Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkmenler'in Kökeni

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türkmenler'in Kökeni

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 16:25

Türkmenler'in Kökeni

Gerçekten de 'Türkmen' ülkesinin ilk halkı, yukarıda da belirtildiği gibi, Ti veya Töles boylarından başkası değildi. Birinci Göktürk İmparatorluğu döneminde ve sonrasında, Türkmen bölgesinde Töleslere bağlı Ho-shih, Ho-chie, Pu-hu (Buku), Pi-kan (Mukan/Muğan), Chü-hai, Ho-pi-hsi, Ho-ts'o-su, Pa-ye-wei ve Ho-ta kavimleri oturmaktaydı. Bir arada yaşadıkları anlaşılan bu kavimlerin müşterek askeri gücü 30 bine ulaşıyordu. Bu sayıya göre, Türkmen ülkesinde toplam 150 civarında bir Töles kitlesinin yaşadığını varsayabiliriz. Bu boylar muhtemelen On-ok Boylar birliğine katılmış ve ardından Türgişler'in hakimiyetine girmişlerdi. 740'lardan sonra bölgeye yayılan Karluk saldırıları başta Çigil (Sikil, İzgil)'ler olmakla Peçenek ve Oğuzların yerlerini terk etmesine neden olmuştu. Peçenekler arasında bir Mukan/Muğan kaviminin Azerbaycan'ın Kura nehri kıyılarına kadar gelmesine bakılırsa, Türkmen bölgesinin Töles kavimleri Karluk istilasıyla yerlerinden oynatılmış, Peçeneklerle birlikte Hazar denizi çevresine buradan da Kuzey Kafkasya'ya ve Azerbaycan'a kadar göç etmişlerdi. N. Zeydlits'e göre, bugün Azerbaycan'ın Kür nehriyle Araz nehrinin birleştiği araziden Hazar Denizi'ne kadar uzanan geniş Mukan/Muğan ovası adım bu boydan almıştı. 'ınuğan' adı eski Türkçe'de 'çimen, otla zengin olan, otlak anlamına gelmektedir. Muğan adının bu boyun adından almış olabileceği diğer araştırmacılar tarafından da kuvvetle ihtimal edilmektedir.

Türkmen ülkesinde Karlukluların hakimiyeti fazla uzun sürmedi. Samanilerin bu sahaları ve hatta Karlukluların en önemli merkezi olan Talaş çevresini ellerine geçirdikleri anlaşılmaktadır. Saman! saldırıları sırasında buralarda yoğun olarak Karlukluların yaşadıkları bilinmektedir. Bu boylar Samanilerin etkisiyle kısa sürede İslam dinini kabul edeceklerdir. Muhtemelen, toplu halde İslamı kabul eden ilk Türk gruplarının Türkmen bölgesinde oturan Karluk ve diğerleri olduğundan Samaniler onlara 'Türkmen demişlerdi. Kimlik anlamında 'Türkmen' adını taşıyan ilk Türk boylarının Tölesler olduğu kesindir. İslam! anlamda ise 'Türkmen' adının ilk temsilcileri Karluklar ile Oğuzların olduğu bilinmektedir. Oğuzların ise bu bölge ile irtibatı sonraki dönemlere rastlamaktadır. Oğuzların Türkmen kimliği ile anılması onları bölge ile temasa geçtikleri Samaniler'in sonraki dönemi ve İslamı kabul ettikleri ile ilişkilidir. Dolayısıyla, Oğuzlar, 'Türkmen' kimliğini sonraki dönemlerde İslam! bir nitelik taşıdığı için kabul etmişlerdir. Türkmen bölgesi topluluğun Türkler arasında kitlesel olarak İslam'ı ilk kabul etmelerinden dolayı bu ad kendi sınırlarının dışına çıkmış, adeta Müslüman olan Türkleri simgeler bir hal almıştı. Adın bu anlamda yaygınlaşması, İslam'ı kabul eden Oğuzları da memnun etmiş olmalı ki Türkmen adıyla anılmaya başlamışlardı. Zamanla., Birun! ve Cürcani'nin de belirttiği gibi, Oğuzlar da kendi aralarında Müslüman olan soydaşlarına 'Türkmen' veya 'Türkmen oldu' demeye başlamışlardı.

Ancak burada günümüz Türkmenistan Türklerinin, yani Türkmenlerin menşei üzerinde durmamız gerekmektedir. Çünkü, 'Türkmen' adının peşine takılıp gidersek, amacımızdan sapmış olacağız. Nitekim, belirtildiği gibi, 'Türkmen' adı Töles boylarının kurdukları yerleşim alanının coğrafi adı olarak ortaya çıkmış ve bunun Oğuzlarla ilişkisi dinsel bir bağdan, Türkmenlerle ilişkisi ise genelleşmiş bir isimden ibaret olmalıdır. Oysa, çağdaş Türkmenlerin kökenleri ise Moğol istilasından sonra, Mangışlak sahasına sığınan Oğuz boylarının Orta Asya'da kalan devamcıları arasında aramak gerekmektedir. Oğuz boylarının menşeleri ise kesin olarak tespit edilemediğinden bu durum hala açıklamasını beklemektedir. Biz bu husustaki görüş ve açıklamalara aşağıda geniş olarak değineceğimizden, burada sadece Türkmenistan'daki Türk boylarının menşei üzerinde durmayı uygun buluyoruz.

Günümüzde Türkmenler kendilerini, kitleler halinde İslama giren Oğuzlar'ın ve onlar tarafından temelleri atılan Büyük Selçuklu İmparatorluğunun tarihi mirasçısı olarak görüyorlar. Tarihi kaynaklarda ise bu olay pek de sanıldığı gibi açık değildir. Türkmenler'in Oğuzlar'dan türediği doğrudur, ama bütün Oğuz boylarını kapsar bir tarihi mirastan söz etmek Türkmenistan tarihi adına büyük bir abartı olurdu. Dolayısıyla, Türkmenistan Türklerinden bahsedilirken bu halkın etnik yapısını en ince ayrıntılarına varana kadar açıklamak gerekecektir. Biz burada konuyu ana hatlarıyla değerlendirmeye çalışacağız.

Günümüz Türkmenleri'nin tarihi ana yurdu, bölge halkı tarafından Demirkazık Türkmenistan olarak bilinen, Mangışlak, Üst-yurt ve Balkan çevresidir. Rus şarkiyatçı W. Barthold'un belirttiğine göre, bölgenin Türkleşmesi tarihi VI.yüzyıla rastlamaktadır. Ünlü Arap gezgini Ahmed b. Fadlan 922 yılında İdil Bulgarlarına yaptığı ziyaret sırasında yolunun üzerinde bulunan bu topraklardan geçmiş ve bölgede Oğuzlar'ın yoğun olan nüfusundan bahsetmiştir. Bir diğer Arap coğrafyacısı el-İstahri Kitap mesalik el-me-malik adlı ünlü eserinde "Siyah Kuhi" olarak tanıttığı Mangışlak'taki Karadağ çevresinde Türk boylarının iskan ettiğini haber vermektedir. Bu bilgiye istinaden A. Djikiyev'in varmış olduğu sonuca göre, IX.yüzyılın sonları ile X.yüzyılın başlarında Mangışlak bölgesi Oğuz boylarının idaresinde bulunuyordu.

Aynı kanaate daha önce W. Barthold'da rastlamaktayız:

"Mangışlak bölgesini yurt edinen Türk boylarından Oğuzlar, Oğuz boylan arasında baş gösteren çekişmeler sonucunda buralara gelmişlerdi".

Mangışlak bölgesinin Oğuz boylarının egemenliğinde olduğuyla ilgili görüşlere Orta Çağ İslam müelliflerinden Gerdizi, Beyhaki, M. Kaşgarlı, Garnati, Yakuti ve Bekrani de destek çıkmaktadır.

Mangışlak'ta barınan Oğuz gruplarının konar göçer oldukları,"hayvan sürülerinin izinden çadırlarıyla sürekli odak saha aradıkları", şehircilikten uzak yaşam sürdükleri ve savaşçı kimseler oldukları bilinmektedir.100 Harezm şahı Alaeddin Atsız'ın 1138 yılına denk gelen Mangışlak seferinden sonra, bölge neredeyse Özbek ve Kalmuk hanlıklarının XVII. yüzyılın başlarında artan saldırılarına kadar fazla bir saldırıya maruz kalmamıştı. Bundan olsa gerek Abulgazi Bahadır Han'a kadar bölgedeki Türkmen boyları hakkında hemen hemen hiçbir bilgimiz bulunmamaktadır. Her ne kadar W. Barthold büyük çabalar sonucunda yan kaynaklardan yararlanarak Mangışlak tarihiyle ilgili bu boşluğu doldurma girişiminde bulunsa da verdiği bilgiler oldukça yüzeysel kalmaktadır.

1863-1864 yılında Orta Asya'ya seyahat eden Arminius Vambery, XIX. yüzyılın ortalarında Türkmenistan bölgesinde oturan belli başlı Türkmen boylarından bahsetmektedir. Ama, A. Vambery, bunların menşei bakımından hangi Oğuz boyundan geldiklerini belirtmez. Konuya dikkat çeken Faruk Sümer'e göre, "... bugünkü Hazar ötesi Türkmenlerin belki yarısından fazlasını Salur-lar'dan geldiğini kabul etmek gerekir".

F.Sümer'in bu açıklaması Abulgazi Bahadır Han'ın verdiği bilgilere dayanmaktadır.
Abulgazi Bahadır Han'ın Şecere-i Terakime'sine göre, işbu Türkmen boylarının bu bölgelere akıp gelmesi Selçuk'un ortaya çıkışı ve Tuğrul'un hakimiyeti dönemlerinde gerçekleşmişti.

Ona göre, bu dönemde Sırderya ve Amuderya'ınn Aral'a döküldükleri bölgelerden Mangışlak'a akıp gelen Oğuz-Türkmen boyları şunlardır:

Eymür, İğdır, Çovdur, Garkın ve Salur.

Ama bazı tarihçiler, IX. yüzyılın sonları ve X. yüzyılın başlarında şiddetle sürüp giden Karluk-Oğuz savaşlarına dikkat çekerek bu göçün Bahadır Han'ın belirttiği tarihten daha erken gerçekleşmiş olacağı üzerinde durmaktalar.

F. Sümer'e göre, "Salurlar eski dönemlerden beri Mangşılak'ta oturuyorlardı. Onların buraya Eymir, Döğer, Çavuldur, Karkm boylarına mensup büyük kollar ile Şah Melik'in öldürülmesi üzerine Oğuz eli arasında başlayan kardeş kavgaları sonucunda geldikleri söylenilir. Biz, X. yüzyıldan beri Mangışlak yarımadasında Türkmenler'in yaşadığını biliyoruz".

Sonuç ne olursa olsun istila yolları üzerinde bulunmayan Mangışlak bölgesi Kalmuk, Hive ve Rus işgaline kadar ağırlıklı olarak Türkmen boylarının vatanı olmuştu. Arazinin genişliği ve konar göçer yaşam tarzına elverişli olmasından dolayı Türkmenler için Mangışlak'ın önemini belirtmeye gerek yoktur.

XVI. yüzyıla gelindiği zaman, G. I. Karpov'a göre, Demirgazık-Günbatar (Kuzey-Batı) Türkmen ilinde iki büyük Türkmen yurdu mevcuttu: Esenhan ve Söyünhan İlleri.107 Esenhan iline dahil olan Türkmen boyları konar göçer yaşam sürmekte ve genel bir isimle Mangışlak Türkmenleri olarak anılmaktaydılar.

Bu il veya yurda dahil olan Türkmen boyları şunlardı:

Çavdur veya Çavuldur, İğdır, Abdal, Bozacı ve Buncuk veya Muncuk.

Bunların bir kısmı daha XVIII. yüzyıllarda Rusya'nın şimdiki Stavropol ve Astrahan bölgelerine göç etmek zorunda kalmışlardı. Yine önemli bir kısmı da XIX. yüzyılın sonlarında Batı Türkmenistan'a göç ettikleri bilinmektedir. Bu göçlerin Hive Hanlığı ile Kalmuk ve Kazak saldırılarından kaynaklandığı gözardı edilmemelidir.

Safeviler dönemi tarihçilerinden İskender Bey Münşi'ye göre, Söyünhan ulusuna Yaka Türkmenleri denilmekte ve bunlar İç Salur - ve Dış Salur olarak ikiye ayrılmaktaydı. Söyünhan iline dahil olan Türkmenlerin Kızılarbat'ın doğusunda, Hazar Denizi'nin kuzeydoğu bölgelerinde, Dehistan sahrasının Etrek ve Gürkan Derya denilen kısımlarında oturduktan bilinmektedir. XVI. yüzyıl müelliflerinden Gani Mahmud Kicuvan'a göre, Mangışlak Salurları İç ve Dış Salurlar olarak ayrılıyorlar. Onun elde ettiği bilgilere göre, İç Salurlar Hazar Denizi yakınlannda, Dış Salurlar ise Harezm'e giden doğu hattı üzerinde yer alan bölgelerde yurt edinmişlerdi.
Abul-gazi'ye göre, Türkmenler'den Ersan boyu İçki Salurlar'dan (İç Sa-lur), Yomut, Teke, Sarık boyları ise Taşkı Salurlar'dan (Dış Salur) çıkmıştı.

A. Begjanov'un araştırmalarına göre, XVIII-XIX. yüzyıllarda büyük Türkmen boylarından olan:

Ersan, Teke, Sarık, Yomutlar köken bakımından Salurlar'dan gelmekteydi. Ona göre, bu boylar nüfus olarak çoğalmaları sonucu zamanla ana boydan ayrılarak birer bağımsız boy halini almış ve Türkmenistan'ın etnik terkibini bu Salur boyları teşkil etmekteler.

Begjanov'un bu tezi F.Sümer'in açıklamalarında kendini kanıtlasa da, S. Ataniyazov tarafından reddedilmektedir.

Zira, Ataniyazov'un ortaya attığı açıklamalar daha çok etimolojik olup, pek fazla tarihi bilgilerle donatılmış değildir. Hal böyle iken, günümüz Hazar Ötesi Türkmenleri'nin F. Sümer'in belirttiği gibi büyük bir çoğunluğunun Salurlar'dan geldiğini kabul etmek gerekir.

Salur boylarının ayrılması ve şimdiki Türkmenistan sahasına göçlerinin tarihi kesin olarak belirginleşmemiştir. Büyük bir ihtimalle bu tarih XVI. yüzyıldan geç olmamalıdır. Zira, bu dönemde Balkan çevresini saran Ersan Türkmenlerinin Ürgenç hanı Sufyan'la çarpıştıkları, artan baskılar sonucu komşulan Tekeler, Sarıklar ve Yomutlar'a sığındıkları bilinmektedir. Yapılan göçler sırasında 40 bin koyun sürüsüne sahip 16 bin Ersan, yine 16 cin civarında bulunan Harezm Salurları, 8 bin kadar da Teke ve Yomut, Mangışlak'tan Türkmenistan'a inmişlerdi.

Yapılan göçler sırasında Ersarılar Lebap'ta, Sarıklar Afganistan'da, Tekeler Ahal'da yurt tuttular. XVIII. yüzyıl müelliflerinden Muhammed Kazım Name-i alem ara-yı Nadiri adlı eserinde Nadir Şah Afşar'ın hakimiyeti sırasında (1736-1747) Afşar ve Safevi ordularına karşı direnen Teke ve Yomut ittifakına karışmış bazı Afganistan ve Horasan Türkmenleri'nin tekrar yukarı istikamette harekete geçtikleri ve göçler halinde Türkmenistan'a geldikleri haber verilmektedir.

Yine, Ağustos-Eylül 1740 yıllarına rastlayan Nadir Şah'ın Buhara ve Hive üzerine saldırıları sırasında toplam 300 bin civarında olduğu sanılan Teke, Yomut, Ersan, Salur ve Beylikli isimli Türkmen boylarının bu defa Üstyurt, Mangışlak ve Balkanlar'a taşındıktan bilinmektedir.

Varılacak son nokta şu ki, XVII. yüzyıldan sonra Türkmenistan sahasında kalabalıklaşan Salur boylan XVI1I-XIX. yüzyıllarda bölgede iyice yerleşmiş ve burasını kendileri için vazgeçilmez bir yurt edinmişlerdir.

Kaynakça
Kitap: HAZAR ÖTESİ TÜRKMENLERİ
Yazar: EKBER N. NECEF ve AHMET ANNABERDlYEV
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmenler'in Kökeni

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 16:26

Tarihte Türkmenler

Oğuzlar tarafından yaygın olarak benimsenen 'Türkmen' adı, Selçukluların tarih sahnesine çıkışı ve ardından geniş İran sahasını ele geçirerek Gazneli Devleti'nin itibarını sarsması üzerine teşekkül eden Büyük Selçuklu İmparatorluğu'yla Sırderya'dan Bizans sınırlarına kadar Orta Asya, Yakın ve Orta Doğu ile Kafkasya'daki geniş Türk kitlelerinin ortak ismi haline geldi. Göktürk adından sonra kalabalık Türk boyları ilk kez 'Türkmen' adıyla ortak bir kimliği benimseme lütfunu göstermişlerdi. Hatta, Arap kanalıyla kendilerine nüfuz eden isimdeki 'sihirsellik' ve 'dinsel motif dolayısıyla severek kabul etmişlerdir de denilebilir. İsmin hakiki sahipleri ise geride isimleri dışında iz bırakmadan Oğuz ve Karluk boylarının oluşturdukları siyasal güçlerin etkisiyle bu iki devletin genel nüfusuna karışarak tarih sahnesinden silinip gitmişlerdi. Hal böyle iken Türkmenler'in atalarını uzak tarihin derin karanlıklarında fark etmek günümüz tarihçileri için çok zor olmaktadır. Nitekim, bizim burada söyleyeceklerimiz de bu karanlık ortamı mumla aydınlatmaktan öteye gitmeyecektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir