Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Göçebe Türk Boylarında Evlatlık Müesseseleri Gelenekleri

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Göçebe Türk Boylarında Evlatlık Müesseseleri Gelenekleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:32

GÖÇEBE TÜRK BOYLARINDA EVLATLIK MÜESSESELERİYLE İLGİLİ GELENEKLER

1. Orta - Asya göçebe kavimlerinde evlatlık edinme müessesesi ve onunla bağlı gelenek ve görenekler hakkında şimdiye kadar, bizim bildiğimize göre, ciddi bir inceleme yapılmış değildir. Orta-Asya ve Sibirya göçebe ve yarı göçebe kavimlerinin içtimai müesseselerini inceliyenler, ellerindeki pek mahdut ve eksik materyallere dayanmışlardır. Rus hukukçularından ve yüksek idarecilerinden bazıları bu materyallerden faydalanarak Rus sömürgelerinde çalışacak memurlara ve yerlilere mahsus mahkemelerde iş görecek adliyecilere rehber olmak üzere Yakut, Kırgız, Kalmuk, Buret ve kısmen Kafkasya kavimlerinin aile, evlatlık ve miras meseleleriyle ilgili örf hukuklarına dair eserler yazmışlardır. Fakat bütün bu çalışmalar etnoloji sahasında yapılması icab eden inceleme ve araştırmaların ancak başlangıcını teşkil ederler.

2. Malum olan bir gerçektir ki, bir kavmin dilini ve halk edebi-yatını bütün incelikleriyle öğrenmiyen bir yabancı etnografın örf, adet ve geleneklere ait tesbit ettiği materyaller daima kontrole muhtaçtır. Bir kavmin dilini ve halk edebiyatını bilen etnograflar bile oymaklarda muhafaza edilmekte olan çok "mahrem" geleneklere nüfuz edemezler. Hele yabancı seyyahların yol notlarını çok şüpheli materyaller olarak kabul etmek gerektir. Yakutların aile kurumu ve boy teşkilatı hakkında Seroşevski tarafından yazılan eser ("Yakutlar") bir zamanlar önemli kaynak sayılmıştı. Halbuki bu eserin neşrinden 18 yıl geçtikten sonra Yakut ailesine dair Seroşevski'nin verdiği malumatın çoğunun yanlış olduğu bu sahada tam yetkili olan Ionov tarafından isbat edildi.

Göçebe kavimlerden yetişen folklor ve etnografya meraklısı aydınlar da, bugünkü cemiyetlerin ahlak telakkilerine aykırı olan örf ve gelenekleri tesbit etmekten çekinirler; ırkdaşlarının "gülünç" veya "gayrı ahlaki" adetlerini yabancılara bildirmeğe "milli duygu"ları mani oluyor. Mesela Grodekov'un muhbirlerinden biri Sexual hospitalite hakkında sorulan suale "böyle şey olmak değil, düşünülemez bile" demiştir. Çokan Velihanoğlu, Kazak-Kırgız ve Kara-Kırgızlar'ın örf ve adetlerinden bahsederken Kara-Kırgızlar'ın her türlü "uygunsuz" geleneklerini tesbit ettiği halde, kendi kabilesi olan Kazak-Kırgızlar'ın "uygunsuz" adetlerini açığa vurmaktan çekinmiştir. Mesela "Kızoynak", "Kurdaşlık hakkı", "yenge ile küçük kayın birader arasındaki münasebetler"den bahsetmiyor. Halbuki Velihanoğlu'nun Kara-Kırgızlar' da müşahede ettiği "uygunsuz" adetlerin hepsi Kazak-Kırgızlar'da da vardı.

İşte bu milli veya kavmi gururdan doğan "hissiyat" bir çok örf ve adetlerin bütün çıplaklığı ile tesbit edilmesine engel oluyor. Halbuki bu "mahrem" adet ve örfler etnolojisinin birçok karışık ve karanlık meselelerini çözmiye ve aydınlatmağa yararlar.

3. XIX. yüzyılın başlarından şimdiki zamana kadar Orta - Asya göçebe kavimlerinin örf ve adetlerini tetkik eden etnografyacıların tesbit ettikleri materyallerden faydalanarak eski Türk ve Moğolların içtimai müesseseleri ve bu müesseselerin menşeleri hakkında bir çok etüdler yapılmış ve türlü nazariyeler ortaya konulmuştur.

Bu etüdlerin çoğunda metod bakımından iki türlü önemli aksaklık görülmektedir:

1. Tesbit edilen gelenek ve adetleri çok eski devirlerden beri değiştirilmeden muhafaza edilmiş gibi kabul etmek;
2. Bir içtimai müessesenin tarihi ve menşei tetkik konusu olarak alındığı zaman, yalnız o müessese ile sıkı bağlı adet ve geleneklere önem vererek, bu müessese ile çok eski devirlerde ilgisi olması muhtemel olan başka adetleri, tetkik konusu çerçevesinden dışarı bırakmak.

Metod bakımından birinci nevi aksaklık örnekleri birçok etüdlerde görülebilir. Burada bizim konumuzla yakından ilgili olan bir iki örnek göstermekle iktifa edeceğiz. Çarlık Rusyasının en ileri gelen sosyoloji bilginlerinden etnografya profesörü N. Haruzin Yakutlar'ın ancak yakın akrabadan evlatlık edindiklerini kaydetmektedir ki, bunun eski bir adet olduğunu kabul ettiği anlaşılmaktadır. Evlatlık müessesesi konusu üzerinde önemli bir etüd yayınlayan Prof. Dr.

Ahmet Caferoğlu da bu metod aksaklığından kurtulamamıştır. Bu etüd başından sonuna kadar şu mütalaaya dayanmaktadır:

"En eski Türk hayat tarzını ve dilini aynen muhafaza eden Yakutlar, Türk teamül hukuku bakımından da orijinalitelerini tama-men muhafaza etmişlerdir. Buna göre evlatlık müessesesinin en orijinal tipini bütün teferruatı ve şekilleri ile Yakutlar'da bulmak imkanına malikiz".

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GÖÇEBE TÜRK BOYLARINDA EVLaTLIK MileSSESELERİ GELENEKLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:33

Malum olan bir gerçektir ki "en eski Türk hayat tarzını aynen muhafaza eden" bir Türk boyu mevcut değildir. "Çoktan yıkılmış, dağılmış eski içtimai milesseselerin ancak enkazlarını, geleneklerini az veya çok muhafaza etmiş Türk boylan" bahis konusu olabilir. Bu bakımdan Yakutlar, eski Türk milesseselerinin kalıntılarını, Şamanizm gelenekleri müstesna, diğer göçebe Türk boylarından daha çok muhafaza etmiş değillerdir. Hele Türkler'de evlatlık edinme milessesesinin eski şeklini ararken, XIX. yüzyılda müşahede edilen Yakut hayatı pek az bilgi vermektedir. Evlatlık meselesi miras meselesiyle bağlı olduğu için, kabile hayatı ve teşkilatının inhilalinden sonra yeni hayat şartlarına ve yeni hukuk telakkilerine uydurulmuştur. Aynı durumu, İslami aile hukuku ve Rus kanunları yürürlükte olan Kırgız-Kazaklar'ın bazı boylarında da görüyoruz. Yakın akrabadan evlatlık edinme adeti işte bu yeni hayat şartları neticesinde meydana gelmiş yeni bir adettir.
Bu giriş ile Orta-Asya kavimlerinde evlatlık edinme milessesesini inceleyen kaynakları ve materyalleri dikkatle kullanmanın lüzumuna işaret etmek istedim.

4. Muhtelif Türk kavimlerinde evlatlık edinme ile ilgili tören, hukuk münasebetleri ve gelenekler birçok etnografyacılar tarafından tesbit edilmiştir. Bu etnografyacıların çoğu tören ve geleneklerden ziyade bu milesseseden doğan hukuk münasebetlerine önem vermişler ve bu münasebetlere göre evlatlık edinmenin daha eski şekli hakkında mütalaalarda bulunmuşlardır. Halbuki bu milessesenin eski şeklini son zamanlardaki hayat şartlarının doğurduğu hukuk münasebetlerine göre değil, sırf bir gelenek olarak devam eden törenlerde "içtimai müstehase" halinde yaşıyan unsurlara göre aramak gerektir. Tetkiklerinde sırf hukuk münasebetlerini gözönünde tutan bilginler, Türk kavimlerinde evlatlığın ancak yakın kardeşlerden alındığına ve bunun eskiden kalma bir kaide olduğuna hükmetmişlerdir.

Mesela profesör N. Haruzin "Yakutlarda hukukla ilgili adetler" adlı etüdünde şöyle diyor:

"Kabile teşkilatı yasasına göre yabancı şahıs kabile üyesi olamaz. Binaenaleyh yabancı kabileden erkek çocuk evlatlık olarak alınamaz. Ancak kız çocuk alınabilir. Evlatlık, babalığının soy adım taşır, onun ekzogami dairesinden evlenemez".

N. Haruzin'in mütalaasına göre, "evlatlığın ancak yakın akrabadan alınması" kabile teşkilatı yasası icabı olarak kabul edilmektedir. Bu mütalaanın yanlışlığını ileride göreceğiz.

Yakut teamül hukukuna ait en önemli kaynakların verdiği malumat Ahmet Caferoğlu'nun yukarıda adı geçen değerli etüdünde hülasa edilmiştir. Bu kaynakların hiç birinde Yakutlar'ın ancak yakın akrabadan evlatlık edindiklerine dair kayıt yoktur.

Kazak-Kırgızlar'da evlatlık edinme adet ve töreni hakkında en mufassal malumat Grodekov'un "Sirderya eyaleti Kazak-Kırgızları ve Kara Kırgızları" adlı çok önemli eserinde verilmiştir. Buna göre evlatlığa Kırgız dilinde "ençiles bala" (yani "mülkte hissesi olan çocuk") denir. Evlatlık, öz evladın bütün haklarına malik olur. Ana ve babasının rızasiyle evlat alınır. Çocuk değiştirme ancak akraba arasında olur.

Evlatlık ahmrken, şöyle bir tören yapılır:

"Bozkaska" (yani alnında bir işareti olan boz koyun) kurban kesilir; tanıklar hazır bulunur. Kurbanın "aşıklı kemiği"ni aksakal (yani soyun ihtiyarı) çocuğun eline verir. Evlatlık çocuk, orada bulunanlara göstererek bu kemiğin etini yer. Kız evlatlığa "oyluk kemiği" vermek de mümkündür. Evlatlık analığının göğsüne dokunur. Bu evlat olma sembolüdür. Evlatlık, kovulursa ona kalın (yani evlenme masrafi) veya ençi (muayyen bir hisse) verilir. Evlatlık kabilesini değiştiremez; öz babasının kabilesine mensup sayılır. Bununla beraber babalığının kabilesinden evlenemez".

Kazak - Kırgızlar'ın türlü boyları arasında ve birbirinden uzak bölgelerinde on yıldan fazla süren müşahedelerimize ve Kazak - Kırgızlar'ın eski töre, görenek ve geleneklerini çok iyi bilen Nayman, Kıpçak, Argın, Kanglı ve Alçın beylerinden tesbit ettiğimiz malumata göre, evlatlık edinmeye ait Kazak-Kırgız töre ve geleneklerini şöyle hülasa edebiliriz:

1. Evlatlık yakın akrabadan alınırsa, törene ehemmiyet verilmez. Çocuk dünyaya geldiği saatte anasından uzaklaştırılır ve analığın bulunduğu çadıra götürülür. Analık güya lohusa imiş gibi yatakta bulunur ve doğum temsili yapar. Lohusa ve çocuk için yapılan tören bu evde yapılır. "Bozkaska" kurban kesilir. Çocuğun beşiğine "aşıklı kemik" konulur.

2. Uzak akrabadan, fakat kendi soyundan alınan evlatlık için babalığın yakın akrabaları toplanır, çocuğa babalığın külahını giydirirler. Analığın sütünü emzirirler, yahut emme temsili yaptırılır. Ocağa yağ parçası atılır. Saçı saçarlar. Bozkaska kurban kesilir.

3. Evlatlık ekzogami dairesi dışından alınırsa, tören çok mutantan olur. Babalığın yakın ve uzak akrabaları toplanırlar. Bozkaska, bazan beyaz deve, alnında işareti olan (töböl) at kurban kesilir. Çocuğun eline kurbanlığın "aşıklı kemiği (asıktı cilik)" verilir. Kemik kırılmamış olacaktır. Evlatlığın öz babasına ve soydaşlarına hediyeler (at - ton) verilir. Evlatlık, babalığın ayakları arasından geçirilir ve analığının yahut babalığının soyundan ihtiyar bir kadının memesini emer yahut koklar.

4. Evlatlığın hukuki durumu:

a) Çocuklarını evlatlığa verenler geri alamazlar;
b) Evlatlık gerek öz babasının ve gerek babalığının ekzogami dairesinden evle-nemez;
c) Evlatlık öz evladın bütün hukukuna maliktir;
d) Evlatlık edindikten sonra, babalığın erkek çoçuğu dünyaya gelirse, evlatlığın öz babası oğlunu geri istemek hakkını haizdir;
e) Öz evladı tartdetmek hakkı gibi, evlatlığı tardetmek hakkı da yalnız babalığın değil, kabilenin hakkıdır, f) Evlatlık, haklı olarak tardedilirse, öz evladın hakkı olan "at-ton" (yani elbise ve binecek at) alır ve kendi boyuna döner.
Evlatlık edinme geleneklerine göre " Kız evlatlık" için tören yapmak mecburiyeti yoktur. Kız evlatlık yalnız yakın akrabadan alınır. Umumiyetle kız evlatlık edinme çok yeni zamanda adet olmuştur.

5. Evlatlık edinme milessesesinin eski şekli hakkında mütalaa dermeyan etmek için, söylediğimiz veçhile XVIII-XIX. yüzyıllarda tesbit edilen örf hukukuna ait materyallerin verdikleri malumat kafi değildir. Çünkü bu yüzyıllarda göçebe boyların aile hayatını ilgilendiren örf ve töreleri, bir yandan Rus ve Çin kanunlarının, diğer yandan da şeriatın tesiri altına düşmüş bulunuyordu. Bundan dolayıdır ki, biz bu milessesenin eski şekli hakkında bir fikir edinmek için itimada değer kaynakların ancak törenlerde ve folklorda muhafaza edilen eski unsurlar olduğuna kaniiz.

Yukarıda tavsif edilen Kazak-Kırgız töreninde yaşatılan eski unsurlar tahlil edilirse görülecektir ki, eski devirlerde evlatlık ancak yabancılardan, yani kabilenin ekzogami dairesi dışından alınmıştır.

Bunu ispat eden unsurlar şunlardır:

a) Evlatlık edinme için yapılan törende baba çadırının ocağına çocuğun eliyle yağ parçası atılması.
b) Kesilen kurbanlığın "Bozkaska", yani alnında leke ve işaret bulunan hayvan olması;
c) Evlatlığa "aşıklı kemik" verilmesi;
d) Evlatlığın, analığının memelerini emmesi veya sembolik olarak dokunması. Törende yaşatılan bütün bu unsurlar ata (cedd-i ala) ruhu veya boy koruyucusu sayılan ruhun şerefine yapılan Şamani ayin ve kurban törenlerinde görülen unsurlardır.

İlkel zihniyete göre cedd-i ala, kendi soyunun içerisine kendi kanından olmıyan bir yabancının sokulmasını istemez. Yabancı (yad) herşeyden önce düşmandır. Cedd-i ala şerefine yapılan kurban ayinine yabancı iştirak ettirilmez. Fakat ilkel devrin ağır hayat şartları, boy ve soyun kuvvetlenmesini, büyümesini inkırazdan kurtaracak tedbirlerin alınmasını talep etmiştir. Hayat şartlarının talebiyle ata (cedd-i ala) kültünün talepleri arasında meydana gelen bu tezadı, kabile geleneklerinin muhafızı olan kam (şaman) halletmek yolunu tutmuştur. O da "cedd-i ala" ruhunu veya kabile hamisi sayılan ruhu evlatlığın öz soyundan olduğuna inandırmak, yahut soyuna alınmasına müsaadesini almak için ayin yapmak.
Ekzogami yasasına riayet eden boyların düğün adetlerinde muhafaza edilen bazı unsurlardan anlaşılıyor ki, cedd-i ala ruhu, öz soyuna sokulan yabancı kadınlardan bile hoşlanmamıştır. Gelin, kayın babasının ocağına secde eder ve yanan ateşe yağ parçaları atar; çocuk doğuncaya kadar kayın baba çadırının kapısı yanında oturmağa mecburdur. Kocasının mensup olduğu oymağın adını (yani "cedd-i ala" adını) söylemesi yasaktır. Güveyler için de böyle yasaklar vardır. Çünkü o da karısının kabilesine yabancıdır.

Kesilen kurbanlığın "bozkaska" olması da bu törenin çok eski devirlerden kalma bir gelenek olduğunu göstermektedir. "Bozkaska" eski şamanizm kurbanıdır. Profesör Zelenin, bu kurbanı totemcilik devriyle ilgili bulmaktadır. Alnında bir işaret bulunan hayvanların, ruhların müstesna iltifatına ve lutfuna mazhar oldukları için, bir damga (işaret) taşıdıklarına inanılmıştır.

Evlatlık edinme töreninde çocuğa kurbanlığın aşıklı kemiğinin verilmesi, kabileye alınan yabancı ile cedd-i alayı barıştırma sembolüdür. Yakutlar'da düşman kabileler barıştıkları zaman aşıklı kemik mübadelesiyle barışı teyit ederler. Büyük düğünlerde bu kemik yabancı misafirlere verilir. Ekzogami yasasına bağlı kalan Başkurt boylarında bu kemik "yeğen"in (yani kız evladın çocukları) hakkı telakki edilirdi. "Yeğen" ise, ekzogami yasasına göre yabancıdır; bununla beraber dayı olan kabile üzerinde bir çok hakkı vardır.

Evlatlığın, analığının veya evlatlık edinenin soyundan bir kadının göğsüne dokunması veya memesini emmesi çok eski bir devrin, ihtimal ki anaerki topluluğunun, hatırasıdır.

Evlatlık edinme töreninde muhafaza edilen bu unsurlar çok eski devirlede evlatlığın ancak ekzogami çevresi dışında, yabancı kabileden alındığını göstermektedir. Gerek Yakutlar'ın ve gerek Kırgız - Kazaklar'ın bu milesseseye ait adetlerini tesbit edenler, "evlatlık babalığının kabilesinden evlenemez" maddesini ehemmiyetle kaydediyorlar ki evlatlık akrabadan alınmış olsaydı, bu kayda lüzum görülmezdi. Diğer cihetten, eski devirlerde evlatlık edinmekten maksat kabilenin büyümesi, kuvvetlenmesi olduğuna göre akrabadan, yani kabile içinden, evlatlık edinmenin manası yoktu.

6. Evlatlık edinme töreninde muhafaza edilen unsurlardan çıkardığımız neticeyi destanlarda muhafaza edilen eski unsurlar da teyit ediyor.

Kırgızlar'ın Manas destanında evlatlık edinme birkaç yerde tasvir ediliyor, mesela:

a) Kalmuk Hanı'nın oğlu Almanbet, Manas'ın babası ve anası tarafından evlatlık olarak kabul ediliyor. Manas'ın anasının memelerinden süt akıyor. Bir memesini Manas emiyor, birini de Almanbet emiyor. Böylece Kalmuk prensi Manas'la kardeş oluyor.

b) Yolay oğlu Bolat, düşmanlarından kurtarılmak için, halası ta-rafından başka bir kabileye kaçırılıyor ve Köçmes adlı bir zengin tarafından evlatlık ediniyor.

Evlatlık edinme töreni şöyle tasvir edilmektedir:

Köçmes Bay'ın karısı dokuz oğul anası idi. Bolat'ı gördükten sonra memesinden süt geldi. Kocasına "bu çocuğu evlat edinelim" dedi. Yatağına yattı, "gebeyim, çocuk doğuracağım" dedi. Kara şamanı çağırdılar "Lohusa"ya lazım gelen her şeyi yaptılar. Nihayet çocuk "doğdu", Köçmes Bay'a müjdelediler. Büyük düğün yapıldı.

Manas destanındaki bu törenlerde babalığın rolü görülmüyor:

evlatlık analık tarafından kabul ediliyor ve en önemli unsur da süttür.

c) Manas'ın oğlu Simetey düşman çocuklarım "kardeş" yapmak için anasının memesini emzirdi.

d) Yakutlar'ın rivayetine göre, Borogos boyunun beği (toyon Lögöy) yabancı bir boydan evlatlık almış ve ölümünden sonra bu çocuk boyun beyi olmuştu.

Destanlarda tavsif edilen evlatlık edinme adetleri gösteriyor ki, eski devirlerde evlat sahibi olanlar dahi yabancıyı evlatlık almışlardır. Eski boy teşkilatı için, yukarıda kaydedildiği veçhile, evlatlık edinmekten maksat çoğalmak, büyümek olduğuna göre, böyle olması tabii idi. Ocağını söndürmemek, neslini devam ettirmek maksadiyle evlatlık edinmek ocak ve ailenin daha çok tekamül ettiği çağlarda belirtmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GÖÇEBE TÜRK BOYLARINDA EVLaTLIK müesseseLERİ GELENEKLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:33

7. Eski toplulukların yerine gelen yeni topluluklarda evlatlık edinme müessesesinin bağlı bulunduğu aile müessesesinde miras, şahsi mülk hakları gibi çok mütekamil değişiklikler neticesinde yeni hukuk telakkileri ve münasebetleri meydana geldi; "akrabalık" mefhumu çok dar bir daireye inhisar etti. Durum böyle olunca, evlat sahibi olanlara evlatlık vermenin "uşak" ve hizmetçi vermekten farkı olmıyacağı kanaati yerleşti. Evladı olmıyanların da ancak "akraba" dairesinden evlatlık almaları adet oldu. Satın almak yoliyle "evlatlık" edinme gibi adetler işte bu yeni topluluklarda görülmüştür. Kazak -Kırgızlar'ın evlatlık anlamını ifade için kullandıkları "Ençiles bala" (yani mülkte hissesi bulunan çocuk) terimi de, şüphesizdir ki, bu devirde icadedilmiş yeni bir terimdir.

Son yıllarda yazılan bir Kazak-Kırgız sözlüğünde bu terim şöyle izah edilmektedir:

"ençiles bala -şekil bakımından babalığın mülküne ortak, hakikatte ise ücretsiz çalıştırılan uşak". Bu izah, Kazaklar'da boy teşkilatının çözülüşünden sonraki evlatlıkların durumu bakımından aşağı yukarı doğru sayılabilir. Hiç şüphe yoktur ki, boy teşkilatının kudretli çağında bütün kabile üyeleri arasında, nazari de olsa, tam müsavat bulunuyordu. Boya mensup biri diğerine "uşaklık" etmezdi. Çin kaynaklarının verdikleri malumata göre, Orta-Asya kavimlerinden Wuhuanlar yüz ve bin çadırlık cemaatlere ayrılarak oymaklar teşkil ederlerdi. Bunlarda uşaklık yoktu; büyüklerinden en küçüklerine kadar herkes kendi işini kendi görür, birbirine uşaklık etmezlerdi. Eski Türkler'de "hizmetçi" ve bu günkü anlamiyle "uşak" mefhumunu ifade eden terime rastlamıyoruz. "Uşak" eski Türkçe'de "çocuk" demektir. Kazak-Kırgızlar "hizmetçi" yerine "yiğit" kelimesini kullanırlar. Destanlarda "kul" ve "küng"den başka "uşak"dan bahsedilmiyor. Bazı lehçelerde tesadüf edilen "yalçı" (ücretle çalışan) terimi varsa da, yeni şartlar içinde meydana gelmiştir.

Yeni anlamiyle "uşaklığın" kabile hayatında nasıl meydana geldiğini "zengin Boylıt ile yoksul Bordoy" adlı bir Yakıit hikayesinden tahmin etmek mümkündür. Bu hikayede Yoksul Bordoy'un kendisini uşaklığa teslim töreni tavsif edilmiştir. Yoksul Bordoy zengin Boylıt'a "beni uşaklığa al" diyor. Boylıt "seni alacağım, babanı ve kardeşlerini besliyeceğim. Fakat sadakatle hizmet edeceğine and iç" diyor. Bordoy derhal kemikten yapılmış bıçağım çıkarıp serçe parmağını kesiyor ve kanıyle kayın ağacı kabuğuna damgasının resmini yapıyor. Sonra kanlı bıçağını yalıyarak "bu günden itibaren uşağın oluyorum" diyor.

Bu hikayede tavsif edilen tören eski "anda" törenine mahsus unsurları ihtiva etmektedir. Yeni içtimai ve iktisadi şartların meydana gelmesiyle boyun kendi içinde beliren "uşaklık" gibi bir "bid'at"ı meşru göstermek için eski "anda" ve "evlatlık" müesseselerinin geleneklerine dayanmak mecburiyeti hissedilmiş olsa gerektir.

Yakut lehçesinde "uşak" mefhumu "hammaççıt uol" (yani "kımıldıyan oğul") kelimesiyle ifade edilir; uşak, Yakutla 'ın aile karşılığı olarak kullandıkları "kergen"in üyesi sayılır.

8. Eski Uygur vesikalarından anlaşıldığına göre bu kavimde satın alma yoliyle evlatlık edinme adet olmuştur. Fakat bu adetin eski evlatlık edinme müessesesiyle ilgisi olmadığı muhakkaktır. Çocuk alım satımına ait senetlerin üslubu ve dili eski evlatlık müessesesinde kullanılan üslup ve dil değil, şehirli ve kasabalı büyük tüccarların ve çiftçi zenginlerin konuştuğu dil ve üsluptur. Bu senetlerle satın alman çocuklar "evlatlık" dan ziyade emekleri daha ucuza mal olan uşaklar ve işçilerdir.

Uygurlar'ın içtimai teşkilatlarını, evlatlık edinme için eski ge-leneklere dayanan tören yapıp yapmadıklarını bilmiyoruz. Her halde Uygur tüccarı için "tören"den ziyade yazılı ve mühürlü senetler daha kıymetli olmuştur. Bununla beraber daha unutulmamış geleneklerin zoriyle satın aldıkları çocukların "uşak"lığını, "evlatlık" adiyle meşru göstermeğe mecbur olmuşlardır.

Bu vesikalardan birinde oğulluğa verilen çocuğu babalık, miras meselesinde öz evladı ile müsavi tutacağını taahhüt ediyor; demek oluyor ki, öz evladı olan Uygurlar da evlatlık edinmişlerdir. Bir vesikada oğlunun babalığına doğru hizmet edeceği hakkında kayıt vardır. Bütün bunlar gösteriyor ki, Uygur vesikalarından eski evlatlık müessesesi hakkında fikir edinmek güçtür. Şehir hayatı ve çok gelişmiş tarım kültürüne malik olan Uygurlar'da eski geleneklerin ancak silik izleri kalmış olacaktır; uşaklığı "evlatlık" perdesi altında saklamak temayüllerini de eskiden kalma "kabile gururu" geleneği ile izah etmek mümkündür.

9. Evlatlık edinme müessesesinin kölelik olduğu hakkında bir nazariye vardır. Fakat kölelik müessesesi insanlık tarihinde yeni bir içtimai hadise olduğuna göre evlatlık edinme müessesesinin menşei olabileceği şüphelidir. Etnografya araştırmalarından edindiğimiz bilgilere dayanarak bu müessesenin menşeini çok eski devirlerde, ihtimal ki anaerki çağında, meşru sayılan "döl alma" adetinde aramak lazım geldiği kanaatindeyiz.

Eski Romalılar'da ve Araplar'da çok açık olan bu adetin, Orta-Asya göçebe kavimlerinde de gizli kapalı olarak muhafaza edildiğini biliyoruz.
Arap milelliflerinin verdikleri malumata göre, bu adete ÇULIJ denirdi.

Bu adet şöyle izah edilmektedir:

"Cahiliyet devrinin nikah şekillerinden biri de şu idi: Koca, karısı ay başından kurtulur kurtulmaz ona "git, falanla münasebette bulun" derdi. Gebe kalmadıkça ona yaklaşmaz, gebelik anlaşıldıktan sonra isterse tekrar münasebette bulunurdu. "Döl alma" necip bir çocuk elde etmek maksadiyle yapılırdı. Döl, kahramanlık civanmertlik gibi vasıflariyle tanınmış yüksek adamlardan istenirdi. Buna nihahı denirdi" "Okyanus"milellifi JUil-Vl kelimesini izah ederken "Hindistan'da Kabil alec'lerinin, yani asla bir din tutmayan taifenin kendi zevceleri içre erkek salıvermelerine itlak olunur; oraya Arap'tan iri yarı biri geldikte dölünü almak için deyyusluk eder" diyor. Bu milellif döl alma adetini "dinsiz"lere atfederek aynı adetin Araplar'da da bulunduğunu sükutla geçiyor.

Eski avcı ve göçebe Orta-Asya kavimlerinin bazı aşağı zümrelerinde bu "döl alma" adetinin bulunduğunu etnografyacılar tarafından toplanan materyallerden anlıyoruz. Daha XIX. yüzyılın ortalarında Kara-Kırgızlar'da bu adetin bulunduğu hakkında Kazak-Kırgız rivayeti vardıı. Bu rivayete göre Abılay Han'ın torunu Kenesarı'yı esir alan Kırgızlar güzel kızları vasıtasıiyle asi prensin dölünü almak istediler. Fakat Kenesarı dölünü vermekten imtina etti ve öldürüldü. Yakutlar'ın zevcelerinin başka biriyle münasebetten doğan çocuğu öz evlat olarak kabul etmesi, kocası uzun müddet evinden ayrılan kadınların "gayrı meşru" çocuklarını kendi evladı sayması"döl alma" adetinin "meşru" sayıldığı bir devirden kalma geleneklere dayanır.
Bu adet hakkında eski Oğuzlar'da da bir hatıra bulunduğu Dede Korkut'un bir hikayesinden anlaşılmaktadır.

Salur Kazan'la beraber Abhazlar'a esir düşen Oğuz çobanı, Abhaz melikine şöyle diyor:

"Mere kafir, Kazan'ın anası ihtiyarlamıştır, oğul vermez; döl almak istersen kara gözlü kızın varsa götür, Kazan'a ver. "Oğuz ozanı" döl alma, adetini biliyor, fakat, asil insanların iğrendiği bu adeti, Abhaz kafirlerine atfediyor.

"Döl alma" adetinin bazı eski Türk boylarında bulunduğunu ortaya koymak tarihi kaynakların Türk kadınlarının afifliği ve namusluluğu hakkında verdikleri malumatlara uymamaktadır. Daha şamanlıktan ayrılmamış olan Oğuz boylarının kadınlarından bahseden İbn-Fadlan, örtünmedikleri halde iffetli olduklarını söylüyor. XI. yüzyıl milelliflerinden Gardizi "malumdur ki Türk kadınları pek pakize olurlar" diyor. Plano Karpini ve Marko Polo gibi Avrupalı milellifler de aynı sözleri tekrarlamışlardır.
VI. Yüzyıl Gök Türk örf ve adetlerinden bahseden Çinli vakanüvislere göre "birisinin karısiyle gayrı meşru münasebette bulunanlar idam olunurdu".

Doğruluğunda hiç bir şüphe olmıyan bu tarihi haberler ataerki (pederşahi) ailenin en mütekamil safhasında bulunan hakan ve yabguların karargahları çevresinde -zamanına göre kültür merkezlcrinde-bulunan boylara aittir. Bu çevrede bulunan boylar, asaletli boylar olup "ilin sağrısı" ("memleketin bel kemiği") sayılmışlardır ki, bunlar "döl alma" gibi adetleri çok eski devirlerde, tarihin karanlık dehlizlerinde bırakmışlardır. Fakat ormanlık ve dağlık bölgelerde ilkel yaşama şartlarını henüz değiştirmiyen bazı oymaklar son devirlere kadar çok eski geleneklerin izlerini muhafaza etmişlerdir.

Türk kadınlığının ismet ve iffeti hakkında tarihi kaynakların verdiği haberlerle son yüzyılda toplanan etnografya materyalleri arasındaki tezatlar ancak böylece izah edilebilir.

Bu makalemizde ileri sürdüğümüz mütalaaları şöyle hülasa edebiliriz:

1. Evlatlık, eski devirlerde ancak yabancı boylardan alınmıştır. Orta-Asya ve Sibirya göçebe kavimlerinin evlatlık edinme törenlerinde muhafaza edilen unsurlar bunu isbat ediyor.
2. Evlatlık edinme müessesesinin menşei kölelik müessesesi değil, iptidai topluluklarda "meşru" sayılan "döl alma" adetidir. Bu adet çok ilerlemiş tarihi devir topluluklarında (Romalılar'da, Araplar'da) bile açık olarak tatbik edilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir