Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Adaş ve "Sağdıç" Kelimelerinin En Eski Anlamları

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Adaş ve "Sağdıç" Kelimelerinin En Eski Anlamları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:29

"ADAŞ" ve "SAĞDIÇ" KELİMELERİNİN EN ESKİ ANLAMLARI

Bir çok kelimeler vardır ki tarih öncelerinin derin karanlıklarında kaybolan inanma, yaşayış ve sosyal şartların kalıntıları ("içtimai müstahaseler"i) halinde bugüne kadar sürüklenerek gelmişlerdir. Zaman geçtikçe sosyal şartların, yaşayış ve istihsal tarzlarının değişmesine uygun olarak sosyal münasebetlerin ve inanmaların yepyeni biçimler almasına rağmen eski kelimeler yeni şartlara ve muhite göre yeni anlamlar alarak yaşamakta devam etmişlerdir. Bu bakımdan eski boy adları (Oğuz, Kıpçak, Karluk, Kanglı, Peçenek, ve başkaları) gibi) ve eski çağlardaki topluluklarda boyların boylara, fertlerin fertlere karşı ödev, yakınlık, kardeşlik ve dostluk ilgilerini ifade eden terimler dikkate değer en önemli öge (unsur)lerdir. ilkel çağların boy ve ve kabile kurumlarında birinin başka biri tarafından yad, il, ana, baba, kardeş, yiğen, dayı, baldız, yenge, dost, arkadaş, yoldaş, eş, dünür, bacanak, kayınbaba... sayılması ve böyle tanınması ona karşı bütün münasebeti ve ödevlerini tayin etmiştir

Kabile ve aşiret hayatını idameye yarıyan şartların meydandan kalkması neticesinde, köy (ziraat) ve şehir hayatına geçen kavimlerin eski terimleri yeni anlamlar ifade etmeğe başlamıştır. Eski devirlerde muayyen ve tek bir anlam bildiren terimler, eski ödevlerini kaybederek, birbirinin yerine kullanılmağa başlamış sinonim, hendiadyoinler meydana gelmiştir, mesela ilkel devirde eş, tuş, adaşteng, koldaş, böşüg terimleri, hiç şüphe yoktur ki, her biri ayrı anlam bildirmiş, eşin eşe, adaşın adaşa... karşı ödevlerini ve ilgilerini tayin etmiştir. O çağlarda eşe karşı olan münasebet ve ödev adaşa, tuşa ve saireye karşı olan ödev ve münasebetlerden ayrı olmuştur.

Bir çok kelimelerin menşeini ancak arkeoloji araştırmalarında elde edilen bilgiler sayesinde kavrayabiliyoruz. Mesela doğu Türk diyeleklerinde "misafir geldi" yerine "konak tüştü" denir. Buradaki "tüştü" ancak "konak", yani konuk = misafir kelimesiyle beraber söylenir. "Misafir" yerine ağa, baba, Ahmet... gibi kelimeler söylenirse "tüştü" denilmez, "geldi" denir. Arkeoloji araştırmaları göstermiştir ki eski Altay kavimlerinde -genel olarak eski Orta-Asya'nın orman kavimlerinde- barınaklar çukur içinde bulunmuş, kapısı (inilecek, düşülecek yeri) damında olmuştur. Demek ki barınağa damdan "düşmüşler"dir. Konukseverlik geleneği sürüp gelen kavimler de, bu geleneğe bağlı olduğundan, "konuk düştü" klişe halinde muhafaza edilmiştir.

Bazı kelimelerin menşeini ilkel insanın düşünce tarzını dikkat nazarına almak suretiyle bulabiliriz. Mesela bugün soyut (mücerret) kavram bildiren "öfke" (hiddet), "öfkele-" (hiddetlenmek) kelimeleri-nin menşeini ilkel insanın her olayı müşahhaş olarak ifade etmiş olduğunu (tefekkür tarzım) incelemekle aydınlatabiliyoruz: Öfke (eski türk-çede öwke, öpke) "akciğer"dem-ektir. ilkel insana göre "hiddet" olayının akciğerin kabarmasiyle meydana geldiği düşünülmüştür. "Merhamet, şefkat" anlamları "karaciğer" demek olan "bağır" kelimesiyle ifade edilmiştir. Bugünkü Türk lehçelerindeki "bağrına basmak" sözü bu ilkel düşüncenin dilde saklanan kalıntısıdır. "Korku, dehşet" anlamlan da "öd patlamak", "yürek yarılmak" sözleriyle anlatılmıştır.

Bazı kelimeler ilkel klan devirlerinde hakim olmuş kültürlerle bağlı olduklarından, eski Türk ve genel olarak eski Orta-Asya kavimlerinin inanma ve ayinlerini incelemeden bu kelimelerin etimolojilerini ve ana köklerini meydana çıkarmak imkansızdır. Mesela doğu Türk lehçelerinde "küpe" karşılığı olan "sırga" kelimesini alalım. Bu kelime muhtelif Türk lehçelerinde "ızırga, isarga, isirga, ıtarga "bi-çimlerinde görülür. Türkçeden Rusçaya "userga, serga" şeklinde geçmiştir. Bu "sırga" kelimesinin etimolojisini eski Orta Asya ve Sibirya kavimlerinin evlenme törenlerine ve göreneklerine ait materyalleri incelemeden yapmak mümkün değildir. Bu kelimenin "ısır-" kelimesinden türediğini eski ilkel göreneklerin kalıntılarım muhafaza eden bazı boylarda nişanlılara birbirinin kulaklarını, hakiki veya sembolik olarak, ısırtma adetiyle aydınlatabiliriz.

Eski Oğuzlarda da, bu göreneğin izi olsa gerektir ki, Oğuz yiğidi nişanlısını ısırır ('dişliyor') ve yüzük takıyor.
Genel olarak şunu diyebiliriz ki kelimelerin köklerini aydınlatmak, etimolojilerini yapmak için yalnız fonetik ve morfoloji bakım-larından çözüm yeter sayılamaz. Çünkü bu bakımlardan yapılan çözümler dilin tarihsel çevresini aşamaz; halbuki kelimelerin kökleri tarihten önceki devirlerin karanlıklarına kadar uzanır. Hele kabile adlarının, sonra büyük kabile birliklerinin sosyal kurumlarında terim olarak kullanılan kelimelerin ve muhtelif aygıt ve silah isimlerinin etimolojileri ancak tarih, arkeoloji, etnografya ve etnoloji bilimlerinin yardımiyle aydınlatılabilir.

Türkçedeki adaş ve sağdıç kelimeleri de bu sıraya giren kelimelerdendir. Biz bu yazımızda bu iki kelimenin menşei sorununu bahis konusu etmek ve bazı faraziyeler ortaya koymak istiyoruz.

"Adaş" kelimesi son asırlarda "isimdeş" anlamım almış ve birçok Türk lehçelerinde bu anlamiyle kullanılmağa başlamıştır.

W. Radloff bu kelimeyi muhtelif Türk lehçelerinde tesbit ederek dört anlamı olduğunu kaydetmiştir:

1) isimdeş,
2) dost, arkadaş,
3) sevgili,
4) Şor lehçesinde "küçüklere söylenmesi yasak söz".

Radloff, Sözlüğünde bu kelimenin etimolojisini "at + taş" şeklinde izah ediyordu. Sonra, bu kelimenin etimolojisini "Moğolistan'da Eski Türk Yazıtları" adlı eserinde, "-daş" -eki münasebetiyle, "at + eş" göstermiştir. Radloff'a göre "-daş -taş" eki "kad + eş, at + eş" keli-melerini hecelere yanlış olarak "a + taş" ka + taş biçiminde ayırmaktan meydana gelmiştir. Büyük türtkoloğun bu mütalaası esas itibariyle doğru ise de aldığı misaller ve hecelerin yanlış ayrılmasına dair ileri sürdüğü mütalaa hiçbir delile müstenit değildir. Biz burada "-daş" ekinin kuruluşundan bahsedecek değiliz. Bu ekin bir lokatif eki ile "eş" kelimesinden (-da + eş) teşekkül ettiğinin ilk önce Profesör W. Bang tarafından isbat edilmiş olduğunu 5 kaydetmekle iktifa ediyoruz.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: "ADAŞ" ve "SAĞDIÇ" KELİMELERİNİN EN ESKİ ANLAMLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:31

"Adaş" kelimesine, 19 uncu asırdan itibaren yazılan Türkçe sözlüklerin çoğunda "isimdeş" (güya "ad + daş") anlamı verilmektedir. Bazı sözlüklerde "arkadaş, dost" anlamları bu kelimenin ikinci derecedeki anlamı olarak gösterilir. Eski kaynaklarda "adaş" kelimesi "arkadaş, dost" anlamından başka bir anlam ifade etmez. Yalnız Codex Cumanicus'ta "ataş" kelimesine "isimdeş" anlamı verilmektedir ki, batıdaki Kıpçaklarda daha XIII. asır sonlarında bu kelimenin eski manası unutularak halk etimolojisine dayanan "isimdeş" anlamı yerleşmiş olduğu anlaşılıyor.

En eski Türk yazıtlarından Yenisey abidelerinde "adaş" dost, arkadaş manasınadır:

"Altmış er adaşınız, elig er edgü eşiniz" = altmış er sadık dostunuz, elli er iyi eşiniz (arkadaşınız) Eski Uygur metinlerinde de bu kelime her yerde "dost, arkadaş" anlamınadır: "isimdeş anlamına gelen tek bir "adaş" kelimesi yoktur.

F.VV.K. Müller'in neşrettiği Uygur metinlerinde "adaş" kelimesi hep "sadık dost" anlamına gelir:

"...Birle kavışmış kadaş, yeğen, takay, adaş böşük edgü ögli kim bar ersar ang kininte öngi adrıltaçılar ol". Bu cümledeki adaş böşük hendiayoin'ini Müller "arkadaş, sevigili, dost = Genosse, Geliebte, Freund" diye tercüme etmiştir. Uygurcada "adaş"m ödevi ve ne olduğu bilhassa Uigurica IV'de pek açık ifade edilmiştir. Bu parçadan anlaşıldığına göre "adaş" sadık dost" arkadaştır; "isimdaş" demek değildir.
Kudatgu Bilig'de "adaş" kelimesi sık sık geçer. Fakat hiç bir yerde "isimdeş" anlamına değildir.

Mesela:

Adaş tuttı
Ay Toldı edgü kişi
Küsemiş atı erdi edgü işi
Angar açtı
Ay Toldı köngli sözi
Ne ermiş tilegi ne ermiş özi

Aytoldı, Küsemiş adlı bir iyi adamı adaş (dost) tuttu. Ona gönlündeki sözü, dileğinin ne ve kendisinin kim olduğunu açtı. Bu parçadan pek açık olarak görülüyor ki Aytoldı'nın "adaş tuttuğu" adamın adı Küsemiş idi. Odgurmış adlı zahit ve hekim bir adam ögdülmiş adlı birine "adaş" diye hitap ediyor. Ki "isimdeş" olmadıklarında şüphe yoktur.

"Kutadgu Bilig" de "adaş, koldaş, eş, tuş" terimleri Jıep "dost" anlamı için kullanılmıştır; fakat bunların dostluk derecelerinde, o zaman bile, fark olduğu görülür.

Ya eş tuş okıglı ya koldaş adaş
Ulug ya kiçig tut yakın kap kadaş (M. 272). Adaşıg kadaşıg yırak ya yakın
Tözük aşka ünde küdezgil hakin (M. 275). Bularıg yime edgü tutgıl, kadaş
Tilese kadaş tut tilese adaş (M. 259). Adaş koldaşım tip inanç boldaçı kim Anı beg kılıp men özüm kul kılayı (M. 390).


Türk dilini, görenek ve geleneklerini çok iyi bilen Kaşgarlı Mahmut "adaş" kelimesini heryerde Arapça "sadık" kelimesiyle tercüme etmektedir. Bu kitabı Türkçeye çeviren bilgin Besim Atalay bu kelimeye "arkadaş, dost" anlamını vermiş ve karşılık olarak bugünkü "adaş" kelimesini yazmaktan sakınmıştır. Sağdıç" kelimesi de Arapça aynı "sadık" kelimesiyle tercüme edildiği halde B. Atalay bugünkü "sağdıç"ı yazıyor.

"Adaş" kelimesi yeni lehçelerden Yakutçada, bu lehçenin fonetik kanununa uygun olarak, "ataş" biçiminde eski anlamiyele - yani "dost", arkadaş" anlamiyle- muhafaza edilmiştir; "isimdaş" anla-miyle hiç bir ilgisi yoktur; eski Türkçedeki "d" sesini "y" yapan lehçelerde "adaş" kelimesi "ayaş" biçiminde eski manasiyle muhafaza edilmiştir. "Adaş" kelimesi en eski anlamına yakın bir anlam ile Tarançı folklorunda muhafaza edilmiştir. Nikola Pantu-sov tarafından tesbit edilen bir folklorda "adaş" kelimesi "oynaş dost" demektir.

Kara Kırgız lehçesinde bu kelime ("ayaş" biçiminden ayrı olarak) Yakutçada olduğu gibi, d/t tebadülü ile "ataşkan, dost" terkibinde muhafaza edilmiştir ki "yeminle bağlı dost" demektir.

Bütün bu sözlük ve metinlerden görülüyor ki "adaş" kelimesi Ortaçağlarda "isimdeş" anlamiyle hiç bir ilgisi olmayan, fakat "dost" anlamına gelen bir kelime idi. Fakat bu kelimenin eski anlamındaki "dost" ne biçim bir "dost" idi? "Adaş" olan fertlerin yahut (Yenisey yazıtlarındaki "altmış adaş" gibi) grupların birbirlerine karşı ödevleri ve ilgileri ne idi? Bu soruların karşılığım vermek güç olmakla beraber geçmiş bir devirde "sağdıç" ile "adaş"ın aynı kavramı ve aynı anlamı ifade ettiğini kesin olarak söylemek mümkündür.

"Sağdıç" kelimesi Oğuz grupunda bugüne kadar düğün (evlenme) geleneğinde "güveye arkadaşlık eden kimse" anlamiyle muhafaza edilmiştir. 14-15 inci asırlarda da bu anlamiyle kullanılmış olduğu malumdur:

Bedehşan şahı hem anda geldi Güyegüye (de) anda sağdıç oldı.
Gülef ruh sah süvar oldı atına Rile sağdıcı hamama niyetine

Ebu Hayyan "sagtuç" kelimesini "güveyin arkadaşıdır ki düğünde adamlara (misafirlere) hizmet eder" diye izah ediyor.
Kaşgarlı Mahmut "sağdıç" kelimesini, "adaş"da olduğu gibi "sadık" kelimesiyle tercüme ediyor. Türkçe tercümede "sağdıç dost" anlamları verilmiştir.

Eski Türk yazıtlarında "sağdıç" kelimesine açıkça tesadüf edilmiyor. Talaş yazıtlarında bu kelimeye benzetilen bir söz bulunduğu iddia ediliyorsa da şüphelidir. Uygurca yazmalardan birinde Profesör W. Bang bir kelimeyi sagdıçlıg diye okumuş ise de anlamını aydınlatmanın güç olduğunu kaydetmiştir. Bununla beraber bu kelimeye "mensup ve müteallik, ait" anlamını vermiş ve bu anlam Ahmet Caferoğlu tarafından "Uygur Sözlüğü" ne alınmıştır. Profesör S. Malov, bu kelimenin "Divanü Lugat-it-Türk"teki savdiç (yani sepet, kab) olacağını ileri sürmekte ise de bu mütalaa şüphelidir.
Her halde "sağdıç" kelimesinin etimolojisi karanlıktır. Bununla beraber bu kelimenin Orta-Asya kavimlerine mensup bir grupta, ihtimal ki Oğuz boylarında, "adaş" terimi yerine kullanılmış olduğun-da şüphe yoktur.

Sağdıç" teriminin "güveye arkadaşlık eden dost" anlamiyle bugüne kadar muhafaza edilmesi11, Yakut Türkçesindc "ataş" kelimesinin bir şey değiştirmek suretiyle dost olmak geleneğine dayanması ve Ibni Mühenna'nın "ayaş" kelimesini "ahitleşen dostlaşan kimse" diye izah etmesi "adaşlık-sağdıçlık" milessesesinin Ortaçağı Orta-Asya kavimlerindeki "anda" milessesesinin protipi olduğuna hükmetmek imkanını vermektedir. Herhalde "adaş" adi bir "dost" değildi.

Tarihten önceki devirlerde bile önemini kaybeden bir çok ilkel kurumlar vardır, ki biz bunlar hakkında bugün yaşayan ilkel insanların hayatına dair toplanan materyellerle bizim destanlarımızı masal ve geleneklerimizi eski Zamanlardan kalma göreneklerimizi karşılaştırma suretiyle bir fikir edinebiliyoruz. Bunu da bir misalle gösterelim. Eski Türk metinlerinde ve sözlüklerinde "ka", kap ve aynı zamanda kardeş anlamına gelir Kaşgarlı'nın dediği gibi "ka", "kap" kelimelerinin "kardeş" anlamını ilkel insan ancak "kap" ile ifade etmiştir. Bunu biz Doğu Asya'da hala ilkel yaşayış tarzını devam ettiren Gilyakların "khal" terimiyle karşılaştırmak suretiyle kavrayabiliyoruz. Gilyak'lar "akraba, kabile" mefhumunu "khal" (harfi harfine: "kap torba, zarf" demektir) kelimesiyle ifade ederler.

"Kutadgu Bilig" de "kap" ve "kadaş" (hendiadyoin) beraber söylenmektedir:

Ta eş tuş okıglı ya koldaş adaş
Ulugya kiçig tut yakın kap kadaş 13
(Mısır, 272)

"Adaş" ve "Sağdıç" terimlerinin tarihten önceki devirlerde ne gibi bir "dost" ifade ettiğini, o devirlerde bunun yalnız "ad" hecesinin kendi başına bir anlamının ne olduğunu kestirmek güçtür. Bununla beraber biz "sağdıç" kelimesiyle bağlı geleneklerin ve bunların muhtelif ilkel kavimlerin gelenek ve görenekleriyle karşılaştırmanın verdiği bir ışık sayesinde tarihten önceki devirlerin karanlıklarına dalabiliriz.

Oğuz boylarının "sağdıç"ı (yani düğünde güveye arkadaşlık eden kimse" anlamiyle) başka Türk boylarının hepsinde muhtelif isimlerde yaşamaktadır. (Başkurtlarda "güvey bölgesi", Kırgızlarda "güvey yiğidi", Doğu Türkistan'da "güvey adaşı" v.b.), öte yandan da Çağataycada "adaşçı" kelimesinin "Kılavuz, rehber" anlamına gelmesi bu geleneğe bağlı olsa gerektir. Her halde çok eski devirlerde "adaş" ve "sağdıç" evlenme milessesesi ile bağlı bir terim olmuştur. İhtimal ki tarihi devirlerden önceki ilkel evlenme milessesesinin yasasına göre bu terimler grup halinde evlenenleri ifade etmiş olabilir.

Bu milessesenin dağılışından sonra bu kelimenin hemşirelerini değiştirme yoluyla evlenenlere verilmiş olduğunu Yakutçadaki "atas-" (bir şey değiştirmek yoluyla arkadaş, dost olmak) kelimesi anlatmak-tadır. Türk boylarından bazı oymaklar bu "hemşire değiştirme ile evlenme " göreneğini son zamanlara kadar muhafaza etmişlerdir. Bu göreneğin boy yasasına göre mecburi olduğu bir devirde böyle evlenenler birbirine "adaş" olmuşlardır.

Bu adetin Havai adasındaki yerlilerde tesbit edilmiş olduğunu bili-yoruz. L. Morgan bu biçim evlenmeyi ifade için Havaililerin "Pu-nalua" (yakın arkadaş, ortak, dost) 15 kelimesini terim olarak etnolojiye sokmuştur. Her halde tarihten önceki ilkel devirlerde "adaş" Havaililerin Punalua'sını yahut ona yakın bir anlamı ifade ediyordu.

"Karşı dünürlük" bir gelenek olarak bugünkü Kazak-Kırgızlarda görüldüğü gibi "Divanü Lugat-it-Türk" milellifine de malum olduğu naklettiği şu parçadan anlaşılmaktadır:

Tüngür kadın bolıştı Kırkın takı koluştı Emdi tişim kamaştı Aldı Turumtayımnı

"(Karşılıklı dünür kayın oldular. Kızlarını da birbirinden istediler. Şimdi dişim kamaştı. Turumtay'ımı aldı".
Bütün bu gelenekler çok eski bir devirde Orta-Asya kavimlerinin de "Punalua aile" merhalesinden geçtiklerini o devirde "adaş" ın (daha eski çağlardaki anlamı ne olursa olsun) "punalua" anlamiyle kullanılmış olduğunu hatırlatmaktadır.
Eski Oğuzcadaki "adaklu" (nişanlı), Kazak-Kırgız lehçelerindeki "ataştır~atastır-" (nişanlamak). Çağataycadaki "ata-" (nişanlanmak), Yakutça'daki "atastır-" (bir şey mübadelesiyle dost olmak), Altayca'daki "adandaş-" (dostça beraber çalışmak) gibi bir sürü kelimelerin adaş (ad-eş) kelimesinin kökü olan "ad"le ilgili olduğunda şüphe yoktur. Fakat bunların "adaş" kelimesinin muhtelif kültür çevrelerinde ve muhtelif devirlerde ifade ettiği anlamlarla bağlı olduklarını göz-önünde bulundurmak gerekir.

Oğuzcada "kurban" anlamına gelen "adak" terimi de (krş. Altay-cada "ada-" kurban vermek, Verbitski s. 3) yine bu "adaşlık" gelenekleriyle bağlı olabilir. Eski devirlerdeki bütün sosyal milesseselerin kurbanlı dini ayin ve merasime tabi olduğu düşünülürse "adaş tutma"nın da bir kurbanlı ayinle yapıldığına hükmetmek gerekir. Bu faraziyemizi Ortaçağın "anda" ve "evlatlık edinme" milesseselerinde gördüğümüz merasim ve ayinler teyit etmektedir.

Çok eski ilkel çağların karanlıklarında yaşamış olan klanların fertler için şahsi "ad = isim" mefhumunu bilmediklerini kabul etmek gerekir. O devirlerde klanların biribirinden ayırt edilmeleri de "ad - isim"leriyle değil "damga-nişan"lariyle olmuştur. Şahsi "ad" hususi mülk'ün meydana gelmesi ve klan ve boy kurumlarının dağılmaya yüz tutmasiyle önem kazanmaya başlamıştır.
Olabilir ki bir devirde "ad" sözüyle "kurban ayiniyle vurulan damga, nişan" anlatılmıştır.

Hülasa:

adaş~ayaş~ataş terimleri en eski devirlerde "isimdeş" anlamım değil, fakat bir nevi "dostluk" anlamını ifade etmiştir. Eski ilkel sosyal kurumların çözülüşünden sonra "sadık dost" anlamına gelmiş, nihayet halk etimolojisinin marifetleriyle attaş-isimdeş olmuştur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir