Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye'de Lazlar

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türkiye'de Lazlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 03:07

LAZLAR

Lazlar Batı Karadeniz bölgesinin en ucunda Pazar (Rize), Arhavi, Hopa ile sınırlı küçük bir bölgenin yerlisi olan bir topluluktur. Daha önce de belirtildiği gibi halkımız etik bir bakışla (dışarıdan) her Karadenizliyi Laz olarak görür. Bu tama-men yanlıştır. Karadeniz Bölgesi Zonguldak Ereğlisinden Hopa'ya kadar uzanan geniş bir bölgedir. Bu bölgeder yaşayan insanların; Pazarlılar, Arhavililer, Hopa'lılar dışında hiçbiri Lazlığı haklı olarak kabul etmezler. Lazlarla ilgili araştırmalar yapan Bennighaus, Meeker gibi bilim adamları da Pazar, Arhavi, Hopa dışında Laz'a rastlamadıklarını, bu topluluğun küçük bir grup oluşturduğunu, ancak Türk halkının bu gerçeğin farkında olmadığını belirtmişlerdir.

Lazlar hakkında bilgi veren bütün tarihi kaynaklarda da Laz bölgesi; Artvin-Batum arasındaki Çoruh vadisi (yaklaşık 50 km) Rize, Arhavi, Hopa ve Türkiye sınırı dışındaki kısa Karadeniz kıyısı olarak gösterilir.

Bu toplumun tarihi kökenini incelerken her şeyden önce bilinmesi gereken, küçük bir bölgede yaşayan o tarihlerde sayıları 10.000'lerle ifade edilen bir halktan bahsedildiği ve bu bölgenin sayısız kavime özellikle de Türklere yurt olup, çok sık el değiştirdiğidir. Örneğin 1873 gibi yakın bir tarihte dahi Osmanlı kayıtlarına göre Lasiztan'ın nüfusu "9205 hanede (ev) oturan 55.350 kişi"dir. Aynı kayıtlara göre "Lazistan," Hana, Conio, Arhavi, Hemşin ve Atina (Rize-Pazar)'dan ibaret Trabzon eyaletine "bağlı" küçük bir alandır. Trabzon hiçbir kaynakta Laz yurdu olarak gösterilmemiştir.

"Laz" tabiri de yerli halkın kendi tanımı olmayıp M.S. 200 yıllarında bölgeyi ele geçiren Romalıların bu topluma "verdiği" bir isimdir. Tarihi kayıtlarda geçen Arkeolopolis, Atina (Pazar) vb. şehir isimleri de Romalıların kurup isimlendirdikleri şehirlere aittir. Gürcüler ise Lazları Çan olarak tanımlarlar.

Laz diline, yakın ilişkiler içinde oldukları Gürcülerin dili etki etmiştir. Bazı yerlerde Lazca Yunanca'dan da etkilenmiştir. Bu etkinin bilinen nedeni, bölgedeki ticaretin tamamen Yunanca konuşan azınlıkların elinde olması ve Lazların 6. yy'da Hıristiyanlığa girmeleridir. Ticaret ve din dili olarak Yunanca Lazca'yı bir ölçüde etkilemiştir. Bu etki her toplumun doğal olarak yaşadığı bir durumdur. Egemen, yöneten unsur olmalarına rağmen Selçuklular döneminde Farsça resmi dil hüviyeti kazanmıştır. Osmanlıcada ise Arapça ve Farsça hakim olmuştur. Dolayısıyla Lazca'da birkaç kelime ve bazı yörelerde "aksan" olarak görülen önemsiz Yunanca etkisini, bu toplumu Yunanlıyla karışmış olması şeklinde gösterme gayretleri "maksatlıdır" ve bilimsel verilere aykırıdır.

Romalıların "Laz" ismini verdiği bu toplumun etnik kökenlerini açıklayabilmek için "Çerkesler" ve Gürcüler bölümlerinde bilgi verilmiş olan Lazistan'ı da içine alan Kolhid bölgesi kavimlerine dönmek gerekir.

M.Ö. 12. yüzyıla kadar uzanan Kolkhide uygarlığmı yaratan önemli unsurlardan birinin Asyalı İskitler (Saka Türkleri) olduğu bilinmektedir. İskitler, çoğunluk ve egemen unsuru Türk olan bir kavimdir. Ancak Laz ve Gürcü bölgesindeki etnik oluşumda sonraki dönemlerde Türklerin yanısıra İranlıların ve Arapların da bir ölçüde etkisi olmuştur.

2. yüzyılda Lazika ve Gürcüstan'ı ele geçiren Romalılar burada "ticaret merkezleri" oluşturmuşlar, kurdukları idari yapıyla başa geçirdikleri Laz ve Gürcü yönetimler aracılığıyla bölgeyi insafsızca sömürmüşlerdir. Bu küçük toplumu denetim altında tutmak için "büyük" askeri güç yerleştirmeye dahi gerek görmemişlerdir.

Lazika o dönem üzümüyle, zeytiniyle, narıyla, fındığıyla, turunçgilleriyle, derileriyle ve özellikle de balıyla anılan bir bölgedir. Lazika'nın daha o dönemlerde bir diğer adı da "Bal Ülkesidir. Ülkenin zenginlikleri 7. yüzyıla kadar bölge el değiştirdikçe Roma ve İran tarafından sömürülmüştür. Romalılar ürün sömürüşü dışında bölgeyi "esir" kaynağı olarak kullanmıştır. Bütün kaynaklar Çerkeş, Abaza, Gürcü, Laz bölgesinde esir ticaretini önemli bir kazanç uğraşı olduğunda birleşirler. En çok rağbet gören esirler ve Çerkeş ve Kıpçak Türkleridir.

Hollanda'da yazılmış olan ünlü İslam Ansiklopedisi araştırmacıların sık başvurduğu en güvenilir kaynaklardan biridir. Verilen bilgiler mutlaka referanslandırılır ve her konunun sonuna geniş bir bibliyografya eklenir. Eser 1940 yılında Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel döneminde Türkçeye çevrilmiştir. İngilizce ve Türkçe nüshaları Milli Kütüphanede mevcuttur.
İslam ansiklopedisi Lazlar ve Lazlarla Gürcülerin yaşadığı bölgenin etnik yapısı hakkında şu bilgileri vermektedir.

"Lazların eski tarihleri, Kafkasya kavimlerinin isimlerinde umumiyetle hakim olan katiyetsizlik yüzünden, çok karışık bir vaziyette bulunmaktadır:

aynı isimler, asırlar boyunca, ayrı birlikleri (veya grupları) ifade etmiştir. En eski Yunan müellifleri Lazlardan bahsetmemektedirler. Adına ancak Hıristiyanlık devrinden itibaren rastlanıyor. Lazoinin malum olan en eski yerleri Lazos şehri yahut eski Lazikadır ki, Arrianus buranın mukaddes limanın (Noworossiisk) tahminen 680 stad (aş, yk. 124 km.) cenubunda, Pityus'un 1.020 stad (185 km.) şimalinde, yani Tuapse civarında bulunduğunu söyler. Kiessling'e göre, Lozoi, Kerketayların (Çerkeş) bir koludur; bunlar, Hıristiyanlığın ilk günlerinde kendilerine Adige (Adzıge) adını veren Zygoinin (yani Çerkeş, b. bk.) tazyiki altında, cenuba göç etmek zorunda kalmışlardır.

Lazika adının en kudretli bir unsuru ifade ve birçok kabilelerden müteşekkil bir gruba delalet etmesi muhtemeldir. Lazlar VI. asrın başlarında Hıristiyanlaştırıldılar."

"Evliya Çelebi de, bölge kavimlerini (Lezgi), yani Meğril (mingreliler), Gürcüler, Abhaz (Abaza), Çerkeş ve Lazlan saydıktan sonra, bu sonuncuların Trabzon'a en yakın bir yerde oturduklarını ekliyor. Trabzon'un cenub-i şarkisinde Çepni dağlarındaki "İran şahına mabut gibi tapan (müfrit şiiler) ve Lazlar ile birlikte yaşayan (müşteşrik) Türklerden bahsetmektedir."

"Laz tabiri, Türkiye'nin garbında, fark gözetilmeksizin, Karadeniz'in cenub-i şarki (kuzey doğu) kısmındaki ahaliyi ifade için kullanılır, halbuki hakikatte, kendilerine Laz diyen ve Lazca konuşan halk, bugün Hopa ve Pazar (Atina) kazalarında oturmaktadır. Batum'un cenubunda az sayıda Laz vardır ki, bunlar Türk hududunu Sarp (Çoruh munsabının cenubu)'a getiren 16 Mart 1921 tarihli Türk-Rus anlaşması gereğince Türkiye'ye alındılar"

İslam Ansiklopedisinde Gürcistan-İberya'ya yerleşen kavimler hakkında verilen bilgiler Kolkhide bölgesi içinde önemli ölçüde geçerlidir, dolayısıyla Lazika'yı da kapsar. Dolayısıyla, Laz Türk kardeşliği, Gürcü-Türk kardeşliği kadar geçerlidir. O dönemde nüfusu 100.000'ni bulmayan bu bölgenin alanı Erzurum, Kars illerinin toplam alanlarından küçüktür.

İslam Ansiklopedisi'nden yukarıda aktarılan alıntılarda bölgenin etnik oluşumuna ışık tutan bilgilerin "Çerkesler" bölümünde Kolhid uygarlığı konusunda verilmiş olan bilgilerle ve Gürcüler bölümünde verilmiş olan bilgilerle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Laz vatandaşlarımızı üzen ve tepki duymalarına neden olan bazı maksatlı çevrelerin yakıştırmaları ve piyasada Sovyetler birliği döneminde "talimatla" yazılmış çeviri Laz Tarihi kitapları mevcuttur. Araştırmacı niteliği ve akademik çalışması olmayan tek tük kişiler Lazların Yunan dönmesi olduğu gibi saçma sapan söylentiler çıkarırlar. Daha önce de belirtildiği ve tarihi verilerin kanıtladığı üzere Yunanlılar Kafkasya'da tarihin hiçbir döneminde tüccar grubu küçük bir nüfus olmaktan öte bir toplum oluşturmamışlardır. Üstelik bu tüccar sınıf bölgenin kıyı bölgesinde limanı olan şehirlerde yerleşmiştir. Romalılar döneminde Lazika'da kalabalık askeri garnizonlar da mevcut değildir. Romalılar bölgeyi aynen İngilizlerin Hindistan'a uyguladığı yöntemlerle sömürmüşler; bölgeyi kendilerine bağlı, kendilerince onaylanan yerli yönetimlerle denetlemişlerdir. Romalılar, ancak büyük bir isyan ya da İranla yapılan savaşlarda asker getirmiş ve dönmüşlerdir. Lazları bazı lehçelerinde bazı Yunanca kelimeler bulunması bazı şivelerde Rum aksanının izlerinin görülmesi tamamıyla ticaret hayatının ve de özellikle 6. yüzyılda Hıristiyanlığa girmelerinin sonucudur. Lazlar Hıristiyanlığa öyle sahip çıkmışlardır ki, çevre topluluklara dahi papaz yetiştirip göndermekteydiler.

Gürcü Prof. Niko Maar'ın ifadesiyle "Laz kiliselerinde ibadetler Yunan geleneğine göre yapılmaya başlanmıştı." Tarihçi P. Acaria'da "Lazların arasında, artık Laz lisanını terkedip Yunancayı benimseyen, kendilerini de Yunan olarak tanıtan bir zümre belirmişti. Bu zümre kendi dini merkezeri olarak da istanbul Rum Ortodoks Patrikliğini tanımıştı. Buna rağmen bu zümrenin Yunanlı olmadığı konuşmalarındaki aksan farklılığıyla kolayca anlaşılmaktaydı" diyerek bunun ırki bir karışma olmadığına dikkat çeker.

Özetle söylemek gerekirse Lazlarda Yunanlılık yoktur ama Yunanlılarda Lazlık olabilir.
Bir iddia da Lazların Gürcü kökenli olduğudur. Kolkhide bölgesinin 2000 yıllık tarihi ayrıntılı olarak bilinmektedir. Bu süre içinde ne Gürcülerin, ne Lazların ne Gürcülerle iç içe yaşamış olan Abhazlarm ne Adigelerin aynı isimle anıldığı, aynı bayrak altında 'ulus' olarak toplandıkları hiçbir dönem

mevcut değildir. Ancak, şurası bir gerçektir ki bunlar yakın ilişkileri içinde yaşamış topluluklardır.
Lazları Gürcü olarak gösterme çabaları ve propagandası tamamen Sovyetler Birliği kaynaklıdır. Bugün birçoğu Türkçe'ye çevrilmiş "Laz Tarih'leri Sovyetler Birliği dağılmadan önce "yazdırılmıştır." Bilindiği gibi bugünkü Gürcistan ve Ermenistan Sovyetler Birliği'nin denetimindeydi. Sovyetler kendi üyesi olan Gürcistan'ı Artvin ve Rize üzerinde hak sahibi kılmak ve bir Gürcü federasyonu oluşturma yönünde büyük çaba göstermiştir.

Kars, Ardahan, Ağrı'yı işgal eden Rusların bir amacı da Artvin'i (Rize de plana dahil olarak) Gürcistan'a bağlamaktı. Piyasada sık rastlanan Gürcü Üniversitelerinin öğretim üyelerince yazılmış bütün kitaplarda propaganda niteliğinde Lazların Gürcülüğü teması işlenir, Osmanlılar ve Bizanslılar bölcülükle suçlanır.

Lazların tarihi II. yüzyıldan itibaren ayrıntılı olarak bilinmektedir. Bu yüzyılda bölgeyi işgal eden Romalılar bu topluma Laz ismini verirler. Roma imparatorluğu 4. yüzyılda ikiye bölündükten sonra Lazika Bizansın payına düşer. Romalılar bir taraftan ticaret kolonilerini kurarlarken bir yandan da halkı Hıristiyanlaştırmıştır. M.S. 337 yılında bölgede Hıristiyanlık devlet dini olarak kabul ettirildi. Ancak Hıristiyanlığın tam anlamıyla toplum dini haline gelmesi 6. yüzyüda gerçekleşmiştir. Çok geçmeden "mazdeist" dininde olan İranhlar bölge üzerinde hak iddia etmeye başladılar ve Bizanslılarla çatıştılar. Sonuçta 532 yılında yapılan bir antlaşmayla bölge Bizans ve İran arasında paylaşıldı. Lazika Bizanslılarda, İberya (Gürcistan) İranlılarda kaldı. Ancak Bizansın acımasız sömürüsüne dayanamayan Lazlar İran'dan yardım istediler. 542 yılında bu defa Lazika İran egemenliğine girdi. Mazdeist dininde olan İranlılarla Hıristiyan Lazların anlaşmaları güçtü. Ayrıca İran da Lazika'yı sömürmekteydi. Lazlar bu defa Bizans'a başvurdular ve 562'de tekrar Bizans boyunduruğuna girdiler.

626 yılında tam Lazika ve İberya İranlılardan temizlendi. Bizanslı tarihçi Teofane'nin bildirdiğine göre Bizanslılar 689'da Laz krallığını kaldırarak başa Laz patriği Eristav S. Bornukisdze'yi geçirdi.

643 yılında bu defa Arap istilaları başladı. 730 yılında Emeviler bölgeyi işgal etti. Daha sonra 8. yüzyılda bölge Bizansın yardımıyla Abhazların denetimine girdi. Ancak Bizanslılar hala Lazika'ya hakimdi. 1204 yılında Gürcü Tamara Bizansı püskürterek Trabzon Krallığını kurdu.

Orta Asya Türklerini bir kenara bırakırsak, Osmanlıların bölgeye geliş tarihleri 1341 'dir. Bu tarihte Trabzon Osmanlılarca yağmalandı. 1461 yılında ise Fatih Sultan Mehmet savaşsız olarak Trabzon'a girdi ve böylece Lazika kapıları Osmanlılara açılmış oldu. Diğer yandan Anadolu'nun Türkleşmesinde çok önemli roller oynayan Oğuz Çepniler Trabzon'a kadar olan bölgeyi, Ordu ve Giresun'u daha 13.80'lerde ele geçirmişler ve buraları yurt tutmuşlardı. Trabzonu çevreleyen dağlara da Çepni Dağları ismini vermişlerdi. Osmanlılar bölgedeki sömürüye son verdiler ve halkı Müslümanlaştırmak için yoğun gayret gösterdiler.

Özellikle Yavuz Sultan Selim (1512-1520) döneminde İslamlaştırma faaliyetleri hız kazandı. Lazlar Türk unsurla kaynaşmaya başladılar. 1615 yılında bölgeyi ziyaret eden misyoner Lui Grancerios "Lazlar yetişkin kızlarını yeniçerilerle evlendirmeye özen gösteriyorlar" diye yazıyor. 17. yüzyıl sonlarına gelindiğinde Lazlar Müslümanlaşmış ve Türk unsurla kaynaşmıştı. 18. ve 19. yüzyıllar bölge Osmanlı Rus çatışmalarına sahne oldu. Müslüman Lazlar Ruslara karşı Osmanlı ordusunda büyük kahramanlıklar gösterdi. Osmanlıların Trabzon vilayetine "bağlı" olarak kurdukları "Lazistan" Hona, Gonio, Arhavi, Hemşin ve Pazar'dan oluşan küçük bir bölgedir. 1873 Osmanlı kayıtlarında Lazlar 9205 hanede (ev) 55.350 kişi olarak tesbit edilmiştir.

Lazların ve Gürcülerin ve pek çok Kuzey Kafkas toplumun etnik kimliğinin oluşumunda Kıpçak, Hazar, Sabir, Bulgar, Avar İskit Türklerinin ne derece önemli rol oynadıkları Batılıların eserlerinden ve İslam Ansiklopedisinden açıkça anlaşılmaktadır. İslam Ansiklopedisinde sözü geçmeyen ancak bölgedeki etnik oluşumlarda etkin iki önemli Türk unsur daha mevcuttur. Bunlar Avar Türkleri ve Alanlardır. O dönemde bölgeyi gezen bütün seyyahlar Alanları Türk olarak tanımlamışlardır. Tarihi veriler de bu tesbiti doğrular. Alanlar zamanla dil değiştirmişlerdir ve bugünkü Asetinlerin ve Dağıstanlıların da ataları arasındadırlar.

Lazlar, Abhazlar, Adigeler, Gürcüler ve diğer Kuban-Kolhid uygarlıklarını paylaşan halklar başlangıç itibariyle bölgenin yerel unsurlarıdır. Ancak tarihi verilerin, Arkeolojik kalıntıların kanıtladığı üzere söz konusu toplulukların etnik oluşumlarına katılan en eski unsurlardan biri İskitler, Alanlar, Hazarlar, Bulgarlar, Kıpçaklar, Sabirler-Türkler olmuştur. Bölge halkıyla Türklerin kaynaşması sonraki dönemlerde de aralıksız sürmüştür.

Kuban, Kolhid uygarlık alanının unsurları olan Kafkasya topluluklarının etnik oluşumlarında Türklerin 2800 yıllık derinliğe uzanan etkisi ve bugün Türkiye'deki Çerkeş, Laz ve Gürcülerin ırki nitelik itibariyle pek çok etnik gruptan daha fazla Türk oldukları tarihi bir gerçektir.
Bilindiği gibi coğrafi isimler etnik kimlik oluşumunda köken ilişkilerini kanıtlayan önemli verilerdir.

Doğu Karadeniz bölgesindeki Türkçe coğrafi isimlere bakıldığında Laz ve Gürcülerin etnik kimlik oluşumunda Türk boylarının ne denli önemli payı olduklarını, bu isimlerin İslam Ansiklopedisi gibi pek çok kaynakta verilen bilgileri ne denli doğruladıklarını açıkça görmek mümkündür.
Aşağıda, Türkiye'nin Laz-Gürcü bölgesi olarak bilinen Rize ve Artvin illerindeki yerleşim birimlerinin etnik kökenle ilişkisini açıklayan bir liste sunulmaktadır. Bölgeye, komşu Trabzon ve Gümüşhane illeri de eklenmiştir. Bu listede verilen bilgilerde en önemli kaynaklardan biri de Kaşgarlı Mahmud' un 12. yy. yazdığı ünlü Divan-u Lügat-it Türktür.

Rize, Artvin, Trabzon, Gümüşhane illerindeki Türkçe ve Türk oymak, totem isimleri taşıyan yerleşimi birimlerine bakıldığında bu bölge insanının etnik kimliğinin oluşumunda Türk boylarının ne denli etkin olduğu açıkça görülmektedir.
Ne yazık ki bunların çoğu bilinçsiz ve yetersiz kültür politikalarının sonucu "yabancı" sanılarak değiştirilmiştir.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE'NİN ETNİK YAPISI
Yazar: Ali Tayyar Önder
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir