdır) ile bir süpürge gönderiyordu.

Mukaddesi, 'Isficab'ın kuzey-batısındaki yerleri anlatırken 'Sayram'dan sonra en son yer olarak 'balac'ı zikrederek "ufacık bir şehirdir. Duvarları harap olmuştur. Ortasında bir cami vardır" diyor. Sonra müellif yine isficab'a dönerek oradan kuzey-doğuya doğru giden yolu tarife başlıyor. Birinci mahal olarak "Büyük şehir Beruket vardır; o ve Balac Türkmenlere karşı istihkamdır. Onlar şimdi korkularından Müslüman olmuşlardır. Şehrin kaleleri haraptır" diyor.

Bundan sonra yol üzerinde öteki şehirler anlatılıyor:

"Merki sonra Ordu şehri ki orada Türkmen padişahı bulunur. O padişah isficab hakimine hediyeler göndermektedir. Şehrin kale duvarı vardır, padişah sarayı hisar içindedir" diyor.

Balac, Beruket, Ordu şehirlerinin yerini, Mukaddesi'ye göre, yalnız tahmini olarak tayin etmek mümkündür. Öteki kaynaklarda bu adlar zikrolunmasa gerektir.

Daha eski coğrafyacılar, mesela Istahri, isficab vilayetini iki Türk kavminin sınırının birleştiği ülke olarak zikrediyorlar:

"Oğuzlarla Karlukların sınırı buralardan geçer. Orta-Asya'daki İslam ülkelerinin komşuları Hazar Denizinden isficab'a kadar Oğuzlar, isficab'dan Fergana'ya kadar Karluklar idi".

Bundan şunu anlamak mümkündür ki Mukaddesi'nin Türk-menlerine Oğuzlar ve Karluklar da dahildir. Kaşgarlı Mahmud'un da sözleri bu düşünceyi teyit eder. Kaşgarlı Mahmud "Türkmen" ıstılahını başlıca Oğuzlara tahsis ettiği halde bir yerde "Karluklar da Türklerdendir. Oğuzlar başkadır. Onlar da Türkmendirler" diyor.

Pek mümkündür ki "Türkmen" sözünün bu suretle kullanıl-masının izi Cüveyni'nin hikayesinde muhafaza olunmuştur. Cüveyni 1130 yılında Karahıtaylıarın 'Çu' kıyısındaki 'Balasagun' şehrini aldıklarını anlatırken "Afrasiyab Sülalesi"nden bir hanın, yani Karahanlılardan birinin Karahıtay hakimiyetini kabul ettiğini ve "İlk khan" yerine "İlk Türkmen" unvanı taşıması için kendisine emir verildiğini zikrediyor. Cüveyni'nin bu sözü bazı nüshalarında ve ondan alınan bazı eserlerde "Türkmen" yazılmıştır. Lakin bazı nüshalarında ve basılı nüshada "Türkmen" yerine "Türkan" okunuyor. D'Ohsson'da da öyledir. D'Ohsson Cüveyni'nin sözünü şöyle tercüme ediyor.

"İl depouille le descendent d'Effrassiab de son titre de Khan ne lui donnant que celui d'İlk Türkan, ou de chef des Turcs".

Bu suretle tevil ve tefsir, fikrimce, vakıayı tahrif ediyor. Burada bir unvanı başka bir unvanla değiştirmek değil, belki sabık hanı adi avam tabakası derecesine indirmek vardır. Nitekim 1211'de Çingiz Han kendi isteğiyle tabi olan Karluk hanı Arslan Hana Arslan Sartaktay, yani Arslan Tacik" adını alması için emir vermiştir. Sonra "Türkmen" kelimesiyle Oğuzlar adlandırıldılar. "Oğuz" kelimesi büsbütün kalktı.
Oğuzlar Moğolistan'da bulundukları zaman bile Oğuz kelimesi kullanılıyordu. "Türkmen" kelimesi ilk önce Batıda meydana gelmiştir. İslam kaynaklarında zikredilmeden önce bu kelime Çinlilerce biliniyordu; lakin uzak Batıdaki bir ülke adı olarak bilirlerdi. Çinlilerin ilk defa batıya seyahatleri zamanından itibaren (milattan önce ikinci asır), hikayelerden Yan-tsay ülkesini biliyorlardı. Bu ülke sonra Alanya adını almıştır ki İran ırkından olan göçebe "Aors" yahut Alanlar memleketi demektir. Yunanlılar, Alanları Don ırmağının Hazar Denizine döküldüğü yerde biliyorlar. Çinlilerin malumatı ise Aral Denizine yakın yerlere ait olsa gerektir.

Çünkü onların yaylalarının oralara kadar uzaması mümkündür. Sonradan Edil doğusunda Alanlar yoktu. 374 yılında Hunların Alanlara hücumu Edili geçtikten sonra olmuştur. Çinliler bu zamanlarda "Su-i" yahut "Su-de" adında bir ülkeyi Alan ülkesi olarak biliyorlardı. Hirth'in fikrine göre bu "Su-i" yahut "Su-de" Soğdaktır. Zerefşan'daki kavme Türkler bu adı verirlerdi. Bu kavim Orta Asya'nın kervan ticaretleri tarihinde büyük ehemmiyeti haizdi. Çine kadar müstamereler vücuda getirmişti. "Soğdak" kelimesi coğrafi, ihtimal ki etnografi ıstılahı olarak da Alanlar ülkesinde de kullanılmıştır. Kırım'da bugüne kadar Soğdak kasabasının bulunması buna delildir. Miladi VIII. asırda telif edilen Çin Ansiklopedisinde (Tun-den) "Su-i" yahut "Su-de" ülkesinin V. asırda "Tökü-möng" adım aldığı kaydedilmiştir. Bundan Hirth Türkmenlerin, Hunlar tarafından itaat altına alınan Alanların torunlar olduklarını istidlal ediyor. Ve bu hadisenin aydınlatılmasının Türkmen jenealojisinin tenvirine yardım edeceğini umuyor. "Uzun kafalı göçebe iranlıların karışması" ile Türkmenlerin uzun kafalı olması meselesi -karakteristik Türkmen tipi meselesi olarak- bu gün de kabul edilmekedir Aristov da bu fikri söylemişti. Oşanin'in antropoloji incelemeleri de aynı istikamette yürümektedir.
XI. asırda Türklerin kendilerinde de Türkmenlerin menşei ve adlanması hakkında kesin bilgi yoktu. Fakat açıkça uydurma etimoloji ile bu mesele aydınlatılmak isteniliyordu. Bununla beraber bu da Türkmenlerin başka Türklerden ayrı olduğunu göstermekte idi.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKMEN TARİHİNE AİT TASLAK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 03:53

Türkmen Adı

Anadolu'dan başka Türkmenistan, Azerbaycan, Irak, İran, Suriye, Afganistan ve Balkanlardaki Türklerin ataları olan Türkmenlerin kavmi menşei hususunda ortaya konulan görüşler, meseleyi henüz tam olarak çözüme kavuşturamamıştır.

İslam coğrafyacısı Makdisi'ye göre, İsficab'ın kuzeydoğusunda bulunan Ordu şehrinin sakinleri olan Türkmenlerin İslamiyeti seçen ilk Türk zümresi olduğu kuvvetle muhtemeldir. Çinlilerin de adlarını bildiği bu Türkmenlerin, Karlukların hakimiyet sahaları içinde oturuyor olmaları yüzünden, Karluklardan bir zümre olabileceği veya Göktürk hakimiyeti sona erdikten sonra Uygur ve Oğuz baskısı yüzünden "Göktürk" terimini kullanmayan Karlukların "Türkmen" adım kullandıkları ileri sürülmekte ise de bu görüşler Kaşgarlı Mahmud tarafından teyid olunmamaktadır.

O, "Karluklar, Türkmenlerden bir bölüktür." "Bunlar (Karluklar) Türkmenlerden bir boydur." "Karluk göçebe Türklerden bir bölüğün adıdır. Oğuzlardan ayrıdırlar. Oğuzlar gibi Türkmendirler.'" diyerek, Karlukları Türkmenlerin bir kolu saymaktadır. Bunun yanı sıra, Kaşgarlı Mahmud her ne kadar Karluklardan "bölük" veya "boy" diye bahsediyorsa da, onları listesini verdiği 22 Oğuz boyu arasında saymamıştır. Kaşgarlı'nın onları Oğuzlardan ayrı sayması; aralarında lehçe bakımından bir ayrılığın olmasından kaynak-lanmış olabilir. "Oğuzlar gibi Türkmen" oldukları şeklindeki ifade ise kan kardeşliğinden ziyade yaşama tarzındaki benzerliği, belki de konar-göçerliği ortaya koymaktadır.

Efsaneye göre Oğuz Kağan'ın isim verdiği dört kabileden biri de Karluklar idi. Ebu'l-Gazi'ye göre, Kün Han'ın küçük kardeşlerine ve oğullarına verdiği yemek esnasında Karluklar, çadırın dışında Iğdır ve Büğdüz'ün atlarını tutmakla meşgul idi. Muhtemelen Karluklar, Oğuzlar'ın yakın akrabaları idi ve bir müddet Türkmenler ile birlikte yaşamışlardı. Bunlar gibi, 24 Oğuz (Türkmen) teşekkülü içinde iki boyu meydana getiren Halaçlar da Türkmenler'den ayrılmışlardı.

Kaşgarlı Mahmud, esasında Türkmen adım Oğuzlara vermektedir. Onun "Oğuzlar bir Türk boyudur. Oğuzlar Türkmendirler. Bunlar 22 bölüktür. İki boy olan Halaçlar bunlardan ayrılmışlardır" şeklindeki ifadesi Oğuz-Türkmen ayniliğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Zaten bu hususta bir şüphe de bulunmamaktadır.

Türkmenlerin İslamiyeti kabul eden Türk zümrelerinin öncüleri olmaları yüzünden bunlara yakın oturan ve İslamiyeti benimseyen Oğuzlara da "Türkmen oldu" denilmekte idi. Bunlar, Müslümanlar arasına girerek her halde Arapça veya Farsça öğrendiklerinden Müslüman tüccarlar ile Oğuzlar arasında tercümanlık yapıyorlardı. Yine Müslüman tüccarlarla yakın ilişkileri sebebiyle giyim ve kuşamları da diğer Türk zümrelerinden farklı olduğu öne sürülmüştür. Ebu'l-Gazi'ye göre fiziki görünüş olarak Maveraünnehir ve başka yerlerdeki kardeşlerine benzemiyorlardı.

Kaşgarlı, Türkmen adının onlara "Zülkarneyn" tarafından "Türk-Manend" (Türk'e benzeyen) şeklinde verildiğini kaydediyorsa da, İslam dünyasında İslama giren Türk zümrelerine "Türk-manend" denildiği ve buradan "Türkmen" adının türediği şeklindeki izah tarzı daha çok kabul görmüştür. Ebu'l-Gazi, bu adın Farslar tarafından verildiğini, fakat cahil halkın "manend" kelimesini telaffuz edememesi yüzünden "Türk-men" şekline dönüştüğünü bildirmektedir. Ayrıca bu adın "Türk-i İman" kelimelerinin birleşmesi ile türetildiği ve "İmanlı Türk" manasına geldiği de bazı tarihçiler tarafından kaydedilmiştir. Fakat, bu tür izahlar güvenilir olmaktan oldukça uzaktır. Ancak, dikkati çeken bir husus gerek Kaşgarlı'da gerekse İslam kaynaklarında, adı geçen kavmin ısrarla "Türk"e benzetilmesidir. Bu durum, Türkmenlerin Göktürkleri meydana getiren On-ok unsurlarından birinin bakiyesi veya akrabası mı sorusunu akla getirmektedir.

Netice olarak, Türkmen adı X. yüzyılda Ordu şehrinde oturan küçük bir topluluğun adı iken, belki de Müslüman komşularının kendilerine verdikleri tarihi rol sayesinde; XI. yüzyılda Karluk, Halaç ve Oğuzları da içine alan siyasi bir terim olmaya başladı. Ancak Karluklar ve Halaçlar erken devirlerde bu birlikten ayrıldılar. Bu yüzden Türkmen adı sadece Oğuzlar'a verildi. Kaşgarlı Mahmud XI. yüzyılda sadece Oğuz boylarından meydana gelen Türkmen teşekküllerini kaydetmekte, hatta onların da kendi içlerinde "dedelerinin isimlerini alan" irili ufaklı oymaklara ayrıldığım bildirmektedir. Öte yandan Oğuzların, XIII. yüzyıla kadar kendilerini Türkmen diye isimlendirmemeleri her halde konar-göçer ile yerleşik farkından kaynaklanıyordu ve Türkmenler konar-göçer hayatı temsil ediyordu.

Kaynakça
Kitap: ANADOLU'DA TÜRKMEN AŞİRETLERİ "Bozuluş Türkmenleri 1540-1640"
Yazar: Tufan Gündüz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir