Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk, Kendisini Başkalarından Nasıl Ayırıyordu?

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türk, Kendisini Başkalarından Nasıl Ayırıyordu?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:42

TÜRK, KENDİSİNİ BAŞKALARINDAN NASIL AYIRIYORDU?

İslamiyet'ten evvel, Türk kendisini iki bakımdan diğer halklardan ayırıyordu:


1 — Lisan bakımından,
2 — Din bakımından.

Türk, lisan bakımından kendisine benzemeyenlere, yani Türkçe'den ayrı bir dil konuşanlara «Sümlim» adını veriyordu.

«Divan-ı Lugati't-Türk» de bu kelimenin manası şöyle gösteriliyor:

Sümlim Tat: Asla Türkçe bilmeyen İranlı. Bundan Orhun Kitabesi'nde Göktürkler'in Çinliler'le siyasi münasebetlerden başka medeni rabıtaları da olduğu anlaşılıyor. Çin İmparatoru'nun, kitabelerin yazılması ve barkların yapılması için sanatkarlar ve yug'lara mümessiller göndermesi de bunu gösterir. Uygurlar ise, Çin medeniyetine daha büyük kıymet verirlerdi.

«Ki-tabü'l-ilmü'n-Nafi» bu ciheti güzelce aydınlatıyor:

Uygurlar'ın eski edebiyatından pek az kalmıştır. Avrupa alimlerince malum olan Uygur lehçesinde yazılmış bu az miktarda el yazılarının hepsi İslamiyet'in kabulünden sonra yazılmıştır. Ve malik bulunduğumuz en eski el yazması 1.nci miladi asra kadar çıkabilir. Mata'nlin adlı bir Çin müellifinin, alakadar bir otoritenin, miladi 1200 tarihine doğru yazdığı bir takriri evvelce görmüştük.

Bu takrir bize diyor ki:

Uygurlar'da Çinliler'in, «Şi-King»ler, «Lukayild»ler, «Hiyau-King»ler namındaki kitaplarıyla, sülalelerin şairleri ve müverrihleri mevcuttur. Uygur gençliği ve reislerin oğulları terbiyelerini mektepte alırlardı. Bunlar yalnız okumayı öğrenmekle kalmazlardı. Beyitler ve şiirler yazmaya da muktedir olurlardı. Türkler'in Çinliler'le münasebeti miladtan iki yüz sene evvel hüküm süren «Hiyong-Nu», yani «Hun» namındaki Türk Devleti zamanında da mevcuttu. Miladdan 174 sene evvel, Çin'den Türk hükümdarına bir prenses getirmek üzere Türk sarayına gelen (Çung — Yang — Yue) ismindeki Çinli sefir, Türkler'in Çin medeniyetine karşı gösterdikleri taklid temayülünü Türk hayatı için «Muzır» gördü. Bu zat, Türkler'i sevdiği için Türk sarayında kaldı. Bir daha Çin'e dönmedi. Bu zamanda Türkler muzafferiyet ve milli birlikmişlerdi. Önlerinde Çin harsı gibi süse, debdebeye dalmış yeni bir dünya görüyorlardı. Bu harsın (kültürün) yiyecekleri, giyecekleri, modaları yavaş yavaş Türklerin arasına girmeye başlamıştı. Çinli vezir, bu halin tehlikelerini gösteriyor, onları uyanmaya davet ediyordu. Türk'ün bütün işi gücü ya sık ağaçlı ormanlarda ava gitmek, yahud ovalarda sayısız sürülerini otlatmaktı. Böyle bir hayat yaşayanlara, Çin'de dokunulan ipekli kumaşlar değil, kendilerinin yaptıkları deriden ve kürkten elbiseler elverişli idi.

Yoğurt, kımız, peynir, tereyağı, kaymak gibi sütten yapılan yiyecekler, leziz av etleriyle sürülerinin besili hayvanları Çin yemeklerinden daha faideli ve daha güzeldi. Eğer Türkler Çinliler'in adetlerine uyarlarsa, onların hububat ve zahirelerine, ipekli elbiselerine alışacaklarından bir gün Çin devletinin hakimiyeti altına girmeyi o kadar fena görmeyeceklerdi.

Çinli sefir, daima hükümdara, Türk ili'nin atalarından kalma törelerden ayrılmamasını öğüt veriyordu. Çünkü bu törelerdir ki, o şanlı ataları yenilmez kahramanlar derecesine çıkarmıştı. Bu öğütlere başka nasihatlar da ilave ediyordu. Hükümdar tebaasının ne kadar nüfusdan ibaret olduğunu muhtelif boyların, obaların ne kadar sürüleri bulunduğunu bilmeli idi. Çünkü nüfus ve malların miktarı malum bulunursa, bir gün Çin aleyhine sefer açıldığı zaman, büyük ve mühimmatlı ordular toplanması mümkün olacaktı.

Çinli vezir, Çinliler'in gururunu kırmak için Çin elçilerine, fazla azamet göstermesini de «Tan — Ju» (12) ya (Türk hükümdarına) tavsiye ediyordu.

Çin İmparatoru, Tan-Ju'ya mektup yazdığı zaman şöyle başlardı:

«İmparator, Hiong-Nu'ların (Hunlar'ın) Tan—Ju'sundan ihtiramla rica eder ki...» Mektubun yazıldığı varakın büyüklüğü muayyen bir ebadta olurdu. Çinli sefir, «Tan—Ju» ya, mektup yazarken, bundan daha büyük ebadta varaklar kullanmasını ve mektubun başına «Gök ile yerin doğurduğu, güneşle ayın tahta geçirdiği Hiong-nu'ların büyük Tan—Ju'su, Çin İmparatorundan rica eder ki... » diye yazmasını tavsiye etti. (Cung - Yang - Yue) her fırsatta, «Tan - Ju»/ nun sarayında bulunan ve bilhassa Çin İmparatoru tarafından bir memuriyetle gönderilmiş olan Çinliler'e karşı Türkler'nn faziletini öğüyordu. Türkler'in harsça Çinliler'den daha yüksek olduğunu söylüyordu. Çinliler ona itiraz olarak «Türkler'in ihtiyarları hakir gördüklerini» beyan ediyorlardı. Sefir cevaben «Çin'de bir çok hizmetlerden sonra geçinmekten mahrum bırakılmış nice ihtiyarlar bulunduğunu» söylüyordu. «Eğer, Türkler yalnız muharebe ile meşgul iseler, bu, milletin selamet ve saadeti içindir. İhtiyarlar ve zayıflıktan dolayı harbe gidemiyenler, yaşamak levazımına malik bulunurlar ve düşmana karşı emin bir vaziyettedirler. Baba ile evlatlar karşılıklı olarak birbirini tutarlar. Binaenaleyh, Türkleri ihtiyarlara hakaret etmekle itham etmek haksızdır.»

Çinliler, Türkler'de babalarla oğulların aynı otağda utanmaksızın beraber yattıklarını, babanın vefatında oğlunun üyev annesini alabilmesini, biraderin kardeşinin yengesini alabilmesini zikrederek Türkleri yeriyordu. «Çung - Yang - Yue» ise Türkler'in Çinliler'den üstün olduğunu isbata çalışıyordu. Diyordu ki «Türkler hayvan etlerinden başka bir şey yemezler, sütten başka bir şey içmezler, deriden başka bir şey giymezler. Sayısız sürülerini otlaklarda, ırmak kıyılarında gezdirirler. Mevsimler değiştikçe onlarda yerlerini değiştirirler. Yiyecekleri kalmadı mı; derhal ata binerek ava giderler. Bolluk içinde iseler; keyiflerine bakarlar; hiç bir şeyin kaygusunu çekmezler. Kaidelerini değiş-, tirmekten hoşlanmazlar. Bir oğulun annesiyle, kardeşin yengesiyle evlenebilmesi, ocakların zürriyetsiz kalarak sönmemesi içindir. Şimdiye kadar «Hiong - nu» 1ar arasında, bu kadar karışıklıklar çıktığı halde, hiç bir zaman, eski sülale yerine, başka bir sülaleden bir beğin tahta geçirildiği işitilmemiştir. Çin'de ise bilakis, öteden beri sülaleler birbirini boğazlamakla uğraşmışlar-dır. Daima yeni bir mütegallib çıkarak, eski sülaleyi kaldırmış, kendisi yeniden bir imparatorluk hanedanı kurmuştur. Bundan dolayıdır ki, Çin'de daima bütün eski kaidelerin yıkıldığını görüyoruz. Çinliler, halkı düşman tehlikesinden emin bir hale koymak için, surlarla tahkim edilmiş şehirler yapıyorlar; fakat halk hücuma uğradığı zaman yine surlar yüzünden kendisini müdafaa edemiyerek teslim bayrağı çekmeye mecbur oluyor.»
Bu ifadeler bize Türkler'in Çin'den medeniyet almağa can attıklarını fakat Türk harsının yerine Çin harsını ikame etmekten sakındıklarını gösteriyor.

Orhun kitabesinde Bilge Han bu gayeyi ne güzel anlatıyor:

«Ey Türk Milleti, eğer o ülkeye gidersen öleceksin. Fakat içinde ne zenginlik, ne de keder bulunmayan Ötüken Ülkesi'nde kalarak, kervanlar ve kafileler gönderir-sen ebedi bir saltanatı muhafazada devam edeceksin!

Şüphesiz, Türkler'in Çin'e gitmeleri, Çin harsı içinde erimeleri demekti. Halbuki ötüken'de kalarak kervanlar, kafileler göndermeleri, milli Türk harsını kaybetmeden Çin medeniyetinden faydalanmayı temin ederdi.

Türkler'in milli hars hakkındaki bu endişeleri menkıbelerde, efsanelerde bile görülür. «Bögü Han» menkıbesinin nihayetinde (Yuluğ Tegin) adlı bir Türk Hakanı'nın «Kut Dağı»nı, oğluna verilen Çin prensesine mukabil Çin imparatoruna hediye ettiğini ve bundan dolayı üzerinde oturdukları toprağın hükümdarla beraber Milleti'ni üzerinde oturmaktan men ederek göçe zorladığını ifade ediyor.

O zaman Türk devletinin zafer tılsımı tanınan «Kut Dağı»nı milli harsın bir timsali sayarsak haksızlık mı etmiş oluruz?

İLAVE

«Tatar» kelimesi «Tat eri» tabirinden gelse gerek. Dede Korkut kitabında «Tat eri» tabiri var. Türkler «Tatar» sıfatını cahil yani töresiz olan Moğollar'la Tunguzlar'a isnad ederler. (Tat) ile (Tatar) arasındaki fark, Arap lisanında «kafir» ile «cahil» arasındaki gibidir. Tatarlarda kan davası, çatışma gibi aşiret adetleri henüz yaşıyordu. Türk'ün cahiline (Tatar) denilip denilmediğini bilmiyorum.

Kaynakça
Kitap: TÜRK TÖRESİ
Yazar: ZİYA GÖKALP
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK, KENDİSİNİ BAŞKALARINDAN NASIL AYIRIYORDU?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:43

İÇTİMAi TASNİFLER

Geçen fasıldaki sözlerden anlaşıldı ki İslamiyetten evvel, Türkler, Farisiler'e kafir nazarı ile bakdıklarından İran medeniyetine kıymet vermiyorlardı. Çinliler'e karşı ise ürkek bir saygıları vardı. Türkler'in Çinliler'e gösterdikleri bu temayül, Çin harsı ile Türk Harsı arasında müşterek bazı müesseselerin bulunduğunu ima eder. Milletler arasında müşterek olan müesseselerin bütününe «medeniyet» adı verilir. Acaba gerçekten Çinlilerle Türkler arasında müşterek müesseseler ve başka tabirle müşterek bir medeniyet var mıydı? Böyle bir medeniyet varsa başka milletler de buna dahil olmamışlar mıydı?

(Durkheim) ile «Maus» un «L'annee Sociologique» in altıncı cildinde neşrettikleri «Tasnifin Bazı İptidai Şekilleri» ünvanlı makale, bize Çinliler, Moğollar, Tibetliler, Kamboçlular, Siyamlılar arasında müşterek olan bir takım iptidai tasnifler bulunduğunu göstermektedir. Vaktiyle «Milli Tetebbüler Mecmuası» nın üçüncü sahifesinde neşrettiğim bir incelemede Türkler'de de bu tasnifin bulunduğunu ve hatta Sibirya'nın Kuri-yaklar ve Şukşa'lar gibi iptidai kavimlerinde bunun bazı izlerine rast gelindiğini göstermiştim.

Bu iptidai tasnifler, ilk nazarda ehemmiyetsiz görünür. Bir medeniyetin temelini böyle mitolojiye bağlı tasniflerin teşkil edemiyeceğini itiraz olarak ileri sürenler bulunabilir.

Fakat Dürkheim ile Maus, bu tasniflerin yalnız mevcudiyetini haber vermekle kalmadılar, bunların, bir taraftan o zamanki içtimai mantığa esas olduklarını, diğer cihetten de içinde teşekkül ettikleri zamandaki içtimai teşkilatların doğru bir makesleri bulunduklarını meydana koydular. Bilahare «Durkheim» Dini Hissi-yatın ibtidai Şekilleri» adlı kitabında, «Maus» de «Huber» le beraber müştereken neşrettikleri «Din Tarihine Dair Tetkikler» namındaki eserde bu meseleyi derin bir şekilde incelediler. «Levy Bruhl» de «İptidai Cemiyetlerde Ruhi Üf'uleler» adlı kitabında bu tasniflerin vücuda getirdiği iptidai mantığı tahlil ve bundan ilmi mantığa nasıl geçildiğini göstermeye çalıştı.

Bu iptidai tasnifler, Çin'de halk taoizminin esasını ve «Yi-King» adlı mukaddes bir kitabın da mevzuunu teşkil eder. Çinliler eski zamandan beri «teknik» itibariyle çok ilerlemiş bir millet olduğu halde, bilgi bakımından bugün bile iptidai seviyededir. Çünkü, Çin bilgisi, hala bu iptidai tasniflerin çerçevelerinden kurtulamamıştır. İleride görüleceği veçhile bir bina yapılacağı, bir mezar yeri seçileceği, bir yolculuğa çıkılacağı zaman hangi hareketlerin uğurlu yahut uğursuz olduğunu ancak bu tasnifler gösterir. Çinliler bu fal kitabına müracaat etmeden hiç bir işe başlamazlar.

Türkler'in eski kitapları kaybolduğu için, bunlarda da bir fal kitabının bulunup bulunmadığını bilmiyoruz. Fakat Türkler'de içtimai teşkilat tamamiyle bu tasniflere uygun olduğu gibi, Türkler'in dini, hukuki, ahlaki töreleri bu tasniflerden etkilenmiştir. Ben bu kitapta, İslamiyetten evvelki Türkler'in 1) Dini töresini, 2) Hukuki töresini tetkik edeceğim. Bu töreleri tetkik ederken, Uzakşark'a mahsus olan bu müşterek tasniflere tesadüf ettikçe aynı medeniyetten olan kavimlerin tasnifleriyle mukayeseler yapacağım. Türkler'in vaktiyle dahil bulunduğu bu müşterek medeniyete «Uzakşark Medeniyeti» denilebilir. Türkler, İslamiyetten sonra, bu medeniyeti bırakarak «Şark Medeniyeti» ne girdiler. Tanzimat'tan beri de «Garp Medeniyeti» ne girmeye çalışıyorlar. Demek ki Türk Harsı'nın tarihini yapabilmek için, evvela onun bu üç medeniyetle ayrı ayrı teşkil ettiği mütekabil intibakları tetkik etmek lazım!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron