Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Felsefi Türkçülük

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Felsefi Türkçülük

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 01:37

FELSEFİ TÜRÇÜLÜK

İlim, objektif ve müspet olduğu için, milletlerarasıdır. Bundan dolayı, ilimde Türkçülük olamaz. Fakat felsefe, ilme dayanmış olmakla beraber, ilmi düşünüşten başka türlü bir düşünüş tarzıdır. Felsefenin objektif ve müspet ünvanlaıını alabilmesi, ancak bu sıfatları haiz olan ilimlere uygun olması sayesindedir. ilmin kabul etmediği hükümleri felsefe ispat edemez, ilmin ispat ettiği hakikatleri felsefe ortadan kaldıramaz. Felsefe, ilme karşı bu iki kayıt ile bağlı olmakla beraber, bunların dışında tamamiyle hürdür. Felsefe, ilimle tenakuza düşmemek şartıyle, ruhumuz için daha ümitli, daha vecidli, daha teselli verici, daha çok saadet bağışlayıcı, büsbütün yeni ve orijinal faraziyeleri meydana atabilir. Zaten, felsefenin vazifesi, bu gibi faraziyeleri ve görüşleri arayıp bulmaktır. Bir felsefenin kıymeti, bir taraftan, müspet ilimlerle ahenkli olmasının derecesiyle, diğer cihetten, ruhlara büyük ümitler, vecidler, teselliler ve saadetler vermesiyle ölçülür. Demek ki,.felsefenin bir safhası objektif, diğer safhası sübjektiftir. Buna göre felsefe, ilim gibi, milletlerarası olmağa mecbur değildir, milli de olabilir. Bundan dolayıdır ki, her milletin, kendisine göre bir felsefesi vardır.

Yine bundan dolayıdır ki ahlakta, estetikte, ekonomide olduğu gibi, felsefede de Türkçülük olabilir.
Felsefe, maddi ihtiyaçların zorlamadığı ve mecbur etmediği, menfaatsiz, garazsız, karşılıksız bir düşünüştür. Bu nevi düşünüşe spekülasyon adı verilir. Biz, buna, Türkçede muakale adını veriyoruz. Bir millet, muharebelerden kurtulmadıkça ve iktisadi bir refaha ulaşmadıkça, içinde muakale yapacak fertler yetişemez. Çünkü muakale, yalnız düşünmek için düşünmektir. Halbuki, bin türlü derdi olan bir millet; yaşamak için, kendini müdafaa etmek için, hatta yemek yemek ve içmek için düşünmeğe mecburdur. Düşünmek için düşünmek, ancak bu hayati düşünüş ihtiyaçlarından kurtulmuş olan ve çalışmadan yaşayabilen insanlara nasip olabilir. Türkler, şimdiye kadar böyle bir huzur ve istirahate nail olamadıkları için, içlerinde hayatını muakaleye vakfedebilecek az adam yetişebildi. Bunlar da, düşünüş yollarını bilmediklerinden, mefkurelerini iyi idare edemediler. Ekseriyetle, dervişlik ve kalenderlik çıkmazlarına saptılar.

Türkler arasında şimdiye kadar az filozof yetişmesini, Türklerin muakaleye istidatsız olduklarına yüklememelidir. Bu azlık, Türklerin henüz müspet ilimlerce, huzur ve istirahatçe muakaleyi mümkün kılacak bir seviyeye yükselmeleri ile izah olunursa, daha doğru olur.
Bununla beraber, Türklerin felsefece geri kalmaları, yalnız yüksek felsefe bakımından doğru olabilir. Halk felsefesi bakımından Türkler, bütün milletlerden daha yüksektirler.

Rostand adlı bir Fransız filozofu diyor ki:

"Bir kumandan için, karşısındaki düşman ordusunun ne kadar askeri, ne kadar silah ve mühimmatı olduğunu bilmek çok faydalıdır. Fakat onun için bunlardan daha çok faydalı bir şey vardır ki, o da, karşısındaki düşman ordusunun felsefesini bilmektir".

Gerçekten de, iki ordu ve iki millet birbiriyle savaşırken, birisinin galip, diğerinin mağlup olması neticesini veren en başlıca amiller, iki tarafın felsefeleridir. Ferdi hayatı vatanın istiklalinden, şahsi menfaati namus ve vazifeden daha kıymetli gören bir ordu, mutlaka, mağlup olur. Bunun aksi bir felsefeye malik olan ordu ise, mutlaka, galebe çalar. O halde, halk felsefesi itibariyle, Yunanlılarla ingilizler mi daha yüksektir; yoksa Türkler mi daha yücedir? Bu sualin cevabını verecek, Çanakkale muharebeleri ile Anadolu muharebeleridir. Türkleri bu iki muharebede de galip kılan, maddi kuvvetleri değildi. Ruhlarında hükümran bulunan milli felsefeleri idi.

Türkler, maddi silahların, manevi kıymetleri hükümsüz bıraktığı son asra gelinceye kadar, Asya'da, Avrupa'da, Afrika'da bütün milletleri yenmişler, tabiyetleri altına almışlardı. Demek ki Türk felsefesi, bu milletlere ait felsefelerin hepsinden daha yüksekti. Bugün de öyledir. Yalnız şu var ki, bugün maddi medeniyet bakımından ve maddi silahlar dolayısıyle, Avrupalı milletlerden gerideyiz. Medeniyetçe onlara eşit olduğumuz gün, hiç şüphesiz, cihan hegemonyası yine bize geçecektir. Mondros'ta esir bulunduğumuz zaman, orada kamp kumandanı

olan bir İngiliz, şu sözleri söylemişti:

"Türkler, gelecekte, yine cihangir olacaklardır".

Görülüyor ki Türklerde, yüksek felsefe ileri gitmiş olmamakla beraber, halk felsefesi gayet yüksektir. İşte felsefi Türkçülük, Türk halkındaki bu milli felsefeyi arayıp meydana çıkarmaktır.
Ey, bugünün Türk genci! Bütün bu işlerin yapılması, yüzyıllardan beri seni bekliyor.

Kaynakça
Kitap: TürkÇÜLÜĞÜN ESASLARI
Yazar: ZİYA GÖKALP
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir