Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Eski Türk Tipi

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Eski Türk Tipi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 21:29

ESKİ TÜRK TİPİ

Araştırıcılar çeşitli ırk tasniflerinde Türkleri, bazen de birbirleriyle zıt gruplara sokmuşlardı. Bu kısımda özellikle eski Türk tipinin maddi ve ruhi yapısını incelemek istiyoruz.

Tarihi Türk tipinin tarifinde, Türkler hakkında kaynakların verdiği tariflerden, antropolojik bilgilerden, destanlardan, sanat tarihi buluntularından yararlanılıyor.

Cizvit papazlarından Pere Wieger'in Çin vekayinamelerinden çıkardığı sonuca göre Türkler gür sakallı kumlar saçlı, mavi gözlü, beyaz tenliydiler. Fakat bazı kaynaklar da, Türklerin saçlarının uzunluğundan, tenlerinin beyaz olduğundan bahsederken sakal ve bıyık bırakmadıklarını kaydediyor, Minyatürlerde de sakal unsuruna pek rastlanmıyor. Ancak ihtiyar Uygur rahiplerinde beyaz, uzun sakallar görülmektedir; "Taiçing ipek rulo resimlerinde bazı Türk kumandanlarında bir miktar sakal görünüyorsa da bu hal savaşta uzadığını düşündürüyor. Ayrıca destanlarda geçen ak sakallı, kır saçlı gibi tasvirlerde saygı belirtisi görülüyor. Bu unsurlar saygı telkin ediyor. Eski heykellerde sakal ve bıyığa rastlanmıyor.

Latin ve Bizans kaynakları da Avrupa Hunlarını mübalağalı ve efsanevi bir şekilde büyük başlı, kısa boylu, geniş omuzlu yassı burunlu, ufak gözlü ve seyrek sakallı olarak tarif etmişlerdir. İran müellifleri ise Türklerin vücutlarında az kıl bulunmasını kurt efsanelerine bağlamışlardır; "Bu efsaneye göre Türklerin ilk ceddi Yasef çocuk iken hasta olmuş, anası kurt sütüne karınca yumurtası karıştırarak onu içirmek suretiyle tedavi etmiş ve bu sebeple de vücudunda az kıl bitmiştir.

Eski Türk tipinin uzun boylu, kumral saçlı, beyaz tenli olduğu hakkında Firdevsi'nin Şehnamesinde, Mesudi'nin Müruc-üz-Zeheb'inde de bilgiler vardır.

Genel olarak kaynakların, Türklerin fiziki tipi hakkında verdiği bilgiler farklı olduğu gibi, antropologların bildirdiği bilgiler de değişiklik göstermektedir. Bartucz ise Türk ırkının tipini ayrıntılı olarak şöyle tarif ediyor; "Ortalama boy erkeklerde 166-167 cm'dir. Nadir olarak daha yüksek boylulara rastlanırsa da umumi orta boyludurlar. Vücut yapısı güzel ve hareketli, yaşlandıkça şişmanlamaya müsaittir. Kafatası yuvarlak, 84-85cm'dir. Alın oldukça yüksek, yumru ve geniştir. Ense kısa olmakla beraber dinarid ve Ön Asya ırklarında olduğu gibi yassı olmayıp hafif yuvarlaklık gösterir. Kafatasına nazaran yüz büyük olmayıp, aşağıya doğru daralmaktadır. Elmacık kemiklerinin fazla gelişmesi ve çıkık olması sebebiyle aşağı -yukarı çok defa, biraz daralmış görülür. Yüz umumi olarak geniş ve yassı olmakla beraber mongolidlerdekine benzemez. Zira burun iki tarafı şişkin olmasına rağmen, kesin olarak europid karakterde ve yüz sathından hayli çıkık durumdadır. Diğer taraftan burun nispeten küçük, düz veya kısa gaga burnu biçimindedir.

Türk destanlarından da eski Türk tipi hakkında bilgiler edinilmektedir. Oğuz Han destanında, Oğuz'un ayakları öküz ayağı, beli kurt beli, omuzları samur omuzu, göğsü ayı gibiydi deniyor. Hayvan benzetmelerinin yer aldığı bu tasvirde Oğuz tipinin geniş göğüslü, çevik bacaklı, ince belli olduğu anlaş ılıyor.Saçlar da genellikle siyah - kumral renkte idi. Saçlar uzundu ve ön kısmı traş ediliyor, arka kısmı da örülüyordu. Fakat W.Eberhard eserinde Türklerde saçın kısa olduğunu yazar.

Çin kaynaklarına göre, Göktürk hakanlarından Tong -Yabgu'nun saçları uzundu ve alnından geçen bir kuşakla bağlanmıştı. Kadınlar ise saçlarını ya omuzlarına bırakıyorlar, yahut baş üzerinde topluyorlardı. Bu saç tuvaletlerinde alnın iri dalga ve zülüflerle süslendiği görülüyor. Harizmli Türk bilgini ve filozofu Zamahşeri (1047 -1134' Türk kadınları hakkında, şiirlerinde onların orta boylu, ince belli, uzun saçlı, yay kaşlı, çekik gözlü ve gövdelerinin bacaklarından daha uzun olduğunu tasvir etmiştir.

Sonuç olarak; antropolojik açıdan Türk tipi tarif edilirken değişik tasvirlerle karşılaşıyoruz. Bunun sebebi çok geniş coğrafyada geçen Türk tarihinin, değişik toplumlarla teması ve iklimlerde yaşamasıdır. Bu hal fiziki bakımdan tip değişiklikleri meydana getirmiştir. Geniş bir Türk devletinin içinde Ari, Hindi, Mongolod tipler de bulunmaktaydı. Yabancı kaynaklar bunları hep Türk gibi değerlendirmişlerdir.

Antropolojik özelliklerin bir millete mensubiyetin kesin delil olmadığını da söylemeliyiz. Bununla beraber toplumun yarattığı birde "ortak tip" vardır. Bartucz bunu ayrıntılı bir şekilde tarif ediyor. Fakat kişiyi bir topluma ait kılan şeyin kültür ve mensubiyet şuuru olduğunu da belirtmek gerekir. Ancak en eski devirler için antropoloji, etnoloji gibi ilimlerden yararlanmak da zorunlu olmaktadır.

Eski Türk giyim-kuşamı hakkında da daha çok sanat tarihi belgelerinden yararlanılıyor; Eski Türkler elbiseye "Ton" diyorlardı. Bu golf biçiminde bir pantolon, geniş yakalı bir gömlek ve bunların üzerine giyilen kısa kolllu, yakası kürklü bir mantodan ibaretti. Elbiseler genellikle beyaz veya al renkte idi. Küpe de takılırdı.(83' Kıyafetler çoğunlukla atlı savaşa uygun binici giyimidir. Daima çizme ve çakşır giyilirdi. Çakşır bazen kaplan postundan olurdu. Gül Tekin ve daha bir çok Göktürk heykellerinin giydiği dize kadar uzun, beli kuşakla sıkılan dik veya devrik yakalı kaftan da bir İç Asya kıyafetiydi. Kaftanın beli bir kuşakla sıkılıyor ve gündelik olarak kullanılan bıçak, kalem, mendil, yelpaze gibi şeyler bu kuşağa asılıyordu.

Kurganlarda da kaftanlar, çakşır ve çizmeler bulunmuştur. Antropoloji, etnoloji ve etnoğrafi gibi ilimler bu gibi kurgan malzemelerini değerlendirerek onların sahiplerinin kimliklerini bilmeye çalışır.

Yüzyıllarca birarada yaşıyan, kültür ve gelenek beraberliği içinde olan toplumlarda ortak davranış, ortak hayat görüşüyle birlikte bir manevi tip de meydana gelmiştir. Fiziki özelliklerin değerlendirmesini yukarda yapmıştık. Fakat asıl sürekli olan bu geleneklerve manevi tipdir. Türk toplumunun ruhi yapısı, manevi tipi daha doğrusu Türk kültürünün insan tipi hakkında kaynaklar bilgi vermektedirler, Türklerin temasa geldiği kavimler onları tanıtırken ahlak ve adetleri hakkında da geniş bilgiler veriyorlar. Artık gelişen nasyonal - psikoloji ilmi de milletleri göze çarpan bu özelliklerine göre ana karakter gruplarına ayırıyor. Bazı milletlerde özel karakterler tespit etmişlerdir.

Türklerle temasa gelen kaynaklar bu milletin cesareti, vefakarlığı ve hoşgörüsü hususunda tamamen birleşmiş görünüyorlar.

Hammer, Türk'ün manevi karakterini "tahakküm kabul etmiyen bir şecaat, alabildiğine geniş futuhat aşkı, sonsuz bir teşebbüs kabiliyeti, muhitlere uymaktan ziyade, muhitleri kendine uydurma zevki ve iptilası bu milletin asırlar dolduran tarihinde apaçık görülür, okunur." diye tarif ediyor.

Türk milletinin tarihte beliren asıl özelliği teşkilatçılığıdır. Tarih sahnesine çıktığından, bu ana kadar yaşamasının sırrı bu olsa gerek... Prof. Rene Grousset "L'empire des Stepps (Bozkır İmparatorluğu) Paris. 1939" adlı eserinde "Tarihte aslında pek az ırk imparatorluk kurma niteliğine sahiptir ve Türkler bu ırklardan biridir." diyor. Tarihte imparatorluk kuran diğer milletler görülmüşse de, onlar belirli devrelere mahsus kalmışlardır. Türk milleti ise bunu tarihte birçok defa gerçekleştirmiştir. Türk milletinin en önemli manevi özeliklerinden olan teşkilatçılığı, Türkün siyasi ölmezliğidir. Türkler insanlık tarihinde hiçbir zaman istiklalini kaybetmemiş, her devirde bağımsız devlet sahibi olmuş bir millettir. Bu özellik aynı zamanda Türklerin istiklalci olduğunu gösterir.

Türk milletinin diğer manevi özelliği de hayatiyet sahibi olmasıdır. Sadri Maksudi Arsal'a göre, hayat şartlarının müsait olmadığı zamanlarda bile Türklerde neslen çoğalmak hususunda bir yetenek görülmektedir. Tarihte bilinen savaşlarda ölenlerimizin kırk milyondan fazla olduğu hesap edilmektedir. Gerek savaşta gerek barışta bu kadar kayıplarına rağmen bu milletin çoktan yıkılmaması hayati kudreti sayesinde olmuştur.

Türkler tarihleri boyunca büyük külütür çevreleriyle de temasa gelmişlerdir; Uzak Doğuda Çin - Budist, Ön Asyada İslam kültür çevresi, Avrupada Hristiyan - Latin kültür çevresi gibi... Türkler bu kültürler içinde erimediler, aksine bu alanlarda yepyeni bir kültürün yaratıcıları oldular. Türkler nerede bir - kaç yüzyıl yaşamışlarsa orada Türk kültüründen derin izler bırakmışlardır. Türkler yönetimlerini kaybettikleri yerlerde bile hakim devletin zorlayıcı politikasına rağmen milli varlıklarını korumakta kuvvetli bir azim ve irade göstermişlerdir. Hatta bu sebepten mecburi iç göçlere, dağınık yerleşmelere zorlanmışlardır. (Yunanistan, Bulgaristan, Rusya, Çin'deki Türkler gibi...)

Türkler, denebilir ki, XVII -XVIII. yy'a kadar dünya politikasını etkileyen, çağ'a damgasını vuran millet olmuşlardır. Türk dünyasının en parlak devri olarak görülen XVI. yy. "Türk Çağı" diye adlandırılmıştır.
Tarih çağlarının başlangıç ve bitiş olayları her ne kadar Avrupa tarihinin önemli olayları ise de Türklerin sebep olduğu olaylardır. (Kavimler Göçü,İstanbulun Fethi gibi...) Türkler bu büyük olaylarda çeşitli toplumlarla temasa geldiğinde o kaynaklar Türklerin mertliği, cesareti hakkında geniş tespitler yapmışlardır. Moravyalı ünlü pedagog Jan Kommensky milletler arası ilişkilerde bile mertçe davranan Türkleriçin "Bu yüksek millet tuttuğu eli bırakmaz, sözünden geri dönmez. İyi ve kötü günlerde dostundan ayrılmaz" diyor. Birinçi Haçlı seferini anlatan bir vakanüvist Türklerin cesaretini övdükten sonra "Türkler keşke İsa'ya inansalardı, hiç bir millet savaş bilgisinde, kuvvette ve yiğitlikte onların eşi olamazdı." diyor.

Bu geniş Türk devletinde çeşitli din ve kültürden insanlar barış içinde yaşamışlardır. Eski Türklerdeki Bilge Kağan'ın Budizme karşı tutumu, Uygur hakanı Bögü Kağan'ın Maniheizm'e karşı tutumu, nihayet Osmanlı Devletinde Musevi ve Hristiyanları ibadethanelerinde tanımak isteyen anlayış bu hoşgörünün örneğidir. Halbuki Avrupada ilk hristiyanların vahşi hayvanlara parçalattırılması spor gösterisi sayılıyordu. Yine bir yabancı, Chateaubriand Türk'ün bu karakterini şöyle belirtiyor; "Bu millet gerçekten merhametli ve müsamahakar. İnanmadıkları hakikatların da yanıbaşlarında yaşamasına göz yumuyorlar.

Campanella hür fikirlerin, hürriyetin olduğu bir "güneş ülke"nin özlemini çektiğini belirterek "fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmiyen Türklerin varlığı - hiç olmazsa yarın - böyle bir ülkenin var olacağını bana zannettiriyor. Madem ki düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmıyan bir millet o cesur ve adil Türkler var.. Üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir "güneş ülke" yarın neden vücut bulmasın.. " diyor.

Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal Türk tarihinden çıkardığı kusurlar üzerinde de durarak şöylediyor. Türklerin sürekli çalışmaya alışamazlığı sebebiyle Türk tarihindeki büyük başarılar, beklenen sonucu vermemiştir. Bir neslin fedakarlığıyla kazanılanlar sonraki nesiller tarafından israf edilmiştir. Bir devrede kuvvetli aydınlar, kahramanlar yetişmiş, sonra gelenler onların getirdikleriyle geçinmişlerdir.

Türkler arasında önder olmak, yönetmek arzusu şiddetle vardır. Türkler birbirlerine karşı, kardeşler arasındaki rekabete benzer bir kıskançlık duyarlar. Bu kıskançlık bazen olumlu gelişmeler doğursa da bazen de çekememezlik gibi bölücü olayları da getirir. Tarihimizde Bilge Kağan - Gültekin, Tuğrul Bey - Çağrı Bey gibi örnek kardeşler olduğu gibi ibret alınacak kardeş kavgaları da vardır.

Türk milletinin siyasi ve kültürel merkezinin daima değişmesi de olumsuz bir olaydır. Böyle olmasaydı Türk kültürü daha toplu ve etkili olabilirdi.

Türk yöneticileri bazı devrelerde de milli şuurdan uzaklaşmışlarıdır. Fakat esas halk tabakası daima milli karakterini korumuştur. Yabancı kültürlerle ilk temasta bulunan yöneticiler ve aydınlar halktan, öz değerlerden uzaklaştıkça devlet ve millet için tehlikeli sonuçlar doğmuştur. Bilge Kağan bu hususta, Orhun anıtlarında (VIII.yy' Türk milletinin dikkatini çekerek, Çin'e karşı uyanık olunmasını öğütlüyor. Mustafa Kemal Atatürk de Mart 1923 de söylediği nutukta bu husustaki tespitini ve hassasiyetini ortaya koyar; "Başarılı olmak için aydınlarla halkın düşünce ve gayesi arasında bir uygunluk olması gerekir. Yani aydınların halka teklin edeceği ülküler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı. Halbuki bizde böyle mi olmuştur? O aydınların telkinleri milletimizin umk-u ruhundan alınmış ülküler midir? Aydınlarımız belki bütün cihanı, bütün diğer milletleri tanır, lakin kendimizi bilmeyiz. Aydınlarımız milletimi en mesut yapayım der, başka milletler nasıl olmuşsa, biz de aynen öyle yapalım der; lakin düşünmeyiz ki böyle bir görüş hiç bir devirde başarılı olmuş değildir. Bir millet için saadet olan şey, diğer millet için felaket olur. Asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız.

Tarih bunun için, milletlerin tecrübelerinin toplamıdır. Milletler bu deneylerden yararlanmalıdır. Türk tarihinde de zaman zaman görülen bu milli kültürden kopma, halktan uzaklaşma devletin buhranlara düşmesi hatta yıkılmasıyla sonuçlanmıştır.

Kaynakların değerlendirilmesinden ve Türk tarihindeki örneklerden Türk'ün manevi tipi, Türk kültürünün insan tipi ortaya çıkmaktadır; Türkler tarih boyunca adil, insancıl, hürriyetçi bir tip yaratmışlardır. Yabancı kaynakların "Türk" kelimesine güçlü, adil, hakim anlamını vermeleri Türklerle aralarındaki ilişkinin izlenimini yansıtmaktadır. Türkler tarih boyunca teşkilatçılıkları, hoşgörüleri, başarılı yönetimleri ile "Efendi Millet" karakterini göstermişlerdir. Bu efendilik ve asalet Türk milletinin ruhundan, inancından gelmektedir; mesleği, mülkü ne olursa olsun Türk efendidir, asildir. Türklerin kadınları bile "Hanımefendi"dir.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 1 misafir