Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Epope ve Hurafe Motiflerinin Tarih Bakımından Önemi

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Epope ve Hurafe Motiflerinin Tarih Bakımından Önemi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:43

EPOPE VE HURAFE MOTİFLERİNİN TARİH BAKIMINDAN ÖNEMİ

Malumdur ki her milletin tarihi milli destan ve efsaneleriyle başlar. Büyük devletler kuran hakanların ve onlara yardım eden milli tanrıların menşeilerine dair söylenen efsaneler, ayinlerde okunan dua ve ilahiler, kahramanların sergüzeştlerini terennüm eden epopeler, masallar, halk felsefesinden ibaret olan atalar sözü, bugün bizim için manasız gibi görülen hurafeler, yalnız bir milletin değil, bütün beşeriyetin tefekkür tarihini ve onun muhtelif tekamül safhalarını öğrenmek için çok kıymetli materyaller teşkil ederler. Arkeologların yaptıkları kazılarda elde edilen çanak, çömlek, silah ve sairelerin parçaları muhtelif devirlerdeki maddi kültürün inkişaf safhalarını öğrenmek için yegane kaynak teşkil ettikleri gibi, epope, hikaye, masal ve sair manevi kültür mahsulleri de o, geçmiş, muhtelif devirlerin karanlık noktalarını bize aydınlatırlar. Bunlar kazıtlarda elde edilen çanak ve çömlek parçalarından daha mühimdirler. Çünkü bunlar toprak altında ölü kalan kırıklar değil, cemiyetin ruhunda binlerce yıl yaşıyan vesikalardır. İnsan cemiyetinde en asri ve en mütekamil olduğunu iddia eden ferdin bile, binlerce senelik iptidai bir adeti, inanı ve etnografya maddelerini kendisiyle beraber yaşattığını görürüz. Elimizdeki nişan yüzüğü, asri kadınların bileklerindeki bilezikler ve kulaklarındaki küpeler, mağara devrinde yaşıyan baba ve analarımızın bir sürü iptidai inanına ve ayinlerde kullandıkları nesnelerdir.

"Darısı başınıza!" diyoruz. Fakat, bu temenni ve duanın en eski devirlerdeki Şamanizm panteonundaki tanrılara yapılan sacı (libation) merasimi ile sımsıkı bağlı olduğu hiç birimizin hatırına gelmez. Bazan şaka olsun diye başımızın etrafında çevirip birine para veriyoruz. Bunun da Şaman dininde mühim bir ayin bakiyesi olduğundan haberimiz yoktur.

Biz, bu notumuzda yaşıyan ananelerin tarihi önemini göstermek maksadiyle Çin kaynaklarında tesbit edilen bir Türk rivayetini bugünkü Altay Türklerinin bir ananesiyle mukayese için nakletmek istiyoruz.

Çin vakanüvisieri tarafından tesbit edilen efsane Milad'ın ikinci asrında Hunların yerini işgal eden Siyanpi sülalesinin menşeine dair rivayettir.
"Moloheu namında bir Siyanpi Tatarı üç sene müddetle Cenubi Hunların ordusu içinde bulundu. Bu uzun ayrılma esnasında memlekette kalmış olan karısı dünyaya bir çocuk getirerek adım Tan-şe-hoay koydu. Moloheu avdet ettiği zaman evinde böyle bir çocuk bulmaktan hayretlere düştü. İlk hareketi bu çocuğu validesiyle beraber öldürmeğe kalkmak oldu. Kadın bu gibi ahvalde Tataristan'da çok kere istimal edilen bir hileye müracaatta muztar kaldı. Bu İliyle ise kadını masum göstererek çocuğun doğumunu harika karışık bir şekle sokar. Kadın, bir gün şiddetli bir gök gürültüsünden korkarak gözlerini semava kaldırınca ağzına bir dolu tanesi düştüğünü, bunu yuttuğunu, sonra gebe kalarak on ayda bu çocuğu dünyaya getirdiğini anlattı. Bu yalan sayesinde hayatını kurtardı."

Altay Türklerinden Mundus ve Tölös oymaklarının kendi menşelerine dair söyledikleri efsane de tıpkı mezkur Siyanpi sülalesinin menşeine dair Çin kaynaklarının tesbit ettikleri efsane gibidir. Altay rivayeti Radloff, Verbitski ve Potanin gibi alimler tarafından tesbit edilmiştir.

Radloff'un tesbit ettiği rivayet: "Geçmiş bir zamanda düşmandan kaçarak saklanmış bir kız varmış. O kız ıssız bir sahrada dolaşırken kalabalık (kalın) bir yurda (halka) tesadüf etmiş. O halktan bir genç onunla evlenmiş. Fakat kız gebe imiş.

Kocası ve oradaki ulus ona sordukta:

"Ben ana babamdan ayrılıp kaldıktan sonra yiyecek yemek bulamadan yürüdüğümde ulu (dehşetli) fırtınalı yağmur yağmıştı. O yağmur geçtikten sonra önümde bir bu i (dolu) gördüm. O doluyu alıp kırdığımda içinde iki tane buğday buldum. Onları yedikten sonra derhal karnımda iki çocuk peyda oldu" demiş.
Verbitski'nin tespit ettiği iki rivayet 1899 da Kazan'da basılan "Altaylılar" adlı eserindedir: (Sahife 60-61 ve 136-137).

Bunlardan birincisi Şaman ilahilerinden alınmış şu parçadır:

"Pudayçılap purulgarı Mus purçakçılap tögülgen Mus purçaktarı yarılıp tuşken Muzgan* kanıng yeeni, Atam Totoy Tengere!..." (S. 60-61). Manası
"Sen, buğday gibi dalgalanırsın "Buz dolu gibi dökülürsün "Doludan yaratılmışsın "Buz Hanın yeğenisin, "Atamız Totoy Tanrı!.."

İkinci rivayet Mundus ve Tölös oymaklarının cidallerine dair söyledikleri efsanedir. Bu rivayet Radloff'un tesbit ettiği rivayetin aynıdır. Yalnız şu sözler ilave edilmiştir.
"Her oymağın aile tanrısı, yani koruyucu ruhu vardır. Mundus ve Tölös'ün (yani doludan doğmuş olan iki ikizin) ahfadı kendilerinin semadan düşmüş buzdan (doludan) türediklerini hatırlayarak Totoy Payan adlı Tanrı'ya kurban takdim ederler. Totoy Payan dolu, yıldırım ve yağmur ilahıdır".
Potanin tarafından tesbit edilen efsane de Radloff ve Verbitski'nin tesbit ettiklerinden farklı değildir.

Çin kaynaklarındaki Siyanpi efsanesiyle bugünkü Altaylıların efsanesinin karşılaştırılması gösteriyor ki, bu efsaneler çok eski devirlerin hatıralarıdır. Çin vekayinamelerinin tam olarak muhafaza edemedikleri Buzhan menkibesini, Altaylılar bugüne kadar bütün ayin ve merasimleriyle muhafaza etmişlerdir.
İkinci tarih kongresinde verdiğim "Altay'da Pazırık hafriyatında çıkarılan atların vaziyetini Türklerin defin merasimi bakımından izah" başlıklı konferansta arkeolojik araştırmalarda elde edilen eski eserlerin izahı için Türk folklor ve etnografya maddelerinin incelenmesi lüzumundan bahsetmiş ve buna bir misal olarak Pazırık'da çıkarılan dondurulmuş atların kuyruklarının neden dolayı kesilmiş olduklarım Türk adetleri ve Türk destanlarındaki buna ait motiflerle izaha çalıştım.

Konferansımın son sözü olarak kongreye arzettiklerimi buraya da ilave ediyorum:

"Bu küçük konferanstan maksadım, Altay'da yani Türkün eski beşiğinde bulunan bir mezarın Türk mezarı olduğunu ispat ederek kültür tarihimiz için bir kazanç temin etmek değildir. Bitaraf ve hüsnüniyet sahibi alimler için bunu ispata lüzum olmadığı gibi, kültür tarihimizin de bir mezar kazanmağa hiç de ihtiyacı yoktur. Bu konferanstan maksadım: atalarımızın bıraktığı bu gibi maddi kültür eserlerini tetkik ederken eski Türk rivayetlerinin, epopelerinin ve umumen folklor ve etnografya materyallerinin bu sahadaki ehemmiyetini göstermekten ibarettir.

Yazılı vesikalarla halldedilmesi güç olan bazı meseleler, etnoğrafya ve folklor bakımından tetkik edildiği zaman aydınlatılabilir. Nitekim bu konferansım bunun bir küçük örneğidir. Bunun içindir ki Türk gençliğinin tarih, arkeoloji v e antropoloji ile beraber etnoğrafya ve folklor sahasına da ehemmiyet vermeleri gerektir. Atatürk'ün irşadlariyle tarih, antropoloji, arkeoloji ve lingüistik sahasında zaferler kazanan Türk ilmi, bu sahada da muhakkak muvaffak olacaktır. Atatürk'ün irşadları her muvaffakiyetin bir rehinesidir."

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir