Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tepsi ve Kağnı Kelimeleri Hakkında

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Tepsi ve Kağnı Kelimeleri Hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:17

TEPSİ VE KAĞNI MADDİ KÜLTÜRE ALT İKİ KELİME

1 — "Tepsi" kelimesi, menşei maçhul olmakla beraber pek eski zamanlardan beri Türkçe'de müstameldir.

8 inci asrı hicride telif edilmiş olduğu zannedilen Arapça-Türkçe lügat kitabında bu kelime « AİjU » şeklinde yazılıp « jA-JI» kelimesiyle tercüme edilmiştir.
Radloff lügatinde bu kelimenin telaffuzu Çağatay, Osmanlı, Baraba, Altay, Teleüt ve sair Türk lehçelerinde tepsi, tepçi, tepşi şekillerinde olup aşağı yukarı aynı manada kullanıldığı gösterilmektedir.

Radloff Lugatında gösterilmeyen lehçelerden Başkurt (bilhassa Şarki Başkurt) lehçesinde «Aijo » kelimesinin "yemek teknesi" ve "çamaşır teknesi" manalarında kulanıldığını da gösterebiliriz. Ürenha-Tuba lehçesinde aynı manada müstameldir.
Görülüyor ki bu kelime bütün Türk kavimlerinde aşağı yukarı aynı manada kullanılır.
Aynı kelime tepşi şeklinde sahan, leğen, ibrik, oluk, tekne manalarında Moğollarda da vardır.

Kelimenin menşei meselesine gelince profesör Brockelmann, Kaşgari'nin « » kelimesini her nedense "tevşi" okuyarak acemce (pers) addetmektedir.
Muhterem profesörün bu husustaki delillerini bilmiyoruz. Her halde yeni acemcede bu kelimenin «Aiu» şeklinde bulunması itibariyle acemce olduğuna delil sayılmaz. Profesör Kowalewski ise yukarıda zikrettiğimiz Moğolca lügat şeklini kaydetmekle beraber Tibetçe olduğunu iddia etmiştir. Anlaşılan "tepşi" yahut "tepsi" kelimesi, Türk ve Moğollardaki manasiyle Tibetçede de vardır, "tepsi" (yahut "tepşi") kelimesi, menşei ne olursa olsun, pek eski zamandan beri Türklerde kullanılan bir kelime olmuştur.

Eski Türk dini ananelerini saklıyan şamani Türklerde kurban ve diğer dini ayin merasimi esnasında kullanılan kapkacaklar arasında "tepşi" ayrıca bir ehemmiyeti haizdir. Bazan "tepsi" yaş ağaç dallarının yapılır ve merasim nihayetinde bu "tepşi" kurbanın bakı-yeleriyle ateşte yakılır1. Kurban ayinlerinde "tepşi"nin ehemmiyeti Anohin'in şu kaydından da anlaşılır. Hayvanın etini mensek yanındaki tenceı elerde pişirirler. Pişirilen etin bir kısmım parça parça doğrayarak mahsus sahana (ki "tepşi" derler) koyarlar, ilahiler okuyarak bir kepçe ile "tepşi"den alıp mensek üzerine atarlar". Teleut"larda "tepçi tepçiledi" cümlesi "kurban verdi" manasında kullanılır. Verbitski'nin eserinde nakledilen bir Altay ilahisinde "Yayık han'ın bir sıfatı olarak "kuzu tepşilü" denilir ki, burada da tepşi kurban manasındadır.

Malumdur ki eski dinlerde ilahların adları değişmesine rağmen merasim ve ayinlerin maddi şeylerle merbut kısmı hep eski şeklini muhafaza eder (demir devrinde taş bıçakla kurban kesmek gibi). Bu cihetten bakılırsa "tepsi" Türk kavimlerinde pek eski zamandan beri kurban kültünde istimal olunduğu ve kelimenin de zannolunduğu gibi yabancı menşeden olsa bile, çoktan Türkleştiğini zannedebiliriz.

Kırım, Çağatay ve Anadolu Türkcelerinden başka bütün diğer Türk kavimlerinde ve Moğollarda "tepsi" denilen şey madeni olmayıp ağaçtan yapılan tekne ve tabaktır. Bazan, yukarıda zikrettiğimiz veçhile, yaş ağaç dallarından da yapılır \ ~ ayin esnasında kullanılır. Şüphe yoktur ki bildiğimiz "tepsi"nin en iptidai şekli de bu olacaktır.

Cenubi Yenisey sahillerinde yaşıyan Türk kabilelerine ait olup Minusinsk müzesinde muhafaza olunan üç tane "tepsi" mösyö Yakovvleff tarafından aşağıdaki suretle tavsif edilmiştir:

"Tipşi ağaç teknedir ki tencereden et suyu boşaltmak, et doğramak ve (misafirlere) et takdim etmek için kullanılır. Biri beyzi-yüşşekil diğeri köşelidir. İki tarafında sapları vardır. Uzunluğu 30 - 50, derinliği 2-8 santimdir.".

II. Kağnı. "Divan-ı Lugat et-Türk"te Jfci (III, 280), "Rabguzi'de "JiJU" eski Osmanlı metinlerinde "JSOlS" şeklinde tesbit edilen bu kelime bugün Anadolu'da "kağnı", Koybal, Sagay ve diğer Yenisey Türklerinde "Kanga" diye telaffuz edilir.

Divan-ı Lügatteki "JSUs" kelimesini Profesör Brockelmann "iki tekerlekli araba" diye izah ediyor ki, metinde böyle bir cümle yoktur. Galiba Profesör bu izahını Radloff lügatinden almıştır. Eski zamanlarda bu kelime Radloff'un izah ettiği gibi yalnız iki tekerlekli arabaya mı, yahut en eski Türk ve Moğol göçebelerinde kullanılan dört tekerlekli büyük "çadır araba"lara da mı denilmiş olduğunu bilmiyoruz. Bugün ise cenubi Yenisey Türklerinde "Kanga" ile "araba" aynı manada müradif kelimeler olarak kullanılır. Dört tekerlekli bir "Kanga"nın modeli Minusinsk müzesinde mevcuttur.

Türk kavimlerinin "araba" ile ne vakit aşina olduklarını bilmi-yoruz. Fakat her halde Hunların M.ö de ve ahfadı zamanında (M.ö. III - II nci asırlarda) arabayı bildikleri, Çin mehazlarına nazaran, muhakkaktır. Gerek Hun ve gerek Moğol devrinde bir kısım Türk ve Moğol boylarının dört tekerlekli "araba-çadır"ları olduğu malumdur.

Arabanın icadı ve keşfine dair orta Türkler arasında söylenen bir efsane vardır. Bu efsaneye göre arabanın mucidi ve araba ustalarının piri kanglı kabilesine mensup Kaldar Bey adında biridir. Arabanın "kanglı - kağnı" isminden habersiz olan Başkurt ve Kazaklarda bile bu efsanenin maruf olması dikkati caliptir.

Ebülgazi'ye göre bu araba icadı Oğuz Han zamanında oldu. "Oğuz Han galip geldi ve o kadar ganimet aldı ki yükletecek hayvan bulamadı. Orduda hünerli bir kimse vardı. Bir araba yaptı. Herkes onun gibi arabalar yapıp malları yüklettiler. Arabaya "Kank" dediler. Evelce arabanın ne kendisi, ne de adı yoktu. "Kank" denmesinin sebebi yürürken gank gank etmesidir. İcad eden adama da 'Kanklı" adını verdiler. Kank kabilesi bunun neslindendir.

Bu efsane yalnız halk iştikakı üzere olmayıp tarihi bir esasa müstenit olsa gerektir. İhtimal ki bu arabalar Orta-Asya'ya, gerek garpten ve gerek şarktan olsun, "Kank" ve "Kanklı" gibi kabileler vasıtasiyle gelmiş olabilir. İhtimal ki "kank" kelimesi kanklı kelimesinden daha eski olup araba ile göç ettiklerinden, yahut orduda arabalı kıtaları teşkil ettiklerinden dolayı "kanklı" tesmiye edilmiş olabilirler. Her halde "kağnı" kelimesi Türk maddi kültürü bakımından tetkike değer bir kelimedir.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir