Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk İdaresinde Ermeniler

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türk İdaresinde Ermeniler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 21:29

TÜRK İDARESİNDE ERMENİLER

İlk Türk-Ermeni münasebetleri XI. yüzyılda başlamıştır. Bundan önce ise Abbasi ordularında hizmet eden Türk kumandanlar ile ailelerin, Ermenilerle ilişkileri olmuştu1. Ancak daha yakın ve önemli münasebetler, 1015-1020 yıllarında Selçuklu hükümdarı Alparslan'ın babası Çağrı Bey'in Doğu Anadolu'ya düzenlediği bir keşif seferi sırasında başlamıştır. Bu yıllarda Ermeniler, Bizans İmparatorluğu'na tabi durumda idiler.

Alparslan kumandasındaki Büyük Selçuklu orduları, Malazgirt'te Bizans kuvvetlerini mağlup ettikten (1071) sonra Anadolu'ya Türk göç ve yerleşmesi hız-lanmıştır. Oğuz boyları, Bizans'tan alman ve yoğun bir nüfus bulunmayan Anadolu'da kısa sürede yerleşmişler ve böylece Anadolu Türkleşmiş ve İslamlaşmıştır.

İşte bu sırada ülkelerini Bizans'a terk ederek Anadolu'nun içlerine çekilen Ermeniler, Kilikya adı verilen Çukurova bölgesine yerleşmişler ve burada yine Bizans'a bağlı bir prenslik kurmuşlardır.

Türklerin Orta ve Batı Anadolu'da ilerlemeleri, Güneydoğu Anadolu'da bulunan Ermenilere yayılma imkanı verdi. Nitekim Bizans tarafından Maraş valiliğine tayin edilen Ermeni asıllı Vahram, Tarsus, Anavarza, Andırın, Göksün, Elbistan'dan başka Besni, Samsat ve Hısn-ı Mansur'u (Adıyaman) da ele geçirmişti. Hatta 1077 yılında Urfa ve bir yıl sonra da Antakya Vahram tarafından alındı. Vahram buna rağmen Bizans'a karşı bağlılığım sürdürür görünürken, Selçuklu Sultanı Melikşah'a karşı da itaat arz etmiş ve hatta Müslüman da olmuştu3. Fakat ölümü, meydana getirdiği devletin kısa sürede dağılmasına sebep oldu.

Bundan sonra bazı küçük Ermeni prenslikleri teşekkül etti. Ancak bunlardan en önemlisi Çukurova bölgesindeki idi. Çukurova Ermeni Prensliği Anadolu Selçuklu Devleti'ne bağlandı. Bununla beraber 1243 yılında meydana gelen Kösedağ savaşında Selçukluların mağlup olmasiyle Ermeniler, Moğollar tarafını tuttular. Ancak Çukurova'da Memlüklerin nüfuzunun artması Ermeni prensliği için yeni bir tehdit unsuru oldu. Nitekim Ermeni prensliği 1375 yılında Mısır Memluk Türk yönetimi tarafından ortadan kaldırıldı.
Anadolu ile beraber Çukurova'nın Osmanlı idaresine geçmesiyle Ermeniler bu defa da diğer bir Türk devletinin idaresine girdiler. Ancak Osmanlı Türkleri idaresinde Ermeniler, Bizans ve kendi prenslikleri zamanında görmedikleri adalet, hak ve hürriyete kavuştular. Buna bağlı olarak çeşitli yörelerden Ermeni göçmenlerin şehir ve kasabalara gelmesi bu zamana rastlar. Nitekim yapılan araştırmalarda nüfusun tabii artışı ile izah edilemeyecek durumlar görülmektedir.

Bununla beraber Osmanlı hakimiyetinin buralara kadar uzaması ile hazırlanan sayım defterlerinde, nüfusun büyük çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu görülmektedir5. Mesela 1536-37 yılında Sis, Feke, Anavarza, Lemberd, Küpdere ve Parsberd kalelerinden teşekkül eden Kozan (Sis) Sancağı'nın toplam 16.830 olan nüfusunun 14.390'nı Türkler' den, 2440'ı da Rum ve Ermeni olan gayrimüslimlerden meydana gelmekteydi.
Ermenilerin, gerek Büyük Selçuklu Devleti idaresinde, gerekse Anadolu'da kurulan Mengücekoğulları, Saltuk-oğulları, Danişmendliler, Artukoğulları ile Anadolu Selçuklu Devleti ve bu devletin yıkılmasıyla ortaya çıkan Anadolu beylikleri dönemlerinde, bu devletlerin yönetiminden memnun olmadıklarına dair herhangi bir kayıt yoktur. Nitekim bu Müslüman Türk beylik ve devletlerinde gayrimüslimlerin durumları İslam hukukuna göre belirlenmiş, Türk idaresinde bulunan diğer gayrimüslimlerle birlikte Ermenilerin de dini inanç ve faaliyetlerine müdahale olunmamıştır.

15181523Artış
YerhanemücerrethaneMücerretyüzde
Arapkir1124211815381.2
Çermik8351352767
Ergani11121371134243.6
Harput3204749516560.3
Urfa30042334895.3
Siverek13030254387


Kaynakça
Kitap: DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ TARİHİ
Yazar: Mehmet SARAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK İDARESİNDE ERMENİLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 21:30

Ermeni Patrikhanesi'nin Kuruluşu Anadolu beyliklerinin en küçüklerinden biri iken kısa sürede bir dünya devleti olan Osmanlı Devleti'nin de, kuruluş yıllarından itibaren tebaasına adalet ve hoşgörü içinde oldukları, genel olarak tarihçilerin hemfikir oldukları bir husustur. Bu cümleden olarak, V. yüzyılda Eçmiyazin'de kurulan Gregoryen Kilisesi'ne ve mezhebine bağlı olan Ermenilerin, Osmanlı yönetiminde, Bursa'nın başkent olmasından (1326) sonra, ayn bir cemaat şeklinde teşkilatlanmalarına izin vermiş, Kütahya'da bulunan ruhani merkezlerini Bursa'ya nakletmiştir. Fatih Sultan Mehmed ise, 1461'de Bursa'da bulunan Ermeni piskoposu Ovakim ile Anadolu'dan bir miktar Ermeni'yi yeni başkent İstanbul'a getirtmiştir. Padişah, Samatya'daki Sulumanastır isimli kiliseyi Ermenilere vermiş ve Ovakim'i kendilerine patrik tayin etmiştir. İşte bundan sonra Anadolu'nun birçok şehrinde yaşayan Ermeniler, kısım kısım İstanbul'a getirildiler ve çeşitli semtlere yerleştirildiler. Anadolu'da kalanlar ise kale bekçiliği ile vazifelendirilmişlerdir. Mesela Sis (Kozan) Sanca-ğı'nda yer alan Anavarza, Pars-berd, Küpdere, Lemberd kaleleriyle Çukurova'yı Orta Anadolu'ya bağlayan ve çok önemli bir stratejiye sahip Gülek kalesi, Ermeni muhafızlara bırakılmıştı. Bu şekilde devletin çeşitli kademelerinde görev yapan Ermeniler, Osmanlı Devleti'nce kendilerine tanınan bu hoşgörüye karşılık verdikleri hizmetten dolayı "millet-i sadıka" unvanını kazanmışlardır.

Osmanlı idaresindeki Ermenilerden az da olsa diğer mezheplere mensup olanları da vardı. Nitekim en yaygın Hristiyan mezhep olan ortodoksluğu benimseyen Ermeniler, Fener Rum Patrikhanesi'ne bağlıydılar.1781'den itibaren Katolik rahiplerinin yoğun faaliyetleri ile bu mezhep de Ermeniler arasında taraftar buldu. Cemaati üzerindeki etki ve yetkilerinin azalmakta olduğunu gören Ermeni Patriğinin baskılarına rağmen Katolik mezhebi gücünü korudu.

Bunun üzerine Babıali 1831'de Ermeni Katolik Kilisesi'ni resmen tanıdı. Osmanlı hükümeti, XIX. yüzyıl başlarından beri ülkede din propagandası yapan Protestan misyonerlerin faaliyetleri sonucu bu mezhebe giren Ermenilerin kurduğu Ermeni Protestan Kilisesi'ni de 1859'da tanıdı. Böylece Ermeniler dört farklı kiliseye bağlı bir duruma girdiler.

Osmanlı idaresinde Ermeniler dini vecibelerini tam hürriyet içinde yerine getirirlerken, kendi din adamlarını da yine kendilerinin tayin etmelerine izin verilmiştir. Mesela Antakya, Diyarbekir, Antep, Erzurum, Çıldır, Kars, Maraş, Talaş, Karahisar-ı sahib, Ergani, İzmir, Tarsus, Harput, Kıbrıs, Divriği gibi Ermeni manastırlarına mensup rahiplerin, bağlı bulundukları marhasalıklarmca tayini imtiyazı da son zamanlara kadar yürürlükte kalmıştır.

Anadolu'nun Türk idaresine girmesinden sonra burada yaşayan Ermeniler, kendi dillerini tam bir serbestlikle konuşmaya devam ettiler. Osmanlı yönetimi, diğer cemaatlere uyguladığı politikayı bunlara da uygulayarak Ermenice'yi ve Ermeni adlarının kullanılmasını serbest bıraktı. Buna bağlı olarak Ermeniler, kendi dillerinde kültürel faaliyetlerini sürdürdüler. Türk matbaasının kurulmasından 160 yıl kadar önce Venedik'te matbaacılık eğitimi görmüş olan Sivaslı Apkar adındaki bir papaza 1567'de İstanbul'da bir Ermeni matbaası açması için izin verildi. Diğer taraftan Marsilya'da kurulmuş olan bir Ermeni matbaasının Fransa Kralı XIV. Louis (1643-1715) tarafından kapatılmasına karşılık, Osmanlı Devleti'nde Ermeni basını gelişerek devam etmiştir. Gerçekten de İstanbul'dan başka İzmir (1759), Van (1859), Muş (1869), Sivas (1871) gibi taşra şehirlerinde de yeni Ermeni matbaaları faaliyete geçmiştir. 1908'de bütün ülkede Ermeni matbaası sayısı 38'e ulaşmıştı. Nitekim 1910 yılında İstanbul'da Ermenice beş gazete ve yedi dergi çıkarılmaktaydı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK İDARESİNDE ERMENİLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 21:36

XVI. Yüzyılda Anadolu'da Ermeni Nüfusu Osmanlı Devleti'nde XIX. asra gelinceye kadar bugünkü manada bir nüfus sayımı görülmemektedir. XVI. yüzyıla ait nüfusa ait veriler, genellikle vergi mükellefi olan "hane", "bennak" ve "mücerret" ile vergi mükellefi olmayan, yani muaf olan muhassıl, hatip, imam, ama, malul, pir-i fani vs. gibi kişileri içine almaktadır. Bu gibi kayıtlar ise, Osmanlı dönemine ait en güvenilir kaynak durumunda bulunan Tapu-Tahrir Defterleri'nde bulunmaktadır. Bu defterler Müslüman olsun, gayrimüslim olsun bütün mükellefleri kapsamaktadır ve dolayısıyla herhangi bir biçimde kaydedilmeyen nüfus bulunmamaktadır. Dolayısiyle Osmanlı yönetiminin, çeşitli dinlere mensup olan toplumun her kesimine nasıl yansıdığının da bir delili durumundadır. Zira cami ve mescit yanında kilise ve sinegog, imam ve hatip yanında rahip ve keşiş, Müslüman evkafı yanında Hrıstiyan kilise evkafı vs. gibi hususların birlikte zikredildiği görülmektedir. Osmanlıların vergi mükelleflerinin tespiti için hazırlanan Tahrir Defterleri, aynı zamanda kabaca da olsa demografik yapıyı da ortaya koymaktadır.

XVI. yüzyıla ait defterlerden çıkarılacak sonuç, muhakkak ki Anadolu'nun XIX. yüzyıldaki nüfus yapısına da temel teşkil edecektir. Şüphesiz XVI. yüzyıla ait elde edilecek nüfus oranlarının, son yüzyıla da yansıması olağandır. Bununla beraber Tapu-Tahrir Defterlen'nin özellikle kanunnamelerinde dikkati çeken önemli bir husus, XIX. yüzyılda Hrıstiyan nüfusun hayli fazla olduğu Anadolu'nun bazı yörelerinde, gayrimüslimlerle ilgili hükümlerin bulunmayışıdır. Bu da, söz konusu sancaklarda XVI. yüzyılda Hrıstiyan nüfusun yer almamasından ileri gelmektedir. Nitekim Manisa Kazası'nda XVI. asırda gayrimüslim nüfusa rastlanmamaktadır.

Öte yandan Anadolu'da XVI. yüzyıldan sonra Celali isyanları denilen karışıklıklar sebebiyle meydana gelen kısmi göç hareketi dışında büyük bir nüfus hareketi görülmemektedir. Bu sebeple vergi toplamak gayesiyle hazırlanan Tahrir Defterlerinden elde edeceğimiz nüfusun önemi ortaya çıkmaktadır. Vergi toplamayı hedef edinen devletin, haliyle herhangi bir topluluğu kaydetmemesi düşünülemez. Nitekim toplumun her kesimi, burada kendi din ve milliyetlerine göre kaydedilmiştir. Gerçekten de Müslüman nüfus yanında Rum, Ermeni, Yahudi, Nasrani gibi dini ve milli unsurlar ayrı ayrı kaydedilmiştir. Ancak tahrir defterlerine dayalı olarak yapılan araştırmaların bazılarında, bir kısım yerlerde Yahudilerin Ermeni cemaati içinde ve yine Süryanilerin "Eramine" adı altında gösterildiği görülmektedir. Fakat her şeye rağmen Müslüman nüfus içerisine bu türden gayrimüslim nüfus katılmamış, Müslüman olmayanlar ayrı mahallelerde, ayrı cemaatler şeklinde kaydedilmiştir.

Dolayısiyle bu konuda araştırma yapanlar, sözü edilen defterlerin güvenirliğinden hiçbir şekilde şüphe etmemiştir, Aşağıda XVI. yüzyılda, özellikle çeşitli Anadolu şehir ve kasabalarında köyleriyle birlikte Müslüman ve gayrimüslim nüfus gösterilmiştir:

Resim

Tablo 2'de kaydedilen Müslüman, Hrıstiyan, Ermeni, Yahudi ve Nasrani nüfus içerisinde Müslüman-Türk nüfus %81.10, Hrıstiyan nüfus %12.45, Ermeni nüfus %6.23, Yahudi nüfus %0.18 ve Nasrani nüfus ise 0.04'tür. Toplam olarak ise, gayrı müslim nüfus oranı da %81.10'a karşılık %18.90'dır.

Bu arada defterlerdeki kayıtlarda dikkat çekici bir husus da, Eyalet-i Rum'da Kazabad nahiyesinde Hrıstiyan olarak kaydedilen nüfus içerisinde Durak, Evran, Küçük, Hızır, aşık, Uğurlu, Emir, Balı, Çoban, Umur, Koçı, Sefer, Selman, Arslan; Ankara'da Melikşah, Gökçe, Aydın, Kutlu, Emir-şah; Kayseri'de Uğurlu, Yahşi, Eymür Dede, Budak; Urfa'da Gökçe; Siverek'te Yağmur, Budak, Kutluşah, Eynebey vs. gibi Türkler tarafından çokça kullanılan isimlere rastlanmasıdır. Gayrimüslimler arasında bu kabilden isimlere rastlanılması olağan dışıdır ve bu sebeple bu gibi isim alanların Hrıstiyan Türkler oldukları düşüncesini akla getirmektedir. Öte yandan XVII. yüzyıl başlarında Anadolu'ya gelen Polonyalı Simeon da, Harput'taki Süryani ve Rumların, Ermenice konuştuklarını ve kimin Rum, kimin Süryani veya Ermeni olduğunun anlaşılamadığını belirtmektedir. Bu durum Osmanlı yönetim sisteminin din ve millet farkı gözetmeksizin herkese geniş bir anlayış ve hoşgörüyle baktığını göstermektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir