Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Güvey kelimesi hakkında

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Güvey kelimesi hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:46

GÜVEY

Türkçede güvey ve güveyi 'damat' kelimesinin eski Türk (Kök Türk ve Uygur) metinlerindeki şekli küdegüdür. Bu kelimeye ilk defa Uyuk Turan kitabesinde raslanır. Eski Türkçedeki bu kelime, manasını aynen muhafaza etmekle beraber, bugünkü Türk lehçelerinde küza (Şor, Sagay, Koybal, Kaç), küya (Tobol, Tara, Küyerik), küyö (Kırgız), küyöü (Kazak), kiyeü (Kazan, Başkurt, Tümen), küyaw (Karaim), güyü (Kırım), güwa (Gagavuz), küya, küyü (Altay), kütüö (Yakut), küre (Çuvaş) diye telaffuz edilmektedir, 'güvey' manasını ifade eden Moğolca kürgen-küregerı, Tonguzca kürekerı kelimelerinin de mezkur dillerde küdegü kelimesinin aldığı şekil olduğunu sanıyoruz.

Bütün Altay dillerinde müşterek bir kökten geldiği düşünülen küdegü ve küregen kelimelerinin iştikakı meselesi Türk ve Moğol dilleriyle meşgul olanların dikkatini çoktan beri çekmektedir, küdegü ve küregen kelimelerinin bilhassa G. J. Ramstedt ve N. Poppe tarafından yapılan iştikakları dikkate değer. Ramstedt küdegü kelimesini Moğolcada 'zevcenin küçük kardeşi manasına gelen kür degüü kelimesiyle izah etmektedir. Poppe'nin iştikakı da aşağı yukarı böyledir. Ona göre, Altay dilleri arasında Moğol dili Ana-Altay dilinin hususiyetlerini Türkçeye nisbetle (Kök Türkçe de dahil) daha çok muhafaza etmiştir; iştikakı meçhul sanılan birçok kelimeler ancak Moğolcanın yardımiyle izah edilebilecektir. Poppe bu iddiasına misal olarak küdegü kelimesini alıyor ve bu kelimeyi Moğolca 'küçük kayınbirader' ('jüngster Scwager') manasına gelen küri degüü kelimelerinden, r sesinin kaybolmasiyle yapılmış bir mürekkep kelime diye izah ediyor. W. Bang Vom Köktürkischen zum Osmanischen adlı araştırmasında -gu ekini incelerken küregü ve küregen kelimelerine de temas ederek Ramstedt'in izahını kaydetmekle iktifa ediyor.

Yukarıda adları geçen araştırıcılar küdegü ve küregen kelimelerinin iştikakını izah ederken, Türk ve Moğol dillerinin yalnız fonetik kanunlarını göz önünde tutmuşlardır. Halbuki, bu dillerdeki akrabalık ifade eden kelimelerin iştikakını araştırırken, eski Türk ve Moğolların evlenme müessesesiyle bağlı adet ve törelerin de göz önünde bulun-durulması icabeder. adet ve töreye göre, küdegü'nün (>güvey -in), zevcesinin ailesine ve kabilesine karşı birtakım vazifeleri vardır ki bunlar çok eski bir içtimai merhalenin bıraktığı izleri taşırlar; bu izlerden birini küdegü (>güvey) kelimesinde de görmek mümkündür. Bize göre, küdegü kelimesi kü- veya küdez- 'gütmek, korumak, çobanlık etmek' kökünden -e-gü nomen actoris ekiyle teşkil edilen 5 bir isimdir ve 'çoban' demektir, küregen kelimesinin de bu kökten (*küseğen >kü-zegen>küregen) türemiş olacağı hatıra gelmektedir.

Mukayeseli etnologya tetkikleri pek açık gösteriyor ki, eski kavimlerde exogamie yasasına dayanan ve barış yoliyle kurulan aile müessesinin tekamül yolunda geçtiği bir merhalede, güvey alacağı kızın ailesine bir müddet hizmet etmekle mükellef olmuştur. Göçebe kavimlerinde istihsal tarzımn en mühimi çobanlık olduğuna göre, güveyden istenilen hizmetin hayvan sürülerini gütme, yani çoban olma olacağı tabiidir. Eski israiloğullarında bu adetin bulunduğunu Ahd-i atik'ten öğreniyoruz. Eski Türklerde güveye hizmet ettirme adetinin bulunduğuna dair tarih kaynaklarında sarih bir kayda raslamadık; Türklerle komşu olan Orta-Asya kavimlerinde ise bu adetin yaygın olduğu, Çin vak'a-nüvislerinin kayıtlarından anlaşılmaktadır. Dung-hu yahut Vu-huan adını taşıyan bir kavmin adetine göre, güvey bir müddet kayınbabası-nın hizmetinde bulunurdu. Proto-Moğol oldukları tahmin edilen Şıveğ kavminin adetine göre, erkekler alacakları kızın ailesine üç yıl hizmet ederlerdi. Fusan kavminin evlenme yasasına göre, erkek kızın evine girer, kapı arkasına bir kulübe yapar, avluyu temizler, hizmet ederdi. Bir yıl sonra kıza kendisini beğendirebilirse evlenir, beğendiremezse koğarlardı8. Çin kaynaklarının kayıtlarından anlaşılıyor ki, eski Orta-Asya kavimlerinde güvey, alacağı kızın ailesine bir müddet hizmet etmeğe mecburdu. Türk ve Moğollarda bu eski adetin ancak izlerine Taşlanmaktadır. M. Xangalov tarafından tesbit edilen bir Buryat efsanesine göre, "eski zamanda güvey kızın evine giderdi, sonra kızın güveyin evine gelmesi adet oldu. XII. asır Moğollarında güveyi nişanlısının evine bırakmak adetti.

Moğolların gizli tarihi'nin verdiği malumata göre, Dayseçen kızını Temüçin'e nişanlarken Yesügey Bahadır'a:

"Ben sana kızımı veriyorum. Giderken oğlunu damat olarak bırak" dedi. Yesügey Bahadır oğlunu damat olarak bıraktı.

XIV. asır Moğollarında güveye "uşak" gibi bakmak geleneğinin unutulmadığı büyük hakanın elçisi Akbuka ile Calayır'lı emir Hüseyin Küregen arasında geçen bir tartışmadan anlaşılmaktadır. 715 yılı cemaziyelahır ortalarında (eylül 1315) Akbuka Kıyat büyük elçi olarak Tebriz'e geldi. Emir Hüseyin Küregen, Arran'dan Tebriz'e döndü. Akbuka şerefine verdiği ziyafette Hüseyin Küregen oturduğu yerden Akbuka'ya kase sunmak istedi.

Akbuka kızdı:

"Sen unagan bogo'sun (vassal) ve kölesin. Nasıl olur da oturduğun yerden (ayağa kalkmadan) sunduğun kaseyi kabul ederim. Diğer taraftan sen kadim nizamı (yasayı) ve töreyi unutmuşsun. Yasaya göre, kürgen (damat) kabilenin (yani kayınbabasının mensup olduğu kabilenin) hizmetinde uşak gibi olmak gerektir" diyerek bağırıp çağırdı.

Hüseyin Küregen şu cevabı verdi:

"Emir (Akbuka) hal-i hazırda elçi olarak gelmiştir, Çengiz kabilesinin yasasını tatbike değil" u. Bu vak'adan anlaşılıyor ki, bir kabileden kız alan o kabilenin bütün azalarına "damat" sayılırdı. Hüseyin Küregen'in evlendiği kızın Akbuka'ya olan yakınlığı Kıyat kabilesine mensup olmasından ibaretti. Exogamie yasasına son zamanlara kadar riayet eden Kazak ve Başkurt boylarında da bir aileye güvey olan kimse bütün kabileye güvey sayılırdı. Güveyi kayınbabasının evinde bir yıl alıkoymak adetinin XIII. asırda Harezm Türklerinde de bulunduğunu Cüveyni'nin bir kaydından öğreniyoruz. Bu kayda göre, Semerkant ham Osman Karahan Harezmşah Muhammedin kıziyle Ürgenç'te evlenmişti. Düğün çok uzun sürdü. Nihayet Osman memleketine dönmek istedi. Fakat Terken Hatun "Türk resmine göre güveyin, izaz ve ikram edilmek üzere, kayınbabasının evinde bir yıl kalması gerektir" diyerek gitmesine müsaade etmedi.

Gerek melike Terken Hatun'un bahsettiği "Türk resmi", gerek Day-seçen'in Temüçin'i "güvey olarak" evinde alıkoyması, eski zamanlarda çok yaygın olan güveyi bir müddet çalıştırma adetinin az çok ilerlemiş topluluklarda muhafaza edilmiş şekillerinden başka bir şey değildir. Daha az gelişmiş topluluklarda ise güveye hizmet ettirmek adeti büsbütün ortadan kalkmış değildir. Altay Türklerinden Televüt, Telengit ve Şorlarda bu adet son zamanlara kadar müşahede edilmiştir.

Şorlarda kız istemeğe gelen dünürlerin kızın babasına yahut akrabasına söylemeleri gereken muayyen formüller vardır; bu formülde ilk çağların hatıraları muhalaza edilmiştir:

tilim kuda polzın tizem küze polzın taga şıksan tayagıh polay suga kirsen çölegin polay idibissen
ejiktegi idin polay çıskırbıssan közeh polay

'Dilim dünür olsun, dizim güvey olsun, dağa çıksan dayağın olayım, suya girsen dayanağın olayım, koğarsan eşikte itin olayım, çıkarırsan maşan olayım' demektir.

Son zamanlara kadar boy teşkilatı geleneklerini muhafaza etmiş olan Kazaklar arasında yoksul güveylerin kızın evinde "yiğit olarak" çalıştığını biz kendimiz Irtış boylarındaki Argın-Atıgay ve Kancagalı boylarında müşahede ettik. Bu adet i. D. Starınkeviç tarafından da tesbit edilmiştir. Yakut rivayetlerine göre, Yakutların ilk atası Omogon-Bay bir yabancıya, yıllarca hizmet ettirdikten sonra, kızını vermiştir.

Kazaklarda (bilhassa Sarı Arka'daki Nayman, Arğın, Kıpçak ve Alçın boylarında v.s.), Ural dağlarımn doğusunda yaşıyan Başkurtlarda (Salcuvut, Katay, Barın, Tabın ve Beketin boylarında) güvey zevcesinin kabilesinden her hangi bir kimseye misafir olarak geldiğinde, çadırın veya evin ancak kapısı yanında oturabileceğine dair gelenek vardır. Başkurtlar kiyev örlükten ötmes (yani 'güvey tavandaki kiriş hizasından öteye geçemez') derler. Bu geleneğe Kazaklar kesin olarak riayet ediyorlarsa da, Başkurtlar ancak şaka olsun diye söylerler. Başkurtlarda kiyevge kül taşıt, atına da otun diye bir atalar sözü vardır.
Kırgızların Manas destanındaki bir parça da güveyin çobanlık yaptığı devrin yankısı olabilir. Bu parçaya göre, Manas, Temir Han'ın kıziyle evleniyor. Gerdeğe girdiği gece kız "babamın çobanlarının adı Manas'tır" diyerek Manas'ı koğuyor ve şöyle diyor:

Sen kay Manassın bileyin atakem Temir Kan 'din bu dünösü yar ede, yılkısında yürüçü ol yılkısın bagıçı Manas attü kulu bar. Koy kaytarıp yürüçü koyçu kuldun atı bar dağı Manas boluçu töö kaytargan kulu bar atı Manas boluçu...

Destan şairi bu çoban Manas'larla kahraman güvey Manas'ı ayırdediyorsa da, bu yeni devrin telakkisine göre uydurulmuş ve destana sokulmuş yeni bir unsur olsa gerektir. Temir Han'ın bütün çobanlarının adlarının Manas olmasına imkan yoktur.

Hülasa:

güvey (< küdegü) kelimesinin iştikakını araştırırken biz bu kelimenin en eski manasının ne olabileceğini düşünerek güveyle alakalı olan folklor maddelerini, adet ve töreleri, kelimenin küs-kökünü tetkik ettik. Netice olarak, küdegü kelimesinin en eski maanasının 'çoban' demek olacağım bir faraziye olarak ileri sürebiliriz.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir