Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türklerde Su Kültü İle İlgili Gelenekler

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türklerde Su Kültü İle İlgili Gelenekler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:47

TÜRKLERDE SU KÜLTÜ İLE İLGİLİ GELENEKLER

Yer-su kültü, Köktürk kitabelerinden anlaşıldığına göre, VIII. yüzyılda Türk İmparatorluğunda devletin resmi kültlerinden biri olmuştur. Bu kitabelerde yer-su, tıpkı bugünkü şamanistlerde olduğu gibi, yanyana zikredilmektedir. İslam müelliflerinden Gerdizi, irtiş boyunda yaşıyan Kimekler'de su kültü bulunduğunu yazmaktadır. Onun verdiği malumata göre, Kimekler irtiş ırmağını büyük sayarlar, ona taparlar ve secde ederler. "Su, Kimeklerin tanrısıdır" derler, ibn al-Fakih'in verdiği malumata göre, Barshanlılar'da Isıkgöl kültü vardı. Barshan halkı her yıl mahsus bir şekilde, yani merasimle bu gölü dolaşarak takdis ederlerdi. Çağdaş şamanist Altay ve Yenisey Türklerinin yer-su kültünü ve ayinlerinde yer-su'ya hitaben okudukları ilahileri A.V. Anohin ve N. F. Katanov tasvir ve tesbit etmişlerdir. Altaylıların inanışlarına göre, yer-su ruhları insanların yaşadığı muhitte yaşarlar; ehli hayvanları yaratan ve onlara bereket veren yer-sudur.

Okudukları ilahilerde yer-su'ya şöyle hitap ederler: Arbadayttan maldın kudun yayagan Arü altay yerim - sula... Yer-su "bin kulaklı, yedi kapılı" olarak tasavvur edilir: Munkulaktü yerim-su Tetti ejiktii yer-su...

Yeniseylilerin dağlara ve sulara hitaben söyledikleri ilahilerde Tom ve Kem (Yenisey) ırmakları "merhametli hakan" manasına gelen "kayrakan" diye tavsif edilmektedir:

Talğalıp akkan T om kayrakan Köhnimeh akkan Kem kayrakan... Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra su kültünün izlerini uzun müddet muhafaza etmişlerdir. Başkurtlar bir gölde veya ırmakta ilk defa yıkanmak isterlerse, elbiselerinden veya kuşaklarından bir iplik koparıp suya atarlardı. Bir köye yeni gelen geline "hu köründüru" (su gösterme) denilen ve kadınlar tarafından bir merasim yaparlardı. Bu merasim gelin geldiği günün ertesi sabah yapılırdı. Köyün kadınları ve kızları toplanıp gelini köyün yakınındaki ırmağa veya göle götürürlerdi, ihtiyar bir kadın gelini suya, suyu geline gösterdikten sonra "ataylardan kalgan hu, ineylerden kalgan hu" (babalardan kalan su, analardan kalan su) diyerek bir şeyler söyler ve gelinin süslerinden bir gümüş para koparıp suya atardı. Biz, bu adetleri Ural'ın doğusunda yaşıyan Katay, Salcuvut, Barın, Beketin ve Tabın boylarında müşahade ettik. Kazakistan'da gezdiğim sıralarda Irtiş ırmağım (Omsk yanında) ilk defa geçeceğimi duyan Argın-Atıgaylı Kudaroğlu kanbur Sersenbay ağa "Irtiş'i ilk geçiyorsunuz, mendilinizi suya atınız" demişti. Kazak adetine göre bir ırmağı ilk geçen suya bir şey atmalı imiş.

Dede Korkut kitabındaki ikinci hikayede Salur Kazan'ın ırmağa hitaben söylediği sözler şamanistlerin yer-su ruhlarına hitaben söyledikleri ilahilere benzemektedir.

Salur Kazan ırmağa diyor:

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKLERDE SU KÜLTÜ İLE İLGİLİ GELENEKLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:49

Çıgnım çıgnım kayalardan akan su
Ağaç gemileri oynadan su
Hasan ile Hüseyin'in hasreti su
Bağ ve bostanların ziyneti su
Ayşe ile Fatma'nın nikahı su
Şehbaz atlar içtiği su
Kızıl develer gelüp geçtiği su
Ag koyunlar gelüp çevresinde yattığı su
Ordamın haberini verir misin değil mafia
Kara başum kurban olsun suyum saha

Anadolu'nun birçok yerlerinde hıdrellez gününde kadın ve kızların Tanrı'ya dilekçe yazıp suya atma adetleri tesbit edilmiştir. Büyü yapılan biri denizi geçerse büyünün bozulacağına İstanbul'da bile inanan kadınlar vardır.

Büyük ırmakları geçmiş olan kimsede sihri bir kuvvetin bulunduğuna eski Türklerin inandıkları, folklor maddelerinin araştırılmasiyle açıkça anlaşılmaktadır. Başkurt kadınlarından tesbit ettiğimiz "tatran kıskırü" denilen afsun bu bakımdan dikkate değer. "Tatran", çocukların kulaklarında peyda olan akıntı (otorhee) hastalığına Başkurtların verdiği isimdir. Bu hastalığa karşı "izinli" bir kadın "tat-ran kıskırır", yani "tatran haykırır".

Bu da şu afsundur:

Tat tatran tatran
Tatran1 tigen hin bolhan İdil kesken men bolam
Tat tatran tatran
Tatran tigen hin bolhan cayık otken men bolam İrtiş kesken men bolam...

Yani "tatran denilen sen olsan, İdil, Yayık (Ural) ve İrtiş ırmaklarını geçen de benim" diyor. "İzinli" olmak için de, galiba, büyük ırmaklardan geçmiş olmak gerekti.

Eski Oğuzların ve Moğolların suya girmedikleri ve yıkanmadıkları hakkındaki mübalağalı haberler bu su kültü ile ilgilidir. Oğuzların yıkanmadıkları hakkında ilk defa haber veren İbn Fadlan'dır. Onun verdiği malumata göre, "onlar (Oğuzlar) pislikten temizlenmezler, cenabetten yıkanmazlar, hele kış günlerinde su ile hiç işleri yoktur".

XIII. yüzyıl Moğollarında bu adet çok yaygındı. Çingiz Han bu adeti yasasiyle kanunlaştırmıştı.
Eski Oğuzlarda ve Moğollarda müşahede edilen bu adetin İslamiyetin yayılışından sonra yaşamasına imkan yoktu. Bununla beraber sudan çekinme adetinin izleri bazı göçebe Müslümanların ananelerinden tamamiyle kurtulamamış olan oymaklarında XIX. yüzyılın ilk yarısında bile müşahede edilmiştir. Şimali Kazak bozkırlarında yıllarca dolaşan bir Tatar hocası Kazakların İslam talimatına uymıyan birçok adetlerini tenkid ve tezyif ederek yazdığı manzum risalede Kazakların kışın yıkanmadıklarını ve bu adetle ilgili inanışlarını zikretmektedir.

Bu adeti şöyle tavsif ediyor:

Taz vakit kirmey olar gusül körmes
Çumul tisen nasihatka asla kirmes
Nice aylar haramdan hali ermes
Gusül kılıp mal ölse andan körür indi
Kış kününde her kim betin yumağaylar
Arık bolur malımız tep oylağaylar
Balaların yuuşarğa koymağaylar
Betlerin yutısan buzau öler terler indi
Gusül namaz kış ötkerıce bolmas indi

Bu manzumeyi yazan Gazi adlı bir hocadır; kışın ve yazın Kazaklar arasında çok gezmiş, eserini 1847 yılında yazmıştır.

Bu nazımını çıkarğan ismi gazi
Kazakta köp yürgen kışı yazı

diyor. Gazi hoca Kazaklarda bu adeti herhalde 1840-1845 yılları arasında müşahede etmiş olsa gerektir. Biz, 1912-1914 ve 1918-1922 yıllarında birçok Kazak boyları arasında gezdiğimiz ve adetlere dikkat ettiğimiz halde, Gazi hocanın tasvir ettiği adeti göremedik. Ancak, sabahları elini, yüzünü yıkamadan sofraya gelen çocukları anaları tekdir ederken, ihtiyarların, şaka olarak, "dokunmayın, buzağıları, kuzuları semiz olur" dediklerini işittik. Böyle bir "şaka" Başkurtlarda da tesbit edilmiştir. Bu "şaka"nın eski inanışın kalıntısı olduğuna şüphe yoktur. Bununla beraber bu adet, sanıldığı gibi, temizliğe riayet etmemek gibi basit bir tembelliğin neticesi değil, fakat arı ve kutlu bir ruh veya ruhun makamı sayılan suyu kirletmekten çekinme ve sakınma icabı idi. Suyu, ancak muayyen kaidelere ve merasime uygun bir şekilde kullanmak mümkündü. Bu kaide ve merasimin neden ibaret olduğunu bilmiyoruz. Fakat böyle bir merasim ve kaideler bulunmuş olduğu anlaşılmaktadır. Çingiz yasasından bahseden Fadl Allah al-Umari "kimse elini suya sokamaz, belki ağız dolusu alıp elini ve yüzünü yıkar" diyor. Biz bu kayıtta suyu kullanma için konulan kaidelerden en basit birini görüyoruz. Herhalde, bu kaidelere riayet etmesini bilen yüksek tabaka ve zengin aileler kışın da, yazın da su kullanabiliyorlardı. Mesela Ibn Fadlan misafir kaldığı Oğuz beyi Etrek bin Katagan'ın evinden şikayet etmiyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir