Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkistan'da ve Altaylar'da Bulunan Eski Türk Mezarları

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türkistan'da ve Altaylar'da Bulunan Eski Türk Mezarları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:51

ALTAY DAĞLARINDA BULUNAN ESKİ TÜRK MEZARLARI

Rus arkeologları Moğolistan'da, Altay-Sayan dağlarında, Baykal çevrelerinde onbeş yıldan beri devam eden kazılarıyle çok eski devirlere ait kültürler meydana çıkarmaktadırlar. Bunlar arasında bilhassa Türk kültür tarihi bakımından çok önemli buluntular vardır. Hunlar devrine ait Noyon-ula kazılarının verdiği kültür andaçları ile cihanşümul önemi haiz Pazırık kültürü çok mühimdir.

Altay ve Sayan dağlarında 1935'den itibaren arkeolog S.V. Kiselev tarafından yapılan kazılarda Milattan önceki birinci bin yıllara ait kültürleri ihtiva eden mezarlar sırasında Kök-Türk, Uygur ve ve Kırgızlar tarafından kurulan Türk devletleri devrine (VII. - XI. yüzyıllara) ait birçok mezarlar keşfedilmiştir. Çok kıymetli ve ince sanat eserleri olan ölü hediyeleri arasındaki eşya üzerinde Orhon alfabesi harfleriyle Türkçe yazılar bulunması bu mezarların VII.-VIII. yüzyıl Türk aristokrasi zümresine mensup beylere ait olduğunda şüpheye yer bırakmıyor. Bu mezarlar Altay dağlarının deniz yüzünden 1900 m. yüksekliğinde vaki Kuray ovasında bulunmuştur.

S. V. Kiselev'in "Sovyet Arkeolojisi" dergisinde yayınladığı rapora göre, kazılar Kuray ve Tuyahtı kasabaları civarında bulunan 23 tane "kurgan (taşhüyük)"lerde yapılmıştır. Bu "kurgan"ların çoğu çapı 6 - 7 m. olup yuvarlak tepe teşkil ediyorlar. Ölüler her hüyük altında anatoprakta yapılan çukurlara gömülmüştür; başı doğuya veya kuzeye yönelmiştir. Her mezar kısmen veya tamamen soyulmuştur. Ölü hediyeleri bakır, gümüş ve demirden yapılmış süs eşyası, silahlar ve koşum takımıyle atlardan ibarettir. Her mezarda bir veya iki at iskeleti bulunuyor. Bazı mezarlarda atlar kütüklerden yapılmış çit içindedir. Atların bulunduuğu yerde çok ince işlenmiş ve muhtelif resimler hakkedilmiş toka, levhacıklar, üzengi, gem gibi koşum takımlarından kalıntılar elde edilmiştir. Bu mezarlar arasında bir kadın mezarında bulunan el değirmeni arke-ologların dikkatini çekmiştir, ölü hediyeleri arasına konulan bu değirmen çok mükemmel yapılmıştır. Şimdiki Telengit Türklerinde kullanılan ve hala kadın mezarına konulmakta olan değirmen, VII. yüzyıla ait bu değirmene nazaran çok iptidaidir. Bu değirmen, Kiselev'e göre, eski Altay'da tarım kültürünün yüksek derecede geliştiğini gösterdiği gibi, Kuray ovasında izleri bulunan muazzam sulama kanallarını tarihlendirmek meselesinin halline de yardım etmektedir.
Kuray - Tuyahtı taş kurganlarından bilhassa iki tanesi çok önemlidir. Çapı 12 metre olan bir kurganın altındaki mezarda birçok eşya, gümüş desti, kemer ve koşum takımı bulunmuştur. Gümüş destinin dibinde, kenara, Orhon alfabesi harfleriyle yazı vardır. Bu yazıda "ür ... k şadn aş..." kelimeleri okunmaktadır; testinin orta yerinde bir damga ve öge/hekim; ulusun büyüğü/ kelimesi görülüyor.

Kemer, yaldızla nebat resimleri ihtiva eden altmış beş tane gümüş toka ve levhacıklardan mürekkeptir. Kemerin baş tokasında Orhon alfabesi harfleriyle yazılar vardır. Fakat bu yazılar epeyce silik olduğundan ancak şu sözleri okumak mümkündür: "Otçı ak kün... kuşag". Akkün isim olsa gerektir. Kemere, içinde iki tane kese çakmak ve çakmak taşı, kav ve kayın ağacı kabuklan bulunan bir ipek torba bağlanmıştır. Kesenin birinde üç tane insan dişi, bir de kemirici hayvan dişi bulunuyor ki diş ağrısına karşı muska olarak kullanılmıştır (ölünün dişleri tetkik edildikten sonra müthiş bir diş-ağrısı çekmiş olduğu anlaşılmıştır). Tahtadan yapılmış iki bıçak kını ile bir sırada çatal ve kemikten yapılmış kamçı sapı bulunuyor. Kamçı sapında çok ince işlenmiş bir canavar ve onu kovalayan kuş resmi vardır; daha aşağıda gümüş rozetlerle süslü gem bulunuyor. Soyguncular tam mezar çukuru üzerinden inmişler ve burada bulunan bir iskeleti tahrip etmişlerdir. İhtimal ki bu, gömülen beyin uşağının iskeleti idi. Beyin kendisi çukurun dibinde bir tekne içindedir; başı kuzeye doğru konulmuştur. Ölünün kafatası yanında halkamsı altın küpeler vardır. İpek ve yün kumaşlardan yapılan elbise kalıntıları büyük parçalar halinde muhafaza olunmuştur. Kemere ağaç kabuğundan yapılmış okluk içinde ıslık çalan oklar, sağ kolu yanında Moğol yayı, aşık kemiği yanında çizmeden kalan tokalar ve pullar bulunuyor. Tekne yanında, ayak tarafında, dibi mahruti şekilde bir demir kazan bulunuyor ki, İskit kazanını andırmaktadır. Aynı yerde başsız bir koyun, kütüklerden kurulan çit içinde üç at iskeleti bulunuyor. Atların kuyrukları kuzeye yönelmiştir. Bunlardan ölüye en yakın bulunan at tam koşumlu olmuştur: gümüş gem ve eğer tezyinatı kalıntıları bu atın bulunduğu yerdedir.

Tuyahtı denilen yerde açılan kurgandaki mezar oldukça sağlam bulunmuştur; soyguncular ancak atların bulunduğu kısma dokun-muşlardır. Mezarda, başı kuzey-doğuya yönelmiş bir erkek iskeleti bulunmuş, üzerindeki elbiselerin üç kat olduğu anlaşılmıştır: üst kat koyu kırmızı ipekten; ortada yeşilimsi ipekten, iç elbisesi de altın sarısı renginde ipek kumaştan yapılmış olduğu kalıntılardan açıkça görülmüştür; başının sol yanında gümüş desti vardır ki, Kuray mezarındaki destiye çok benzemektedir. Destinin dibinde Orhon harfleriyle yazılan bir yazı "nür katun kümüş ağ ar" okunuyor. Ölünün göğsü üzerinde, içinde üç küçük torba bulunan, bir meşin torba vardır. Küçük torbalarda çakmak, çakmak taşı, kumaş parçasına sarılı kav, üzerinde oyma süslü bulunan menşur şekilde ağaçtan dört tane figür bulunuyor, iskeletin karın üzerine istampalı 12 tane altın toka dikilmiş kayış kemer konulmuştur. Tencerenin sağ yanında yedi tane ok ucu, iki tane kemik yay kaplaması, yaylığı kemere bağlamak için kullanılan kayışın dört gümüş halkası ve tokaları. Sol elinde tahta kınlı bıçak, ayak ökçesi yanında iki tane gümüş plaka, ayak ucunda kovaya benzeyen bir kazan bulunuyor. Atların koşumları soyulmuş, ancak gemden ve eğerden parçalar kalmıştır.
S. V. Kiselev'in idare ettiği bu arkeoloji heyeti Orhon alfabesi harfleriyle yazılı ve şimdiye kadar meçhul kalmış birçok kitabelerde bulunmuştur.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ALTAY DAĞLARINDA BULUNAN ESKİ TÜRK MEZARLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:53

TÜRKİSTAN'DA VE ALTAYLAR'DA SON YILLARDA YAPILAN ARKEOLOJİ ARAŞTIRMALARI

Türkistan'ın Buhara, Hive, Fergane ve Yedisu ülkelerinde ve Altaylar'da son on yıl içinde yapılan arkeoloji araştırmalarının sonuçları Sovyet arkeoloji dergilerinde arka arkaya haber verilmektedir. Çok kısa raporlar halinde verilen bu haberlerde bile Türk siyasi kültür tarihini ilgilendiren önemli yeni bilgilere rastlanmaktadır.

Yedisu'da Talaş, Çu, Sarısu ve ili ırmakları boylarında yapılan arkeoloji araştırmalarını idare eden arkeoloğ ve tarihçi A. N. Bernştam tarafından yayınlanan raporlara göre Bigöl çevresinde Berkkarın denilen yerde 31 kurgan açılmıştır. Bunlardan elde edilen ölü hediyelerine (kapkacaklar, çanak kırıkları, altından yapılmış süs eşyası, demir bıçak, arslan resimleri bulunan kemer tokaları v.b. kültür kalıntılarına) göre bu kurganları bırakan kavim güneşe, aya, yıldızlara ve kuyruklu yıldızlara tapmış olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu mezarların çoğu soyulmuştur. VIII. - IX. yüzyıllara ait bir islam kasabası harabesinde bulunan şamdanlardan bir tanesi bu eski mezarlardan birinde bulunmuştur ki VII. - IX. yüzyıllarda soyguncular tarafından bırakıldığında şüphe yoktur.

Eski Çin kaynaklarının ve Rubruk'un verdiği haberlere dayanarak şehir ve kasaba harabeleri aranırken Döngen Karatal denilen yerde eski Kayalık harabesi bulunmuştur. 1253 yılında Rubruk bu şehirde bulunmuştu. Rubruk'un zikrettiği Ekvius şehrinin harabesi de Çıngeldi denilen yerde, İli ırmağının sağ kıyısında meydana çıkarılmıştır. Bu kent Karlukların merkezi idi. A. N. Bernştam, kazıların verdiği neticelere göre, burada yerleşik yaşamış olan halkın çoğunluğunu Türklerin, az kısmını da iranlı kolonistlerin teşkil ettiğini söylüyor; İli ırmağının sol kıyısında bulunan binlerce kurgan ve hüyüklerin VI. - VIII. yüzyıllarda bu yerlere hakim olan Kök Türklerin Dolu boyuna ait olduğunu kabul ediyor.

Talaş kıyısında kazılan 8 kurgandan 7 tanesi katakomblar olup bunların Miladın birinci yüzyılına ait Hun mezarları olduğu anlaşılmıştır. Katakombları kazmak için kullanılan aletin bugünkü Kırgızların kullanmakta oldukları "şot" denilen kazmaya benziyen alet olduğu duvarda bıraktığı izlerden anlaşılmaktadır. Katakomblarda, ölü hediyesi olarak, yemek hazırlamak ve hamur açmak için kullanmıya mahsus dört ayaklı masalar, ikisinde beşik parçalan bulunmuştur. Bu beşiklerin şimdiki Kırgızlarda görülen beşiklere benzediği tesbit edilmiştir. Bir mezarda taşlar üzerine konulmuş, ardıç tahtadan yapılmış yatak yeri bulunmuştur. Savaşçı erlerin (muhariplerin) yanlarında türlü silahlar bulunuyor. Bunlardan "İskit" tipi üç kenarlı bulunan ağaç ve kemik oklar, yapım tekniği bakımından birleşik olan yaylardan kalma kemik kaplamalar önemlidir. Kadın iskeletleri yanında tahta kapkacaklardan başka ağaç kabuklarından örülmüş sepetler de vardır. Toprak kaplar iki tip: yemek pişirmeğe mahsus kapların ağzı geniş ve nisbeten alçak, su için kullanılmış kaplar yüksek ve kulplu. Bu katakombların hepsinin de ayni devrin kültürünü ihtiva ettikleri tesbit edilmiştir.

Bunlar arasında olağanüstü kıymeti haiz bir mezar bulunmuştur ki cesetler, hava ve rutubete maruz kalmadıklarından, mumyalaşmışlar, elbiseleri de oldukça iyi saklanmıştır. İki cesedin biri erkek, diğeri kadındır. Erkeğin yüzü, geniş ipek gömleği iyi muhafaza edilmiş, deriden pantalonu ve ayakkabısı biraz bozulmuştur. Ayakkabı bugünkü Türkistanlıların giydikleri çarığın aynidir. Erkeğin yanında, kısmen mumyalaşmış, bir kadın bulunuyor. Başı kırmızı ipek kumaşla örtülüdür, yüzü de ipek kumaşla örtülerek ensesine bağlanmıştır. Üzerindeki entari ipek kumaştan olup göğsü üzerinde bağları bulunuyor. Boynunda boncuktan gerdanlık, ayaklarında deri pantalon ve çarık vardır. Kadının yanındaki duvarda açılan oyukta (niche) kulplu bir tahta kupa bulunuyor; başucunda, yerde, içinde yemek kalıntıları görülen tahta tabak, su destisi, ayakucunda yemek pişirmeye mahsus toprak kap, bunun içinde kabak mahfaza (ki bugünkü Türkistanlıların enfiye için kullandıkları kabak mahfazanın aynı), taş ağırşak, ayak ve başucunda toprak şamdanlar bulunuyor. Her iki ölünün elbiseleri çok iyi saklanmıştır, kumaşları M. ö. II, ve sonra II. yüzyıllara ait Han sülalesi devrindeki Çin mamulatıdır.

A. N. Bernştam'ın verdiği bilgilere göre Han sülalesi devrine ait kumaşlar (parça halinde bulunanları da dahil) dünyada dört tane malumdu (Doğu Türkistan'da, Moğolistan'da, Baykal ötesinde ve Minusinsk'de). Tam elbise halinde ise ancak Noin-ula'daki Hun mezarında bulunmuştu. Talaş katakomblarında bulunan elbiselerin biçimi, kollarındaki işlemeleri meşhur Noin-ula mezarında bulunan elbisenin biçimi ve işlemelerinin benzeridir. Bu elbiseler Orta-Asya göçebe kavimlerinin iki bin yıl önce taşıdıkları elbiseler hakkında tam bilgi vermektedirler. Talaş mezarlarından çıkarılan beşik, tahta kapkacaklar, ölü hediyeleri arasında bulunan bir sürü eşya şimdiki Orta-Asya Türk boylarının hayatlarım tasvir eden etnografya edebiyatında tesbit edilmişti, arkeoloji araştırmalarında ise ilk defa meydana çıkarılmaktadır. Hun devri silahlarının önemlilerinden olan ok ve yay kalıntıları bu silahları yeniden inşa (rekonstrüksyonu) için önemli belgelerdir, katakomblardaki ölülerin antropolojik incelemeleri, hele mumyalaşmış ölülerin simaları, bunların Mongoloid ırktan, Hunlardan olduklarında şüphe bırakmıyor.

* Alma-Ata'ya bağlı Karagalinka denilen yerde tek başına bulunan bir mezardan 300 parça altın eşya çıkarılmıştır, iki hörgüçlü deve resmi bulunan iki yüzük (deve çökmüş durumdadır). 2 X 2.4 büyüklüğünde ve dağ keçisi resimlerini ihtiva eden levhacıklar (ki toka oldukları sanılır); insanı kemiren sıçan tasvir edilen küpe ve iki parçaya bölünmüş altın şerit bunlardandır. Altın şeridin uzunluğu 35 cm., genişliği 4.7 cm. olup üzerinde bir sürü resimler işlenmiştir. A. N. Bernştam bu şeridin şaman tacı (diademe'si) süsü olduğunu isbat etmektedir. Bu taçtaki resimleri Çin ve başka sanat üsluplariyle karşılaştırarak inceleyen Bernştam bunun yerli sanat mahsulü olduğunu kabul ediyor. Onun mütalaasına göre bu unsurlar Altay ve Yakut şamanizminde şimdiye kadar yaşıyan unsurlardır. Tek başına, başka mezarlardan uzak gömülmesi de şamanın mezarı olduğunu gösterir. Şamanlar için külahın büyük önemi olduğu da malumdur. Bu mezarın da Hun devrine ait olduğu tahmin ediliyor.

* Çu ırmağı boyunda arkeoloji araştırmalarına 1938 yılından beri devam edilmektedir. Ak Peşin harabesinde yapılan kazılarda sekiz odalı bir Sogd köşkü meydana çıkarıldı. Köşkte hiçbir eşya bulunmadığına bakılırsa bunun bırakılmış ve sahiplerinin başka bir yere taşınmış olduğunu sanmak mümkündür. Tahminen VI. — VII. yüzyıllarda bu köşk, önce Zerdüşt'ler, sonra islamlar tarafından mezarlık olarak kullanılmıştır. Zerdüşt'ler kapakları süslü küplerde gömülmüşler; buradan çıkarılan Türgeş paraları Zerdüştlük çağına ait olduğu sanılmaktadır. Bu paralarda insan kafası resmi bulunuyor. Ölü hediyeleri bulunmıyan mezarlar Karahanlılar devrine aittir. Bu çevrede yapılan kazılarda meydana çıkarılan kültür tabakaları V. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar gelmektedir. Bir kazıda konut (mesken) kompleksi meydana çıkarılmıştır. Duvarlarındaki oyma ve boya ile yapılan süsler Samarra kaplamalarını hatırlatmaktadır. Oyma tezyinat motifi nebati (üzüm salkımı, yapraklar), boya ile yapılanlar hendesi şekillerdir.

Ak Peşin harabesinde 1938 yılında yapılan kazılar Kidan (Kara Hıtay) mahallesi tahmin edilen bölgede devam ettirilmişti. Sonraki kazılar bu tahminin doğru olduğunu göstermiştir. Üzerlerine yapıştırma suretiyle nebati süsler yapılan Çin tipi kiremitler, Orta-Asya çinilerini andıran çiniler bulunmuştur ki, bütün bunlar bu bölgenin XII. yüzyılda Kara Hıtay'lıarın başkenti olan Balasagun'un Kara Hıtay mahallesi olduğunda şüpheye yer bırakmıyor. Bu harabenin bazı bölgelerinde tam planlı belde tipi yapıları bulunduğu göze çarpıyor.

Büyük Kemine ırmağı kıyısında iki şehir izi bulunmuştur, ki kültür katlarına göre bunlardan birinin eski Suyab harabesi olması muhtemeldir. Suyab ile Balasagun arasındaki Nevaket kendi harabesi ise Çu ovasındaki Orlovka köyü yanında bulunmuştur. Çong-Kemine boğazında VI. - VIII. yüzyıllara ait Türk mezarları meydana çıkarılmıştır. Bu mezarlıkları teşkil eden kurganlar yanında pek çok balballar bulunmaktadır. Bunlardan bir heykel gür sakallı bir Avrupalı tipindedir.

* Fergane'de yapılan kazılar bu ülkenin M. ö. V. yüzyıllarda yüksek bir kültür seviyesine erişdiğini göstermiştir. Eski Çinliler bu ülkeyi Davan adiyle tanıdıkları için arkeologlar Fergane'nin en eski kültürüne "Davan kültürü" adını vermişlerdir. Bu kültür çağına ait birçok şehir harabeleri, mezarlar ve çiniler meydana çıkarılmıştır. Çizmek suretiyle yapılan süsler ihtiva eden çiniler bu kültür için karakteristiktir. Kavanoza benzeyen sapsız kaplar da bu devre ait sanılmaktadır; böyle bir kabın üzerine birbirinden çam ağacı resmiyle ayrılan sülün kuşları tersim edilmiştir. Oş şehri çevresindeki Ayrı-maç Tazdağı kayalarında çok güzel at resimleri bulunduğu tesbit edil-miştir. A. N. Bernştam bunların M. ö. II. yüzyıla ait Çin kaynaklarında çok övülen Fergane atlarının resimleri olduğunu kabul ediyor.

Bu atlara dair Çin kaynağı şöyle diyor:

"Davan'da cins atlar çok. Bunların terleri kanlı olur. Bu atlar gökten inen atlardan türemişlermiş. Bu atlar hakkında ilk defa malumat veren Çjan Ken olmuştur. İmparator bu atlardan elde etmek için ıooo "lan" altın ve altın at ile elçi gönderdi. Davan hükümdarı atları vermedi. Bu yüzden Çin ile Davan arasında savaş oldu".

"Davan kültürü" tabakasından sonra gelen tabakadan çıkarılan çiniler ve kapkacaklar "Kuşan" tipindedir.
Şimdiki Kasan kasabası civarındaki eski Kasan harabesinde yapılan araştırmalar bu şehirde hayatın Arap istilasından sonra söndüğünü göstermişir. Bu şehir VIII. yüzyıla kadar Fergane'nin başkenti idi. IX. yüzyılda Fergane'nin başkenti olan Ahsıkent harabesinde yapılan kazılar 2000 yıl önce bunun büyük bir merkez kent olduğunu göstermiştir. Sulama ile çiftçiliğin Fergane'de ikibin yıl önce başlamış olduğu arıkların tetkikiyle anlaşılmıştır.

* S. V. Kiselev ve L. A. Evtühova idaresi altında çalışan Sayan -Altay arkeoloji heyeti Abakan kenti yakınında Çin mimarisi bir büyük sarayın yıkıntısını meydana çıkarmıştır. Sarayın kuzey kısmında yapılan kazıda dört odadan ibaret enfilade bulunmuştur. Han devrine ait Çin hiyeroglifleri bulunan kiremitler, bodrum katında "merkezi" ısıtma tertibatı ve başka birçok eşya meydana çıkarılmıştır. Toprak kapların yerli mamulat olmadığı, bunların Moğolistan ve Baykal ötesi kazılarda bulunan Hun tipi kaplar olduğu arkeologların dikkatini çekmiştir. Kiselev'in mütalaasına göre bu saray M.ö. Çin komutam Li-Lin ve oğlunu esir alan Hun hakanının Hakas (Kırgız) ülkesindeki mümessiline aittir. Çin kaynaklarına göre Li-Lin M. ö. 99 yılında Hunlara esir düştü ve Hun hakamna itaat etti. Hakan ona kızını ve Hakas ülkesinin beyliğini verdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKİSTAN'DA VE ALTAYLAR'DA BULUNAN ESKİ TÜRK MEZARLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:56

İKİNCİ PAZIRIK KURGANI

Rus arkeologu S. I. Rudenko tarafından 1929 yılında Altay dağları bölgesindeki Pazırık kurganı kazısında meydana çıkarılan kültür maddeleri ve donmuş on at cesedi arkeologlar arasında derin ilgi uyandırmıştı. Pazırık yakınlarında bulunan birçok kurganlar daha 1927'de S. I. Rudenko'nun dikkatini çekmişti, işte bu kurganlardan birinde yine Rudenko tarafından 1947'de kazı yapılmıştır. Bu kazıda meydana çıkarılan kültür eserlerinin de Pazırık mezarından çıkarılan kültürün aynı olduğu görülmüştür. "Sovetskaya Archeologiya" dergisinin XI cildinde S. I. Rudenko'nun yayınladığı ihzari raporda bildirildiğine göre kazı için seçilen kurganın kutru 30 metre, orta kısmının yüksekliği 1.75 m. dir. Kurganın ortasındaki kubbemsi toprak yığını altında dörtken şeklinde (7.1 -f 7.8 genişlikte ve 4 m. derinlikte) mezar çukuru bulunmaktadır. Yaz ortaları olmasına rağmen mezar don (erimemiş) olduğu için kazı çok ağır ilerlemiştir. Mezarın dibi kırık taşlar, 10 sant. kalınlığında, döşenmiş, bunun üzerine kütüklerden defin odası kurulmuştur. Odanın duvarı siyah keçe ile kaplanmıştır. Mezarın kuzey tarafında, koşum (eğer ve gem) takımlariyle 7 at cesedi bulunuyor.

Birinci Pazırık mezarı gibi bu mezar da çok eski zamanlarda soyulmuştur. Soyguncuların, kütükleri kesmek için, bronz kekler kullandıkları kütüklerde kalan izlerden anlaşılmaktadır. Soyguncular atların bulunduğu odaya dokunmamışlar, fakat ölü odasını altüst etmişlerdir.

Atların odası nisbeten yüksekçe bulunduğundan içindeki buzlar zaman zaman erimiş ve cesetlerin bozulmasına sebep olmuştur. At-ların, ikisi müstesna, yeleleri kesilmiş, kuyrukları ise hepsinin de örülmüştür. Koşum takımları birinci Pazırık mezarındakilerin aynıdır. Eğerlerin üzerine konulan yastıkların ikisi otla, kalanları geyik yünü ile doldurulmuştur. Kolan tokaları boynuzdan yapılmıştır. Kayışları muhafaza edilmemiştir. Eğerin kaplamaları kartal grifon figürleriyle, bir tanesi de geyik figürleriyle süslenmiştir.

Gemlerin süsleri geyik boynuzundan işlenmiştir; alınlık kayışlarındaki süs ağzında iki kaz bulunan arslan grifonu figürüdür. Gemin yanak kayışlarındaki tokalar ak nilüfer (lotüs) çiçeğine benzeyen bezekle süslenmiştir. Kamçı sapı at başı figürü oyularak yapılmıştır.

Ölü odasında bir erkek, bir kadın cesedi parçalanmış halde bulunmuştur. Her iki ceset tahnit edilerek definden önce, şimdiye kadar malum olmıyan bir usul ile, kurutulmuştur. Her iki ölünün saçları siyah, erkeğin yaşı 50-60 arasında, kadının 40 yaşından fazla olduğu tahmin edilmiştir. Odanın tabanı soyguncular girmeden önce 12-20 sant. kalınlığında donmuş olduğu anlaşılmaktadır. Soyguncular tabutu kırmağa, değerli eşyayı almak için ölüleri parçalamağa mecbur olmuşlardır. Her iki ölü' bir tabuta konularak gömülmüştür. Erkeğin kafatasında delikler vardır. Bir savaş aletiyle vurulduğu bellidir. Kadının zorla öldürüldüğünü gösteren emare görülmemiştir. Erkeğin yüzü mongoloiddir, kadında ise bu tip müşahede edilmiyor; elbiseleri parça parça edilmiştir. Elbiselerin biçimi hakkında, parçalar toplanıp eski haline konulmadan, bir şey söylemek vakitsiz olur. Bununla beraber kadın elbisesinin, bilhassa sincap kürkünün, çok zarif ve şık olduğu anlaşılmaktadır. Bu kürk, koç kafası fügürleri bulunan ince altın levhacıklarla süslenmiştir. Ayakkapları boncuk ve pirit billürlerle işlenmiş, ince keçeden yapılmış çorapları da orijinaldir. Kadının kemerinden koparılan gümüş tokalardan biri soyguncuların açtığı yolda, diğeri de tabutun dibinde bulunmuştur. Gümüşten yapılmış at figürü de elbiseye takılan süslerdendir. Maden eşya arasında bulunan gümüş ayna mühimdir. Ölü hediyeleri arasınd atorbalar (kese) bulunuyor. Bunlardan biri bronzdan yapılmış altın kaplamalı ördek figürleriyle süslenmiştir. Bir torbanın süsleri altın yaldızlı bakır levhacıklardır. Bu levhacıkların birinde iki teke, diğerinde yırtıcı grifonlar görülmektedir.

Tabutun baş tarafında bulunan kartal grifonu bilhassa dikkate değer. Bu grifon ağaçtan yontulmuş olup çok karışık bir kompozisyondur. Grifonun ağzındaki geyik kafası da aynı ağaçtandır. Bu grifon defin töreni için mahsus yapılmış olsa gerektir. Mezar odasına dört masa konulmuş; bunların marangoz tezgahında yapılmış olduğu şüphesizdir. iki masanın ayakları arslan şeklinde işlenmiştir. Kaplardan biri çaydanlığa benziyor, ağaçtan yapılmıştır, sapı öküz boynuzundandır. Deriden kesilmiş bir sığın figürü (Resim 12), harp tipinde telli saz aleti, iki tane balçık kap, iki tane ağaç kap bulunan eşya arasındadır.

S. İ. Rudenko ihzari raporunu şöyle tamamlıyor:

"1947 senesinde kazılan mezarda bulunan eşyanın bütün kompleksi bu mezarın ait olduğu kavmin yüksek kültürü hakkında tanıklık vermektedir. Bu kültürün kökleri İskit kültürü dünyasiyle sıkı sıkıya bağlıdır ve çağdaşı olan Ön-Asya kavimleriyle kültür münasebetlerinin izlerini taşımaktadır. Bu devrin M.ö. V. veya IV. asırlar olduğunu, abide bütün teferruatiyle öğrenilmeden, söylemek vakitsiz olur. Bununla beraber denebilir ki, burada bulunan her şey bu mezarın İranlı Ahamenid sülalesi devriyle çağdaş olduğunu göstermektedir. Çin ile kültür veya ticaret münasebetlerini gösteren unsurlara hiç rastlanmıyor. Deriden yapılmış şeylerden birinde cila izi bulunuyorsa da şimdilik bu da tetkik edilmiş değildir. Pamir, Tibet dağlı kavimleriyle münasebeti olması muhtemeldir. Fakat bu cihet dahi incelenmeye muhtaçtır.
Bu kültürün mongoloid kavme ait olduğunun tesbit edilmiş olması çok mühimdir. Bu mezarda bulunan maddeler münasebetiyle ortaya çıkan bu ve daha birçok meseleler Doğu Altay'da Ulagan yaylasında daha fazla tetkik yapılmasını icap ettirmektedir. Bununla beraber iyice anlaşılmıştır ki Doğu Altay'daki donmuş mezarlar kültürü başka arkeoloji abidelerinde raslanmıyacak teferruatla meydana çıkmaktadır. Bu kültür Orta-Asya ve Batı-Asya'ınn yerleşik ve göçebe kavimlerinin kültürlerinin teşekkül ve inkişafına büyük tesirler icra etmiştir".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKİSTAN'DA VE ALTAYLAR'DA BULUNAN ESKİ TÜRK MEZARLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:59

TÜRKİSTAN'DA YENİ ARKEOLOJİK KEŞİFLER

Son yirmi yıl içinde Sovyet arkeologlarının Türkistan'da ve genel olarak Orta-Asya'da yaptıkları araştırma ve kazılarda, Orta-Asya, hele Türk tarihi için olağanüstü değerli belgeler elde edilmiştir. Altaylarda yapılan kazılarda bulunan "donmuş mezarlar" kültürü bilim dünyası için bir sürpriz olmuştu. Milattan önce I. bin yıl ile tarihlendirilen birinci "donmuş mezar" da ölü bulunmadığından bu kültürün hangi ırka ait olduğu kestirilemiyordu. Kazıyı yapan Profesör Rudenko bu kültürü bırakanların Ari İskitler olduğunu ileri sürmüştü. Birkaç yıldan sonra kazdığı ikinci "donmuş mezar" da çürümeden donmuş ölü bulundu.

Bu ölünün tipi hakkında Rudenko şöyle diyor:

"Şaşılacak şey ki bu ölü mongoloiddir." Şimdi bu "donmuş mezarlar" kültürünün de Hun Türklerine ait olduğu kabul edilmektedir.
Türkistan'ın Yedisu bölgesinde Profesör Bernştam tarafından yapılan bir kazıda Milattan önce I. veya II. yüzyıla ait olduğu sanılan bir Hun mezarı (bir erkekle kadın) bulunmuştur. Toprağın kimyasal özelliği ölülerin çürümesine mani olmuş, naşları mumyalaşmış halde saklanmıştır. Bu durum ölünün ırkını tayin etmiye imkan vermiştir. Ölülerin üzerlerindeki çok nefis ipekli kumaştan yapılmış olan elbise ve iç çamaşırları da olduğu gibi muhafaza edilmiştir. Ayakkabıları bu günkü Orta-Asya köylülerinin ayakkabıları biçiminde olup çok iyi işlenmiş ince deriden yapılmıştır. Kadının yamnda bulunan beşik bu günkü Kırgızların beşiklerinin tıpkısı olduğu görülmüştür. Elbisesine bakarak bu ölünün bir Hun Beyi olduğu sanılmaktadır.

İkinci Dünya Savaşından sonra yapılan kazıların en önemlisi Semerkand şehrinden 60 km. uzakta bulunan Penckend harabesindeki kazılardır. Bundan birkaç yıl önce Semerkand şehıanden 120 km. uzaklıktaki Mugkale kazısında bulunan Semerkand Beyi Divastiç'in (ölümü 722) arşivindeki belgelerde Penckend adı çok geçiyordu. VII. yüzyılın sonlarında ve VIII. yüzyılın başlarında Penckend şehri Sogd'un Semerkanddan sonra en büyük şehri olduğu anlaşılıyordu. Gerçekten, burada 6-7 yıl devam eden kazdar bu şehrin Semerkand kadar önemli merkez olduğunu göstermiştir.

Penckend kazdarında elde edilen kültür kalıntılarına dayanarak yazılan eserlerin verdikleri bilgilere göre arkeoloji bakımından en çok dikkati çeken alan Penckend'in merkez kısmını teşkil eden "Şehristan" kısmıdır. Bu "Şehristan" 19 hekratlık bir sahayı işgal etmektedir, etrafını çeviren duvarın uzunluğu 1800 m.'dir. Bu alanda 60-70 kadar tepecikler bulunuyor. Bunların altında çok büyük ve muhteşem yapıların saray, tapınaklar ve özel evlerin yıkıntı ve katıntıları bulunmaktadır. Yapıların çoğu iki ve üç katlıdır. Bir çoğunun duvarları resimlerle süslenmiştir.

Tapmakların duvarlarındaki resimler Orta-Asya resim sanatının şaheserleridir. Tapınakların planları ve duvar resimleri bunların manihaistlerin dinine ait olduğunu göstermektedir. Bu resimler Orta-Asya'nın İslamdan önceki yerli dinini tetkik için en önemli kaynak teşkil ediyor. Saray ve özel evlerin duvarlarındaki resimler de o zamanın hayatını aksettiriyorlar. Duvar resimlerinde Sogd beylerinin muhteşem kabul törenleri, beylerin çarpışmaları, harpist (harp çalan) güzel kızlar tasvir edilmiştir. Bununla beraber şimdilik günlük hayat detayları tam olarak açıklanamaz, çünkü meydana çıkarılan resimler, kazı yapanların anlattıklarına göre ileride çıkarılacak resimlerin onda biri bile değildir. Bazı sahnelerde dans edenler ve müzik aletleri görülüyor. Duvarlardan birinde eski Türklerin yog (matem) töreni tasvir edilmiştir. Ölü, mahiyeti anlaşılmıyan kubbemsi bir yapı içindedir. Bu daimi yapı mıdır, yoksa paviyon tipinde muvakkat bir yapı mıdır kestirmek güçtür.

Orhon yazıtlarında yog töreni için "süslü ev-bark" yapıldığı söylenmektedir ki bu resimdeki "pavyon" gibi bir yapı olabilir. Profesör A. M. Belenitsky "Penckend tapınaklarındaki materyellere göre Sogd'un ideolojisi ve kültleri" adlı etüdünde bu yog töreni sah-nesini Arap kumandanı tarafından 738 yılında öldürülen Türk hanı Kürsul'un, Tabari tarihinde tasvir edilen yog töreniyle mukayese ederek tam bir benzerlik buluyor.
Bu kazılarda bulunan kültür kalıntılarının ışığı altında Orta Asya Türk tarihinin birçok karanlık noktaları aydınlatılacaktır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir