Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türklerin ve Turanlılarin Doğu Ve Güney Asya'ya Yayilmaları

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türklerin ve Turanlılarin Doğu Ve Güney Asya'ya Yayilmaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 03:13

TÜRKLERİN VE TURANLILARIN DOĞU VE GÜNEY ASYA TARAFLARINA YAYILMALARI

Türklerin Doğuasya'ya intişar mahiyetinde olan muhaceretleri pek çoktur. M. ö. 1116-250 da Çin'de hükümranlık etmiş Çu'lar bile Türkistan'dan, garbden Aryani kavimlerin tazyikiyle gidip yerleşen bir kavım olacağı hususunu yukarıda bahis mevzuu ettik. Hun, Göktürk ve Uygur devletlerinin yıkılmasından sonra da bir çok kavimler Çin'e giderek siyasi mevcudiyet gösterdiler. DE GUİGNES bu gibi kavimlere ait Çin haberlerini kitabında toplamıştır. Bu müellifin Türk ve Tatar olarak zikrettiği bir çok kavimlerin Mançu yahut Moğol kavimlerine mensub oldukları muahhar tetkikatla tesbit edilebilmiştir. Bu sülalelerden Hun devletinin dağılmasın; müteakip kurulanları Han (miladi 225-329), Çao, (307-350), Hia (407-431), şimali Liang (395-460), Topa'lar (280-381), WeHer (388-470), Göktürklerden soma Şato'lar (808-947), soma Kidan (Kıta) 1ar (907-1125), Kiu'ler (11501235). Bu kavimlerin ekserisi Çin'de yerleşip Çin olup gitmişlerdir. Zamanımızda Sinoloji alimleri o cümleden Dr. A. LEGENDRE ve Ankara'da' Sinoloji profesörü EBERHARD bu gibi Çin kalabalığı içinde kaybolan ve Çinlilere göre «barbar» kavimlerin bir çok yerlerde son zamanlara kadar bir çok eski örf ve adetlerini, hatta antropolojik hususiyetlerini muhafaza etmiş olduklarını tesbit edebilmişlerdir. Moğollar zamanından kalan ve sonraları Doğu Türkistan'da cereyan eden hadiselerde şimali Çin'e gidip yerleşen ve Çinleşen Müslüman Türk ve Moğol unsurları Döngen ismiyle tanılıyorlar. Bunlar arasında İranlı unsurun da çok bulunduğunu yukarıda zikretmiştim. Yalnız Horezmlilerden 100.000 den fazla ailenin oralara sevkedildiği malumdur. Bunlar da kendi ihtiyarlan ile değil Moğollar tarafından oraya sürülmüş kütlelerdir.

Güneyasya'da şimdiki Afganistan'a ve Hindistan'a muhaceret eden Türklere gelince bunların Miladdan öncekileri sıfatiyle ancak İskender fütuhatına ait kayıdlarda tesadüf olunan ve yerli Hindli olmadıktan anlaşılan bazı kavimler bahis mevzuu olabilir. Bunlar ve İndo-Skitler kamilen Hindlileşmişlerdir. Bugün Hindistan'ın şimalinde yerleşmiş ve Hindleşmiş bulunan Sikha'lar da bunlardandır. Afganistan'ın cenubundaki Khalac'lar da böyledir. Efganlı Galcayi'ların ismi Khalac-zayi yani Khalac oğlu demek olduğu zannolunuyor.

Bunlar yakın zamanlara kadar kendi adlarım «Khalaci», yahut «Khil-ci» diye tesmiye edip ve Türklükleriyle iftihar etmişlerdir. Miladın sekizinci ve dokuzuncu asırlarında Araplar o taraflara geldiklerinde bunlar artık dillerini unutmuş bulunuyorlardı. Maamafih 10 uncu asır Arab coğrafya eserlerinde buna ait kayıtlar, al-khalac sinfun min al-atrak-i... ala kholq-i al atrak-i va zavyihim ve tibasihim yani «Khalac bir Türk zümresidir, karakterleri, kıyafetleri ve elbiseleri diğer Türklerinki gibidir» cümlesindeki son kelime libasihim yani «kıyafetleri» yerine lisanihim, yani «dilleri» diyerek te okunduğundan bundan bu kabilenin dilinin onuncu asırda Türkçe olduğu ihtimali de varittir. Onbirinci asırda, Gazneviler zamanında ise bunlar her halde Türkçeyi artık unutmuş olan bir kabile idiler.

Bunlardan maada Garçistan ve Gur taraflarında Gur'lar ve onlarla birlikte bir de Karluk'lar zikredilmektedir. Karluklar cenubi Afganistan'da daha 13. üncü asırda. Onlar da soma kaybolup gitmişlerdir. Arap kaynaklarında şimdiki Afganistan'ın Gazne ve Büst vilayetlerinde ve Hilmend nehri üzerinde daha diğer kabileler zikrolunuyorlar. Gazne vilayetinin Anu Khimar, Langan Şah-behar nahiyeleri hep Türklere ait sahalardı. Burada Oğuz'lardan da bir zümre yaşamıştır. Afganistan'ın garbinde Hamun gölü etrafında ve Belucistan hududunda da Araplar geldiği vakit bazı Türk kabileleri yaşamakta idi. Mesela Siistan'ın merkezi olan Zerenc şehri ve civarı Türklerle meskundu. Bu nevi kabilelerden Belucistan'daki Şivey, Veziristan ve Turan'da Kaykan Hiuen-Tsang'da. Ki-kan kabileleri Rukkhac taraflarında ismi «al-Darari» şeklinde yazdan bir kabile zikrediliyor. Şivey'ler Gaznevilerin tarihinde Türklerin en eski kabilelerinden biri olarak sayılmaktadır. «Kaykan» 1ar da Türk «Kay» kabilesiyle birleştirilmektedirler. Al-darari» ismi ise «al-dadari» okumak icabetse «Tatar» demek olur. Bu gibi kabileler yerli Afgan, İran ve Hind kabileleri arasında kaybolup gitmişlerdir. Soma Moğollar zamanında Heratla Ka-bil ve Heratla Gazne arasında yerleşen bir çok kabileler, kendilerinden önceki asırlarda burada yerleşerek İranileşen Türk kabileleri ile birleşmişler, onların yolunu takib etmişlerdir. Moğollar zamanında «alay» manasında Türkçe ming kelimesi ile muvazi olarak kullanılan Hezare ismini taşımakta olan ve sayıları bir buçuk milyonu geçen bu kabileler Bisüvüt, İsentemir ve Temuri gibi halis Türk ve Moğol kabile isimlerini ve eski Khalaclar gibi Türk milli kıyafetlerini taşıdıkları halde kamilen Farsça konuşmaktadırlar. Hezarelerden Herat ile Meruçak arasında oturan bazı aşiretler arasında eski Moğolcayı bilen ayrı aileler bulunuyor, bunları Finlerden RAMSTEDT ve Macarlardan LİGETİ tetkik etmişlerdi, fakat bu aileler de gözümüzün , önünde Farslaşıp kaybolmaktadırlar.

İslam devrinde Güneyasya'ya yaydan Türklerin tarihleri bunlardan neş'et eden sülalelerin tarihine tahsis edilen eserlerde yazılmıştır. Samanilerin Türk emiri Alp Tegin'in 962 de vaki olan isyanı neticesinde kurulan Gazneviler devleti (962-1 183), Gurüer (1184-1215), Dehli Sultanlığı (1206-1451), Bingale Valiliği (1202-1339), Malva'daki Guriler (14011435), Khalaciler (1435 -1530) ve nihayet «Büyük Moğol», yani BaburiIer devleti (1526- 1853) her biri bu ülkede yani Hindistan'da ayrı tarihi devirler yaşatan siyasi teşekküller idiler. Bunlardan Gazneviler ile Ba-büriler devleti yalnız Türk tarihinde değil belki tekmil cihan medeni tarihinde mühim rol oynamışlardır. Gazneliler devletini kuranlar Türk tarihinin en mümtaz simalarından ve İslam aleminin büyük fatihlerinden olan Sübektegin ile oğlu Sultan Mahmud Gaznevi (997 - 1030) dır.

Bu ismin ilk yarısı sübek okunmak icab ediyor, ki ordu zabiti demektir, bazı eski yazmalarda da isim bu şekilde hareketlenmiştir. Sübektekin'in menşei hakkında Acem müellifleri tarafından verilen her türlü nesabnamelerin yanında onun kendisi tarafından AB'UL-FETH AL-BUSTİ'ye imla edilen malumat daha mühimdir. Sübektekinin dediğine göre bunlar Isık-Göl civarında yaşıyan Barsgan Türklerindendir. Baba?' Cok isminde bir bahadır-mış. Aileleri, Cok'un avda bulunduğu bir günde, komşuları olan Tukhsı uruğu Türklerinin taarruzuna uğrayıp 12 yaşında bulunan Sübektekin esir gö türülmüş, dört sene bu Tukhsdarda esarette kaldıktan sonra Taşkende getirilerek Saman oğullarına satılmıştır. Sübektekin'in Barsganlı olduğu diğer menbalarca da kaydedilmiştir. Babası Oğuzname'de olduğu gibi diğer menbalarda da Çok Kara Beçkem bn Kara Arslan olarak kaydedilmiştir. Sübektekin ancak Samanoğulları memleketine geldikten sonra Müslüman olmuştur. İran destanını ihya ettiren Mahmud Gaznevi ayni zamanda Türk an'anelerine da ehemmiyet vermiştir, ilk İslami Türk şiiri bunun zamanında görülmektedir. Büyük Yunan filozoflarının hayranı olan Mahmud, Arap dilini çok iyi bildiği halde sevmezmiş; bu yüzden zamanında Fars diline revaç verilmiştir.

Hind Türk sülalelerinin mümtaz şahsiyetleri sıfatiyle daha şunlar zikredilmelidir:

Dehli Sultanlarından Kutbeddin Aybek (1205- 1210), Şemseddin İltutmuş (12101236), bunun kızı Raziye Hatun (1236 - 1240), Giaseddin Balaban (1265 -1287), Alaeddin Muhammed Halaci (1296 - 1305). Babur Mirza (1504 -1530) ve halefleri. Bu zevat yalnız hükümdarlar değil, ayni zamanda yaşadıkları asrın münevver şahsiyetleri idi. Bunlardan bazıları Hindistan'a geldikten sonra Türklüklerini muhafaza etmek ve bunu evlatlarına aşılamak hususlarına ehemmiyet vermişlerdir. Kutbeddin Aybek ile oğlu İltutmuş ve bunun kızı' Raziye Hatun Türk an'anelerine cidden itina ile riayet etmişler, etraflarına Türk beğlerini ve ilim adamlarım toplamışlardır. Kutbeddin Aybek namına 1206 da FAHRETTİN MUBAREKŞAH GURİ tarafından Türklerin tarih, dil, hayat, akide ve adetlerinden ve faziletlerinden bahsederek bir eser yazılmıştır, bunda bir Türkçe şiir ile beraber Türk kabilelerinin çok ehemmiyetli bir listesi de dere edilmiştir. Bu müellif Türk illerinin bir haritasını da yapmış ve kitabına ilave etmiş ise de, bu harita maalesef bize kadar gelmemiştir. Bengale'de hükümet süren İzeddin Balaban (1259 -1260) bir Kıpçak olduğu gibi; ondan sonra gelen Şir Han Sunkur ile biraderleri Seyfeddin Aybek ve Bahaeddin Balaban da Kıpçakların Uluborlu (yahut Ulbarlu) uruğunun Hanları neslindenmiş. Bunlar için de bir Kıpçak tarihi yazılmış ve nüshaları bize kadar gelmiştir.

Başlı başına bir tarih mevzuu olan Baburlular sülalesinin müessisi olan - Babur Mirza Temür. Beğin torunu, umumiyetle Türklerin büyük edip, müverrih ve askeridir. Kendisinden Çağatay Türkçesiyle yazdan Baburname isminde bir hatıralar kalmıştır, ki Türkçe aslının bulunup neşredilmesinden önce bir Farsça eksik tercümesinden İngiliz ve Fransız ve Alman dillerine çevrilerek intişar etmiş ve bu hatıraları Sezar'ın hatıraları ile bir şuraya koymak adet olmuştur. Fakat Babur'un hatıraları Sezar'ın hatıralarına nisbeten çok mufassal olup Türkçeden başka Arapça, Farsça ve biraz Sanskritçe bilen Babur'un dünyayı görüş sahası Sezar'a nisbeten daha geniştir.

Dehli Sultanları ve Baburlılar zamanında vücude getirilen yüksek san'-at eserleri de ehemmiyetle zikre değer şeylerdir. Fakat bu sultanların Hindistan'ın muhtelif kısımlarını İslam camiasına idhal etmek gayesiyle yaptıkları fütuhat Türk milletinin mühim *bir kısmının yabancı kavimler arasında eriyip, kaybolup gitmesinden başka bir netice vermemiştir. Gazneliler zamanında Karluklar, Halaçlar ve Oğuzlar, Tuğluklular zamanında Kıpçak aşiretleri, Baburlular zamanında Çağataylar ve Barlaslar Hindistan'a külliyetli miktarda gelmişlerdi, fakat bir sülalenin yerine diğer birisi geldiği zaman ondan önceki sülalenin müntesibini artık Hindlileşmeğe yüz tutmuş bulunuyordu. Çağataylar daha 18. inci asrın ortalarında Agreh'de ve Delhi'de kuvvetli, hakim bir fabaka olarak yaşıyorlardı. 1881 senesinin halk sayımında Delhi yanında ve Rawal Pindi'de 23,593 kişi Çağatay, 12,137 Barlas kaydedilmişti. Bunların hepsi olmasa bile bir kısmı Türkçe konuşuyordu. Fakat biz 1923 senesinde buralardan geçtiğimizde sabık Çağatay ve Barlaslardan artık kimsenin Türkçe bilmediğini söylediler.

Afganistan ve Hindistan taraflarına yayılan Türkler doğrudan doğruya Afganlaşmak veyahut Hindlileşmekten ziyade bu diyara Fars kültüriyle gelmişler, münevver sınıf Farsça konuşmuş ve bu dilde mükemmel eserler yazmışlardır. Hatta Hindistan'a yaşıyan Türkler arasında Fars edebiyatının en mühim şahsiyetleri zuhur etmiştir. Bu cümleden Türk Laçın uruğundan neş'et eden Esnir Husrev-i Diblevi (1253 - 1325) ile Moğol Adat kabilesinden neş'et eden Mirza Bidil'in (1644-1720) isimlerini zikretmek kafi gelse gerektir. Baburlular resmi dil sıfatiyle Sanskrit dili ile Farsça ve Türkçeyi karıştırarak Urdu dili isminde bir melez dil vücude getirdiler; fakat bununla ancak kendi Türklerinin Hindlileşmelerini tesri etmiş oldular. Garbi ve merkezi Afganistan'da kalabalık olarak yaşıyan Türk ve Moğol uruklarının Farslaşmalarına şiniğin de tesiri olmuştur; komşu Afgan kabileleri sünni oldukları halde Hezareler şiidiler. Kıyafetleri, simaları ve karakterleri, hatta çadırdaki hayat tarzlarile Türk kalan bu Hezarelerle karşılaşırken insan gayri ihtiyari olarak Türkçe hitap ediyor, fakat söylediğinin anlaşdamadığına dair Farsça cevap alıyor.

Kaynakça
Kitap: UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir