Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkler'de Ad İle İlgili Gelenekler

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türkler'de Ad İle İlgili Gelenekler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Ara 2010, 17:16

TÜRKLER'DE AD İLE İLGİLİ GELENEKLER

Türkler'de ad ile ilgili gelenekler üzerinde, bir iki muahhar kaydın dışında, bilgimiz yoktur. Dede Korkut destanlarında, Oğuzlar devrinde "bir oğlan baş kesmez ve kan dökmez ise ad koymazlardı" deniliyor. Fakat böyle bir gelenek belki henüz sop (klan) hayatı geçiren küçük topluluklar için düşünülebilir. Bu sebeple destanlardaki bu sözler ile, yiğitlik Unvanı almak gibi, başka bir gelenek söz konusu edilmiş olmadır. Nitekim bu sözlerin söylendiği destanın kahramanı olan Beyrek bu unvanı almadan önce Bamsı adını taşıyordu. Bamsı'nın gösterdiği kahramanlık, kendisine yeni bir ad verilecek derecede mühim görüldü. Bu münasebetle Kalın Oğuz beyleri okundu verilen bir toydan sonra Dede Korkut Bamsı'ya Beyrek adını verdi. Bundan sonra Bamsı, Boz aygırlı Bamsı Beyrek olarak anıldı.

Köl Teğin kitabesinde şöyle bir cümle var:

Kanğım Kağan uçdukda inim Köl Teğin yiti yaş da kaldı... [aşınmış okunamıyor] Umay teg ögüm katun kutınga inim Köl Tiğin er at buldu (babam kağan öldüğünde kardeşim Köl Teğin yedi yaşında kaldı Umay gibi annemin talihine kardeşim Köl Teğin er adını aldı). Yenisey'deki Kemçik Cırgak kitabesinde "er atım Yula" sözü geçiyor. Her iki kitabedeki er at (er ad) deyimi gösterilen bir kahramanlık sonucunda kahramana verilen yeni bir adıl, yani unvanı ifade etse gerektir. Yani, er at, herhalde, gösterilen bir başarı sonucu bu başarısının ehemmiyeti ile mütenasib olarak alman unvan anlamına geliyor.

Bilge Kağan aynı kitabenin diğer bir yerinde:

"kardeşim Köl Teğin'i gözeterek oturdum. İnançu Apa Yargan Tarkan adını verdim. Onu öğdürdüm" sözlerini söylüyor. Burada Kağan'ın Köl Teğin'e verdiği "İnançu Apa Yargan Tarkan" onun er atı (adı) yani unvanı olmalıdır.

Çocuklara doğar doğmaz adlar konulduğuna dair bazı haberler de vardır. Cami'üt-tevarih'deki Oğuzlar'ın Tarihi'nde anlatıldığına göre Ala atlı kişdonlu Kayı İnal (Yinal) Yabgu'nun bir oğlu dünyaya geliyor. Bu çocuğa Korkut Ata, yani Dede Korkut, Tuman (Duman) adını veriyor. Tuman'ın oğlu ise çocuk yaşta iken, uzun, sert ve dikenli bir yaprak ile başka bir çocuğun boynuna vurarak onu öldürmüş, bundan dolayı kendisine Tiken Bile Er Biçken (Diken İle Er Biçen) denilmiştir. Tiken Bile Er Biçken sonra Kayı Yinal Yafgu (Yabgu) unvanları ile Oğuzlar'ın hükümdarı olmuştur.

Türkler'in ad verme ile geleneklerinden biri, çocuğa doğduğu yerin adının verilmesi idi. Bu, bir yörenin, bir şehrin, ünlü bir dağ veya ırmağın adı olabilirdi. XII. yüzyıl müelliflerinden Sem'ani diyorki; "Sultan Sancar (Sencer-Sincar) Cezire'deki Sincar şehrinde doğduğu için bu adı aldı. Sancar doğduğu zaman babası Melikşah bu şehrin adı nedir diye sordu. Sincar cevabını verdiler. O halde çocuğun adı Sincar olsun dedi. Türkler, bir çocuk tanınmış bir şehir, dağ, ırmak ve bir yerde doğar ise ona oranın adı verilir. Bu, Türkler'in geleneklerinden biridir." Gerçekten Melikşah'ın oğullarından Sultan Muhammed devrinde (1105-1118) yaşamış Kür Yarı adlı Türkmen beyinin babasının adı Horasan idi. Horasan, bilindiği gibi, İran'ın kuzey doğusunu teşkil eden büyük bir eyaletin adıdır. Cengiz Han'ın çağdaşı ve onun tabilerinden biride Uygur İdi Kut'u Barçuk idi. Kaşgarlı bize bu adda bir şehirden söz eder. Barçuk'un Efrasiyab tarafından kurulduğunu söyler ve orada Türkler'den Çaruk kavminin yaşadığını bildirir. Anlaşıldığına göre Uygur İdi Kut'u Barçuk bu şehrin adını almış bulunuyor.

Dede Korkut destanlarında da Salur Kazan'ın asil ruhlu çobanının Karacuk adını taşıdığını biliyoruz. Karaçuk Çoban'a Oğuzlar'ın ünlü dağı Karaçuk dağlarının adının verilmiş olduğu görülüyor. Yine aynı destanlarda Kazılık dağı geçiyor. Bu adı da destan kahramanlarından Yeğerek taşıyor. Bu gelenek ile ilgili olarak daha bir çok misaller verilebilir.

Türkler doğan çocukların birbiri arkasından ölmelerini de kötü ruhların veya göz değmesinin tesiri olduğuna inanıyorlar ve bu tesirleri önlemek için bir takım tedbirlere baş vuruyorlardı. Bu tedbirlerden biri de çocuklara konulan adlarda görülür. Eyyubi hanedanından Melik Kamil'in doğan erkek çocukları birbiri arkasından ölüyordu.

Yeni bir oğlu dünyaya gelince, onun Türk emirleri şöyle dediler:

"bir ülkede şöyle bir gelenek vardır bir kimsenin oğulları yaşamaz ise, çocuğun yaşaması için ona Atsız adı verilir." Bunun üzerine Melik Kamil doğan oğluna Atsız adını vermişti. Gerçekten Türk tarihinde bu adı taşıyan üç şahsiyet vardır. Bunlardan biri Türkmen beylerinden Uvakoğlu Atsız'dır. Atsız Filistin'i feth etmiş ve Şam şehrini de almıştı. Selçuklu Tutuş tarafından 1078 yılında öldürüldü. İkincisi Harizmşah Melik Atsız'dır (ölümü: 1128). Üçüncüsü ise Danişmendliler'den Atsuz Elti Hatun'dur. Bu hatunun 1220'de Kayseri'deki Külük camiini yaptırdığı biliniyor.

Türkler, Atsız'dan başka, çocukların yaşamalarını dileyen bazı adlar da koymakta idiler. Bunlar başlıca Turan (Duran), Turmuş (Durmuş), Tursun (Dursun) Turak (Durak) ve Durdu adlarıdır. Yukarı Yenisey bölgesinde yaşayan beylerden birinin Öz Yigen Alp Turan ad ve unvanları ile anıldığı görülüyor. Buradaki Turan (Duran) bu telakki ile konulmuş olsa gerektir. Turan (Duran) eskiden Anadolu'da çok kullanılmış bir ad olup şimdi de bu adı taşıyanlara rastgelinir. Turmuş'a (Durmuş) gelince, yukarıda sözü edilmiş olan Türkmen Uvakoğlu Atsız Beğ'in kayınbiraderi bu adı taşımakta idi. Tursun (Dursun) ile ilgili misaller şimdilik, XIV. yüzyıldan daha geriye gitmiyor. Osman Gazi'nin çağdaşı, Karacahisar kadısı Tursun Fakih ile Orhan Gazi'nin çağdaşı Karasioğlu Tursun Beğ, bu adı taşıyan en eski şahsiyetlerdir. Turak adı da XIV. yüzyıl kaynaklarında görülebiliyor. Durdu adına ise daha sonraki zamanlarda rastgelinebiliyor.
Satılmış adı da bunlara ilave edilebilir. Çünkü, aynı inanış ile ilgili olarak konulmuştur. Bu adı ait en eski misallerde XIV. yüzyıl kaynaklarında görülebiliyor.

Kaynakça
Kitap: TURK DEVLETLERİ TARİHİNDE ŞAHIS ADLARI I
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKLER'DE AD İLE İLGİLİ GELENEKLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Ara 2010, 17:17

İlhanlılar'dan Ulcaytu'nun (ölümü: 1316) kızlarından biri Satı adını taşıyordu. Ona sonra Satı Beg'de denilmiştir. Satı Beg beylerbeği Çoban ile evlendirildi ve ondan Çoban'ın Sorgan adlı bir oğlu oldu. Satı Beğ Çoban'ın torunu Şeyh Hasan tarafından hanlık tahtına bile çıkarıldı. Satı şimdi de Anadolu'da hemen münhasıran kız çocuklarına konulmaktadır. Satı'nın da, Satılmış gibi, velilere adandığı ve bunun da çocuğun yaşaması için yapıldığı söyleniyor.

Karahanlılar'dan bir çok Hanların Satuk Buğra Han gibi adlar taşıdıklarını biliyoruz. Buradaki Satuk adının aynı inanış dolayısı ile konduğu şüphesizdir. Saltuk (Salduk) için de belki aynı şey söylenebilir. XI. yüzyılın sonlarına doğru Erzurum bölgesinde bir beylik kuran Saltuk (bazı kaynaklarda: Salduk) bu adın bilinen en eski temsilcisidir. Sonra XIII. yüzyılda Babailer'den meşhur Saru Saltuk gelir.

Anadolu'da kız çocuklarına Döndü adı da konmakta ve bu adın çocuğun yaşaması için verildiği ifade edilmektedir.

Yani Döndü:

"kendisinden öncekiler gibi ölmedi, ölümden döndü, kurtuldu" şeklinde izah ediliyor.
Celayirler'den Döndü Hatun (ölümü: 1419), bu adı taşıyan en eski hatunlardan biridir. Ona Dölendi (?) () de deniliyordu. Yukarıda adı geçen Ulcaytu Han'ın aynı ad da bir kızı da vardı. Bu ad da (yani Dölandı) aynı inanış ile konulmuş olabilir.

Türkler'de başka soy ve kavimlerin adlarını taşıyan şahıslar görülür. Mesela Dede Korkut destanlarındaki Oğuzeli'nin Boz-Ok kolunun başı "at ağızlu" Uruz koca idi. Uruz Koca Depe Gözü öldüren, Başat ile ağabeyisi Kıyan Selçük'ün babaları, Deli Dündar'ın dedesi, Salur Kazan'ın dayısı idi. Onun taşıdığı Uruz Rus (Urus) kavminin adından başka bir isim olmasa gerektir. Salur Kazan verdiği yağmalı bir toya davet edilmediği için isyan eden dayısı Uruz Koca'yı bir karşılaşmada öldürmüştü. Basat'da ölmüş olmalı ki Uruz'dan sonra Boz-Oklar'ın başına Kıyan Selçük'ün oğlu Dündar geçmiştir. Salur Kazan Beğ'in tek bir oğlu vardı ki, o da Uruz adını taşıyordu (Şecere-i Terakime'de Urus). Tahmin etmek mümkün olabilir ki, dayısını öldürdüğünden dolayı sonra derin bir üzüntü duymuş olan Kazan doğan oğluna dayısının adını vermiştir. Selçuklu hükümdarı Melikşah'ın kumandanlarından, Haleb valisi Aksunkur (Sungur) biricik oğlunun adını Zengi yani zenci koymuştu. Aynı devrin yine şöhretli emirlerinden Porsuk da oğullarından birine aynı adı verdiği gibi, XII. yüzyıldaki Selçuklu emirlerinden birine Zengi Candar deniliyordu.

Yine aynı yüzyılda Türkistan'da Zengi Ata adlı bir Türk velisinin yaşadığını biliyoruz. Melikşah'ın emirlerinden Altun Tak'ın oğlunun Habeşi, I. Kılıç Arslan'ın (ölümü 1107) oğullarından biri de Arab adını taşıyor. Bu adlara Orta Doğu'da Türkler'den önceki devirlerde rastgelinmiyor. Ancak Türkler ne gibi bir inanışın tesiri ile bu adları koymakta idiler. Bu hususta kaynaklarda bir şey söylenmiyor. XVII. yüzyıllardaki Avşar beylerinden bazılarının Çerkeş ve Abaza adlarını taşıdıkları görülür. Bunlardan Çerkeş adını daha sonraki bazı beyler de taşımışlardır. Bunun sebebini Avşarlar'a sorduğumda bana şu cevabı verdiler. Dedemizin bir Çerkeş kölesi varmış. Bu köle bir oğlu olduğunu dedemize bildirmiş buna çok sevinen dedemiz oğluna Çerkeş adını koymuş. Bu izah şekli doğru olabilir. Yani, beylerin soy ve kavim adları ile anılan köleleri (U-ruz=Urus=Rus, Zengi, Habeşi, Çerkeş, Abaza), oğulları doğduğunu efendilerine müjdelemişlerdir. Beyler de kölelerinin müjdelerini uğurlu sayıp onların anıldıkları kavim adlarını doğan oğullarına koymuşlardır. Cengiz Han'ın babası Yesügey Bahadur bir Tatar beyini tutsak alıp evine döndüğünde oğlunun doğumu vuku bulmuştu. Yegüsey bunu uğurlu sayıp oğluna, tutsak aldığı Tatar beyinin adı olan Timuçin'i koymuştu.

Beylerin erkek çocuklarına, Zengi, Habeşi, Arab (zenci anlamında), Çerkeş ve Abaza adlarını göz değmemesi için de koymuş olabilirler. Yani beylerin çocukları köle adları taşıdıkları için göz değmesine uğramayıp yani nazara gelmiyerek ömürlü olacaklardır. Alp Arslan ve Melikşah devirlerinin kumandanlarından Artuk Beğ'in babası Eksük'ün adı da bu inanış ile konmuş olmalıdır. Hatta belki Artuk adı için de aynı gelenek sözkonusu olabilir.

Moğollar'da göz değmesine karşı hor, hakir manasına gelen bazı kelimeleri oğullarına verdikleri görülüyor. Bunun için en iyi misal Harbende'dir. Harbende (eşeğin kolu demektir). İlhanlı hükümdarı Ulcaytu'nun asıl adı idi. Kaynakların açıkladıkları gibi, bu ad da ona göz değmemesi için konmuştu. Harbende hükümdar olduktan sonra emirlerin ve devlet erkanının istekleri üzerine Ulcaytu (mutlu) adı verildi ve Harbende adı söylenmez oldu. Yine İlhanlı ve Timurlu emirleri arasında görülen Tilenci (Dilenci) adı da şüphesiz aynı gaye ile konmuştu. Yukarıda adı geçen Ulcaytu oğullarından üçüne Bayezid, Tayfur ve Bistam adını koymuştu. Bunlardan birincisi meşhur sufi Bayezid-i Bistami'nin künyesi (Ebu Yezid), ikinci adı (Tayfur), üçüncüsü de yaşadığı ve gömülü bulunduğu şehrin adı idi. Kaynakda bu adların Ulcaytu'nun Bayezid-i Bistami'ye duyduğu derin saygı ve bağlılık ile ilgili olduğu söyleniyor. Bununla beraber, gerek bunda, gerek diğer Moğol noyanlarına Şeyh Hasan, Şeyh Ali gibi manevi şahsiyetlerin adlarının konması onların ruhaniyetlerinin çocukların ömürlü ve mutlu olacağına inanıldığı için konduğu şüphesizdir.

Moğollar'da ata ve dedelerin adları oğullara konmuyordu. Hatta ata ve dedelerin adlarının söylenmesi daha korug yani memnu idi. Söylenmesi memnu yani korug (yani yasak) olan adlar üç nesle kadar gidiyordu. Bu sebeble Cengiz Han ile haleflerinin adları, koruğ olduğu için, İslam dinine girildikten sonra da ne onların nesli, ne de noyanlar tarafından oğullarına konmuştur. Moğollar'a yedi göbeğe kadar giden adlarını ayrı ayrı sözler ile ifade etmekte idiler ki, bu sözlerin karşılığı, galiba, dünyanın hiç bir dilinde yoktur. Bu gelenekde koruğun yedi ataya kadar gitmesi ile ilgili olsa gerektir.

Türkler ile Moğollar arasında pek çok ortak gelenekler bulunduğundan, bu geleneğin de eski Türkler'de olup olmadığını düşünmek yerindedir. Gök Türk hanedanı arasında Bumin, İstemi, İl Teriş ad ve ünvanlarını taşıyan başka kağan ve hanedan mensubları görülmüyor. Bumin ve İstemi'yi şanlı ve kudretli ataları olarak öğen Bilge Kağan onların ve bilhassa İl Teriş'in adlarını oğullarına koyabilirdi.

Selçuklular'dan Davud Çağrı Beğ'in altı oğlunun adı bilinmektedir. Ancak bunlar arasında babası Mikail, dedesi Selçuk, dedesinin babası Tukak'ın, bir kelime ile atalarından hiçbirinin adları görülmüyor. Alp Arslan'ın oğulları arasında da atalarının adlarını taşıyanlar görülmez. Melikşah da babası Alp Arslan'ın adını oğullarından hiç birine koymamış görünüyor. Selçuklular'ın bilinen en eski atası Tukak, Melikşah'ın kardeşi Tutuş tarafından (ölümü: 1095), Selçuk, Melikşah'ın oğlu Muhammed Tapar (ölümü 1118), Alp Arslan da Tuğrul (ölümü: 1063) tarafından konmuştur. Ancak eski Türklerde de böyle bir geleneğin var olduğunu kesin bir şekilde söyliyebilmek için başka delillere de ihtiyaç vardır.

Türkler'in çocuklarına ne gibi adlar koyduklarını anlamak için, Abbasi, Samani, Gazneli, Selçuklu ve Memluk devirlerindeki emirler tarafından taşınmış adlara dayanmak doğru değildir. Çünkü, bu adlar onlara sonradan efendileri tarafından verilmiş, manası büyük moda adlardır. Bu hususda bir fikre sahib olmak için, kitabeler, Divanü Lügati't-Türk, Dede Korkut destanları ve Secere-i Terakime'deki adlar gözönüne alınmalıdır. Bu adların incelenmesi şu gerçeği ortaya koyuyorki, eski Türkler'de hayvan ve kuş adları, ad olarak nadir denilecek kadar azca kullanılıyor. Orhun kitabelerinde hayvan adı taşıyan yalnız iki kişi geçiyor. Yenisey kitabelerindeki otuziki beyden de ancak ikisi Eli Çur Küç Bars ve Küç Bars Külüg adları ile anılıyor. Dede Korkut destanlarına gelince, bu destanlarda görülen altmışbir kadar erkek adından ancak ikisi hayvanlar ile ilgilidir. Bunlardan biri Dirse Han'ın oğlu Bogaç, diğeri de Oğuzların düşmanları olan "kafir" meliklerinden Kara Arslan Melik'dir.

Burada Müslüman Türk hanedanlarının hepsi ile ilgili bir vakıadan da söz etmeliyiz. Bu da büyük küçük bütün Türk hanedanları tarih sahnesine çıktıklarında hanedan mensubları arasında Türkçe adların daha çok olmasıdır. Zaman geçtikte bu adlar azalır ve en sonunda (bazı istisnalar hariç) tamamen kaybolur. Halka gelince, onlar uzun bir zaman, diğer gelenekleri gibi Türkçe adlar kullanmayı da sürdürmüşlerdir. Halkdan da ilk önce şehirliler, aydınlar ve idarecilerin tesiri altında, Türkçe adlar kullanmayı bırakmışlardır. Bu üçünün tesiri ile de köylüler aynı şeyi yapmışlardır. Oymaklara gelince, onalar da ve bilhassa yerleştikten sonra dördünün tesiri ile onlara uyup Türkçe adlar yerine İslami adlar taşımışlardır. Tabii bu, bir anda değil tedrici surette olmuştur. Bununla beraber şunu da belirtmeliyiz ki, İran'ın Fars halkında da aynı şey olmuştur. Mısır, Suriye ve İrak gibi, Arap ülkelerinin aydınları da, Tanzimattan sonra, Osmanlılar'a mahsus adları çocuklarına koymuşlardır. Şimdi de onlar tarafından kullanılan Mustafa Nuri, Enver Vecdi, Süleyman Arif, Yusuf Kemal gibi çift isimler de Osmanlı tesiri ile ilgilidir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir