Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Diğer Türk Menkıbeleri

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Diğer Türk Menkıbeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 22:18

DİĞER TÜRK MENKIBELERİ

Ustureler, ilahlara ait maceralardır. Menkıbelerde kahramanlara, yani yarı ilahlara isnat olunan sergüzeşlerdir. Gerek usturelerin, gerek menkıbelerinin iki içtimai rolu vardır:

Birincisi ayini roz'dür. Yani bu ustureler ve Menkıbeler bir toplantı esnasında manzum yahut nesir olarak musiki ve raksla birlikte veya yalnız başına olarak okunursa, hatta bazan dini bir trajedi halinde oynanırsa, sihri olarak bir dini tesir icra eder. Yahut büyük bir sevap kazanılmış olur. İkinci rolü itikadı'dir. Bu rolde kıymet menkıbenin mevzuunda ve manasındadır. Menkıbenin naklettiği vaka her hangi bir teşkilatın yahut müessesenin ne suretle vücuda geldiğini izah etmek ister. Menkıbelerin birinci rolünü, Dede Korkut Kitabı'nın oniki Oğuznamesi'nde görüyoruz. Ozanı, bunları yirmidört boy beyi şölende hazır iken, hanlar hanına hitaben okur, aynı zamanda kopuzunu da çalır. Müslümanlarda Mevlid'i Şerifin okunması nasıl ayini mahiyeti haiz ise, bu Oğuznameler de eski Oğuz Türkleri için öyle idi.

Menkıbelerin izah edicilik rolüne gelince, bunu bilhassa İlhanlılık dininde hakim olan İl'in hakimiyetinin izahında görüyoruz. İlhanlıkta, bir il ak kemik tanınıyor, diğerleri kara kemikler sayılarak bu ilin tabiyyeti altına giriyorlar. Hakim olan İl'in ak kemikliğini izah eden işte bu menkıbelerdir. Yukarıda Dokuz Oğuzlar'ın, Oğuzlar'ın ve Gök Türkler'in ne suretle ilahi ve kudsi bir mahiyeti haiz bir kudretten ürediklerine itikad olunduğunu gördük. Hakim olan İI velayet-i amme'ye haiz olması için mukaddes olması gerekir. Mukaddes olmak içinde ya-bir totemin, ya bir ilahın sülalesinden gelmesi şarttır. İlah kadınlara ya bir nur sütunu, yahut bir havyan ve bazan da bir insan suretinde görünür. Bunlardan birisinden gebe kalan bir kadın, ilahzadeler doğurur. Bunlardan üreyen bir il hakimiyeti, (velayet-i ammeyi) haiz addolunurlar.

Bögü Han ve Oğuz Han menkıbelerinde nur sütununun, totemlerin, semavi kızların mevcudiyeti gösteriyor ki, bütün Türk menkıbeleri İlhanlık dininin köklerine sahiptir. Her budunun, her ilin kendini mukaddes tanıması ve diğer zümrelere üstün görmesi tabiidir. Zaten, budun ve il devrelerinde de, izdivaç, cemiyetin dahilindedir. Bir fert kendisine yalnız kendi budununun yahut ilinin kızlarını eş görebilir. Bütün bu vak'alar, cemiyetin ilahi bir menşeden gelmesi itikadıyla iade olunabilir.

ALANGUVA:

Alanguva adlı bir melikenin çadırına gökten yeşil gözlü bir ilah iner. Alanguva bundan gebe kalır. Kayı sülalesi bunun iki oğlundan ürer. (Şecere-i Türki).

KIRK KIZ:

Sağın Han adlı bir Kazak hükümdarının kızı bir sabah erkenden kırk cariyesi ile beraber gezmeğe çıkarlar. Henüz güneş doğmamıştır. Bir ırmağın kenarına gelirler. Irmağın üzerine semanın nur sütünü indiği için, suları gümüş gibi parlaktı. Kızlar, suyun güzelliğine vurularak parmaklarını ırmağa daldırırlar. Bu temas neticesinde hepsi gebe kalır. Hükümdar, bunların hepsini bir dağa sürer. Orada bunların zürriyeti çoğalarak Kırgız kavmini vücuda getirirler.

HİYA PENSESİ:

Bu itikad Çinliler'de de vardır. Hiya sülalesinin ilk validesi olan prenses bir gece dolaşırken bir yıldızın ışığından hamile kalmıştır.
An'aneye göre Japon sülalesi Güneş Kızı'yla bir kuştan, Tibetliler bir prensesle bir maymundan, Kırgızlar'dan bir kabile bir prensesle bir kızıl köpekten vücuda gelmişlerdir.

Eski Türkler bu menkibeleri izah için, senede bir kere tabii şehvetin galeyanıyla vücuda gelen bir aşk gecesine inanırlardı. Bu aşk gecesinde, kadın her neye dokunsa gebe kalırdı. Çünkü, bu gece nur sütunu —ki buna Altın Işık da diyebiliriz— herşeyde mütecelli bulunurdu. Altın ışık bazen güzel bir erkek suretinde bir kadının haremine gelirdi (Alaguva). Bazen bir yıldızın ışığı yahut bir ırmağın suyu vasıtasıyla temas ettiğini bir ağaç yahut bir kızı gebe bırakırdı.
Bu aşk gecesi, her İl'in kendisine ilahi bir kudsiyet, semavi bir asalet vermesine yarıyordu. Altın ışıktan doğan insandan ak kemik olurdu, diğer budunlar ise kara kemik kalırlardı.

Aşk gecesinde ilahlar, ilaheler ve insanlar arasında sevişmeler cereyan etmesinden bir takım ustureler doğmuştur ki, bir kaçını aşağıda zikredeceğim:

AŞK USTURELERİ (MİTOLOJİSİ)

1) GÜNEŞ HANIM


Yakutlar'a göre «Ulu Toyun», «Ay Toyun» un kızı Güneş Hanım'a aşık olmuş. Ulu Toyun, Altaylılar'da (Ugan), Oğuzlar'da (Gök Han) dır. Ay Toyun, Altaylılar'da (Bay Ülken) Gök Türkler'de (GÖK TANRI) dır.

Ulu Toyun, babası Seçen'e der ki:

«— Ay Toyun'un semasına çık. Bana onun kızı Güneş Hanım'ı iste! Ne kadar çok ağırlık isterse hiç esirgeme , kabul et.» Seçen hemen semaya çıktı, Ay Toyun'un otağına gitti. «Oğlum kızınızı sevmiş, onu oğluma verir misiniz?dedi. Ay To-yun «Peki veririm, fakat iki nişan isterim.

Biri dalga: Göl incisi, biri serab: Çöl incisi». Seçen bu haberi oğluna getirdi. Ulu Toyun istenilen iki nişanın tedarikini tedarikini kolay gördü. Yer üstünde ve yer altında ne kadar cinler, periler, ruhlar varsa hepsini davet etti. Cümlesi geldiler.

Ulu Toyun dedi:

«Ey kahramanlar! İçinizde benim istediğim iki armağanı bana getirmeği kim üzerine alacak? Bu iki armağanı bulmak getirmek gayet kolaydır. Biri dalga: Göl incisi, biri serab: Çöl incisi.» Cemaattan bu teklifi kabul edecek hiç bir kahraman çıkmadı. Ulu Toyun teklifi tekrar etti. Yine cevap veren olmadı. Üçüncü teklifinde bir kurt ile bir karga meydana geldiler. Bu iki armağanı getirmeyi üzerlerine alıyorlardı. Fakat kurt dalgayı tutabilmek için uzun bacaklar istiyordu. Karga ise serabı görebilmek için keskin gözler talep ediyordu. Ulu Toyun istedikleri şeyleri onlara verdi. «Haydi Kahramanlarım! Gidin, bana dalga ile serabı getirin!» dedi.

Bu iki kahraman yola düştüler, aradılar, taradılar, uğraştılar. Ne kurt dalgayı tutabildi, ne de karga serabı ele geçirebildi. Asırlar geçti, bir türlü iki armağan gelmedi. Ulu Toyun istenilen nişanları veremedi ve Güneş Hanımı alamadı.

2) ÇOLBU HANIM

Yakutlarca Zühre'nin adı Çolbu Hanım'dır. Bu genç kız Ülker Yıldızı'nı seviyordu, Ülker'de Çolbu Hanım için yanıp tutuşuyor. Ne zaman ki Çolbu ile Ülker bir hizada birleşirler, kalpleri atmağa, göğüsleri kabarmağa, nefesleri gürleşmeğe başlar. Bu nefesler birer dalga olur derhal kasırga çıkar, ortalığı birbirine katar. Bundan dolayıdır ki, Yakut Türkleri Zühre ile Ülker bir hizaya geldikleri zaman ürkerler.

3) ÖKSÜZ KIZ

Bir kış günü, öksüz bir kız su almağa gidiyordu. Vücudu yarı çıplaktı. Çıplak ayakları kardan şişmişti. Karnı açtı, kulakları soğuktan donmuştu. Gözleri yaşlı idi. Elinde demir bir bakraç vardı. Çeşmeye gidiyordu. Birdenbire bir kasırga koptu. Ay, yukarıdaki köşkünden bu zavallı kıza bakıyordu. Dedi ki «Mutlaka onun atası bu kıza zulüm ediyor». Kıza acıdı. Kız, o sırada bir çalının içinde yürüyordu. Ay, çalıya emretti. «Kızı al, gel» dedi. Derhal çalı bir at oldu. Bir yandan gök alçaldı, bir yandan çalı yükseldi.

Şimdi AY'ın halden hale geçmesi hep öksüz Kız'-m başından geçenlere tabidir. ilk gece Ay, gümüş bir yay gibidir. Kız büyüdükçe Ay'da büyür. Fakat bazen kız otağa girer, halı dokumağa başlar. O zaman Ay sevgilisini göremediğinden, hasretle yüzü hilale döner. Bazen Kız'ın keyfi coşarak bakracıyla beraber göle koşar. O zaman Ay'ın yüzü bedirlenir.

Bundan başka gökte bir Beyaz Ayı vardır ki, Öksüz Kızı sevdiği için, Ay'ı tutup boğmak ister. Fakat ona gücü yetmez. Yirmi beş gün Ay galiptir. Yanlız üç Ayı galebe çalar. İşte bu zamandadır ki, Ay görünmez.

Kaynakça
Kitap: TÜRK TÖRESİ
Yazar: ZİYA GÖKALP
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 3 misafir