Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kitab-ı Dede Korkut Hakkında

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Kitab-ı Dede Korkut Hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:37

"KİTAB-I DEDE KORKUT" HAKKINDA

"Kitab-ı Dede Korkut alellisanı taife-i Oğuzan" kitabının yegane nüshası, Almanya'da 'Dresden' Krallık Kütüphanesinde bulunmaktadır. Bu eserden ilk defa istifade etmiş olan zat, Alman alimi Diez'dir. Diez bu eserden "Tepegöz" hikayesinin metnini Almanca tercümesiyle beraber "Denkwürdigkeit von Asien" adlı eserinde neşretmiştir. Diez'den sonra seksen sene bu kitap hakkında hiç tetebbuatta bulunulmadı. 1894'de Rus alimi Barthold "Oğuzname'deki I "Duha Koca oğlu Deli Dumrul" hikayesini neşretti. Sonra, II "Dirse Han oğlu Bugaç", III "Salur Kazan'ın evi yağmalandığı", IV "Kampüre Bey oğlu Bamsı Beyrek" hikayelerini rusca tercümeleriyle beraber neşretti. Nihayet bu kıymettar eserin tamamı, Kilisli Muallim Rıfat Bey tarafından 1332'de tabettirildi.

Şurası şayan-ı teessüftür ki, "Dede Korkut"un neşrinden on sene geçtiği halde, bugüne kadar bu eser hakkında ciddi bir tetebbu mey-dana çıkmadı. Halbuki, Prof. Barthold tarafından neşrolunan üç dört hikaye bile, Rus müsteşrikleri arasında büyük bir tesir icra etmiş, esaslı ve esassız bir takım şeyler yazılmasına sebep olmuştur. Ben, bu eser hakkında tetebbuat ve tetkikat yapacak mütehassıslara müfid olmak ümidiyle, "Dede Korkut: Korkut Ata" hakkında Türkistan'da Kırgız-Kazak ve Başkırd Türkleri içinde ne gibi efsanevi hatıralar olduğunu, bazı eski eserlerde şüphesiz bizim Korkutumuza ait olan haberleri ve yukarıda mezkur alimin-Diez, Barthold, Muallim Rıfat Bey - kıraet ve tercümeleri hakkındaki bazı mülahazalarımı beyan etmek isterim.

Dede Korkut (Korkut Ata) hakkında Sirderya havzalarında, Türkistan ve Kazak - Kırgız sahralarında, Tiyanşan ve Ural Türklerinde olan efsanevi rivayetler bakiyesine nazaran, o yalnız Oğuz Türklerinin dar manasiyle kahramanı değil, belki bütün Türk kavimlerinin pek eski zamanlara, efsanevi devirlere ait umumi bir kahramanları daha doğrusu peygamber-baksileridir.

Rus müsteşriki Inostrantsef gibi "Dede Korkud"da, Sultan Sancar muasırı olan "bozok" aşireti emiri "Korgut bin Ab-dülhamid" gibi bir tarihi şahsı görmeğe çalışmak, abestir. Korkud (Korkut) Türkler arasında menkibevi ve muhterem bir sima olduğundan dolayı, Türkler içinde Korkud (Korgut, Korkut) namını taşıyan tarihi şahıslar da olabilir; Onaltıncı asırdaki Şahzade Korkud bin Sultan Bayezid Sani gibi.

Şüphesiz bizim Korkud'umuza ait olan mühim haberlerden biri Reşidettin ül Tabib'in "Tarih-i Oğuz-u Türkan ve Hikayat-ı
Cihangiray" unvanlı eserindedir. Bu eserde olan "Korkut"un millet ve memleket içindeki vazifesi, aym "Kitab-ı Dede Korkud"da olan Korkud'un vazifesidir; çocuklara ad koyar; Hakanlara maslahat verir; Hakan ve il bir şeyden aciz olursa Korkut'a adam gönderirler; Hakan intihap olunurken mutlaka o yerde Korkut olur;

Cemiyetlerde bülendavaz ile söylemek ona aittir:

Bundan anlaşılıyor ki bizim "Korkud"umuz ile Reşidettin ül
Tabib'in bahsettiği "Korkut", şüphesiz, aynı menkibevi şahıstır;
ve bu eserin "Oğuzname" destanının bir kısmından aynen tercüme
edildiğinde hiç şüphe yoktur. Ekser cümle ve tabirler

"Kitab-ı Dede Korkud"da olan cümle ve tabirlerdir:

Göl gibi kımız sağdırdı. Tepe gibi et yığdırdı", "attan aygırdan deveden buğra koyundan koç kırdırdı" cümlelerinin tercümesidir.

Kahramanlara unvan ve lakab olarak kullanılan Türki sözler istimali ve bu surette bugün bile Minusin Türklerinin kahraman destanlarında "Kan kılıçlık, boz atlıg", Ala atlıg ala karçı-galıg bahadır" suretindeki cümlelerin istimali, Reşideddin ül Tabib'deki bu parçaların Oğuzname destanından tercüme edildiğinde şüpheye mahal bırakmıyor.

"Korkut Ata hakkında Emir Ali Şir Nevai", Nesaim-al-muhabbat min şemaimil-futvet" de diyor ki

Emir Alişir Nevai, Korkut Ata'yı bir veli diye gösterirken, diğer bir Türk müverrihi de, "Korkut Ata"yı mecusiler hekimi ve rahipleri olan bakşilerin peygamberi gibi gösteriyor: "Tarih-i Dost-ı Sultan "da (Ahmet Zeki Velidi Bey elinde olan yegane eski nüshada) Özbek Hanın islamiyeti kabulüne ait bir efsane zikrediliyor:

İslam ulemasiyle mecusi kahinleri münazara etmişler. Kahinlerin sihri batıl oldukta (Han hüküm kıldı kim Korkut'dın yürüp istengizler... Mülazim çıkıp Korkut'dın baktı irse kördiler Korkut'nıng başında özge suratlık kişiler başını koynıga salıp olturur irdiler.

Efsaneden öyle anlaşılıyor ki, İslamlar aciz kaldıkları zaman Muhammed Peygamber'e bakşiler ise Korkud'a müracaat ederek istimdat ediyorlardı. Ebu-l-Gazi Han'ın "Şecere-i Terakime"sinde "Korkud"u Türkmenlerin ceddi alası diye zikrettiğini de, Evliya Çelebi ve Olearius gibi seyyahların ifadesine göre Mavera-i Kafkas Türklerinde 17inci asırda "Korkud Bakşi" hakkında rivayetler oldu-ğunu İnostrantsef makalesinde beyan ediyor.

Halk edebiyatına gelince, Türkmenler içinde "Korkud Ata"nın kabir aradığı hakkında bir rivayet vardır. Türkmenler, takdir ve kısmet hakkında söz oldukta: Korkud'un kabrini kazıma!" diye darbı mesel söylerler; aynı rivayet Kırgız - Kazaklarda da vardır. Asıl maskat-ı reisi Şimali Kazakistan Deşt-i Kıpçak olan Kazak-Kırgız şairi Magcan Cumabay oğlu tarafından neşrolunmuş bir efsaneye nazaran, "Korkut Ata" misilsiz halk şairi, kopuz ve tanbure (Kazaklarda müstamel musiki aletleri) mucidi olmuştu. "Korkut Ata" Kazak - Kırgız itikadınca en büyük velilerden sayılır; bina en-aleyh Kazak-Kırgız bakşilerinin piri, şeyhi addolunur.

Kopuzlu bakşiler ervahlarını çağırırlarken mutlaka Korkut Ata'dan istimdat ederler:

1 Su hasında Süleyman Su ayağı Er Korkut Belalardı sen korkut Aydaçı bermen dev pirim, Türkistan 'da tümen bab Sayramdagı sansız bab Otrardagı otuz bab Eli ülkeni Arslan Bab Karahan Ata Evliya
2 Su ayağı Er Korkut Felaketdi sen korkut Baksı piri emespin Közihdi sal kolum tut Sizden medet tileymen Sunak ata evliya Sizden medet tileymen Korkut Ata evliya.
3 Ölü desem ölü imes Tiri desem tiri imes Ata Korkut evliya
4 Su ayağı Korkumdan Margılan'dı bastı ded
5 Altmış celi miri kulun Çıbratıp baylap saldı ded Yetmiş celi min kulun İrgelete baylap saldı ded Töbedey itti kıldı ded Köldey kımız çıktı kıldı ded
6 Tört köldü tura köçtü ded Kazdıktın oyuna
Körö bozdıh oyuna Batır Manas bardı ded
7 İki közüne bolayuı cakkan Korkut çıraktay

Bunların Türkiye Türkçesine tercümesi:

1 Su (Sirderya) başında Süleyman [dağı], Su ayağında Er Korkut (mezarı) Belaları sen korkut
Dev pirim [sen J buraya sür] Türkistan'da on bin bab [baba azizler], Sayram [şehrindeki] sayısız bab, Otrar [şehrindeki] otuz bab, Bunların en büyüğü Arslan bab Karahan ata evliya! Korkut ata evliya!

2 Su (Sirderya) ayağında Er Korkut (mezarı) Felaketleri sen (Korkut Ata) korkut! Baksilerin (Kamların) Piri sen değil mi idin? Göz kulak ol, elimden tut!

Sizden medet diliyorum, Sunak Ata evliya! Sizden medet diliyorum, Korkut Ata evliya!
(Ebu Bekir Dibayef, Kırgız akideleri aleminden, Kazan 1899) Kezalik Kazak bakşileri cırlarında:

3 Ölü desem ölü değil Diri desem diri değil Ata korkut evliya!

Sirderya nehrinin Aral gölüne yakın yerinde Korkut istasyonu kurbinde "Korkut Ata" kabri vardır2. Kırgız Kazaklar, Özbek-Kara Kalpaklar bu kabri ziyaret ederler. Bu kabir hakkında Ebu Bekir Dibayef'in ("Rus Arkeoloji mecmuaları"nda) makaleleri vardır. Kabrin iki taraftan alınmış resimleri de neşrolunmuştur.

Kırgızların kavmi destanları olan meşhur "Manas"da Korkut namına tesadüf ettiğimiz gibi, "Kitab-ı Dede Korkut"da olan unsurları da görüyoruz:

4 Su [Sirderya] ayağındaki Korkut'tan [gelerek] Mergilan [şehrini] bastı diyor..
Radloff, tercümesinde, Korkut'u coğrafi bir isim, bir çeşme olarak (von der Quelle des Korkut) zikreder. Halbuki Kırgız - Kazak Halk edebiyatında, "su ayağı Korkut" diye, Korkut Ata kabri olan Sirderya mansabı Aral gölü tarafları, "Su başı Süleyman" diye de Fergana vilayetinde Uş taraflarında olan Taht-ı Süleyman dağları Sirderya menbaları kastolunur.

5 Altmış "celi" (taylar bağlanan uzun ip) bin kulun (tay)
Sıra sıra bağlayıverdi diyor Yetmiş "celi"bin kulun
Yan yana bağlayıverdi diyor, Tepe gibi et yığdı diyor
Göl gibi kımız "çık" (cacık kımız) hazırladı diyor
"Tepe gibi et yığdı, göl gibi kımız sağdırdı", Ve daha bu gibi tabirler her iki eserde de pek çoktur. "Dede Korkut" kitabında ismi tekrar tekrar zikredilen "Kadılık Dağı"nı, biz "Manas"da da görüyoruz:

6 Dört göl (denilen yerden) kalkarak göç etti Kazılık (denilen yerin) vadisine
Köre Boz (denilen yerin) vadisine Kahraman Manas vardı, diyor Kazak - Kırgızlarda sevgilinin gözlerini medhederken "Korkut yakmış çırak (şem'a) gibi parlıyor" demek mutaddır ki, bu, halk edebiyatına da girmiştir:

7 Korkut'un yaktığı kandillere benzeyen İki gözüne (kurban) olayım !
Er-töştük hikayesinde Elaman'ın nehirde gördüğü akciğerden ("Dede Korkut"da yagnak) Calmaguz (Dev, canavar) çıktığını tasvir eden sahife, "Tepegöz"ün doğduğu vakıasına o kadar müşabihtir ki, artık, "Tepegöz" Oğuzlar Anadolu'ya geldikten sonra Yunan sikloplarından alınmış ve hikayeye girmiş demeğe mahal yoktur. Başkırdlar içinde "Korkut Ata Evliya" Ufa vilayeti Başkırdlarındaki Kırgız oymaklarının büyük babası diye itikad edilir. Bunun hakkında "Şura" mecmuasında bir şecere de neşrolunmuştu.

Bu zikrettiklerimizden görülüyor ki "Dede Korkut, Korkut Ata, Er Korkut, baksiler piri Korkut, Veliyullah olan Korkut, Türkmen ceddi alası Korkut, Başkırd oymakları babası Evliya Korkut", hep bizim efsanevi ozan "Dede Korkut"umuzdur. Bu "Korkud", Türklerin en eski ve efsanevi devirlerine ait milli peygamberleri, 'bakşileri' -eğer tabir caizse- İbrahimleridir.
"Korkut" hakkında olan eski akide o kadar kuvvetli olmuş, o kadar taammüm etmiştir ki, İslamlar bile, "Korkud"u, kopuziyle beraber "Müslüman evliyası" suretinde kabul etmeğe mecbur olmuşlardır. O, bugüne kadar Kırgız - Kazak Türklerine yardım etmekte devam ediyor; Anadolu ve Azerbaycan Türklerine de 17 inci asra kadar ilham verdiğinde hiç şüphe yoktur.

Buda, Mani, Hıristiyan ve İslam tesirlerine mukabele ederek bu güne kadar ölmeyen, Türk ruhunu, Türk ananelerini söylemekte olan Dede Korkut (Korkut Ata) hakiki Türk ruhunun, Türk ananelerinin hamilidir; onu öğrenmek, milli hars için elzemdir.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: "KİTAB-I DEDE KORKUT" HAKKINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:39

DEDE KORKUT KİTABINDAKİ BAZI MOTİFLERE VE KELİMELERE AİT NOTLAR

Kitab-ı Dede Korkud hakkında adlı bir makalemde bu eserdeki bazı motifleri Şark Türklerinin hikaye ve destanlarında görülen muvazi motiflerle mukayese etmek tecrübesinde bulunmuştum. Bu makalenin neşrinden sonra da aynı mevzua ait topladığım notları. Türk destanı ve hikayelerindeki müşterek motifleri araştıranlara, Dede Korkud kitabında tesadüf edilen bazı mübhem kelimelerin izahı üzerinde çalışanlara bir faydası dokunur ümüdile ÜLKÜ sayfalarında neşretmek istiyorum.

I — Dede Korkud kitabında Oğuzların adak-kurban merasimleri mevzubahis olurken "attan aygır, deveden buğra, koyundan koç" kestikleri görülür. Bu dini adet Kırgızlar'da da son zamanlara kadar devam etmiştir. 1865'de vefat eden Kırgız alimi Velihan oğlu Çokan, Kırgızların dişi hayvanı kurban etmediklerini kaydediyor. Ona göre, bu anane çok eskidir.

Buna misal olarak Çora Batır destanından şu parçayı naklediyor:

'Çora Batır, karısına dedi ki: Deveden buğra (erkek deve), attan aygır, sığırdan boğa, koyundan koç alalım (keselim) bir oğul isteyelim" .

Aynı motifi Kırgız-Kazaklar'ın Dudar kız hikayesinde de buluyoruz.

II — Dede Korkud kitabının birinci (Dirse Han) hikayesinde şu satırları okuyoruz.
"(Han Bayındır)... bir yere ag otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu, kimin ki oğlu kızı yok kara otağa kondurun, kara keçe altına döşen, kara koyun yahnisinden öngüne getürüng, yerse yesün, yemezse dursun gitsin demişti. Oğlu olanı ag otağa kızı olanı kızıl otağa kondurun. Oğlu kızı olmayanı Allah Taala karga-yuptur...".

Kazak - Kırgızlar'ın Dudar kız hikayesinde de aynı motif mevcuttur. Hikayenin bu motifi ihtiva eden parçasının hülasası şudur:

Hanlardan biri evladı olmıyan bir zengine darılıyor. Büyük bir toy (ziyafet) yaptığında "oğlu olmıyana orun (makam) yok, kızı olmıyana kımız yok. Bu ziyafete gelmesin!" diye yarlıg ediyor. Zengin geliyor, fakat kimse bunları karşılamıyor... Zengin adam evine dönüyor "attan aygır, sığırdan boğa, koyundan koç, keçiden teke alıp kurban kesiyor. Tanrı ona bir ferzend veriyor...

III — Dede Korkud'da her hikaye sonunda, Ozan, han için dua ediyor. Bu duaların bir kaçında " çaparken ağ boz atın o"
cümlesi geçiyor. Bu cümledeki kelimesini Dede Korkud ki- tabının naşiri Kilisli Muallim Rifat halledememiştir. Bu kelimenin geçtiği hikayeleri tercüme eden Barthold da -jAj kelimesinin manasını izah edememiştir.
Bu kelime, Radloff Lugat'indeki "büdermek" kelimesiyle çok iyi izah edilebilir. Bu kelime Azerbaycan Türkçesinde "sürçmek" demektir.

Radloff'un izahına göre "Stolpern vom Pferde"dir. Çağatay ve Türkmen lehçesinde "büdürmek: baş aşağı yuvarlanmak" demektir. Buna göre Ozan'ın duasındaki "çaparken ağ boz atın büdermesin (yahut büdürmesin) cümlesi, "koşarken ak boz atın sürçmesin!" demek oluyor ki, eski Şaman ilahilerinde de bu cümle (dua) aynen mevcuttur.

Mesela Yakutlar'ın "atların hami ilahesi Hotoy Homporun'a hitaben terennüm ettikleri ilahide bu parça vardır:

"Silgi ayita Hotoy Homporun! Bütey tuyahtağı müdürütüme, atırcah toyahtağı ararıma... " At sürüsü allahı Hotoy Hompurun5 bitevi tırnaklıyı (atı) büdürtme (sürçtürme) ayrı tırnaklıyı (sığır, koyun keçi... ) ayırma! demektir.
"Müdüruy", "büdür" kelimeleri Pekarskiy Lugatı'nda "ayak sürçmek, dizi üzerine düşmek, yamlmak, ayağı takılmak, kaymak" diye izah edilmiş ve "büdüriit" müdürüt kelimeleri de bu masdarın causativi olarak gösterilmiştir.

Dede Korkud lıikayelerindeki Ozanın duasında geçen "çaparken ağ boz atın büdürmesin!" cümlesinin de en eski Türk dininde atların hamisi olan tanrıya okunan bir ilahinin bakiyesi olduğunda şüphe yoktur.

"Dede Korkud kitabı"nda, daha İslamiyetten evvelki zamanlardan kalma bir takım Türk adetlerinin devamını gösteren muhtelif kayıtlar vardır". Bu "çaparken ag boz atın büdürmesin!" duası da o adetlerden birini göstermektedir.

Dede Korkut kitabında, Türklerin İslamdan (hatta budizmden) önceki zamanlardan kalma akide ve itikatları İslam diniyle beraber giren adet ve kaidelerden daha çoktur. Oğuz beylerinin "arı sudan abdest alıp iki rekat namaz kılmaları, adı körklü peygambere salavat getirmeleri ve Mushafla yemin etmeleri" eski Türk ananelerini muhafaza eden Dede Korkut Oğuzlarının gündelik hayatlarında ehemmiyetsiz hadiselerdir. Buna mukabil evlenme, doğum ve ölüm merasimleri, ahiret alemine dair itikatlar, kurt, ağaç, dağ ve su kültleri bu Oğuzları bize tam manasiyle şamani olarak tanıtmaktadır. Bunların İslamlığı, 19 uncu asırdaki Yakut ve Altay Türklerinin hıristiyanlığına ve Kazak - Kırgızların müslümanlığına benzemektedir; bunlar hıristiyan veya İslam olmakla beraber eski şamanlığı devam ettirmişlerdi. Bundan dolayıdır ki, Dede Korkut kitabındaki adet ve ananelerin, dini akidelerin mahiyeti ancak, Yakut, Kazak - Kırgız, Altay ve Yenisey Türklerinin diniyatiyle mukayese edilmekle anlaşılır.

Mesela Dede Korkut kitabındaki "ag boz atının kuyrugın kestiler", "aygır atım bogazlayup aşım versün" gibi cümleler, kelimelerin basitliğine rağmen, bugün bizim için anlaşılması güç olan adet ve akideleri ifade ederler. Fakat, bir Kazak - Kırgız, yahut bir Altaylı bunun ne demek olduğunu derhal anlar.

Dede Korkut'taki kahramanların hiçbiri tarihi şahıslar değildir. Bunlar, eski Türklerin ilah yahut kabile hayatının inkişafı devrinde ceddi ala saydıkları efsanevi şahıslardır. Oğuzların İslam kültürü tesiri altına girdikleri devirde ise, bunlar milli kahramanlar ve fani alplar olmuşlardır. Mesela: Oğuzhan, Salur Kazan, Kayan, Bayındır-han, Kanlıkoca, Uşunkoca, Bükdüz, Böklü vesaire gibi isimlerin hiçbiri tarihi şahıslar değildir. Bu isimlerin, Türklerde büyük kabileler ve göçebe imparatorlukların teşekkülü devrinde boy adları olduğu malumdur. Uşun (= usun, uyşun) larla Kanlıları Çin müverrihleri milattan önce tanıyorlar. Böklü ise Orhun kitabelerinde yazılıdır. Bununla beraber, Dede Korkut'ta adı geçen bazı kahramanların tavsifi Kazak - Kırgız, ve Altay Türklerinin şaman dualarındaki ilahların - ruhların tavsifini andırmaktadırlar. Buna misal olarak Dede Korkut'tan ve şaman duaları arasından aldığımız bazı parçaları karşılaştıralım:

1) Dede Korkut'tan:

"Kara buga derisinden beşiğinin yapugı olan acıgı tutanda kara taşı kül eyleyen, kara bıyığı yedi yerde ensesinden dügülen Kazan kardaşı Kara Küne çapar yetti".

2) "Altmış erkeç derisinden kürk eylese topuklarını örtmeyen altı erkeç derisinden külah etse kulaklarını örtmeyen at ağızlı Oruz koca çapar yetti".

3) "Doksan deriden kürk olsa topuğun örtmeyen, dokuz deriden şepkülah olsa tülügün (kulağın ?) örtmeyen, doksan koyun doygalık, on koyun öyünlük yetmeyen, dokuz yaşar cüngü silküp atan, kıynagında gögde dutan, at başın yalmayup bir gez yudan Afrasiyap oğlu Alp Arz Bey".

Şaman Dualarından:

1) "Toksan koydın terisi
Ton şıkpagan Şarabas!
Seksen koydın terisi Börk şıkpagan Şarabas!"
"Doksan koyun derisinden donu (kürkü), seksen koyun derisinden külahı çıkmıyan, Çarabaş!" demektir.

2) "Toksan koydın terisi Ton şıkpagan, Kögömen! Seksen koydın terisi
Cen şıkpagan, Kögömön!
"Doksan koyun derisinden donu (kürkü), seksen koyun derisinden yeni çıkmıyan, Kögemen!" demektir.

3) "AJtmış koydın terisi Ton şıkpagan, Seksen, şok! Cetpis koydın terisi,

Cen şıkpagan, Seksen, şok!
Seksen serke terisi
Börk şıkpagan, seksen, şok!"
"Altmış koyun derisinden don, yetmiş koyun derisinden yen, seksen ergeç (teke) dersinden külah çıkmıyan Seksen Şok!" demektir.

Dede Korkut hikayelerinden, Türk dünyasında en yaygın olanı "Bay Böre Bek oğlu Bamsı Beyrek" hikayesidir. Karakalpaklar'ın ve Kazak - Kırgızların Alpamış yahut Alpamsı, Başkurtlar'ın Alpamış yahut Alpamşa adlı hikayeleri, Dede Korkut'daki Bamsı Beyrek hikayesinin coğrafi mıntakalara, şu veya bu kabilenin yabancı komşu kavimlerle mücadelelerine ait sakladıkları hatıralara göre işlenmiş varyantlarıdır.

Bu hikayenin Özbekler'de de diğer bir varyantının söylendiğini Gazi alem'in "Alpamış Destanı'" adlı makalesinden ve Mironof'un Orta Asya musiki kültürüne dair yazdığı eserden öğreniyoruz.

Dede Korkut hikayelerinin ayrı ayrı motiflerini biz bütün Türk destanlarında bulabiliriz. Bunlardan bazıları Altay - Yenisey, Kırgız -Kazak ve Nogay destanlarında klişe halinde tekrarlanır. Mesela, Dede Korkut'un kahramanı Salur Kazan'ın rüyasile ("Kargı gibi kara saçım uzanır gördüm, uzanupta gözümü örter gördüm, bileğimden on parmağımı kanda gördüm.'" s. 25) Kazak - Kırgızların Er Sayın destanındaki Ayu Bike'nin rüyası ("ben bugün bir düş gördüm, saçlarımın omuzlarımda yayıldığını süslü tırnaklarımı kana boyamış gördüm" aynıdır. Fakat Bamsı Beyrek hikayesi yalnız motiflerinin benzeyişile değil, bütün miinderecetı ve kahramanlarının adlarile hatta hikayenin adiyle birbirinden çok uzakta yaşayan Türk boylarında söyleniyor. "Alpamşa", "Alpamsı" ve "Alpams" adları "Alp + bamsı" adının, fonetik değişimle, muhtelif telaffuzlarından başka birşey olmadığı aşikardır. Dede Korkut'daki Bamsı Böyrek hikayesinin bir varyantı olan Kara-kalpak rivayeti ilk defa Divay oğlu Abu Bekir tarafından 1902 de Sirderya eyaleti istatistiği için materyallar mecmuasının X uncu cildinde Taşkend'de basıldı5. Bu rivayet Karakalpak sazşairi Ciyde Murat Bahşı tarafından söylenmiştir. Aynı eserin Kazak - Kırgızcası 1922'de Batular külliyatı serisinin altıncı kitabı olarak Taşkend'de basıldı. Bu iki eser münderecat itibarile birbirinin aynıdır, aradaki fark ancak lehçededir.

Bu rivayet şöyle başlar:

"Eski zamanda Ciydeli Baysun denilen ilde meşhur iki zengin vardı, birinin adı Bay Börü (Karakalpak rivayetinde: Bay Böre Bek) ve ikincisinin adı Bay Sarı (Dede Korkut'da Bay Can) idi. Her ikisinin de evladı yoktu... "

Biz bu rivayetlerin her ikisini de Karakalpak rivayeti olarak kabul ediyoruz. Hakiki Kazak - Kırgız rivayeti ise Şeyhülislam oğlu Yusuf Bek'in neşrettiği Alpamış destamdır (ikinci tabı Kazan, 1910).

Bu rivayet şöyle başlar:

"Eski zamanda Ciydeli Baysun denilen yerde, Kongrat denilen ilde Bay Börü Bek ve Bay Sarı Bay adlı iki zengin vardı"

Bu rivayetlerde Bay Böre Bek'in vatam olarak Ciydeli Baysun (şarki Buhara) un gösterilmesi dikkate değer..
Sultan Sencer'e karşı isyan eden ve onu esir alan Oğuzların da merkezi şarki Buhara'da bulunuyordu. Kazak - Kırgız rivayetindeki Kongrat bugünkü Özbek ve Kırgızlarda bir kabile olan Kofirat zannolunuyor. Fakat, benim fikrime göre, bu "Kongrat" Dede Korkut hikayelerinde, bilhassa Bamsı Beyrek hikayesinde, çok defa tekrarlanan"Kongur at" (Salur Kazanın Konur atı) ın sonradan kabile adı olan "Konrat"a çevrilmesinden başka birşey değildir.

Karakalpak rivayeti Dede Korkut rivayetinden çok farklıdır. Hikayenin sonu büsbütün başka bir şekil almıştır. Fakat, Oğuzcaya mahsus gözaydın, şölen, albayrak, savaş gibi kelime ve cümleler çoktur. Kahraman adlarından "Karacan" Dede Korkut'daki "Deli Karçar"ı hatırlatıyor.

Dede Korkut hikayesine en yakın olan rivayet Yusuf Bek'in neş-rettiği "Alpamsı" (Alp + bamsı) dır. Bu rivayetin hülasası şudur: Bay Böre Bek oğlu Alpamsı (yahut Alpamış) harbe gidiyor. Yolda bir ak otağ (gerdek) de güzel kızla uyurken Kalmuklar tarafından esir edilerek zindana atılıyor. Kalmuk Hanın kızı Alpamış'a aşık oluyor. Uzun bir urganla onu zindandan çıkarıyor. Alpamış "Bay Çobar" (Anadolu rivayetlerindeki "Benli Boz") isimli atına binip Kalmuklara saldırıyor ve mağlup ediyor.. Memleketine dönüyor. Yolda çobanlarına tesadüf ederek evinde olup bitenleri öğreniyor. Kölelerinden biri bunun yerine geçmiş, hemşirelerini hizmetçi yapmış, kadım güzel Barçın'la evlenmek üzeredir. Düğün hazırlıkları yapılmaktadır. Bunu işiden Alpamış derhal bir kepenek giyip ozan kıyafetinde düğüne geldi. Güzel Barçın'ın bulunduğu çadıra gelip şiir söyledi. Bu çadırdan keke Bademca adlı bir kadın vardı. Kekeleyerek ozana şiirle cevap veriyor (Dede Korkut'da Kısırca yenge ve Boğazca Fatma. s. 62). Alpamış bu keke Bademca'yı taklit ederek (kekeleyerek) cevap veriyor ve bütün ayıplarını sayıp düküyor.

Hikayenin sonu tıpkı Dede Korkut'daki gibi bitiyor. Hemşiresile görüşmesi, güzel Barçın'a kendini tamıması hep Dede Korkut'daki gibidir.
Bamsı Beyrek'in nişanlısı Dede Korkut rivayetinde Banı Çiçek"dir. Karakalpak, Kırgız - Kazak ve Başkurt rivayetlerinde Gül Barçın yahut Barçın Suluv'dır. Abulgazi Hanın "Secerei Terakime" sinde Barçın Sulu Oğuzlarda beylik eden yedi kızın biri olarak gösterilmektedir. Barçın, Karmış Bey'in kızı ve Mamış Bey'in (Alp + Mamış?)ın karısı idi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: "KİTAB-I DEDE KORKUT" HAKKINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:40

Dede Korkut hikayelerinde at ve ata ait motifler diğer bütün Türk hikaye ve destanlarında müşterektir1. Bütün Türk destanlarında at Dede Korkut hikayelerinde olduğu gibi kahramanın ayrılmaz arkadaşı ve yardımcısıdır. Orhun - Türk yazıtlarında da kahraman Kül Tigin'i biz bütün kahramanlıklarında atıyla beraber görüyoruz. Bütün Türk destanlarında at, sahibi olan kahraman kadar yaşatılmıştır. Bazan at erden bile yüksek ve kahraman sayılıyor. Kazan Bey, Oğuz Beyleri'ne. "hüner atın mıdır, erin midir ?" diye soruyor. Beyler'in "erindir" diye verdikleri cevabı kabul etmeyor ve "yok; at işlemezse er övünemez, hüner atındır" diyor.

Bütün Türkler'de söylenen atalar sözünde "at erin kanadındır. "Er Atiyle, kuş kanadiyle (uçar), (Divanı Lugatüt türk) ; "at işler, er övünür", "yayan erin umudu olmaz" (Dede Korkut); "atlı batur,yayanyatur" (Kazak - kır giz); "kuş kanadı ak olur, er kanadı at olur,, (Başkurt)... Bütün Türk boylarında bunlara benzer yüzlerce atalar sözü vardır.

Dede Korkut kitabında kahramanların büyükleri, bindikleri atla beraber zikrolunuyorlar. Mesela "Kongur atlu Kazan", "Kazan Bey'in inağı boz aygırlu Böyrek", hatta efsanevi Hızır'a bile "Boz atlu Hızır,, denir.

Oğuz oğlu kahramanlık göstermeden ad alamadığı gibi kendine mahsus at sahibi de olamaz. Dirse han oğlu Bugaç azılı bir boğayı yendikten sonra Dede Korkut ona ad veriyor ve babasına "boynu uzun bedevi at vergil binit olsun!" diyor. Dede Korkut Oğuz kahramanlardan Basmi Böyrek'e ad verirken "bunun adı boz aygrlık Basmi Böyrek olsun!" diyor.

Kahramanların, atlarının adıyla beraber zikredildiğine Altay -Yenisey destanlarında çok tesadüf ediyoruz. Bu motif, benim bildiğime göre, ilk defa Titof'un dikkatini celbetmiştir. Onun fikrine göre "Minusin sahillerinde yaşayan Türk destanlarında kahramanın adıyla bindiği atın adı bir oluyor".

Titof'un tesbit ettiği destanlarda adı geçen kahramanların en büyükleri atlarıyla beraber zikrolonuyorlar:

"Ag oy At, Ag Ay Batır"; "Ak por At, Ak Molot"; "Kök Kan Kök attıg"; "Ak çabdar attıg Allarıg";"A/A Kartıga Ag oy at"; "Kara bor attıg Büri Mergen-"; "Ak kılış Kan boz oy attıg" ve saire.

Castren tarafından toplanan Minusin destanlarının almanca tercemesini neşreden akedemisyen Schiefner mukaddimesinde "kahramanların atlarının isimleriyle kendi isimlerinin alliteration teşkil etmesi adettir" diyor. Bizim tetkiklerimize göre "at isimleriyle kahraman isimlerinin beraber zikrolunması" yalnız allittration yapmak temayülünü tatmin için değildir. Birçok kahraman ve at adları allittration'a uymadığı görülüyor. Mesela ("Kara attıg Sudey Mergen") "Ak Kılış Kan boz oy attıg".

Radloff'un tesbit ve neşrettiği Altay - Yenisey destanlarında atlarıyla beraber zikredilen kahramanlardan bazıları:

Kan çergi attıg Kan Mergen = Kan al atlı Kan nişancı Ag oy attıg Altın Taya — Ak boz atlı Altın prens; Kul' attıg Kulatay Mergen; Ay kara attıg Kara Kan; Sarig attıg Sarig Kan; Kara kuV attıg Kan Tögös; Kök attıg Kuskun Alıp; Kara attıg Südey Mergen; Ak attıg Ak Kan.

Reşideddin'in "Cami-üt-tevarih'inin kahramanları da atlarıyla beraber zikrolunuyorlar. Farsça yazılan bu eserde bile "ala atlu", "Küreng atlu" ve saire gibi sözler türkçe olarak geçmektedir.

Anlaşılıyor ki Dede Korkut hikayelerindeki "Boz aygırlu.", "Konur atlu,, ve saire gibi kahraman vasıflarım biz bilhassa Yenisey havzalarında ve Altay'da yaşayan Türk'lerin destanlarında klişe olarak devam ettiğini görüyoruz.

Dede Korkut hikayelerinde kahramanın atı gelecek felaketi ve düşmanın yaklaştığım sezer ve sahibine haber verir: "Ala aygır kaçan-kim yağı (düşman) kokusun alsa ayağın yere dökerdi, tozu göge çıkardı". "

Meğer yiğit aygır binerdi, hanım, at kulağı sak olur:

Çeküben oğlanı uyardı.

Bu motif Altay, Yenisey, Kırgız ve bütün Orta-Asya Türklerinin destan ve hikayelerinde müşterektir. Kazak - Kırgızlar'ın destani kahramanı Er Targın'ın, Tarlan adlı atı düşmanın veyahut yabancının geldiğini bilirdi:

Bir uvakıt bolgandaBir zaman olunca
Bol Tarlanı pıskırdı,bu tarlan (atı) püskürdü
Pıskırgan minen koymadıpuskurmakla kalmadı
Cana çerdi tebindi.yine yeri tepiştirdi
Hayvan büytüp ne bildi.hayvan böyle edip ne bildi?


Meğer hayvan birinin takip ettiğini duyarsa sahibine bildirirmiş....

Ata dair bu inanma Türk boylarında çok kökleşmiş bir inanmadır. 19 uncu asırda geçmiş bir tarihi vakayı tasvir eden Ayman Çolpan poeminde Kırgız kahramanlarından Kötübar'ın Küreng (al kızıl) atı şöyle tavsif olunuyor:

Calgız şerik özüne küreng atı
Ne de bolsa atında hasiyet köp
Kuturar bayge küreng cav kelgende
Kara cer çır aylanar sav kelgende
El çetine cav kelse tınçımaydı
Bir bilgisi sol edi men bilgende.

(Kendine yalnız Kan - Kızıl atı şeriktir. Ne olursa olsun atında hasiyet (fazilet) çoktur... Düşman geldiği zaman Bayge Küreng (Kan Kızıl yarış atı) kudurur, haber gelince kara yeri döndürür; memleket hududuna düşman geldiği zaman rahat durmaz.. İşte onun bir alameti, benim bildiğime göre, bu idi).

Görülüyor ki Dede Korkut hikayelerindeki ata dair motifler 19 uncu asırda teşekkül eden halk hikaye ve destanlarında aynen tekrarlanmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: "KİTAB-I DEDE KORKUT" HAKKINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:42

Çok değerli edebiyat öğretmenlerimizden Orhan Şaik Gök-yay Dede Korkut kitabını neşretti. Bu münasebetle notumuza küçük bir mukaddime ilave etmek istiyorum.

1925'te neşrettiğim Kitab-ı Dede Korkut adlı makalemde gençlerimizin Dede Korkut hikayelerine ehemmiyet vermemelerinden şikayet etmiş ve şu satırları karalamıştım:

"— Dede Korkud'un neşrinden on sene geçtiği halde bu eser hakkında ciddi bir tetebbü meydana getirilmedi. Halbuki Profesör Barthold tarafından neşrolunan üç dört hikaye bile Rus müsteşrikleri arasında büyük bir tesir icra etmiş, esaslı ve esassız birtakım şeyler yazılmasına sebep olmuştu".

Yeni alfabemizin kabulünden sonra yeni nesil için Dede Korkud'umuzun büsbütün unutulacağından da korkmağa başlamıştık. Çünkü eski metinleri yeni harflere çevirmek epeyce emek isteyen bir iştir.

Dede Korkut hikayeleri ve buna benzer nice nice destani hikayelerimiz el dokunmadan meydanda dururken, başka milletlerin halk edebiyatına ve bilhassa milli epopelerine XVIII-XIX uncu asırlardakine nazaran daha ziyade ehemmiyet verdiklerini gıbta ve hayretle takip etmekteyiz. Garbın en yüksek kültürüne malik olan Almanlar'ın bu sahada gösterdikleri gayret ve mesai herkesçe malumdur. Bu büyük millet şimdi bütün milli kültür ve milli hamleler kaynağı olarak Alman ruhunu in'ikas ettiren milli destanlarını ve başka folklor mahsullerini tanıyor...

Rejim ve dünyaya bakış itibariyle bütün dünya milletlerinden ve bilhassa Almanlar'dan büsbütün başka bir alem saydığımız Sovyetler Rusya'sında bile Rus milli destanlarına ve folkloruna verilen ehemmiyet Almanlarınki kadar kuvvetlidir.

XIX uncu asrın başlarından beri milyonlarca nüsha neşredilen Igor alayı hakkında destan = Slovo o Polku İgoreve adlı büyük Rus epopesine bugün verilen kıymet Çarlık Rusya'sında bile verilmemişti. Son yıllarda Sovyet Devlet neşriyatı himmetiyle tabedilen resimli igor alayı destanı nüshası o kadar sanatkarane basılmıştır, ki nefaseti itibariyle tabaat sanatının son sözü telakki edilmektedir. Rus milli destanı üzerinde tetkiklerde bulunan milli edebiyat ve tarih profesörlerinin adedi bile yüze baliğ oluyor..

İgor alayı hakkında destan'ın son nefis tab'ına dair yazılan heyecanlı makaleler, Sovyet matbuatında üç seneden beri devam ediyor. Bu makalelerden öğrendiğimize göre, meşhur edip Maksim Gorkiy'nin teşebbüsiyle eserin resimleri milli heyecanı çok kuvvetli ifade edebilen sanatkar ressam İvan Golikov'a yaptırılmıştır.

Bu ressam igor alayı hakkında destan'ın resimleri, harfleri ve diğer tezyinatıyle tam iki sene uğraşmış ve her resmi bir şaheser olmuştur. Bu tab'ı bahis mevzuu eden M. Sokolnikov İgor alayı hakkında destan'ın nefis tab'ı başlıklı makalesinde şu satırları yazıyor: "Ressam Gol i kov destanın resimlerinde çok büyük muvaffakiyet göstermiştir: Bu eski Rus epopesinde ebedileştirilen halk hareketinin kudret ve ihtişamını, büyük, Rus vatanı için Rus ordusunun kudret, şan, zafer ve gururunu resimleriyle canlandırmıştır".

Milli Rus destanının artistik tab'ına ve bu tab'ıda milli şevket, gurur ihtişamın büyük bir ressam tarafından canlandırılmasına ehemmiyet veren büyük edip Maksim Gorkiy, Rus folkloruna da fevkalade ehemmiyet vermiştir. Piskanov tarafından yazılan Maksim Gorkiy ve folklor adlı eserde büyük Rus edibinin folklora ait fikir ve mütalaaları toplanmıştır. Milellif Maksim Gorkiy'nin şu sözlerini yazıyor: "Folklor bilmeyen muharrir fena muharrirdir. Halk edebiyatında hudutsuz bir servet saklıdır. Hamiyetli muharririn bu servete malik olması lazımdır".

Rus ediplerinin, alimlerinin ve devlet adamlarının İgor destanı'na ve folklora verdikleri ehemmiyet gösteriyor ki, en modern ve en sol fikirler taşıyan ve bunu tatbikle uğraşanlar bile milli heyecan kaynaklarını korumak ve inkişaf ettirmek mecburiyetini hissediyorlar...

Bizim Dede Korkud'umuz, Rus edip ve alimlerinin ehemmiyet verdikleri İgor destanından gerek edebi ve gerek tarihi kıymeti itibariyle katiyen aşağı değildir, İgor destammn XVIII inci asırlarda uydurulan sahte bir epope olduğunu iddia eden Rus alimleri (Kaçenovskiy, Belikov, Davidov, Senkovskiy gibi) olmuştur. Destanın eski bir nüshası bulunmaması bu iddiaya sebep olmuştu. Bizim Dede Korkut hakkında böyle bir ufak şüpheye bile mahal yoktur. Bununla beraber Korkut hikayeleri bizim sanatkar ediplerimizden kimsenin iltifatına mazhar olmuyor.

Dede Korkud'un toplu olarak yeni harflerle neşredilmemesi milli kültürümüz sahasında derin bir boşluk teşkil ediyordu. Bugün, güzel şiirleri ve ciddi makaleleriyle tanıdığımız edebiyat öğretmeni Orhan Şaik kıymetli eseriyle bu boşluğu doldurdu. O, yalnız metni yeni harflere çevirmekle kalmamış, Dede Korkud'a dair 77 sahifelik bir etüt, mükemmel sözlük ve ismi haslar endeksi de ilave etmiştir. Sayın edebiyatçımızı kutlar ve daha bu gibi kıymetli eserler vermesini temenni ederiz.

Bundan sonra neşredeceğim notlarda Kilisli neşrini K, ve Orhan Şaik Gökyay'ın Dede Korkud'unu da O.Ş. kısaltmasıyle göstereceğim. Metnin transkripsiyonunda ve sözlükte bence şüpheli görülen yerlerden de sırası geldikçe bu notlarda bahsedeceğim.

Şimdi notlarımıza gelelim:

1 Dede Korkud'un ikinci hikayesinde söylenen bir rüya Kırgız-Kazaklar'ın Er Sayın destanında söylenen rüyaya çok benzemektedir. Herhalde bu rüya motifi eski bir Türk epopesinin mühim motiflerinden biri olsa gerektir.

Dede Korkut hikayesinde Salur Kazan:

"Bilür misin, karındaşum
Kara Güne, düşümde ne göründü ?
Kara kaygulu vakıa gördüm
Döm kara pusarık ordamung üzerine tökülür gördüm
Kargu gibi kara saçum uzanur gördüm.
Uzanııben on barmagumı kanda gördüm... " diyor.

Kazak - Kırgızlar'ın Er sayın destanında Ayu Bike:

1 Men bugün bir tüş kördüm,
Cavrunum tola kara şaş
Cayılıngkı köründü,
Bederlengen bes tırnak
Kanga manılkı köründü...".
(Yani: Ben bugün bir düş gördüm, ensem dolu kara caç yayılmış göründü, cilali beş tırnağım kana batırılmış göründü... ) diyor. Her iki rüyada kara saç uzanması ve parmakların kana boyanması aynen mevcuttur.

2 Kırgız - Kazak ve Nogay halk edebiyatında mahbubenin güzelliği tasvir edilirken yüzü, üzerine kan damlamış kara benzetilir.

Dede Korkud'da. da bir defa bu benzetme geçmektedir: "Yalab yalab yalabıyan ince tonlum "Yer basmayub yüriyen
"Kar üzerine kan tammış gibi kızıl yangaklum "Koşa badem (sıgmıyan) dar aguzlum "Kalemciler çaldugı kara kaşlum..

Er Targın destanında Kırım Hanının kızı Ak Cunus, Kart Koçak adlı bir kahramamn merhametini celbetmek için söylediği türküde kendisini şöyle tavsif ediyor:

"Moldaga barsang kasında (Mollaya varırsan yanında) "Kıyuvlu catkan kalam bar, (Kıyılmış bulunan kalem var) "Kalamdı kör dö kasım kör! (Kalemi gör de kaşımı gör!) "Kara cerge kar cavar (Kara yere kar yağar) "Kardı kör dö etim kör ! (Karı gör de etimi ( = vücudumu gör!). "Kar üstünö kan tamar, (Kar üstüne kan damlar,) "Kandı kör dö betim kör! (Kanı gör de yüzümü gör!) "Men Kırımnıng içinde (Ben Kırım'ın içinde) "Akça hannıng kızı edim (Akça Hanın kızı idim) "Ata minen anamnıng (Baba ile anamın) "Asrandı kazı edim*". (Beslenmiş kazıydim)

Karakırgızlar'ın "Manas" destanında da ayni motif bulunuyor:

"Kardan appak eti bar, (Kardan ap - ak eti var,) "Kar üstünö kan tamsa (Kar üsütne kan damlarsa) "Kandan kızıl beti bar..".

3 Dede Korkut hikayelerinden anlaşıldığına göre, Oğuzlar'da güveylik elbise kırmızı kaftan olmuştur:
"Adaklusmdan erginlik bir kırmızı kaftan geldi. Beyrek geydi. Yoldaşlarına bu iş hoş gelmedi, saht oldılar. Beyrek aydır: "Neye saht oldunuz?" dedi. Aydılar: "Neye saht olmayalım, sen kızıl kaftan geyersin, biz ağ kaftan geyerüz,, dediler...

Kızıl kaftan'ın güveylik alameti olduğunu biz Kazak - Kırgız hikayelerinde de görüyoruz.

Er Savın destanında Boz Monay Bey'e karşı isyan eden köleleri:

"Kızıl çapan kiymedik
(Kızıl kaftan geymedik)
"Kırınçıl at minbedik
(Yan bakan ata binmedik)
"Bizdi ulunday körmödü
(Bize oğlu gibi bakmadı)
"Bölünüp catkan malınan
(Dökülüp saçılan malından)
Bizge kalıng bermedi'.
(Bize kalın vermedi, evlendirmedi)
diye şikayet ediyorlar. Eski zaman Başkurtlar'ında da kızıl çepken güveylik nişanesi addolunmuştur.

4 Türk hikaye ve destanlarından anlaşıldığına göre, babasının veya kardeşinin düşman tarafından ölüdürüldüğünü veya esir alındığını çocuklara söylemezlerdi. Türk destan ve hikayelerinin müşterek motiflerinden biri de budur. Dede Korkut'da. bu motifi iki hikayede buluyoruz. Oğuz alplarından Uşun Kocaoğlu Egrek düşman eline esir düştü. Küçük kardeşi Segrek'e bunu söylemediler. O büyüdü. Bir dernekte bulunurken bir öksüz oğlanla bir çocuğun kavga ettiğini gördü.

Her ikisine birer tokat vurdu:

"öksüz oğlanın dili acı olur. Biri aydır: a mere bizüm öksüzlüğümüz yetmez mi? Hünerin var ise kardaşufi Alınca kalesinde esirdir, var anı kurtar!" dedi.

Segrek bunlardan kardeşinin varlığını ve adım öğrendi.
Kazan Alp'in düşmanlar elinde esir bulunduğunu oğlu Uruz'a söylememişlerdi. O, bunu bir dernekte duydu.
Bu motife Türk hikaye ve destanlarında çok tesadüf olunur. Biz burada misal olarak Kırgızlarda söylenen Kan Şentey hikayesiyle Altaylılar'ın Kaan Püdey destanını gösterebiliriz.

Kan Şentey hikayesi Dede Korkud'un "Salur Kazan'ın esir olması" hikayesine benziyor. Karış Kara adlı alp düşmanlarının eline esir düşerek zindana atılıyor. Evde kalan karısı bir oğul doğuruyor. Anası oğlana babasına dair malumat vermiyor. Oğlan birgün bir koca karıdan babasının tutsak olduğunu anlıyor. Oğlan Kan Şentey düşmanın memleketine gidiyor ve babasını kurtarıyor.

Altaylılar'ın Kaan Püdey adlı hikayelerinde de ayni motif vardır. Düşman tarafından öldürülen Arslan adlı kahramanın oğlu Kaan Püdey'e annesi babasız doğduğunu anlatıyor ve inandırıyor.

Bu oğlan çocuklarla oynarken her oyunda galip geliyor; çocukların elbiselerini soyuyor, çocuklar ona:

"Bizim elbiselerimizi soyacak kadar kahraman isen neden babam aramıyororsun?" diyorlar. Bu sözlerin Dede Korkut hikayesindeki öksüz oğlanın Segrek'e söylediği sözlerin ayni olduğunu görüyoruz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir