Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bulgar Tarihçi ve Araştırmacılarının Gözüyle Türk Kültürü

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Bulgar Tarihçi ve Araştırmacılarının Gözüyle Türk Kültürü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:01

BULGAR TARİHÇİ VE ARAŞTIRMACILARININ GÖZÜYLE TÜRK KÜLTÜRÜ

Bulgar toplumunun Türkiye'ye karşı ilgisi daima büyük ve diri idi. Bu da, hiç şüphesiz, yüzyılların umumi tarihi ve yakın komşuluğuna bağlıydı. Bulgar devletinin bağımsızlığından bu yana Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti üzerine yazılan, hacmi muazzam olan bilimsel ve popüler eserler bunun birer belgesidir.
Bu kısa bildirinin bütün edebiyat mirasını, yalnızca Türk kültürünün değişik taraflarına ve gelişimin bazı özelliklerine değinilen kısmını bile, temsil etmesi mümkün değildir. Bunun için esas çalışmamızda, Türkiye'nin kültür ve manevi portresi temelinde Bulgar toplumunda inşa edilen fikir ile tasavvurlarını (imajlarını) belirtmeye çalışacağız. Bulgaristan'daki Türk kültürü araştırmalarının durumuyla ilgili olarak yaptığımız daha ayrıntılı inceleme yakın zamanlarda yayınlanacaktır.

Şartlı olsa bile, Bulgar Historiografisini, toplumsal ve bilimsel edebiyatını etkileyen en önemli sosyal, siyasi ve ekonomik olaylarla ilgili birkaç esas öneme ayırabiliriz:

1878'den Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarına kadar; iki dünya savaşı arasında, yani 20'ler ile 40'lar arasında, 40'lı yılların ikinci yarısından 1990'a kadar ve ondan sonrası bugüne kadar kısacık zaman süresi.

Ta 1878'den önce Osmanlı tarihi üzerine bazı ders kitaplarında Türk tarihinin sorunları incelenmiştir. XIX. yüzyılın 50'li yıllarında Petko Slaveykov gibi ün kazanmış Bulgar şairi, yazarı ve aydını karşılıklı folklor ve dil etkilenmesi konularıyla şevkle uğraşmıştır. Slaveykov şu ilginç olayı farketmiştir ki Bulgarlar sık sık "eski Türk dilindeki kelimeleri" (deyim ve atasözleri) kullanmışlardı ve bazen, Bulgarca konuştukları takdirde, manasına göre ve Bulgar yaşayış tarzına, kendi törelerine daha uygun olan kelimelerden faydalanarak çevirmişlerdi. Örneğin, her gün bayram olmaz" atasözünü "her gün Noel olmaz"la, Hıristiyanlığa daha yakın olayların çerçevesinde uygun bulmuşlardı.

Hiç şüphesiz, XX. yüzyılın başlarında Türkiye için olsun, diğer Balkan devletleri için olsun en önemli olayı "Genç Türklerin" hareketi ve devrimi ve de İkinci Meşrutiyet'in ilanı olmuştu. Bulgaristan basını Anayasa ile getirilen ve Bulgar halkı için önemli olan kültür değişmelerini, özellikle İstanbul'daki Patrikhane aracılığıyla yayılan Yunan manevi egemenliğini kaldıran ve Bulgar kilisesinin bağımsızlığını sağlayan tedbirleri yansıtmıştır. Artık kendilerini hür hisseden Bulgar köylüleri, önceden Yunan metiopoliderin isteği ve tazyiki altında kapatılmış olan kiliselerini kendi başına açmaya başlamışlardır.

O zamanki Osmanlı İmparatorluğu'nda reformların gerçekleşmesi Balkanların umumi, manevi ve siyasi havasını belirlemişti sanki. "Genç Türkler"in yönetimine karşı tepkiler ise değişik Balkan devletlerinde Bulgar toplumundakinin aynısı değildi. Toplumun değişen Türkiye devletinin üzerindeki fikirleri basına da aksettirilmişti. Basın, değişik sosyal güçlerin çıkarları ve yönelgelerinin bir aynasıdır. O dönemde Trakya ve Makedonya'da devam eden savaşımlar toplumun bir kısmının tepkisini tayin eder. Yoksullaşan ve radikalleşen tabakalar Bulgar milli ülküsünün gerçekleşmesini, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasında görürlerse de, zenginleşen, fakat Avrupai malların rekabetine dayanamayan burjuvazi, Osmanlı devletinin bütünlüğünü muhafaza etmesinden yanadır ki, İmparatorluğun muazzam pazarları ve Yakın Doğu'ya yanaşmasını korunmak istemişti.

Sonraki yıllar Balkan ilişkilerinde derin izler bırakan facialar dönemi idi. Savaşlardan sonra ise Milli Türk Kurtuluş Savaşı'nın parlak zaferiyle Bulgar toplumunun ilgisi genç Türk Cumhuriyeti'ne yönelmiştir. Günden güne "Yeni Türkiye" terimi daha çok kullanılır olmaktadır. Bu da Türkiye'nin yeni, Osmanlı devletinden farklı bir "portresi"nin çizilmesine yardım eder. Mustafa Kemal'in alim kişiliği ve onun yönetmenliği altında gerçekleşen köklü reformlar, pek çok Bulgar bilgin ve entellektüelinin hayal ve fikirlerini teshir eder.

20 ve 30'larda Bulgar basınında, değişen komşu Türkiye'ye karşı bu tür olumlu toplumsal davranışları yansıtan yazılara sık sık rastlamaktayız. 1925'te imzalanan Bulgaristan ile Türkiye arasındaki dostluk antlaşması olumlu bir hava yaratmaktadır. Dış siyasetlerini yorumlayan yazarlar bu dönemde Türkiye'nin bir Balkan gücü olarak yükselmesine toplumun dikkatini çekerek şunu belirtmektedir ki, "...Bulgar ile Türklerin ayrılan özel meseleleri mevcut değil..." "Sıla" gazetesinin yazdığı gibi,
"...geçmişi bütün sarsıntılarla yaşadıktan sonra Yeni Türkiye ile Yeni Bulgaristan'ın yeni bir durumu var. O da aklıselimle ve hoşgörürlük duygularıyla beraber doğal siyaset ve ekonomik ilişkilerini devam ettirmek en uygun olanıdır".

Bu dönemde Bulgaristan'da Türkoloji, Osmanlı dil ve tarih araştırmaları ciddi ve bilimsel temellerine oturtulmaktadır. Özellikle "Osmanistika" denilen bilim kolu, Türk tarihinin ve onun yazılı kaynakları üzerine bilgi veren ve devamlı olarak yükselen bir disiplin olarak gelişmektedir. Onun başarıları ayrıntılı olarak "XV.-XIX. Yüzyıllarda Bulgaristan"adlı değerli historiografik monografide gözden geçirilmişti. Osmanlı döneminin araştırmaları Bulgaristan'da komünist rejimin kurulmasından sonra da devam etmiştir. G. Gilibov, B. Nedkov, P. Miyatev gibi önceki yıllarda çalışan ünlü bilginler ciddi katkılarda bulunmuştur.

ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türk kültürünün değişik yanları ve sorunları, gelişiminin değişik dönemleri üzerine birçok önemli araştırmalar yapılmıştır. Bunlardan çoğu dil, edebiyat, edebiyat akımları, Osmanlı kültürü, mimarisi ve sanatı, Türk basınının tarihi, kültür ilişkileri ve Bulgar-Türk kültür değişmeleri, sosyo-kültürel yapılar, kültür kurumları ve kültür politikası konuları üzerinde toplanmaktadır.

Dilcilerin, Bulgarca'da mevcut olan Türk söz ve deyimlerine karşı ilgisi devam etmektedir. Yüzyılın başında ünlü Bulgar dilci Prof. B. Tsonev'in değerlendirmesine göre, onlar "Bizim (Bulgar) umum kelime hazinesinden bir kısmı"nı oluşturmaktadır. S. Bobçev'in de belirttiği gibi, Türk söz ve deyimlerinin birçoğu "...Türk kelime, deyim ve atasözleri (Türk) dili az veya çok bilen, ya da hiç bilmeyenler tarafından gayet çok kullanılmıştı; çünkü insanlar onları daha tesirli ve canlı sanmışlardı". Eğer önceki dönemde bu tür araştırmalar daha çok toplayıcı karakteri taşısaydı, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Bulgar Dilbilgisi'nin (Linguistik) yeni seviyeye yükselmesiyle beraber Bulgar-Türk dil etkileşimleri daha geniş bir şekilde gelişecekti. Bulgarca'daki Türk leksikoloji, frazeoloji (deyim) v.s. gibi almaların araştırmaları Modern Dilbilgisi açısından, diğer Türk dilleriyle ve Balkan adasındaki dillerle kıyaslanması bir planda yapılabilirdi. Doç. Dr. Memova-Süleymanova (Halen A. Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde çalışan ve Hayriye Süleymanoğlu Yenisoy soyadını alan hocam) uzun yıllardır Bulgar-Türk Dil İlişkileri ve Tarih Boyunca Slav-Türk Dil İlişkileri konulan üzerinde çalışmaktadır. Başkalarının araştırmalarından farklı olarak H. Süleymanoğlu bu karşılıklı dil araştırmalarında istatistik metodunu kullanmakta ve bilhassa leksik alandaki bu karşılıklı etkiyi rakamlarla, oranlarla göstermekte ve bu alıntıların fonetik, gramer ve leksik değişikliklerini açıklamaktadır. Şu anda da Bulgaristan'dan Türkiye'ye veya göç etmiş Türklerin dilleri üzerinde sosyolengüistik araştırmalarını sürdürmektedir.

Folklor alanında karşılıklı etkileşimler de ciddi bilimsel ilgiyi uyandırmıştı. S. Bobçev, Bulgar-Türk hukuksal atasözlerdeki paralellikler üzerinde çalıştıktan sonra, 1968'de Sofya'da Balkanistika Enstitüsü'nün "Balkan Halk Hikmeti" kitabını yayımlamıştı. Bu yayında, Bulgarca, Türkçe, Yunanca, Arnavutça, Romence ve bazıları Balkanların dışından olan 7500 atasözünün paralellikleri gösterilmiştir.

Nasrettin Hoca ile Hitir Petar gibi folklorik simalar üzerine yapılan Veliçko Vilçev'in araşürması / 1975 / Bulgar historiografisinde orijinal ve emsalsiz bir monografidir. Yazar; Bulgar halk edebiyatında Nasrettin Hoca'ya paralel bir Bulgar kahramanın meydana gelmesini ne diğer Balkan halklarında, ne de başka ülkelerde rastlanılmayan, unikal bir olay olduğunu tespit eder.

Türk kültürünün belki de en iyi bilinen ve araştırılan kısmı Türk edebiyatıdır. En önemli katkılar İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra sayın Prof. İbrahim Tatarlı ve rahmetli Rıza Mollov'a aittir. Prof. İ. Tatarlı'nın araştırmaları en çok Yeni Türk Edebiyatının gelişimine ve XIX. yüzyılın sonundan bu yana Türkiye'deki en önemli estetik ve edebiyat süreçlerine aittir. O, Yeni Türk Edebiyatı akımlarının özelliklerini, bir yandan dünya edebiyat süreçleri ve onlarla devamlı etkileşimlerle bağımlılığında, öbür yandan ise Osmanlı İmparatorluğu'nda gelişen toplumsal ve estetik fikirlerle ilgili olarak gözden geçirmektedir. Bu da, "kültür dönemlerini daha açık bir biçimde belirtme ve edebiyat akımlarının zenginliklerini daha açıklayıcı olarak çizebilme imkanını veriyor". Bu gaye ile, son zamanlarda sembolizm akımı ve Türk edebiyatında modern estetik araçlarla sanatını yaratan Ahmet Haşim gibi temsilcileri kendimiz de araştırdık.

Rahmetli M. Staynova; Osmanlı kültürünü, sanatını, mimarisini kültür etkileşimi ve karşılıklı tesirler açısından incelemişti. Kendi yazılarında o, Türk kültürünün "Avrupalılaşması"nı, zaman içerisinde gelişen bileşik, çok yanlı bir kültür etkileşiminin süreci olarak nitelendiriyor. Yazar, çaprazlanmış kültürel etkilerin ve Osmanlı sarayında "Lale Devri"nde ve sonrasında başlamış olan iç değişmelerin mürekkep yollarını araştırır ve gördüğü olayların tipolojisini de çizmeye çalışır.

Cumhuriyet Türkiyesi'nin kültür politikası, kültür kurumları ve onların faaliyetleri, Türk aydınının rolü, çağdaş dönemde estetik ve edebiyat süreçleri de Bulgaristan'da bilimsel ilgiyi uyandırmıştı. Kültür politikası üzerine iki doktora tezi savunulmuştur18. Bu konulan bazı yazılarımda da incelemiştim.

Bulgar bilimsel ve popüler edebiyatında Türk kültürünün değişik yanları ve kısımlarının kronolojik açıdan özeti, araştırmaların Bulgar historiografisinin gelişiminin genel olarak paralelinde gelişmektedir. Tarih incelemelerinde Osmanlı dönemi büyük ve önemli konu oluşturmaktadır. Osmanlı kaynaklarıyla ilgili yayınlar yardımcı tarih disiplinlerine değerli katkılar sağlamıştır. Ne yazık ki, onlar kültürün araştırılması bakımından hala değerlendirilememiştir. Bilindiği gibi, onları daha çok ekonomik ve siyasi tarihçiler kullanmışa.

Bulgaristan'daki Türk incelemelerinin en güçlü tarafları; edebiyatın gelişimi, Osmanlı kültürünün gelişiminde esas eğilimler ve monumental (mimari) ve dekoratif sanat, kültürel değiş tokuşa ait araştırmalarla ilgilidir. Fakat Türk kültürünün değişik tarihi dönemlerdeki gelişimiyle, sentez usulüyle, her taraf ve yanlarıyla, yani bütünlüğüyle gözden geçirilmesi ve temsil edilmesinin mümkün olabilmesi için daha çok olaylan ve problemleri araştırmak lazımdır. Şimdiye kadar Bulgar historiografısinde Türk kültürünün "portresi" daha çok "mozaik" niteliğindedir. Bu tarihi bilgi alanında hala "beyaz ahaları" var, fakat o daha çok kültür tarihinin ayrı bir tarih bilimi kolu olarak gelişmesinden gelir. Bir de nitelikli değişmeye varabilmek için, daha ciddi biriktirmeler gereklidir. Yalnız yeni genel ve geniş araştırmalar sonucu olarak Türk kültürünün daha "diri" simgesi çizilebilir. Bu da her halde bugünkü ve yarınki Bulgar Türkologların, tarihçilerin, sanat araştırmacılarının, kültür teorisi alanında çalışacak bilginlerin görevi olacaktır.

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron