Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hars ve Tehzib

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Hars ve Tehzib

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 01:27

HARS VE TEHZİB

Fransızca "culture" kelimesinin iki yarı manası vardır. Bu manalardan birini-"hars" (milli kültür), -diğerini "tehzib" tabiriyle tercüme edebiliriz. "Hars" hakkındaki bütün yanlış anlamalar, fransızca "kültür" kelimesinin böyle iki manalı olmasındandır. O halde biz, dilimizde, bu iki manayı "hars" (milli kültür) ve "tehzib" kelimeleri ile ayırırsak, kendi memleketimizde bu yanlış anlamalara son vermiş oluruz. Milli kültür ile tehzib arasındaki farklardan birincisi, milli kültürün "demokratik", tehzibin" aristokratik" -olmasıdır. Milli kültür, halkın geleneklerinden, yapageldiği şeylerden, örflerinden, sözlü ve yazılı edebiyatından, dilinden, musikisinden, dininden, ahlakından, estetik ve ekonomik mahsullerinden ibarettir. Bu güzel şeylerin hazinesi ve müzesi halk olduğu için, «milli kültür» demokratiktir. Tehzib ise, yalnız yüksek bir tahsil görmüş, yüksek bir terbiye ile yetişmiş hakiki aydınlara mahsustur. Matthew Amold'un "tatlılık ve ışık mezhebi" tabiri ile ifade ettiği mana, "tehzib"in tarifi demektir. Tehzibin esası, iyi bir terbiye görmüş olmak; akli ilimleri, güzel sanatları, edebiyatı, felsefeyi, ilmi ve hiç bir taassup karıştırmaksızın dini; gösterişsiz, samimi bir aşk ile sevmektir.

Görülüyor ki tehzib, hususi bir terbiye ile husule gelmiş, hususi bir duyuş, düşünüş ve yaşayış tarzıdır.
Milli kültür ile tehzibin ikinci farkı, birincinin ""milli" ve ikincinin "milletlerarası" olmasıdır. Bir insan, milli kültürün tesiri ile, belki de yalnız kendi milletinin kültürüne kıymet verir. Fakat, tehzib görmüşse, başka milletlerin kültürlerini de sever ve onların lezzetlerini de tatmağa çalışır. Buna göre, tehzib, temas ettiği insanları biraz insaniyetçi, biraz müsamahalı, her ferde, her millete karşı iyilik aster ve «eclectique» yapar.

Milli kültürle tehzibin bu ikinci farkı, bizi "milliyetçilik" ve milletlerarasıcılık (beynelmileliyetçilik) meselesinin derinleştirilmesine götürüyor:

"Millet", aynı milli kültürde ortak olan fertlerin bütünüdür. "Beynelmileliyet" (Milletlerarasılık), aynı medeniyete ortak olan milletlerin bütünüdür. Milletlerarasılığa "medeniyet zümresi" de denilebilir.

Fakat, medeniyet zümresini, hususi bir medeniyete mensup milletlerin bütünü gibi telakki etmeyin adamlar da vardır. Bunlara göre, ayrı ayrı •medeniyetler yoktur. Bütün insanların mecmuu, bir tek medeniyet zümresinden ibarettir ve bu bir tek medeniyet zümresi, milletlerden değil, fertler-den kuruludur. Bu fikirde bulunan insanlara "kozmopolit" adı verilir. Kozmopolitler, "Milletim nev-i beşerdir, vatanım ruy-ı zemin" diyen "dünyacı" lardır.
Bunların medeniyet zümresi hakkındaki telakkileri, milliyetçilerinkilerle uzlaşamaz. Çünkü milliyetçilere göre, insanlık, zooloji ilminde diğer hayvan nevileri ile beraber incelenen insan nevinden

ibarettir. Sosyal fertler demek olan "insanlar" ise, milletler halinde yaşarlar. Türkçülük, millet esasını kabul etmeyen hiç bir sistemle uzlaşamayacağından, kozmopolitleri içine alamaz.

Milletlerarasıcılığa gelince; bu, tamamen, kozmopolitliğiı. zıttıdır. Çünkü, milletlerarasıcılara göre, medeniyet zümresi bütün insanların hepsi demek değildir. Zaten medeniyet bir değil, birçoktur. Her medeniyetin kendisine mahsus bir camiası yani bir medeniyet zümresi vardır. Aynı zamanda, bu medeniyet zümreleri fertlerden değil, milletlerden mürekkeptir. Medeniyet zümresi bir cemiyete benzetilirse, onun fertleri de milletler olur. Medeniyet zümresine, «milletler cemiyeti» denilmesi bundandır.

[Fakat, bu "Milletler Cemiyeti" tabiri doğru değildir. Çünkü cemiyet, ortak bir vicdana malik olan, tam bir zümre demektir. Ortak vicdan milli kültürden ibaret olduğu için, «cemiyet» kadrosuna girebilecek zümreler, ancak milletlerle onların cürsumeleri (kökleri) olabilirler. Diğer taraftan, birçok cemiyetleri içine alan daha büyük zümrelere "camia" adı verilir. "Milletler Cemiyeti" yerine "Milletler Camiası" demek daha münasiptir.

Bu ifadelerden anlaşıldı ki her medeniyet zümresi, bir milletlerarasılık dairesidir. Bir cemiyetin milli bir kültürü olması, onun milletlerarası bir medeniyete de mensup olmasına engel değildir. Medeniyet, «aynı milletlerarasılığa mensup milletlerin ortak müesseselerinin bütünü» demektir.
Demek ki, bir milletlerarasılık içinde, hem «onu terkip eden bütün milletlere şamil ortak bir medeniyet», hem de «her millete has milli kültürlerden

mürekkep bir kültürler koleksiyonu» vardır. O halde biz, Avrupa Medeniyetine girdiğimiz zaman, yalnız milletlerarası bir medeniyete varis olmakla kalmayacağız; aynı zamanda, medeniyetdaşımız olan bütün milletlerin kültürlerinden de lezzet alma imkanına sahip olabileceğiz. Milli bir cemiyet, nasıl, iş bölümü ve ihtisas yoluyle meslek zümrelerine ayrılmışsa, milletlerarası bir camia da adeta milletlerarası bir iş bölümünün ve milletlerarası ihtisasın hükmüne uyarak, milli ve hususi mahiyette kültürlere ayrılmıştır.

Buna göre insanlar, sırf milli zevkleriyle tattıkları zaman, yalnız milli kültürlerine uygun eserlerden hoşlanırlar. Fakat insan, her gün aynı yemeği yemekten usandığı gibi, daima aynı kültüre mensup edebiyattan, aynı musikiden, aynı mimariden, ilh... gıda almaktan da bıkar. Bu sebeple, midesine düşkün olanlar, her gün yemek listelerini değiştir-dikleri gibi, tehzibli adamlar da, zaman zaman, başka kültürlerin çeşnileriyle ağız değiştirmeğe ihtiyaç duyarlar.
Eski zamanlarda, esnaf dernekleri, muayyen zamanlarda, «arifane ziyafetleri» yaparlardı1. Her esnaf, kendi evinde en iyi yapılan yemeği yaptırır, kırda yahut bir evde birleşerek bu yemekleri beraberce yerlerdi. Medeniyet zümresinin milletlerarası münasebetleri de bir «arifane ziyafeti» gibidir. Her millet bu ziyafete kendi kültürünü götürerek bütün milletlerin kültürlerinden zevk alma hakkını kazanır. Şu kadar var ki, yalnız milli kültürden hoşlanan «milli zevk» ile, yabancı kültürlerden hoşlanan «harici zevk» i birbirine karıştırmamalıdır. Avrupa'nın bütün milletlerinde gördüğümüz normal nümuneye göre, her milletin asli ve daimi olan zevki, milli zevkidir; dış zevk, ancak ikinci bir derecede kaldığı zaman makbul olabilir. Eski Osmanlı hayatında ise, iş böyle değildi. Havas sınıfında dış zevk, asli ve daimi zevk halini almıştı. Milli zevke gelince, ikinci derecede bir kıymetten bile mahrum bırakılmıştı. Bu sebeple eski edebiyatımız Acem zevkinin, Tanzimat edebiyatı da Fransız zevkinin mahsullerinden ibaret kaldı ve şimdiye kadar, bizde milli bir edebiyat husule gelmedi. O halde, tehzib, böyle marazı bir hal aldığı zamanlar, zararlı olur. Bir tehzib, milli kültürün hukukuna riayet ettiği müddetçe, normaldir. Milli kültürün haklarını çiğnemeğe başladığı andan itibaren hasta ve malul bir tehzib mahiyetini alır.

Bu izahlar gösteriyor ki, Türkçülük kozmopolitlikle bağdaşamaz. Hiç bir Türkçü kozmopolit olamadığı gibi, hiç bir kozmopolit de Türkçü olamaz. Fakat Türkçülükle milletlerarasılık (beynelmilliyetçilik) arasında, jozlaşmaya engel hiç bir zıtlık yoktur. Her Türkçü, aynı zamanda, beynelmilliyetçidir. Çünkü her ferdimiz, milli ve milletlerarası iki sosyal hayat yaşamaktayız. Milli hayatımız, yalnız milli kültürümüzü yaşamaktır. Milletlerarası hayatımız ise, bir taraftan milletlerarası medeniyetten, diğer taraftan her biri hususi ve orijinal lezzetlerin bir derlemesi olan yüzlerce başka milli kültürden hisselerimizi almaktan ibarettir. Tanzimat'tan beri resmen mensup olduğumuz medeniyete gelince, bu da Batı medeniyetidir.

İşte modern camiamız olan bu Batı medeniyeti ile, ona mensup bütün milli kültürlerden nasibimizi almak içindir ki, Telif ve Tercüme Encümeni, Batı medeniyetinin milletlerarası mahiyetini haiz bütün ana kitaplarını (otorite tanılan monoğrafileri) ve milli kültürlerin çiçekleri hükmünde bulunan bütün şaheserleri tercüme ettirmeğe karar verdi.

Görülüyor ki Türkçülerin "milli kültür" dedikleri şey, ne Fransızların "kültür" ü, ne de Almanların "kultur" udur. Fransızlara göre Fransız kültürü, öteden beri, sırf edebi kuvveti ile üniversel bir tehzib mahiyetini almıştır. Almanlara göre, güya Alman kültürü de, orduları yenilmemiş olsaydı, askeri ve iktisadi kuvvetleriyle, bütün dünyaya ha-kim olacaktı. Türk kültürünün faaliyeti bunlar gibi pasif değil, aktiftir. Biz milli kültürümüzü, yalnız kendi zevkimiz için, kendimiz tadına varmak için yapacağız. Başka milletler de, ondan, Loti'lerin, Farrere'lerin yaptığı gibi, ara - sıra tadarak lezzet alabilirler. Nasıl ki biz de Fransız, İngiliz, Alman, Rus, İtalyan milletlerinin kültürlerinden ara - sıra zevk alıyoruz ve alacağız. Fakat bundan sonra, bu zevk alışımız, hiç bir zaman "egzotizm" in sınırını aşmayacaktır. Bizce, Fransızlara, İngilizlere, Almanlara, Ruslara, İtalyanlara ait güzellikler ancak egzotik güzellikler olabilir. Bu güzellikleri sevmekle beraber, hiç bir zaman, gönlümüzü onlara vermeyeceğiz. Biz gönlümüzü, ezel gününden beri, milli kültürümüze vermişizdir. Bizim için dünya güzeli, milli kültürümüzün güzelliğinden ibarettir. Biz, medeniyetçe, irfanca, iktisatça ve tehzibce Avrupa milletlerinden çok geri kalmış olduğumuzu inkar etmeyiz ve medeniyetçe onlara yetişmek için bütün kuvvetimizle çalışacağız. Fakat, kültür itibariyle, hiç bir milleti kendimizden üstün görmeyiz. Bize göre Türk kültürü dünyaya gelmiş ve gelecek olanların en güzelidir. Buna göre, ne Fransız kültürünün, ne de Alman kültürünün taklitçisi ve tabii olmamıza imkan yoktur. Biz, onları da diğer kültürler gibi, yalnız milletlerine mahsus, hususi kültürler sayarız ve onlardan, diğer kültürler gibi, ezgotik bir zevkle lezzet alırız.

Görülüyor ki Türkçülük, bütün aşkı ile yalnız kendi orijinal kültürüne vurgun olmakla beraber, şoven ve mutaassıp da değildir. Avrupa medeniyetini tam ve sistematik bir surette almaya azmettiği gibi, hiç bir milletin kültürüne karşı yabancı kalma ve küçümseme duygusu da yoktur. Bilakis, bütün milli kültürlere değer veririz ve saygı duyarız. Hatta birçok kötülüklerine uğradığımız milletlerin bile, siyasi teşkilatlarını sevmemekle beraber, medeni ve kültürel eserlerine hayran, fikir adamları ile sanatkarlarına karşı saygılı olacağız.

Kaynakça
Kitap: TÜRKÇÜLÜĞÜN ESASLARI
Yazar: ZİYA GÖKALP
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir