Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk Adının Anlamı Ve Yaygınlaşması

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türk Adının Anlamı Ve Yaygınlaşması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 21:31

"TÜRK" ADININ ANLAMI VE YAYGINLAŞMASI

Türklerin tarih boyunca değişik kültür çevreleriyle temasa geldiklerini biliyoruz. Bu çevreler birbirinden çok uzak bölgelerdi. Kaynaklan arasında dil ve alfabe farklılıkları vardı. O sebepten Türklerden bahseden bu kaynakların, değişik imlalarla yazdıkları görülüyor. Çoğunluğu da bu kelimenin anlamını güçlü, hakim diye bildiriyorlar.

Değişik kaynaklarda, özelilkle Çin kaynaklarında Türk kelimesinin yazılışı bilginleri daha çok meşgul etmiştir. Orada da değişik şekilde yazılışlar görülmektedir. Miladi VI. yy'da, Çinyıllığı "Çou Şu"da, Göktürk birliğini göstermek için "Türk" adının kullanıldığı görülüyor. Bu sıralarda (542-545 yılları' Göktürk Hakanı Bumin Han'a Çinden elçi gönderilmektedir. Bununla beraber Türk soyundan gelen ve Türkçe konuşan toplulukların çok eskiden beri mevcut olduğunu yine bu yabancı kaynaklara, arkeolojik ve antropolojik belgelere göre söyleyebiliriz.

Çin kaynaklarındaki T'u-Kue'i, B. Munkacsi Tu-lu-ke biçiminde okumuş ve bunun miğfer anlamına gelen "dugulga'nın aslı olduğunu iddia etmiştir. Çoğu bilginler, bu arada De Guignes, J.Klaproth, J.Schimidt, Gobelentz, Schott ve J.J.Hess, Türk kelimesine miğfer anlamını vermişlerdir. Bu iddianın kökü yine bir Çin kaynağına dayanıyordu; Sui-Şu adlı Çin kaynağında Tu-Kue'nin, Türk dilinde miğfer anlamına geldiği ve Türklerin de Altaylarda, miğfer biçiminde bir dağın eteklerinde oturduğu bildirilmekteydi. W.Barthold, Tu-kue kelimesinin, Türk'ten bozulmuş olduğu hakkındaki yorumların tamamen kabul olunmadığını, tartışmalara sebep olduğunu belirtiyorsa da Prof. W.Eberhard, Tu-kue/Tu-cüe'leri "hakiki Türktürler.. " diye tanımlıyor.

Fransız sinologu P.Pelliot ise bu işaretin "Türküt" şeklinde okunması gerektiğini ve -t- ekinin çoğul olarak kullanıldığını ileri sürmüştür. Araştırmalarda, Türkçedeki -z- çoğul ekinden hareketle "Türküz" şeklinde okunması gerektiği de ileri sürülmüştür. Bu duruma göre Türk kelimesinin Çin kaynaklarında daima çoğul olarak kullanıldığına hükmetmek lazımdır.

Bunlardan başka yine Çin kaynaklarında geçen "Tu-kiu" ve "Tik" kelimelerinin de, Türkleri tanımlamak için kullanıldığı ileri sürülmüştür. Çin kaynaklarında M.Ö. XVIII.yy'da, zamanımızdan 3800 yıl önce "Tik" şeklinde geçen kelimenin "Türk" olduğu ifade edilmiştir. De Groot da eserinde, kaynaklarda "Ti" şeklinde geçen kelimenin "Tık" olduğunu, bunun da Türk isminden bozulmuş olduğunu kaydetmektedir. (100' Fakat bazı bilginler bu benzetmeyi şüpheyle karşılamışlar hatta, A.V.Gabain reddetmiştir. VV.Eberhard'ın incelemeleri "Tik" kelimesinin "Türk" ile alakasızlığını ortaya koymuştur.

Arap kaynaklarından olarak; İslami devir öncesinde Türk adının ilk geçtiği yer olarak meşhur Arap şairi Al-Nablga Al-Zubyani'nin"Divan"ı gösterilmiştir Buna göre ilk defa Türk adının, Vl.yy'ın sonlarına doğru Arap kaynaklarında geçtiği kabul edilebilir.

Türk kelimesinin Arapçadan uydurma "Turkor" ve "Terk" kelimelerinden tünediği de iddia etilmiştir. Bunlar daha çok Arap müverrihlerince zikredilen Yahudi rivayetleridir.

XI. ve Xll.yy'dan kalma ilk Rus vakayinamelerinde Türk, Torki, kelimeleri tespit edilmiştir. Bizans kaynaklarındaki "Turkoi" kelimesi ise "Türk" olarak kabul edilmiştir. Bazı Bizans kaynaklarında ise Türklerle, Troia'lılar arasında ilişki kurulmuştur. Bu fikir Th. Gazes ile İtalyan hümanisti F.Fllelfo arasında yazılan mektuplarda tespit edilmiştir; bu mektuplardananlaşıldığınagöre XV.yy. Türkleri, Troia'lıların soyundan sayılmaktaydılar ve Türkler Bizansı almakla Troia'yı hile ile ele geçiren Grek'lerin torunlarından, atalarının intikamını almışlardı. BuanlayışınsebebiTürkadınıneskişeklinin, "Troia"olduğuzannıdır.

Herodofta "Yurcae", Latin kaynakları ndan Plinus Secondus ve Pompenius Mela'da "Türcae" diye geçen kelimenin, Hind kaynaklarında "Turuşka" diye geçen kelimenin Türkleri tarif etmek için kullanıldıkları nakledilmektedir.

Bu yabancı kaynaklar, temasa geldikleri kavimler hakkında kendi imlalarına uygun yazılış şekilleriyle bilgi vermişlerdir. Bunlar değişik okunabildiği gibi, kelime benzerliklerinden de hareket edilmiştir; F.V.Erdman "Tharak" adını "Türk" ile birleştirmek isterken, diğer taraftan Ön Asyanın çivi yazılı kaynaklarında ülke adı olarak geçen "Tourki" kelimesiyle, Asur"ca çivi yazılı belgelerdeki "Turukku" okunabilen kavimle, Türk sözünün ilişkisi düşünülmüştür. Etrüsk kelimesinin diğer bir şekli olan "Trüsk" kelimesinin de "Türk" kelimesine benzerliğine dikkat çekilmiştir.

Tarihçi Hammer, Herodofun doğu kavimleri arasında saydığı "Targita"ların Türk olduğunu tahmin ediyor. Saka'ların da milli geleneklerinde ulu atalarına "Targitaus" dendiği belirtilmektedir. Yine Tevrat'taki "Togharma" ismi de "Türk" kelimesi ile alakalı görülmektedir.

S.W.Koelle ise Türk kelimesinin kökünü "Tu, Tir" kabul ederek, "cezbedici" anlamını vermiştir. K.Flok ise kelimenin aslının "Turku" olduğunu ileri sürerek, bunun İskit (Saka' dilinde "deniz kıyısında oturan adam" anlamına geldiğini belirtiyor.

Türk kelimesinin anlamı hakkında da kaynaklar değişik bilgiler vermekle beraber, çoğunlukla kudret, kuvvet, güç anlamında birleşiyorlar.

Bizans tarihçisi Halkondilas'a göre Türk ismi çiftçi ve köylü ayrıca ulvi, yüksek, hakim manasına geliyordu. (109' Bazı Bizans tarihlerinde de kuvvetli, kudretli anlamına kullanılmıştır. Kaşgarlı Mahmud'a göre Türk adı "olgunluk çağı" anlamına geliyordu. Alman bilgini F.W.K.Müller de Türk sözünün olgunluk, zamanın ortası, vakit anlamına geldiğini ifade ediyor. Prof.S.Maksudi Arsal da kuvvet ve olgunluk anlamını veriyor/110' Türk sözünün Uygurca eski metinlerde de "kuvvet"anlamında geçtiği belirtilmektedir. Türk kelimesi Fars'ça da ise güzel ve sevgili manasını almıştır.

Türk adının anlamı hakkında ilk çalışmaların A.Vambery tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Buna göre Türk, türemek anlamında olan "türe" veya "törü"den gelmekte olup "yaratılmış mahluk" demektir. LBazin de aynı şekilde bir açıklama yaparak "törümek/Türemek" anlamından hareket eder ve söyleyiş Türk şeklini aldığı zaman kuvvet, güç anlamını kazandığını belirtir.

Orhun abidelerinde ise Türük ve Türk kelimeleri görülmektedir. Anlaşıldığına göre, önceleri çift heceli ifade edilen Türk adı, Göktürk'ler devrinde tek heceli şekliyle bir müddet beraber kullanılmış, fakat daha sonra yalnız "Türk", tek heceli hali kalmıştır. G.Nemeth'e göre de önceleri oymak adı olan Türk adı, daha sonra bütün Türk kavminin adı olmuştur.

Ziya Gökalpi'e göre de Türk, "türeli/töreli" demektir. W.Barthold da "Türk kelimesinin Orhun kitabelerinde bir çok defa kullanılan "törü" (kanun, adet, kanunla düzenlenmiş, birlik kazanmış halk' kelimesi ile ilgili olduğunu farzetmek mümkündür." demektedir.

"Türk" kelimesine yabancı kaynakların verdiği anlamlar, çoğunlukla Türklerin bu toplumla olan ilişkilerinin karakterine göre olmuştur. Türklerle temasa gelen toplumlar çoğunlukla yenik bir rolde kalmışlardır. Acaba Türkler Uzak Doğudan, Avrupa içlerine, kuzey Karadeniz alanlarından Afrika içlerine, Hint Okyanusuna kadar yayılışlarında daima yönetici ve hakim bir rol oynamamış olsalardı, "Türk" kelimesinin anlamı yine de güçlü, kudret sahibi olarak yabancı kaynaklarda geçecek miydi?

Fakat bu çalışmalarda bazen art niyetlerle ve dini taassuplarla hareket edildiğinin örneklerini de görüyoruz; Ali Suavi, 1869 da Pariste çıkardığı "Ulum" gazetesinde Türk başlığıyla yayınlanan makalesinde "Avrupada ras(ırk' meselesi var." diyor ve bazılarının Türkleri "zihinsel faaliyetten uzak yalnız bir kaba kahraman olarak gördüğüne işaret ederek bunun aksini savunur.

Webster adlı İngilizce sözlüğün 1864 baskısının "Türk" maddesinde herhangi bir kaba anlam kullanılmamasına rağmen, 1947 baskısının Türk maddesinde "Türklere atfedilen özellikler hilekarlık, şehvetlilik ve kabalıktır."diyor. Aynı sözlüğün 1964 baskısında ise "Türk-şimdi nadir olarak kullanılan" anlamı yırtıcı, zalim biradam" diye yazıyor. Diğer ünlü bir sözlük olan "Funk and Magnalis"dada aynı tarifler yapılıyor. "Random House Dictionary of the Language" adlı sözlüğün 1967 baskısında da "Türk-halk arasında, gayri resmi konuşmada-zalim, kaba, tahakküm edici adam." diye tarif ediliyor.

"The World Book Dictionary' adlı sözlüğün 1967 baskısında ise, bu tarif İngilizce konuşanlardan da öteye uzatılarak "Türk kelimesi, Hristiyan kavramına göre zalim, barbar, despot bir adam demektir."diyor ve fena, öfkeli huylu, idaresi mümkün olmayan insan" diye devam ediyor. Görülüyor ki burada nihayet din düşmanlığı açığa vurulmuştur. Bu art niyetlerle yapılan tariflerin hiç bir ilmi değeri yoktur. İki dünyanın tarihleri ve telakkileri ortadadır. Ancak bunlar Türk-İslam dünyasına bakış açısını sergilemesi bakımından ibret vericidir.

Ne yazık ki, bu kaba manalandırmalar, sadece yabancılarda değil, Osmanlı Devletinin son zamanlarında da görülmüştür. Bu devir eserlerinde Türk kelimesi köylü, kirli, asi anlamlarında kullanılmış, Türklüğü küçük düşürücü sözde atasözleri uydurulmuştur. Türk sözü Anadolu köylüsü için kullanılır olmuştur; "O kadar ki, Osmanlı Devletinin 1797 ile 1892 yılları arasında Paris'te daimi elçiliğini yapmış olan Morali Seyyid Ali Efendi, 1 Ağustos 1801 tarihli yazısında, uygunsuz hareketlerde bulunan Çuhadar Ahmed'i "Türk-i sütür" yani "hayvan Türk" diye vasıflandırdığını hayretle görüyoruz. Solakzade tarihinde de Türk'ten yoldan çıkmış, kirli uğursuz kavim diye bahsediliyor.

Bu durum Arap kültürü altında, Türk aydınlarının kendi benliklerinden uzaklaşmalarının ve devrin resmi ideolojisi Osmanlıcılığın etkisiyledir. Ayrıca Osmanlı aydınlarının milleti asliden(Türk toplumu) nasıl koptuğu, onu hor görerek böyle anlamlar vermesi de ayrı bir ibrettir.

"TÜRK" adının yaygınlaşması; Türkler uzun tarihleri içinde değişik coğrafyalarda, değişik kültür çevreleriyle temasa gelerek yaşadılar. Bu kaynaklar onlardan bahsettiler. L.Ligetti'nin dediği gibi "Türk, yalnız Mustafa Kemal'in Milleti değildir. Ondan gayri İç-Asya'da, Sibiryada, İranda, Doğu Rusyada, Kafkasyada başka başka adlarla daha şöyle, böyle kırk Türk kavim veya kabilesi yaşamaktadır.

Türk adının yaygınlığı Müslümanların eseri olduğu iddia edilirse de bu tamamen doğru değildir. Hatta, belki aksi de söylenebilir; Türkler Müslüman olduktan sonra, henüz Müslüman olmayan Türklerden kendilerini ayırtetmek için, Türk adını Müslüman olmayanlar için kullanmışlardır. O bakımdan Türk adının yaygınlaşmasını Müslümanlara atfetmek tamamen doğru olmasa gerek.

İslami devirlerden evvel de "Türk" adı bütün bir milletin ve devletin adı olarak kullanılmıştı. Göktürklerle ve onlardan sonra da Türk adı kullanıldığı gibi daha 420 yılında iran'ın kuzeyindeki Altaylı boylara Türk adı verilmişti.

Yabancı kaynaklar bu toplumu milli adıyla adlandırmışlardır. İslami devirlerden evvel, Bizans kaynaklarından anlaşıldığına göre Sabir'ler(Vl.yy) Hazarlar(IX.yy) Macar'lar(IX-Xl.yy) Türk olarak adlandırılmışlardır. İslami devirlerde de yine Bizans kaynakları ve Avrupalılar Selçukluları ve Osmanlıları genellikle "Türk" adı ile anıyorlar, hanedan veya devlet isimlerine pek az yer veriyorlardı. İslam kaynaklarında da, İslam ülkelerine değişik tarihlerde gelen bütün Türk'ler kendi özel adlarından başka hep "Atrak"(Türkler' diye anılmışlardır.

Herhangi bir coğrafyaya bağlamaksızın Türklerin yurdu, Türklerin yaşadığı yer anlamına "Türkiye" adı da ortaya çıkmıştır; "Vl.yy'da Orta Asya için kullanılan Türkiye tabiri IX. ve X.yy'larda Volga'dan, Orta Avrupa'ya kadar uzanan Hazar ve Macar ülkeleri için kullanılmış, Doğu Türkiye-Hazar memleketi, Batı Türkiye-Macaristan, Xll.yy'dan sonra da Anadolu'nun adı Türkiye olmuştur. Mısır Kölemen Devleti toprakları da Türkiye diye anılıyordu."

Xlll.yy'da Avrupa ve Bizans kaynakları Türkistan dahil,Tuna boylarından, Altaylara kadar uzanan bütün memleketleri Magna-Türkia(Büyük-Türkiye' olarak gösterirken, Anadoluya da yalnızca "Türkia"diyorlardı. Aynı yüzyılın bazı İslam bilginleride Çindenizinden, Akdeniz alanına kadar uzanan memleketleri "Arz'üt-Türk"(Türk dünyası) diye adlandırırken, Anadoluya da "Bilad'üd-Türk" demişlerdir. Seyyah Marco Polo da Ögedey'in torunu Kaydu'nun ülkesinden "Büyük Türkiye" diye bahsediyordu.

Bu "Turkia" kelimesinin, italyanca "Turchia" adından geldiği kanaati daha kuvvetli görünüyor. Bu kelime XIX.yy sonlarında devlet adamları ve yazarlar tarafından da değişik yazılışlarla kullanılmıştır; Ali Süavi "Türkiye" şeklinde, müverrih Hayrullah Efendi "Türkiya" şeklinde, Ziya Paşa ile Namık Kemal de "Türkistan" şeklinde kullanmışlardır.

Yakın zamanımıza doğru çok geniş alanlardaki Türkler, bazen siyasi düşüncelerle, bazen dini düşüncelerle değişik şekillerde adlandırılmış ve değişik tabirler ortaya çıkmıştır. Bunlar hep kökte "Türk" kelimesine bağlıdır. Yani bir bakıma Türk kelimesinin yaygınlaşmasıdır.

Lozan Antlaşmasında, Batı Trakya Türkleri için Müslüman tabirinin kullanılması Yunanlılar için bir dayanak olmuş ve Müslüman adını bir etnik ad gibi kullanmışlardır. Bu Türklerin, Müslümanlaşmış Hellen'ler oldukları bile iddia edilmiştir. Ancak 1954 de kabul edilen bir kanunla buradaki topulmun milli bir azınlık, Türk olduğu kabul edilmiştir. Fakat Yunan basını bunu da milli bir cinayet olarak vasıflandırmıştı.

Yunanlıların bu toplumu Müslüman diye adlandırmadaki ısrarı ve onların Türkler olduğunu görmezlikten gelmeleri, onların Türkiye Türkleri ile bağlarını koparmak ve kendilerinin ayrı bir toplum olduklarını telkin gayretiyledir.

Rus ilim ve edebiyat çevrelerinde ise daha çok siyasi sebeplerle, kendi yönetimleri altındaki Türkleri, Türkiye Türklerinden ayrı göstermek için Tyurki, Tyurksky/Türkler, Türkçe, Türkiye Türkleri için Turok, Turki, Turetsky/Türk, Türkler, Türkçe tabirleri yaratılmıştır. Ruslar böylece Türkiye dışındaki Türklere ayrı bir hüviyet vermeye gayret etmişlerdir. Üstelik onları Azerbaycanlı, Türkistanlı diye bölmüşlerdir. Hatta Türkistanlıları da üç, beş kısma bölmüşler Özbek, Karakalpak, Türkman, Kırgız, Kazak, Uygur diye sanki onları ayrı ayn milletlermiş gibi göstermişlerdir. Çünkü böyle bir tutum assimilasyoncu, eritmeci politikalarına da uygun düşmekte idi.

İngiliz ve Amerikan çevrelerinde de Türk toplumunun kendi özel adlarının yanında (Osmanlı, Selçuki, Uygur gibi.) genel "Türk" adı da daima kullanılmıştır. Fakat daha sonra yabancı çevrelerce kendi özel adlarıyla anılmaya, bazen de ikisiyle birden anılmaya başlayınca karışıklıklar doğmaya başladı. Bazen de büyük bir "Türk Milleti'nin değil de küçük Türk grupları karşısında bulunuluyormuş gibi oluyordu; "Bu çeşit isimlerin aslında bir tek milliyeti ifade ettiğini bilen Batılı ilim adamları hepsini birden kapsayacak bir isim aramış ve Turkic/Türkik tabirini kullanmaya başlamışlardır. Türk kelimesi, Türkiye Türklerine has bir isim gibi geldiğinden, genel ad olarak Türk ismini kullanmak istememişlerdir. Yani Türkik hem Türkiye Türklerini, hem Kıbrıslıları, hem Azerileri, hem İdil-Urallı'ları, hem de Türkistanlıları içine alan etnik-milli bir tabir olmuştur.

Özetle; başlangıçta bir "boy" adı olarak görülen, daha sonra bütün bir milletin adı olan "Türk" adı çeşitli kaynaklarda değişik yazılışlarla geçiyor. Genel olarak güç, kuvvet anlamında kullanılmakla beraber, Orhun abidelerinde geçen şekillerinden yararlanarak yapılan incelemelerde "Türük" şeklinde iki hece halinde olduğu kanaatine varılmıştır. Anlamının da töre sahibi, yasa ile düzenlenmiş halk demek olduğu açıklanmıştır. Daha sonra Türk kelimesi bu soydan olan ve Türk dilini konuşan toplumların milli adı olmuştur.

Türk devletleri kurucularının adından, bazen de bulundukları coğrafyadan ad alırlardı. Türk kavimleri bu kendilerine ait özel adları kullanmakla beraber genel ve milli "Türk" adını da kullanmışlardır. Aslında Osmanlı, Selçuki, Uygur, Hun, gibi ayrı ayrı milletler değil aynı soydan, aynı kültürden, aynı tarihten gelen bir tek "Türk Milleti" idiler.

Yakın zamanımızda kavram karışıklığını gidermek için, bazen de siyasi art niyetlerle yeni kavramlar kullanılmaya başlanmıştır; Türkik tabiri daha geniş çerçevede Türkleri tarif ederken, Türk kelimesiyle çoğunlukla "Türkiye Türkleri" anlaşılmaya başlanmıştır. Türkiye kelimesi de yine ilk olarak Batı tarih kaynaklarında Türklerin yaşadığı yerleri tarif etmek için kullanılmaya başlanmıştır.
Bu kelimeler hep "Türk" kelimesinden doğmuş olup, bu adın yaygınlaşmasının sonucudur.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir