Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye Etnik Bir Mozaik Değildir

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türkiye Etnik Bir Mozaik Değildir

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:10

TÜRKİYE ETNİK BİR MOZAİK DEĞİLDİR

Türkiye'nin etnik bir mozaik olduğu "kabulü", devlet, birçok aydın dahil geniş bir kesimin sorgulamadan benimsediği adeta önyargıya dönüşmüş bir yanılgıdır.

Bütünüyle yanlış ve bilimsel gerçeğe aykırı bu "kabul", geleceği önceden planlayan Batılı'ların, özellikle, Lozan Anlaşması (1923) sonrasında, Sevr'le (1920) bölemedikleri Türkiye'yi içten bölmek için belirledikleri politikalarına altyapı günü gelince etnik dayatmalarına gerekçe oluşturmak üzere, Türkiye'ye bilinçli olarak çok ince bir şekilde empoze ettikleri maksatlı bir yakıştırmadır.

Türkiye'nin etnik bir mozaik olduğu "kabulü", aynı zamanda, 1960'lı yıllardan ve özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra (1991) tek süper güç haline gelen Batı'nın, daha doğru bir tespitle Batı ülkelerine egemen çokuluslu küresel sermayenin, ulus devletleri etniklik temelinde bölerek kolay lokmalar haline getirmeyi, dünyayı, küreselleşme adı altında kendi çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırarak, kendisi için açık bir pazara dönüştürmeyi hedefleyen politikasının Türkiye için öngördüğü stratejinin temel dayanağıdır.

Bugün, Türkiye'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef alan tartışmaların ısıtılmasının, Türkiyelilik, resmi dil, azınlıklar, kurucu unsurlar, federasyon gibi konuların gündeme getirilmesinin, AB dayatmalarının temelinde Türkiye'nin etnik bir mozaik olduğunun kabulü vardır.

Bugün Batı, Türkiye'ye maletmeyi başardığı bu "kabule" dayanarak, hayali sayıda ve hayali nüfuslara sahip gösterdiği etnik gruplar adına Türkiye'yi bölünmeye götürecek etnik taleplerini peş peşe dayatmakta, etnik unsurları kışkırtmaktadır.

Türkiye'nin bu ince tuzağa düşmesinin birinci nedeni kendi gerçeklerinden habersiz olması, büyük bir gaflet içinde "etnik mozaikliği" bahane göstererek Batı'nın taleplerini güya "Türkiye bölünür" gerekçesiyle savuşturabileceğini zannetmesi olmuştur. Bu gerekçesini güçlendirir zannıyla da değişik iktidarlar döneminde, Türkiye'deki emik grup sayısı ve nüfusları bilinçsizce abartılmış, 27'den 47'ye 54'e varan sayılar telaffuz edilmiştir.

Bugün gelinen durum ortadadır. "Etnik mozaiklik" Batı'nın taleplerini red için Batı'ya karşı Türkiye'nin gerekçesi olmaktan çıkmış, aynen Batı'ınn planlayıp öngördüğü gibi, bu talepler için, Batı'nın Türkiye'ye karşı bir gerekçesine dönüşmüştür.

Bu bölümde Türkiye'deki etnik grup sayısı ve etnik grup nüfusları, araştırma, anket ve tespit ve diğer göstergelere dayalı bilimsel veriler temelinde değerlendirilecek ve çok önemli bir husus olarak Türkiye'nin "mozaik" kabulüne dayalı etniklik politikasının ne denli yanlış olduğu ortaya konulacaktır.

A. Türkiye'deki Etnik Grupların Sayısı

Bir ülkenin emik bir mozaik olarak tanımlanabilmesi için 2 şart ve bu 2 şartın birlikte var olması gereklidir.
Bunlardan biri etnik çeşitlilik diğeri ve asıl belirleyici olanı, toplam etnik nüfusun genel nüfusun en az % 35'ini oluşturmasıdır. Uluslararası ölçüt budur.

Bir örnek olarak, 16'smın nüfusu 100.000 ve milyonla ifade edilebilen toplam 17 etnik gruba sahip bir Fransa; toplam etnik nüfusun genel nüfusun %19'u olması nedeniyle etnik bir mozaik olarak tanımlanmasına izin vermemekte ve tanımlanmamaktadır.

Dolayısıyla, bir ülkedeki etnik grup sayısı ne olursa olsun, sayı tek başına bir ülkenin etnik yapısının tanımlanmasında yeterli ölçüt değildir.

Örneğin, Türkiye'de 47 etnik grubun varlığından söz eden ve pek çok kimse tarafından temel bir referans kaynağı olarak benimsenen P. A. Andrews'ün bilimsel yanlışlarla dolu Türkiye'de Etnik Gruplar isimli kitabında etnik grup ola-rak gösterilen Almanlar'ın nüfusu 21, Estonlar'ın nüfusu 40, Polonezler'in nüfusu 250 olarak tespit edilmiştir. (Nüfusları 21 kişi ile 5250 kişi arasında, grup sayısı 9'dur.) Toplam etnik nüfus içinde hiçbir ağırlığı, nüfusları itibariyle cemaat olarak tanımlanmaları bile mümkün olamayan bu küçüklükteki grupların, Türkiye'nin etnik yapısının değerlendirilmesinde hiçbir kıy-met-i harbiyeleri, değerleri yoktur.

Dolayısıyla, "anlamlı" büyüklükte nüfusa sahip olmayan grupların sayısına bakılarak bir ülkeyi etnik bir mozaik olarak tanımlama imkanı yoktur. Mozaik tanımında asıl olan ölçüt, toplam etnik nüfusun, ülke nüfusunun en az % 35'ini oluşturmasıdır.

Türkiye'de bugün nüfusları yüzbin ya da milyonla ifade edilebilen 6 etnik grup mevcuttur ve bunlar dahil tüm etnik grupların toplam nüfusu genel nüfusun yaklaşık %10'udur. Böyle bir oranla Türkiye'yi etnik bir mozaik olarak tanımlamak mümkün değildir.

Türkiye'nin etnik yapısının bilimsel bir temelde değerlendirilebilmesi için, öncelikle, Türkiye'deki etnik grup sayısının ve bunların nüfuslarının bilimsel verilere dayalı olarak doğru tespit edilmesi gerekir.
Pek çok siyasi ve aydın dahil birçok kişinin Türkiye'nin etnik yapısı konusunda kaynak olarak benimsediği Peter Alford Andrews'ün Türkiye'de Etnik Gruplar isimli kitabının özel bir başlık altında değerlendirilmesi, Türkiye'deki etnik grup sayısının maksatlı olarak ne denli abartılabildiğinin ve Türkiye'deki gerçek etnik grup sayısını tespit bakımından önemlidir.

P. A. Andrews - Türkiye'de Etnik Gruplar

P.A Andrews'ün Türkiye'de Etnik Gruplar isimli kitabı 1992 yılında Tüm zamanlar yayıncılık kitabevi tarafından yayınlanmıştır.

Bu kitap, esasen, Orta Doğu'nun emik yapısının incelenmesi ile ilgili özel amaçlı bir çalışmanın bir parçasıdır. Kitabın aslı Özgür Batı Almanya Üniversitesi tarafından 1989 yılında 660 sayfa olarak basılan Ethnical Groups in The Republic of Turkey'dir. Türkiye'de yayınlanan kitap bu kitabın bir bölümüdür.
Türkiye'yi 47 etnik gruptan oluşan bir mozaik olarak gösteren bu özel amaçlı kitap, maddi hatalar da dahil olmak üzere, birçok yanlışla ve bilimsel olmayan yorumlarla doludur ve Türkiye'nin etnik yapısını açıklamaktan uzaktır.
Eserin dayandığı kaynaklar, kitabın yazarının bizzat ifade ettiği gibi güvenilirlik bakımından tartışmalıdır.

Bu kitaptaki yorum ve değerlendirmeleri geçersiz kılan nedenler üç grupta toplanabilir:

1 - Kitaptaki verilerle Türkiye'deki etnik grupların toplam nüfusu, genel nüfusun %10,03'ü olarak tespit edilmektedir. Böyle bir oranla Türkiye'yi etnik bir mozaik olarak tanımlamak, uluslararası ölçütle, bilimsel olarak mümkün değildir. Bir ülkenin etnik bir mozaik olarak tanımlanabilmesinin ön şartı nüfusun genel nüfus içindeki oranm en az %35'ini oluşturmasıdır. (Prof. Dr. Martin Lipset)
2 - Kitapta, Türkmenler, Yörükler, Tahtacılar gibi öz be öz Türk 15 grup farklı etnik gruplar olarak tasnif edilmiştir. Aynı soydan, aynı dinden olan, aynı dili konuşan bu grupların farklı etnik gruplar olarak tanımlanması hiçbir ölçütle kabul edilebilir değildir.
3 - Kürtler, Zazalar ve Araplar, alevi - sünni - yezidi - hıristiyan gibi dini inanç temelinde tekrar bölünerek 5 yeni grup daha tanımlanmıştır. Bu da sun'i bir tasniftir. Aynı tasnif Rum'lar için de uygulanmıştır. Bu şekilde 6 suni grup daha yaratılmıştır.
4 - Etnik nüfus olarak anlam taşımayan gruplar da etnik gruplar olarak tanımlanmıştır. Örneğin, 21 kişilik Almanlar, 40 kişilik Estonlar, 250 kişilik Polonezler, 1.600 kişilik Molokanlar gibi, ki bu grupların ilk üçü Türkiye'den ayrılmadır.
Bu kadar çok ve önemli yanlışa dayalı bir kitabı Türkiye'nin etnik yapısını değerlendirmede bir kaynak olarak kabul etmenin imkanı yoktur.
Bu yanlışlara ilişkin veriler ayrıntılı olarak aşağıda sunulmaktadır.

Türklerin Tasnifi

A. Andrews'in tasnifinde öz be öz Türk olan 15 grup farklı etnik gruplar olarak gösterilmiştir.

1 -Türkler
2 -Türkmenler
3 -Yörükler
4 -Azeriler
5 -Uygurlar
6 -Özbekler
7 -Kazaklar
8 -Kırgızlar
9 -Balkarlar
Karaçaylar
Kumuklar
10 -Karapapaklar
11 -Özbek Tatarları
12 -Kırım Tatarları
13 -Nogat Tatarları
14 -Tahtacılar
15 -Abdallar


Bunların tümü aynı soydan gelen, aynı dini inanca sahip, aynı dili konuşan öz be öz Türk topluluklardır. Dolayısıyla, bu tasnif tümüyle geçersizdir.

B. Kürtler, Zazalar, Araplar ve Rumlar dini inanç ölçütüyle de tanımlanarak bu 4 grup 6 fazlasıyla 10 olarak gösterilmiştir.

1   - Sünni Kürtler
2   - Alevi Kürtler
3   - Yezidi Kürtler
4   - Sünni Zazalar
5- Alevi Zazalar
6    - Sünni Araplar
7    - Alevi Araplar
8    - Hıristiyan Araplar
9    - Hıristiyan Rumlar
10- Müslüman Rumlar


C. Nüfus olarak sayıları, etnik grup tasnifinde anlam ifade etmeyen tam 29 grup da RA. Andrews'ün tanımladığı etnik gruplar içindedir.
Nüfusu 21 ile 60 bin arasında olan gruplar şunlardır.
(Türk unsurlar bilgi için sunulmuştur.)

GRUPNÜFUS (kişi)GRUPNÜFUS (kişi)
1 - Almanlar2116 - Hemşinliler24,000
2 - Estonlar4017 - Museviler25,000
3 - Polonezler25018 - Süryaniler35,000
4 - Kuban Kazakaln66719 - Ermeniler60,000
5 - Molokanlar160020 - Gürcüler60,000
6 - Rumca Konuşan Müsl.450021 - Özbekler330
7 - Ossetler450022 - Kazaklar700 ev
8 - Sudanlılar500023 - Uygurlar700
9 - Dağıstanlılar522324 - Nogay Tatarı37 köy
10 - Kaideliler700025 - Kırım Tatarı43 köy
11 - Çingeneler10,00026-Abdallar290 çadır
12 - Rumlar10,00027 - Balkarlar Karaçaylar3917 kişi
13 - Çeçen - İnguşlar10,00028 - Azeriler (şii)25,000
14 - Yezidiler10,00029 - Yörükler (sünni)50,000
15 - Arnavutlar12,832


Tablodaki verilerle, 9 Türk grup dışındaki grupların nüfus dağılımı şöyledir.

NüfusGrup Sayısı
21 - 52509
5251 -12.8506
12851 - 35.0003
602
Toplam20


9 Türk grupla birlikte 29. Sonuç olarak:


P.A Andrews'un 47 etnik grubundan, 15 Türk grup, Çoğu Türk olarak gelmiş, diğerleri tamamiyle Türkleşmiş Bulgaristan ve Balkan göçmenleri, köken dışında ayrıca dini inanç ölçütüyle bölünerek yaratılmış 6 sun'i grup ve de yukarıdaki Yezidi Kürtler dışındaki 19 grup düşünüldüğünde geriye sadece 6 etnik grup kalmaktadır. Bunlar; Kürtler, Çerkeş olarak tanımlanan Adigeler ve Abhazlar, Zazalar, Araplar ve Lazlardır.

P. Alford Andrews'ün kitabında nüfusu 100.000 ya da milyonla ifade edilebilen 6 etnik grubun 1965 nüfus sayımı anadil verilerine göre nüfusları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

GRUPANADİL (%)
Kürt7,1
Zaza0,48
Çerkeş: Adigeler Abhazlar0.2
Arap1,16
Laz0,08
Diğer1,1
Toplam10,12


Aynı, P.A Andrews, merkezi ABD de olan Ethnologue data form. Languages of the World kuruluşu için hazırladığı raporda yer alan Türkiye'de Etnik Dağılım başlıklı tasnifte etnik grup nüfuslarına ilişkin şu sayıları vermiştir. (2000 yılı için)

Türk% 86,2160,347,000 kişi
Kürt%8,365,852,000 kişi
Zaza%0,53371,000 kişi
Çerkeş%2,141,520,000 kişi
Arap%1,631,141,000 kişi
Laz%0,0214,000 kişi
Diğer1%700,000 kişi
Toplam69,945,000 kişi


Tablodaki veriler değerlendirildiğinde, genel nüfusun % 86,21'ini Türklerin oluşturduğu, diğer tüm etnik nüfusun genel nüfus içindeki oranının sadece % 13,79 olduğu görülmektedir. (Genel tespitlere göre, Kürt, Çerkeş ve Arapların nüfusu çok fazla, Lazların nüfusu az gösterilmiştir).

Türkiye'deki etnik nüfus oranı ister % 10,03 ister % 13,79 kabul edilsin, bu oranlarla Türkiye'yi etnik bir mozaik olarak tanımlamak, bilimsel olarak mümkün değildir.

Türkiye'de bir türlü anlaşılamayan bir husus olarak, tekrar tekrar belirttiğimiz üzere, bir ülkenin bilimsel olarak etnik mozaik olarak tanımlanabilmesi için, etnik çeşitlilik yeterli değildir. Böyle bir tanım için, o ülkedeki etnik nüfusun genel nüfusunu en az % 35'ini oluşturması önşarttır.

Sonuç olarak, bilimsel bir yaklaşımla değerlendirildiğinde P.A. Andrews'ün kitabındaki etnik grup tanım ve tasniflerinin tümüyle geçersiz olduğu açıkça ortadadır.

Bu gerçeğin daha iyi anlaşılması için Türkiye'nin etnik yapısını, kendisinin hiçbir şekilde mozaik olarak tanımlanmasına izin vermeyen Fransa ile karşılaştırmakta fayda vardır.

1978 istatistiklere göre Fransa'da 17 etnik grup mevcuttur. Üstelik bu sayı Andrews'ün yaklaşımıyla 80'ni aşmaktadır.

Söz konusu 17 grubun genel nüfus içindeki oranı %19'dur ve bu gruplardan 16'sının nüfusu 100,000'nin üzerindedir. Türkiye'de etnik grupların nüfusunun toplam nüfusa oranı Andrews'ün verileriyle % 10,03 ve nüfusları 100,000'in üzerindeki grup sayısı sadece 6'dır.

Böyle bir tabloya rağmen Fransa'da ne mozaik sözü edilir, ne de Fransa kendisinin mozaik olarak tanımlanmasına izin verir.

Fransa haklı olarak mozaik nitelemesini reddettiği gibi, milli azınlık kavramını da benimsememektedir. Fransa 1992 yılında anayasasının 2'nci maddesini "Fransızca Cumhuriyetin anadilidir." şeklinde değiştirmiştir. Avrupa Konseyi çevresinde oluşturulan ve 11 üye ülkenin imzaladığı Azınlık Hakları Çerçeve Sözleşmesini imzalamamıştır. Fransa Yüksek Mahkemesi 1991'deki kararında Fransa halkının unsuru Korsika halkı ifadesini anayasaya aykırı bularak iptal etmiştir. Fransa Yüksek Mahkemesi, Korsikalılara, Korsikalı olarak hiçbir şey, Fransa yurttaş olarak karar almıştır. Üniter bir devlet olarak milli bütünlüğünü 100 yıla aşkın bir süre önce pekiştirmiş olan Fransa'nın etnik gruplara bakışı hiç değişmemiştir.

1925 yılında Fransa'da devrin Müh Eğitim Bakanı A. de Monzie bu bakışı şu sözleriyle özetlemiştir. "Fransa'nın tarihsel birliği için, Brötanca'nın ortadan kalkması gerekmektedir."

Bu yapıda bir Fransa etnik bir mozaik olarak tanımlanmazken Türkiye'yi mozaayik olarak tanımlamak sadece bilimi inkar değil insafsızlıktır.


Kitap: TÜRKİYE'NİN ETNİK YAPISI
Yazar: Ali Tayyar Önder
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKİYE ETNİK BİR MOZAİK DEĞİLDİR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:11

B. Türkiye'deki Etnik Nüfusa İlişkin Veri ve Göstergeler

Başta da belirtildiği üzere, bir ülkenin etnik yapısının değerlendirilmesinde etnik çeşitlilikten çok daha önemli olan, etnik grup nüfuslarının anlamlı büyüklükte olması ve toplam etnik nüfusun ülke genel nüfusunun %35'ini oluşturmasıdır.
(Prof. Dr. Martin Lipset)

Önceki bölümde, Türkiye'deki etnik grup sayısının bilim dışı bir yaklaşımla nasıl ve ne ölçüde abartıldığı ortaya konulmuştu.

Aynı abartı, etnik grupların nüfusları için de söz konusudur.
Türkiye'deki emik grupların nüfuslarına ilişkin belirlemelerin yapılmasına imkan veren birçok veri ve gösterge mevcuttur.

Bu bölümde değerlendirilen tüm veri ve göstergeler, bir kısım çevrelerce, AB raporlarında etnik grup nüfuslarının ne denli abartıldığını ortaya koymaları bakımından önemlidirler.
Bu veri ve göstergelerin değerlendirilmesine geçmeden, belirtilmesi gereken önemli hususlardan biri, Türkiye'de etnik grupların, genelde anadil tespitlerine, ya da coğrafi temelde köken tanımına dayandırılmasındaki yanlıştır.

Tüm veri ve göstergelerin doğruladığı üzere, Türkiye'de; kentleşme, göç, iletişim ulaşım alanlarındaki, egemen kültürü etkinleştiren gelişmeler sonucu, özellikle, Batı'da etnik nüfus hızla asimile olmakta ve anadil ya da köken kişinin kendi kabulüne bağlı kimlik tanımında belirleyici olmamaktadır.

Dolayısıyla,
Asıl olan, kişinin kendi kabulüne bağlı kimlik tanımıyla etnik nüfus, anadil ve kökenle ilişkili bakışa dayalı etnik nüfus tahminlerinin çok altındadır.
Bir diğer önemli husus, belirli bir tarihteki etnik nüfus ve o gruptaki nüfus artış oranı esas alınarak yapılan hesaplamaların yanlışlığıdır. Çünkü, sayılan nedenlerle, Türkiye'de, etnik nüfusun asimile olma hızı, nüfustaki artış oranının çok önündedir.

Prof. Dr. Servet Mutlu'nun 1995 yılında yaptığı araştırma, kentleşmenin ve Batı'ya göçün ne kadar büyük bir ivme kazandığını çok açık olarak ortaya koymaktadır.

Bu araştırmaya göre 1996 yılında Batı'da yaşayan Kürt kökenli nüfus, toplam Kürt kökenli nüfusun % 20'sini oluştururken, bu oran 1995 yılında yaklaşık %34'e yükselmiştir. Bugün, bu oran %40 olarak kabul edilebilir. Bu oranlar Kürt nüfusunun ne ölçüde asimilasyona açık olduğunun göstergesidir.

Bu bölümde değerlendirilecek olan 1993 KONDA ve 2000 SESAR anketleri Batı'daki Kürt kökenli nüfusun %50'yi aşan oranda asimile olarak Türkleşmekte olduğunu ortaya koymaktadır. (Konda anketine göre %72) Bu oranlar bütün etnik gruplar için geçerlidir.

Dolayısıyla, Türkiye'deki etnik grupların nüfusları, sanıldığının tam aksine, artmamakta, bilakis azalmaktadır.
Sonuç olarak, her halükarda, anadil verileri de dahil, hangi ölçüt esas alınırsa alınsın, bugün, Türkiye'deki toplam etnik nüfus, genel nüfusun %10'u civarındadır.
Bu oranla, Türkiye'yi bilimsel ölçütle etnik bir mozaik olarak tanımlamak mümkün değildir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKİYE ETNİK BİR MOZAİK DEĞİLDİR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:17

1. KONDA Anketi

KONDA A.Ş tarafından Milliyet gazetesi için 1993 yılında İstanbul ilinde 19 yaş ve üstü nüfusun etnik kimliğini belirlemek amacıyla Tarhan Erdem tarafından yapılan anket 2 nedenle çok önemlidir:

a) Anketin, İstanbul gibi Türkiye nüfusunun yaklaşık %15'inin yaşadığı, ülkenin her yöresinden göç alan, kozmopolit bir ilde yapılmış olması.

b) Anketin 15.683 gibi çok büyük bir denek grubuna dayalı çok geniş kapsamlı bir örneklemle yapılmış olması.

Ankette, önce, deneklerin kendi beyanlarına dayalı olarak etnik köken tespiti yapılmıştır.

Kendi Beyanlarına Göre Deneklerin Etnik Köken Dağılımları

SoyKürtLazBalkan KökenliKafkas KökenliArapGayri MüslimToplam
Kökenli
a)Ana ve baba tarafından7,674,282,632,190,790,7818,34
b) Ana-baba veya hısımlar tarafından13,308,776,815,752,571,3938,59


Tabloda görüldüğü üzere, hem anne ve hem de baba tarafından Türklük dışında farklı bir etnik kökene sahip olduğunu söyleyenlerin toplam oranı % 18,34'tür.

Bu orana, evlilik ilişkileri dolayısıyla sahip olunan akrabalar da eklendiğinde toplam oran % 38,59 olmaktadır. (Bu grup içinde ana ya da baba tarafından akrabaları Türk olanlar çoğunluktadır a.t.ö)
% 61,41 oranındaki çoğunluk ise aile ve akrabaları arasında tablodaki etnik gruplarla ilişkili kimsenin bulunmadığını ifade etmişlerdir (Hiçbiri). Dolayısıyla bu grup kendisini köken olarak öz be öz Türk görmektedir.

Bu tespitlerden sonra, deneklere şu anlamlı soru yöneltilmiştir. "Hepimiz Türk vatandaşıyız, ama değişik kökenlerden olabiliriz. Siz kendinizi ne hissediyorsunuz?" Bu soruya %89,7 gibi tamama yakın bir çoğunluk "Türk" cevabını vermiştir.

Bu soru temelinde İstanbul'da 19 yaş ve üstü nüfusun benimsediği etnik kimlik dağılımı aşağıda görüldüğü gibi tespit edilmiştir.

Yukarıdaki verilere ilişkin olarak her şeyden önce anlaşılması gereken üç önemli husustan biri, bu tablodaki kimliklerin; analarının, babalarının, akrabalarının kökenini bilen kişilerce bilinçli olarak benimsenen kimlikler olmalarıdır.

İkinci önemli husus ise, ankette, Türklüğün hissedilen, duyumsanan, kalbi kimlik olarak tanımlanmış olması ve kişilerin Türklüğü bu temelde benimsemiş olmalarıdır. Dolayısıyla, Türklük bu kişiler için bir "üst kimlik" olmayıp "asli" kimliktir.

Üçüncü önemli husus ise, İstanbul nüfusunun %60'ını oluşturan 19 yaş ve üstü gruba ilişkin verilerin, İstanbul nüfusunun geneli için de geçerli olduğudur. Çünkü; dedenin, annenin, babanın, ağabeylerin, ablaların Türküm ya da Çerkesim, Arabım vs. dedikleri bir ailede çocukların başka kimlikler benimsemeleri beklenemez.

Anket verileri, İstanbul halkının kendi tanımlarıyla, %89.7 gibi büyük bir çoğunluğunun bilinçli bir kabulle kimlik olarak Türklüğü benimsediğini göstermektedir. Sadece "Müslümanım" diyenlerin (%4) ve "azınlıkların" (%0,39) dışında, Kürtler dahil tüm etnik gruplar genel nüfusun %5,18 gibi çok küçük bir oranını oluşturmaktadırlar.

KimlikOran (%)
Müslüman 4,32
Kürt3,9 +
Diğer (Çerkeş, Laz, Arap vs.)1,28 +
Azınlıklar 0,39


Anketteki veriler karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde, hem ana ve hem de baba tarafından Türklük dışında farklı bir kökene sahip %18,34'lük bir grubun mevcudiyetine rağmen, etnik grup nüfusunun %5,18 gibi çok küçük bir oranda kalması, kişinin kendi kimlik tanımında kökenin önemli bir etmen olmadığını göstermektedir.

Ankette tespit edilen asıl önemli husus ise İstanbul'da etnik grupların çok büyük ölçüde Türkleşerek asimile oldukları ve küçüldükleridir.
Anket verilerine göre, hem ana hem de baba tarafından Kürt olduğunu söyleyen %7.6'lık gruba, akrabalar arasındaki Kürt kökenli grup da eklendiğinde toplam %13.30'luk grubun yaklaşık %72'si kendisini Türk hissettiğini söylemekte, kendisini Türk olarak tanımlamaktadır. Kendisini Kürt olarak tanımlayanların oranı %3.9'da kalmaktadır.

Aynı şekilde, Kafkas kökenli (Çerkeş) grubun %92'si, Arap kökenli grubun %91'i, Laz kökenli ve Balkan kökenli grupların ise tamamına yakını kendilerini Türk olarak tanımlamaktadırlar.

KONDA anketindeki veriler Türkiye'nin etnik yapısına ilişkin şu gerçekleri ortaya koymaktadır:

1. İstanbul gibi, Türkiye nüfusunun yaklaşık %15 ine sahip, yoğun göç alan kozmopolit bir ilde dahi kişinin kendi kabulüne dayalı kimlik tanımıyla, etnik nüfusun toplam nüfusa oranı sadece %5.57 dir. Bu oranla, İstanbul'u etnik bir mozaik olarak tanımlamak mümkün değildir. İstanbul gibi kozmopolit bir ilin dahi etnik bir mozaik olmadığı gerçeği karşısında, başkaca verilerin de gösterdiği üzere Türkiye'yi etnik bir mozaik olarak tanımlamak hiç mümkün değildir.

2. Büyük şehirlerde, kişinin kendi kimlik kabulüne dayalı kimlik tanımında anadil ve köken belirleyici etmenler olmaktan çıkmaktadır.

3. Büyük şehirlerde etnik gruplar hızla Türkleşerek asimile olmakta, dolayısıyla küçülmektedirler. Bu anket verileri, TESEV ve SESAR Str. Gen. Merkezi anketlerindeki verilerle birlikte değerlendirildiğinde, yukarıdaki tespitlerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu dışındaki bölgelerdeki bütün büyük şehirler için geçerli olduğu görülmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKİYE ETNİK BİR MOZAİK DEĞİLDİR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:18

2. TESEV Anketi

TESEV için 2000 yılında Doç. Dr.Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Binnaz Toprak tarafından yapılan Türkiye'de Din, Siyaset ve Toplum isimli Türkiye genelini kapsayan anket, kişinin kendi kimlik tanımında, dilin belirleyici bir etmen olmadığını ortaya koymaktadır.

Dilin, genelde, bir etniklik göstergesi olduğu düşünüldüğünde anketteki tespitin köken içinde geçerli olduğu kabul etmek gerekir.

Ankette, Kürtçe bilenlerin oranı %8,5 olarak tespit edilmiştir. Ancak, deneklerden etnik kimlikleriyle, Türklük, T.C vatandaşlığı, Müslümanlık arasında bir seçim yapmaları istendiğinde, Kürdüm diyenlerin oranı %1,4'te kalmıştır. Bu iki oran arasındaki büyük fark, dilin bu grup için kendi kimlik tanımında önemli bir etmen olmadığını göstermektedir.

Anketin tespit ettiği asıl önemli husus ise Türk halkının büyük çoğunluğunun Türk ve T.C vatandaşı kimlikleri etrafında bütünleştiğidir. Bu gerçek ankette şöyle ifade edilmektedir. "Gerek araştırmamızın, gerek DİĞER araştırmacıların bulgularına göre, Türk seçmeni için Türk ya da vatandaş kimliği ön plana çıkmaktadır.". Ankette etnik grup nüfuslarının da abartıldığı kadar büyük olmadığına işaret edilmekte ve "... araştırmamızda ortaya çıkan oranlar, bu grupların (Kürtler ve Aleviler) nüfus içindeki gerçek büyüklükleri konusundaki beklentilerin oldukça altında kalmaktadır.." denmektedir.

Bu tespitler, Türkiye'deki etnik grup nüfuslarını hayali bir şekilde abartanların, bu "abartılı" sayılarla Türkiye'yi etnik bir mozaik olarak tanımlayanların ve "Türkiyelilik" gibi sun'i bir kimlik peşinde koşanların ne denli bir yanlış ve yanılgı içinde olduklarını kanıtlayan bilimsel değerlendirmelerdir.

Sonuç olarak, bu anketin verileri de, etnik grup nüfuslarının abartıların altında olduğunu, grupların gerçek nüfusları esas alındığında Türkiye'nin etnik bir mozaik olarak tanımlanamayacağını ortaya koymaktadır.

3. SESAR Anketi

2000 yılının Aralık ayında, SESAR Strateji Geliştirme Merkezi'nin yaptığı anketin, Güneydoğu ve Doğu Anadolu dışındaki Karadeniz, Akdeniz, İç Anadolu, Ege ve Marmara bölgelerinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızı (1990 sonrası göçen) kapsayan bölümündeki veriler Doğu'dan diğer bölgelere göçen nüfusun hızla asimile olarak Türklükle bütünleştiğini ortaya koymaktadır.

Anket verilerine göre (çoklu cevap) çocukların %84,23'ü, gençlerin %70,65'i, annelerin %16'sı, babaların %4'ü, diğerlerinin %21,38'i, anadilleri olan Kürtçeyi bilmemektedir. Kürt ailelerin çok çocuklu olduğu düşünüldüğünde, söz konusu bölgelerde yaşayan, Kürt olarak tanımlanan grubun %60'a varan bir çoğunluğunun anadillerini bilmedikleri tespit edilmektedir.

Aynı anketteki, bu bölgelerde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın anadillerine siyasi ve kültürel bakışlarını tespit eden veriler de önemlidir. Örneğin, grubun %94'ü Türkçe yayın yapan ulusal TV kanalları dışındaki kanalları izleme-diklerini ifade etmiştir, (diğer %6). %77,2 gibi büyük bir çoğunluk, Kürtçe TV yayınlarını bölge için yararlı bulmadıklarını söylemişlerdir, (evet % 10) Grubun %85'i geldikleri yere dönmeyi düşünmediği belirtmiştir.

Anket verilerinin açık bir gerçek olarak ortaya koyduğu üzere, Türkiye'de etniklik konusunda kişinin özgür iradesine dayalı kendi kimlik tanımını dışlayan, dışarıdan bir bakışla anadil, bilinen dil, köken gibi etmenleri esas alan sübjektif değerlendirmelerin geçerliliği yoktur.

Özellikle Batı'da, etnik gruplar anadillerini unutarak hızla asimile olup küçülmektedirler. Dolayısıyla, etnik grupların gerçek nüfusları abartıların çok altındadır.

Bilimsel olarak geçerli ölçütle (emik tanım) Türkiye'de etnik arapların toplam nüfusu, genel nüfusun %10'unu aşmamakta, Türk halkı %90'ı aşan bir çoğunlukla kendini Türk olarak tanımlamaktadır.
Bu yapıda bir Türkiye'yi etnik bir mozaik olarak tanımlamak mümkün değildir.

4. Genel Nüfus Sayımları Tespitleri

Türkiye'de 1927 yılından başlayarak 1965 yılı dahil yapılan 8 genel nüfus sayımında anadil tespiti yapılmıştır. Bu tespitlere göre son üç sayımın (1955,1960,1965) ortalama olarak, anadili Türkçe dışında bir dil olan grupların toplam nüfusunun genel nüfus içindeki oranı %9,77'dir.

1927 yılı ile 1965 yılları arasında yapılan 8. Genel Nüfus Sayımı'nda beyan edilen anadile göre, Türkiye'deki etnik nüfusun dağılımı aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

YılGenel nüfusTürkKürtDiğer.Top. Etnik Nüfus
192713.629.42686.48.74.913.6
193516.157.450869.24.814
194518.790.17488.337.853.8211.67
195020.947.18887.148.854.0112.86
195524.064.76389.866.973.1710.14
196027.754.82090.696.662.659.31
196531.391.42190.1272.889.88


40 yıla yakın uzun bir süreyi kapsayan ve farklı iktidarlar zamanında yapılmış bu sayımlara ait veriler tutarlılık göstermekte ve şu gerçekleri ortaya koymaktır:

1. Türkiye'de etnik nüfusun genel nüfusa oranı, mozaik tanımı için ön şart olan %35 oranının çok altındadır. Yukarıdaki tablodaki veriler göstermektedir ki, 1927 yılından 1965 yılma kadarki etnik nüfus oranları Türkiye'nin etnik bir mozaik olarak tanımlanmasına imkan vermemektedir. Bugün, Türkiye'deki toplam etnik nüfusun genel nüfusa oranı da (%10) böyle bir tanımı mümkün kılmamaktadır.

2. Türkiye'de, süreç içinde etnik dilleri konuşanların oranı gerilerken, Türkçeyi anadil olarak benimseyenlerin oranı artmaktadır. Bu durum, etnik gurupların Türklükle bütünleşme içinde olduklarının göstergesidir.

Bu tablo değerlendirilirken, anadilin, her ne kadar etnik kimliğin dışa dönük bir göstergesi olsa da, önceki bölümlerde araştırma verileriyle gösterildiği üzere, birçok durumda, kişinin kendi kimlik tanımında belirleyici bir ölçü olmadığı unutulmamalıdır.

Ayrıca, KONDA A.Ş ve SESAR araştırmalarının da gösterdiği üzere Türkiye'deki etnik grupların Türklerle hızlı bir kaynaşma içinde olduklarını da unutmamak gerekir.

Dolayısıyla, Türkiye'deki etnik nüfusun tablodaki oranların altında olduğunu kabul etmek gerekir.

5. DİE 1985 Nüfus Belirleme Tespitleri

Bu gerçeği doğrulayan bir başka kanıt, Devlet İstatistik Enstitüsü'nün 1985 yılında yaptığı nüfus belirlemesinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki anadil tespitidir.

DİE verilerine göre, bu bölgelerdeki toplam nüfusun içinde (9,903,000) anadilini Kürtçe olarak kaydettirenlerin sayısı 2,766,000'dir. Nüfusun büyük çoğunluğunun Kürt olduğuna inanılan bu bölgede (22 İl) anadili Kürtçe olanların oranı toplam nüfusun 1/3'ü dahi değildir. (%28) (Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, sf. 32)

Prof. Dr. Servet Mutlu'nun araştırmasına göre, Doğu'da yaşayan Kürt nüfusun Türkiye genelindeki Kürt nüfusa oranı, 1965'te %80, 1995'te %66'dır.

Bu verilerle, 1985 yılı için toplam Kürt nüfusun % 75'inin Doğu'da % 25'inin Batı'da yaşadığı tespit edümektedir. Bu oranla, 1985 itibariyle toplam Kürt kökenli nüfus, Türkiye geneli için yaklaşık 3.680.000 olmaktadır. (Genel nüfusun yaklaşık %7.3'ü)

Bu oranla, Türkiye'nin bugün 72 milyon olan nüfusu içinde anadili Kürtçe olanların sayısı 5.256.000 olarak hesaplanmaktadır.

Ancak, anadilin kişinin kendi kimlik tanımında mutlak belirleyici bir etmen olmaması nedeniyle, Türkiye'de Kürt olarak tanımlanan nüfusun bu sayının altında olduğunu kabul etmek gerekir.
Bu veriler göstermektedir ki, Türkiye'deki etnik grup nüfuslarını kendi ideolojik ve siyasi amaçları doğrultusunda hayali bir şekilde abartanların hiçbir geçerli dayanakları yoktur.

Bu tür abartıların ne kadar hayali, maksatlı ve yalan olduğunun bir örneği, yıllardır Paris Kürt Enstitüsü başkanı olan Kendal Nezan'ın "1970 yılındaki Türk İstatistiklerine göre Doğu Türkiye'de 10 milyon Kürt var" şeklindeki beyanıdır. Çünkü, resmi verilere göre Doğu ve Güneydoğu'daki o tarihteki toplam nüfus sadece 6 milyondur. Ve bu nüfusun içinde Türkler, Zazalar ve Araplar da vardır. Ve o tarihte, bu bölgedeki Kürt nüfus 2 milyonun altındadır.

Ne yazık ki bir çok araştırmacı ve yurtseverliğinden kuşku duyulamayacak bir çok aydın Kendal Nezan ve onun gibi bölücü kişi ve kuruluşların veri ve değerlendirmelerini sorgulamadan benimsemekte ve kamuoyunu yanıltmaktadırlar. Topluma karşı sorumluluk taşıyan herkesin sahip oldukları bilgilerin kaynaklarının güvenilirliğini araştırmaları, yeniden gözden geçirmeleri gereklidir.

Burada, 1985 DİE anadil tespitiyle ilgili olarak bir hususun üzerinde önemle durulması gerekmektedir.
Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE), 1985 yılındaki nüfus sayımında, etnik grup nüfuslarını belirlemek amacıyla, anadil tespiti yapmıştır. Ancak, bu tespitin sonuçları açıklanmamıştır.

1999 yılında kurulan koalisyon hükümetinde Devlet Bakanı olarak görev alan Sayın Prof. Dr. Abdulhaluk Çay, "gizli" tutulan bu tespite ulaşmış ve kamuoyunca Kürt nüfusun çoğunluğu teşkil ettiğine inanılan Doğu ve Güney-doğu Anadolu bölgesinde, anadilini Kürtçe olarak beyan edenlerin bölge nüfusunun üçte birini dahi oluşturmadığını görmüş ve bu bilgiyi "Her Yönüyle Kürt Dosyası" isimli kitabında yayınlamıştır.

Anlaşılan odur ki, DİE'nin 1985 yılı nüfus belirlemesindeki anadil nüfusları Türkiye'nin etnik yapısı konusunda her türlü tartışmaya son verecek, Türkiye'nin etnik bir mozaik olmadığını net bir şekilde ortaya koyacak resmi bir tespittir.

Dolayısıyla, ülkenin etnik yapısının istismarına son verecek önemde bu tespit verilerinin kamuoyuna açıklanmasının ülke yararına olacağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla, bu veriler mutlaka açıklanmalıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKİYE ETNİK BİR MOZAİK DEĞİLDİR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:21

6. HADEP, DEHAP Oyları

DEP, HADEP, DEHAP gibi Kürt kimliğini temsil ettiklerine inanılan partilerin milletvekili seçimlerinde aldıkları oylar Kürt gurubun nüfusu konusunda fikir veren göstergeler olarak değerlendirilebilir. Bu partilerin belirli bir il ya da bölgede aldıkları oyların bu yörelerde yapılan araştırma ve anketlerde tespit edilen Kürt nüfus ile örtüşmesi, bu tür bir değerlendirmeyi geçerli kılmaktadır.

Örneğin, 1993 yılında yapılan anket verilerine göre:

İstanbul'da tespit edilen Kürt nüfusun oranı %3.9, HADEP'in bu ilde aldığı oy oranı %4'tür. DİE'nin tespitinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da anadili Kürtçe olanların oranı %28, DEHAP'ın 2002 seçimlerinde bu bölgelerdeki ortalama oy oranı %25'tir.

DEHAP'ın 2002 seçimlerinde Türkiye genelinde aldığı toplam oy 1.960.660'dır. Bu oyun nüfus karşılığı 3.267.766'dır. Kürt kimlikli seçmenin kısmen de olsa, başka partilere de oy verdiği düşüncesinden hareketle Türkiye'deki Kürt nüfusu yaklaşık olarak 5 milyon civarında kabul etmek mümkündür. Bu sayı araştırma ve anket verileriyle de örtüşmektedir.

DEHAP'ın 2002 seçimlerinde aldığı oyun (1.960.966) bölgeler itibariyle dağılımı, Kürt nüfusu abartmak maksadıyla ortaya atılan, bu nüfusun büyük çoğunluğunun (2/3'ünün) Batı'da yaşadığı şeklindeki iddiayı da geçersiz kılan önemli bir göstergedir. DEHAP'ın Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki 22 ilde aldığı oy 1.041.336 iken, diğer tüm bölgelerdeki 59 ilde aldığı oy, bu sayıdan az olarak 919.324'tür. Yani, Doğu'da yaşayan Kürt nüfus, iddia edilenin aksine Batı'da yaşayan Kürt nüfustan fazladır.

Sonuç olarak, Kürt nüfusu fazla göstermek için ortaya atılan "Kürt nüfusun büyük çoğunluk olarak Batı'da yaşadığı" iddiası tamamen gerçek dışıdır.

7. Toplam Veriler Ortalamasıyla Türkiye'de Bugünkü Etnik Grup Nüfusları

1927 yılından 1985 yılına kadarki Genel Nüfus Sayımları'ndaki tespitler ve 2001 yılma kadar yapılan araştırma ve anketlerdeki veriler değerlendirildiğinde Türkiye'deki etnik grupların nüfusları aşağıdaki gibi tespit edilmektedir.

Etnik KimlikNüfusOran (%)
Türk64.650.00089.79
Kürt5.000.0006.94
Zaza1.000.0001.4
Arap6000000.83
Çerkeş2500000.35
Laz2000000.28
Diğer3000000.42


* Türkiye'nin bugünkü nüfusu 72 milyon kabul edilmiştir. (Türk nüfus: %89.78 etnik nüfus: %10.22) "Diğerlerimin 60.000'i Ermeni, 25.000'i Yahudi, 1800'ü Rum'dur.
* Değerlendirmeye esas teşkil eden tespit, araştırma ve anketler için bakınız sf.

Bu tablodaki veriler de göstermektedir ki, Türkiye'deki toplam etnik nüfus oranı yaklaşık %10 civarındadır. Bu oranla Türkiye etnik bir mozaik olarak tanımlanamaz.

8. Anadil Kurslarının Ortaya Koyduğu Gerçekler

Anadil kurslarına, hiç seviyesindeki talep, açılan birkaç kursun hepsinin kapanması, Türkiye'deki etnik grup sayısını ve etnik nüfusu hayali ölçülerde abartan çevrelerin kendileri kadar, bu çevrelerin maksatlı abartılarını sorgulamadan benimseyen kesimlerde de düş kırıklığı, adeta bir şok yarattı.

Türkiye'deki etnik gruplarla ilgili birçok gerçeğin ifadesi olan bu durum, önemine binaen ayrı bir bölüm olarak değerlendirilmiştir.

Aralık 2003 tarihli yasayla anadil kursları etnik gruplar için kültürel bir hak olarak tanınmış, bu yasaya uygun olarak Diyarbakır, Batman, Van, Şanlıurfa, İstanbul ve Adana'da 6 Kürtçe Kursu açılmıştır.
Kürtçe dışında hiçbir etnik dilde kurs açılmamıştır.

Ancak, açılan Kürtçe kursların, önce Adana olmak üzere hepsi talep yetersizliği nedeniyle kapanmıştır.
Konunun değerlendirmesine geçmeden önce, belirtilmesi gereken önemli husus, kursların kapatılmasının nedeninin, talep yetersizliğinden de öte söz konusu kurslara talep olmamasıdır. Türkiye'deki etnik nüfusu maksatlı olarak 40-45 milyon gösterenlerin bu hayali rakamları bir yana, Türkiye'de 5-6 milyonluk bilinçli bir etnik nüfusun varlığı halinde dahi, söz konusu kurslara yaklaşık 1000 kişi civarında kalan bir müracaatı bir "talep" olarak görmek mümkün değildir.

Bu "durumun" "ifade ettiği" gerçekleri değerlendirmeyi sonraya bırakarak, önce, Türkiye'de 27 Etnik grubun (47-50 olarak da ifade ediliyor) toplam olarak yaklaşık 45 milyon! etnik nüfusun varlığından söz eden çevrelere şu soruların sorulması gerekir:

27 etnik grubun var olduğu bir ülkede-yasal bir engel bulunmamasına rağmen, hiç değilse 3-5, hatta 10 farklı etnik dilde kursun açılamamış olması nasıl açıklanabilir?

Nasıl olur da 45 milyon etnik nüfusa sahip bir ülkede-yasal engel bulunmamasına rağmen-hiç değilse 2-3 milyon ya da birkaç yüz bin kişi olsun anadillerini öğrenme, geliştirme ihtiyacı duymamaktadır?!
Etnikliğin, içten ve dıştan bu kadar pervasızca tahrik edildiği, etnikliğin her türlü istismara malzeme yapıldığı bir ülkede, ulusal kimlikle sorunu olan, çok değil 3-5 milyon etnik bir nüfusun mevcudiyeti halinde dahi, hiç olmazsa birkaç bin ya da birkaç yüz kursun açılmış olması gerekmez miydi?

Ayrıca,
Anadil kursları; etnik grupları temsil iddiasında olan çevrelerce, etnik gruplar adına sadece kültürel bir hak değil bir ihtiyaç, bir talep olarak ortaya konulmuştur. Bu kurslara hiç seviyesindeki talep karşısında, söz konusu kişi ya da kuruluşların etnik gruplan temsil ettiklerinden söz edilebilir mi?

Anadil kurslarına talep olmamasının ortaya koyduğu gerçeklerin yeterince kavranabilmesi için bu kursların, Türkiye'de yaşayan etnik gruplar için, objektif olarak, büyük bir ihtiyaç olmasını gerektiren şu gerçeklerin bilinmesi önemlidir:

1. Türkiye'deki etnik grupların hiçbiri alfabelerini bilmezler, dolayısıyla anadillerinde okur-yazar değillerdir. Formal bir gramer bilgileri de yoktur. Bu nedenle kültürlerini yazılı olarak koruyup, kuşaktan kuşağa aktarma imkanından yoksundurlar.

2. Türkiye'deki Kürtlerin yaklaşık %95'i Kürtçenin Kırmançi lehçesini konuşur. Ancak, bu lehçeyi konuşan bazı grupların bir ölçüde de olsa iletişim sorunları vardır. Kürtçe kursları, Kürtçe'yi tüm gruplar için tam anlaşılır ortak bir dil olarak geliştirmeye önemli katkıda bulunacak bir imkandır.

3. Ayrı ve özgün bir dil olan Zazaca'nın da benzer sorunları vardır. Dolayısıyla, anadil kursu, Zazaca'nın da topluluk için ortak bir dil olarak gelişmesi için bir imkandır.

4. İstisnasız bütün anket ve araştırmaların ortaya koyduğu bir gerçek olarak, Türkiye'deki etnik gruplar özellikle Batı'da anadillerini hızla unutmakta ve asimile Türkleşerek asimile olmaktadırlar.
Örneğin, daha önce ayrıntıları verilen SESAR Strateji Geliştirme Merkezi'nin Aralık 2000'de Güneydoğu Anadolu bölgeleri dışındaki beş bölgede yaptığı geniş kapsamlı anket; bu bölgelere Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan 1990 sonrasında göçen Kürt kökenli nüfusun yaklaşık %60'ının Kürtçe bilmediğini ortaya koymaktadır.

Aynı anketle söz konusu topluluğun tamamına yakını -%94'ü- Türkçe yayın yapan ulusal TV'ler dışında bir kanal izlemediklerini, %77,2'si Kürtçe TV yayınını yaralı bulmadıklarını, %85'i geldikleri yere geri dönmeyi düşünmediklerini söylemişlerdir. Anket 1990 öncesinde göçenleri de kapsamış olsaydı bu oranlar kuşkusuz daha da yüksek çıkardı.

Başkaca araştırmalar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki Kürt nüfusunda, çoğunluk çocuklar ve gençler olmak üzere, yaklaşık %20'sinin Kürtçe ya da yeterli düzeyde Kürtçe bilmediklerini ortaya koymaktadır.
1993 yılında KONDA A.Ş tarafından İstanbul'da yapılan anket, Batı'daki büyük şehirlerde etnik nüfusun %80'i aşan bir oranla Türkleştiklerini çok açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Bu ankette, hem ana ve hem de baba tarafından Kürt kökenli olduğunu söyleyen %7.6'lık gruba, akrabalar arasındaki Kürt kökenli grup da eklendiğinde toplam %13'lük Kürt kökenli nüfusun yaklaşık %72'si kendisini Türk hissettiğini söylemekte, kendisini Türk olarak tanımlamaktadır. Kendisini Kürt olarak tanımlayanların oranı %3.9'da kalmaktadır.

Aynı şekilde, Arap kökenli nüfusun %91'i, Kafkas kökenli nüfusun %92'si, Laz kökenli ve Balkan kökenli (Çerkeş) nüfusun ise tamamına yakını kendilerini Türk olarak tanımlamaktadır.
Bu veri ve tespitler, gerçekte, kimliği konusunda, duyarlı herhangi bir grup için, objektif olarak, anadil kurslarının büyük ve acil bir ihtiyaç olmasını gerektirir.

Çünkü,
Etnik bir grubun varlık temeli, grup kimliğinin teminatı olan kültürüdür. Kültürün iki temel öğesinden birisi din diğeri dildir. Dolayısıyla, anadil, etnik bir grubun kimliğini koruyup varlığını sürdürmesinde yaşamsal öneme sahiptir. Özellikle'de asimilasyona karşı dilden çok daha güçlü bir direnç etmeni olan dini inanç farklılığının olmadığı Türkiye gibi bir ülkede, dilini koruyamayan grupların çoğunluk egemen unsur içinde asimile olmaları kaçınılmazdır.

Bu gerçek temelinde değerlendirildiğinde, "anadil kurslarının" dilleri ve kimlikleri ciddi bir asimilasyon tehdidi altında olan Türkiye'deki etnik gruplar için, objektif olarak, büyük ve acil bir ihtiyaç olması gerekirken, söz konusu kurslara talep olmaması şu gerçeklerin ifadesidir:

1. Türkiye'deki etnik grupların (marjinal küçük bir kesim hariç), ulusal kimlikle sorunları yoktur. Bu gruplar etnik kimliklerini toplumsal yaşamda; öncelikli, ayırt edici, belirleyici bir etmen olarak görmemektedirler.

2. Türkiye'deki etnik grupların nüfusları bölücü çevreler, güdümlü medya ve aydınlar ve AB tarafından maksatlı olarak hayali ölçülerde abartılmaktadır. Bütün bilimsel veriler Türkiye'deki "toplam" etnik nüfusun genel nüfusun %10'u civarında olduğunu göstermektedir (yaklaşık 7.2 milyon). Böyle bir oranla Türkiye'yi etnik bir mozaik olarak tanımlamak bilimsel olarak mümkün değildir.
Kaldı ki, bu nüfusun yaklaşık %85'i aşan bir bölümü Türklüğü ulusal kimlik ya da üst kimlik olarak benimsemektedir.

3. Etnik grupları temsil iddiasında olan kişi ve kuruluşlar, küçük marjinal bir kesim dışında, söz konusu grupları temsil etmemektedirler.

6 Ekim 2004 tarihli Avrupa Birliği İlerleme Raporu'nda Türkiye'deki etnik gruplardan Kürtlerin nüfusu 15 - 20 milyon, Çerkeslerin nüfusu 3 milyon, Boşnakların nüfusu 1 milyon. Çingenelerin nüfusu beşyüz-bin olarak gösterilmiştir.

Bunlar bütünüyle abartılı, maksatlı ve geçersiz sayılardır.
Ayrıca, aynı raporda Zazaca Kürtçenin bir lehçesi, Zazalar Kürt olarak gösterilmiştir. Oysa Zazalann Kürt olmadığı bilimsel olarak kanıtlanmış bir husustur.

AB İlerleme Raporu uluslararası geçerliliği olan resmi bir belgedir. Dolayısıyla söz konusu rapordaki bu yanlışların mutlaka düzeltilmesi gerekir.

10.12.2004 tarihinde The İnternational Herald Tribüne ve Le Mond gibi dünyada milyonlarca insan tarafından okunan 2 gazeteye Türkiye'den de onlarca üst düzey Kürtçünün katılımıyla 200 imzayla verilen "Kürtler Ne İstiyor?" başlıklı bölücü ilandaki talepler AB ilerleme Raporu'ndaki, "Türkiye'de 15 - 20 milyon Kürt olduğu" tespitine dayandırılmıştır.

Sadece bu örnek dahi, bu rapordaki söz konusu abartılı verilerin, ne ölçüde Türkiye aleyhine kullanılabileceğinin açık kanıtıdır. Dolayısıyla bu tür resmi belgelerdeki benzer yanlışların mutlaka düzeltilmesi gerekir.

Sonuç olarak,
Etnik kimlik tanımında, geçerli olan ölçüt, kişinin kendi iradesine dayalı tanımdır. Örnekleriyle gösterildiği üzere bu tanımda anadil ya da köken, birçok durumda, belirleyici etmenler değildir.
Bu temelde değerlendirildiğinde, Türkiye'de kendini Türklük dışında bir kimlikle tanımlayanların oranı %10'u dahi bulmamaktadır.

Bu durumda, halkın %90'ı aşan bir çoğunlukla bilinçli olarak Türküm dediği bir Türkiye'yi etnik bir mozaik olarak tanımlamak mümkün değildir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKİYE ETNİK BİR MOZAİK DEĞİLDİR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:21

Güçlükler

Türkiye'nin etnik yapısına ilişkin bilgilerin sağlanabileceği kaynaklar dağınıktır. Her etnik grup için farklı kaynakları taramak gerekir. Belirli bir gruba ilişkin bilgi için dahi çok sayıda tarama yapma zorunluluğu vardır.

Sabırlı bir araştırmayla farklı kaynaklardaki bilgileri toplayarak genel bir değerlendirme yapmak mümkündür. Ancak bu durumda da kaynakların "güvenilirliğinin" çok özenli bir ayırıma tabi tutulması gerekir. Türkiye'nin etnik yapısına ilişkin araştırmaların en güç yanı burasıdır.

1 - Doğal olarak etniklik araştırmalarına yönelenler çoğunlukla kökenlerini tanımak isteyen etnik grup mensuplarıdır. Bu araştırmacıların büyük bölümü konuya duygusal, abartılı, taraf olarak yaklaşmaktadırlar.

2 - Milliyetçilik şovenizmi ile yaklaşanlar ise, abartma sınırını aşarak verileri tahrife; uydurmalara yönelmektedirler.

3 - Batılı araştırmacılar da büyük çoğunlukla doğru bilgi vermemektedirler. Bunların bir kısmı ise konuya kendi ülkelerinin çıkarları doğrultusunda siyasi yaklaşmaktadırlar.

Batılı araştırmacıların yetersizliklerinin başlıca nedenleri şunlardır:

a) Batılı araştırmacılar, çoğunlukta olan yerli araştırmacıların tarafgir eserlerini yeterli bir özenle ayıklama imkanına sahip değillerdir. Çünkü yeterli düzeyde Türkçe bilmemektedirler.
b) Türkiye'nin etnik yapısına ilişkin bilimsel eserler Batı dillerine çevrilmemektedir.
c) Günümüz Batılı araştırmacılarının değer verdikleri geçmiş dönemlere ait Batılılarca yapılmış araştırmaların büyük çoğunluğu, yerlilerin araştırmalarından çok daha tarafgir ve maksatlıdır.
d) Bugün de, Batılı araştırmacıların çoğu, meseleyi kendi ülkelerinin ulusal siyasetleri temelinde "taraf" olarak değerlendirmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKİYE ETNİK BİR MOZAİK DEĞİLDİR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:22

TÜRKİYELİLİK ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK

Bu bölüm, Türk Yurdu dergisinin Aralık 2004 tarihli sayısındaki yazımdan özetlenerek aktarılmaktadır.
6 Ekim 2004 tarihli AB İlerleme Raporu ile T.C Başbakanlık İHD Kurulunun, "Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu'nun raporu, 10.12.2004 tarihinde The İnternational Herald Tribüne ve Le Monde gazetelerinde yayınlanan 200 imzalı Kürtler Ne İstiyor? başlıklı bölücü ilan ve bu ilan doğrultusunda DEHAP'lıların Diyarbakır'da başlattıkları imza kampanyası, etniklik, azınlık, çok kültürlülük, üniter yapı, kurucu unsur kavramlarını yoğun tartışma konuları haline getirmiş, bu belgelerdeki talep ve yaklaşımlar ile "kamu oyunda etkin bir kesimin" bu konulardaki görüşleri, T.C. Devleti'nin üniter yapısının, "ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün" ne denli sinsi bir tehdit karşısında olduğunu bir defa daha göstermiştir.
Meselenin özünü oluşturan ve unutulmaması gereken gerçek, esasta, bu talep ve yaklaşımların, AB devletlerinin ve onları da denetleyen çokuluslu küresel sermayenin, ülkeleri etniklik, azınlık temelinde bölerek kolay lokmalar haline getirme, milli kimlik direncini kırarak, ulusal sınırları göstermelik kılarak dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda açık bir pazara, bir sömürgeye dönüştürme politikası olduğudur.
Konuyla ilgili olarak bilinmesi gereken bir başka önemli husus ise, Türkiye'nin, "esasen" olmayan etniklik politikasını yıllardır Türkiye'nin etnik bir mozaik olduğu kabulüne dayandırmakta olmasıdır. Bu "kabul", Batılıların, Türkiye'ye yıllardır bilinçli ve maksatlı olarak "empoze" ettiği bir "yakıştırmadır".

AB olsun, uluslararası örgütler olsun, Türkiye'deki etnik unsurlara ilişkin değerlendirme, talep ve dayatmalarını, Türkiye'ye ve dünyaya Batılılar tarafından maksatlı olarak empoze edilmiş bu gerçek dışı kabule dayandırmaktadırlar. Bu kabul, Türkiye'deki bölücü mihraklara, etniklik konusunu kendileri için bir statü, maddi ve siyasi çıkar vasıtası olarak kullanan zümrelere de konuyu istismar imkanı vermektedir.
Oysa, Türkiye'yi hiçbir ölçütle etnik bir mozaik olarak tanımlamak mümkün değildir. Bu konuda yapılmış tüm bilimsel araştırmalar önceki bölümlerde gösterildiği üzere bu gerçeği açık seçik ortaya koymaktadır.
Bir ülkenin etnik bir mozaik olarak tanımlanabilmesi için, o ülkede etnik çeşitliliğin mevcudiyeti yeterli değildir. Böyle bir tanımlama için o ülkedeki etnik nüfusun genel nüfusun %35'ini oluşturması önşarttır. Bu güne kadar yapılan araştırmalar Türkiye'de bu oranın emik bakışla % 10'u bile bulmadığını ortaya koymuştur.
Devletimiz bu gerçeği görmeli ve etniklik politikasının temelini bu gerçeğe dayandırmalıdır.

Türkiyelilik

Türkiye'de üst kimliğin Türk yerine Türkiyeli olarak tanımlanması sanılanın çok ötesinde olumsuzluklara yol açar. Böyle bir tanımlama, Türk ulusuna çok haksızca yakıştırılan karışık millet zihniyetini pekiştirir, ulusal kimlik bilincini zedeler, bu ülkeye şevkle hizmet etme gayreti içinde olanları kayıtsızlığa iter.

Ancak, bundan çok daha önemli olarak, böyle bir tanım, zaman içinde, adım adım, aşama aşama, ülkeyi bölünmeye kadar götürecek taleplere, dayatmalara zemin teşkil edecek istismara açık bir önkabul olur.

"Türk" kelimesinin "etnik ayrımcılık" ifade ettiği gerekçesinden hareketle ortaya atılan "Türkiyeli" tanımı, aynı gerekçeye dayalı olarak; Anayasa'daki Türk devleti tanımının da "Türkiye devleti" olarak değiştirilmesini kaçınılmaz kılar. Bununla da kalmaz, Anayasada ve ilgili yasalarda, "ulus tanı-mının" etnik unsurlar temelinde yeniden tanımlanmasını gündeme getirir. Aşama aşama, asli unsurlar, kurucu unsurlar, resmi diller, yeni azınlıklar tartışmalarına ve bu konularda şimdiden "ısıtılan" taleplere zemin hazırlar.
Kaldı ki, Anayasamızda "Türklük" çok açık bir biçimde hiçbir etnik anlam ifade etmeyen, bütünüyle "vatandaşlığı" esas alan temelde tanımlanmıştır. Anayasa'nın 66. maddesi bu konuda çok açıktır. "66. Türk devletine vatandaşlık başı ile bağlı herkes Türktür. Bu tanımda, devletin Türk olarak tanımlanmasının nedeni ise Avrupa'da ve bütün dünyada pek çok örneği görüldüğü gibi, devletin kurucu unsurunun Türkler olmasıdır. Bugün, Fransa devleti, bu ismi Fransayı kuran unsurun Franklar olmasından almaktadır. (5.yy) Ki Franklar o tarihte Galya olarak bilinen bölgedeki "etnik gruplar" karşısında azınlıktaydılar.

Ayrıca, bugün ileri ülkelere örnek teşkil eden İngiltere'nin halkına ingiltereli, Fransa'nın halkına Fransalı, Almanya'nın halkına Almanyalı mı denmektedir? Bu ülkelerin halklarını temsil eden ulusal kimlikleri İngiliz Fransız, Alman olarak egemen unsurun kimliğiyle tanımlanmaktadır.

Özetle, "Türkiyeli" tanımını ortaya atanların hiçbir "meşru" ve "tarihi" dayanağı yoktur.
Türkiyelilik kavramının gündeme getirilmesi Türkiye'yi aşama aşama bölmeyi amaçlayan maksatlı bir stratejinin bir ön adımıdır. Bu stratejinin arkasında ise ulus devletleri etniklik temelinde bölerek dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda sömürge haline getirmek isteyen Batılı çokuluslu sermaye mevcuttur.

Çokkültürlülük

Dilimize, çokkültürcülük ya da çokkültürlülük olarak çevrilen "multiculturalizm", temelde, çok kültürlülüğü benimseyen, savunan, teşvik eden bir politik akımın adıdır. Dolayısıyla özde farklı anlamlar ifade etmezler. Hareket noktası, nihai hedefi ulus devletleri "etnik çeşitlilik" temelinde ayrıştırmak, bölmektir. Bu da, amaçları başlangıç bölümünde açıklanan "küresel" gücün çıkarlarına uygun olarak geliştirilmiş ve üçüncü dünya ülkelerine çok kültürlülüğü bir "zenginlik" olarak benimsetme ve sonuçta onları bölme politikasının adıdır.

Çok kültürlülüğün, bir ülke için "zenginlik" olup olmaması tamamen o ülkenin kendi şartlarına, kendi gerçeklerine bağlı bir keyfiyettir. Türk ulusu, bugün tüm unsurlarıyla kaynaşık bir ulustur. Ancak bir İtalya bir İngiltere bir Almanya gibi ulus devlet olma sürecini tam anlamıyla tamamlamamıştır.

15 yıl gibi uzun bir sürede bastırılabilen, 35 bin vatandaşımızın hayatına malolan ve 100 milyar doları aşan bir zarara sebebiyet veren ve bugün tekrar başlatılan PKK terörü unutulmamalıdır. Bugün, terörist Öcalan'a sahip çıkan T.C. Devletine ve PKK'ya eşit uzaklıkta olduğunu ifade edenlerin partisinin (DEHAP) bu ülkede 2 milyona yakın oy aldığı, Kandil Dağı'nda 6000 PKK militanının mevcudiyeti de unutulmamalıdır.

Bugün Kürtçü grupların ilanlar ve imza kampanyalarıyla Anayasa'da, Türkiye'yi bölünmeye götürecek değişiklik talepleri ve Batılıların etnik gruplara ve azınlıklara ilişkin dayatmaları ortadadır.
Daha gerilere gidersek, yakın tarihimizde, 1925 yılındaki Şeyh Sait, 1926, 1927, 1930 yıllarındaki Ağrı Kürt İsyanları, 1938 deki Dersim İsyanı ve irili ufaklı birçok başkaldırıyı da unutmamız gerekir. Kuruluş aşamasındaki genç Türk devletini aylarca, yıllarca uğraştıran bu olaylar hep "bir avuç" kışkırtıcıya ve "dış güçlere" maledilir. Ancak bu "bir avuç kışkırtıcı" ve "dış güçler" bu ülkede kışkıştacak insanlar bulabilmişlerdir.

Ayrıca şunları da bilmek gerekiyor. Bugün İspanya, ülkenin en zengin bölgesinde, devlet içinde devlet konumundaki ayrılıkçı Basklıları kendisi için bir "zenginlik" olarak mı görüyor? Aynı şekilde Fransa için Korsikalılar bir "zenginlik" unsuru mudur? Fransa 1991 yılında "Fransa halkının bir unsuru olan Korsika halkı" ifadesini iptal etmedi mi? Aynı Fransa, 1992 yılında Anayasasının 2. maddesini " Fransızca Cumhuriyetin anadilidir" olarak değiştirmedi mi? Fransa, Azınlık Hakları Çerçeve Sözleşmesi'ni de imzalamamıştır. Belçika, Lüksenburg gibi AB ülkeleri de bu sözleşmeyi yürürlüğe koymamaktadırlar. Almanya'da "Alman vatandaşı" Türkler azınlık olarak kabul edilmemekte, "göçmen işçi" olarak tanımlanmaktadırlar. Almanya içişleri bakam Shilly Türklerin asimile edilerek Almanlaştırılmalarını savunmaktadır.

Hollanda, etnik nüfusun, genel nüfusun % 10'una yaklaşması karşısında, etnik dil öğretimine devlet yardımını tamamen kaldırdığı gibi, Hollanda vatandaşlığına geçişi, adeta imkansız kılan yasal önlemler almıştır. Yani, Türkiye'ye bir zenginlik olarak empoze ettiği çokkimlikliliği, çokkültürlülüğü kendi ülkesi için nedense bir zenginlik olarak görmemiştir. ' İngiltere eski başbakanlarından Thacher, etnik kültürlerin ülkesi için bir zenginlik olmadığını ifade etmektedir. AB üyesi Yunanistan, ülkesindeki Makedonları, Arnavutları, Türkleri, bir "zenginlik" olarak görmek bir yana, bunlara nefes aldırmıyor. Çok kültürlülük bir zenginlik ise SSCB, Çekoslovakya ve Yugoslavya neden bölünüp dağıldılar? Bugün A Belçika, Ukrayna niçin bölünmelinin eşiğine gelmişlerdir? Osmanlı'yı çökertenler, ilk fırsatta onu arkadan vuranlar etnik azınlıklar değil midir? Ya İstiklal savaşımızda yaşadıklarımız?!

Maksat, eski yaraları deşmek değildir. Tarihi bir tespiti dile getirmektir. Bir ülkede her etnik grup, demokrasi, ve insan hakları, kültürel haklar, özgürlükler temelinde eşit ve saygın olmalıdır. Bu çağımızın uygarlık ölçütüdür.

Ancak, unutulmaması gereken husus, demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin bir toplum için çağdaş yasal haklar olması, bu hakların ancak yapıcı, birleştirici, bütünleştirici bir sorumluluk anlayışıyla kullanılması gereğini ortadan kaldırmaz.
Bu ise her şeyden önce bir demokrasi kültürü meselesidir.

Dolayısıyla,etnik çeşitliliğin, çok kültürlülüğün bir ülke için zenginlik olabilmesi her şeyden önce demokrasinin o ülkede bir kültür ve sorumluluk olarak mevcudiyetini gerektirir. Demokratik haklar ve özgürlükler ancak demokrasi kültürü ve sorumluluk bilinci düzeyinde anlam kazanır. Bu kültür ve sorumluluk bilinci zaman içinde aşama aşama gelişir. Avrupa'da bu gelişmenin 200 yılı aşkın bir geçmişi vardır. Türkiye'de ise demokrasiye geçişin tarihi 1946'dır. Dolayısıyla Türkiye'nin demokrasi geçmişi sadece 58 yıllık bir süreçtir. Ancak Türkiye bu kısa süreç içinde demokrasi konusunda çok büyük bir mesafe kaydetmiştir.

Sonuç olarak, çok kültürlülüğün bir ülke için bir zenginlik olarak değerlendirilmesinde bu gerçekler ve ülkenin kendine özgü şartlarının göz önünde bulundurulması gerekir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 6 misafir