Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Şamanizm Dininde Ruhlar

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Şamanizm Dininde Ruhlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 22:01

ŞAMANİZM DİNİNDE RUHLAR:

Türkler'de «can» mukabili «tin» dir ki, «nefes» manasına da gelir. Bu fizyolojik, maddi ruhtan ibarettir. Bundan başka bedenin haricinde insanın gölgesi gibi daima yanından ayrılmayan üç manevi ruhda kabul ederlerdi. Bunların isimleri «eş», «sor», «kut» dur. «Eş», cansız maddeler, bitki, hayvan ve insanda yani bütün mevcudat da bulunan bir ruhtur, «sor» ( çor, çar, cu-Ta) teneffüs eden bütün mevcudlarda, yani nebatlarda, hayvanlarda ve insanlarda bulunan bir ruhtur. «Kut» ise yalnız insan'la at'a mahsustur.

Bu üç manevi ruh, kudsiyetin yani «mana» nın üç derecesini gösterir. Bunları temsil yoluyla gölgenin üç derecesine benzetirler. Gölgenin en haricinde bulunan hafif kısmı «eş» dir. Daha içerde bulunan orta kesafetli kısmı «sor» dur. En merkezde bulunan çok kesafetli kısmı «kut» dur. Eş kelimesi, şimdiki refik, arkadaş manasına kullanılmaktadır. Yolda eş = yoldaş, gönülde eş = gönüldaş gibi tabirlerdeki «daş» edatına da dahil olmuştur. «Eş» in Arapça'da mukabili tabi'dir.

Kaşgarlı Mahmud, eşi «tabiet'i mine'l'can» (canın tab'isi) suretinde tefsir ediyor. Bugün falan adamın eşi denilecek yerde, perisi deniliyor. Kadınlara göre her adamın bir perisi vardır. Bu peri evlenme, doğum, vefat zamanlarında azgınlaşır. Bu azgınlık kırk gün sürer bundan dolayıdır ki, evlenme zamanında gelinle güveyi, doğum zamanında ana, baba ile yeni doğan çocuk, vefat zamanında müteveffanın yakın akrabaları «kırklı» olurlar.

Kırklı olanlar için bir takım ihtiyat kaidelerine riayet etmek lazımdır, iki kırklı kadın, mesela, bir lohusa ile bir gelin bir odada birleşemezler. Bir binanın birisi üst, öteki alt katında oturamaz, iki «kırklı» rastgele bir yerde birleşmiş olsalar, onları öpüştürmek lazımdır. Bu kaidelere riayet edilmezse periler fenalık yaparlar. Anadolu'da bu itikadlar «tandırname» yahut «Keçe Kitabı» ahkamı diye kadınlar arasında muteberdir. Yine halk itikatlarındandır ki, katili kan tutar. Bunun amili maktulün eşidir, yani perisidir. Demek ki, hayatın masuniyetini eş temin ediyor.

Türkçe'de, «eşik» kelimeli «eşli» manasınadır. Eşiğe basılamaz, yabancı adam bir evin eşiğini atlayamaz. Kırgız Kazaklar'da gelin, bir halı seccade üzerinde oturur. Güveyinin akrabalarından dört delikanlı, seccadenin birer ucundan tutarak gelini kapıdan içeri sokarlar. Bu hal gösteriyor ki, her adamın bir perisi olduğu gibi, her evin de bir perisi, bir eşi vardır. Ev kadını evi temiz tutmakla mükelleftir. Yoksa periyi gücendirmiş olur. Türk kadınının iyi ev idarecisi olması bundandır. Ev perisi, israfın düşmanı, çocuk terbiyesinin de gözeticisidir. Hülasa, aile ahlakı kuvvet-i müeyyidesini (yaptırım kuvvetini) ev perisinden alır. Evlerin taarruzdan masumiyetini temin eden de ev perisidir. Hayırsız, eşikten giremez, çünkü eşik onu çarpar. Evin pencereleri de eşiklidir. Binaenaleyh onlar da tekin değildir.

Ev perisi olduğu gibi, tarlaların, peykarların, derelerin, tepelerin de perileri vardır. Bunlar da perili oldukları için tekin değildirler, çarparlar. Bir şeyin tekin olmamasına, çarpar olmasına da eskiden «eşik» denildiği -anlaşılıyor. Önceleri, manası umumi iken, sonradan şimdiki manasında hussileşmiş olduğunu görüyoruz.

Eşiğin tekin olmayıp çarpar olması evi taarruzdan masun bulundurduğu gibi, meraların, peykarların, ırmakların mülkiyet hakkını temin eden de bunların sınır perileridir. Şimdi Anadolu'da tekin olmayan, çarpar olan yerlere «yatır» derler. Yatır olan bir ormancığın ağaçları kesilmez, hiç bir mahsülünden maddeten faydalmalamaz. Bu itikad vaktiyle ormanları saklanmasına yardım etmiştir. Eski Türkler'de ülkelerin, vatanların muhafazı, «Yersu» lardı. Demek ki, her ülkenin siyasi hakimiyetini temin eden de oranın «Yersu» su idi Kumlancu'nun Yersu su Yulug Tigin'in cemaatini nasıl göçe mecbur ettiğini, Turfan'ın Yersu'su onlara nasıl misafirperverlik göstererek oranın hakimiyetini tevcih ettiğini gördük. Arpad, Macaristan'ı yersu namına fethetmişti. Bu cihetleri hukuk bahsinde tekrar göreceğiz.

«Çor» lisanımızda hala «cin» manasınadır. «Filana çor dokunmuş yahud falana çor dokunmaz» gibi tabirlerde meydana çıkar. Eski Türkler maddi sebeplerle hasta olana «sayru», cin çarpmakla, yani asabi ve ruhi sebeplerle hasta olana «çorlu» derlerdi.

Sayru'yu «atasagun» yahud «otacı» yani tabip tedavi ederdi. Çorlu'yu «kam», yani kahin tedavi ederdi. Kam, «ile kila» sının ve «amagatı» nın kuvvetine güvenerek hastalığın müsebbibi olan cinle mücadeleye girişirdi.

Ekseriya galip gelir, bazanda mağlup olurdu. Cine mağlup olan bir kam ya delirir, yahud hastalanırdı; hatta bazısı ölürdü. Binaenaleyh kamlık tehlikeli bir meslekti. Çünkü çorlarla uğraşmak kolay bir iş değildi. Bugün çorlulara histerik ve zayıf ruhlu (psikostenik) namları veriliyor. Nevrozları ve nevropatilevi bugün bile alelade tabipler değil, ruh tedavisi ile uğraşan ruh tabipleri tedavi ediyor. Demek ki, bunlar kamların ve şeyhlerin halefleridir.

Kamların kendileri de ekseriya histerik idiler. Baştan bu hastalıklara mübtela olmasalar da şamanlık yapa yapa histeriye duçar olurlardı. Nasıl ki hipnotizmin husule getirdiği hastalığa «Histerie de culture» adı verilmektedir. «Misis Edda» uzun seneler histeriden felçli olarak yatmış Amerikalı bir kadındır. Bu kadın, bu hastalıktan ruhi tedavi yoluyla iyileşince milyonlarca Amerikalı'yı tesri altına aldı. Cahil olduğu halde yeni bir tababet ve yeni bir dini tesis ederek sekizyüz kilise vücuda getirdi. Demek ki histerik kimseler, bu hastalığı tedavi de muvaffak olabilirler.

Kut:

Mukaddes ruh manasınadır. «Kutlu» sıfatı mübarek ve mukaddes manalarınadır. insanda «kut» un bulunması, İslamiyette insanın kerim olmasının aynıdır. Zaten Arabça'da «keramet» kelimesi de bereket ve küdsiyet kelimeleri gibi «kut» manasınadır. Bu sıfatlar insanın muhterem bir şahsiyete malikliğini gösterirler, insandan başka at'da da kut olması atın, Tibet Öküzü'ne halef olmasındandır. Tibet öküzü Türk İli'nin totemi olduğu için kutlu idi. Altay'dan ayrılan Türkler, kurban ayinlerinde atı onu yerine koydukları için, kutluluk ata da geçti.

Kut kelimesinin Anadolu'da hala ruh makamında kullanıldığı vakidir. Mesela «Kut kurdu» denilir. Kut kelimesi hem isim, hem de sıfat gibi kullanılır. Kut Tag, Kutu Maral kelimelerinde sıfat gibi kullanılmıştır. Hokand, «Kut Kend» demektir. Kutas «kut uz» demek olduğunu evvelce görmüştük. Bazen kut'un hangi ilahın kudsiyeti olduğu da gösterilir. Oğuz dininde göreceğimiz gibi hakana «Tanrı Kut» yahud, «Ebedi Kut» denilir. Demek ki, hakandaki kudsiyet ve hakimiyet (velayeti amme) ona ilahi bir hak olarak Tanrı tarafından verilmiştir. Şama'nda tecelli eden de kendi iye Kila'sınm yahut «Amagat»ının kuvvetidir. Eski Türkler'de bütün hakan sülaleleri, neseblerini bir daha yahud toteme kadar çıkarırlardı. Sebebi bu ilaha yahud toteme aid olan «kut»a varis olmaktır.

Kaynakça
Kitap: TÜRK TÖRESİ
Yazar: ZİYA GÖKALP
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir