Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye'de Kürtler

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türkiye'de Kürtler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:55

KÜRTLER

Denilebilir ki, 20. yüzyılda hiçbir topluluk Kürtler kadar araştırma konusu olmamıştır. Kürtlerin kökenleri, dili, kültürü adeta didik didik edilmiştir. Kürtler hakkında yüzlerce kitap yazılmıştır.

Kürtlüğe gösterilen böylesi yoğun ilginin nedeni Batılıların büyük jeopolitik öneme ve enerji kaynaklarına sahip Orta Doğu'da kendi çıkarlarına hizmet edecek yeni bir etnik yaratma amaçlarıydı.

Örneğin Ruslar, 1856 Paris antlaşmasıyla Boğazlar yoluyla Akdeniz'e inme umutlarını yitirince, yeni bir yön aramışlar ve Kafkasya, Azerbeycan, Türkiye, İran, Irak yoluyla Basra Körfezine ulaşmayı amaçlamışlardır. Bu yol ise tamamen Kürt nüfusun egemen olduğu bir bölgeden geçmekteydi. Bu nedenle Kürtleri araştırmak için V. Minörsky, B. Nikitin ve Jaba gibi bugün Kürdolojinin önde gelen isimleri olarak anılan kimseleri Urmiye ve Erzurum konsolosluklarına getirmişlerdir.

Hiçbir planlarında tesadüflere pay bırakmamayı ve geleceği belirlemekte hazırlıklı olmayı ilke edinmiş Batılılar ise dünyanın başlıca petrol rezervi olan Orta Doğu'nun etnik yapısını en küçük ayrıntısına kadar araştırmayı ihmal edemezlerdi. Klasik bir Batı stratejisi olan böl, yönet yöntemi ise bölgede Türk, Fars, Arap dışında, kendi denetimlerine tabi yeni bir unsur yaratılmasını yararlı görmekteydi. Onlar da bu yeni unsuru keşfetmekle görevlendirdikleri araştırmacıları bölgeye yığmışlardı.
Batılılar tarafından kışkırtılan Kürt milliyetçileri ise duygusal yaklaşımlarla bir efsane peşine düştüler.

Bütün bu yönlendirilmiş, maksatlı, duygusal çabalar sonuçta bilimin şaşmaz, tavizsiz ilkeleri karşısında yenik düştüler ve ortaya tahmin niteliğinde varsayımları aşmayan, birbirleriyle çelişen çok sayıda farklı "tezler" çıktı.

Kürtlerin kökenlerinin aydınlatılabilmesi için araştırmalarda aşağıdaki ön koşulların gözetilmesi gereklidir.

1.


Bir topluluğun kökenlerini o toplumun bugün yoğun olduğu bölgede araştırmak pek çok örneğin kanıtladığı gibi her zaman geçerli bir yöntem değildir. Bir örnek Türklerdir. Bugün Türklerin yoğun olduğu bölge Anadolu'dur. Ancak Türklerin kökeni binlerce kilometre uzakta, Orta Asya'dadır.
Kürtler bugün Orta Doğu'da yoğunlaşmış bir topluluktur. Ancak Kürtler gruplar halinde Asya, Azerbeycan, Horasan, Kur-Aras boyları, Yenisey Macaristan hatta Çekoslovakya gibi bir coğrafyada da mevcut olmuşlardır. Kürtlerin anavatanının Orta Asya ve burada asli kimliklerinin Türk olduğu artık tartışılmaz bir bilimsel gerçektir. Ayrıca, Kürtler, Türklerin var olmadığı hiçbir coğrafyada var olmamışlardır.

2.

Kürtlerin kökenlerine ya da kimliğine ilişkin veriler yansız, objektif bir bilimsellikle önyargısız değerlendirilmelidir. Özellikle Batılıların kendi çıkarları nedeniyle Kürtlüğü ne yapıp edip Türklükle ilişkilendirmemek şeklinde empoze ettikleri ön-yargı bir kenara bırakılmalıdır. Bilimin göstereceği gerçek kabul edilmelidir.
Kürtlerin Rus, Çin, Arap, İranlı, Hint kökenli olup olmadıkları değildir sorun, Kürtlerin sadece kim olduklarıdır.

3.

Etnik kimlik dönemseldir ve değişkendir. Bir topluluk belirli şartlar altında belirli bir dönemde bir etnik kimlikle, başka şartlar altında başka bir dönemde bir başka etnik kimlikle ortaya çıkabilir. Bugün ne Hun vardır, ne Eti, ne İskit, ya da Sümer, Frig, Kimmer vs. Bundan 10.000 yıl sonra belki de ne Fransız, Alman, Habeş, ya da Türk olacaktır.

4.

Dolayısiyle Kürtlük hangi dönemin, hangi şartların etnik oluşumuysa o dönemin şartları çerçevesinde tanımlanmak zorundadır.
"Bugünkü" Kürt tabakası dil, coğrafya, tarih bilimlerinin bütün verileriyle açıkça kanıtlanmaktadır ki ağırlıklı olarak Türk ve Fars, Arap ve azınlık olarak yerli unsurların kaynaşmasıyla oluşmuş bir etnik kimliktir.

4. Çağımız dünyasında etnik kimliği bir ölçüde kültürel aidiyet belirlemektedir. Kimlik bir duyumsama, kabul inançtır. Bugün Almanya'da anası babası Türk ya da başka kökenden işçi çocuklar "ben Almanım" demektedir. İstanbul'da yapılmış Konda A.Ş. araştırmasında anam babam Kürt diyen % 7.6'lık gurubun yarısı ama ben Türküm demektedir. Boğaziçin Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Binnaz Toprak ve Doç. Dr. Ali Çarkoğlu'nun TESEV için yaptıkları araştırmada "kendi tanımına bağlı" kimlik bağlamında Kürdüm diyenlerin oranı sadece % 1.6'dır (Nisan, 1999), Urfa'daki öz be öz Oğuz Türkü Karakeçiler dillerini unutup Kürt kimliğini benimsemişlerdir. Yüzü aşkın farklı kökenden milyonlarca insan bugün ben Amerikalıyım demektedir.

Sonuç olarak, Kürt kimliği ve Kürt kökenini açıklığa kavuşturmak için herşeye önyargısız olarak ve bilimin ışığında yeniden başlamak gerekiyor.
Bu bölümde Kürtlerin kökenlerine ilişkin tezlerin ve bu tezlerin çelişkilerinin daha iyi anlaşılabilmesi için Kürt tanımını ilgilendiren temel kavramlarla ilgili ve tezlere dayanak oluşturan ön bilgiler önce verilmiştir.

Verilerin Yetersizliği Meselesi

Bugüne kadar, Kürtlerin kökeni konusunda Batılılarca yapılan araştırmalar, yeterli verilerden yoksun, birbiriyle çelişen, varsayımı aşmayan tezler ortaya çıkarmıştır.

Bunun nedeni, bu araştırmacıların Kürtlerin kökenini yanlış bir coğrafyada, Güneydoğu Anadolu, Iran ve Irak sınırı boyunca uzanan Zagros gibi sınırlı bir bölgede aramış olmalarıdır.
Bu bölge, bugün, Kürtlerin yoğun olduğu bir coğrafyadır. Ancak bir kavmin kökeni, her zaman nüfusun yoğun olduğu bölgede değildir. Bugün Anadolu, Türklerinin yoğun olduğu bir coğrafyadır. Ancak Türklerin ana yurdu Orta Asya'dır ve Türklerin kökenini aydınlatan veriler oradadır.

Bugün, artık, tartışılmaz bir gerçek olarak bilinmektedir ki, Kürtlerin de anayurdu Orta Asya'dır ve Kürtler öz köken itibariyle Türktürler.
Kürtlerin kökenine ilişkin Batılılarca yapılan araştırmaların büyük çoğunluğunda, Orta Doğu da Türklükle, İranlılıkla, Araplıkla ilişkisi olmayan Batılıların çıkarlarına hizmet edecek yeni bir etnik grubun oluşturulmasıyla görevlendirilmiş, A.Jaba, B.Nikitin, V.Minorsky, Edmonds, Soane gibi araş-tırmacılar, Kürtlerin bir Orta Asya kavimi ve burada Türk olarak yaşadıkları gerçeğini bilinçli olarak gözardı etmişler, tutarsız tezlerini verilerin yetersizliği ile mazur göstermek istemişlerdir.

Daha sonraları, bu tutarsız ve çelişkili tezleri esas alan bölücü Kürt şovenistler, Orta Doğu'da geçmişte binlerce yıl önce var olmuş, bütün kavimleri Kürtlerin ataları olarak ilan eden bilim dışı hayali Kürt tarihleri yazmışlardır.
Bu tür maksatlı çalışmaların büyük çoğunluğu Rus ve İngiliz araştırmacılara aittir.

Örneğin, Ruslar, 1856 Paris antlaşmasıyla Osmanlı'nın bir Avrupa gücü olarak tescilinden ve sıcak denizlere inme umutlarını kaybettikten hemen sonra 1860'da St. Petersburg Üniversitesi'nde bir Kürdoloji bölümü kurmuşlar, bu arada Urmiye ve Erzurum konsolosluklarına Jaba, B. Nikitin ve V. Minorsky gibi görevlileri Kürt'lüğü incelemek ve araştırmak için görevlendirmişlerdir. Bunlar bugün de Kürdolojinin önde gelen isimleridir.

Rusların gerçek niyetlerinin ne olduğunu Umumi Harpte Kafkas Cephesi adlı kitabın yazarı general Maslofsky şöyle özetler:

"Rusların bu uğurdaki gerçek niyet ve ülküleri Fırat boylarında Rus-Kazakları ile Mujiklerini yerleştirmek, yani buraları da Kırım ülkesi, Kuban boyları ve Karadeniz doğusu gibi Ruslaştırarak, İskenderun ile Basra Körfezine çıkmaktı."
(Şükrü Seferoğlu)

Kürtlerin kökeni ile ilgili tezler konusunda bilinmesi gereken bir başka husus ise, Batılı tezlerin sağlam verilerle desteklenen yeterli bilimsel dayanaktan yoksun oldukları ve pek çok araştırmacının da kabul ettiği gibi birer VARSAYIM olmaktan öte bir nitelik taşımadıkları gerçeğidir.

Yine tekrarlamak gerekir ki, Batılı araştırmacılar Orta Asya ve Türk coğrafyasında Kürtlükle ilgili açık onca veriyi kasıtlı olarak değerlendirmemişlerdir. Bu veriler bugünkü Kürt kimliğinin oluşumunu açıklayacak niteliktedirler. Dolayısıyla, Batılıların yakındıkları kısıtlı veriler onların kendi çıkmazı ve bir göz boyamadır.

Kürtler isimli eserin sahibi Rus B. Nikitin "Kürdistan hakkındaki bilgimiz doğubilimcilerin ölçüsüne göre ne kadar eksik olursa olsun, bu ülkenin "hava"sını vermemiz; "yaşam üslubunu" kavramamız yine de mümkündür."

Yani köken değil sadece "hava" ve "yaşam tarzı için" bir miktar bilgi mevcuttur! Aynı yazar aynı eserinde "Tarihin tanıklığı özellikle Kürtlerde olduğu gibi kesintiye uğrar ve bazı bakımlardan doğrulanmazsa, bir kavmin kökenleri çoğu zaman çözülmesi çok güç bir sorun haline gelir." diye açıklamada bulunduktan ve Kürtlerin kökenleri konusundaki araştırmalarda görülen görüş ayrılıklarına değindikten sonra "Tarih ve dilbilim alanında yaptığımız bu gezi henüz birçok noktayı karanlıkta bırakıyor ve Kürtlerin kökenleri üzerinde ancak bazı 'VARSAYIMLAR' öne sürmemize imkan veriyorsa, antropoloji de, bize bu konuda fazla yardımcı olmayacaktır." diye ekliyor. 54. sayfada ise "Demek ki Kürtlerin kökeni çok tartışmalı bir sorundur ve yukarıda özetlediklerimize oranla daha doyurucu sonuçlara varmak için bu konuda daha bir yoğun çaba gereklidir." diyerek bu konudaki yetersizliği ortaya koyuyor.

Aynı konuda Kürdolojinin babası sayılan V. Minorsky de aynı tesbitleri yapmaktadır. Birçok tesbiti 'tahmin' olarak değerlendiren Minorsky, İslam Ansiklopedisi'ne yazdığı geniş Kürtler maddesinde "Bunların yaşadıkları yerler birçok seyyah tarafından gezilmiş, Kürtleri dil, tarih, etnografya vb. bakımından tetkik eden birçok eserler ortaya konmuş ise de, umumi mahiyette bir tetkik henüz yapılmamış bulunduğu gibi esasen elde mevcut malumatın dağınık ve eksik bir mahiyet arzetmesi ve araştırmacıların kullandıkları usullerin birbirine uymaması böyle bir tetkiki güçleştirmektedir."
Ve "sistemli tetkikler Kürt adı ile örtülen bir tabaka altında birçok eski kavimlerin mevcudiyetini ortaya çıkaracaktır. Ve "Kürtlerin menşei meselesinin hallini, Kürt, ananeleri ve İslam kaynakları kolaylaştırmamaktadır" diyerek Kürtlerin kökenine ilişkin Batılı tezlerin geçersizliğini ortaya koymaktadır.

İhsan Nuri, Kürtlerin Kökeni isimli kitabında bugün bazı kesimlerce Kürtlerin atası sayılan Med'lerle ki bu tezin geçersizliği kanıtlanmıştır- ilgili son derece dramatik bir tesbitte bulunur. "Bu büyük milletin nasıl olupta tarih sahnesinden kaybolduğu, adının unutulmaya terkedildiği Şeyhnamede bile adının geçmeyişi ilginçtir. 'Bugün Med diye bir aşiret de yoktur.' Acaba tüm Medlerin adlarını yitirmeleri ve özellikle Madistan'ın merkezinde Kürt milletinin ortaya çıkması nasıl olmuştur?"

Bu sorunun cevabını bilmese de; ilmi yetersizliğini eserinde bizzat kendisi itiraf eden ve duygusal bir yaklaşım sergileyen İhsan Nuri hiçbir bilimsel veriye dayanmaksızın Med'leri Kürtlerin atası kabul etmeye devam etmiştir. Türk ordusunda yüzbaşı iken 1925 isyanında maiyeti ile birlikte Şeyh Sait'e katılan İhsan Nuri, daha sonraları Ağrı isyanlarına komutanlık etmiş ve 1976 yılında kuşkulu bir trafik kazası sonucu İran'da ölmüş bir Kürt milliyetçisidir.
Kemal Burkay, Kürtler ve Kürdistan isimli kitabında veri yetersizliğinden yakınır, ilgili devletleri Kürdistan'da arkeolojik çalışmaları engellemekle suçlar ve Arapların fethi (7. yy.) öncesi Kürt tarihi, kültür ve sanatına dair yeterli bilginin mevcut olmadığını belirtir.

ANCAK, KÜRTLERİN KÖKENLERİNİN AYDINLATILMASI KONUSUNDAKİ ARAŞTIRMALARIN BAŞARIYA ULAŞAMAMASINI VERİ YETERSİZLİĞİNE BAĞLAMAK VE BU ÖZÜRDE ISRAR ETMEK BİRÇOK YANLIŞIN SONUCUDUR. Araştırmacıların da itiraf ettikleri gibi bu bölgede ne tarihi, ne edebi, ne arkeolojik, ne antropojik, ne lingustik ve ne de başkaca yeterli hiçbir veri mevcut değilse, o zaman Kürtleri Orta Doğu kavimlerine bağlamak ta böylesine inatla ısrar yanlıştır.

Batılı araştırmacıların temel yanlışı buradadır. Çünkü onlar Kürtlüğü bir Zagros kavmine bağlama saplantısı içindedirler. OYSA KÜRTLÜKLE İLGİLİ PEK ÇOK VERİ MEVCUTTUR. ANCAK BU VERİLER BAŞKA BİR COĞRAFYADA KÜRTLERİN ANAVATANI OLAN ORTA ASYA STEPLERİN-DEDİR. GÖKTÜRKLERİN YURDU YENİSEYDE ELEGEŞ ANITTAŞINDA TÜRK ALP URUNGU GÖKTÜRKÇE BEN KÜRT İLİNİN HANIYIM DİYE SESLENMEKTEDİR.

Tarafgirlik

Kürt ve Kürdofil (Kürt hayranı) birçok araştırmacı konuya maksatlı, duygusal ve taraf olarak yaklaşmıştır.
Bunların bir kısmına göre Kiirt'ler M.Ö. 5000 yılından bu yana (bazılarına göre M.Ö. 7000 hatta 9000) her türlü işgale karşı varlıklarını, dağların yüksekliklerine çekilerek saflıkla-rını korumuş bir ırktır. Kürtler 5000 yıllık tarihleri içinde atı ehlileştiren, yazıyı bulan, şarabı yapan, rasathaneyi kuran, asfaltı, tekerleği icad eden üstün bir medeniyetin sahibi bir kavimdir.

Başını Cemşid Bender'in çektiği bu grup adeta yeni bir uygarlık tezi getirmekte ve bilimi çarpıtmaktan, tarihi tahrif etmekten çekinmemektedir.
Öylesine ki bazı aydm Kürt araştırmacılar dahi bu denli bilimsel bir çarpıklığa baş kaldırmaktadırlar.

Kürt Dili ve Söylenceleri gibi çok titiz bir araştırmacılık örneği vermiş olan Gürdal Aksoy kitabının 139-144'ncü sayfalarını C. Bende/i yalanlamaya ayırmış ve sonuçta hain ilan edilmiştir.

Örneğin C. Bender; Sykes'ın The Caliph's Last Heritage kitabına atfen "Zerdüştün Kürt Kökenli olduğunun kanıtlandığını" ifade etmiş, Gürdal bu kitapta böyle bir tesbitin bulunmadığını ortaya koymuştur,

Aynı kaynaklar bugünkü Kürt coğrafyasında yaşamış veya buralardan gelip geçmiş bütün Önasya kavimlerini herhangi bir bilimsel veri ya da kanıta dayanmaksızın Kürtlerin atası ve kendi aralarında akraba sayarlar. Örneğin Guti, Mittani, Mannai, Subaru, Kardu, Nayri, Med, Lulu, Urartu, Haldi, Hürri, Kassit'ler bunlar arasındadır. Hatta daha ileri giderek kimlikleri açıkça bilinen Hatti, Hitit, Asur'ları bile bu kümeye dahil edenler ve Gut, Sümer akrabalığını savunanlar da vardır.

Herşeyden önce bu kavimler içinde Kürt olmadıkları kesinlikle bilinen Hitit, Asur ve Huniler dışında özkaynak bırakan hiçbir kavim yoktur. Bunların ne dilleri, ne etnik kökenleri, ne tarihleri, ne kültürleri, ne de sanatları hakkında yeterli bilgi mevcuttur. Bunlar hakkında bilgiler dolaylı olarak İran ve Asur kaynaklarından elde edilmiştir.

Veriden yoksun olunması sebebiyle söz konusu kavimlerin ne bugünkü Kürtlerle ne de kendi aralarındaki akrabalıklarıyla ilgili bir tesbit mümkün olmamıştır. Hititler ve Asurların kimliği açıktır. Hurri dilinin ise Türkçeye benzer öğeler taşıdığıı. Zeki Eyupoğlu tarafından Anadolu Uygarlıkları isimli eserde ifade edilmiştir. Kardular ve Saka Türkleriyle ilişkilendirilir.

Ayrıca bu bölgeyi Kimmerler, Makedonlar ve Saka Türkleri ele geçirdiği gibi bölge bir sonraki bölümde sayılan devletlerin işgallerini de yaşamıştır. Bu vakıa karşısında ve özellikle Kürtçe tahlil edildiğinde, ayrıca değineceğimiz antropolojik verilerin kanıtladığı çelişkiler karşısında Kürtlerin homojen saf bir soy olduğundan söz etmek hiçbir şekilde mümkün değildir.

Kürtlerin kökeni konusundaki araştırmaların başarıya ulaşmasını engelleyen bu tür şövenist ve duygusal yaklaşımların dışında; bugün elimizde mevcut bilgilerin ortaya çıkarılmasında katkıları bulunanlara karşın, bazı Batılı araştırmacılar dönemlerinin siyasi konjonktürünün etkisi ya da görevli olarak Batı'nın çıkarları doğrultusunda yaklaşımlar sergilemişlerdir. Orta Doğu'da Batı'nın çıkarları doğrultusunda kullanabileceği yeni bir unsur yaratma gayreti içinde olmuşlardır. Heteradoks Kürt toplum yapısının oluşumunda Orta Doğu'yu denetleyen geleneksel ve yerleşik güçler olan İran, Türk ve Arap etmenini mümkün olduğunca gözardı etmişlerdir.

Batılı araştırmacıların Kürtlerin kökenlerini aydınlatmada başarısız olmalarının asıl nedeni ise Kürtlerin asli vatanlarını keşfedememiş ya da gizlemiş olmalarıdır. Orta Asya'daki Türk coğrafyası Kürtlerin kökenlerini aydınlatacak değil kanıtlayacak verilerle doludur.

Ayrıca Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da 2700 yıllık bir süreç içinde tabaka tabaka Türk yerleşimi, Türklerin bu bölgenin yerlileri sayılmaları gerçeği ve bu Türk tabakalarının Kürtlüğün oluşumunda asli unsurlar olduğu maksatlı olarak göz ardı edilmiştir.

Kürt Bölgesi: Yerleşim ve İstilalar

Araştırmacılar, genellikle Zagros dağları (İran-Irak sınırı) merkez olmak üzere Güney Doğu Anadolu, Kuzey Irak, Güney İran'dan ibaret dar bir bölgeyi yanlış olarak Kürtlerin anayurdu olarak ele almakta ve bazıları bu bölgede tarih içinde yaşamış bütün kavimleri bilimsel dayanaktan yoksun olarak Kürtlerin ataları olarak göstermektedirler. Bazıları ise ayrıca, bu kavimlerin 5000-9000 yıllık bir süreç içinde tüm istilalardan özgün kimliklerini, ırki özelliklerini koruyarak sıyrıldıklarını iddia edecek kadar ileri giderler.

Bu yaklaşım ve savların iki temel yanlışı mevcuttur; birincisi kürtlük Zagros ve çevresiyle sınırlı değildir. Orta Asya, Horasan, Azerbeycan, Yenisey, Macaristan'da da Kürt varlığı mevcuttur. Kürtlerin anayurdu Orta Asya'dır. Diğer Zagros kavimlerinin de birçoğu Asya kökenlidir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu ise 2700 yıl boyunca Türkleşmiştir. İkincisi, sayılan kavimlerin binlerce yıllık süreç içinde karışmayıp "saf" kalmaları bilimsel örneklerin ortaya koyduğu gerçekle bağdaşmaz.

Ayrıca birer aşiret niteliğindeki küçük kavimler binlerce yıl önce tarih sahnesinden silinmiş ve üstlerinden yüzlerce asır çok güçlü ve büyük devlet kurmuş topluluklar, tabakalar geçmiştir.

Türklük ve Anadolu bölümünde ayrıntılı olarak gösterildiği şekilde Doğu ve Güneydoğu Anadolu milat öncesi devirden başlayarak sürekli Türk kavimlerince yurt haline getirilmiştir. Sakalar, Kardular, Hunlar, Sabirler-Suvarlar, Hazarlar, Agaçerileri, Kumanlar, Kıpçaklar, Abbasi Türkleri, çok sonraları yerleşik beylikler olarak Oğuzlar, Karakoyunlular, Akkoyunlular bu bölgede yerleşmiş, Türkler sürekli ve tabaka tabaka 2700 yıllık süreç içinde bölgenin "yerlilerini" oluşturmuşlardır.

Kaldı ki, bir bütün olarak değerlendirildiğinde tabletler, yazılı belgeler Anadolu'da, Güneydoğu'da dahil olmak üzere, TURKİ, TURUKKU, ACARAY kavimlerinin varlığını kanıtlamıştır. Romalı yazarlar; Pompaius Mela, Pilinius, Attali-ate Anadolu'daki M.S. 1. yüzyıldaki Türk varlığını belirlemişlerdir.
Milat Öncesi kavimlerden Gutiler ve Hürriler konunun otoritesi bilim adamlarınca ya Türk ya da Türklükle ilgili kavimler olarak gösterilmişlerdir. Bölgenin en eski kavimlerinden PARTLARIN Türklükleri de tartışılan bir konudur.

Asırlar öncesi durum bu olduğu gibi 14'üncü aşıra gelindiğinde bölgeyi gezen bütün Batılı seyyahlar, elçiler Doğu Anadolu'yu Türkomania -Türk ili- olarak tanımlamışlardır. Ünlü İtalyan gezgin Marco Polo bunlardan biridir. Daha sonraları da Doğu Anadolu'ya Türk ili denmeye devam etmiştir. Klavio, J. Barbaro bu tanımı kullananlardandır. 17'nci 18'inci yüzyıllarda bile Batılılarca yayınlanan coğrafya eserlerinde Doğu Anadolu Türkomania -Türk İli- olarak geçer. J. Grasset et Sauveur, W. Gutrihe'nin eserlerinde, Neuste Reisebescreibung'da tanım aynıdır. 17. yüzyılda Bingöl'ü gezen Evliya Çelebi buradaki Türkmen aşiretleri saysak bir kitap olur demiştir.
Bölge asırlarca süren Türk yerleşiminin yanısıra pek çok yabancı istila görmüş, Sasani ve Arapların egemenliğine de girmiştir.

Charmoy'un Şerefname çevirisine yazdığı önsözde söz konusu kavimlerin tarih sahnesinden silindiği dönemden bu yana bölgeye yerleşmiş ya da egemen olmuş şu devletler sayılmaktadır:

Ahameni'lere bağlı Ermeni Haykan Hanedanı, Büyük İskender, Ermeni Arsakileri; Antoniüla Kleopatra'nm oğlu Aleksandrados; kah Partlara kah Romalılara tabi olan Arsakiler; Ardeşir ve Şapur Sasanileri; Galerius'tan Joviarıus'a kadar Romalılar; yine Sasaniler; Bizans İmparatoru Thedosius; Sasanilere tabi Ermeni Ar-sakiler, yeniden Bizanslılar; ilk Arap fetihleri; Araplara tabi Ermeni Artzruni prensleri; Mervaniler; Ahlat, Diyarbakır, Erzurum'da Şaharmenler sülalesi; Ani'de Şeddadiler; 11. yy.'da Selçuklular, Bizans; kısmen Moğollar-Hulagu; Timur; 15. yy. Akkoyunlular, Ka-rakoyunlular ve 16. yy. Osmanlılar.

Böylesine sık işgal görmüş, böylesine çok kavmin gelip geçtiği bir bölgede herhangi bir ırkın "saflığından" ve "özgün" bir uygarlıktan söz etmek mümkün değildir.

ANCAK KÖKENE İNİLDİĞİNDE ÇOK AÇIKTIR Ki BUGÜNKÜ KÜRT TABAKASININ OLUŞMASINDA BASKIN UNSUR TÜRKLÜKTÜR. KÜRTLÜĞÜN HAMURU TÜRKLÜKLE YOĞURULMUŞTUR. KÜRTÇENİN TAHLİLİ VE FOLKLOR ARAŞTIRMALARININ ORTAYA KOYDUĞU GERÇEK DE BUDUR. İLAVETEN, 16'NCI ASIRDAN BU YANA 1400 YILDIR TÜRK VE KÜRT ORTA ASYA ve ANADOLU'DA BİR ARADA YAŞAMAKTADIR.

Hint Avrupa ve Ari Irk

Ari ırk teoride bugün Hint-Avrupa dillerini konuşan toplulukların ortak niteliği olarak kullanılmaktadır. Buna Avrupa'nın büyük çoğunluğu, İran, Hindistan dahildir.

Arilik tamamen "varsayıma" dayanan sanal bir kavramdır. Genel bir kabul olmayıp tartışmalı bir savdır.
Kürtçe de Hint-Avrupa dili kabul edilmekte ve Kürtler Aridir, denilmektedir.

Nitikin'e göre Kürtçe'nin bir Hint Avrupa dili olduğu da tartışmalı olup değişmez mutlak bir kabul değildir.
Gürdal AKSOY'a göre Ari, Aryan teriminin Avrupa burjuvazisinin bir ürünü olduğu su götürmez bir gerçektir.

Ancak Maurice Duvarger daha da ileri gider ve tezi saçmalık olarak niteler, şöyle ki;
"Adı var kendi yok bir dille tanımlanan; bu adıvar, kendi yok halk topluluğunu, birçok "sözde" bilginler bir yere yerleştirmeye çalıştılar. Vardıkları sonuçların birbirini tutmazlığı, bunların saçmalığını da açıkça ortaya koymaktadır."

Ve Duvarger birçok bilim adamının Hint-Avrupa topluluğunun ilk ortaya çıktığını savundukları Hint'ten, K. Afrika'ya Macaristan'dan Baltığa kadar 8 farklı bölge saymalarına tutarsızlık örneği olarak işaret eder.

Özellikle Kürtçü araştırmacılar Önasyada yaşamış birçok kavmi de dilleri hakkında bugün en ufak bir ipucu bulunmamasına rağmen Ari olarak tanımlarlar. Oysa sanal dahi olsa Hint-Avrupalı, dolayısıyle Ari olmanın ilk ölçütü dildir.

Ayrıca toplumların "dili" süreç içinde değişebilir. Öz be öz Türk olan Urfa Karakeçilileri bugün anadillerini unutmuşlardır ve Kürtçe konuşmaktadırlar. Dolayısiyle "dil grubu" ile "ırk grubunu" karıştırmamak gerekir. Dil temeline dayalı "Ari ırk" tanımı yanıltıcıdır.

Kürtlerin Antropolojik Nitelikleri

Kürtlerin homojen bir unsur olup olmadıklarını tesbit bakımından antropolojik sınıflandırılma konusunda da çalışmalar yapılmıştır. Birçok bilim adamınca gerçekleştirilen araştırmaların yeterli bir özeti B. Nikbin in Kürtler adlı eserinde mevcuttur.

Nikitin'in kitabının "Antropolojik Kanıtlar" bölümü şu tespitle başlamaktadır:

"Tarih ve dilbilim alanında yaptığımız bu gezi henüz birçok noktayı karanlıkta bırakıyor ve Kürtlerin kökenleri üzerinde 'ANCAK BAZI VARSAYIMLAR' öne sürmemize imkan veriyorsa, ANTROPOLOJİ de bize bu konuda fazla yardımcı olmayacaktır."

Nikitin; Kürtler konusunda araştırmalar yapmak üzere Rusların Urmiye'de konsolos olarak görevlendirdikleri bir diplomattır. Görevinin mahiyeti konuya yaklaşımını etkilemiştir. Ayrıca bir kürdofil (Kürt hayranı) olarak da kabul edilir.

Nikitin'in bildirdiğine göre Stalze'nin fotoğraflarını çektiği doğu Kürtlerinin hepsi, bölgedeki İran halkıyla tam bir benzerlik taşıyan esmer ve son derece brakisefal tiplerdir. Van Luschan'ın Nemrut ve Zemcenli yöresinde antropolojik yönden titizlikle incelediği batı Kürtleri ise büyük oranda 'sarışın' ve 'dolikosefal'dirler.

Luschan sonuç olarak bazı bölgelerde esmer ve brakisefal unsurların ortaya çıkmasını Türklerle, Ermenilerle ya da İranlılarla kaynaşmaya bağlar. Millingen Türkiye ile İran'ın kuzey sınırlarında Kürt tiplerinin çeşitlilik gösterdiğine işaret eder ve "Her ne kadar kara gözlü kara saçlı tipler hakimse de; sarı ve kestane rengi saçlar, mavi gözlü tiplere de rastlanır." der.

Yine Van Luschan sarışın ve dolikosefal Kürtleri Cermen olarak nitelemezse de bunların Avrupa'nın kuzeyinden geldiklerini varsayar. Bu iddiasına gerekçe olarak "Kuzey Avrupa dışında hiçbir yerde şimdiye kadar, mavi gözlü, sarışın dolikosefal kaynağın tesbit edilmediğini" gösterir,

A. Başmakof'un belirttiğine göre, bu sarışın ve mavi gözlü "nordik" tipin Önasyaya geldiği zaman dilinin Kürtçe olmaması ve Kürtçe'nin ona, kendisini boyunduruk altına alan İrani unsurlarla temasa gelmesi sonucu zorla kabul ettirilmiş olması mümkündür,

A. Başmakov'a göre sorun 'ınuhtemelen' dolikasefal olan ve 'belki' de Kürdün en eski halini meydana getiren 'Kimmer' probleminin temel noktaları tesbit edildiği gün açıklığa kavuşabilecektir. (Kimmerler Sibir-Kafkas'dan 8. y.y. gelip güneydoğuyu işgal etmiş bir kavimdir. Bunların Türklüğü konusunda Prof. Aydın Taner'in tez çalışması mevcuttur. (T.Ö.)

E. Soane'nin tesbitleri daha ilginçtir; "...Aralarında birçok mavi gözlü sarışın insan vardır. (Doğu Kürtleri) Bu tipteki Kürt çocuğu İngiliz çocukları arasına bırakılsa onlardan ayırdedilemez, beyaz tenlidir... Dalga dalga akan açık renk saçlar, sarkık uzun bıyıklar ve açık bir ten... sadece yüz ölçüt alınsa ve dillerinde bulunan başka kanıt da hesaba katılmasa bile bütün bunlar ANGLASAKSON'LA KÜRDÜN,AYNI KÖKENDEN OLDUĞUNU YETERİNCE KANITLAR."

Buna karşın Nikitin Kürdü; Sami (Arap vs.) saymaya neden olabilecek ayrı bir gözleme de yer verir; "Kaide'nin çok eski kralı Ur Nına'nın profili ile yukarı Mezopotamya'daki Buruki Kürdünün profilini karşılaştırmalı olarak yayımlanmış bulunan Dr. Hamy bu hususu çok belirgin bir şekilde kanıtlanmıştır"

Buraya kadar gözlem, tesbit ve savların özetlediğimiz bilimadamlarının verdikleri bilgilerin ne denli çelişkili ve farklı olduğu; Kürtlerin brakisefal mi dolikesafal mi, sarışın nordik mi yoksa esmer Ön Asyalı mı oldukları konusunda tam bir karmaşa ve kaosun söz konusu olduğu açıkça görülmektedir.
Nikitin kendi nihai görüşünü "saptayabileceğimiz tek şey, Kürt etnik tipinin ÇOK KARIŞIK bir karakterde oluşudur." diye özetler ve Urmiye 'de kaldığı üç yıl içinde çok sayıda Kürt görmek fırsatını bulduğunu ifadeyle "Mark Sykes'in Halifenin Mirası eserinde bulunan; Milli Kürtlerinin (Arap tipi), Girdi Kürtlerin (Merkzi tipi), şamdinan Kürtlerinin (Neşteri ve Hakkari tipleri) fotoğraflarını, ya da Lynch'ın eserinde 109. şekil (Türkmen tipi)ne 114. şekil (çok belirgin bir tip) olarak verdiği Kuzey Kürt'leri tiplerini karşılaştırırsak 'Kürt' tipi için ortak bir formül bulma düşüncesinin bir HAYAL olduğunu kolayca söyleyebiliriz." değerlendirmesine tamamiyle katıldığını belertir.

Ve konuyu şöyle bağlar "DEMEK Kİ KÜRTLERİN KÖKENİ ÇOK TARTIŞMALI BİR SORUNDUR... "

Bu açık tesbitler karşısında, sayısız kavimlere yurt olmuş ve sayısız işgaller görmüş bir bölgede yaşayan bir topluluğun hiçbir veri ve kanıta dayanılmaksızın nasıl olup ta tek bir kökene bağlanmak istendiği ve hele bu toplumun 5000 yıldır öz benliğini ve saflığını koruduğu yolundaki önyargılar herhalde sorgulanmalıdır.

Kürt tipiyle ilgili antropolojik kanıtları tamamlanmak üzere Kürt Dili ve Söylenceleri isimli kitabından Gürdal Aksoy'un tesbitlerini aktarmakta da yarar vardır.

"Kürtler kimdir? Tarih sahnesinde ne zaman yer aldılar? Konuştukları dil, hangi dil grubuna girer? Bu ve benzeri sorular bilinç ufkumun bir köşesinde sürekli yer almıştır. Gerek yazılı belgelerin az oluşu, gerek Doğu ve Güneydoğu Anadolu da denilen bölgede, arkeolojik kazıların sınırlı tutulması, bu soruları daha keskinleştirmekte.
DOĞAL OLARAK, KONUNU BULANIKLIĞI BİRAZ DA TARİHÇİLİK OYUNUNU SEVEN KİMİ YAZARLARIN SEMERELERİNDEN KAYNAKLANIYOR. Tüm bunlara bir de geniş boyutlu araştırmaların yokluğu eklenince, işin içinden çıkmak büsbütün güçleşiyor."

Ulusun ırk birliğinden çok kültür birliği gerçeğine dayandığını vurgulayan Aksoy, Ari ırk kavramını irdeler ve sonra Ripley'in Asyatik Türkiye'de oturan Kürtlerin, gerek linguistik gerekse fiziki bakımından İranlı (ya da İrani) olduklarını diğer yandan ve Kürtlerin doğal olarak 'dolichocephic' olduklarını belirttiğini aktarır.

Bilimadamları ve araştırmacıların bir kavram olarak, sık kullandıkları "İrani" ya da "İranlı" kelimeleri bugün anlaşıldığı gibi bir ulusu tanımlamazlar. İran aynen Anadolu tabiri gibi birçok ulusa yurtluk etmiş geniş bir geçiş alanı olan coğrafyanın ismidir. Dolayısiyle "İrani" ya da "İranlı" tanımlarını bu çerçevede anlamak gerekir. Bu konuda yanlış bir yorum yanılgılara yol açar. (T. O.)

G. Aksoy; E. Soane'nin görüşünü Nikitin'in alıntısından biraz farklı aktardıktan sonra Haddan'dan "Batılı Kürtler, dolikasefaldır. Yarısından çoğu mavi gözlü, sarışındır; ancak Türk ve Ermeni karışımının artmasıyla birlikte, başlar kısalmış ve genişlemiş, saç ve gözler de siy aklaşmıştır; Doğulu Kürtlerde ise yuvarlak başlı, siyah saçlı ve daha çok çirkin olanlar, daha yüksek oranda görülür. Kürtlerin, dağlı olmuş Prota-Nordik is tep halkından olduğu görüşüne itibar edilebilir" alıntısını verir,

Bu tesbit de Kürt tipinin karışık olduğunun kanıtıdır.
Bu durumda Soane'nin Anglasakson ve Haddan'ın proto-nordik tip olarak tanımladığı Kürtler Asyalı Medler olabilir mi? Yoksa Medler İranlı olmayıp Kuzey Avrupa'dan mı gelmişler? Oysa Medlerin anayurdu bellidir (Asya). O halde Kürtleri Medlere bağlayan varsayımın geçerliliğindir! Luschan'a göre sarışın nordik tipin tek kaynağı kuzey Avrupadır.

Medlerin köken olarak güney Sibir-Hazar yörelerinden Önasya'ya indikleri ve Asya'lı oldukları kesin olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Bu gerçek karşısında yukarıdaki sorular elbette geçersizdir.

Bu örnek Kürtleri hem Nordik, Anglaskson hem de "günümüzün Medleridir." diye tanımlayan Soane gibi ünlü bir araştırmacının dahi ne denli yanılgı ve çelişkiler içinde olduğunu göstermek bakımından önemlidir.

Doç. Yalçın Küçük'te Kürtler Üzerine Tezler adlı kitabında gerçeği özetleyerek "Tipleri ise değişiktir. Bir 'Kürt' tipinden söz etmek kolay görünmüyor; yaşadıkları yöreye ve kaynaştıkları diğer ırklara göre Kürt tipleri birbirinden ayrılıyor." tespitini yapar.

Kürt Dili

Dil, bir toplumun etnik kökeninin en önemli göstergelerinden biridir. Bu temelde, Kürtçe yapı ve kelime olarak incelendiğinde görülmektedir ki, bu dil Türkçe, Farsça(İran) ve daha az olarak Arapça'nın karışımıdır. Bu da Kürt kimliğinin oluşumunda bu üç unsurun ağırlığı olduğunu göstermektedir.

Rusya'nın Erzurum konsolosluğunu yapmış olan Auguste Jaba, o dönemin bütün Rus konsolosları gibi Kürtler üzerinde araştırmalarda bulunmuş ve 1860 yılında Kürtçe derlemelerini yayınlamıştır. Daha sonra St. Petersburg Bilimler Akademisi'nin isteği üzerine, F, Justi tarafından, bu kitap esas alınarak, 8378 kelimeden oluşan bir Kürtçe sözlük oluşturulmuştur. Bu sözlük, 145 yıl öncesinin, bugünden çok daha saf Kürtçe'sini temsil etmektedir.
V. Minorsky gibi önde gelen Kürdologlar bu sözlükteki kelimeleri menşe (aidiyet) itibariyle tasnif etmişler ve ortaya aşağıdaki tablo çıkmıştır.

3080 kelime Türkçe
2230 kelime Farsça (1200'ü Zend lehçesi)
370 kelime Pehlevi Lehçesi (Farsça)
2000 kelime Arapça
220 kelime Ermenice
108 kelime Keldanice
60 kelime Çerkesçe
20 kelime Gürcüce
300 kelime menşei belli olmayan

Bir toplumun etnik oluşumunu en iyi açıklayan kaynaklardan biri dilidir. Yukarıdaki tablo açıkça göstermektedirki, Kürt etnik kimliğinin oluşumunda öncelikle unsurlar, sırasıyla Türkler, İranlılar ve Araplardır. Ancak; Arapça, Kürtçe'ye büyük ölçüde din ve Osmanlıca yoluyla girmiştir. Dolayısıyla Kürt kimliğinin oluşumunda baskın unsurlar Türkler ve İranlılardır.

Ahmet Buran'ın Doğu Anadolu Ağızlarının Kelime Hazinesi (BTTD) araştırmasında Kürtçe'de var olan 2500-3000 dolayındaki Farsça, Arapça kelimenin % 80'inin Osmanlı Türkçesi, % 40-50'sinin de bugünkü Türkçe olduğu tesbit edilmiştir.
Alman De Groot 1300 yıl önce kullanılan Göktürk Türkçesine ait 532 kelimenin BUGÜNKÜ Kürtçe'de halen kullanıldığını tesbit etmiştir. İlgili bölümde örnekleri verilecektir.

(Türklük-Kürtlük)

Türkçe, Farsça ve Arapça'nın Kürtçe üzerindeki etkilerini bir "Kültür alışverişi" olarak açıklamak mümkün değildir. Toplumların okur yazar olmadıkları, radyo, televizyon, basın, kitap, dergi gibi iletişim araçlarının hayal bile edilemiyeceği, hayvanların ve kağnıların dışında ulaşım araçlarının bulunmadığı bir dönemde bugünkü Kürtçe yapısında bir dilin oluşumunu, toplulukların bire bir ilişki içinde oldukları birliktelik dışında açıklamak mümkün değildir. Dolayısiyle Kürt dili toplumsal bir kaynaşmanın ürünüdür.

Ancak, Kürtçe, Türkçe, Farsça ya da Arapça'nın bir lehçesi olmayıp, özgün bir dildir. Ancak Kürtçe, oturmuş, yapısal özellikleri düzenli, temel kuralları lehçeleri kapsayan bütünlük içinde bir dil değildir. Dahası, Kürtçe'nin üç ana lehçesi olan Sorani, Gorani ve Kırmançca'nm da kendi içlerinde tutarsızlıklara yol açan ciddi sorunları mevcuttur.

Ayrıca, Kürtçe çağdaş anlamda bir kültür dili de değildir.
Ülkemizde yaygın olan Kırmançca'dır (% 95). Ancak Kırmançca konuşan toplulukların dahi iletişimde bazı güçlükler söz konusudur.

Örneğin Haymana Kürtleri, yakınlarındaki Bala, Cihanbeyli, Kulu Kürtleriyle anlaşamazlar. Diyarbakırlı bir Kürtle Hakkarili bir Kürtün anlaşması güçtür. Adıyaman, Malatya, Maraş, Çorum Kürtçesi Batman Kürtçesinden farklıdır.

Zazaca, bazılarının sandığı ya da maksatlı olarak yaydığı gibi Kürtçe'nin bir lehçesi değildir. Bu husus, konunun dünyaca tanınmış uzmanları olan Prof. V. Minorsky, Prof. Haddank, Prof David Mac Kenzie, İngmar Sauberg, Terry L. Todd, Prof.Dr. Gouchie Kojima gibi otoritelerce kanıtlanmıştır. W. B. Lockwood, T.M. Jhonstone da Zazacayı özgün bir dil olarak görürler. Kısacası, dünyadaki ciddi bilim çevreleri Zazaca'yı Kürtçe'nin bir lehçesi olarak kabul etmez.
Ancak, ne yazık ki, bu gerçeğe rağmen yıllardır T.C. Devleti'nin resmi yayın organı TRT Zazaca'yı Kürtçe'nin bir lehçesi olarak takdim etmekte, Devlet, 2004 AB İlerleme Raporu'nda olduğu gibi Zaza'canın Kürtçe'nin bir lehçesi olarak tanımlamasına sessiz kalmaktadır.

Bu tutum, adeta, Zazaları Kürtleştirerek, Türkiye karşıtı Kürtçü cepheyi genişletmeyi hedefleyen bölücülerin işini kolaylaştırmaktadır.
Bugün konuşulan Kürtçenin kökeni konusunda birbirinden çok farklı birçok görüş ileri sürülmüştür. Kürtlerin başlangıçta Kaidece, Arapça konuştukları yolundaki savlar ciddi araştırma ve bilimsel verilere dayanmaması nedeniyle geçerlilik kazanmamıştır.

Zerdüşt'ün bir Med olduğunu ve Avesta'yı Zerdüşt'ün yazdığım varsayan kimi araştırmacılar Kürtçe ile Avesta arasında dolaylı bir bağlantı kurmaya çalışarak Kürtçe'nin kökeninin Medce olduğunu "varsaymışlarsa" da fazla taraftar bulamamışlardır. Bölgede M.Ö. 7-6 yy.'da hüküm süren Medlerden geriye birkaç kral isminden başka bir şey kalmadığı gibi, Zerdüşt'ün doğum yeri, yılı, yaşadığı dönem, Avesta'yı kendisinin yazıp yazmadığı ve Avesta'nın yazıldığı tarihler de çok tartışmalıdır. Avesta'nın dili ile karşılaştırılabilecek Med dili de ortada yoktur.

Antropolojik verilere göre Kürtlerin aslen sarışın, mavi gözlü, dolikasefal Kuzey Avrupalı Nordik bir tip olduğunu savunanlar ise Kürtlerin asli dillerinin İrani olmaması gerektiğini öne sürmüşlerdir.
Dil konusu da çok karışık bir soruna dönüşmüştür.

Kürtçe'nin Türkçe'nin bir lehçesi olduğunu savunan pek çok araştırmacı ise tezlerini şu tespitlere dayandırır:

1. Kürtlerin ataları Turani bir Türk kavmi olan Sakalar'dır(İskitler).
2. Kürtçe'de cümle yapısı öğeler itibariyle aynı Türkçe'de olduğu gibi özne+tümleç+fiil şeklindedir.
3. Kürtçe'deki bazı morfolojik özellikler Türkçe'deki gibidir.
4. Kürtçe'de bugün dahi pek kullanılmayan pek çok öz Türkçe kelime mevcuttur.
5. Kaşgarlı Mahmud'un Divanı Lugat-ıt Türk adlı eserindeki Oğuz dilinin pek çok fonolojik özelliği Kürtçe'de de mevcuttur. (5 temel özellik saydır)
6. Alman De Groot'un tesbit ettiğine göre Göktürk Kitabelerinde geçen 532 öz Türkçe kelime bugünkü Türkçe'de olmamasına karşın bugünkü Kürtçe'de yaşamaktadırlar.

1300 yıl önceki Göktürk, Uygur Türkçesinde var olup ta BUGÜNKÜ Kürtçe'de kullanılan kelimelerden örnekler aşağıdadır.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE'NİN ETNİK YAPISI
Yazar: Ali Tayyar Önder
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KÜRTLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:58

Göktürk, UygurTürkçesiBugünkü KürtçeAnlamı
APAAPOAmca
BUGEBUG(E)Gelin
KAKA/KOBüyük, baba
EĞİÇGEÇ, GACIKKız çocuk
KUTAYKUTNİParlak ipek kumaş
MINMIBen
BAGABAKKurbağa
KON/GOKON/YOMKonak yeri
KENTGUND/GENDŞehir, köy


Ayrıca bir kanıt olarak St. Petersburg akademisinci yayınlanan 8378 kelimeli Kürtçe sözlükte 3080 halis Türkçe kelimeye dikkat çekilerek mahalli Kürtçe'nin 300 kelimeden ibaret olduğu belirtilir. Kürtçe'de kelime kökeni olarak Türkçe'nin etkinliği ve Oğuz Türkçe'sinin yapısal izleri tezlerine kanıt olarak ileri sürülür.

Türkçe'nin Kürtçe'yi yapısal olarak da etkilediği kabul edilen bir husustur. Bu yapısal etki Kürtçe'nin Türkçe'nin bir lehçesi olup olmadığını tartışma konusu yapacak kadar güçlüdür.

Ancak kanıt olarak ileri sürülen veriler Kürtçe'nin Türkçe'nin bir lehçesi olduğunu kanıtlamak için yeterli değildir. Bugünkü Kürtçe "karışım" da olsa özgün bir dildir.

KÜRTÇE'DEKİ TÜRKÇE ÖĞELER KÜRTLERİN ASLİ KÖKENİNİN TÜRK OLDUĞUNUN, TÜRK-KÜRT KAYNAŞMASININ BİR GÖSTERGESİ OLARAK ÇOK ÖNEMLİDİR.
Türk-Kürt kaynaşmasının açık belgeleri niteliğinde olan Kürt dilindeki Türkçe öğeler ve izler Kürt ve Kürdofil araştırmacıların maksatlı olarak göz ardı ettikleri önemli bir husustur.

Kürtçe'nin temel yapısı genel olarak Farsça'ya benzer. Ayrıca Oğuz Türkçesinin etkisini taşır. Kelimeler ise ağırlıklı olarak Türkçe, Farsça ve daha az oranda Arapçadır. Kürtçe sayılabilecek kelimeler çok sınırlıdır. KÜRT DİLİ, BU TOPLUMUN TÜRK, İRAN VE KISMEN ARAP HALKLARININ VE YERLİLERİN KAYNAŞMASIYLA OLUŞTUĞUNU BELGELEYEN ÖNEMLİ BİR DELİLDİR.

Orta Doğu'da Kürtlerin yoğun olduğu bölge 300 yıl İran Sasanilerinin egemenliğinde kalmıştır. 637 de başlayan Arap işgalleri ve kolonizasyonu etkinliği ise 11. y.y. da Selçukluların gelmesine kadar devam etmiştir. Selçuklular bölgede yerleşik bir düzene bağlı çok sayıda beylikle yeni bir egemenlik tarzı oluşturmuşlar, bu dönem Osmanlılar'ın. kuruluşu olan 1299 yılma dek sürmüştür. Akkoyunlu ve Karakoyunlular'ın bölgedeki hakimiyeti ise 16. y.y.'a kadar devam etmiştir. Sasaniler'le başlayıp, Araplar, Selçuklular'la devam eden Akkoyunlu ve Karakoyunlu' ların tarih sahnesinden çekilmesiyle sona eren süreç 1300 yılı aşmaktadır.

BU SÜREÇ İRANLI, TÜRK, ARAP, KÜRT TOPLULUKLARININ BİRBİRLERİNE KÜLTÜREL MİRASLAR DEVRETTİKLERİ, BİR ÖNCEKİLERLE BİR SONRAKİLERİN BİR ARADA YAŞADIKLARI BİR TOPLUMSAL KAYNAŞMA VE KÜLTÜREL OLUŞUM DÖNEMİDİR.

Bu kaynaşma ve oluşum kaçınılmaz olarak ırki yapı kadar Kürt dilini de etkilemiştir. Bir başka ifadeyle; Kürtçe'deki Türkçe, Farsça ve kısmen Arapça unsurlar bu dilleri konuşan halklarla Kürt toplumunun yoğun kaynaşmışlığının kanıtlarıdır.

Tarihi veriler, antropolojik değerlendirmeler de Kürtçe'nin tanıklık ettiği bu toplumsal kaynaşmayı desteklemektedir.
Kürtçe'nin İrani bir dil olduğu savı 1787'de Kürtçe bir sözlük hazırlayan İtalyan Garzoni ve müteakiben misyonerlerin çalışmalarıyla başlar. Daha sonra E. Rödiger ve A. F. Pott'un Kürtçe'nin Kaidece olmadığım kamtlayarak bu dilin çağdaş Farsça ve Zend diliyle olan ilişkilerine dikkat çekmesiyle gelişir.
Bugün Batılı araştırmacıların genel kabulü Kürt dilinin lehçelerinde istikrar gösteren bir İrani dil olduğu ve bu dil ailesinin Kuzey-Batı grubuna girdiğidir.
Bu görüşleri özetleyen V. Minorsky, İslam Ansiklopedisi'ne yazdığı Kürtler maddesinde Kürtçeyi Farsça gibi batı İran dillerinden gösterir. Ancak farklılıklara da dikkat çeker.

Bu ayrılıkları:

a) Telaffuz şekli
b) Şekil ayrılıkları
c) Nahiv farkları
d) Aynı kökten sözlerin ses değişimleri
e) Kelime ayrılıkları olarak açıklar. Ancak, aynı araştırmacılar, Kürtçe'deki Türkçe öge ve etkileri görmezden gelmişlerdir.

Kürtçe'nin birçok lehçesi üzerinde durulmuş ve bu lehçeler değişik, farklı şekillerde tasnif edilmiştir.
Kürdoloji'nin babası sayılan Minorsky, Güran ve Zazalann kesinlikle Kürt olmadıklarını belirtmiş. Ve konunun uzmanları o. Mann, David Mc Kenzie, Haddank ve sonraları Prof. Kojima, Zazaca'nın Kürtçe'nin lehçeleri olmadığım bilimsel olarak ortaya koymuşlar.
Prof. Weber ve Dr. Firiç'in "Kürt dili bir dil hamuru değil, bir söz yığınıdır ve herhangi bir milletin belli başlı varlığını göstermemektedir" yolundaki görüşlerinin artık fazla geçerliliği kalmamıştır.

Anadil, etnik bir grubun kökenlerini tespitte esas alman önemli bir kaynaktır. Bu temelde bakıldığında Kürtçenin yapısal özellikler ve Kürtçe'deki yabancı kelimeler bugünkü Kürt tabakasının oluşumunda ağırlıklı olarak Türklüğün ve Farslığın (İran) ve kısmen Araplığın etkin olduğunu göster-mektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KÜRTLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:59

Kırmanç / Kurmanç

Bugün Kürt denilen topluluğun ana unsuru kendilerini Kırmanç (bazı yörelerde Kurmanç) olarak tanımlar. Kürt kelimesi genel olarak yalan dönemde yaygınlaşmıştır.

Kırmanç kelimesinin köküyle ilgili varsayımlardan birini 1938 Brüksel Doğu Bilimciler kongresine Kürtlerin Menşei isimli tebliğinde V. Minorsky dile getirmiştir. Genel bir ifadeyle Minorsky Kürtlerin kökeninin Medr Mad ve İskitlere dayandığı varsayımından hareketle; Kırmanç'ın Kürd ve Mad kelimelerinin birleşmesinden oluşan Kurd Mad ibaresinden değişerek oluşmuş olabileceğini ileri sürmüştür. Hiçbir bilimsel geçerliliği olmayan böyle gayriciddi bir savı kabul etmek mümkün değildir. Ayrıca Madların Kürtlüğü tezi bilimsel olarak geçersiz olduğu gibi o dönemde 'kurd' diye bir kavram ve kelime de mevcut değildir.

Ne böyle bir terkip ne de bu terkibin "Kırmanç"a dönüşünceye kadar geçirdiği aşamalar konusunda en ufak bir ipucu söz konusu değildir.
Birçok araştırmacının görüşünü özetleyen Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm isimli kitabın yazan Dr. Mahmut Rışvanoğlu Kırmanç kelimesini 'gürman' kelimesiyle açıklar. Gürler eski bir Türk kavmidir, men/man eki "Türk+men de" olduğu gibi Türkçedir. Sondaki 'ç' harfi ise aynı "kıskanç" kelimesinde olduğu işlevi haizdir. Dolayısıyla 'gürmanç' yazara göre Türk kavmi olan Kırmanç'ların kök ismidir. Bu sav kendi içinde Minorsky'ınn Kurdmad açıklamasından çok daha tutarlıdır. Esasen, Minorsky'nin açıklaması bütünüyle tutarsızdır.

Esasen, Kurmanç kelimesinin kökü olan Kurman'ın Türkçe olduğundan şüphe yoktur. Kaşgarlı Mahmut'un Divan-ı Lügat-it Türk isimli eserinde bu kelimenin Oğuz ve Kıpçak lehçelerinde "gedelgeç, yay konan kap, yaylık" anlamına geldiği yazılıdır, Ayrıca, Kurman büyük bir Türk boyunun adıdır. Kazak-Kırgız-ların Cappas ve Maskar kabilelerinde birer boyun adı da Kurman'dır Tatar Türklerinde KURMAN şahıs ismidir.
Sonuç olarak, Kırmanç/Kurmanç kelimesi Türkçe'dir. Kürtlerin yakın bir geçmişe kadar kendilerini Kırmanç/Kurmanç olarak tanımlamaları kökenlerinin Türklükle ilişkisinin bir kanıtıdır.

Ekrad

Arap tarihçisi Mesudi, 10. yüzyılda Kürt kavimleri, Kürdün çoğulu olan bir kelimeyle 'ekrad' olarak tanımlamıştır. Daha sonraki araştırmalar göstermiştir ki Araplar ekrad kelimesini esas itibariyle "konar göçer" topluluklar için kullanmışlardır.

Osmanlılar da ekrad tanımlamasını "konar göçer" aşiretler için kullanmışlardır. Yavuz Sultan Selim zamanında tutulmaya başlanan tahrir defterlerinde ekrad tabiri Türk olduğu kesin olan birçok konar göçer Türk aşireti için kullanılmıştır. Sadece birkaç örnek olmak üzere konar göçer Kılıçlı, Döğer, Avşar, İğirmidörtlü aşiretleri sayılabilir.

İranlılar, Araplar da ekrad kelimesini aynı anlamda kullanmışlardır.
Söz konusu aşiretlerin bulunduğu yörelerde tahrir defterlerinde çoğunlukla öz Türkçe isimler ve yöre adları tesbit edilmiştir.
Aynı tabir "Kürt" olarak bilinen göçer aşiretler için de kullanılmıştır.

Tapu Tahrir Defterleri ilk defa Kürt bölgesinin Yavuz Sultan Selim zamanında 1514'te Osmanlı'ya bağlanmasından hemen sonra yapılmıştır. Henüz bir Osmanlı karışımı söz konusu değildir ve yerel etnik durum hakkında doğru bilgiler içermektedir. Bölgenin nüfusunu, ırki özelliklerini, şahıs, aşiret adlarını, vergi durumunu ayrıntılı olarak belirtmektedirler.

Tahrir Defterleri incelendiğinde açık seçik görülmektedir ki Kürtlük ve Türklük içiçe kaynaşmış durumdadır.
Aşağıda Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız, Prof. Dr. M. Fahrittin Kırzıoğlu, Prof. Dr. Mehmet Eröz, Prof. Dr. Bayram Kodaman, Prof. Dr. Abdülhaluk Çay tarafmdan yazılmış Türk Milli Bütünlüğü içerisinde Doğu Anadolu isimli eserde KÜRT BİLİNEN YERLERDE Tapu Tahrir Defterlerinden aktarılan bilgiler bu kaynaşmanm ve Kürt bilinen birçok topluluğun aslında Türk olduklarının kanıtıdır.

O zaman birçok ilin bağlı olduğu Diyarbakır Eyaleti Mufassal Tahrir Defterindeki vergi mükelleflerinin isimleri şunlardır:

Kığı Sancağı, Şadıllu Cemaati, Çavlu Köyü

1) Ağa,
2) Allahkulu,
3) Başlamış,
4) Alman,
5) Budak,
6) Bahadur,
7) Bayram,
8) Göçbek,
9) Hüdaverdi,
10) Kaya,
11) Karaca Ömer,
12) Kava Ali,
13) Kara Hacı,
14) Keçilü,
15) Kılıç,
16) Korkmaz,
17) Kulu,
18) Kurt,
19) Şeyh Ali Türkmen,
20) Turalı,
21) Tutu,
22) Yağmur.

Desim (Dersim/Tunceli) Desimlü Cemaati:

1) Alpı,
2) Bayram,
3) Budak,
4) Dengiz (Deniz),
5) Durak,
6) Gemrek,
7) Göçbek,
8) Khanibaba,
9) Kılıç,
10) Korkmaz,
11) Kutlu Buğa,
12) Manılu,
13) Melik Kuş,
14) Menteş,
15) Ulaş .

Bu bilgiler bugün pek çok Türk boyunun zaman içinde kürtleştiklerinin olduğu kadar, Türk Kürt kaynaşmasının da tartışılmaz açıklıktaki kanıtlarıdır.

Kürt Kelimesinin Kökeni ve Anlamı

Kürt kelimesinin kökeni ve anlamı pek çok kavmi ve milleti kapsayacak şekilde birçok tarihçi ve filolog tarafından araştırılmıştır. Bugünkü yazılışı ve okunuşu ile K.ü.r.t kelimesine yalnızca Türk kaynaklarında rastlanmıştır.

Birçok tarih öncesi kavimlerin ve bugünkü ulusların dilleri taranmış, ancak, Kürt kelimesiyle, bu kelimeyi çağrıştıran bazı kelimeler arasında etimolojik ve anlam bağlantısı kurma çabaları hiçbir sonuç vermemiştir.

Asurlulardan kalan bir tablette bugün 'Kurhi' (Qurtie) okunduğu sanılan bir kavim adına rastlanmış ancak anlamı ve mahiyeti çözümlenememiştir. Kaldı ki bu kelimenin "Kur-hi" şeklinde okunduğu da kesin değildir.

Zagros'un batısında yaşayan Cyrtü ve Gürcülerin ataları olan K'art kelimeleri de meseleye açıklık getirmemiştir. K'art tamamen Gürcülerin de dahil olduğu toplumlarla ilgili bir kelimedir.

Güneydoğuda M.Ö. 4. yy'da yaşamış olan Kurdukların üzerinde çok durulmuş, varsayımlar üretilmiş ancak batılı bilim adamları Nöltke, Hartmann, Weissbaclı; Karduk ve Kürt kelimelerinin ortak bir noktalarının bulunmadığını kanıtlamışlardır. Kardu kelimesi Türkçe'dir ve Kaşgarlı Mahmut'un Divan-ı Lugat-it Türk'te "fındık büyüklüğünde buz" olarak tanımlanır. Orta Asya'da Kardu isimli Türk kentler mevcuttur.

Daha sonraki bulgular Kardu Saka/İskit bağlantısını güçlendirmiştir. Sakalar içlerinde Türk unsurun egemen olduğu bir Asya kavmidir.
Kürtlerin isim babası, yanlış olarak 10. y.y. da yaşamış olan Mesudi bilinir, Kürdistan kelimesini ilk kullanan ise (sadece Cıbal civarı için) Selçuklu Sultanı Sancar'dır.

Ancak 'Kürt' kelimesinin bugünkü şekliyle kullanıldığı ilk tarihi belge Yenisey'deki 'Elegeş' anıttaşıdır. Bu mezar taşında özgün bir Göktürk yazısı ve Göktürkçe olarak "MEN (ben) KÜRT EL-KANI (han) ALP-URUNGU ALTUNLUĞ KEŞİĞİM BANTIM BELDE, ELİM TOKUZ KIRK YAŞIM" denilmektedir. Kürtlükle ilgili en önemli, açık, kesin ve eski tarihi belgedir. Yenisey, Orhun Kitabelerine yalan ve Göktürklere uzun süre yurt olmuş bir bölgedir.

Yenisey anıtları Orhun Kitabelerinden de eskidir. (732 öncesi) Yukarıdaki örneğin ve pek çok araştırmacının belgelediği üzere "Kürt", bir Türk "boyudur." Macar bilimadamları Macaristan'da yaşamış Türk-Kürt boylarına örnekler gösterirler. Tesbit ettikleri 10 yerleşim birimi (köy) mevcuttur.
830 yılma ait Bizans belgelerinde de Kürtler bir Türk boyu olarak tanımlanmışlardır.

1641'de Secerei Terakime (Türklerin Seceresi)yi yazmış olan Ebulgazi Bahadır Han Ensari Türkmenleri'nin Khizır Eli oymakları içinde bir Kürt boyunu da anar. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Bu belgeler Kürt'lerin asli kökenlerinin Türk olduğunun açık kanıtlarıdır.
KÜRT KELİMESİNİN AÇIK ANLAM İFADE ETTİĞİ TEK DİL TÜRKÇEDİR.
Kaşgarlı Mahmud'un Divan-ı Lugat-it Türk adlı eserinde Kürt kelimesinin anlamı, "dallarından yay kamçı, değnek gibi dayanıklı nesneler yapılan kayın ağacı"dır.

Aynı eserde Kürt, sert ses ifade eder:

"At arpayı kürt kürt yedi" gibi. Kıpçak Türkçesinde ise 'ayva' anlamındadır.
Macar bilim adamları ve diğer araştırmacılar "Kürt"ün Türkçe'de "yatık, sertleşmiş kar, kar yığını" anlamına da geldiğini kanıtlamışlardır.
Kazak Türkçe'sinde 'Kürt' kaim kar yığını, 'Kürtük' yeni yağmış kar, Kürt Şor Türkçesinde 'çığ', Tarançiler'de Kürt yeni yağmış kar; Kazan Tatarcasında 'Kört', kar yığını, Çuvaşça'da Kürt kar saçağı akıntısı, Uygurca'da 'Körtük' kar denizi; Teleütler'de 'körtük', kar yığını; Soyanlarda 'Körtük', kar yığını; Kara-kırgızlar'da 'Körtük' veya 'Kürtkü', kar yığını; Yakutla/da 'Kür-çük' kar yığını anlamına gelmektedir. Hatta Fin asıllı Çeramis-lerde de Kürt aynı anlamdadır.

Bugün de Anadolu'da "Kürtük" kar yığını anlamında yaygın şekilde kullanılmaktadır, damı "kürümek" karları süpürmek anlamına gelmektedir.
Kürtlerin yaşadıkları bölgelerin yüksek, dağlık, sarp olduğuna birçok tarihçi dikkat çekmiştir. Bunun Kürt'ün Türkçe'deki anlamıyla ilişkisi olup olmadığı üzerinde durulması gereken bir konudur. Kürt adının bu topluluğa yaşadıkları coğrafyanın özelliklerinden dolayı Türkler tarafmdan verilmiş bir boy ismi olması güçlü bir ihtimaldir.

Kürdistan

12. yüzyıla gelinceye kadar Türkiye, İran, Irak, Suriye de dahil olmak üzere tarihte Kürdistan olarak anılmış bir bölge mevcut değildir.
Kürdistan tabirini idari bir terim olarak ilk kullanan Selçuk Sultan Sanca/dır. (1117-1157) Sancar İran'daki Hamedan şehrinin batısındaki Bahar kalesini merkez alan eyalete Kürdistan adını vermiştir. Bu eyalet Zagros (İran-Irak kuzey sınırı) dağlarının doğusunda ve batısında olmak üzere Hame-dan, Kirmanşah, Dinever, Sincar ve Şehrizor şehirlerini kapsıyordu. Bu coğrafya 13. yüzyıl kaynaklarında Cibal (İran tarafı) ve Cezire (Diyarbekir)den oluşmaktaydı. 14. yüzyılda Hamdullah Mustafa Kazvini, Nüzhet'ül Külub adlı eserinde Kürdistanı 16 kasaba olarak tanımlamıştır.

Kürtlerin kökenlerine ilişkin araştırmaların İran, Irak, Türkiye üçgeninin sınır kısımları, Zagros Dağları merkezli bir alanla sınırlamış olan batılı araştırmacılar bu dar bölge için bile Kürdistan tanımında anlaşamamışlardır.

B. Nikitin bu konudaki güçlüğü şöyle açıklamıştır:

Kürtlerin oturduğu ülkeyi tanımak istersek, Kürdistan adına dayanamayız. Çünkü Kürdistan adı zaman ve mekan içinde itibari ve değişken bir terimdir. Dolayısıyla ONA BAŞKA BİR TANIM ARAMAK GEREK.

Yukarıdaki alıntıdan da açıkça anlaşılacağı üzere, gerek Rus gerekse diğer Batı'lı araştırmacılar, Kürtlerin kökenlerini, onların anayurdundan çok uzakta, adını dahi koyamadıkları bir bölgede aramışlar, sonuçta da doğal olarak, başarısız olmuşlardır.

Oysa, Orta Asya'dan Karadeniz üstü Kuzey Batı Sibirya'ya oradan Macaristan içlerine uzanan geniş coğrafyada, Kafkasya'da, Hazar denizi çevresinde, aynen Avşarlar, Yakutlar, Çuvaşlar, Teleütler gibi Türkçe isimle Türk olarak var olmuş Kürtler'in kökenini aydınlatmaya yeterli tarihi bilgi ve arkeolojik veri mevcuttur.

Yenisey'de Elegeş anıt taşında Göktürk isimli, Göktürk ünvanlı Alp Urungu, Göktürkçe "Ben Kürt ilinin Hanıyım" diye seslenmekteydi. Bugün hala seslenmektedir.

Özetle:

Batı'lı araştırmacıların başarısızlığının, sonuçta hepsi geçersiz kalan çelişkili tezler üretmelerinin nedeni, Kürtler'in kökenini yanlış bir coğrafyada aramaları ve konuya bilimsel değil siyasi yaklaşmaları, aldıkları talimata uygun olarak dünyanın en zengin enerji kaynaklarına sahip Orta Doğu'da "Türklükle, İranlılıkla, Araplıkla ilgisi olmasında ne olursa olsun" zihniyetiyle, bu bölgede ülkelerinin çıkarlarına hizmet edecek yeni bir etnik unsur yaratma gayretleridir.

Özetle, Batılı araştırmacıların, özellikle, diğer araştırmalara veri tabanı oluşturan ön araştırmacıların -ki bunlar arasında V. Minorsky, B. Nikitin, Jaba (Rusların Urmiye Erzurum konsolosları) önde gelir- konuya "devlet güdümünde" siyasi yaklaşımları tezlerini çıkmaza sürüklemiştir. Batılı devletlerin "yönlendirdikleri" bu araştırmaların tek amacı Orta Doğu'da Türk, Arap, Fars dışında çıkarlarına hizmet edecek yeni bir unsur yaratmaktı. Yaklaşımları bilimsel değil, siyasiydi.

Selahaddin Eyyubi

Birçok Kürt araştırmacı Kürtlerin tarihteki varlığını pekiştirmek için 12. yy.'da Mısır ve dolaylarında hüküm sürmüş Eyyubi devletini Kürt devleti sayarlar. 1576'da Kürtlerin ilk tarihini yazan Bitlis Emiri Şeref Han'a göre de Eyyubiler bir Kürt devletidir.
Ancak Eyyubi devletinin tarihi incelendiğinde ve Selahaddin Eyyubi'nin yakın akrabalarının isimlerine bakıldığında gerçek farklı görünmektedir. Hanedanın kökeni de Türkiye'dedir.

Türk Milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu isimli eserde konu çok yönlü olarak incelenmiştir. Bu eserde kanıtlandığı üzere Eyyubi Devletinde yerli halk Araptır. Orduda ise Türkler Kürtlere nazaran çoğunluğu teşkil etmektedirler. (Bu hususa Minorsky de katılır.) Bayraklarındaki sembol Selçuklularda, Artuklularda, Mengüceklerde olduğu gibi Kartaldır.

Daha da önemlisi Selahattin Eyyubi'nin kardeşleri dahil pek çok yakın akrabası öz be öz Türkçe isimler taşımaktadırlar. Kardeşler arasında Turan, Tuğtekin, Böri vardır. Eşlerinden biri Unar Bey kızı Amine, iki eniştesi Umaroğlu Sadettin Mesud ve Muzaf-feruddin Gökböri ve yeğeni Karakuş Türktürler. Bu isimlerin çoğu Şerefnamede de teyid edilmiştir.

Eyyubilerin bir Türk hanedanı olduğunu gösteren en açık belgesel delillerden biri de devrin şairlerinden İbn Senaül-mülk'ün Haleb'in Selahaddin tarafmdan alınmasından sonra yazdığı methiyedeki bir beyittir.

"Arap milleti; Türklerin devletiyle yüceldi. Ehl-i Salip (Haçlı) davası Eyyüb'ün oğlu tarafından perişan edildi."

Değerli araştırmacı, yazar, gazeteci Necdet Sevinç "Ferman" isimli eserinde ve Yeniçağ gazetesinde 5 ile 12 Ekim 2004 tarihleri arasında köşesindeki yazılarında Eyyubi Devle-ti'nin ve Selahattin Eyyubi'nin Kürt olmadığını açık belgelerle ortaya koymuştur.
Sonuç olarak Eyyubiler bir Kürt devleti değildir.

Kürtlerin Kökenine İlişkin Söylenceler

Kürtlerin kökenine ilişkin pek çok "söylence" mevcuttur. Bunların çoğu 1576'da bir Kürt tarihi yazmış olan Şeref Han'ın Şerefname isimli eserinde bulunmaktadır.

Bu söylenceler özetle şunlardır:

1. İslamdan önce Kürtler Oğuz Hanlılar soyundan olup onlara tabi idiler.
2. Oğuzlar İslam dinine girdiklerini arzeylemek üzere Buğduz adındaki (Boğduzaman ki Dedekorkut Destanlarında geçer) bir Kürdü Peygambere yollarlar. Çok çirkin olan bu zatı peygamber lanetler ve soyunun dağılmasını söyler. Kürtler bu şekilde türemişlerdir.
3. Kürtler Bokth ve Becen isimli iki kardeşten türemişlerdir.
Becen adı 24 Oğuz boyundan biri olan becetle (peçenek) ile ilgilidir.
4. Kürtler üzerlerinden perde kaldırılmış cin taifesindendirler. Dağların cinidirler.
5. Arap olup olmadığı tartışmalı zalim kral Dahhak'ın omuzunda amansız bir yara çıkar. Şeytan'ın tavsiyesi üzerine Dahhak yarasına her gün iki gencin beynini sürerek rahatlar. Bu vahşete dayanamayan cellat her gün bu gençlerden birini serbest bırakır. Bunlar dağlarda çoğalır ve Kürtleri meydana getirirler.
6. Kürtler Milan ve Zilan adlı iki kabileden türemişlerdir.. Milanlar Arabistan'dan, Zilanlar doğudan gelmişlerdir. (Dr. Rişvanoğlu bugün mevcut Milan ve Zilan aşiretlerini ayrıntılı bir şekilde inceleyerek Kürtlüklerine karşı çıkar.)
7. Kürtler önceleri Arapça konuşurlardı. Asılları Araptır.

Bu söylenceleri bugün için araştırıp doğrulama imkanı yoktur. Pek çok Kürt araştırmacı bu söylenceleri şiddetle eleştirir ve gerçekle bağlantılı bulmaz. Ne var ki bunların çoğu ta 1576'da bir Kürt emiri tarafından derlenmiştir. (Şeref Han)

Kürtlerin Kökenleri Üzerine Tezler

Kürtlerin kökenleri konusunda ortaya birçok tez konulmuştur. Ancak bu tezlerin tamamının ortak özelliği sağlam verilerden yoksun "VARSAYIMLAR" olmaktan öte geçmedikleridir. Bir kısmı ise diğerleriyle çelişki içindedir. Genel kanı Kürtlerin heterojen bir topluluk olduğu merkezindedir.
Kürtlerin kökenleriyle ilgili temel araştırmaları başlıca 5 grupta toplamak mümkündür.

Bunlar Kürtlerin

a) Kardu kökenli olduğu
b) Med-İskitlerden olduğu
c) Kartlarla ilişkili olduğu
d) Türk olduğu
e) Guti ve diğer Ön Asya kavimlerinden olduğu şeklinde özetlenebilir.

1. Kardu Tezi:


Yaklaşık M.Ö. 2000 tarihli iki Sümer eşiktaşında Kardaka diye bir ülke ismine rastlanmıştır. Bu ülkenin 'su' taifesinin yanında bulunduğu zikredilmektedir.
Driver bu bölgenin Bitlis yöresini kapsayan güneydoğu Anadolu olabileceğini düşünmüştür.

Ayrıca Ksenophon Onbinlerini Dönüşü adlı eserinde (M.Ö. 401-400) Güneydoğu'da rastladığı iyi ok atan savaşçı bir Karduk kavminden söz etmiştir.
Bu bilgileri değerlendiren araştırmacılar Karda-Karduk-Kürt ses çağrışımından hareketle Kürtlerin kökenini bu bölgede aramışlar ve belki de Karduk'ların Kürtlerin ataları olabileceği ihtimali üzerinde durmuşlardır.

Ancak çabalar sonuç vermemiştir. Tarihle desteklenmeyen ve etimolojik bir öğeye dayandırılmak istenen bu sav, Hartmann, Nöldke ve Weissbach'ın Kardu ve Kürt kelimelerinin etimolojik olarak hiçbir bağlantısı olmadığını ortaya koymalarıyla geçersiz kalmıştır.
Bu tezdeki en büyük yanlış etimolojik arayışa saplanmak olmuştur. Kardu ve Kürt kelimelerinin ne kök ne de anlam olarak ilişkilerinin bulunmadığını kanıtlamak tezi çürütmek için yetmiştir.

Temel yanlış ise Saka-Kardu ilişkisinin araştırılmamasının yanı sıra Anadolu'da mevcut Kardu ismiyle anılan yerleşim birimlerinin göz ardı edilmesidir.
Mevcut veriler Kardularla Orta Asya ve Saka Türklerinin ilişkisini yorumlamaya imkan vermektedir. Doğu ve Güneydoğu, Karadeniz bölgesinde Kardu ve bu kelimenin değişimiyle kurulmuş köyler, Orta Asya'da Kartı ismini taşıyan Türk köyleri, Saka-Kardu ilişkisi üzerinde daha geniş araştırma yapılmasını, Kürt toplumunun oluşmasında Kardu unsurunun da değerlendirilmesini gerektirmektedir.

2. Med-İskit Tezi:

Bu tez V. Minorsky'e aittir. Mirıorksy islam Ansiklopedisi'ne yazdığı Kürtler maddesinde, Kürtleri İrani bir kavim olarak nitelemekle birlikte, bunun ırki bir mülahazaya dayanmadığını, daha çok dil ve tarih mütalaalarıyla varılan bir sonuç olduğunu belirtmiştir, Bu maddede daha çok farkh görüşlere, bölgenin tarihine, antropoloji, dil gibi konulara yer veren Minorsky 1938'de Brüksel'de toplanan Doğu Bilimciler kongresinde Kürt'lerin kökenini Med-İskitlere dayandıran tezini sunmuştur. 8 yıl sonra ilk görüşünü değiştirmiştir.

Medler Kuzeyden Asya'dan gelmiş ve M.Ö. 7.-6. yy.'larda İran merkez olmak üzere güçlü bir devlet kurmuş, M.Ö. 550 civarında Persler tarafından ortadan kaldırılmış bir kavimdir.

Medlerden günümüze birkaç kral isminden başka kalmış hiçbir şey yoktur. Darius'un ünlü Bisutin abidesinde bile dönemin önemli üç diline yer verilmişken Medce'ye rastlanmaz. Med'ler hakkındaki bilgiler dönemin komşuları tarafından aktarılmaktadır.

Sakalar (İskitler) da M.Ö. 7. yy/da kuzeyden gelmiş ve bir ara Med'leri yıkarak bölgede 28 yıl hüküm sürmüş güçlü bir Türk Asya kavmidir. Kafkasya dahil Çin'den Tuna'ya kadar hakimiyet kurmuşlar, bütün doğu ve güneydoğu Anadolu'yu ellerine geçirmişlerdir.
Minorksy'nin tezinin çıkış noktasını Kürt denilen toplulukların Med ve İskit çöküntüsünden sonra ortaya çıkmaları ve bugünkü Kürt coğrafyasının Med ve İskitlerce paylaşılmış olması oluşturmaktadır.

Minorsky kendilerinden hiçbir kalıntı bulunmayan ve dilleri bilinmeyen Medlerle Kürtler arasında hiçbir sağlıklı maddi belgesel bir bağlantı kuramamıştır. İskitleri ise iyi araştırmamıştır.

Kırmanç kelimesini dahi o dönem bilinmeyen "kurd" ve Mad (Med) kelimelerinin birleşimine bağlamak isteyen Mi-norsky'nin çaresizliği ortadadır.
Doç. Yalçın Küçük gibi Gürdal Aksoy da Med tezini bir çıkmaz olarak nitelendirmişlerdir.

1925 Şeyh Sait isyanında Türk ordusunda yüzbaşı iken Şeyh Sait tarafına kaçan ve 1926-30 Ağrı isyanına komutanlık eden Kürt milliyetçisi İhsan Nuri de Kürtlerin Kökeni isimli kitabında yana yakıla Medlerden hiçbir iz bulunmadığını itiraf etmektedir.
"Bu büyük milletin nasıl olup tarih sahnesinden kaybolduğunu, adının unutulmaya terk edildiği ve Şeyhname'de bile adının geçmeyişi ilginçtir. Bugün Med diye bir aşiret de yoktur."

Dahası İhsan Nuri Medlerin Saka Türklerinin bir kolu olabileceğini de ihtimal olarak kabul etmektedir.
"Aslında Heredot'un da Farslardan saymış olduğu Deropikler de Sakalardan olup Ural Gölü yöresinde yaşıyorlardı. Aynı şekilde Farslardan saydıkları Dainler de Sakalardan olup Hazar Denizinin güneyinde yaşıyorlardı. Budinler de Medlerden sayılmıştı. Oysa bunların adını Dariyus'un Trakya'ya sevkettiği orduda SAKALAR ARASINDA GÖRÜRÜZ. ACABA, MED ve MİTANLAR, PARS TAİFESİYLE ASLINDA SAKALARDAN MI İDİLER?

Kendilerinden hiçbir karşılaştırılabilir veri kalmamış olan Medlerle bugünkü Kürtleri ilişkilendirmek mümkün değildir.
Ayrıca Darius tarafından Medya'ınn merkezinde dikilmiş ünlü Bisutun kitabesinde dönemin üç önemli dili (Asur, Pers, Elam) kullanılmışken, Medce'nin olmayışım ve Medlerin M.Ö. 535'de kendi yöneticilerinin kararıyla Perslere katılmaları bu kavmin sonunu açıklamaktadır. Medler muhtemelen Persçe konuşuyorlardı ve onlarla kaynaşıp gittiler. Persler İranlıların atalarıdır.
Dolayısıyla Medleri Kürtlerin ataları olarak kabul etmek mümkün değildir.

3. Jafetidologların Tezi

Gürcü N. J. Marr'ın ortaya attığı bu teze göre Kürtler başlangıçta Kartveli grubuna ait bir dil konuşuyorlardı.
Marr'a göre Kürtçe Jafetik halinde Gürcü ve Khald diline akrabadır. Marr'ın tezi birkaç dil öğesini tahlilden öte geçmemiş ve ciddiye alınmamıştır.

4. Guti ve Önasya Kavimleri Tezi

Bir kısım şöven Kürt yazarlar, Kürtlerin kökenini Guti-ler'e ve bir çok Önasya kavimine (yaklaşık 15) dayandırırlar.
Kürtleri, dünyanın en eski ve en saf halklarından biri, büyük bir dünya uygarlığının kurucusu olarak gösterme kompleksiyle yazılmış, bir kısmı ticari amaçlı bu tür kitaplardaki bu iddialar bilimsel dayanaktan tamamen yoksundur.

Bilimsel niteliği olmayan bu tür yayınlarda, M.Ö 4000 yılından başlayarak, bugün Kürtlerin yaşadığı Orta Doğu coğrafyasında var olmuş, çoğu farklı dönemlerde, farklı isimlerde yaşamış, Kassitler, Lulular, Hurriler, Subarular, Manna-iler, Nayriler, Khaldiler, Cyrtüler, Medler, Araratiler, Kardular v.s gibi çoğunun etnik kökeni, kültürleri, dilleri bilinmeyen toplulukların bir kısmı ya da çoğuna, bazen, Gutiler, Sümerler, Hititler, hatta Mısırdaki Hiksoslar da eklenerek hiçbir bilimsel veriye dayanmaksızın ya da bilimsel veriler yok sayılarak, önce bunlar akraba-soydaş, sonra da Kürtlerin ataları olarak ilan edilmektedirler.

Dolayısıyla bu tür iddiaları değil bir tez, bir varsayım olarak dahi kabul etmek mümkün değildir.
Bugün, ne Hitit dilinin Kürtçeyle ve ne de Hititlerin Kürtlükle herhangi bir ilgisi olmadığı kanıtlanmıştır. Hiksos-lar ise bir Mısır hanedanıdır. Hurrice sadece Türkçeyle ilişkilendirilebilmektedir. Sümerce de Türkçe gibi bitişik bir dildir ve gerek yazı gerekse kelimeler itibariyle sadece Türkçeyle karşılaştırılabilir bir dildir. Sümer ve Gutiler (Kut) konusunda dünyanın en büyük otoriteleri arasında sayılan Fr. Hommel Sümerleri bir Türk kavmi olarak göstermekte, B. Lands-berger ise "tarihte Türklerle en yakın münasebettar olan, hatta belki de ayniyet gösteren kabile Gutier/Kutlardır" demektedir.

Nikitin, Gutiler için "Krallarının adları gerçek bir Hint Avrupalı karakter taşımaz" diyerek Gutilerin Turani (Asyalı) bir kavim oldukları tezini güçlendirir. Haklarında fazla şey bilinmeyen Gutiler'in (Kutlar) bilimsel verilere göre prehistorik devirde Hazar denizinin güneydoğusu ile kuzeyde Aral gölüne dökülen Ceyhun/Amuderya nehirlerinin arasındaki bölge, yani, Batı Türkistan'dır. Gutiler, M.Ö 4000 yıllarında Önasya'ya inmişler, yaklaşık M.Ö 2750'de Sü-merleri yenerek, mezopotamyayı ele geçirmişler ve burada yaklaşı 125 yıl hüküm sürmüşlerdir.

Gutileri Kürtlerle ilişkilendirenlerin tek dayanakları Asur Kralı Tıglatplaser dönemine ait bir tablette Quti bir diğerinde ise Qurtie kelimelerine rastlanmış olmasıdır, ikinci kelimenin okunuşunun Kurhi olduğu tahmin edilmiştir.

Ancak, bu kelimenin nasıl telaffuz edildiği tam olarak bilinmemektedir. Prof.V. Minorsky, İslam Ansiklopedisi'nin İngilizce nüshasında, Kürtler (Kurds) maddesinde söz konusu tabletleri inceleyen arkeoloğun kendisine özel olarak Qurtie kelimesinin Kurhi olarak okunduğundan emin olmadığmı söylediğini belirtmiştir.

Kaldı ki, tek bir kelimeye dayanarak herhangi bir topluluğu, 6 bin yıl önce yaşamış bir kavime bağlamak ne mantıken ne de bilimsel olarak mümkündür. Kaldı ki, bu tez hiçbir bilim çevresinde kabul görmemiştir.

Gutileri ve çok sayıda Önasya kavmini hayali bir yaklaşımla Kürtlerin ataları arasında gösteren Kürt yazarlara örnek olarak Selahattin Mihotuli (Asya Uygarlıklarından Kürtlere) Çemşit Bender (Kürt Uygarlığı ve Tarihi) W. Tori-N. Tori (Kürt Kökeni Büyük Boylar) M. Emin Zeki (Kürdistan Tarihi) İhsan Nuri (Kürtlerin Kökeni) gösterilebilir.

5. Kürtlerin Türklüğü Tezi

Kürtlerin Türklüğünü savunan tez temelde İskitlerin Türk olduğu ve Kürtlerin; İskitlerin Kafkasya'nın kuzeyinden gelip Doğu Anadolu ve Van'ın bir bölümünü işgallerinden sonra ortaya çıktığı görüşüne dayanmaktadır. Bu tezi ilk ortaya atan Kürtlerin Türklüğü adlı eserinde Prof. F. Kırzıoğlu olmuştur.
Kırzıoğlu adı geçen eserin girişinde "... Kürtlerin İranlı kökenden geldiğini gösteren bir bilgi yoktur. "Hint-Avrupa" kavimlerinin hiçbirisinde, tarih boyunca 'Kürt' veya buna benzer bir adla tanınan ulus, oy veya oymak yaşamadığı gibi bugün de yoktur. Böyle iken, Türklüğün beşiği OrtaAsya'nın kuzey kesimindeki yukarı Yenisey boyundan Orta-Tuna'daki Macaristan'a değin uzayan Türk-Oğuz bölgeleri ile atlı göçebe Türk urukları arasında "Kürt" ve "Kürdak" adını taşıyan anadili Türkçe topluluklar yaşayagelmiştir. Bunun gibi, Türkeli (Türkistan) ülkesini ikiye ayıran Tanrı-dağlar (Tiyenşan)'dan Fırat'a değin bölgelerdeki İran'a komşu bulunan 'Kürt' adlı kavimler de, tarihte tanındıkları çağdan beri Sakalı (İskit) Oğuz, Türkmen soyundan ve onların kalıntıları bilinmiştir" demektedir.

Bu savın değerlendirmesine geçmeden önce Kürtlerin Türklüğü tezinin tarih, sosyal kültür, dilbilim alanlarında uzman Dr. Mahmut Rişvanoğlu, Prof. B. Ögel, Prof. H. D. Yıldız Prof. M. Eröz Prof. B. Kodaman Prof. A. M. Çay, Prof. T. Gülen-soy, N. Sevgen, M. Şerif Fırat, E. Yavuz, Şükrü Seferoğlu, Ord. Prof. H. Velidi Togan, Prof. Aydın Taner, Hayri Başbuğ gibi daha birçok araştırmacının katkılarıyla geliştirildiğini belirtmek gerekir.

Prof. Kırzıoğlu Kürtlerin Türklüğünü İskitlere (Sakalar) dayandırırken diğer yandan birçok kavmin menşeine ait belgelere dayanarak bazı tesbitlerde bulunmuştur. Buna göre Kürtler birçok yörede, bölgede Türklere bağlı tire, oymak, uruğ olarak yaşamışlardır. Ayrıca aslen Türk olan birçok topluluk Kulaçlar, Gürler, iğirmidörtlüler vs. tarih içinde zaman zaman 'Kürt' olarak anılmışlardır. Birçok Türk bölgesinde Kürt coğrafyası olarak anılan yöreler mevcuttur.

Kırzıoğlu Kürtleri:

a) Yenisey/Sayan Altay
b) Batı Türkistan/Afgan Horasan
c) Dağıstan-Macar
d) Kur-Aras/Aran ve ayrıca Dicle bölgesi itibariyle inceler.

Birçok yerli ve yabana kaynaklara dayanarak ve örnekleriyle bu bölgelerde Kürt ve Türklerin içiçe, yanyana yaşadıklarını kanıtlar.
Kürtlerin Türklüğünü savunun diğer araştırmacılar ise dil bölümünde özetlediğimiz Oğuz dilinin Kürtçeye olan ciddi etkilerini ortaya koyarlar ve de özellikle "folklor ve kültür" birliğini belgeleyen değerli incelemeler sunarlar. Aynı araştırmacılar bugün Türkiye'de Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki yüzlerce yerleşim biriminin adlarının Türkçe olduğuna dikkat çekerler ve pek çok Kürt bilinen aşiretin Türk olduklarını kanıtlarlar.

Kürtlerin asli kökenlerinin Türk olduğu tezini şu bulgu, belge ve kaynaklardaki bilgiler desteklemektedir:

1- Yenisey Elegeş'teki Alp Urungu yazıtı.
2- Bizans arşivinde mevcut, 830 yılına ait, Karadeniz'in Kuzeyinde, batı Sibirya'da yaşayan Kürt isimli boyun Türk olduğunu gösteren belgeler.
3- Gyula Nemeth, Prof.L.Rosanyi gibi Macar tarihçilerinin, Macar birliğinin kurulmasında önemli rol oynamış Kürt isimli boyun Türk olduğunu ortaya koymuş olmaları.
4- Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi ve Şerefname'deki veriler
5- Orta Asya'da, doğu Sibirya'da, Kafkas-Hazar bölgesinde halkı Türk olan Kürt isimli yerleşim birimlerinin mevcudiyeti, bu bölgelerde Kürt isimli ya da Kürt bilinen bir çok tire, urug ve boyun Türk olmaları.
6- 24 Oğuz boyundan biri olan Peçenekler'deki oymak, kişi ve köy adlarıyla Doğu Anadolu'da mevcut yerleşim birimleri.
7- Anadolu'da ve Orta Asya'da Kartı isimli köylerin mevcudiyeti ve Kartıların, Sakalarla ilişkilendirilebilir olmaları.
8- Dede Korkut Oğuznameleri'ndeki bilgiler
9- Kürtçe'deki Oğuz Türkçesi'nin derin izleri ve Kürtçe'de mevcut 500'ü aşkın Göktürkçe, Kırgızca kelime
10- Kürt geleneklerinde (ülüş, koçkatımı), Kürt folklorunda (müzik, oyunlar, dokuma, destan, batıl inançlar, tekerleme, bilmece bulmaca v.s) Kürt kültüründe (12'li hayvan takvimi, 12 ve 24'lü idari yapı v.s) var olan Türklük öğeleri, Kürtlerin Türklüğü tezinin, yukarıdaki kapsamla, tarihçilerin yanı sıra, sosyologların arkeologların, dilbilimcilerin de katılımıyla uzman bir ekip tarafından yeniden ele alınarak, Karduların, Orta Asya ve Sakalar'a ilişkisinin açıklığa kavuşturulması, Rus, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, İran, Bizans, Macaristan arşivlerinin değerlendirilmesi sadece Kürtlerin asli kökenlerinin Türk olduğu gerçeğini pekiştirmek bakımından değil, söz konusu coğrafyada yaşamış bir çok kavmin tarihini aydınlatmak bakımından da bilime ve Türk tarihine büyük bir hizmet olur.

Burada bir gerçeği önemle belirtmek gerekir.
Orta Asya'dan kalkıp, Sibirya üzerinden Batı'ya giden Avrupa Hunlarının bir kısmı, Peçenekler, Uzlar (Oğuzlar), Kumanlar, Ongurlar, Bulgarlar dahil birçok Türk boyu gibi, Türk Kürtler de buralarda önce din sonra dil değiştirerek asimile olmuşlardır.
Orta Asya'dan Orta Doğu'ya Türk olarak gelen Kürtler ise burada, İran ve kısmen Arap unsurla ve de içlerinde Türklerin de bulunduğu küçük yerli unsurlarla karışarak yeni bir dil, yeni bir kültür, yeni bir kimlik oluşturmuşlardır.

Bu yeni unsur, 8. yüzyıldan itibaren bölgeye gelmeye başlayan Türkler ve 1040'dan itibaren, özellikle 1071 ve sonrasında Doğu Anadolu, Kuzey Irak, İran'ın Anadolu sınırı, ve Suriye'ye hakim olan Oğuz Türkleriyle yeni bir kaynaşma yaşamıştır.
Ve bu kaynaşma, 1071 tarihinden bu güne 900 yılı aşkın bir süredir devam etmektedir.
Bugün, Orta Doğu'da Kürt olarak tanımlanan topluluk böyle bir tarihi sürecin oluşumudur.

Sonuç olarak, "Bugünkü" Ortadoğu Kürt tabakasını oluşturan topluluk bu bölgeye Orta Asya'dan gelmiş, özellikle dil unsuru ve manevi değerler bağlamında ve bir ölçüde antropolojik tip ortalamasıyla ve tarihi veriler değerlendirildiğinde baskın olarak Türklük, iranlılık ve kısmen Araplığın kaynaşmasının ağır bastığı, yerli toplulukların da karıştığı bir sentezi temsil etmektedir.

Ermeniler ve Kürtler

Türkiye'nin bölümünmesinden çıkar uman maksatlı çevreler Kürtlerle Ermenileri soydaş gösterme gayreti içinde olmuşlardır. Bazı Kürt köylerindeki, göçüp giden ve kaçmak zorunda kalan Ermenilere ait eserleri bu soydaşlığın delilleri olarak gösteren ve cahil halkı kandırmaya çalışanlar dış güçlerdir.

Ermenilerle Kürtlerin karışmasını tarih içinde engelleyen en büyük etken din farklılığı olmuştur. Kürtler İslam dinini Türklerden yaklaşık 300 yıl önce kabul etmişlerdir. (645) Müslüman hiçbir toplum Hıristiyan toplumla kaynaşmamıştır. Büyük çoğunluğu (% 90) koyu bir sünni mezhebi olan şafiliği benimsemiş olan Kürtler hıristiyan Ermenilere ne kız vermişler ne de onlardan kız almışlardır. Din farklılığı her zaman farklı grupların karışmasını engelleyen en güçlü etmen olmuştur.

Ayrıca, etnik oluşumu açıklayan önemli göstergelerden biri de dildir. Kürtçe'de binlerce Türkçe, Farsça, Arapça kelime mevcutken Ermenice kelime sayısı yok denecek kadar azdır. (200 civarında)

Kaldı ki, tarihi kaynaklar Kürt Ermeni düşmanlığının, iki toplum arasındaki uçurumun belgeleriyle doludur. Önde gelen Ermeni tarihçileri dahi Ermenilerin Kürtlerden çok çektiklerini belirtirler.

Kürt Ulusal Hareketleri ve 15. yy'dan Günümüze Ermeni Kürt İlişkileri adlı kitabın yazarı Garo Sasuni gibi bir Ermeni milliyetçisi istemese de Kürtlerin ve Ermenilerin hiçbir zaman kaynaşmadıklarını ifade etmek zorunda kalmıştır.

O bile 16 asırda Ermeni-Kürt ilişkilerini anlatırken "Ermeni ulusu Osmanlı ve Kürt iki ateş arasında kalmıştı" ifadesiyle iki grubun ne denli çatıştığını kanıtlamaktadır. Bir seyyah ise gözlemlerinde "Kürtlerin yüzyıllar süren bu hakimiyeti Ermeniler ve Kürtler arasındaki uçurumu yavaş yavaş derinleştirecek... " gibi toplumsal kaynaşma bir yana, karşıtlığı tanımlayan ifadeler kullanmıştır. 1847 Bedirhan Bey liderliğinde gelişen Kürt isyanında Ermeniler Osmanlının yanında yer almışlar, Vaspurakan Ermenileri Cezire'de Bedirhan'ı sıkıştırıp isyanın bitmesini sağlamışlardır. Bu isyan öncesi Kürtleri Osmanlı'ya şikayet eden Ermeni Patriark Matteas şöyle yazıyordu: "Van bölgesinin ahalisi, artık Kürtlerin (Marların) sebep oldukları eziyetlere dayanamayacaklarına kanaat getirerek kitle halinde Rusya'ya göç etmeye karar vermişlerdir." (s. 74) 1915 olaylarında Ermenileri en çok bunaltanlar Kürtler olmuştur.

Kürtler, bütün Osmanlı dönemi boyunca Ermenileri dışlamışlar ve hatta ezmişlerdir.
Antropolojik olarak Doğu'da Kürt, Türk, Arap tip benzerdir. Ancak Ermeni tip yabancıdır. Kürtçede Ermenice izi yoktur. Müslüman Kürtler hıristiyan Ermenilerle hiçbir şekilde kaynaşmamışlar ve tarih boyunca çatışmışlardır.

Medler

Medler M.Ö. 2000-1900'de Hazar Denizi'nin güneyinde yaşadıkları bilinen bir Asya kavmidir. M.Ö. 9'uncu yüzyılda şimdiki Hemedan'ın (İran) çevresine yayılmış, devlet kurmuşlardır. Medler M.Ö. 614'te Asuru yıkmışlar 612'de Nino-va'yı ele geçirmişlerdir.
M.Ö. 600'lü yıllarda Asya'dan büyük bir dalga halinde gelen Sakalar (Türk) Medleri yenerek yönetimi ele geçirmişler ve 28 yıl egemenlik kurmuşlardır. Daha sonra hile ile Sakaları uzaklaştıran Medler bölgede M.Ö. 535 tarihine kadar hüküm sürmüşlerdir. Bu tarihte Med ileri gelenleri yönetimi kendi hakanları ile birlikte Perslere teslim etmişler ve Medler tarih sahnesinden süinmişlerdir.

ilginç olan günümüze Medlerden dilleri dahil, onların kültür ve medeniyetlerini aydınlatacak hiçbir verinin, belgenin kalmamış olmasıdır.
Ayrıca, Med ülkesinin kalbinde İranlı Darius tarafmdan dikilmiş Bisutun abidesinde dönemin önemli dilleri olarak Persçe, Asurca, Elamca'ya yer verilmişken, Medce'nin geçmemesidir. Bu durum ve sonradan Medlerin gönüllü olarak Perslere katılmaları onların Persçe konuştukları ihtamilini ciddi olarak düşündürmektedir.

Hiçbir ipucu bırakmadan Perslere karıştıkları bilinen bu kavmi Kürtlerin ataları kabul etmek mümkün değildir. Bilinmeyen bir Medce ile Kürtçe arasında ilişki kurmak ise hiç mümkün değildir.

Medlerle ilgili savm geçersizliği 1926-30 Ağrı isyanını yönetmiş Kürt milliyetçisi İhsan Nuri'nin Kürtlerin Kökeni isimli eserinde de açıkça ortadadır. İhsan Nuri 1925 Şeyh Sait isyanında Türk ordusunda yüzbaşı iken maiyetiyle birlikte isyancılara katılmış bir Kürttür.
İhsan Nuri Medlerin hiçbir iz bırakmadan tarih sahnesinden çekilmeleri karşısında şaşkındır.

Bisutun kitabelerinde Medce'nin bulunmamasına anlam veremediği gibi, hayretini şöyle ifade eder:

"Bu büyük milletin (Med) nasıl olup da tarih sahnesinden kaybolduğu, adının unutulmaya terk edildiği ve Şeyhname'de bile adının geçmeyişi ilginçtir. Bugün Med diye bir aşiret de yoktur. Medlerin komşuları olan milletlerden Asuri, Keldani, Arman (Ermeni) ve Farslar az çok kendi dilleriyle anılıyorlar"

Hatta İhsan Nuri Medlerin Saka Türklerinden olması ihtimali üzerinde bile durur:

"Aslında Heredot'un da Farslar'dan saymış olduğu Deropikler de SAKALARDAN OLUP Ural Gölü yöresinde yaşıyorlardı. Aynı şekilde Farslar'dan saydıkları Davinler de SAKALARDAN OLUP Hazar Denizi'nin güneyinde yaşıyorlardı. Budinler de Medlerden sayılmışlardı. Oysa bunların tümünün adını Darius'un Trakya'ya sevkettiği orduda, SAKALAR (Türk) arasında görürüz. Acaba Kürtlerin ataları SAKALAR MI (Türk) İDİLER?"

İhsan Nuri'nin tesbitleri doğru ve kuşkuları haklıdır. Ayrıca PKK'nm organı Toplumsal Kurtuluş dergisi yazarlarından saygın bir araştırma yapmış olan Gürdal AKSOY da Kürt Dili ve Söylenceleri adlı kitabında, Med tezinin bir çıkmaz olduğunu söyleyen Doç. Dr. Yalçın Küçük'e katılmaktadır,
Özetle Medlerin Kürtlerin ataları olduğunu kanıtlayabilecek hiçbir veri mevcut değildir. Dolayısıyla Medlerle Kürtleri ilişkilen-dirmek mümkün değildir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KÜRTLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 03:00

Nevruz

Nevruz ülkemizde özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Türk ve Kürtlerin ortak bayramıdır. Nevruz ayrıca Orta-Asya Türk uluslarınca devlet törenleriyle ve geniş katılımla kutlanan milli bir bayramdır. Nevruz edebiyatıyla, musikisiyle, yemekleriyle, manileriyle Türk Kültürünün özgün bir alanıdır.
Nevruz'un kelime anlamı "yenigün"dür. Kutlama tarihi 21 Mart'tır. 21 Mart Güneşin Koç burcuna girdiği ve bütün dünyada tarih boyunca bahar bayramı olarak kutlanmış bugündür. Tabiatla kucak kucağa yaşayan insanoğlu 21 Mart'ı tabiatın yeniden dirildiği gün olarak belirlemiştir.

Örneğin Babilliler 21 Mart'ı AKITU festivali olarak kutlamışlardır. Hititler aynı günü PRULIYYAS bayramı olarak kutlamışlardır. Bugün Japonlar 21 Mart'ı SHUNKİ KOREİ SAİ ismiyle bahar bayramı olarak kutlamaktadırlar. Taberi, Mesudi, Mucuc gibi tarihçiler çok eski çağlarda Nevruz'un Mısır'da, Irak'ta da kutlandığını bildirmişlerdir.

Mart ayı eski zamanlardan beri milletlerin takvimlerinde yılbaşı ayı olarak yer almıştır. Bu ülkelere Kamboçya, Tayland da dahildir. Selçuklu Sultam Melik Şah takvim düzenlemesinde Mart ayını yılbaşına kaydırmıştır.

Bugün dahi 21 Mart'ı İsa peygamberin gökyüzüne yükseldiği gün olarak kabul eden Hıristiyan ülkeleri PASKALYA yortusunu kutlar.
Özetle 21 Mart evrensel bir mutluluk günüdür.

Nevruz Bayramı Türk Cumhuriyetlerinde Sultan Nevruz olarak kutlanır. Her ulus bu mutlu gününü tarihlerindeki mutlu bir dönemle özdeşleştirerek destanlaştırmışlardır ve efsaneler doğmuştur.

Türklerin destanı Ergenekon'dur. Ergenekon yok olan Türk ulusundan iki çiftin sığındığı sarp bir vadidir. Burada İlhan'ın oğlu Kayan ve eşi ile yeğeni Tukuz ve eşi yerleşir. Asırlar boyunca çoğalırlar ve çıkış yolu ararlar. Sonuçta demirciler büyük ateşler yakarlar ve körüklerle demir dağda gedik açarlar. Türkler çıkış yolu bulur, boz bir kurt kendilerine yol gösterir ve kurtuluşa ulaşılır.

Kürtlerde ise Kava destanı mevcuttur. Kava zalim kral Dahhak'a karşı başkaldırıya önderlik eder, dağlarda yakılan ateşlerle halk haberleşir. Ateş araçtır. Kurtuluş sağlanır. Bu efsanede de Kava Ergenekon efsanesinde olduğu gibi bir demircidir. Kava destanının değişik versiyonlarında adı geçen Efreysab'ın ise Türk Alp Er Tunga olduğu kanıtlanmıştır.

Yine bazı Kürtlerde görülen inançlardan Kara Çarşamba inancında "Kurt ağzı bağlama" ve gül ağacından bir delikten geçiş mevcuttur. Bunlar Ergenekon destanının öğeleridir.

Esas itibariyle Kava'nm demirciliği ve destan kahramanlarından Efreysab'ın Türk Alpertunga olması, ateş Ergenekon ve Kava destanlarmdaki ortak öğelerdir.
Ayrıca "sarı, kırmızı, yeşil" renkler iki toplumun kutlamalarında önemli ortak öğelerdir.
Nevruz'da oynanan "sinsin" oyunu Türk folkloruna aittir. Kürtlerce de aynı şekilde oynanır.

Sarı, kırmızı, yeşil renkler Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki kutlamalarda görüleceği üzere Türklerin tutkun olduğu renklerdir. Kırgızlar Nevruz'da küçük çocuklarına sarı, yeşil, kırmızı renkli elbiseler giydirip kırlara çıkarırlar. Sarı, yeşil, kırmızı renkler Selçuklular, Osmanlılar döneminde de resmi renkler olmuştur.

İranlı alim ABDULCELİL EL KAZViNİ yaklaşık 850 yıl önce yazdığı eserinde (1161-1165) aynen şöyle demektedir.
"Selçuklular'ın Melikleri ve Sultanları Eğer yüzbin asker toplarsa, siyah sancak askerlerde bulunmazdı; yeşil, sarı ve kırmızı sancak bulundururlardı."

1947 yılında Belleten dergisinin 48'inci sayısında da şu bilgi mevcuttur:

"1935'te Altaylarda 7-11'inci asırlarda yaşamış Türk beylerinin mezarlarında yapılan kazılarda, yeşil, sarı, kırmızı ipekli elbise giydirilmiş cesetlerin bulunması, bu üç rengin Türkler'de milli olduğu kadar dini değeri de haiz bulunduğunu göstermektedir."

Sonuç olarak bugün sarı, yeşil, kırmızı renklerin Kürtlerce de sevilmesi, Kürt etnik kimliğine Türk unsurun etkisinin açık bir göstergesidir.
Nevruz, Türk ve Kürt toplumunu birleştiren ortak bir mutlu gündür. Hakikat bir kere daha galip gelmiş ve bu iki kardeş halkın birlikteliğini kanıtlamıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir