Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Al Ruhu Hakkında

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Al Ruhu Hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:20

AL RUHU HAKKINDA

Türk Mitolojisinde Kötü bir Ruh (al, albastı, albız, almız, albış, abası)


Türk hurafelerinde Masal ve destani hikayelerinde eski ilah -ruhlardan bir çoklarının bugüne kadar yaşadığını görüyoruz. Eski şamanlıkta devam eden Yakut, Altay ve Yenisey Türklerinin akidelerinden başka, bin seneden beri İslam dininde bulunan Türklerde bile eski an'anelerin izlerine tesadüf ediyor, bazan da bu an'anelerin pek canlı bir surette yaşadığına şahit oluyoruz.

Gerek Şaman ve gerek İslam Türklerin halk hurafelerinde bugüne kadar yaşıyan ve mühim rol oynıyan ruhlardan biri Al yahut Albastıdır. Karakter ve seciye itibariyle bütün Türk hurafelerinde aynı ruh olan bu Albastı, Al karısı, Albastı (garp Türkleri); Albastı (bütün Orta Türklerde; Albız (eski Osmanlı metninde). Albıs (Uranlıa-Tuba) Almış (Altaylarda); Abası (Yakutlarda).

Eski Sümerlerin Al ve Alular'un bir olduğunda şüphe olmıyan bu ruh hakkındaki hurafeler araştırmağa değer bir mevzudur.
Kırgız-Kazak Türklerinin hurafelerine göre Albastı iki nevi olup biri Kara Albastı ve diğeri de Sarı Albastı'dır. Sarı Albastılar hoca ve baksı (Şaman)ların okumasiyle defolup giderler. Kara Albastı ise kendisini görmek iktidarına malik olan ocaklı adamdan başka kimseden korkmaz. Sarı Albastı sarışın bir kadın suretindedir Bazan keçi ve tilki suretlerine de girer. Bu ruh loğusalara musallat olup ciğerlerini alır ve götürüp suya atar. Baksılar yahut ocaklı adamlar Albastı'yı yakalayıp ciğeri yerine koymağa mecbur ederler.

Al-bastı"yı yakalıyan baksı eline kopuz alarak şu Türküyü söyler:

"Ey, Albastı zalim Koy ciğerini yerine Zavallının canını iade et, Sözümü tutmazsan,
Bana hürmet etmezsen, Gözlerini çıkarırım..."

Bu suretle merasim yapılırsa Albastı ciğeri yerine koyar ve ölen loğusa da iyileşirmiş. Baksılar Albastı'yı, ekseriya, keçi görüyorlar.
Kara Albastı yahut Kara ciddi ve ağır başlı bir ruhtur. Sarı Albastı ise hoppa, mekkar ve şarlatandır. Ekseriya insanları hile ve aldatmakla ele geçirir. Bazan insana dokunmıyacağına söz verir ve uzak bulunur. Lakin daima fırsat bekler ve nihayet kolayını bulup bir zararım dokundurur.

Miropiev'in eserinin nihayetinde, neye ait olduğu izah edilmemiş bir baksı duası vardır, içindekilerden anlaşıldığına göre bu da Albastıya, karşı, loğusa yanında yapılan merasim esnasında okunan, baksı ilahisidir.

Bu merasimde, galiba loğusanın ciğeri yerine koyun ciğeri veriliyor:

"Ey, şeytanlar, şeytanlar, Bu ciğeri alınız, Buna kanaat ediniz, Bu kadını öldürmeyiniz, Zararınızı dokundurmayınız.
Koyun ciğeri size kafi değil mi?
Bu koyun ciğerini ciğer saymıyor musunuz?
Eğer böyle ise, elime kılıç alırım,
Hesapsız ruhlarımla
Size hücum ederim..." denilir.

Albastı, tüfek sesinden korkar. Loğusa Albastı olursa tüfek patlatmak adettir. Demircilerden ve ocaklı adamlardan da korkar; öyle muktedir demirci ustalar ve ocaklılar vardır ki, bunların bir mendil veya külahı Albastı'yı korkutmak için kafi gelir. Albastı muhtelif suretlerde görünmekle beraber aslında bir sarı kızdır.
Başkurtların Albastı'ya dair hurafeleri de Kazak-Kırgızlarınki gibidir.

Kazan Türklerinin hurafelerine göre Albastı şerir bir ruhtur. Meskun olmıyan evlerde ve sahralarda bulunur. Muhtelif suretlerde görünür; yolcuların yolunu şaşırtır, uykuda basar.

Uluğ Kem nehrinde bulunan Tuba - Uranha şamani Türklerin akidelerine göre, Albıs evlenmiyen bir kızdan türemiştir; kumsal yerlerde ve kayalarda bulunur, keçi gibi bağırır. Albıs kızlara musallat olur ve hasta yapar. Muktedir şamanlar ilahiler okuyup Albısları defederler. Şaman dualarında Albıslar sarı kız olarak tavsif olunur (Altı sarı Albısların).

Altaylıların akidesine göre Almış bir kötü ruhdur. "Erlik"in avanından ve hademelerindendir.
Fergana Özbeklerinin hurafelerinde şeytan, ecine, dev ve perilerden maada bir de Albastı vardır. Albastı'yı pejmürde, dağınık saçlı bir kocakarı suretinde telakki ederler. Loğusayı yalnız bırakmazlar, ecinenin boğmasından korkarlar.

Taşkent'te Sevzar-deha Tahtapul kapısında Albastı = Alvastı köprüsü vardır. Oradan gelip geçenlerin pejmürde bir kocakarı suratı gördükleri söylenir.
Yakut Türklerinin akidelerine göre isim ve karakter itibariyle bizim Albastı'yı andıran Abası denilen ruhlar vardır. Abası'lar iççi ve Ayı ruhlara mukabil kötü ve obur ruhlardır. Bundan maada Albas sözü de vardır ki aldatmak, hile ve kadın şamanın büyüsü manalarında kullanılır. Abası'ların mümeyyiz vasıflarından biri insanın kutu (ruhu)nu alıp götürmektir (Diğer Türklerde Albastı yahut Al karısı insanın ciğerini alıp götürür).

Anadolu Türk hurafelerinde de aynı ruhun mühim rolünü görü-yoruz. "Alkarısı" ve "albastı" hastalığı tesmiye edilen bu ruh loğusa kadınlara musallat olur. Bazan yalnız kalan loğusanın yanma peri kızları gelerek loğusanın ciğerini alır giderler ve bu suretle loğusayı albasar'ınış. Loğusanın ciğerini alıp suya bırakırsa loğusa ölürmüş. Doktor Kunoş'un notuna nazaran "çocuk doğduğu vakit loğusaya acıklı bir haber söylenirse korku, teessürden mütevellit hale yahut hastalığa albastı tabir olunur. " Hurafeye göre "Alkarısı" tüfek sesinden, ocaklı adamlardan, demirden ve kırmızı renkten korkar. Bunun içindir ki loğusa yatakta iken başına beyaz yaşmak ve kırmızı tül bağlarlar. Kırmızı altın takarlar, loğusaya kırmızı şeker hediye götürürler, (bazan bunun hilafına kadının gözüne kırmızı şey göstermezler). Bazan bu Alkarısı dağ kayalarında ve nehir sahillerinde bulunur. Geçen yolculara her türlü oyun oynarlar ve fena sesle bağırırlar. Öyle ocaklı adamlar vardır ki bunların mendil veyahut takkesi loğusaların odasına konulursa albastı olmaz. Alkarısı sarışın bir kadındır.

Erzurum ve Erzincan vilayetlerinde işittiğim bazı rivayetlere göre "Alkarısı" ahırlarda bulunur ve at yelesini örmekten hoşlanır. Loğusaları korkutan ve ciğerlerini götüren ruh ise "Albastı" olmayıp "Karakura" denilen bir ruhtur.

Görülüyor ki bütün Türk kavimlerinde "Albastı" aynı bir kötü ruhun ismidir. Bu ruhun loğusa kadınlara musallat olması şekli Kırgız, Kazak ve Anadolu Türklerinde bütün teferruatiyle aynı şekildedir. ("Loğusanın ciğerini alıp götürmesi ve suya atması", "ocaklı adamlardan korkması, tüfek sesinden kaçması"). Kazak-Kırgızlarda keçi suretinde görünen bu ruhun Uranha-Tuba Türklerinde keçi sesi ile bağırması ve Anadolu Türklerinde "fena sesle bağırması" gibi teferruat da şayanı dikkattir. Bütün Türklerde bu ruh dişidir; hoppa hilekar ve yalancıdır.

Uranhaların şaman dualarında zikredilen ve kayalarda bulunan altı sarı Albası, Kazak-Kırgız ve Başkurtlarda sarı kız suretinde olan bu ruh kültü ile Anadolu Türklerinin Sarı kızlar efsanesi de müna-sebettar olabilir. Erzurum ve Erzincan hurafesine göre Albastı at yelesini örmekten zevk alırmış. Yenisey Türklerinden Kaç Türklerinin inanmalarına göre at yelesini örmek kaya ve dağ ruhunun (dağ izinin) en sevdiği eğlencedir.

Kara Kırgızların inanmalarına göre loğusalara musallat olan ruh gene al'dır.
Loğusanın Kara yahut karabaştı'dan korkusu ve bu Kara'yı defetmek için Kara Bakşı çağrıldığı Manas destanının devamı olan Yolay Kaan destanında da görüyoruz.

Kara Bakşı bar edi
Karabaskarı katındın
Evliyası bar edi... Kara Bakşı loğusaya gelen cinlere hitap ederek:
Alıştan kelgen al-bı deymen
Raktan kelgen can-bı deymen...

diyor ki buradaki Al bizim bahsettiğimiz Al'dır. Bu son cümleyi Radloff uzaktan, gelen er (alp) diye tercüme ediyor ki şüphesiz yanlıştır. Albı kelimesindeki bı sorgu soneki olan "mi" den başka bir nesne değildir.

Bu hülasamızdan görülüyor ki Al (Albastı, Albas, Albız, Almış) denilen mevhum "ruh" hakkında bütün Türk kavimlerinde aynı inanmalar mevcuttur. Şüphesizdir ki bu inanma ve an'ane Türklerin Orta-Asya'da birlikte yaşadıkları zamana aittir. Türklerle eski zamandan beri komşu yaşıyan kavimlerde de bu Al hakkında inanmalar varsa da Türklerdeki gibi yaygın değildir.

Al ruhu tarihten önceki zamanlarda, tarihi devirlerde tasavvur olunduğu gibi, şerir bir "ruh" olmamıştır. Bu "ruh" eski Türk pan-teonunda kuvvetli belki hami (koruyucu) tanrılardan biri olmuştur.

Bugünkü Türk inanmaları onun şerir bir ruh olduğunu gösterdiği halde bazı emareler de onun bir zaman hami ruh olduğunu bildirmektedir:

1 — Uranha-Tuba Türklerinin şaman dualarında kam bu ruha "kaya yerlerde yaşıyan atlı Sarı Albıstarım" diye hitap ediyor ve yardım soruyor. Kazak-Kırgız baksıları da, galiba, bu ruha "tuv dediği derde derman olan ey Sarı Kız, gel" diye çağırıyor.

2 — "Al" kelimesinin ateş kültiyle alakalı olması bilhassa bu ruhun en eski devirlerde hami ruh, ateş ve ocak ilahesi olduğunu göstermektedir.
Yakut Türkleri aile ocağı ateşine Al-ot diyorlar. Türklerle en eski zamandan beri komşu yaşayan Moğollar da ateşe gal diyorlar. "Alev" kelimesi de (Orta ve Doğu Türklerinde "yalın", "yalkın" bu kökten çıkmıştır. Altay ve Yenisey kamları ayin ve merasimleri de Alas diye bağırırlar ki, sami dinlerin amin kelimesi yerindedir.
Al kelimesinin ateş kültiyle bağlı olduğunu gösteren bir emare de bütün Türk kavimlerinde yaygın olan Alaslama merasimidir. Alaslama Orta ve Doğu Türklerde ateşle temizleme ve takdis merasimidir.

Başkurtlarda alaslama bir kırmızı renkli parçavrayı ateşleyip hastamn başı etrafında alas, alas diye çağırıp çevirmekten ibaret olan bir tedavi usulüdür. Altay ve Yenisey Türklerinde şamani merasim esnasında tütsü içinde ardıç veyahut başka bir "mübarek" ağaçı yakmaktır. Kırgızlarda da alaslama Başkurtlardaki gibidir.
Anadolu Türklerinde alazlama Radloff'un izahına göre kızgın demirle dağlamaktır. Anadolu halkiyatına dair son yıllarda toplanan malumata göre alazlama'nın tamamile eski şamanlık ve ateş kültü ile sıkı bağlı bir merasim olduğu anlaşılmaktadır.

Anadolu halkiyatına dair çok kıymetli maddeler toplayan ve değerli tetkiklerde bulunan M. Şakir Bey'in neşrettiği malumata göre alazlama bir tedavi usulüdür. Bunun için kırk bir tane al renkli keten bezinden okuya okuya parmağa bir ip yumağı yapılır., sonra bu yumaklar ateşte yakılarak tekrar bir al bez üzerine bunların külü konur ve bununla alazlanır10 Anadolunun bazı yerlerinde alazlama akşam karanlığında ilk yanan (görülen) ışığa bakarak yapılır.
Altay kam ilahilerinde ateşe Alır Ot, Al Yalgın diye hitap olunuyordu.

Görülüyor ki "Al" ruhu efsanesi pek derin bir geçmiş çağlarda ateş kültü ile bağlı olmuş ve hami bir tanrı sayılmıştır. Bu Tanrı'nın sukutu zamammızdan altı bin yıl önce başlamıştır.

Sümerlerin Al ruhunda bile bu ikilik başladığını görüyoruz:

Ateş tanrısı olan bu Al aynı zamanda iğva perisidir.

Türklerin en eski devirlerden beri albayrak kullanmalarının bu Al-Ateş kültü ile bağlı bir an'ane olacağı hatıra geliyor. Kazak-Kırgızlar bayrak kelimesi yerine Talav kelimesini kullanırlar ki alav'dır. Al ruhunun adiyle Al renginin münasebeti şüphesizdir. Türk hurafelerine göre ruh'lar, ak, kara, sarı, kuba-esmer diye renklere ayrılırlar. Albastı ile beraber Karagastı da vardır. Her halde al rengi de ruhlardan birinin rengini göstermiştir. Şamanizimde "ruh"lar şerefine bayraklar (altaycada yalama) dikmek adettir. Al ruhunun "hami ruh" sayıldığı devirde bunun şerefine dikilen bayrak ateş rengine yakın bir renkte olmuştur. Bizim fikrimize göre Türklerin albayrak,'lan Al ruhunun ateş tanrısı ve hami ruh sayıldığı devirden kalma bir hatıradır ki yedi, sekiz bin yıllık demektir.

Hülasa:

Bugünkü Türk inanmalarında yaşıyan Al şerir bir ruh olarak tasavvur olunur; yol şaşırtıcı, yalancı, hilekar sayılır.
Aldanmak, aldatmak, aletmek, allak-bullak, alık gibi kelimeler bu ruh'un sükutundan sonra türemiş olan kelimelerdir.
En eski zamanlarda bu ruh ateş tanrısı, hami ruh olmuştur.

Türk kültürü tarihinde büyük bir inkılap neticesinde olsa gerektir ki bu hami ruh düşmüş ve kötü ruhlar sırasına geçmiştir.

Bu düşme devrinin pek eski zamanlarda olmasına rağmen Al'ın takdis edildiği devri hatırlatan an'anelerin hala yaşadığım görüyoruz:

Alkamak = Takdis etmek (altayca, kırgızca),
Alkış = Tebcil, tebrik (bütün Türklerde),
Al ot = Aile ocağı ateşi (Yakutlarda),
Al ot = Azametli ateş (Altay kamlarının ilahilerinde),
Alas = Alazlama = Ateşle arığlama ayini yapma, (Al renginin bütün Türklerce mukaddes sayılması) gibi kelimeler Al tanrısının hami ruh sayıldığı devre ulaşan bir an'anenin devamından başka bir şey olmasa gerek.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir