Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Altay Şamanlığına Ait Maddeler

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Altay Şamanlığına Ait Maddeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:11

ALTAY ŞAMANLIĞINA AİT MADDELER

I. RUHLAR VE İLAHLAR HAKKINDA


Şamanist Altaylıların tasavvurlarına göre ruhlar üç dairede yaşarlar: yer altında, yer üzerinde ve gökte. Yeraltı ruhlarını ekseriya Körmös, Gök ruhlarım Kuday, yer ruhlarını Yer-su yahut Altay tesmiye ederler.

Altaylılar bütün ruhları iki zümreye ayırırlar:

1) Tös (harfiyen: esas, menşe, mebde demektir), yani ilk ruhlar, ezelden beri mevcut olanlar.

2) Yayan neme (harfiyen: yaradılmış nesne, mahluk demektir), yahut kısaca neme (nesne) yani sonradan vücut bulan ruhlar. Bundan sonra gene ruhlar aru (pak, temiz) veya kara (habis) zümrelerine ayrılırlar.

Buna göre ruhlar:

1) arutös,
2) karatös,
3) aru neme,
4) kara neme tesmiye olunurlar.

Bu son iki zümre -yani aruneme ve karaneme- lere umumi bir ad olarak Körmös denir. Bu körmös'ler hakikatte geçmiş zamanlarda ölmüş şamanların canlarıdır.

Bunlar da iki zümreye ayrılırlar:

1) Ozogı tay adalar ki anne tarafından büyük babalar (dayı atalar) demektir.
2) Kan adalar ki baba tarafından olan babalar demektir. Bununla beraber körmös kelimesiyle ebedi olan kara tör'ler tesmiye olunur.

1. "Tös" denilen ruhlar:

A — Karatös (yahut kara Körmös):

Erlik, bu zümreye dahildir ve Altaylıların akidelerinin merkezini teşkil eder.

1) Erlik (Yek karatös, menfur karamebde):

Altaylılar en ağır ve elemli felaketleri (Katu yobol, aç kıyal), mesela: salgın hastalıkları (kızamık, kızıl, tifo: yadış ve ta var öletleri gibi felaketleri)

Erlik'in faaliyetiyle alakadar bilirler. Onların akidelerine göre Erlik kurban vermeye mecbur etmek için insanlara hastalık ve başka felaketler gönderir; eğer insan bununla da Erlik'in istediğini vermezse öldürür.

Erlik insanın canını alır (ölöttön tın algan), yeraltı alemine (al-tıngı oron) götürür, muhakeme eder ve kendisine elçilik-uşak (Erlik piding elçizi) yapar bazen, Erlik, bu uşağı ile insanlar üzerine salgın hastalıklar gönderirler. Erlik'in insana ve canına karşı bütün münasebeti hakkında Altaylının akidesi bundan ibarettir.

Altaylılar her zaman, bilhassa hastalık hüküm sürdüğü zamanlarda Erlik'ten pek korkarlar. Onun adını bile söylemekten sakınırlar, kısaca kara neme demekle iktifa ederler. Onu küstah, utanmaz (kaal Erlik), somurtkan, inatçı (pos Erlik) diye tavsif ederler, insan Erlik'in bu kadar tahakkümü altında bulunmasına rağmen onu aldatmağa imkan bulur; ona karşı bazı yakışıksız muameleler de gösterebilir. Kurban vermekle insan Erlik'in gönlünü bulmak, onu yumuşatmak için çalışır. Bununla beraber kurbanı da samimi değildir.

Böyle olduğu halde ondan taleplerde bulunur:

Bu paniğim slerge tabışsınBu kurbanım siz (ler) e ulaşsın
Pajım ezen yatsınbaşım esen sağ yatsın
Kaya körüp alkatpagarters bakıp bizi ağlatma (alka-
Üç yılga amir yatsam,mak-dua ve ilahi terennüm
Paza parılgıgar paza aa yetsin etmek)
Takşı kamının küfün alattan edeger

üç yd müreffeh ve rahat yatar­sam (yaşarsam) nezrederim ki) Yine kurbanlar ona yetişsin (ulaşsın)
(Çünkü) iyi kamın bile gücünü alıcı ediniz!


İnsan Erlik'e karşı böyle hürmetsizcesine muamelede bulunmakla kalmıyor, daha fazlasını da yapıyor. Ona arık, zayıf, hatta bazen hasta hayvanları kurban eder. iyi tös'ler şerefine kesilen kurban derilerini mahsus yapılan kazıklara astıkları halde, Erlik'e verilen kurban derilerini kendileri kullanırlar. Kurban merasimi için kullanılan kazık, sırık ve sair malzemeyi eğri büğrü ve biçimsiz ağaçlardan intihap ederler. Erlik'in aç gözlülüğünü azaltmak için bir çare olarak bazen taylgayı köpeküzümü (togonok), akdiken (pele) ve bıtrak gibi dikenli çalı ve otların yanında kurarlar. Altaylıların akidelerine göre, Erlik dikenli çalılardan korkar. Kurban artıklarının ve tayılganın oba (ayl) dan uzak ve pek de makbul sayılmayan şimal (arka yan) tarafında, karanlık bir köşedeki çöplük üzerinde bulunmasına dikkat ederler.

Togonoktuh tölüzi pirigip
Togus sööktü mirdi

Köpek üzümünün fidyesi birikerek
Dokuz kemikli (kurbanın kafa ve parçaları) paçavra (Erlik'e kurban) olsun Şamanlar, okudukları dualarda Erlik'i "kayrakan" tesmiye ederler. Bazı Türkologlar bu kelimeyi merhametli hakan diye tercüme ediyorlarsa da doğru değildir. Doğrusu keskin, kesici yani insanlara ızdırap vermeye ve işkence etmeye hatta öldürmeye her an için müheyya olan demektir. Bundan dolayıdır ki insanın canını da Altaylılar "iplik", dayanıksız, (nesne) tesmiye ederler, dualarda Erlik'e baba (Erlik Ada) ve insan ruhunun haliki (özör tındı Zup-ta-ı-yaşatmak için can yaratan) diye hitap ederler.

Şaman dualarında Erlik'in kıyafeti ve dış görünüşü de tavsif edilir. Bu tavsife göre Erlik atlet vücutlu bir ihtiyardır. Gözleri ve kaşları kömür gibi kara, dizlerine kadar uzanan sakalı çataldır. Domuzun azı dişlerine benzeyen bıyığı kıvrılarak kulaklarına asılmıştır. Çenesi tokmağa, boynuzları ağaç köklerine benzer; saçları kıvırcıktır (yelbir çaçtuu pos Erlik-yelpaze gibi saçlı, inatçı, somurtkan Erlik).

Erlik yeraltı diyarında (altıngı orön yahut alu yer) kara çamurdan yapılmış sarayda oturur. Bir rivayete göre Erlik'in sarayı kara demir -den olup etrafı duvarlarla çevrilmiştir. Erlik'in karargahı dokuz ırmağın Doymadım (Toybodım) ırmağına döküldüğü yerde kurulmuştur. Doymadım ırmağının suyu insanoğlunun gözyaşlarından ibarettir. Başka bir rivayete göre Erlik'in karargahı abra ve yutpa denilen korkunç canavarlarla dolu olan Bay Deniz (Bay Tengis) kıyısındadır.

Doymadım ırmağının üzerinde at kılından bir köprü kurulmuştur. Erlik hakanlığında sayısız bir çok ölülerin canları yaşar. Bu canlardan bizi Erlik dünyasından kaçmaya cesaret edip köprüye ayak basarsa derhal kıl kopar, kaçak da Doymadım ırmağına yuvarlanır. Meş'um ırmağın dalgaları küstah kaçağı tekrar Erlik sahiline atar.

Doymadım ırmağının kıyılarında yeşil baldırlı, beyaz göğüslü, büyük kayığa benzer çeneli korkunç canavarlar vardır. Bunlara Tutpa denir. Yutpa'lar Erlik sarayının bekçileridir.

Erlik'e giden bir yol vardır; fakat bu yol puudak denilen engellerle doludur. Şamanlar ayin yaparken Erlik huzuruna bu yoldan gidebilirler. Bundan başka, Şamanlar Erlik'in sarayına (örgö) girmeye ve Erlik'le konuşmaya da muvaffak olurlar. Erlik küreksiz kara kayıkta gezer; yağız rahvan ata yahut yük hayvanına (kölkö) ak alınlı öküze biner.

Erlik kızıl, kanlı yemekle beslenir ve ciğer kanını içer, yeme ve içme zamanı akşam vakti gök yüzünün kızardığı zamandır.
Erlik namına put yapılmaz. Erlik büyük kara ruh (kara yaan tös) sayılır. Onun hatırı için kapının sol tarafında, bulaşık suyu konulan kabın durduğu yerde ayin yapılır. Şamanistlerin akidelerine göre şerir ruhlar (yaman körmös) kapının sol tarafına ve bulaşık suyunun yanına toplanırlar.

2) Erlik'in oğulları (Erliktin uuldarı-Kara tös):

Erlik'in yedi, diğer bir rivayete göre dokuz oğlu vardır: demir-başlı kara oğullar (temir paştuu kara uuldar) denir. Bunların şahsi adları da vardır. Fakat bir Şamanın söylediği isim diğer Şamanın söylediğine uymaz; her Şaman kendisinin inandığı rivayete göre tesmiye eder. Bu isimler çok mürekkep olur ve her ruhun hususiyetini gösterir.

Birinci rivayete göre Erlik oğullarının adları:

1 — Taş pilektüü Pay-Maattır (Taş bilekli Bay Bahadır).
2 — Karaş
3 — Yes pilektüü Kerey Kaan (pirinç bilekli Kerey Hakan).
4 — Uçar-Kaan
5 — Yabaş-Kaan
6 — Kömür-Kaan
7 — Şeedey Kaan

İkinci rivayete göre:

1 —

Erliktin yılanduu Karaş (Erlik'in yılanlı Karaş)
Katuu sınduu Kaan-Karaş, Piyik sınduu Piy-Karaş. (Sert yapılı Hakan Karaş Büyük vüçutlu Bey Karaş).

2 —

Taş pilektüü Maattu
(Taş bilekli Bahadır)

3 —

Yetti oduuluu,
Yes pilektüü Kerey Kaan
Şıngay Kaan tözi
(Şıngay Hakan neslinden Yedi otağlı Pirinç bilekli Kerey Hakan)

4 —

Köölöktün kak sayu
Kömür Kaanıfi kök tömön
(Gömleğinin her dikişinde "Kök tömön" (bulunan) Kömür Hakan)

5 —

Paspas pazar Padış-pökö
Küler tartkı, yer tartkı,
Küler çapkı, yer çapkı,
Paspak yudar padış-piy.
(Yürür yürümez (harfiyen "basar basmaz") Padış pehlivan
Demir kaşağı toprak kaşağı
Demir kapan toprak kapan
Değirmen taşlarını yutan Padış Bey).

6 —

Aburaluu köl-yayık
Andanışkan Şınay-Kaan ("Abura"lı göl-tufan Altüst eden Şınay-Kaan).

7 —

Padış Kerey
Kıygı yok kır keme,
Kanadı yok kuva sal.
Padış-Kerey.
(Küreği yok dağ gemi Kanadı yok buz sal. Padış-kerey)

8 —

Aygır yalduu Piy-Tabaş
(aygır yeleli bey yabaş)

9 —

Kattu sınduu Temir - Kaan,
Tulku sınduu tulunduuu,
Tuduş temir yarınduıı
Adam Erlik ayrılgan
Kızarar kanı yok,
Kayılattan tını yok
(Yusyuvarlak saç örgülü,
Som demir yağrın'ı
Ata Erlik'ten ayrılmış
Kızarır kanı yok.
Kayacak (ölecek) canı yok.

Sert vücutlu Temir Hakan), Erlik oğulları "Erlik beyin elçileri" (Erlik piydin elçizi) tesmiye olunurlar. Fakat burada "elçi" müdür manasına gelir, çünkü bunlar Erlik alemindeki, yerin altındaki (altıngı oron) ve üstündeki (pu yerde) bütün fena ruhları idare ederler. Bilhassa yer üzerindeki şerir ruhların (yaman körmöstör, yerdin neme) idaresi bunların elindedir.

Altaylıların tasavvurlarına göre şerir ruhlar bütün yeryüzüne dağılmıştır. Şaman dualarından anlaşılıyor ki bu ruhlar, şahsi hususiyetlerine göre, "obur ruhlar (yek yahut aza)", "ölüm ruhları (al-daçı)", geçmiş babalar ruhu (ada öökö)" diye muhtelif zümrelere ayrılırlar.

"Geçmiş babalar ruhu" şöyle tavsif edilir:

Közü yok - sokkorlorGözü yok- körler
Peli yok pertikterBeli yok-sakatlar
Tanmajı yok sınıktar, Pel söögi pertikter Kabırgazı kayşkaktar üye söögi oyşkaktar
Kalçası yok-kırıklar Bel kemiği sakatlar Kaburgası eğriler Boğum kemikleri bükülenler
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ALTAY ŞamanLIĞINA AİT MADDELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:18

Altaylıların söylediklerine göre şerir ruhlar inzibata pek de riayet etmezler. Aralarında kavga, ihtilaf ve savaşlar olur. Bunlar, fevkalade aç gözlülük ve oburlukla temayüz ederler. Bunlar, dip diri insanı lokma gibi yutarlar. Biri hastalanırsa Altaylılar "şerir ruh yemektedir" (körmös yep - yat), biri ölürse "şerir ruh yemiş (kör-möz yeğen) " derler. Vücutta hasıl olan her türlü yaralar (paluu) şerir ruhun ısırmasiyle (körmöstün tiştegeni) izah edilir. Şerir ruhlar yalnız insana zarar etmekle kalmıyorlar, çok aç gözlü olduklarından Erlik'in payını yiyerek onu da zarara sokarlar.

ölülerin canları da şerir ruhlar zümresinden sayılır. Bunlar kabilelere (söök) ayırlırlar ve alaylar teşkil ederek dünyadaki torun-larının obaları etrafında dolaşırlar. Bazan, aç gözlülük şevkiyle yabancı oymakların obalarına da akın ederler.

Bu canlar -ruhlar çok hilekar ve sokulgan nesnelerdir:

kapıdan girmezlerse delik bulup eve girerler ve yemek için insanlara saldırırlar.

Şerir ruhlar arasında inzibat ve nizamı temin etmek için Erlik kendi bahadır oğullarım yer yüzüne gönderir. Bunlar, yavuz muhafızlar (katuu kuyak) sıfatiyle ev kapılarını şerir ruhların yersiz hücumlarına karşı korurlar (ejigine katuu yaman kelze kuyaktap yat). Bundan dolayıdır ki Erlik oğullarım "kapının zırhı" (ejiktin kuyagı) tesmiye ederler.

Erlik'in bahadır oğulları bekçilik ederek kapının iki söğesi (eki-yaagı) yanında bulunur ve eşik (pozogo) istikametinde öteye beriye gezinirler. Bazan de avluya (kürentik) kadar gelirler. Şerir bir ruhun yaklaştığım duyar duymaz derhal onun üzerine saldırır ve kuvvetli elleriyle yakalayıp daima kaynamakta olan dört kulplu tunç kazana (tört kulaktuu küler kazan) atarlar. Habis ruh bu yeraltı cehenneminin ağzında (yer taamının uuzı) küstahlığının cezasını görür.

Her kabile (söök) Erlik oğullarından birinin veya ikisinin kapı-larında bekçilik ettiklerine inanır ve bunlara karşı saygı gösterirler. Erlik oğullarından Karaş, Kerey-Kaan, Temir-Kaan, Padış-Piy ve Pay-Maattır adları bilhassa kapı bekçileri sıfatiyle anılırlar.

insan Erlik oğullarını kendisine hayırhah bilir; onlara karşı saygı gösterir. Bununla beraber onların gazabından ve kalırından korkar.
Bazı Şamanlar'ın anlattıklarına göre Erlik oğulları babaları için yapılan kurban ayinlerinde Şamanlara rehberlik ederler, yeraltı dünyasına giderken yol gösterirler ve Erlik'le Şaman'ın müzakerelerinde vasıtacılık yaparlar.

Şamanlar'ın tasavvurlarına göre, Erlik'in oğulları Kara /öj'lerdir. Her kabile Erlik oğullarından birini kendine tös tutarak hürmet eder;

başka kabilelerin tösüne karşı lakayıttır. Bu tösler şerefine yapılan kurban ayin ve merasimleri esas itibariyle Erlik'e yapılan ayinlerden farksızdır, ancak bazı motifleriyle ayrılır. Bunlara verilen kurbanlık hayvanların da Erlik'e verilen hayvanların haiz oldukları hususiyet-lere malik olmaları şarttır.
Erlik Oğullarının yeraltı dünyasındaki rolleri pek de vazılı değildir. Bunlar yeraltı dünyasındaki gölleri, ırmakları, deniz ve deniz canavarlarını idare ederler. Her birinin otağ (oduu)ları vardır.

Erlik oğullarının vazifelerini Altaylılar Rus Hükümeti memurlarının vazifelerine benzetirler ve onları "stanovoy pristav" gibi telakki ederler (oşkoşlo stanaboy pristap).

Taş pilektüü Pay Maattır'ın dokuz kızı vardır:

Maattırdın togus kızıBahadırın dokuz kızı
Yeltek kara çaçtuular,Dalgalanan kara saçlılar,
Yeltek kara püdüiilüü Togus tüiiey karalar.
Yaradılıştan kara kırıtkanlar Dokuzu da müsavi karalar.


Bahadırın kızları kapıcı sayılır, Şaman dualarında bunlar kara yılana benzetilir (Kara yılan kıstar).
Erlik oğullarından yalnız Karşıt namına put (çaluu) yapılır. Bu put dokuz şerit ve kara bez (kara pös) den ibarettir; ev içerisine, kapının sol tarafına konulan bir sırık üzerine asılır.

3) Erlik'in kızları (Erliktin kıştan).

Bir rivayete göre, Erlik'in iki kızı vardır. Birinin adı Sekiz gözlü Kiştey ana (Segis köstüü Kiştey ene) diğerinin -Erke Solton (nazlı sultan)dır.
Bir başka rivayete göre, Erlik'in dokuz kızı (Erlik piydin togus kızı) vardır. Bu kızlar yeraltı dünyasında, Şaman dualarında "oyın yeri (oyun yer)" yahut "kaygan sarı oyuk, harmanlı kuru, düz, çıplak (yılgayaktuu sarı oyık edirgendüü kuu taktak)" tesmiye edilen mahalde yaşarlar.

Erlik'in kızlarının muayyen bir vazifeleri yoktur; vakitlerini eğ-lence ve oynamakla geçirirler. ayin esnasında Şamanın yolu9 bazan bulunduğu yere uğrar. O zaman bu kızlar Şamanı yatak odalarına çağırır ve bütün kurbanların ve taf'lerin kendi hakları olduğuna Şamanı kandırmaya çalışırlar. Eğer Şaman bunların cilvelerine alda-nıp sözlerine kanarsa Erlik veya diğer bir tös tarafından öldürülür.
Şaman dualarında tavsif edildiğine bakılırsa Erlik'in kızları pek de cazibeli değildirler.

Tomtıgu yok tolgoştor, Şalbarı yok şaltandar, Telim kara keptüler, Teltek kara çaçtuular, Peş orolgon t ulundun, Uyadıyok, kajan,
Ter yarık poloktuu, Ter mejelik emçektüü, Ködöndöıü tançpandajıp Emçekteri pelçehdejip
Topuğu yok elastiki vücutlular, Şalvarsız çıplaklar Tapışkan kara yüzlüler, Dalgalı kara saçlılar, Beş örgülü, tulumlu Hayası yok maskaralar Ter yarığı gibi vulva'lılar Tepe gibi tümsek memeliler, Kıçlarını oynatıp Memelerini sallayıp,
Erlik togus tüney kara kıs Erlik'in dokuz müsavi kızları
B. Arı ruhlar (Aruu tös) i. Semavi ruhlar.


Şaman metinlerinden öğrenildiğine göre:

a) Ulgen,
b) onun oğulları
c) kızları ve
d) vazifeli ruhlar:

Yayık, Suyla, Karlık, Utkuçı se-mavi ruhlar zümresine girerler.

a) Ulgen-Hayır ilahıdır; ay, güneş ve yıldızlardan yukarıda yaşar (örö turgan Kudayım). Ulgen'e giden yolda yedi, başka bir rivayete göre, dokuz engel (puudak) vardır. Bu yol ancak erkek Şamanlar için açıktır. Bununla beraber, ayin esnasında, erkek Şaman da ancak beşinci engeli (puudak) teşkil eden altun kazık'a (kutup yıldızına) kadar gelebilir, bundan geri dönmeye mecburdur. Ulgen'in altın kapılı sarayı ( örgöö ) ve altın tahtı ( altın şiree) vardır. Ülgen, insan şeklinde tasavvur edilir (Adam ülgen piy kiji-atam Ülgen bey kişi). Dualarda ona "Beyaz parlak (Ak Ayas), "parlak Hakan (Ayas Kaan)", "gürültücü (künürtçi)", "şimşekçi (yalgınçı)", "yakıcı ( küygekçi)," diye hitap edilir.

Ülgen - güneş, ay ve bütün gök kubbesinin halikıdır:

Ayluu kiindüü yaan yer,Aylı, güneşli büyük yeri,
Ay kiinüm yayagan,Ay ve güneşi yaratmış,
Adam Ülgen pıçıgan,Atam ülgen biçmiş.


Ebe kuşağını yaratmış (Eki solom sayılgan-(onun) iki ebe kuşağı dikilmiş); insanların ve hayvanların başını, kirpik ve göbeğini yoktan var etmiş; insanlar için yaylalar, çimenler sıcak yuvalar halketmiş.

Tulku sınduu paştın kudun
yayagan,
Kindiktüüdü yayap salgan, Kirbiktüüdü pıçıp salgan, Aygır malın yayap pergen, Ar tebegezin pıçıp salgan
Tebelüüde mal yayap peretten
Tergelüüde yurt yayap peretten, Ülgen Ateş (ot) in halikıdır. Üç odındı küydürüp pergen, Üç oçogındı kadap pergen, Adam Ülgen!
Yuvarlak biçimli başın canını (kut) yaratmış Göbekliyi halk edivermiş Kirpikliyi biçivermiş Aygırlı at sürüsü yaratmış Her (yerde) otlaklar yaratıp ve­recektir.
Sürü yerlerinde mal yaratıp vere­cektir.
Payıtahtlı yurt yaratıp verecektir.
Sıcak ateşini yakıp veren
Ve sacayağını (ocağım) dikip veren!
Atam Ülgen!


Ülgen ilahi kudret sahibidir:

yıldızları idare eder, gök gürültüsünü ve yıldırımı yaratır, yağmur ve doluyu gönderir; dolu onun salyası (silekey) dır.

Aydı kündü yalıştırgan, Ak puluttı ajırgan, Kara agaştı ootkan Kalbakka, sapkakka kemdep kalgan..
Yalgınçı, künürtçi!. Tizirt edip iygende Ter yehis silkinet. Tibirt edip iygende Tat kijidin Tal yüreği yalırayt
Ay ve güneşi hareket ettiren Ak bulutu aşıran, Kara ağacı parça parça eden Kaşık ve kepçe ile (her şeyi) hesap eden. Yıldırıma, şimşekçi, Tepindiği zaman Yer yosun teprenir; Çatır çatır ettiği zaman Yabancı kimselerin Yufka yürekleri (korkudan) yanar


Ülgen'in ezeli ve ebedi olduğuna, ona tapmanın başlangıcına dair Şaman dualarında şöyle denir:

Yetti adamnıh ködürgeni,Yedi babamın hürmet ettiği
Ter püdürde yayagan.Yer yaradıldığı zaman yaradılmış.
Pajırganim Pay—Ülgen!Baş vurduğum Bay Ülgen!


Üigen'e üç, altı, dokuz veya on iki yılda bir defa ayin yapılır ve kurban olarak parlak donlu ve üç yaşında bir kısrak kesilir.
Kurban merasimi ilkbahar yahut yaz mevsimlerinde, bazan da sonbaharda yapılır. Kurban merasiminde Şamani ayinler bütün te-ferruatiyle icra olunur. ayine büyük bir kalabalık halk kitlesi iştirak eder. Kurban kesen adam, ailesi, yakınları ve misafirleri Üigen'e lütuf ve ihsanları için teşekkür ederler, gelecekte de merhametli olmasım dilerler. Davarların (maldın suzu), çocukların (kijinin suzu ), avda muvaffakiyet (mıltıktın suzu), süt, arpa, otların bereketi, yaylaların asayişi ve bütün halkın refah ve rahatı için dua ederler.
Kurban ayininin umumi adı üstügü, yani "semadaki" (gökte yaşayan ruh için)dir. Kurbana da parılgı namı verilir.

b) Ülgen'in oğulları (Ülgenin uuldarı):

Ülgen'in yedi oğlu vardır:


1) Karşıt,
2) Puura-Kaan,
3) Yajıl-Kaan,
4) Burça-Kaan,
5) Kara-kuş ( = kartal),
6) Paktı-Kaan,
7) Er Kaanım.

Ülgen oğulları gökte yaşarlar. Bunlar da, babaları gibi iyi ruhlar, kudaylar zümresine dahildirler. Onlar Ülgen'den ayrılmış (ayrıl-gan) oldukları halde babalarına müsavi değildirler.

Her kabile (söök), Ulgen oğullarından birini kendisi için koruyucu ruh sayar. Buna göre, Ülgen oğulları Altaylılar için, Ülgen'in kendisi gibi temiz ve iyi ruh (Aruu tös) lardandır. Bu ruhlar için tıpkı Üigen'e yapılan ayin ve kurban merasimi yapılır ve aym dualar okunur.
Ülgen oğullarından Altaylılar arasında bilhassa Karşıt maruftur.
Ülgen oğulları namına put (tös) yapılmaz.

c) Ülgen'in kızları (Ülgenin kıştan) Ülgen'in dokuz kızı vardır.

Bunlara "afif kızlar" (ak kıstar-kıyandar)" denir; has isimleri yoktur.
ayin esnasında bazı Şaman (kam)lara bu kızlar telkinatta bulu-nurlar.
Ay kulağıma, kiji polup Ay (gibi) kulağıma, kişi (gibi) olup söylerdiniz!.
Aydıp peretten edeger!
Bu kızlar namına kukla biçiminde putlar yapılıp Şaman cüb-besinin (manyak), beli üzerine sıralanır.

d) Yayık (vasitacı ruh):

Bütün vasıtacı ruhlar arasında Yayık birinci mevkii işgal eder.

O, Ülgen vücudundan bir parça olup semavi ruhtur:

Ayas kaanın üleji Aydın künüh ülüü.
Parlak Hakanın (Ülgen'in) ülüşü, Ay ve güneşin parçası.


Yayık, yerde insanlar arasında yaşar. Ülgen, onu insanları fena-lıklardan korumak, hayat vermek için göndermiştir. Bundan dolayıdır ki dualarda Kuday adiyle anılır. Yayık'ın başlıca vazifeleri Ülgen'le insanlar arasında vasıtacılık yapmaktır.

Ülgen piydin yarlıkçızı Kızıl pulut kuyuluu, Kızıhıluu tiskindüü Kaba yalgın kamçıluu
Ülgen beyin emirleri (muhbiri) Kenarı kızıl buluttan Dizgini ebemkuşağından Kamçısı şimşekten (olan)
T ener ede til alışkan Ak-Yayık! Gökten haber alan Ak Yayık!


Yayık, Altaylılarca çok sayılan bir ruhtur, ilkbaharda, davarların ve kısrakların ilk sağılan sütü ile bulguru karıştırap lapa (potka) yapıp Yayık'a saçı (libation) saçarlar. Bu merasime "Yayık kaldırma (Yayık çıgarar)" denir. Bu merasimde gelecek yıl için lütuf ve ihsan temenni ederler.

Üstügü ayini yaparken Şaman Y ayı k'ı çağırır ve onun refakatin de kurbanını Üigen'e götürür. Yayık'ın yardımı ve rehberliği olmaksızın Şaman göklere Ülgen huzuruna çıkamaz. Yayık namına beyaz kumaştan tasvir (put) yapılır; bu puta beyaz şeritten baş, kulak, el, ayak ve kuyruk konulur. Ayaklarına kızıl şerit dikilir. Bu putlar (kuklalar) yirmi veya otuz kadar olur. Hepsi beyaz kıldan örülen bir ipe sıralanarak evin arka tarafındaki iki huş (kazın) ağacı arasına gerilir.

üç üyelüü Ak - Yayık,Üç boğumlu Ak Yayık,
Altnı kırluu Ak - Yayık !Altın kenarlı Ak Yayık!


d) Suyla:

Suyla, insanın yerdeki muhafızıdır. Gözleri at gözlerine benzer (at karaktuu kaan - Suyla); otuz günlük mesafeden görür. Bazı Şamanlar Suyla'yı at gözlü kartal (at karaktuu mörküdüm) şeklinde tasavvur ederler.

Suyla semavi ruhlar zümresine dahildir; "Ay ve güneşin kırpıntısı (ay künün kırkını)" tesmiye olunur.
Onun rolü insanın hayatını murakabe etmek ve insanın hayatın-daki değişiklikleri haber vermektir. Bundan dolayı da ona "iki dilli kekeme han (eki tildüü Kaan-kele)" denir.

Ayin esnasında Suyla Şaman'ın göklere ve yeraltı dünyasına seya-hatinde yoldaşlık eder ve Yaylık'la birlikte Şamanın kurbanını o veya bu yere götürür.
Suyla'ya rakı serperler (arakı çaçar); başka türlü kurban ver-mezler.

e) Karlık:

Karlık, Suyla'nın mesai arkadaşıdır; bir Şamanın ifadesine göre Suyla ile Karlık arasındaki münasebet ve yakınlık karı koca arasındaki münasebete benzer. Kurban ayini yaparken Şamana yoldaşlık eder. ayin esnasında Karlık namına, duman çıkmak için çadır veya ev üstünde bırakılan delikten (tündük) su serperler.

f) iKkuçı:

Utkuçı (harfiyen: "güler yüzle karşılayan") gökte yaşar. Ül-gen'in yegane ve en yakın elçisidir (Ulgen piydin elçizi). Üstüngü denilen kurban ayinini yaparken Şaman ve ona rehberlik eden Suyla, Karlık ve Yayık göklere Ulgen huzuruna giderler. Ülgen bunları karşılamak için Utkuçı'yı gönderir. Yolcuları Utkuçı göklerin beşinci dairesinde, Altın Kazık'da (Kutup Yıldızında) karşılar ve Ülgen'in iradesini bildirir. Şaman'ın getirdiği kurbanı alıp altın kapıdan içeriye dalar ve Ülgen'in tahtına sunar.
Altın Kazık'da Şamana bir kaz (kas) verilir; yolcular bu kaza binerek yeryüzüne dönerler.

g) Yer veyahut Dağ ruhları:

Altaylılara göre dağ ruhları tamamiyle müstakil bir zümredir; Ulgen ve Erlik'le münasebetleri yoktur. Bu ruhlar insana iyilik yapar, refah ve saadet bahşederler; saygsızlığa karşı da ceza verir ve hastalık gönderirler.
Hayvanların çoğalması, sağlık, umum" emniyet ve şerir ruhların
(aza, yek) uzaklaşması hep bu ruhlar tarr fından verilen nimetlerdir.

Kün ebirbes Küler-tuum,Güneş dolaşmaz tunç dağım,
Ay ebirbes Altın-tuum,Ay dolaşmaz altın dağım,
Aydapyadar malga piyan pergen, Sürü sürü mallara (hayvanlara)
bereket vermiş
Kindigibiske kir salbazı kandii ? Göbeklerimize kir (pas) bırak-
masan ne olur?
Kirbigibiskeyaş salbazı kandii ? Kirpiklerimizi yaşartmasan ne
olur?
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ALTAY ŞamanLIĞINA AİT MADDELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:20

Altaylıların, dağ ruhlarına dair tasavvurlarında vuzuh yoktur. Şekil itibariyle insana mı, yoksa bir canavara mı benzediğini kestiremezler. Bu ruhlar insanın kalbine ancak kendi mevcudiyetlerini telkin ederler (ebeltip yat).
Dağ ruhlarının yaşadıkları yer kişi oğlunun yaşadığı yer dairesidir. Başka ruhlar gibi gökte veya yer altı dünyasında yaşamazlar.

Bundan dolayıdır ki Altaylılar dağ ruhlarım üç zümreye ayırırlar:

Yer- Su (yani yer ve su ruhları), Yezim tayka (yani cümudiyeler ruhu) ve Altay (yani dağ ruhları).
Bu ruhların umumi adı "ee" yani sahip ve Yezimpiy'dir.
Bu ruhlar kat'i bir şekilde şahıslandırılır ve muayyen bir yere, o veya bu dağa, ırmağa, göle ve kayaya sahip olduklarına inanılır. Şu suretle bu ruhlar mahalli ruhlar sayılırlar.

Bundan dolayıdır ki dağ, ırmak ve göl adları Altaylıların nazarında yalnız coğrafi isimler değil, fakat o yerin sahibi olan ruhun adıdır. Mesela Abu-Kaan, Süt-köl, Ülemen, Ak-Kaya vesaire yalnız dağ, göl, ırmak, kayaların adı değil, canlı varlıklar ve Altaylıların taptığı ilahlardır. Bunlar insanların dualarına cevap verebilirler; lütuf ve ihsan sahibi oldukları gibi, kahretmek de ellerinden gelir. İnsana benziyen bu varlıkların çoluk çocukları da vardır.
Abu-Kaan dağının iki kızı vardır. Bu kızların her ikisi de Yelbis adını taşırlar.

Bu ilahi varlıklara Altaylı şöyle dua eder:

Sümer - Ulan taykamSümer Ulan dağım
Süt - kölüm, Sümer-taykam!Süt gölüm, Sümer dağım!
Altın yargı perzinAltın hükmünü versin,
Agar pajım amir etkeylBeyaz başımı esen eyliye!
Dağlar, ırmaklar göller de şu cevabı verirler:
Undubay, t aş t ab ay !Unutma, bırakma (beni)
Agar yuurtuh amir yatsın !Ak yurdun esen yatsın!
Her dağın, göl, ırmak ve kayamn bir altın kapısı, altın tahtı ve at bağlamak için altın kazığı vardır.
Altın ejigihneh çıgıpAltın kapından çıkarak
Ay bozogondı altapyadımAy eşiğinden atlıyorum


Sümer - Ulan taykamSümer Ulan dağım
Süt - kölüm, Sümer-taykam!Süt gölüm, Sümer dağım!
Altın yargı perzinAltın hükmünü versin,
Agar pajım amir etkeylBeyaz başımı esen eyliye!
Dağlar, ırmaklar göller de şu cevabı verirler:
Undubay, t aş t ab ay !Unutma, bırakma (beni)
Agar yuurtuh amir yatsın !Ak yurdun esen yatsın!
Her dağın, göl, ırmak ve kayamn bir altın kapısı, altın tahtı ve at bağlamak için altın kazığı vardır.
Altın ejigihneh çıgıpAltın kapından çıkarak
Ay bozogondı altapyadımAy eşiğinden atlıyorum
Altın örgööhö tabışsın tep,(Kurbanım) Altın sarayına eriş-
sin diye,
Altın çakkına puulalzın tepAltın kazığına bağlansın diye.


Her dağ ruhu ancak kendisine ait olan mıntakava hakimdir; diğer mıntakada bulunan ruhlarla münasebeti yoktur.
Altaylı her kabile (söök) o veya bu dağı, ırmağı, kaya ve gölü kendi soyunun hamisi telakki eder; onu arı ruhlardan (aruu tös) sayarak tapar. Kabile tös'lerinin sayısı epeyce çoktur. Bu arı (temiz) ruh sayılan coğrafi mevkilerin bir çoğu Altay sınırları dışında bulunurlar. Mesela Sümer Ulan, Moğolistan'da; Alaş ve Sütgöl Kemçik ırmağı sahilinde; Kanım, Yenisey kıyılarındadır.

Dağ ruhlarına tapma adeti çok eski devirlerde başlamış ve bugüne kadar devam etmektedir. Bununla beraber Altaylılar bu adetin yedi nesilden beri devam ettiğini, tös'lerin ise yerle beraber yaratıldığını söylerler.

Yetti öbökö pajırıp kalgan Yedi babamız (sana) ibadet et­miş
Aruu tözibis Abuu-KaanArı ruh Abu Kaan!
Yer püderdeyayalıp kalgan tö- Yer bittiği zaman yaradılmış ru-
Zİbis humuz

Altaylılar dağ ruhlarına kanlı kurbanlar verirler (kısrak öldürürler), saçı (libation) olarak bulgur karıştırılmış süt serperler.
Dağ ruhlarına verilen kurban ayini, üstügü ayininden bir gün sonra icra edilir. Bu ayinde Şaman ayinlerinde yapılması icap eden bütün şartlar yerine getirilir. Üstügü ayininden ayrı olarak dağ ruhlarına kanlı kurban verilmez.

Bu kurban ayininde mahsus ilahiler terennüm edilir. Bu ilahilerden anlaşıldığına göre, Şaman kurbanı alıp, Yayık, Suyla ve Karlık adlı ruhların refakatinde yedi engeli yahut kapıyı (puudak yahut süzgek) geçer. Bundan dolayıdır ki dağ ruhlarına terennüm edilen ilahiler "Yetti ejiktüü yerim-suum (yedi kapılı yer ve suyum)" tesmiye edilir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ALTAY ŞAMANLIĞINA AİT MADDELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:21

II. YERİN VE İNSANLARIN YARADILIŞI HAKKINDA EFSANELER

Üzerinde yaşadığımız yeri Altaylılar "Çın Yer (hakiki yer)" tesmiye ederler. Bu yerin altında ebedi karanlığın hüküm sürdüğü diğer bir yer vardır, ki burasına altırıgı oroon (alttaki mahal) yahut alış yer (uzak yer) denir.
Hakiki yer bugün ikinci devresini yaşamaktadır. Bu ikinci devre Altaylılara göre, tufan (Yayık) dan sonra başlamıştır.

Tufan (Yayık) hakkında Altaylılar şu rivayeti naklederler:

Tufan olacağını ilk olarak demir boynuzlu, gök (tüylü) bir teke (temir müüstü kök-tekke) haber vermişti.
Gök teke yedi gün yer yüzünü dolaştı ve bağırdı.

Yedi gün zelzele oldu.
Yedi gün dağlar ateş püskürdü.
Yedi gün yağmur yağdı
Yedi gün fırtına oldu ve dolu yağdı.
Yedi gün kar yağdı

Bundan sonra müthiş soğuk oldu. Yedi aziz kardeş vardı. Bunlar tufan olacağını bildiler. Bu kardeşlerin büyüğüne Erlik, diğer birire de Ülgen denirdi. Ulgen ilahi kudret sahibi olup nomçı (kitap ehli) adını almıştı.

Yedi kardeş gemi (kerep) yaptılar. Her cins hayvandan bu gemiye birer çift aldılar.
Tufan çekildikten sonra Ülgen gemiden bir horoz (takaa) salıverdi. Horoz soğuktan öldü. Sonra bir kaz salıverdi. Kaz gemiye dönmedi. Üçüncü defa olarak Ülgen bir kuzgun (kuskun) salıverdi. Kuzgun da gemiye dönmedi, çünkü bir laşe bulup yemeğe başlamıştı...
Yedi aziz kardeş gemiden çıktılar. Ülgen, "nom" yani hikmet kitabından aldığı kuvvetle insan yaratmağa girişti. Altın fincan içine gök çiçek (kök çeçek) koydu. Kardeşi Erlik bu çiçeğin bir p ırçasını çalıp gene bir insan yarattı.

Ülgen kardeşine darıldı ve onu tel'in ederek: "Senin yarattığın kavim kara kayış kuşaklı kara kavim olsun (Kara kayş kurluu, kara albattı polzın senin yayagan albattın)!" dedi, sonra:

"Benim yarattığım Ak kavim şarka, senin yarattığın kavim garbe gider" diye ilave etti.

Kara kavim deriden davul icat ederek yer yüzünde ilk defa şamani ayin yaptı.
Diğer bir rivayete göre, Ülgen insan vücudunu yarattıktan sonra Kuday'a yüksek uluhiyetin huzuruna can istemek için kuzgunu gönderdi. Kuzgun semaya uçtu.
Kuday, Ülgen'in istediğini verdi. Kuzgun insan camın gagaları arasında sıkıştırarak geri döndü.

Yol uzundu, kuzgun acıktı. Yer yüzünde uçarken deve laşesini gördü. iştah onu laşeye doğru sürüklüyordu. Fakat kuzgun dayandı, laşenin yanından uzaklaştı, geçti... uçuyordu; aç olduğunu unutmak üzere iken gözü at laşesine düştü. İştahı kabardı. Fakat gene kendini tuttu. Laşenin yanından geçti. Kuzgun aç ve bitkindi.
Kuzgun son kuvvetini toplayıp uçarken bir leş daha gördü. Bu bir inek laşesi idi. Mavi gözleri kuzgunu kendine çekiyordu.

Kuzgun bu sefer dayanamadı:

"Ah, ne güzel gözler!" diye bağırdı. Gagasındaki can çam ormanına düşerek dağıldı. Bundan dolayıdır ki çam, kara çam, ardıç gibi ağaçlar kışın ve yazın yeşilliklerini muhafaza ederler. Kuzgun havada uçarken gece yarısında Erlik yer altından çıktı.

Yer yüzünde bir saray (örgöö) gördü ve yavaş yavaş ona yaklaştı. Bu sarayda Ülgen'in yarattığı insan vücutları yatıyordu. Erlik'in suikastlarından korkan Ülgen buraya bir köpeği bekçi tayin etmişti. O zaman da köpek, insan gibi tüysüzdü.

Erlik köpeğe:

"Beni saraya bırakırsan sana nekey (eski kürk) veririm; soğuktan donmazsın. Hem sana öyle bir yemek veririm ki bu yemeği yersen bütün bir ay açlık duymazsın" dedi.
Köpek bu sözlere kanıp Erlik'i saraya bıraktı. Sarayda bulunan bütün cesetlere Erlik kendi camın üfledi ve "bunların hepsi benim olacaktır" dedi.
Cesetler canlandı. Bunların arasında çocuklar, delikanlılar, kızlar, kadınlar, ihtiyarlar ve kocakarılar vardı.
Yer yüzünde insanlar böylece zuhur etti.

Erlik'in bir tüfeği vardı; bu tüfek dumansız barutla doldurulurdu. Erlik her gece yeryüzüne çıkar, insanları öldürüp canlarını toplardı. Güzel kadınları aşçı (kazançı), delikanlıları da rikabdar (ködöçi) yapardı. Ülgen kendi sarayındaki adamlarının azlığının farkına vardı; gizlice Erlik'in dumansız (sessiz) barutu yerine diğer bir barut koydu.

Erlik geceleyin gene tüfeği ile vurdu. Bu sefer tüfek öyle patladı ki Erlik korkusundan tüfeği bırakıp yer altına, cehenneme daldı.
Bundan sonra Erlik yeryüzüne çıkmaz oldu. O şimdi canlar avlamak için elçilerini göndermekle iktifa ediyor.
Bir zamanlar Erlik beyaz ata binerdi. Tanrı bu atı bir kahramanın canına karşılık olarak satın aldı.

Fakat Tanrı habis ruhu aldattı:

Kahramanın canı yerine karaöküz verdi ve Erlik'i bu öküze ters bindirip eline kamçı yerine balta (ay malta) tutuşturdu.
Bu rivayete dayanarak Altaylılar Erlik'e, at yerine, kara öküz veya inek kurban ederler.

III. CANLAR, ÖLÜLERİN RUHLARI VE ŞAMANLAR HAKKINDA

Altaylıların nazarında, insan ceset ve candan mürekkeptir.
Ceset dediğimiz, onlara göre, et, kemik ve kandan (kijinin edi, söögi, kanı) ibarettir.
Varlığın büyüme ve nefes alma gibi hayat tezahürü Tın sözüyle ifade edilir. Tın yalnız insan ve hayvanlarda değil, neşvünema kabiliyeti olan bütün cisimlerde (nebatlarda) de vardır.

Bizim anladığımıza nazaran bütün manasiyle cana Altaycada süne denir. Süne nebatlarda yoktur; ancak insan ve hayvanlarda bulunur.
insanın süne'si hayatında da vücudundan ayrılıp dağlarda, bozkırlarda dolaşabilir. Vücuttan ayrılıp gezinen süne'yi, Şamanlar, mükaşefe kudretine malik bazı adamlar ve nadiren de köpekler görebilirler. Süne'yi görme kabiliyeti olan adamlara köspökçi denir.

Köspökçiler süne'yi oldukça uzaktan, hakiki insan suretinde görürler. Köpek süne'nin yaklaştığını uzaktan acı acı uluma ile haber verir. Adi adamlardan biri süne'yi görürse pek yakında öleceğine işarettir.

Canın diğer bir nevi vardır ki buna Yula denir. Yula insanın veya hayvanın eşidir. Yula da süne gibi, cesetten ayrılıp müstakil yaşayabilir. Rüyada gördüklerimiz işte bu Yula'dır. Şaman ayinlerinde Yula'nın rolü mühimdir; Şaman kurbanla beraber yer altına (altmgı oroon) indiğini yahut semaya (tenere) çıktığım söylerken kendisinin ve kurbanının yula'sının seyahatinden bahseder.

Öteki dünyada ancak süne'nin rolü vardır. İnsanın ölümüne iki şey sebep olur:

biri Erlik'in aç gözlülüğü, diğeri de Erlik'le Ülgen'in müştereken verdikleri hüküm. Bu ölüm hükmü Ülgen'le Erlik memleketlerinin sınırında bulunan Kara Kütük (Kara tönöş) denilen yerde verilir. Erlik'in aç gözlülüğü yüzünden gelen ölüm tabii değildir, Erlik'e kurban vermekle bu vakitsiz ölümden kurtulmak kabildir. Büyük iki hükümdarın Kara töngöş'cle verdikleri hüküm (Yargı) ile gelen ölümden kurtulmak imkansızdır. Ölüm amnda Süne vücuttan ayrılınca şaffaf buhar olur ve buna Sünezinih üzüdü yahut sadece üzüt denir. Vücudu bıraktıktan sonra Süne başka bir dünyaya (paşka yer) gider. Orada Süne'yi Erlik'in elçisi-ölüm ruhu (aldaçı) karşılar. Aldaçı hakkında tam bir fikir verebilmek için bazı Altaylılar bunu Rusça sotnik (yani: yüzbaşı) tesmiye ederler. Bu aldaçılar her yeni ölen adamın çoktan ölmüş yakınlarından birinin ruhudur. Süne ile aldaçı bir müddet çadır veya ev etrafında akrabalarının muhitinde dolaşırlar. Çocuk süne'si yedi, büyüklerin Süne'si kırk gün böylece dolaşır. Bu müddet zarfında ölü çıkan evde muhtelif tabular olur. Bu eve Şaman (kam) girmez; mübarek vücudunun aldaçı tarafından kirletilmesinden korkar. Adi adamlar da bir haftaya kadar ölü çıkan evden dışarıya eşya vermezler, dışarıdan da almazlar. Bu müddet zarfında ölü çıkan evden bir şey istemek avıp sayılır. Kırk gün sonra müteveffamn akrabaları ruhlar bayramı (üzüt payramı) yaparlar. Bu bayram için hayvan kesilir ve eti umumi sofrada yenilir. İhtiyarlar yüksek sesle irticalen kısa kısa dualar okurlar.

Mesela:

Artkan yurtuna, pala parkazına Yakşı, polzın, ölgön sünezine aruu polzın ! (Kalan halkına, yurduna, aziz evladına iyilik olsun! ölenin canı temiz, arı olsun!) gibi.
Üzüt Payramı'nda yapılan ayinlere Şaman faal olarak iştirak etmez. Evden aldaçıyı, ardıçla tütsü yaparak, kovmak için ise ayrıca Şaman çağırılır.

Tütsü yaparken Şaman şu afsunu okur:

"Aydın dünyaya gelme, şimdi tekrar çıkma! seni Alçayık çeksin! Kaba sakallı atamız Erlik seni tutsun! böyle bir fena nesneyi Tanrı yerimize göndermesin, uzaklaştırsın! bu fena aldaçıyı Erlik tutsun, salıvermesin!" Aldaçıyı kovmak için yapılan bir ayini biz Mayma ırmağının yukarı taraflarında sakin Kupan adlı bir Altaylı'nın evinde gördük. Bu ayin ev sahibinin kendi tarafından da yapılabilir. Şaman tarafından yapılması mecburi olan ayin değildir.
Şimdi biz tekrar, canın ahiret dünyasındaki hallerinden bahsedelim. Can, Altaylıların akidelerine göre, ebedidir, ölmez, Altaylı kendi kendine "möng/cü bolgon tınım kandii (ebedi olan canıma ne olacak)? diye sorar.

Her ölünün canı ahiret dünyasında "körmös" olur. Erlik ve ona tabi bütün kötü ruhların da "körmös" diye tavsif edildiğini yukarıda görmüştük. Ölenlerin ruhu da bunlar zümresine dahil olur.

Körmös'ün ahiretteki mukadderatı dünyada yaptığı amellerin iyi veya kötü olmasına göre olur. İyilikler yapan adamın ruhu bu yer üzerinde kalır (pu yerde tuyat) ve bu dünyamızın nimetlerinden istifade eder. Şu suretle bu yer yüzü iyi insanların ruhu için cennet olur. Ölülerin canları için bundan da iyi bir vaziyet tasavvur edilemez.
Bu dünyada fenalık yapan insanlarının ruhu, fenalıklarının cezası olarak, Erlik alemine, yeraltındaki cehenneme gider (Otko parıp yat). Bu ruhlar, vücuttan ayrılır ayrılmaz Erlik'in uşağı (elçisi) olur. Bütün insanlara fenalık etmeye ve akrabalarından birini Erlik alemine çek-meye çalışır.

Ölen adamın varisleri ve akrabaları körmös'den çok korkarlar. Ruhun muayyen bir müddet yeryüzünde dolaştığına inandıklarından dolayı bu müddet zarfında korku içinde yaşarlar. Eğer bu müddet zarfında tesadüfen başlarına bir felaket gelirse başka bir yere göçmeye mecbur olur, ve bununla körmös'lerin zararlı ve bıktırıcı hareketlerinden kurtulmak isterler. Mesela, Üst-Anos ırmağı sahilinde sakin Sanaş adlı bir Altaylı karısının ölümünden sonra Ak-Ayrı denilen yere göçmüştü. Çünkü karısının ölümünü müteakip bir çocuğu ve iyi iki atı da ölmüştü. Son zamanlarda böyle göç etmek Altaylılar arasında azalmıştır, sebebi de böyle göçlerin iktisadi bakımdan yıkım olmasıdır.

Altaylıların akidelerine göre bütün Şamanların canları yer üzerinde dolaşan körmösler zümresine dahil olurlar. Mampı adlı bir Altaylı Şamana öldükten sonra da ruhun hakikaten yerde yaşayacağına inanıp Radloff'un fikrine göre körmös kelimesi iki türlü yolla meydana gelmiştir:

1) Türkçe körmös (görünmez) yani gözle görünmeyen nesne ve,
2) Türkçe Mani metinlerindeki Hormuzda, Kormuzda'yı Altaylılar kendilerinin körmös'leriyle karıştırmışlardır. Bundan dolayıdır ki bu kelime hem ölülerin canları, hem de yer altındaki karanlık alemin hükümdarı Erlik manasında kullanılır.

İnanmadığını sormuştuk. O, kat'i olarak "bizim dinimizde böyledir (ee, pistin andü yan) diğer Şamanlar gibi öldükten sonra ben de körmös olacağım. Vücudumuz çürüyecek, ruhumuz ise yer yüzünde yaşayacaktır." diye cevap verdi.

Müteveffa Şamanların ruhlarına, (körmös'lerine) dair Altaylıların tasavvurları şöyledir:

Bütün Şamanların ruhları "temiz şey" (aruu neme) lerdir. Ölen Şamanın ruhu üç veya yedi gün sonra akrabalarını ziyarete gelir. Obanın yanında veyahut yakınında bulunan bir ormanda gecenin sükunetini bozan hafif bir davul sesiyle Şaman, bu esrarengiz varlığım ve ziyarete geldiğini bildirir. Yukarıda mezkur Sapır adlı Şaman'ın verdiği malumata göre bu ziyaretinden sonra Şamanın ruhu Erlik alemiyle olan her türlü münasebetini keser ve akrabaları tarafından temiz ruh (aruu neme) ler zümresine idhal edilir. Şamanın ölümünden sonra onun tasvirini (çaluu) hazırlarlar, ve ev sahibi tarafından çağırılan Şaman, bu çaluu'ya temiz şarap (arakı) serperek bu merasime mahsus ilahileri okur. Bu merasimden sonra Şamanın tasviri evin en iyi yerine asılır ve ölen Şamanın ruhu (aruu neme) olur.

Müteveffa Şaman'ın hayali Altaylı'yı her yerde -evde, dağlarda ormanlarda ve rüyasında- takip eder. Bu hayal, Şaman'ın ölümünden üç, beş veya yedi sene sonra bile görülür. Altaylı ölen Şaman'ın sesini ve konuştuğunu işitir. Ruh ondan kurban ister; dinlemezse korkutur ve hastalıklar gönderir. Şamanın akrabaları ruhun bu sırnaşık hayalinden korunmak için ona kaçılguu yahut saba hazırlarlar ve onun tasvirini yapıp temiz ruh (aruu neme) ler zümresine sokarlar. Şamanlıkta çok ehemmiyetli olan körmös'ler gurubu böylece husule gelmiştir.

Bütün ruhlar zümresini, "insanın et ve kanından olan ruhlar" tesmiye etmek kabildir. Bu zümreye dahil körmös'ler öz ve kan kardeş ruhlardır. Herhangi bir Altaylı ailenin şeceresini tetkik edersek baba veya ana tarafından bir Şamana dayandığını görürüz. Her Altaylı, baba ve ana tarafından yedi babaya kadar şeceresini vazıh olarak bilir. Yedinci babadan önce gelen ecdadın adını anmaktan korkar. Bunların akidesine göre, yedi babadan önceki babaların adlarını anmak Rus Çarı'na karşı saygısızlık sayılmaktadır. Çünkü onlar Oyrat hakanlığına tabi idiler. Bu meselede bilgi sahibi olan ihtiyarlar, bilhassa sükutu tercih ederler. Şecereler pek vazıh olarak gösteriyorlar ki bir aile tarafından "aruu neme" sayılan ruhlar, bu ailenin kardeş, amca, hala, bacanak gibi akrabalarından veya büyük babalarından biridir.

Her ailede aruu neme sayılan körmüs'lerin sayısı üç ile altı arasındadır; bütün körmöslerin adedi ise bir kaç yüzü bile geçer. Körmös'ler her aileye hem erkek, hem kadın tarafından gelir. Yani, her yeni evlenen erkek ve kadın kendi ailelerine ait körmösleri birleştirir-ler. Erkek ailesine ait körmös tasvirleri kadınlar tarafına, bir sırığa asılır. Şu suretle iki aileye ait körmösler ilk defa olarak birleşirler. Bundan sonra gelen oğullar ve torunlar evlenirken baba ve analarının, körmös'lerine kadınlarının körmös'lerini ilave ederler, ki böylece devam edip gider.

Körmös'ler hakkında sorulduğu zaman Altaylılar "bu babamın körmösü, bu anamın (pu adamnın körmözü, pu enemnin)" diye kaydetmeden geçmezler.
Altaylılar muhtelif kabile (söök) gruplarına ayrılırlar. Her kabile bir kaç yüz nüfustan ibaret olur. Buna rağmen hiç bir kabile kendi kabilesi dahilinden evlenemez; muhakkak başka kabileden evlenmesi lazımdır. Bu kaideyi bozanlara, mesela hıristiyanlığı kabul edip kabileden evlenenlere, dehşetli kızarlar ve "neden kilise kan karıştırmaya müsaade ediyor?" diye hayret ederler. Her kabilenin kendisine mahsus "ruh"ları vardır.

Bu ruh (körmös)lar da kabilenin prensiplerine tabidir:

iki kabilenin akrabalık tesis etmeleriyle "ruh" lan da kardeş olurlar. Bundan dolayıdır ki Tonjoondor kabilesinde Çaptılar kabilesinin körmös'lerini ve Çaptılar da Tonjoondorların körmös'lerini görmek pek tabiidir.

Buna bakılırsa bir ailede pek çok körmös tasvirlerinin toplanması lazım gelirdi. Fakat böyle bir kalabalık görülmüyor. Altaylılara göre körmös'lerde gelişi güzel tensikat yapmak pek de günah sayılmaz. Bu tensikat o veya bu körmös'e karşı beslenen sempati ve antipati ile alakadardır. Ekseriya kadın tarafından gelen körmös'ler atılır. Bunlar aile reisi olan erkek tarafından pek de sayılmazlar. Mesela, Çiçke Çargı ırmağı sahillerinde sakin Astın adlı bir köy muhtarı, kadını tarafındaki körmös'lerin adlarım bile bilemiyor ve bunları Rusça olarak "pridanoe Jem-kadının cihazları" diye tesmiye ediyordu. Bununla, kadın tarafındaki körmös'lerin kadının diğer eşyasiyle be-raber getirdiği çeyizden başka bir şey olmadığını anlatmak istiyordu.

Altaylılar, körmös'leri büyük ve küçük diye ikiye ayırırlar. Büyük körmös'leri ulu tesmiye ederler; küçükler için hususi bir isim yoktur. Bunlar meyanında faydalar (ana tarafından olan babalar) ve kan adalar (baba tarafından olan babalar) müstesnadır. Babaları temsil eden bu nevi körmös'lere umumi olarak ozogı adalar (geçmiş babalar) denir.

"Altay kişi" ve "Maymalar kişi" oymak (söök) larında en maruf olan körmös; kürmüş'dür Tuba kişi (ormanlı Altaylılar) oymağında ise Kanım'dır.

Bu iki körmös müstesna bir vaziyette bulunuyorlar:

bunlar, gelin tarafından kocasının evine getirilmez; kendi kabilesinden ayrılmamak ancak bu iki körmös'ün hakkıdır.
Ev veya çadırdaki körmös'lerin en ehemmiyetli sayılanları Kurmuş ve Kanım'dn. Bu iki Körmös'ün tasvirleri en saygılı yerde, diğer tasvirlerin merkezinde bulunur.
Çok eski ruh-körmös (ozogı kam) lere dair Altaylılarda menkibeler (yürüm) söylenir. Bu menkibelerde, kısa olmakla beraber geçmiş kamların (ozogı kam) kerametleri mevzuubahsedilir.

Mesela, Şaman (kam) Tostogoş hakkında şu menkibe söylenir:

Zamanının hanı kamıştan kulübe yaptırarak içerisine Tostogoş'u kapatmış ve ateş verdirmiş. Şaman Tostogoş alevler içindeki kulübenin duman deliğinden uçarak havaya fırlamış, sağ ve salim kurtulmuştur.

Kadın Şamanlardan Kanaa, Kemçik'deki (bugünkü Soyot ülke-sindeki) Alaş ırmağı sahillerinden Altay dağlarında vaki Kopşu ırmağı sahiline uçarak gelmiş ve orada yerleşmiştir.

Kaçı adlı bir Şaman bir yaz günü dualarının kuvvetiyle kar ve buz parçaları gibi dolu yağdırmıştır. ayin esnasında Tanrı'nın tahtına kadar yaklaşmış ve bundan dolayı kendisine Tanrıoğlu lakabını almıştır.

Bu gibi menkibeler Altaylı ihtiyarların hatıralarında yaşar. Muhtelif yerlerde de bu menkibelerin türlü rivayetleri söylenir.
Ruh-kömös'leri Altaylılar "bistin kudaylar (bizim Tanrılar)" diye tesmiye ederler.
Körmös'ler kendi iradelerini muhtelif hastalıklar, umumiyetle insan ve hayvanlara felaketler, göndermekle bildirirler.
Altaylılarda, komşuları Moğollarda olduğu gibi halk tıbbı mevcut değildir. Onlar ot, tuz ve saire gibi şeylerle tedavi usullerini bilmezler. Her hastalıkta ruhların iradelerinin tezahürlerini görürler.

İhtiyar bir Şaman Yastakop kendisi gibi ihtiyar ve zayıf karısını göstererek "ruhların yirmi seneden beri bu kadına işkence ettiklerini, kendi dua ve ilahilerinin müessir olmadığını gördükten sonra diğer bir meslekdaşını çağırmak mecburiyetinde kaldığını" anlattı ve yarım yamalak, Rusça "ne olacağını Tanrı bilir!" diye ilave etti.
Pupıylan adlı diğer bir Şaman da bize körmös'leri hakkında malumat vermekten çekindi; çünkü ruhları üç gündenberi onu rahatsız ediyorlar, başını ağrıtıyor, ateşler içinde kıvrandırıyorlarmış.

Aşiyaktu ırmağında Kara Mamak obasında bir kadın hasta yatıyordu; körmös'ler ona göz ağrısı göndermişlermiş. Bizim gözümüzün önünde Şaman bu kadın için bir ayin yaptı (kamladı), Ondi-yek adlı körmös'e şarap sundu.

Kuyum ırmağının yukarı taraflarındaki bir obada gebe bir kadın doğuramıyor, üç günden beri kıvranıyordu. Buna, Moştoy adlı bir Şamanı getirip okuttular. Şaman iki gece okuyup körmös'lerin gönderdiği hastalığı kovdu.

Kedemey adlı bir Şaman, kendi anlattığına göre, akıl hastalığına mübtela olmuş, beş sene deli olarak yaşamış, baygınlık geçirdiği zamanlarda körmös'lerini adlariyle çağırırmış. Çağırdığı bu körmös'lerin hastalık gönderdiklerine kendisi, karısı ve anası inanıyorlardı.

Çiçke ırmağı kaynaklarında Şarkop adlı bir Altaylı'yı gördük. Görünüşte çok sağlam olan bu adam ruhen hasta idi. Günlerce kendi kendine konuşur, kolunu başını sallar, bazan Şaman ilahileri terennüm ederdi. Dimağ hastalığı devam ettiği müddetçe müthiş ter dökerdi. Kendisine hitap edildiği anda derhal kendini toplar ve aklı başına gelirdi. Bu hastalığına bir çare bulmak ümidiyle bizim yanımıza gelmişti.

Kuyum ırmağı kaynaklarındaki bir obaya mensup Çöçüş adlı bir Şaman sar'ası tuttuğu bir anda gizlice evinden kaçmış, iki gün dağlarda, bayırlarda dolaşmış, nihayet onbeş kilometre uzakta bir ırmağın sahilinde çıplak halde ölü olarak bulunmuştu. Altay-lılara göre onu körmös boğmuştu.

Çuy yolu üzerindeki Çibit mıntakasında yaşayan Kuytuk adlı bir kadın Şaman körmös'lerden şikayet ediyordu:

Ruh-körmös'ler evine sokuluyor, kol ve ayaklarını ısırıp rahatsız ediyorlarmış.

Bu inanmalara göre, kan cihetinden akraba olan ruh-körmösler ekseriya insanlara fenalık yapan kötü ruhlar rolünü oynuyorlar. Bununla beraber, bu vaziyet Altaylı ile onun ruhları arasındaki mü-nasebetin devamına mani olmuyor.

Altaylı kendi körmös'lerinin, yani geçmiş baba ruhlarının istibdat ve inadlarına itirazsız itaat eder; bununla beraber onların kötülüğünden kurtulmak için çareler arar. Ruhlar, Altaylı'nın akidesine göre, felaket-mesela hastalık- göndermekle insanlardan fidye-i necat ve hediyeler isterler. Bu fidye-i necat ve hediyeler onlara kurban olarak sunulur. Bu kurbanların mahsus bir adı da vardır ki Toluu denir.

Kurban ayininden sonra hastanın iyileşmesi Toluu'nun ruhlar tarafından kabul edildiğine alamet sayılır. Bu alamet herkesi sevindirir ve neşeli saatler yaşatır. Yukarıda adı geçen ve lohusaya çağırılan Şaman Moştoy bizi çok neşeli karşıladı ve hiç bir şey sormadığımız halde "dualarından sonra lohusanın sağ, salim kurtulduğunu" anlattı. Karısının hastalığından şikayet eden ve okutmak için diğer bir mes-lekdaşını çağırdığım anlatan Şaman Yastakop da ikinci defa bizi gördüğünde "önce yatağından kalkamıyan karısının kamlandıktan sonra iyileştiğini ve kendisini çok iyi hissettiğini" sevine sevine anlatıyordu.

Bize anlattığına göre, Şaman Mampıy bir çok hastalara okumak ve kurban ayini yapmakla şifa bahşetmiş ve musallat olan körmös'leri kovmuştur.
Fakat kurban vermekle her zaman hasta iyileşmiyor; bazan aksine fenalaşıyor. Buna rağmen, hasta, Şamanın tedavisini bırakmıyor; duaları çoğaltıyor, daha kıymetli hayvanlar kurban ediyor. Böylece, zengin hastalar kurbanlık hayvanın sayısını yediye, fakirler ise beşe kadar çıkarırlar. Bazan hasta bu merasim ve kurbanlarla bütün servetini kaybeder. Uzun süren hastalıklarda Altaylılar Rus bakıcılarına da müracaat ederler; hastalıktan kurtulmak ümidiyle tenassur edenler de bulunur.
Körmös'ler yalnız fenalık değil, iyilik de yaparlar. Diğer kötü ruhlarla mücadelede yardımlarını esirgemezler.

Altaylıların akidelerine göre, insanın çevresi bu akrabalık (kan) bağlılığı olan ve aruu neme zümresine dahil körmös'lerden başka diğer kötü ruhlarla da sarılmıştır. Bu ruhların insanlara fenalık yapmaktan başka işleri yoktur. Altaylılar bu ruhları (yaman körmöstör) kendileriyle akrabalık münasebeti olan aruu körmös'lerden kat'i olarak tefrik ederler. Bu kötü körmös'ler, ölülerin canlarıdır. Asıl vatanları yeraltındaki dünya (altıngı oroon) olmakla beraber bütün yer yüzüne dağılmışlardır. Altaylılar bu ruhların adlarını söylemekten bile sakınır, ve onları "yerin nesnesi" (yerdin neme) tesmiye ederler. Bu kötü ruhlar bilhassa evin çevresinde dolaşır, fırsat buldukça eve girmeye çalışırlar. Eve girdikten sonra temiz ruhlar (aruu neme) dan kaçıp bohça, karyola ve saire gibi ev eşyasının arkasına saklanırlar.
Kötü körmös'ler dikenli nebatı sevmezler; gök gürlediği ve şimşek çaktığı zaman karanlık yerlere dökülüverirler.

Bu kötü ruhlar-Erlik'in ordusunu teşkil ederler; doğrudan doğruya Erlik'in idaresi altında bulunurlar. Aç gözlü Erlik insanların canlarını avlamak için bu ruhları yer yüzüne gönderir; çünkü o, halik olması itibariyle insanların canlarının kendisine ait olduğu iddiasındadır. Fakat kötü ruhlar ekseriya kendi keyifleri için insan canını yemekten çekinmezler.

Bu kötü ruhlar meyanında unvan sahibi olan şahsiyetler de vardır, mesela Ak Yayzan adlı ruh eski Kırgızların başbuğlarından biri olmuştur.
işte bu kötü ruhlardan insanları korumak için aruu körmös'ler mücadele eder, evden kovarlar; insanın içine girip işkence etmeye başlarlarsa Şaman onları aruu körmös'lerin yardımı ile def eder.

Evin ve ailenin koruyucusu olan aruu körmös'leri Altaylılar "evin muhafızı (alançıktın sakçızı)" tesmiye ve şu veya buna benzeyen bir dua ile ona hitap ederler:
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ALTAY ŞAMANLIĞINA AİT MADDELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:23

Ermen aga.ş eelüü,Kızıl ağaç sahipli
Üç üyelüü Pay-Kürmüş!Üç boğumlu Bay Kürmüş
Ada bolup sakıgan,Ata olup koruyan
Aygır bolup küdüp kalganAygır olup (sürüler) güden
Altı ayrdın kuyagı!Altı çatalın (çadırın) zırhı (koru-
yucusu)


Yazı yerdin yamanına yol per- Yazının kötüsüne yol vermiyor-beytten sun!
Aruu körmös'ler yüksek ilahlar ve diğer ruhlarla insan arasında vasıtacılık ederek büyük hizmet gösterirler.
Üç alemin ruhları ile Altaylı ancak aruu neme zümresine dahil kendi ruhları vasıtasiyle münasebette bulunabilir, başka türlü münasebete imkan yoktur.

Aruu neme'ler Altaylının hayatında çok mühim rol oynar:

aileye hastalık ve hayvanlara kıran gelirse bunlara müracaat eder; yola, ava, fındık toplamaya, yahut başka bir işe giderken dahi bunlara ibadet eder. İlkbahar ve yaz mevsimleri Altaylı'nın kalbinde Ülgen'e onun oğullarına, saygılı körmöslerine ve dağ ruhlarına karşı şükran ve minnet hissi doğurur.

Aruu körmös'lerin vasıtacılığı Şaman ayinlerinde bilhassa açıkça görülür.
Şaman ayini daima bu aruu körmös'lerin tasvirlerine rakı ve şarap serpmek (arakı çaçar yahut çaçılgı) ile başlar. Bu saçı (çaçılgı) merasimi, mahsus davet edilen Şaman veyahut bizzat ev sahibi tarafından yapılır.

Şarap veya rakı serperken şu duayı okurlar:

Askan kazanın ürsü, çok!Asılmış kazanın çorbası, çök5
Açuu aştıfi takuu, çök!Acı aşın parçası, çök !
Kalbak-pıla suzunduu, çök!Bir kaşık kadar su, çök!
Kara arakı sugattuu, çök, Kay- Suvatı kara rakı olan çök! rakan!
Ak-lt purul piske poluş, çök! Boz Ak İt bize yardım et, çök!
Ak manyağı, tögülgen,Ak manyağı dökülmüş
Alt'on kozo yüktengen.Altmış tef yüklenmiş
Ülbürektüü kuş-pörük,Ulbürekli kuş külah
Üç üyelüü ak manyak, çök!Uç boğumlu ak manyak, çök
Ak çaçılga tefidelip.Ak çaçılga denklensin,
Azuuluu tomdolup, Munan alıp amzap tur! Askan kazanın tadızı!
Azılı kurban olsun, Bundan alıp tadına bak! Asılmış kazanın tatlısı!


Bundan sonra en mutantan diğer bir ayin başlar. Bu ayinde Şaman, aruu körmös'leri, gizlice konuşmak için davet eder. Bu, "ruhları çağırma ayini (körmöstü kagıp yat)" tesmiye olunur, ve gecenin karanlığında, Şaman ayinlerine müteallik kaide ve ananeler (rituel) bütün teferruatiyle tatbik edilerek yapılır.

Körmösler geldikten sonra Şaman bunlarla gizlice musahabe eder, kendilerinin ve diğer ruhların ne istediklerini öğrenir. ayinin bu faslı "ım sanap yat" tesmiye olunur. Aruu körmösler Şaman'ın suallerine cevap vererek o veya bu ruhun merhamet ve lutfunu celb için yapılması gerekli olan ayin, merasim ve kurbanlar hakkında malumat verirler.

Bu musahabe esnasında Şaman, ruhların verdikleri cevapları çok alçak ve esrarlı bir sesle tekrarlar.
Aruu körmös'leri dinlemek ve onlarla konuşmak Altaylı için o kadar tabii görülüyor ki, ortodoks ibadet ve ayinlerini anlamayanlar bize "sizin papaslar ayin yaparken ruhlar ne gibi cevap veriyorlar!" diye soruyorlardı.

"Gizli musahabe" ayini bittikten sonra Şaman, körmöslerin ver-dikleri malumatı anlatmaya başlar. Hazır bulunanlar Şamanın sözlerini fevkalade bir dikkatle dinlerler. İlk sual ev sahibi tarafından sorulur.
Şaman, körmös'lerden işittiklerini bütün teferruatiyle anlatır. Suallerin bazılarına iyi ve gönül avutucu cevaplar, bazısına da fena haberler verir.

Saydıs denilen bir obada elim bir manzaraya şahit olduk:

Olönçi adlı bir kadın Şaman "gizli musahabe" ayininden sonra "bu obaya körmös'ler felaket gönderecekler, aile efradından biri ölecektir" demişti. Hazır bulunanların hepsi dehşet içinde kaldılar; bir ağlaşma ve feryaddır koptu...

Aruu körmös'lerin yardımı, gök ve yeraltı rulılariyle münasebete girmek için de zaruridir. Çünkü ruhlara giden yollarda müteaddit engeller vardır. Bu engeller, ayinlerde okunan dua ve ilahilerde bütün teferruatiyle tavsif olunmaktadır. Şaman, bu engelleri ancak aruu körmös'lerin yardımı ile bertaraf edebilir. Şamanın göklere veyahut yeraltına seyahati esnasında bu aruu körmös'ler hayat kuvveti olarak Şamam her türlü tehlikelerden korur ve şerir ruhlarla mücadele ederler.

Aruu körmös'ler Şamanın etrafım sararlar:

omuzlarına, başına, kol ve ayaklarına yerleşip bütün vücudunu kuşak gibi kuşatırlar. Bundan dolayıdır ki onlara kurçu (zırh yahut çenber) denir.
Aruu körmös'ler bazı Şamanların yanında çok ve bazısında az olur. Büyük şaman (yaan kam) ların körmöslerinin sayısı ona kadar çıkar; küçük Şamanlar (kiçenek kam) m ise iki, üç ve hatta bir tanecik olur.

Şaman'ın koruyucu ruhlarının başında Şamanlığı tevarüs ettiği babalarından birinin ruhu bulunur. Yani bu ruhların idaresi Şamanın kendi kanından olan bir ruhun elindedir.

Aruu körmös'lerin az veya çok olması Şaman'ın şahsi istidat ve manevi kuvvetiyle mütenasip olur. Büyük manevi kuvvete malik olan Şaman pek çok körmös'ler çekip alabilir (tartıp yat).

Onos ırmağı kaynaklarında bize şöyle bir hikaye anlattılar:

Sata adlı bir kadın Şamanın bütün aruu körmös'lerini buradan 65 kilometre uzakta, Çiçke Çargı ırmağı sahilinde yaşayan bir kadın Şaman çekip almış (tartınıp kaldı); halbuki Sata kadın, haksız olarak, hala şöhretini muhafaza etmekte imiş...
Çopoş ırmağı sahilinde, Balandi adlı bir Şaman'ın evinde gece toplantısında Altaylılar meşhur Şaman Taştan hakkında konuşuyorlardı. Onun şöhretine sebep ruhlarının çokluğu imiş. Şaman Balandı'nın babası ihtiyar Kortıçak bir gün Taştan'ın okuduğu ilahileri dinlerken onun ruhlarının çokluğuna hayran olmuştur. Bunu anlatırken ihtiyar Kortıçak "Taştan o kadar çok körmös'ler çağırdı ki, bir araba yükü olur: dehşet içinde kaldım!" diye gülerek sözünü bitirdi.

Şamanizm'de böyle mühim rol oynıyan Aruu körmös'ler, Ülgen, Erlik, onların oğulları ve Yersu ruhlarına nazaran aşağı derecedeki ruhlardır. Bununla beraber bu yüksek ruhlarla münasebetleri, onlar tarafından verilen vazifeleri yoktur.

Aruu körmös'lerin varlığı yüksek ruhların varlığı ile kaimdir. Yüksek ruhlar tös (yani esas, mebde), aruu körmös'ler ise tayanganım (yani istinadgahım, dayançım) tesmiye olunurlar.

Her körmös'ün bir tös'ü vardır. Eğer bir aruu körmös'ün bir tös'ü dağ mesela Ak Kaya olursa, o körmös, tös'ü olan dağa yaslanır (yölön-gön) eğer tös'ü göl, mesela Altın göl ise körmös o gölde yıkanır (yunup yat).
Aruu körmös'lerin dağ ve göl ruhlarına olan mutasavver münasebetleri bilhassa Şaman dualarında pek açık olarak tebarüz ettirilmektedir.

Kökkö mönkü kırluu kışta,Kışın hep (daima) göklere çıkan,
Kök ayas tep ayttırgarı,Mavi ayaz diye isim alan,
Tenerelülü tedirgerı,Semavi tesmiye edilen,
Ada purkan tep ayttırgarı! Ata Burhan adını alan,
Abu Kaandı tayarıgan,"Abakan" (dağına) dayanan,
Altın-Kölgö yuungan."Altın göP'de yıkanan,
Abuugayım Sanızak!Büyük babam, Sanızak!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ALTAY ŞAMANLIĞINA AİT MADDELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 21:23

IV. KÖRMÖS'LERE KURBAN SUNUMU- HAKKINDA

Aruu körmös'lere iki türlü kurban sunulur: kanlı ve kansız kurbanlar. Kansız kurbanlar cümlesine girenler:


1 — Kullanılmamış taze şarap (arakı). Bu şarap algıy denilen hususi bir alet vasıtasiyle ekşi sütten istihsal edilir.
Kurban niyetiyle hazırlanan şarap ev içinde kaşıkla, yazıda (kırlarda) ise bir avuç ot demetiyle, yahut ağaç dallariyle ruhlara serpilir. Bu serpme (çaçar) merasimi Şaman veyahut bizzat ev sahibi tarafından yapılır.
2 — Hayvanların (kısrak, inek ve keçilerin) ilkbahardaki ilk temiz sütleri. Süt de tıpkı şarap gibi aruu körmös'ler namına yapılan putlara serpilir.
3 — Bazı yerlerde bazı aruu körmös'lere çay kırıntısı da atarlar.
4 — Arpadan yapılan ve saba denilen içki:

Saba, Hakiki manasiyle, kayın ağacı kabuğundan yapılmış büyük kap demektir. Islatılmış arpa (ubut), kavrulmuş un ve su ile karışık bir mayiye de saba denir.
Bu mayi tahammür edinceye kadar bırakdır: tahammür edince Şamanı davet ederek bu mayii aruu körmös'lere serperler. Bu serpme (libation) hastalık musallat olduğu zamanlarda yapılır. Merasimden arta kalan mayiden rakı (arakı) çıkarır ve bunu da aruu körmös'lere serperler; bundan artan rakıyı merasimde hazır bulunanlar içip bitirirler.

5 — Terkibi kavrulmuş arpa unu ve süt olan bulamaç (potko): Bu bulamaç tencere (kazan) de pişirilir. Pişdikten sonra aruu körmös'lere serperler ve kalanım da yerler.

Potko ve saba için hususi ekilen arpayı daha tarlada iken kuş ve hayvanlardan iyi korurlar. Ekseriya bu arpa tenha ve gözden uzak yerlere ekilir. Bu arpadan hazırlanan un, adi yemekler için kullanılmaz; kurban ayini yapılmadan önce buna, zaruret olmadıkça, dokunmak bile yasaktır.

Kayın ağacı kabuğundan yapılmış kaplara karşı çok ihtiyatlı ve tazimkar davranırlar. Bu kaplar ilahilerde şöyle tavsif olunur:

Eki yiktüü pay könök İki dikişli bay (mukaddes, bereketli gülek (- kap)
Terden piik pay saba Yerden yüksek bay saba
"Sekiz kenarlı sarı arpa (segis kırluu sarı arba)" dan istihsal edilen bulamacı karıştırmak için kullanılan değnek (pışki) de mübarek sayılır.

6 — Bazı obalarda, aruu körmös'ler namına yapılan putların (tös'lerin) üzerine arpa ve buğday demetleri konulur. Bu da bir nevi kurbandır.

7 — Yeyek ve toluu:

a) Yeyek - üzerine beyaz ve kırmızı şerit (yalama) ler asılmış kendir sicimden ibarettir. Şeritlerin sayısı daima muayyendir - iki veya üç dokuz (yani 18 veya 27) olur. Sicimin tam orta yerine beyaz tavşan derisi asılır. Bu tavşan derisine "paştanı" (baştaki, önceki) denir. Tavşan derisi bulunmazsa bunun yerine dilim dilim ayrılmış geniş bir şerit konulur.

Yeyek, aruu körmös'ler namına gelir.
Yeyek, aruu körmös'ler manasına öldürülen kurban evinin doğu tarafına dikilen iki kayın ağacına asılır.

b) Toluu - Necat fidyesi manasına gelir. Toluu türlü türlü renkte büyük büyük şeritlerden (kara renk müstesna) tilki ve kunduz derilerinden mürekkep olur. Kurban ayini esnasında "toluu" iki kayın ağacı arasına konulmuş sırık üzerine asılır.

Kurban ayini bittikten sonra "toluu"yu eve götürüp aruu körmös putlarının önüne kor ve bir müddet orada bırakırlar. Sonra bir deri bohçaya koyup, diğer eşya ile beraber, muhafaza ederler.

Kanlı Kurbanlar:

Aruu körmös'lere kısrak, keçi ve koyun kurban ederler. Kurban kesilmez, boğulur (purap yat.) Hayvanın ağzını burnunu tıkayıp dört ayağını dört tarafa çekerler. Kurban etini ayin yerine yakın konulan bir kazanda pişirirler.- Pişmiş etin bir kısmını parçalara (çolbu) ayırıp hususi bir kaba (tepşi) koyar ve ağaç kepçe ile kurban yerine atar, ilahiler ve dualar terennüm ederler. Merasimden kalan parçaları ve kurbanın kanından yapılmış sucukları ayine iştirak edenler yerler. Kurbanın kemikleri kırılmaz toplanıp kurban kesilen yere konulur ve ateşte yakılır.

Kanlı kurban merasimlerinde "saba" ve "potko" serpme (libation)ler de ardıç (arçm) dallariyle tütsü yapılır. Ardıç, kayın ağacı kabuğu (çobra) üzerine konulmuş kor ateşle yakılır. Kurban ayininin başlangıcında Şaman çobra'yı sağ eline alır ve bununla kurban yerini, kurbanlık hayvanı tütsüler; sonra sehpa (san) üzerine koyar. Ayin esnasında hazır bulunanlardan biri tütsüyü sehpa üzerinde tutar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir