Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Mevki - Orun Hukuku

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Mevki - Orun Hukuku

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:11

MEVKİ - ORUN HUKUKU

Türklerin kabile teşkilatında en mühim rol oynayan esaslardan biri kabilelerin ve ona göre kabilelere mensup şahısların gerek büyük içtimalarda ve gerek alelade ziyafet meclislerinde işgal edecekleri "orun-mevki" meselesidir. Bunun içindir ki göçebe imparatorluk ananelerini muhafaza etmiş olan Türk hanlıklarında hanın sarayında ve kurultaylarda kabilelerin işgal edecek yerleri (mcvki-orunları) kat'i surette muayyen kaidelere rabtedilmişti.

Ananeye göre bu "orun-mevki" meselesi Oğuz yahut Çingiz gibi, efsanevi yahut tarihi, büyük hakanlar tarafından halledilmiş addolunur ve değişmez bir esas olarak telakki edilirdi.

Oğuz boylarının (Türkmenlerin ananesine göre içtimalarda her boyun oturacak (işgal edecek) yeri, "damga"sı, "ongun"u ve hatta ziyafet için kesilecek hayvanın etinden alacak pay (ülüş)ları da "Gün Han" tarafından tayin edilmişti.

Bu ananenin XVII inci asırda Orta Asya Türkmenleri arasında muhafaza edilen şekli Ebül-gazi Bahadır Hanın eserinde tesbit edilmiştir:

"... . şimdi biz 12 çadırda kimlerin "mevki" işgal ettiklerini, kimin ne gibi "ülüş" (kesilen hayvanın etinden pay) aldığını, kimin et doğradığını ve kimin atlar yanında kaldığını (seyislik yaptığını) söyliyelim:

Altın çadırda en şerefli yerde ("tör"de) Gün Han oturmuştur. Milletin en meşhur olanları, bütün kavimin ittifakı üzere, koyunun başını, sağrısını Gün Han'a takdim ettiler ve dediler ki, kim han olursa bu onun "ülüş"üdür (payıdır). Kapı yanında Irqıl-Hoca oturmuştu; ona koyunun döşünü takdim ettiler ki kim vezir olursa bu onun hakkıdır.

Sağ taraftaki birinci çadıra "Gün Han"ın büyük oğlu "Kay"ı oturttular. Ona sağ ayağın uyluk kemiğini verdiler; "Bayat" et doğradı; "Sorki" atlara baktı. İkinci çadıra "Alka-Evli"yi oturttular. Ona ön sağ ayak kemiğini verdiler. "Kara-Evli" doğradı "Lale" atlara baktı. Üçüncü çadıra "Ay Han"ın büyük oğlu "Yazır"ı oturttular. Ona sağ tarafın kalça kemiğini verdiler.

"Yazır" doğradı,
"Komi" atlara baktı. Dördüncü çadıra "Dodurga, oturdu. Ona verdiler. "Döker" et doğradı, "Mürdeşöy" atlara baktı. Beşinci çadıra "Yıldız Han"ın oğlu "Avşar" oturdu. Ona but kemiğini verdiler. "Kızık" doğradı, "Turumcu" atlara baktı. Altıncı çadıra "Bekder" oturdu. Ona sağ taraftaki kürek kemiğini verdiler. "Karkın" doğradı, "Karaşık" atlara baktı.

Sol tarafta birinci çadıra "Gök Han"ın oğlu "Bayındır" oturdu. Ona sol but kemiğini verdiler. "Becne" doğradı, "Kazığurt " atlara baktı. İkinci çadıra "Çavuldur oturdu, buna sol kalça kemiğini verdiler. "Çepni" doğradı, "Ka/jlı" atlara baktı. Üçüncü çadıra "Dağ Han"ın oğlu "Salur" oturdu, ona aşıklı but kemiğini verdiler "Imur" doğradı "Kalaç" atlara baktı. Dördüncü çadıra "Alayuntlu" oturdu. Ona ...?... verdiler. "Ürker" doğradı, "Teken" atlara baktı. Beşinci çadıra "Deniz Han" oğlu "Iğdır"ı oturttular, ona kol kemiğini verdiler. "Böğdüz" doğradı, Karluq" atlara baktı. Altıncı çadıra "Ava" oturdu, ona sol taraf kürek kemiğini verdiler. "Kanık" doğradı, "Kıpçak" atlara baktı".

Gazi-Ayintap vilayetinde ve Suriye'de "Karaşıhlı" denilen Türkmenler vardır. Bunlar Oğuz boylarının "Beğdili" (bekdili) boyuna mensupturlar. Dekmetaşlı Ukaş Ağa'ınn söylediğine göre eskiden bu "Karaşıhlı" kelimesi 'Karaçıklı' telaffuz edilirmiş. Galiba bu şube kendi adını Sırderya'daki "Karaçık" dağından almıştır.

Bu rivayete göre Oğuz boylarının mevki (orun) leri aşağıda gösterildiği gibidir:

0) Gün Hanla veziri Irkıl-Hoca;
1) Kay ve Bayat, Sorki;
2) Alka-Evli ve Kara-Evli, Lale;
3) Yazır ve Yasır, Komi,
4) Dodurga ve Döker, Merdeşöy;
5) Avşar ve Kızık, Turumeu;
6) Bekder ve Karkın, Karaçık;
7) Bayandır ve Becne, Kazığurt;
8) Çavuldur ve Çepni, Kav)lı,
9) Salur ve Imur, Kalaç;
10) Alayuntlu ve Ürker, Teken;
11) İğdır ve Böğdüz, Karlık;
12) Ava ve Kınık, Kıpçak.

XV inci asırda Anadolu'da tesbit edilen ananeye göre Oğuz boylarının mevkileri muayyendi. Bu anane aşağı yukarı Ebülgazi Hanın tesbit ettiği ananeye yakındır. Her halde bu anane "Reşid ed-din"den de alınmakla beraber, Anadolu'daki Oğuz boyları içinde o zaman bile
yaşıyan şifahi ananenin "kitaba uydurulan" şekli olduğunda şüphe yoktur.

Umumiyetle "Yazıcıoğlu Ali"nin rivayetleri calib-i dikkattir.

İşbu tertib üzre oturmaç gerek
önlerinde müçeler durmak gerek
Kımız ü Kımranda bu tertibile
Aga (ve) ini arasında içile
Mansıb ü beglik dahi bu resmile
Urug ve soyuna göre virile...
(sah. 205).

Eski adetleri bu derecede canlı bir surette ifade etmek için müellifin adet ve ananeleri yalnız kitaptan değil, yaşıyan ananelerden de sezmesi ve anlaması lazımdır. Rivayeti yalnız kitaptan öğrenen Reşideddin ve hatta Ziya Gökalp Bey'in bu meseleye dair söyledikleri, 'Ali ve Ebülgazi rivayetlerine nazaran ne kadar sönüktür... "'Ali'nin rivayetindeki JAy" kelimesi de şayan-ı dikkattir. Bu kelime "Reşideddin"in rivayetinde yoktur. XV inci asırda Anadolu'da mevzubahs olan hukuki ananenin yaşamış olduğuna "Ali"nin bu kelimeyi istimal etmesi de bir delil teşkil eder. O vakit Anadolu'da bu kelimeyi yalnız hayati bir kıymeti olan anane yaşatabilirdi. "Ebül-gazi"de olduğu gibi, bu rivayette de -eğer müstensih hatası değilse-"Reşideddin" de ismi geçmiyen mahalli kabile zikrediliyor: «jljU ».

Reşideddin"e göre Oğuz boylarının mevki tertibi bu şekilde olur:

1) Kayı, Bayat, Alka-Evli, Kara-Evli;
2) Yazır, Döker, Dodurga, Çayırlı;
3) Avşar, Kırık, Beğdili, Karkın;
4) Bayandır, Becne, Cavuldur, Çepni;
5) Salur, Imur, Alayuntlu, Ürker;
6) Bikdir, Böğdüz, Yava, Kınık.

Görülüyor ki "Reşideddin"in rivayetinde Ebülgazi rivayetin-deki tafsilat yoktur. Bununla beraber "Reşideddin"in bu meseleyi "Ebülgazi" kadar anlıyamıyacağı malumdur.

Ebülgazi rivayetinin daha bir hususiyeti vardır ki, Oğuz heyetine sonradan karışan diğer kabilelerin XVII inci asırdaki mevkilerini gösteriyor.

Yirmi dört Oğuz boyu arasında ismi geçmiyen bu kabileler şunlardır:

Kene, Güne, Türbetlü, Keraylu, Sultanlu, Oklu, Gekli, Soçlu, Hurasanlı, Yurçu, Camçı, Turumçu, Komi, Sorki, Korcik, Şuracık, Karaçık Kazğurt, Kırgız, Teken, Lale, Mürdeşöy, Sayir. Bunlar, ananeye göre, "Oğuz Han"ın odalıklarından doğmuşlardır. Onun içindir ki bunlardan sekiz kabileyi çadırların dışarısında atlar yanında görüyoruz. Bunlardan başka Kıpçak, Kalaç, Kayılı ve Karlık kabileleri ki, Reşideddin rivayetinin aynı olmakla beraber (Oğuz Han bunları yolda bulmuştur), bunlar da at yanında kalıyorlar.

Mahmud Kaşgari tarafından nakledilen Oğuz kabilelerinin listesine göre eğer burada "mevki-orun" tertibi nazar-ı dikkate alınmış ise, Reşideddin ve Ebülgazi zamanlarına kadar "mevki meselesi"nin mühim tebeddülat geçirmiş olduğu anlaşılıyor. "M. Kaşgari'nin Oğuz boylarının asıl ve birinci kabilesi sıfatiyle zikrettiği "Kınık"lar Reşideddin ve "Ebül-gazi" de soldaki altıncı mevkide (Ebülgazi'ye göre "et doğrıyan")dir.

Diğer kabileler de bu suretle "mevki" değiştirmiş oluyorlar. Bununla beraber ikinci olarak zikrettiği "Kayıg ve üçüncü olarak zikrettiği "Bayandur"lar yerlerini değiştirmiyorlar. Çünkü M. Kaşgari zamanında "Kınık" merkezdeki hakan çadırım işgal etmiş olursa "Kayıg" sağdaki birinci mevkii ve "Bayandur" da soldaki birinci mevkii işgal etmeleri lazımdır ki "Reşideddin" ve "Ebülgazi"deki ananenin aynı demektir.

Şüphe yoktur ki "mevki" hukuku sülalelerin değişmesiyle yahut aynı sülale azası olan bir hakanın siyasi hadiselerden dolayı mevki itibariyle dun olan kabilelere istinat etmek mecburiyeti hasıl olmasıyle mühim tebeddülat geçiriyordu. Bununla beraber böyle "değişme"leri meşru göstermek için yine eski ananevi rivayetlere istinat mecburiyeti olduğu anlaşılıyor.

XV inci asırda "Altun Orda"da yükselen "Mangıt" kabilesi beyle-rinden "Ediğe Bey" Türk ve Moğol töresine istinat eden Çingizilere karşı İslam kisvesine bürünen "Baba Tüklas'Aziz >> menkıbelerine istinat etmişti. XIX uncu asır bidayetlerinde yükselen Harezm Koyrat sülalesinin saray müverrihi olan "Munis" Koyratların diğer Özbek kabilelerinden mevki itibariyle yüksek olduğunu isbat için bunlara ait rivayetleri toplamıştı.

Anadolu'da Osman-oğullarının mensup olduğu kabilenin yükselmesini de galiba, Oğuz töresiyle tevafuk ettirmek mecburiyeti olmuştur ("Korkut Ataeyitti: ahir zamanda hanlık geri Kayıya değe bu dediği Osman neslidir" Dedem Korkut). Oğuz ananesinin Orta Asya Türkmen rivayetlerinde de "Gün Han"ın sağ tarafın daki birinci çadırda büyük oğlu "Kay"ın mevkii olduğu söyleniyor.

Her halde bu "mevki hukuku" meselesini hanların kendi keyiflerine göre değiştirememiş oldukları malumdur. Yalnız bazı mevki -Orunları, han, kendi arzusuyle değiştirebilirdi. Mesela XVII inci asırda Özbek hanları yalnız ve o-uj lerden aşağı olan mevkilere istedikleri kabileleri oturtabilirlerdi.

Türk imparatorluklarında kabilelerin içtimalarda oturacak mevki (orun)leri meselesi Türklerin kabile ve devlet teşkilatı tarihiyle ve örfi hukuklariyle iştigal edenler için tetkike değer bir mevzudur. Fakat bu mevzua ait tarihi malzemeler muhtelif eski menbalarda dağınık bir halde olduğu gibi, Türk imparatorluklarının kuruluş ve dağılışında mühim rol oynıyan kabilelerin bu mevzua dair şifahi ananeleri de tesbit edilmemiştir.

Eski Türk ve Moğol kabilelerinin halitasından ibaret olan Kazak-Kırgızların örfi hukuklarına ait maddeler Rus müsteşrikleri ve hukukçuları tarafından toplanmış ve hatta bunlar bir kaç mecelle halinde tedvin edilmiş ise de "mevki-orun" meselesine lüzumunca ehemmiyet verilmemiştir. Bu sahada da klasik bir eser olan Grodekof'un "Sirderya vilayeti Kırgızları, Hukuki hayat" adlı kitabında da bu "orun" meselesine ait malumat pek azdır.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MEVKİ - ORUN HUKUKU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:12

Eski Oğuz enkazı olan Orta Asya Türkmenlerinin hukuk-ı örfiyelerini toplıyan müellifler de bu meseleye kat'iyen ehemmiyet vermemişler ve hukuku şer'iye ile hukuku örfiyeyi yekdiğeriyle karıştırmışlardır. Bunun sebebi de mevki hukuku meselelerinin sathi bakışta bariz bir surette yabancıların gözüne çarpmamasıdır. Şunu da kay-detmek lazımdır ki, Ruslar örfi hukukun bilhassa pratik meselelere (cinayet, ceza, aile meseleleri gibi maddelere) taalluk eden kısmına ehemmiyet vermişlerdir. Halbuki "orun" meselesi Kırgızlar'da bile gündelik hayattaki eski ehemmiyetini kaybetmek üzeredir. Bununla beraber kabile ve göçebe devlet teşkilatında mühim rol oynıyan bu "orun" hukuku ananelerinin bazı izleri Anadolu Türklerinde bile yaşadığı anlaşılıyor (kaynata evinin yukarı başına güveyinin geçmemesi gibi). Bu gibi adet ve ananeler toplanır ve tesbit edilirse Türk hukuku ve devlet teşkilatı tarihi için mühim maddeler elde edilmiş olurdu.

Göçebe Türk ananelerini muhafaza eden ve hukuk meselelerinin çoğu "töre" "zafı ilij" ve "yol" ile tayin edilen Kazak-Kırgız Türklerinde "orun-mevki" meselesine çok ehemmiyet verilir. Bu cihet yalnız büyük içtimalarda ve kurultaylarda değil, kabile ve oymakların yaylalarda, obaların derecelerinde ve obalarda çadırların kurulmasında da riayet edilir.

Yaylada obaların mevkileri:

1) Büyük babanın obası;
2) büyük oğlun obası;
3) küçük oğlun obası.

Bir obada çadırların dizilişi:

1) Obanın sahibi olan büyük babanın çadırı (biz onu vefat etmiş baba farzedelim. Bu çadırda onun en küçük oğlu oba sahibidir),
2) büyük ev sahibinin büyük oğlu,
3) büyük ev sahibinin büyük kardeşinin (yani müteveffa babanın büyük oğlunun) büyük oğlu,
4) büyük ev sahibinin büyük kardeşi,
5) onun küçük oğlu,
6) büyük ev sahibinin küçük oğlu,
7) büyük ev sahibinin ortanca kardeşi,
8-9) obanın fakir akrabası,
10) at sürüsüne bakan çoban (yılkıcı),
11) koyun çobanı,
12) misafir için.

Umumi içtimalarda (mesela "aş" merasiminde) içtimai toplayan kabile misafire karşı ev sahibi ve ona kardeş olan kabileler de ev sahibinin yakın akrabaları vaziyetinde bulunurlar.

Büyük içtimalarda hazırlanan çadırların vaziyeti:

1 - 13 rakamlı çadırlar kabilelerin "mevki"lerine göre oturacak yerleridir (rakamlar dereceyi gösterir). 14, 15, 16 rakamlı çadırlar hocalar, seyyidler ve hanların ahfadına mahsustur. Yıldızla gösterilen çadırlar içtimai toplayan ("aş veren") kabilenin oturmasına mahsustur. Burası mutfak vazifesini görür.

içtimalarda toplanan herhangi kabilenin hangi "mevki"i alması içtima sahibi olan kabilenin büyükleri tarafından bütün kabile azalarına bilhassa "yasavul" ve "bökevul vazifelerini görenlerine1 tenbih edilir. Yasavul ve bökevulların cüz'i ihmallerinden dolayı birer kabile "yol mucibince hakkı" olan mevkiden aşağı kalırsa kavga eder, tarziye verilmezse buna sebep olan kabileye karşı düşman olarak derhal içtimai terk eder.

Kazak-Kırgız şairlerinden Yusuf-Bek'in "Ayman-Çolpan" destanına mevzu olan Çikli Kötübar ile Tama Maman muharebesi (19 ıncı asırda) Çumekey kabilesinin yaptığı bir aş-yog merasimi esnasında "orun-mevki" meselesi neticesi olmuştur. "Çikli" kabilesinin hakkı olan mevki-çadır "Tama" kabilesi tarafından işgal edilmişti. Çumekeyler pek zengin olan Tama reisi "Maman"ı, fakir olan Çikli reisine tercih etmişlerdi. "

Tama" reisi 'Kotübar, bunu yutmadı, "yol"a göre hakkını talep etti:

"Magan bersen Maman'nın evin apir-Kiremin "yol' ga karap izimminen 1915 senesinde bu gibi "mevki" kavgasına bizzat şahit olmuştum. Kıpçak kabilesi tarafından yapılan büyük bir "aş-yog" merasimine bir çok kabileler toplanmıştı. Her kabile asker kıt'atı gibi, yasavul ve bökevulların göstermesiyle, mevkilerine göre çadırları işgal ediyorlardı. Nayman kabilesi de kendi mevkii olan çadırları işgal etti. Derken bunun şubeleri olan Baganalı ve Baltalı oymakları arasında mevki için kavga çıktı. Kavgayı hallettirmek için Kıpçak ve Argın beylerine müracaat ettiler ("yüğündiler"). Her iki taraf "yol mucibince kendi oymağının büyük olduğunu" isbata çalışıyordu.

Baganalılara göre:

Sarı Arka bozkırlarındaki bütün Naymanları derip toplayıp eletmek (teşkil etmek) şerefi Baganalı Şuştan batıra aittir. Baltalı ise "Baganalı"nın bir baltaya satın aldığı oğlan olmuştur.

Baltalıya göre: Baganalı elinde "baka"n (sırık) taşıyan ve Baltalının çadırını kurmakla geçinen bir yiğit olmuştur.
Hakem olan Kıpçak ve Argın Byleri babalarından intikal eden ananeye göre Baganalıyı haklı buldular ve "orun" onların lehine halledildi. Ananeye göre "Baganalılar büyük hanların çadırlarını idare etmişler, Baltalı ise hanların aşhanesine odun taşımakla mükellef olmuştur. Binaenaleyh Baganalının mevkii yüksektir."
Kazak-Kırgızların ananelerine göre "Ulu Yüz" heyetindeki en yüksek (büyük) kabilesinden ve "Orta Yüz" kabilesinin en aşağı bir kabilesi "Kiçi Yüz"ün en büyük kabilesinden büyük (yani mevki itibariyle yüksek) addolunur. Biraderzade, yaş itibariyle amcasından büyük olsa bile, "yol"u küçük sayılır.
Şayan-ı dikkattir ki kabile yahut şube (oymak) reisinin dini otorite sıfatiyle yükselmesinden dolayı bunun mensup olduğu kabile de yükselmek isterse diğer kabile yahut oymaklar buna mani oluyorlar. Mensup olduğu kabilenin işgal ettiği mevkie nazaran çok yükselen bu gibi reislere hocalar, seyyidler ve hanların ahfadına mahsus sırada mevki vermekle hallolunur. isterse kabilesi de oraya "muvakkat olarak" yerleşebilir.

1920 senesinde Ulutagda Nayman-Baganalı kabilesinde böyle bir vak'anın şahidi olmuştum:

Baganah'ların 'Aktaz' şubesine mensup olan Urazaya oğlu Ahmet Işan bütün Baganalıların dini reisi derecesine kadar yükselmiş olan bir adamdı. Mensup olduğu Tiney oymağı ise sekiz oymağın 4-5 inci derecedeki bir oymağı idi. 'Aktaz'ın kendi dahilinde icra edilen bir "aş" merasiminde Tiney oymağı, reislerinin şahsi mevkiine istinaden, 3 üncü derecedeki mevkii işgal etmek istedi. Diğer oymaklar buna itiraz ettiler. Nihayet mesele Ahmet Işan'ı ve oymağını "hocalara mahsus" olan çadırlara yerleştirmekle halledildi. Bununla da 'Tiney'lerin yükseleceğini iddia ederek itiraz edenlere beylerden biri "bu çadırlar Kazak ornu imes, Sart ornu" dedi.

"Mevki" meselesinin Anadolu Türkmenlerinde de son zamanlara kadar yaşadığı anlaşılıyor. Gazi-Ayıntap vilayetinde ve Suriye'de bulunan "Elbeyli"lerin beyi Mehmet Bey'in verdiği malumata göre Türkmen aşiretlerinde her oymağın işgal edeceği mevki ve mekan muayyendir. Yalnız içtimalarda değil, bir alay olarak bir yere giderken yine her oymak kendi, yerini bilmelidir. Aşiret beyi alayın önünde gider. Beyin sağ tarafında ikinci reis ve solunda üçüncü bey bulunur. Kalan her oymak ise alayda kendi derecesine göre mevki alır.

Türkmen aşiretlerine dair mühim etnografik maddeler toplıyan Ali Rıza (Ayintap) Bey'in "Toros'da Türk Aşiretleri" nam eseri için hazırladığı notlarda Gavurdağı'nda bulunan Aydın aşireti obalarının kuruluşu şu şekildedir:

1) Ağanın selamlık çadırı (mutfak vazifesini de görür);
2) ağanın çocukları ve gelini,
3) ağanın çadırı,
4-7) akraba ve taallukatı,
8) Obanın en fakir adamı:
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir