Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türklerin ve Turanilerin Avrupa'ya Yayılmaları

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türklerin ve Turanilerin Avrupa'ya Yayılmaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 03:09

TÜRKLERİN VE TURANİLERİN ŞARKİ VE MERKEZİ AVRUPA YA YAYILMALARI

Doğu Avrupa'nın şarki kısımlarında, bilhassa Edil sahasında şimali Kafkasya'da ve Kırım'da Türkler kendi benliklerini daima muhafaza edebilmişlerdir; fakat bu sahanın garbi kısımlarına ve orta Avrupa'ya vaki olan yayılmalar netice itibariyle felaketli olmuştur. Miladdan sonraki zamanlan bahis mevzuu edersek söze Hunlarla başlamak icab eder. Hunlar, malum olduğu üzere, Fransa'nın ortalarına kadar ilerlemişlerdi; bunların merkezi karargahları şimdiki Macaristan payitahtının bulunduğu yerlerde olmuştur. Attila ile gelen Hunlar çok kalabalıktı; maamafih bunların ahiren Hazar devletinin yaşadığı sahaya çekilmeyenleri Slav ve Cermen kavimleri arasında kaybolup gittiler. Bugün bile Çekoslovakya'nın garbi kısımlarında ve Almanya'nın Tuna nehri başlarındaki Ulm vilayetinde halis Türk tipli insanlara tesadüf edilmektedir; bu ülkenin coğrafi isimleri ile meşgul olan alimeler buradaki yer isimlerinden bir çoğunun eski Hunlardan kalmış olduğu fikrindedirler.

Miladdan 560 senelerine doğru Karadenizin şimal taraflarına Avarlar geldiler, biraz sonra bunlar karargahlarını Macaristan'daki Tissa nehri havzasına naklettiler. Bizans imparatoru Jüstinyanus I zamanında bu Avarlar Bizanslarla çarpıştılar. Avarlar Göktürklerden önce Orta Asya'da hakimiyetlerinden yukarıda bahsettiğimiz Cucen'lerin bir kısmı olarak, tandırlar. Göktürk devleti teşekkülünü müteakip bunların Bizans hudutlarına geldiklerini ve bunları takip eden Göktürklerin bu Avarlar meselesi yüzünden Bizanslarla diplomatik münasebetlerde bulundukları malumdur.

Her halde bu Avarlar Göktürklerin müttefikleri olan Bizansların hasmicanı olmuştur. Bunlardan Bayan Kağan Muhammed Peygamberin zamanında Bizansa karşı onların düşmanı olan Sasani İran ile ittifak akdetmiş ve o zamanın cihan siyasetinde büyük bir rol oynamıştır. 626 senesinde Sasaniler şarktan ve Avarlar da Balkanlardan Bizansın merkezine kadar ilerlediler. Bundan yukarıda bahsetmiştik. Bizansın ve şarkta Göktürklerin (Tüng Yabgu'nun) Sasanileri mağlup etmesinden sonra artık kendi başlarına Bizansla başa çıkamıyacak olan Avarlar Macaristan'daki karargahlarına çekilmişlerdi. Bundan soma Avarlar Doğu ve Batı Avrupa'daki birçok siyasi hadiselere karışmışlardır. Fakat 791 senesinde Frank imparatoru Büyük Şarl ve oğlu tarafından Macaristan'da müthiş bir hezimete uğratılan Avarlar siyasi ehemmiyetlerini kaybettiler; dört sene sonra (795 te) Avar hükümdarı Hıristiyanlığı ister istemez kabul etmek mecburiyetinde kaldı. Bu ise Avarlar için inkirazın mebdei demekti. Tuna'da işgal etmekte oldukları topraklar 860, 890 senelerinde Macarların eline geçtikten sonra Avarlar tamamile ortadan kayboldular. Mamafih Mas'udi 940 senelerinde bunları Tuna Bulgarları ile birlikte Abar (abr) ismi altında zikretmektedir. Bugün Macaristan'da birçok köyler Macarlaşmış Avarlarla meskundur; buralarda bulunan topraktan ve madenden mamul birtakım eşya da Avarlardan kalan asar olarak kabul edilmektedir.

Avarların arkasından Bulgarlar gelmiştir. Bunların bir kısmı Şimali Kafkasya'nın garbi kısmında ve Don nehri kıyılarında, diğer bir kısmı da orta Edil havzasında yaşamakta idiler. Bulgarların Kubrat ismindeki hükümdarının miladi 642 tarihinde vefatı üzerine oğulları arasında ihtilaf başgösterdi. On-Ogur camiası şeklinde toplanan Bulgarlar Karadenizin şimaline ve bilahare Balkanlara yayılmışlardı. Bunların maruf hükümdarlarının eski Slav-Cyril harfleriyle yazılmış ve tarihleri eski Türk «müçel» (= on iki hayvan) takvimi ile kaydedilmiş bir listesi zamanımıza kadar vasıl olmuştur. Bu vesika Bulgarların lisanını tayin eylemek için mühim bir menbadır. Bu gibi vesaik sayesinde eski Tuna Bulgarlarının dilinin de Edil Bulgarlarının dili gibi şimdiki Çuvaş lehçesi ile bir asıldan gelen LİR - Türkçe bir dil olduğu anlaşılmıştır. Bu dilde bizim şivelerimizdeki beş yerine bel, sekiz yerine sıkhır, otuz yerine otır, kız yerine kır yahut hır denilmiştir. Buna nazaran Bulgar ismi de bel-gur, yani beş ogur, yahut beş oğuz demek oluyor. Karadeniz Bulgarları önce Avarların elinde bulunan ülkeleri işgal ettiler ve kendileri Tuna nehrinin aşağı taraflarında ve Dobruca havalisinde yerleştiler. Bunların eski hükümdarlarına ait bazı heykeller kalmıştır. Ezcümle Şumnu tarafında eski Bulgar krallarının yazlık karargahı olan Madara'da kıral Kurum'un tqş üzerine 814 senesinde yapılan bir resmi bulunuyor, ki, bunu Bulgarlar kendi paralarında da tersim etmektedirler. Burada ve Enice mevkiinde eski Bulgarların din (şamanizm, budizm) ve medeniyetine ait diğer eserler de bulunmuştur. İkinci Jüstinyanus'un zamanında Bizans'ta vaki olan dahili isyanlardan istifade eden ve Terbel adlı «kağan»larının kumandası altında İstanbulu muhasara etmek için geldilerse de, Bizans yakasını kurtarmaya muvaffak oldu. Miladi 800 senesi başlarında Tuna Bulgarları arasında hristiyanlık intişar etmeğe ve Slav dili de hakim dil olmağa başladı. Nihayet kağan Boris 860 ta hıristiyan oldu ve Bulgar halkı bir asır sonra artık slavca konuşan bir millet oldu. Halihazırda Bulgar dilinde eski Bulgar-Türk dilinden adeta hiçbir şey kalmamış ise de adat ve ananelerinde köylü kıyafetlerinde eski Türklüklerinin izleri görünmektedir. Bununla beraber Tuna Bulgarlarına ait kayıtlardan bunların eski Türk teşkilat ve adat ve akidelerini uzun zaman muhafaza ettikleri görülmektedir. Avarlar merkezi Avrupa kavimlerine ve Macarlara tamamen temessül ederek kaybolup gittiler; Bulgarlar ise dillerini kaybettilerse de mevcudiyetlerini muhafaza ettiler; ve aralarında Türklük namına eserler de bazan işitiliyor.

Bulgarlardan soma Doğu Avrupaya gelenler Macarlar olmuştur. Bunlar aslen Türk değil, Doğu Avrupanın şimalinde yaşıyan Vogul ve Ostiyak kavimleri gibi «Fin-Ugur» ların «Ogur» zümresine mensup bir kavimdirler. Fakat Macarlar ancak lisan itibariyle böyledir, kan itibariyle ise bunlar daha ziyade Türktürler. Macar devletini kuran Arpad sülalesinin Hazarların Kabar uruğundan geldiğini de ayrıca zikretmek icab eder. Orta Tuna havzasına gelerek o havalide yerleşen Hunlar ve Avarlar gibi eski Türk kütleleri, 860 tan az sonra buralarım Macarlar işgal edince onlara iltihak etmişler; müteakip asırlar zarfında da müteaddit Türk kavimleri buraya gelerek Macar olmuşlardır. O cümleden 10-13 üncü asırlarda buralara gelen Peçenek, Kun (Kıpçak) ve Başkurt gibi kabileler de Macar olmuşlardır. Peçeneklerin bir kısmı, Başkurtlar ve Horezmliler (Huvalis) Macaristan'da 13 üncü asırda İslam idiler, bunlar İslam memleketlerine tahsile geliyorlardı. Bununla beraber Macarlar ve bazı Hıristiyan Başkurtlar 1270 Haçlı seferlerine iştirak ederek Aka'da Baybars'a karşı, harbetmişlerdir.

Buna ait kayıt Karatay al-Haznedari'nin daha neşredilmiyen ve yegane nüshası Gotha kütüphanesinde bulunan tarihinde bulunmaktadır:

Macaristan'daki İslamlar Hıristiyanlarla denksiz mücadelede yavaşça sönmüşler. Hıristiyan Macarlar «İsmaili» dedikleri bu Müslümanları takibetmişler ve 15 inci asra kadar bunları da zorla Hıristiyan ederek muhitlerinde temsil etmişlerdir. Maamafih Kun (Kuman)lar arasında daha 19 uncu asırda Türkçeyi bir din dili olarak bilen tek tük adamlar bulunmuş ve kiliselerde dualarını Türkçe olarak okumuşlardır. Asıl Macarlar kendi muhitlerinde eritebildikleri Türk zümrelerine nisbeten medeniyet itibarile pek yüksek değildirler. Eskiden Macarlar ziraat ve balıkçılıkla meşgul olmuşlar, hakimiyet peşinde koşmamışlar, her vakit Doğu Avrupa'daki hakim Türk kavimleri idaresinde kalmışlar ve daima idareleri altında bulundukları Türk kabilelerinin isimleri ile tesmiye edilmişlerdir. Macar ismile eski şekli meş-gar olduğuna göre beş ogur kelimesinin diğer bir dialekte göre telaffuzundan ibaret olduğu ileri sürülebilir. Bugün bile Avrupalıların kullandıkları Hun-gari adına gelince, bunun on-ogur kelimesinden geldiği artık kat'i olarak sabittir. Macarlar bir zaman Beş-Ogur teşkilatına dahil oldukları halde diğer bir vakit On-ogur teşkilatına da dahil olmuşlardır. On-ogurlar ayni zamanda Bulgarların bir kısmını teşkil etmişlerdir. Bununla beraber Bizans müellifleri 9-10 uncu asırda Macarları hep «Türk» diye tesmiye etmektedirler.

Bunun sebebi hakkında muhtelif ve Halealar yürütülmüştür. Bence bunun sebebi şu olsa gerektir:

Araplar zamanında şimali Kafkasya'da zikri geçen Türkiş ve Azgiş kavimleri Göktürkler hakimiyeti devrinde Tiyanşan'daki merkez hükümeti Bizans hududunda temsil ve oralarını müdafaa eylemek maksadiyle şarktan gönderilen kabilelerin bakiyesi olsalar gerektir. Hazarların hakim sülalesi de efsanevi Açina neslinden ve Göktürklerden olduğundan onlara da sadece Türk denilmiştir. Macarlar ise Hazarların hizmetinde bulunmuşlardır. «Türk» ismi de onlara Göktürklerin Doğuavrupa'yı idare eden şubesinin has ordusunda hizmet etmeleri, belki de Türgiş ve Azgiş'lerin yanlarında yer tutmuş olmaları itibariyle itlak olunmuş olsa gerektir, Bir Uğur kavmi olan ve daima Türklere tabi kalan üstelik, bir medeni faikıyete de malik olmıyan Macarlar nasıl olmuş ta hakim Türk kütlelerini kendi muhitlerinde eriterek temsil ve bel'edebilmişlerdir? Bunun sebebi mahkum bir kavim olmakla beraber ekseriyeti zürra ve balıkçı olan Macarların daima toplu ve tesallüp etmiş bir kütle halinde yaşamaları olmuştur. Bu Uğur zümresi yalnız kendi benliğini muhafaza etmekle kalmamış, hakim olmakla beraber bir ekalliyet sıfatiyle kendisine iltihak eden her yeni Türk zümresini kendi içinde eritebilmiştir. Hakim Türklerin mahkum Macarlar tarafından temsil edilmiş olmaları daha Macarlar şimali Kafkasya'da yaşadıkları zamanda bile vaki olmuştur. Asırlar zarfında Macarlara iltihak ederek benliğini kaybeden Türklerin önce gelerek Macarlaşanları sonra gelenlerini Macarlaştırmışlardır. Nasıl ki şimali Çin'de her önce Çinleşmiş olan bir Türk kütlesi yeni gelen Türk kütlesini Çinleştiriyordu. Bu itibarla bugünkü Macar milletinin heyeti mecmuasında esas Uğur unsurunun tedricen gelerek Macarlaşan Türk zümrelerine nisbeten az olması bile mümkündür. Macar etnografya alimlerinden GYÖRFFY İSTVAN'ın müşahedelerine göre el-yevm Macar tesmiye olunan kavmin yüzde sekseni menşe ve kan itibariyle Türktür.

9-10 uncu asırlarda Macarların hakim kabileleri say dan dokuz aşiretten yedisi, Prof. NEMETH GYULA'ya göre, muhakkak Türktür:

Bunlar Kabar, Kürt, Gyarmat, Taryan, Yene, Ker ve Keszi uruklarıdır. Dokuzdan ancak ikisi Macar yani Uğurdur; bunlar da Nyek ve Megyef uruklarıdır.

Eski Hungar camiasına dahil olan yedi kabdeden şunlar da Györffy İstvan'a göre Türktürler:

Jalançak, Çertan (Çortan), Kondam, Borçol (bence; Boroç oğlu), Yopogo (Yabagu) ve Ulaş. Bunlardan başka Macarların Szekely uruğu da Doğuavrupa'da çok eskiden yaşadıklarım geçen derslerde anlattığım Çigil yahut Asgü'lerin bakiyesi olabilir. Şurada isimlerini zikrettiğim Macar alimleri Györffy İstvan ile Nemeth Gyula da daha birkaç nesil önce Türkçe konuşmuş olan Kim Türklerinden neş'et etmektedirler. Macarlar kan itibariyle Türk oldukları gibi karakterlerinde de Türk hususiyetlerini çok iyi muhafaza etmişlerdir. Bununla beraber bir Uğur dili olan Macar dili de Doğu Avrupa'da konuşulan en eski Türkçeden. bilhassa Hazarların Kabar denilen kabilesinin şivesinden ve Bulgarlardan kalma çok kelimeleri muhafaza etmişlerdir. Bu kelimeler bizim kültür tarihimiz için gayet mühim vesikalar teşkil etmektedir.

Avrupaya yayılarak oradaki milleder arasmda kaybolup giden Türk zümrelerinden sonuncuları Peçenek, Uz (Oğuz) ve Kıpçak-Kun (Kuman)lar olmuştur. Peçenekler dokuzuncu asrın ortalarında Edil (Volga) nehri şarkından Karadeniz şimaline ve oradan da Bizans hududuna kadar gelmiş, Bulgarlar, Macarlar ve Bizanslarla mücadeleye başlamışlardır. Bunlar 1048 senesinde hükümdarları Tirah (yahut Tirek) m idaresinde Tuna nehrini geçerken 800.000 kadar nüfus (yahut o kadar hane) teşkil ediyorlardı. Bunları takip eden Uz'lar 1064 senesinde Bizans hududuna taarruz ederken 60.000 kadar nüfus (yahut yine o kadar hane) teşkil ettiler, Bu Uz'lar tarafından tazyik olunan Peçenekler Bizans tabiiyetini kabul ettiler. Bunlar m 1071 yılındaki Malazgirt muharebesinde Bizansları bırakarak milletdaşları olan Selçuklular tarafına geçtiklerini görüyoruz. 1087 de bunlar -Alexis Komnen'i Silistre'de mağlup ettiler. Peçeneklerin Bizans hizmetinde bulunanları Hıristiyan olup, Macaristan'da yaşıyanları Müslüman idiler. Bu hususa ait kayıt, al-Bekri'de bulunmaktadır. Peçenek ekseriyeti somadan orta Tuna'da Macarlar arasında kaybolup gitmiştir.

Peçeneklerle ayni zamanda şimdiki Ukrayna'da Tork (yani Türk) denilen bir göçebe kavim gelip yerleşmişti. Bugün Peçeneklerin bakiyesini teşkil eden Peçenek köyleri Budapeşte'nin cenubunda. Tuna'nın sağ sahilinde ve Tişa nehri üzerinde; Törk'ların bakiyesi olan Ukrayna köyleri de Kiyev'in cenubunda bulunmaktadır.
KIPÇAK, KUN VE KUMAN'lara gelince, bunlar Avrupa'da Uz'larla ayni zamanda zuhur ediyorlar. Rus vakanüvisleri onların Edil havzasında görünüp şimdiki Ukrayna içerlerine doğru yayılmalarını 1030-1049 yılları arasında kaydetmişlerdir. 1078 den soma Uz (Oğuz)lar bu Kıpçak zümrelerine karışıp gitmişlerdir. Kıpçak, Kanglı, Kimak ve Kun, geniş manasiyle Kıpçak zümresinin ayrı şubelerinden ibarettir. Kun ile Kuman (Koman) da Türk ile Türkmen gibi ayni kavmi ismin «man» edatiyle ayrılmış iki şubesini gösterse gerektir. Bizanslar Koman ismini, Ruslar da Polovtzi (yani «'sarışınlar») adını tekmil Kıpçaklara teşmil ediyorlar. Bu kavme Almanların Falbe, Urfalı Mateos (Matthieu D'Edessse) in Khartes şeklinde verdikleri isimler de «sarışın» manasındadır. Bu ise, Kunların önünde garbe sürülerek Türkmen ve Guz'ların ülkesine atıldıkları Şerefuzzaman tarafından anlatılan Şan (Şan-Yugur) ların Doğu Avrupa'ya da geldiklerine delalet eder. Moğollar zamanında onların ordusuna katılarak Çin'e varan Kıpçaklar (Kin-ça), kendilerinin şimdiki İç-Mogolistan taraflarından gitmiş olduklarını hatırlamışlardır.

Kıpçaklarla Kanglı ve Kimaklar, daima Sırderya'ınn şimalindeki «Ar-ka» yı ve Altay-Ural aralarını işgal etmişlerdir. Fakat bunların daha Milad sıralarında Maveraünnehir'de yaşamış oldukları, PLİNUS'ün yukarıda da zikrettiğimiz kayıtlarından anlaşılıyor. Bu müellif, Baktrya ile Ho-rezm arasmda yani Amuderya havzasında Psakae (yani Peçenekler) ile ayni yerde Camacae ve Comanae yani Kimak ve Kumanları zikreder. Bu Kuman kavmi, POMPONİUS MELAE'nin eserinde, Sogd'laria Dahae'lar arasında Coamani ismi altında zikredilmiştir. Daha Miladdan önce orta Tiyanşan'da yaşıyan Usun'ların reislerine Kunbak (yahut Kun-bi) denildiğini Çin kaynakları zikreder. Bu da, reisleri Kun(Hun)'lardan tayin olunmuş bir bak (bey) olduğunu ifade etse gerektir. Kıpçakların ve Kumanların, eskiden Türkistan'ın güney kısımlarında yaşadığı, Çinlilerce Kang yani Kanglı tesmiye olunan ve Sogd ülkesinde hükümranlık ederek oraya bir zamanlar kendi ismini veren bir kavmin mevcudiyeti ile ve Pamir Kırgızları arasında «Kun» kabilelerinin bulunmasiyle; Mahmud Kaşgari'de Kaşgar taraflarında «Kıpçak» isminde yer adı kaydolunmuş olmasile ve Balh civarında «Yamgan» (yani Yemegan) kasabasının mevcudiyetile sabittir. Pliniusda Baktrya ile Horezm arasında, yani yine Amuderya havzasında yaşıyan kavimler arasında Kam'lar da zikredilmektedir [231]. Bu da, şimdi zikrettiğimiz Kang'lar demek olsa gerektir. Kang'ları Kanklı olarak izah eden N. ARİSTOV, meseleyi doğru anlamıştır. Bıı Kang yahut Keng'ler, bir Kıpçak kabilesi olan Kangar-oğlu ve bir Peçenek kabilesi sıfatiyle de Kenger şekillerinde görüldüğü gibi, cedleri Oğuz destanında Kanglı-Koca ismiyle zikrolunan bu kavim, İslam devirlerinde yine Kanglı ismi altında zuhur ediyor. Horezmşahlar bunlara dayanan bir sülale idi. O zaman bunların diline ait bir sarf kitabı da yazılmış da, maalesef bize kadar gelmemiştir.

Kanglı hanları, da Moğollardan önce 1160 ve 1190 yıllarında, Çin'in King sülalesi imparatorlarına elçi heyetleri göndererek müstakil siyasi mevcudiyetlerini göstermişlerdir. Bunların nüfuzları büyük olduğundan olacak, ki bazan tekmil bozkır Kıpçak'larına, Kanglı denilmiştir.

Kimak'ların Bayandır boyunun da «han» lara tabi olduğu, bunların Oğuz heyetine dahil olan kısmına ait destanlardan anlaşılıyor. Asıl merkezleri Irtış ve Altay'da olan Kimak'ların yurdları 10. uncu asırda güney Sırderya havzasındaki Sabran'a ve batıda ise Ak-Edil nehrinin bışlarına kadar uzanıyordu. Başkurtlar da onların bir kabilesi sayılmıştır. NASIR KHUSREV, daha 1030 yıllarında Kıpçakları, Oğuzlarla beraber Amuderya sahillerinde oturan bir kavim olarak zikreder, Orada bunların reislerine «Han» ve karısına «Hatun» denildiği ve Horasan'ın İranlı eşrafının bunlara hizmet ettiği, bu şairin şiirlerinden anlaşılıyor.
Gazneliler devrinde Kıpçaklar Horezme yakın yerlerde ve hatta (Çığ-rak'lar ve Kücat'larla birlikte) Horezm'in içinde yaşıyan bir kavim olarak zikrolunuyorlar, Bunların 1034 yılında vatanlarından kaçıp Amuder-ya'nın batısına geçen Selçuklulara yardım ettiğini, El-Biruni zikreder. Mahmud Kaşgari zamanında Talas'dan Bizans hududundaki Peçenekler ülkesine kadar bütün bozkırlar «Kıfçak - Diyarı» olmuştu; yalnız Irtış tarafları «Yemak-Bozkıriarı» ve bunun batısı «Başkurt - Bozkırları» ismini taşımakta idi.

Kıfçak unsurunun bir kısmı öteden beri Edil'in batısında bulunmuştur.
Oğuz destanında, Oğuz Han'ın batı seferinde iken Kıpıkları Edil'in batısında Yaman-Su adlı bir yerde yaşayıp, şimalde İt-Barak (Fin) kavimleri ile cenubda (Kafkasta'ki) Derbend'de hudud muhafızlığı etmek ile tavzif edildiği anlatılıyor. Bu rivayete göre bu saha, Kıpçak'ın «yurdu» idi ve oradaki kavimlerden vergi toplayıp Oğuz Han'a göndermekle muvazzaftı. Kendisine de Indır-Tarığı adlı yeıier has tımar olarak verilmiştir. Ben bu rivayetleri, Hazar'lara tabi kavimler hakkında Budapeşte Üniversitesinde verdiğim bir konferansta izah etmiştim. Oğuznamenin zikrettiği bu mıntakalarda Kıpçak kabilelerinin Milad çağlarında yaşadığı, PLİNİUS'ün kayıtlarıyla teyid edilmektedir. Bu müellif, Kafkas dağlarına yakın yerlerde birlikte yaşı-yan iki kavim sıfatiyle «Camacs et Orans» yani Kemak'larla Uran'ları zikretmektedir.

Ayni müellif, Derbend kapısı hakkında:

«Buna Kumania kapısı diyorlar» demiştir. Buradaki Kamak'ın, o zamanlar Maveraünnehir'de yaşadığını ayni Plinius'tan öğrendiğimiz Kemak'ların bir batı kolu olduğundan şüphe etmeğe mahal yoktur. Bugün Başkurtlar arasında oymak halinde yaşıyan Uran'lar, vaktiyle Horezmşahlann Kanglı uruğundan toplanan ordusunun esasını teşkil ettiği gibi, başkaca da Kıpçak ve Kanglı'ların tarihte tanınmış bir boyu olmuştur.

Burada Kamak ile Oran'ın yanyana zikredilmesi, bilhassa dikkati çeker. Çünkü 12 - 18 inci asırlarda Uran'lar ile Kemak'lar Sırderya havzasında da beraber yaşıyorlardı.

Derbend-kapısına «Kumanya Kapısı» denilmesi de ehemmiyetlidir; çünkü 554 yılında yazılan Süryani menbalarında, bu kapı yani Derbend geçidi hakkında:

«Buna Türk-Kapısı diyorlar» denilmiştir. Oğuz destanının MÜNECCİMBAŞI tarafından istifade olunan bir rivayetinde, Kumuk'lar, Oğuz Han zamanında Derbend'in muhafazasiyle memur edilen Kıpçakların bir boyu olarak zikredilmiştir, ki «Serir» sülalesi bunlardanmış; Sasanilerle münasebette bulunmuşlarmış 12541. Azerbaycan'da bu hususta bir takım rivayetler yaşamıştır. Bu rivayetler, Genceli şair NİZAMİ ile müfessir ve müverrih BAYDAVİ'nin eserlerine de aksetmiştir.

Baydavi'nin naklettiği rivayetlerde Nuşirvan, Hazar Hakanı Kakım ile sulh akdetmiş olmasına rağmen Derbend'i istila eden Kıpçaklar üzerine ordu sevkederek onların kuvvetini kırıp, itaate mecbur etti ve Derbend'i mamur eyledi denilmiş ve Nurşirvan'a tabi olup tahtı yanında yer tutan dört melikin birisi sıfatiyle de «Kıpçak-Meliki» zikredilmiştir. Bu rivayetler Hazarlara tabi olan, bazan Sasanilere de itaat mecburiyetinde kalan Kumuk'lara ait görünüyor. Kumuk'lar, bugün hakiki Kıpçak şivesini safiyetiyle muhafaza eden başlıca bir boydur. Bu Kumuk'lar, Azerbaycan ile Derbend Arapların idaresinde bulunduğu zaman dahi mevcuttu, ki kendilerinden Tarikh al-Bab va'I-Abvabın Arapça dahi bahsedilmektedir, İşte bu Kumuk Kıpçak'larına Milad çağında «Kuman» denildiği gibi bazan «Türk» de denilmiştir.
Kıpçaklardan yahut umumen Uğur gurubundan Kun uruğunun daha Milad sırasında ayni isim altında Doğuavrupa'da yaşadığı PTOLEMEUS'-teki (Geografya, III. 5) Xocovoı yani Khun kaydından anlaşılıyor.

Ayni Ptolemeus'te «Alan Skitleri» ile beraber ZouPnvoı Subm uruğu da zikrolunuyor ki bu kabilede, bir Kıpçak boyu olmak üzere «Suvm Kıpçak» ismiyle bugün dahi Başkurtlar arasında bir uruğ olarak yaşamakta olan Suvm Uruğundan başka bir şey olmasa gerektir:

Bütün bu haberlerden anlaşılıyor ki Kıpçak, Kun ve Kimak zümrelerinin ekserisi ortaçağlarda Orta Asya'nın kuzey kısımlarını işgal etmişlerse de, daha eskiden Batı - ve Doğu Türkistan'ın güney kısımlarında yaşamışlar ve oradan Uzakdoğu'ya ve Doğuavrupa'ya yayılmışlardır. 11 inci asırda bu Yugur boylarının büyük bir kısmı Doğuavrupa'ya geçti. Fakat «Khıfçag ve Yemak» uruğlarından alınan köleler Bağdad halifesinin hizmetinde de bulunuyordu. 10 uncu asırda Bağdad'da Yemek adında bir emirin faaliyetinden bahsedildiği gibi, Gazneli Mahmud'un nedimi olan Ayaz da Yemek'lerden idi. Yemek'ler İslam edebiyatında, Türklerin en güzellerinden sayılarak zikrediliyorlar. Eğer 11inci asır ortasında büyük göçler Kıpçak ekseriyetini Doğu Avrupa'ya atmamış olsa idi, onların çoğu da, Türkmenler gibi, İran'a geçmiş olurlardı.
Bu büyük göçlerde Oğuz ve Kıpçakların arkasından yalnız «Sardar» ve Kunlar değil, Kay'lar da geçmiştir.

Bu Kay'ların Başkurt'lar arasmda yerleşenleri, Kanglı uruğunun:

Edil-Kay'lı, Kır-kay'lı, Yurektav-Kay, Soklı-Kay ve Aktav Kaylı ismindeki oymakları halinde yaşıyorlar. Başkurt-İlinde Kay adı, coğrafi işim olarak ta mevcuttur Başkurtlar arasında «San» ve «Sardı» lar da köy ve. oymaklar halinde bulunuyor, Bulgar (bugünkü Kazan) Türkleri arasında yerleşen Kunlar oranın aristokrat zümresinden olmuştur. Müslüman Kazanlılar gibi tanassur eden Tatarlar arasında da Rusça «Kunov» (Kun-oğlu) soyadını taşıyan aileler bulun-maktadır.
Uzakdoğu'dan Doğu Avrupa'ya gelen Kay'lar gibi Kun'ların da. ırk ve dil itibariyle Moğol oldukları hakkında MAROUART'ın mütaleaları, (bu müellif kitabını daha Mahmud Kaşgari'nin eseri neşrolunduğu zaman yazmış olduğundan) yanlıştır. Mahmud Kaşgari Kay'ların dilindeki Y ~ C tebed dilinden bir Türk şivesi sıfatiyle bahsetmiş ve bazı kelimeler nakletmiştir, ki bunlar da Türkçedir. Kun'ların lisanı ise, Uzakdoğu'da yine Kıpçak dilinin bazı hususiyetlerini muhafaza etmiş olduğunu Mahmud Kaşgari'de naklolunan Tangut ile Khatun-Sını arasında cereyan eden ve Khatun-Sını beğinin hezimeti ile neticelenen harbe ait şiirlerden istidlal edilebiliyor.

Moğolistan'dan gelen Kun'lar Nesturi Hıristiyan olduğu gibi, Karadeniz taraflarındaki Kun-Kuman'lar da Hıristiyan idi. Ruslara yakın oturan uruğlar, daha ziyade Şiarı'lardan ibaret olduğundan olsa gerektir, ki onlar, 11. asır ortasında şarktan gelen Kıpçak'lara Polovtsi (yani sarışın) demişlerdir. 13. üncü asırda Kıpçakların bazdan Taman ve Kırım yarımadalarında şehirlerde yaşamıştır. Ayni asırda Çengizler hakimiyeti çağında tasnif. olunan Codex Comanicus'un bu şehirli Kıpçaklarla iş gören İtalyan tü®9£rhrı için tertip olunan kısmında Latince ve Farsça karşılıkları verilerek Kıpçak şive-since şehir hayatına, inşaata, mimariye, şehirlinin ev eşyasına, çeşitli yemeklerine, demircilik ve madenciliğe, mektep ve yazı işlerine, musiki, san'at ve eğlenceye, devlet idaresine, elbiselere, mücevherata, tababete ve ilaçlara, tatlılara, kokulu şeylere ve kadın tuvaletine, nihayet pek çeşitli olan ticaret emtiasına, dükkan-ticarethanelere, ticaret muamelesine, hesap işlerine, hatta ambalaj, hammallık ve transport gibi hususlara ait ıstılahlar getirilmiştir. Türk medeni ve iktisadi tarihi bakımından çok önemli olan bu ıstılahlar bir araya getirilerek, Mahmud Kaşgari, Mahmud Zemakhseri'nin lügatlerinde ve Uygur vesikalarında mevcut bu nevi ıstılahlarla karşılaştırarak tetkik edilmek icab eder.

14 üncü asır müellifleri Kıpçaklardan 16 kadar büyük uruğ sayıyorlar. Bunlar arasında Barlı ve Borlı (Ulu Borlı, Kiçi Borlı), Durut (Durgut), Kara-Börkli, Çortan, Kangaroğlu ve Yemek gibi Kıpçak kabileleri ile beraber, Borocoğlu, Başkurt, Uz, As, Becne (Peçenek) gibi müstakil kavim sayılan kavimler de dahil olmuştur. Sarı uruğu, sarışın bir kavim idi. Buna kendi isimleri gibi komşuları tarafından verildiğini ve sarışın demek olduğunu yukarıda anlattığım isimler de delalet eder. Doğudaki Sarı Yugurları, aralarında Yugurlar ve hatta Göktürk uruğları bulunmakla beraber «San Uygur» olmayıp «Sarı Yugur», yani Uygur olmaktan çok Yugur ve Kıpçakların bir doğu zümresi görünüyor. Hakiki Kıpçakların kendilerinde de ekseriyet sarışın olmuştur. Dar gözlü Kıpçakların sarışınlığına ait kayıtlan, buna dair İran şairlerinin yazılarını MARQUART toplamıştır. Bunun gibi, Macaristan'daki Kun'ların bugün yaşıyan ve Macarlaşmış olan bakiyesinin de yarısından çoğu sarışındır. Bu sarışınlık, vaktiyle «Rum» hudutlarında bulunduklarını eski rivayetlerden öğrendiğimiz Yenisey Kırgızları gibi, Kıpçak'ların da en eski zamanlardan beri Doğu Avrupa'da bulunarak Hindo-Germen kavimlerde temasta bulunduklarından ileri gelmiş olabilir. Herhalde Türkler, umumiyetle dar ve uzunca gözlü olmakla beraber, sarışın unsurlar da aralarında çok olmuştur.

Kıpçak'ların örf ve adetlerine ait Rus ve diğer milletlerin kayıtlarında epeyce malumat vardır. Kıpçak'lar çok güzel şarkı söylerlerdi ve musikiye düşkün "idiler. Onlar kahramanlık destanlarını coşarak dinlerlerdi. Bilhassa Şarukan, Bus, Bonyak ve onun oğlu Sevinç, keza Konçak ismindeki kahramanlarına ait destanları söylerlerdi. Çok kımız içerler ve destanları bu kımız meclisinde söylerlerdi. Kıpçakların kahramanlık destanlarını, Azak'taki Got'lar da öğrenmişlerdir. Rus menbaları Kıpçaklardan Orev adlı bir şairden ve onun Kıpçak hanları yanındaki büyük nüfuzundan bahsederler. Bunu terbiye eden hükümdar Otrak ile oğlu Künçek (yahut Konçak) idi. Bu iki hükümdara ait destanları Ruslar da öğrenmişlerdi. 1252 de Kıpçak illeri yoluyla Karakurum'a giden Fransız kralı elçisi Rubruk, Kanglı tesmiye ettiği Kıpçak'ların, defin merasiminden, mezarları üzerine balballar dik-; tiklerinden ve minare gibi türbeler bina ettiklerinden bahseder. Hıristiyanlık ancak Kıpçak'ların büyükleri arasında intişar ediyordu. Halk ise, koyu Şa-mani idi. Eşraf içinde bir defa Hıristiyan olanlardan, yeniden eski dinlerine dönenler de görülüyordu.

Kıpçak-Kanglı-Kimak-Kun ve Kuman'lar hakkında burada gördüğümüz malumat, Batı Türkistan'da ve Doğu Avrupa'daki Türk kütlelerinin esas belkemiğini bunların teşkil etmiş olduğunu tesbit etmek için kafidir. Milad'dan önceki Hun devleti'nin, bilhassa Oğuz siyasi kabilelerine dayanarak geniş Yugur uruğlarından teşekkül eden bir camiadan ibaret olup, camianın umumi adının da Kun olduğuna asla şüphem yoktur.

Dil hususunda da ayni şekilde düşünülebilir. Doğuavrupa'daki Yugurların arasında Lir-Türkçe konuşanları da bulunduğunu bazı kabile ve gurup isimlerinden istihraç etmek mümkün olduğunu yukarıda Ogur-Yugur bahsinde zikretmiştim. Fakat esas Ogur lehçelerinin daha Milad çağında büyük Hun (Kun) devleti yaşadığı zamanlarda dahi Şaz-Türkçe olduğunu zannettirecek deliller de vardır. Attila'nın oğlunun ismi Dengir değil Dengiz'dir. Doğu Avrupa'daki Kıpçaklar gibi şimali Çin'den gelen Kun'ların dilinin de Oğuzcaya yakın hususiyetlere malik olduğunu gösteren bir delili de Mahmud Kaşgari'den naklettik. Halbeki doğudaki Kun'lar Oğuzların daha eski Hunlar zamanından kalan bir zümresi olsa gerektir. Mahmud Kaşgarinin zamanında Kıpçak şivesi Oğuzca ile Hakanca arasmda bir yer tutmuştur. Kıpçak ve Oğuzların siyasi hareketleri de ekseriya muvazi olarak inkişaf etmiştir. Eğer 11.nci asrın ortasında İran'da Gazneliler gibi bir Türk sülalesi yerine kuvvetli bir İran milli devleti mevcut olup, Oğuzların İran'a ve İslam alemine yayılmalarına mani olabilmiş olsaydı, Oğuzların Selçuk-oğulları idaresindeki teşkilatçı zümreleri bu dağınık Kıpçak zümrelerini teşkilatlandırmış ve Doğu Avrupa'da bir daha Batı Hun devleti gibi büyük bir Oğuz-Yugur devleti kurulmuş olurdu. Fakat Kıpçak'lar Doğuavrupa'ya dolmakla, müstakbel Osmanlı devletinin büyük bir Karadeniz devleti olmasına zemin hazırladılar. Bu yüzden, Osmanlı tarihinin başlangıç devirlerini öğrenmek için, Kıpçak zümreleri tarihini de yakından öğrenmek zarureti vardır.

11.inci asrın ortasında Uz, Sarı, Kun, Kuman ve Kıpçak'lar fevkalade kalabalık bir camia halinde Hazarların ülkelerini işgal edince, o zamanlar daha çok Hazar Oğuzlarına dayanarak yaşamakta olan Hazar devleti ortadan kalktı. Kıpçak'lar Uz (Oğuz) ları kendilerine ilhak ettikten sonra 108889 yılında Bizans hududuna Trakyaya girdiler. 1090 yılında Peçenekler Selçuklularla ittifak ederek, birisi Avrupa, diğeri de Asya tarafından Bizansı sıkıştırdılar. Bizanslılar, imparator Heraklius zamanında doğudan gelen Sasani ordusiyle müttefikan hareket eden Avarlara karşı Hazarları kendilerine müttefik edindikleri gibi bu defa da Selçuklularla anlaşan Peçeneklere karşı Kıpçak-Kumanları müttefik edindiler. Bunlar," Togortak ve Manyak adlı kumandanları idaresinde Trakya'ya giderek Peçenek'lere saldırdılar ve 1091 nisanının 29 unda Liburnion'da Bizans ve Kumaa müttehid kuvvetleri Peçe-nekleri ezdiler Bu Peçeneklerin Eflak'ta kalan bakiyeleri 1122 yılında Bulgar hududunda başkaldırıp görüldülerse de, imparator Jean Kommen tarafından kat'i surette bozguna uğratılıp dağıldılar. Kıpçakların esas kuvvetleri, Moğollar zamanına kadar ve sonra da şimdiki Rusya'nın cenubunda yaşadılar, orada Hıristiyanlığı kabul edenleri Slavlaşarak şimdiki Ukraynalıların ve Kozakların içinde kaybolup gittilerse, de, Müslüman olanları Altınorda memleketinin yerli ahalisini teşkil ederek yaşamakta devam ettiler. Uz(Oğuz)'ların Kıpçak-Kuman topluluğuna karışıp gittiklerini kaydetmiştim. Bir kısmı da cenubi Rusya Slavlara karıştılar. Şimdiki Basarabya Gagauz(Kaka-Uz yahut Aga-Uğuz)'ları, bu Oğuzlardan Hıristiyanlığı kabul edenlerin bakiyesi olmaları pek muhtemeldir.

Karadeniz ve Balkan tarafındaki Kumanlar ise şimdiki Romanya'da ve Macaristan'da Romenlerle ve Macarlar arasında kaybolup gittiler, Eflak ve Buğdan'daki «Boyer» (bay-yer, yahut bayrı) adıyla tanınan yüksek zadegan, menşe itibariyle bu Kumandanlardandırlar. Prof. GYÖRFFY İSTVAN'ın tetkikatına göre, bunlar, daha 14 ve 15 inci asırda Kumanca konuşmuşlardır. «Romen» denilen mahalli halk, bunların hizmetinde bulunan «köylü»lerden ibaretti; fakat Boyerler bu Romen köylü ekseriyeti arasında milliyetlerini kaybettiler, Mirdek voyvodaların Basaraba ailesi de, Hazarlar zamanından kalma bir ismi taşımıştır.

Kuman-Kıpçak'lar arasında zaruret zamanında evlatlarını köleliğe, satmak adeti de pek yaygındı. Bu yüzden Kıpçak esirleri, bilhassa 1314 üncü asırlarda bütün Önasya'ya hatta Mısır'a kadar yayıldılar. Milyonlarca insan kütlesinden ibaret olan Kuman-Kıpçak camiasının Hıristiyanlığı kabul edenlerinin Karadeniz ve Balkan taraflarında dağılıp münkariz gitmeleri, tarihimiz için çok ibret verici bir keyfiyettir.

Kaynakça
Kitap: UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir