Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Eski Türklerde Totemcilik var mı idi?

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Eski Türklerde Totemcilik var mı idi?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 22:31

Eski Türklerde Totemcilik var mı idi?

Sosyolojide din konusundaki araştırmaların ciddiyet kazandığı yüzyılımızın başlarında ve ihtimal zamanımızda bile, Avustralya kabileleri, Amerika yerlileri ve Melanezya toplulukları arasında görülen totemcilik, en iptidai cemiyet tipi olarak kabul edilen «klan»ın dini kadrosunu teşkil eder. Buna göre, bir hayvan veya bir bitki bir cisim klan'in atası durumunda olup, kutsal sayılır ve adına «totem» denir (kelime kuzey Amerika'da yaşayan bir kızılderili kabilesi dilinden alınmıştır). Bütün klan mensupları o totemden türedikleri kanaatindedirler. Totemin taştan veya tahta parçalarından sembolleri yapılır ki, buna «Şuringa» adı verilir. Kurt, tavşan vb.; herhangi bir bitki ve mesela bir taş parçası; yağmur, deniz vb. totem olabilir. Onu ata sayanlar kendilerini birbirleri ile akraba bilirler, toteme ait klan'in adını taşırlar, o toteme mahsus törenlere katılırlar; başka totem sahibi klan'ların dini törenlerine giremezler. Bir klan'ın üyeleri arasında evlenme yasaktır, zira aynı toteme taptıklarından birbirlerine karşı «mahrem»dirler ve aynı kutsallığı taşırlar. Halbuki diğer totemler, kendilerince, kutsal olmadığı için başka klan mensupları ile evlenmeleri mümkündür. Bir görüşe göre «exogamie» (dışardan evlenme)nin sebebi budur.

Eski Türk örf ve gelenekleri arasında totemciliğin kısaca açıkladığımız özelliklerine uygun görünen bazı inanış ve davranışlar dikkati çekmektedir:

Türk ailesinde exogamie esastır. Türkler kın tu ata tanımışlardır. Bu nokta Gök-Türklerin menşei bahsinde Çin kaynaklarında kesinlikle belirtilmiştir. Ayrıca geçen yüzyılın ikinci yarısında Asya Türk zümrelerinden Altaylılar ve Yakutlarda tes ait edilen, baba ve anayı temsil eder mahiyetteki semboller (put, idol) totemcilikteki şuringa'ları hatırlatır. Bütün bunlar bir kısım araştırıcıyı Eski Türklerin bu klan dini ile ilgileri olabileceği düşüncesine götürmüş olmalıdır'.

Gerçekten Orta Asya Türkleri arasında görülen ve bazıları keçeden, paçavradan, kayın ağaç kabuğundan, bazıları da hayvan derilerinden yapılan bu put-fetişlere Altaylı'lar tös (töz), Yakutlar Tangara diyorlardı. Bunlar duvarlara asılır veya torbalarda saklanır, mühim bir yolculuğa veya ava çıkarken üzerlerine saçı saçılır, ağızlarına yağ sürülürdü.

Asya Türklerindeki dini inançlar hakkında etnoğrafik araştırmalar yapmış olan Abdülkadir İnan bu konu ile ilgili olarak şu izahatı vermektedir:

«Türk ırkına mensup şamanistlerde çok yaygın olan töz'ler, tilek, kozan (tavşan), aba (ayı), bürküt (kartal)> tiyin (sincap), as (kakım) ve bunlara benzer adlar taşıyan putlardır. Ayrıca büyük kamlar (şamanlar), kahramanlar, iyi ve kötü ruhlar namına yapılan putlar da vardır... Bu meşhur tözlerden, Televüt boyunun koyucusu olan Tilek tözüne şaman dualarında hitap edilir. Bu töz insan şeklindedir. Kozan töz (buna Urunhalar Ak-eren, Buretler Sayan-Ongon diyorlar) aslında Tuba-kaç boyuna mahsus olup boylar arasında evlenme neticesinde yayılmıştır. Aba tös şamanistlerin en çok saydıkları putlardan biridir, ayı tasviridir. Şor avcıları Sanğır denilen putu sayarlar, bu da insan şeklindedir, üzerine av hayvanlarının derilerinden parçalar asarlar. İnançlarına göre, kendisini memnun eden avcılara bol av verir; darılırsa ormanları yakar, avcıları hasta eder... Kuş gibi tasvir edilen ruhlar daha ziyade Yakutlarla komşuları Dolganlarda bulunur. Yakutlarda en çok sayılan kuş, kartaldır. İlkbahar ve güz mevsimleri, kartalın temsil ettiği ruhun iradesine bağlıdır. Kartal kanatlarını bir defa sallarsa buzlar erimeğe başlar, ikinci defa sallarsa ilkbahar gelir. Kartal kültü ile ilgili geleneklerden anlaşıldığına göre, eski zamanlarda bu kuş güneş ve Gök-Tanrı'nın sembolü sayılmıştır... Kartal geleneği son zamanlara kadar Başkurtlar arasında da yaşamıştır. Kartal ile ağaç kültü arasında münasebet vardır. Baş-kurtlarda eski zamanda tanımadık bir adama rastlandığı zaman, kuşunun ve ağacının ne olduğu sorulurmuş. Bu rivayetteki «12 kabile» ve «12 kuş» hikayesi İbn Fadlan'ın haber verdiği «12 Tanrı» ve bazı kuşlara tapan Başkurtları hatırlatmaktadır...».

Burada bahis konusu edilen 10. yüzyıl Başkurtlarında olduğu gibi, tarihi Türk topluluklarına ait bazı kayıtlarda da yukarıdaki inançları andıran belirtilere tesadüf edilmektedir. Meşhur tarihçi Reşid' üd-din (ölm. 1318) Cami'üt-tevarih'inde 24 oğuz boyunu sıralarken, her 4 boy için bir kuşu «ongon» olarak göstermiştir. Bu suretle şahin, kartal, tavşancıl, sungur, üçkuş ve çakır kuşları oğuzların «totem»leri arasında görünmektedir.

Çin kaynakları Gök-Türklerin Tanrı'larının keçeden keserek içyağı ile yağladıklarını ve torbalar içinde sakladıklarını veya sırık üzerine diktiklerini, onun için yılın 4 «çağında» kurban kestiklerini haber veriyorlar. Bir Hun prensine ait bir altın heykel (put) bulunmuştu. Rivayete göre, Asya Hun hükümdarı Motun'un soyu «ejder» idi ve daha çok erken devirlerde ejder etrafında bir kült teşekkül etmiş olması muhtemeldi.

Bütün bunları eski Türklerde gerçekten, hakiki bir totemcilik dininin varlığına delil saymak mümkün müdür? Yukarıdan beri sıraladığımız vesikaların, totemciliğin mevcudiyetini telkine elverişli durumlarına rağmen, bu nokta fazla inandırıcı görünmemektedir. Çünkü totem dini yalnız bir hayvanın ata tanınmasından, ona ait bazı tasvirler yapılmasından ibaret değildir. Totemci topluluğun bu dini anlayışa paralel olarak teessüs etmiş olan aile kuruluşu, aile hukuku, ekonomi vb. bakımlarından başka cepheleri de vardır ki, ancak bunların hepsinin bir arada meydana çıkması hali, eski Türk dini inancının totemcilik olduğunu kabule bizi sevk edebilir.

Totemci ailede ana hukuku caridir. Türk ailesi ise «pederi» karakter taşımıştır. Klan'da akrabalık totem bağı üzerine dayanmakta iken, Türklerde kan akrabalığı temel teşkil eder. Klan'da mülkiyet ortaklığı yürürlükte olduğu halde, Türk ailesinde ferdi mülkiyet büyük rol oynar. Totemli klanda ekonomi «parazit» vasıf taşır, yani devşirmeye ve avcılığa dayanır. Halbuki Türk ekonomisi daha ziyade hayvan yetiştirme ve tarım üzerine kuruludur. Totemciliğin özelliklerinden biri de her klanın bir toteme sahip olmasıdır, yani totemsiz «klan» mevcut değildir.

Türklerde ise «ata» kabul edilen hayvan sayısı tektir:

Kurt. Eski çağlarda Türk aile ve soylarının ayrı ayrı totem-atalarının bulunduğuna dair bir ize tesadüf edilmemiştir. Kurt efsanesinin Türklerde bir umumilik göstermesinin, kurt'un totem olmasından ziyade, bozkırların korkulu bir hayvanı olarak, bilhassa hayvan sürüleri için büyük tehlike teşkil etmesi dolayısıyla, ona karşı duyulan korku ile karışık bir saygı hissinden ileri geldiği anlaşılıyor. Diğer taraftan, kurt efsanesinin Türk kütleleri için toplayıcı vasfa sahip oluşu, klan'ları birbirinden ayıran, birbiri ile karşı karşıya bırakan totem'in fonksiyonuna aykırı düşmektedir. Totemci klan'da herkes aynı adla -totemin adı ile- anıldığı halde, Türkler çok kere kurt'un asıl ismini bile söylemezler. Türkçede kurt' un gerçek adı «böri»dir. Türkler bunun yerine, küçük bir haşere olan «kurt»u kullanmışlardır. Bu da herhalde «böri»ye karşı duyulan saygı-korku hissinden ileri gelmektedir. Tekrar edelim ki, bu durum adı anılmayan hayvana «dini» bir mahiyet izafe etmek demek değildir. Türklerde kurt pek aziz, saygı değer bir mahluk sayılmış ise de, kendine tapılmamıştır. Tabgaçlardaki (M. 3-6. yüzyıllar) kurtla alakalı mağara kültü Gök-Türklerde «atanın yaşadığı yer»in ziyaret edilmesi ve orada törenler yapılması, kurt'un vücudu ile değil, fakat mazinin karanlıklarına karışmış felaketli günlerin, kurt'a saygı duygusu ile örülmüş hatıraları ile ilgilidir. Nihayet, yalnız totemde değil, toteme bağlı bütün insanlarda, bütün varlıklarda bulunduğuna inanılan ve dokunduğu her-şeyi kutsallaştırıcı «mana» adlı (kelime Melanezya dilinden alınmıştır) gizli bir kuvvet tasavvurunu ihtiva eden totemcilikte, ruhun ölmezliği, atalar ruhları, o bir dünya düşünceleri olmadığı halde, eski Türklerde, bir «mana» telakkisi hiç yer almadığı gibi, aşağıda göreceğimiz üzere, kainat ruhlar dünyası olarak tanınmakta, ata ruhları için adaklar sunulmakta, kurbanlar kesilmektedir. Tös denilen putlar da totem «Şuringa»ları değil, daha ziyade ata ruhlarının timsalleridir".

ilave edelim ki, herhangi bir toplulukta bazı hayvanlara «saygı» duyulması, o topluluğun totemci «klan» dan ibaret olduğuna delil sayılmamaktadır.
Nitekim Zerdüşt dininde inek ve köpek kutsaldır. Bazı Hindu dinlerinde hayvan öldürmek yasaktır.

Eski Mısır dini hayvana tapma şeklinde idi:

meşhur Apis öküzü herkesçe malumdur. Mısır'da timsah ve kartal'a da tapıiırdı. Aşağı Mısırda köpek aynı durumda idi. Bu «tanrı» hayvanları öldürmek, idamı gerektirirdi. Eski Yunan inancına göre «yer-altı»nı üç başlı bir köpek (Kerberos) beklerdi.

Fakat Başkırtlarda, Oğuzlarda görülen, bilhassa avcı kuşlarla ilgili «ongun» meselesi nasıl açıklanacaktır?
Türklerde totemci dinin varlığını kabul güçlüğü karşısında, gerçek bir totemciliğin izleri sayılabilecek olan bu hususu herhalde komşu kavimlerin tesirinde aramak icap edecektir. Başkırtlardaki durumda «Ural»lı toplulukların tesirleri düşünülebilir. Altaylıların en batısında oturan ve yurtları Urallı (Fin-ugor) kavimlerinkine en yakın bulunan Başkırtların, özellikle, asli kısmını Fin-ugor kütlelerinin meydana getirdiği Macarlarla, hatta ihtimal etnik yönden, sıkı alakası mevcuttur. Bu itibarla Başkırtların menşe bakımından Altaylı (Türk) mı veya Ural-lı mı oldukları henüz açıklığa kavuşmamıştır.
Oğuzlara gelince, bunlardaki totemcilik izlerinin Moğollarla ilgili bulunduğu daha sarih görünmektedir.

Moğollar hakkındaki araştırmaları ile tanınmış B.Y. Vladimirtsov'un:

«Eski Moğollarda totemizme ve tabu'ya dair malumat yok gibidir. Bununla beraber Gizli Tarih'e göre Cengiz'in mensup olduğu kabilenin kökü börteçino (Bozkurt) ve Goai Maral (güzel Maral) idi. Fakat bu malumat eski Moğolların totemleri hakkında söz söylemek için kafi değildir» demesine rağmen, Moğollarda totemciliğin mevcudiyeti hususunda kanaat uyandıran başka deliller de vardır. Moğol aile tipinin ana hukukunda olması, aslında bir orman kavmi olan bu topluluğun iktisadiyatı esasının parazit ekonomiye dayanması ve mülkiyette ortaklık bu fikri desteklediği gibi, «on-gon» (totem) telakkisi de bunu gösterir. Bizzat Vladimirtsov, Moğol devri tarihçisi Reşidüddin'den naklen, Cengiz Han'ın, Ba'arin kabilesinden bir şahsı (tıpkı at ve diğer hayvanların ongon olarak başı boş bırakılması gibi) ongon diye azat ettiğini, hiç kimsenin ona dokunamadığını kaydetmektedir. Burada kullanılan «ongon» tabiri meselenin çözülmesi bakımından mühimdir. Kelime, yukarıda da zikredildiği üzere, ihtimal Türkçe ong (sağ, doğru, uğur) kökünden türemiştir. Fakat «totem» manasını ifade eden terim olarak yalnız Moğolcada yaşamış olup, Türk dillerinde mevcut değildir. Bu tabire ne Gök-Türk metinlerinde, ne Uygurcada, ne de DLT'de rastlanmamaktadır. Oğuz boylarına «ongon» olarak gösterilen «kuş» 1ar da DLT'deki Oğuz boylan listesinde yer almamış, yalnız boy adları ile damgaları kayde-dilmiştir.

Oğuzlara ait totem-kuşlar, ilk defa, Moğol devrinde 14. yüzyıl başlarında, Reşid'üd-din'in Cami'üt-tevarih'inde karşımıza çıkar. Osmanlı padişahı II. Murad çağı müelliflerinden Yazıcızade'nin Tarih-i al-i Selçuk'u ile, eserini 17. yüzyılın 2. yarısında yazmış olan-Ebu 1 -Gazi Bahadur Han'ın Secere-i Terakime'sinde bu «ongon»lar belirtilmiş ise de28 bu iki eserin Cami'üt-tevarih'ten faydalandığı bilinmektedir. Diğer taraftan koyu bir Müslüman olan ibn Fadlan da 10. yüzyıl Oğuzlarının ne «kutsal» kuşlarından, ne de totemciliği hatırlatan herhangi bir adetlerinden bahsetmemiştir.

Oğuz destanında da bu manada bir işarete rastlanmaz. Destanda zikredilen altm tavuk - gümüş tavuk, ak koyun - kara koyun sözleri, eski Türk ekonomisinde çobanlık ve çiftçiliği sembolize etmekte olup, kutsallık ve tapınma ile ilgili bulunduğuna dair herhangi bir belirti yoktur.

Bunların yanında -totemcilikle ilgilendirilmemek üzere- kartal inancının mühim yer tuttuğu görülmektedir. Altaylarda, M.ö. 3. bin sonları olarak tarihlenen Kurot kurganı içinde bir kartal pençesi bulunmuştur. Yine Altaylarda M.ö. 4-3 yüzyıldan kalma Başadar kurganında bir kartal işareti ele geçmiş, ayrıca Tuna Bulgarları kabartmalarında (7.-8. yüzyıllar) çift başlı kartal tasvirine ve Peçeneklere ait (10. yüzyıl başlan) altın kaplar üzerinde kartal motifine rastlanmıştır. 1958 yılında Orhun kitabeleri bölgesinde yapılan arkeolojik kazıda bulunmuş olan Kül Tegin'in mermer büstünde serpuşun ön tarafını kaplayan, kanatları açık kartal tasviri dikkat çekicidir. Kartalın Yakutlarda da «saygı duyulan» kuşlardan olduğunu vukanda görmüştük. Abakan kıyılarında oturan Beltirlerde bir tören için kartal öldürülür ki, bu kartal ruhlar tarafından gönderilmiştir. Kazak-Kırgızlarda da benzer telakkiler vardır. Herhalde Türklerde çok eski bir kartal kültünün mevcut olduğu anlaşılıyor. Araştırıcılara göre, kartal güneş (daha ziyade Gök) tanrının sembolü sayılmış olmalıdır. Yuvasını sarp vadilerde yalçın kayalar üzerine yapan ve çok yükseklerde uçabilen kartalın böyle telakki edilmesi kuvvetle ihtimal içindedir ve bu telakki eski Türk bozkır hayatında şüphesiz bir yeri olan avcılık dolayısiyle derece derece öteki bazı avcı kuşlara da teşmil edilmiş olabilir.

Kaynakça
Kitap: ESKİ TÜRK DİNİ
Yazar: İBRAHİM KAFESOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 2 misafir