Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Eski Türk Kültürü İsimleri İle İlgili Doğu Anadolu Köyleri

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Eski Türk Kültürü İsimleri İle İlgili Doğu Anadolu Köyleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:12

ESKİ TÜRK KÜLTÜRÜ İLE İLGİLİ OLARAK İSİMLENDİRİLMİŞ OLAN DOĞU ANADOLU KÖYLERİ:

Ağartı (Yeni adı: Yuvalı) (Tercan - Erzincan),

Yörükler, süt mamullerine (peynir, yoğurt, yağ, çekelek v.s.) «Ağartı» adını verirler. Bu manaya gelen köyün adı, diğer birçok köyün adı gibi kurban edilmiş.

Ağın kazası (Elazığ),

Y. Ağınsı (Yeni adı: Elmapınarı) (Elazığ), A. Ağınsı (Yeni adı: Kavak-altı) (Elazığ). Bazı Yörük ve Türkmen oymakları, ilkbaharda yavrulayan develerden alınan ilk süte «ağın» adım verirler. Yukarıdaki köylerin adı buradan gelmedir.

Alpağut (Elazığ).

Eski Türkler bu kelimeyi «kahraman» manasında kullanırlardı. Tarihimizde şahıs adı olarak da geçmektedir.

Argıl (Halfeti - Urfa).

«Argın» kelimesinin bozulmuş şekli olabilir. Eğer öyle ise bu köyü, Kazak Türkleri kurmuş demektir. Çünkü «Argın», Kazak Türklerinin bir uruğudur.

Arguvan kazası (Malatya), Argu (Şiran-Gümüşhane),

Kaşgarlı Mahmud'un açıkladığına göre, «Argu» iki dağ arasındaki uçurum demektir.

Armağan (Pülümür - Tunceli).

Hediye manasına gelen eski bir kelimedir. «Çam sakızı, çoban armağanı» şeklindeki ata sözünde geçer.

Batır (Yeni adı: Batur) (Gercüş - Mardin),

Orta Asya Türkleri arasında kahraman anlamında kullanılır. Altay dağlarında, Doğu Türkistan'da, Çin'lilere karşı yıllarca savaşan ve sonunda bir tuzağa düşürülüp, işkence ile şehit edilen Kazak Türklerinin büyük kahramanının adı da «Osman Batur»'dur.

Batman kazası (Siirt-Diyarbakır), Batman (Tunceli).

Eski Uygur Türklerinde, diğer Orta Asya Türklerinde ve Anadolu'da kullanılan bir ağırlık ölçüsüdür.

Bay (Yeni adı: Çevre) (Şemdinli - Hakkari), Bayköy (Hakkari), Baysun (Midyat - Mardin), Baykan kazası (Siirt), Baykan (Yeni adı: Yeşilçevre) (Baykan - Sürt), Baytorun (Yeni adı: İkizler) (Şirvan-Siirt), Bayrek (Van), Baykara (Selim - Kars).

Bütün Türk lehçelerinde «bay», «zengin» demektir. Bu kelime ile birçok şahıs ismi meydana getirilmiştir ki, onlardan birkaçını bu köylerde görmekteyiz. Mut'ta kışlayıp, Ermenek civarındaki yaylalarda (Yellibel'de) yaylayan «Işıklı» oymağında, bil kelimenin «Bayıtmak» (= zengin etmek) şeklinde yaşadığını gördük.

Bilgeç (Ovacık-Tunceli).

Eski Türkçede «Bilge», «hakim, feylesof» manalarına gelir. Bu köyün adı da aşağı yukarı bunu ifade edebilir.

Bor (Tunceli), Bor (Elazığ), Bor (Genç-Muş).

Adı geçen kelime, Göktürk'lerde «bora, fırtına» anlamına gelmekte idi. Uygur Türklerinde ve diğer Türk uruklarında «şarap», «süci» manalarına gelir. Niğde'ye bağlı bir kazanın adı da «Bor»'dur. Isparta'nın iki kazası «Keçiborlu» (= Küçükborlu demektir), ve «Uluborlu»'dur. Bağlık bahçelik olduğu için de bu isim verilmiş olabilir.

Börk (Hanak - Kars), Harabebörk (Yeni adı: Yüncüler) (Patnos h Ağrı), Karabörk (Bismil - Diyarbakır).

Börk, sivri bir külah şeklinde olan eski bir Türk şapkasıdır. Ona izafeten uruk, boy ve oymak isimleri ve köy isimleri teşekkül etmiştir. «Kı-zılbörklü», «Konurbörklü», «Karabörklü» gibi.

Çantur (Yeni adı: Akyünlü) (Mazgirt - Tunceli),

Kaşgarlı Mahmud'un bahsettiğine göre, dokuz-yüz yıl önce Orta Asya Türkleri, «çantur» kelimesini «caydırmak» manasında kullanıyorlardı. Bu güzelim kelimeyi kıyıp, köyün adım değiştirmişler.

Çemçeli (Tunceli). Bütün Yörük ve Türkmenler büyük yemek kepçesine (ağaçtan), «çömçe» adım verirler. Türkiye'nin her yerinde kuraklık karşısında, bir nevi yağmur duası olarak çocuklar kepçeden yaptıkları «Çömçe Gelin»le, «Çömçe Gelin» türküsü söyleyip ev ev dolaşır ve yağ, un, şeker toplarlar. Sonunda helva yapıp, dua ederler. Dine, geleneğe dayanan bir çocuk oyunudur. Orta Asya'da da aynı isimle yapılır ve oynanır. Erciş, Van ve Bitlis'te de «Çömçe Gelin» adı ile aynen bilinip, oynandığını Caferoğlu'nun tesbitinden anlıyoruz. Yukarıdaki köyün adı, aşağı yukarı «Kepçeli» demek oluyor.

Çapakçur Vilayeti (Yeni adı: Bingöl), Salaçor (Yeni adı: Aksu) (İspir-Erzurum), Çinaçar (Yeni adı: Çatalkaya) (ispir - Erzurum), Bildaçor (Narman - Erzurum), Salaçur (Yeni adı: Kekikli) (Erzurum), Pazaçur (Yeni adı: Ortaklar) (Pasinler-Erzurum), Moğaçor (Yeni adı: Tatlısu) (Tortum -Erzurum).

Görüldüğü gibi, bu şehir ve köylerin isimlerinde birer «çor» ve «çur» kelimesi bulunmaktaki)dır. Şimdi onların manasını açıklayalım. «Çur», Uygur Türklerinde «bir rütbe» demek oluyordu.

«Çabak» kelimesi ise, Kaşgarlı Mahmud «Türk gölünde bulunan ufak bir balık» diye izah etmektedir.64 Dokuz yüz yıl sonra, Orta Asya'dan binlerce kilometre uzakta, Türkiye'nin güney batısında bu kelimeyi aynen bulmaktayız. Gerçekten Eğridir Gölünden tutulan lezzetli bir balığa, Eğridirliler «Çapak» adını vermektedirler. «Çor» ise, Kaşgarlı Mahmud'a göre, insan uzviyetindeki bir sakatlıktır.

Bulgar Dağında gördüğümüz «Karakoyunlu» Yörükleri, «Çor»u. «çürük sakat» anlamında kullanıyordu.
Çögender (Pasinler-Erzurum), Kaşgarlı Mahmud'un açıkladığına göre.

Türklerin atlı top oyununda at üzerindeki oyuncuların topu çekmek için kullandıkları ucu eğri değneğe «Çöğen» veya «Çevgen» adı verilir. Bu köyün adı buradan gelmiş olmalıdır.

Dodaş (Yeni adı: Taşhca) (Urfa), Dadaş (Yeni adı: Acıpayam) (Elazığ).

Erzurum taraflarında «yiğit, efe» manasına gelen bir kelimedir. Merhum Enver Behnan Şapolyo'nun tesbit ettiğine göre, Aydın köylerinde oynanan zeybek oyunları arasında oynanan bir zeybeğe «dadaş» adı verilir ve Aydın'ın köylerinden veya küçük yerleşme sahalarından birinin adı da «Dadaş»'tır. Yukarıdaki iki köyün adı, yiğit, zeybek anlamına gelen «Dadaş» ismini alan bir oymağın yerleşmesi ile ilgili olmalıdır.

Dilek (Sütlüce-Tunceli), Tilek (Yeni adı: Harmanardı) (Besni - Adıyaman), Tilek (Yeni adı: Kal-kantepe) (Elazığ), Tilek (Yeni adı: Derebağ) (Erzincan).

Bu üç köyün adı yabancı menşeli sanılarak değiştirilmiştir. Halbuki, Kaşgarlı Mahmud'un belirttiği gibi, Orta Asya Türkleri «dilek» yerine «tilek» demektedirler.

Eğin kazası (Yeni adı: Kemaliye) (Erzincan).

Bir çok oymak ve köylerde, «sırt», «omuz» demek oluyor. Kelimeyi Dede Korkut destanlarında da buluruz. Han kızı boyu uzun Burla Hatun'oğlu Uk avdan dönerken davrandı ve «samur cübbesin eğnine aldı, Kazan'a karşı geldi» diye bir ibare görürüz ki, buradan kelimenin bugün kullanıldığı şekilde söylendiği anlaşılıyor. Adı geçen kasaba da, dağ eteğine, bir arazi sırtına kurulduğu için, mana tamamen yerindedir.

Erdem (Yeni adı: Doğanbey) (Hınıs - Erzurum), Erdemli (Yeni adı: Çağlayık) (Ardahan -Kars).

Dede Korkut destanlarından anlaşıldığına göre, Oğuz Türklerinde «erdem» fazüet manasına gelmektedir. İçel çevresinde kışlayıp yaylayan bir Yörük oymağının adı «Erdemli»'dir ve bu oymak otuz yıl kadar önce toprağa yerleşerek, Mersin'e bağlı bugünkü Erdemli kazasını kurmuşlardır. Aynı oymağın, bir kolunun Erzurum ve Kars'ta iki köy kurdukları anlaşılıyor. Fakat ne yazık ki, köylerinin güzel ismi kurban edilmiş.

Erkenek bucağı (Doğanşehir - Malatya).

Bu kelime «erk» veya «erke» kelimelerinden gelmiş olabilir. İzmir taraflarında fazla nazlı ve serbest büyüyen çocuğa «erke» denir. Moğolca'da «erke», «kuvvet, kudret ve güç» demektir. Aynı mefhumu Uygur Türkleri, «erk» kelimesi ile ifade ediyorlardı.

Kaşgarlı Mahmud ise «erk»i, «saltanat, sözü ve buyruğu geçerlik, kudret, iktidar, gücü yeterlik» diye tarif etmektedir.

«Erk», Urfa, Diyarbakır ve Erzurum'da, «hatır, nüfuz, tesir» manasına gelmektedir.

Mesela «benim ona erkim geçmez» sözünde olduğu gibi. Gene Urfa ve Tutak (Ağrı)'da «naz, sevgi, samimiyet» manalarına gelmektedir. Söğüt'te (Bilecik'de) «etrafı yüksek kayalık ve taşlık arazi» demektir.

Esenli (Akçadağ - Malatya), Esenlik (Pötürge -Malatya).

Kaşgarlı Mahmud, «esen» kelimesinin «sağ, selim» demek olduğunu söyler.

Edremit Tahtacı Türkmenleri, hatır sorarken «sağ esen misin?» derler. Yugoslavya'dan gelen iştip Türklerinden öğrendiğimize göre, Iştip'liler hatır sorarken aynen Edremit Türkmenleri gibi —küçük bir şive farkı ile— «say esen misin?» diyorlar. Kazak Türklerinin «Kiçi yüz»üne bağlı bir oymağının adı da' «Esengel-di»'dir.

Gevrek (Yeni adı: Yeşilkaya).

Birçok yerde, çabuk kınlan, dayanıksız, yumuşak şeylere «gevrek» denir. «O dal gevrektir, üzerine çıkma» sözünde olduğu gibi. Bu köyün adı buradan alınmış ve değiştirilmiştir.

Göcenek (Pülümür-Tunceli).

Türkiye'nin çeşitli yerlerinde, kabuğu çıkarılmış bulgurluk buğdaya «göçe» denir. Bir de «Göçe tarhanası» vardır. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde, tavşan yavrusuna «göçen» denir.

Göçköy (ispir - Erzurum), Göçeruşağı (Arguvan - Malatya), Köçeri (Yeni adı: Erikbağı) (Bitlis), Köçet (Yeni adı: Kocadayı) (Karakoçan - Elazığ).

Kelime «göç» ve «göçmek» fiili ile ilgilidir. Göçebeliği, yerleşik olmayan hayat tarzını ifade eden eski bir Türk kelimesidir.

Göneli (Pülümür-Tunceli), Gönen (Gerger-Adıyaman).

Mersin taraflarında «gönen» kelimesi, «rutubet, nem, yaşlık, tav» anlamına gelir. Saimbeyli'de, «çam ağaçlarının üst dallarında yetişen ve ot bulunmadığı zamanlar keçilere yedirilen asalak bir bitki»ye «gönen» denilir.

«Gönenmek, mesut, bahtiyar olmak» manalarına gelir. Ege ve Torol Yörükleri, evlenene ve ev alana, «Allah gönendirsin» derler. Karacaoğlan Toroslar'da bahar tasvirinde, çiçeklerin, dağların bağrında «gönendiğinden» bahseder. Fethiye taraflarında ise, «göne» «renk, çeşit» demektir. Alibeyli'de (İzmir), «göne», kardeş, çocuk, oğul gibi sevgi ifade eder». «Gönem nereye gidiyorsun?» gibi. Manisa'nın Yündağdere köyünde, «küçük kardeşe» «göne» denir.

Görhane (Yeni adı: Eşmeyazı) (Kars).

Hatırımızda kaldığına göre, Vambery, Orta Asya'da teşrifat salonuna «Körüşhane» dendiğini söylüyordu. Bu bilgiyi kayda geçirmediğimiz, fişlemediğimiz için, kat'i haber veremiyoruz. Yalnız buna benzer bir yer ismine Türkistan'da rastlıyoruz. Seyhun Nehrinin aşağı kısmanda bir yerin adı «Keşhane»'dir.

Görmemiş (Tunceli).

Açıklama gerektirmeyen Türkçe bir kelimedir.

Göynük (Pazarcık - Maraş), Göynük (Yeni adı: Umutlu) (Bozova - Urfa).

Elazığ'da da bu isimde bir dere veya ırmak adı gördüğümüzü hatırlıyoruz. Bu ismi almış 17 köyümüz daha vardır.

Göynük ismi, «göynük» kelimesinden alınmış olmalıdır. Adı geçen kelime şu manalara gelmektedir:

1 — Yanık, fazla yanmış (ilkbahar güneşi insanı göynük bir hale getirir; yüreği göynük hemen ağlar: Bursa, Gaziantep, Ordu, Çankırı),
2 — Orman sökülerek veya yakılarak yapılan tarla (Boyabat - Sinop, Geyve, Mut, Kastamonu, Eğridir, Safranbolu, Seyhan),
3 — Bayır (Boyabat - Sinop),
4 — Acıklı, elemli (çocuklar göynük ağlıyorlar: Eğridir, Konya),
5 — Ateşte kızararak veya yanarak san bir renk alan nesne, (Karaman, Ayaş, Anamur).
Göynüklemek: Kalbe rikkat verme. Buna benzer diğer bir fiil, «göynemek»tir.

Şu manalara gelir:

1 — Vücuttaki bir yaranın sızlanması; ağrıması, acıması, ateşte yanar gibi ıztırap vermesi (Kara-koyun - İğdır),
2 — Olgunlaşmak (Ahmed'in üzümleri göyne-di: Söğüt Köyü-Orhaneli-Bursa; Alucra-Gire-sun).

Güvenç (Hekimhan - Malatya).

Hizan kazası (Bitlis), Hizan (Yeni adı: Meydankapı) (Akçakale - Urfa); Kızarık (Yeni adı: İkizler) (Mutki - Bitlis); Hozan (Yeni adı: Kayacık) , Bucağı (Lice - Diyarbakır). «Hizan».

Dağıstan Avar Türkleri arasında- «aile efradı» manasına gelir.

Bulgaristan Türkleri çocuklarına «kızanım» derler. Azerbaycan ve Orta Asya Türkleri arasında kullanılan «bala» kelimesinin karşılığı olmaktadır. Bulgaristan'da, Türklerin en kalabalık olduğu bölgelerden birinde bir Kızanlık, kasabası vardır ki, gülleri ile meşhurdur. Adapazarı'nın köylerinden birinin adı da «Kızanlık»'tır. Aydın bölgesinde vaktiyle efelerin maiyetindeki zeybeklere, «efenin kızanları» denirmiş. Zeybekliğe başlamaya «kızan girmek» denirmiş. Yukarıdaki köy ve kent isimleri, açıkladığımız mana-lan taşımaktadır.

Hoşgeldi (Bulanık - Muş).

Hotar (Yeni adı: Yıldıztepe) (ispir - Erzurum).

Bu kelime, «otar» kelimesinin bozulmuş şekli olmalıdır. Orta Asya Türkleri, arasında «otar», «ilaç yapmak», «otamak», «tedavi etmek», «otaçı», «hekim» manalarına gelmekte idi.

İbimahmut (Mazgirt - Tunceli).

Yörükler arasında «ibi» kelimesinin bir lakap olarak kullanıldığım görmüştük, fakat ne ifade ettiğini şimdi hatırlayamıyoruz. Kastamonu - Tosya civarında «hindi» manasında kullanılıyor.

İnak (Yeni adı: Aysaklı) (Kiği - Bingöl),

Eski Uygur Türklerinde «mağ», «sığmak, güven, ümit» manasına gelmekte idi.

Issisu (Yeni adı: Issısu) (Sarıkamış - Kars), Ilıcık (Akçadağ - Malatya); Ilıca (Darende - Malatya) , Hısuluk (Darende); Isıtma (Ovacık - Tunceli); İsiköy (Yeni adı: Nallıkonak) (Hamur - Ağrı); Hıcaköy (Kurtalan - Siirt); lüköy (Gevaş - Van).

Bu köylerin ismine benzer kelimeleri eski Türk-çede, Orta Asya Türklerinde buluyoruz. Mesela «isi» «ısınma» demektir. «Isig», «sıcak» ve «isiglik», «sıcaklık ve sevda» manalarına gelir. «Isig yer», «uzayıp giden bozkır» manasma gelir.

Eski Uygur Türklerinde «isig», «1 — ısı, sıcaklık, hararet, 2 — sıtma, mülayim, hoş», demektir. Kaşgarın kuzeyinde Seyhun Nehri ile Balasagun şehri arasındaki bir gölün adı, «Isık Göl»'dür. Kazak Türklerinin «Kiçi Yüz»'üne bağlı bir oymağın adı da «Isık»'tır.

Karmış (Hınıs - Erzurum), Karakarmış (ispir. Erzurum).

Bu köylerin adı «karımak» kelimesi ile ilgilidir. Eski Türkçede «karımak», «ihtiyarlamak» demektir. «Karı» yaşlı, ihtiyar, yaşlı olan herhangi bir şey manasına gelir. Bu fiilden «karısın», «ihtiyarlasın» demektir. Kaygusuz Abdal'ın bir şiirinde, «bir kaz aldım ben kandan (ihtiyardan)» diye bir mısra vardır.

Kaşak (Mutki - Bitlis).

Orta Asya Türkleri, su birikintilerinde biten kamışa, saza «kaşak» adını verirlerdi. Bafa Gölü'nün sığ yerlerinde yetişen ve biçilip hayvanlara yedirilen bir nevi saza, Serçin Köyü (Söke) ve diğer civar köyler halkı, «Gaşak» adım verirler. Anlaşılıyor ki Mutki'ye bağlı olan ve idarecüerin adını değiştirmeyi akıl edemedikleri köyün ismi, çok eski bir Türk köküne sahiptir.

Kazı (Yeni adı: Aslangazi) (Ağrı), Kazılı (Pertek - Tunceli).

Kazak Türkleri atın döşünden alarak yaptıkları, pastırma ile sucuk arası çok lezzetli ve besleyici bir yiyeceğe «kazı» adını verirler. Kafkasya'da, Türk asıllı «Kazı - Kumuk» uruğunun varlığını da bilmekteyiz. Kozan'daki Türkçe konuşan «Lek»'lerin, Kazı - Kumukların bir kolu olması muhtemeldir.

Başkent (Varto-Muş), Ulukent (Diyadin-Ağrı), Tazekent (Diyadin - Ağrı), Başkent (Yeni adı: Başköy) (D. Beyazıt - Ağrı), Karakent (D. Beyazıt), Ortakent (Yeni adı: Ortaköy) (D. Beyazıt), Tazekent (Yeni adı: Yeşüyurt) (Patnos - Ağrı), Ada-kent (Tutak - Ağrı), Başkent (Ilıca - Erzurum), Beykent (Kurtalan- Siirt), Kendalan (Kurtalan - Siirt), Erkent (Pervari - Siirt), Kulukent (Aralık - Kars).

Orta Asya Türkçesinde «kent», «şehir» demektir. Bu kelime ile, «Semerkant», «Taşkent», «Beykent» gibi şehir isimleri meydana getirilmiştir. Yunus Emre ve diğer halk şairlerinde, bu kelimeye rastlarız. Halk dilinde «köylü, kentli» deyimi geçer.

Kergah, (Yeni adı: Delikavak) (Keban-Elazığ) , Kerege (Yeni adı: Akçayazı) (Üiç - Erzincan), Derimevi (Van), Alıcık (Şenkaya - Erzurum).

Orta Asya Türkleri, çadıra, kışlık eve «Keregü», «Kerege» adını verirler.

Selçuk'un dedesinin dedesi olan «Keraküçi Hoca» hakkında «hargahteraş» yani «çadırını ağaçlarını yontarak yapan» deniliyor. «Filhakika kerakü, bugünkü Ortatük şivelerince kerege, Türk çadırının ağaçları, iskeleti demektir. Mahmut Kaşgari'ye göre kerakü Türkmenlerce çadırın kendisidir. Çadırın bu ağanlarını yontup (tıraş eden) ustalara bugün de kiregeci denilir.»

Ibn Batuta Aydınoğlu Mehmet Beğ tarafından, Bozdağ eteklerinde (Birgi'de) ağırlanmıştır. Arap seyyahı, Aydınoğullarını ziyaret ettiğinde, sultan, misafire ora Türkmenlerince «Hereğe» denilen, içi halılarla döşeli keçe çadır tahsis ediyor.

Bu çadırın en son kalıntısını, Konya Ereğlisi Bekdik Türkmenlerinde gördük. Orada bu çadıra, «Derim ev», «Topağ ev», «Bek-dik Çadırı» deniyor. Otuz sene öncesine kadar Edremit Türkmenleri de bu çadırı kullanmakta ve «Topağ ev», «Derim ev» demekte idiler. Sarıkeçili Yörükleri, kara çadırın uzunlamasına olan duvar kısmının çuluna «Gergi» derler ki, bu Orta Asya'daki «Kerege»'nin tam karşılığıdır. Yörükler derme çatma çadıra «Alaçık» derler. Fakat, Ermenek üzerin-deki yaylalarda (Yellibel) yaylayıp, Mut'ta kışlayan ve Barem ve Balgusan yaylalarında yaylayıp, Gülnar ve Anamur'da kışlayan Bahşiş, Işıklı, Keşefli, Muratlı, Bayazıtlı, Kösereli oymakları, vagon biçimindeki keçe çadırlarının ardıç ağacından yaptıkları yarım yay şeklindeki ağaç parçalarına «Alaçık» adını verirler. Kaşgarlı Mahmud, «Alaçu» kelimesinin «çadır» demek olduğunu söyler.

Kepenek (Horasan - Erzurum).

Keçeden yapılmış kolu ve külahlı çoban paltosuna, Ege ve Akdeniz Yörükleri «kepenek» adım verir. Bazı yerlerde buna «yamçı» da denmektedir. Vaktiyle Doğu Anadolu'da da bu kelimenin bilindiği, yukarıdaki köyün adından anlaşılıyor.

Kirman (Yeni adı: Güzçimeni) (Ardahan -Kars).

Elde çevrilerek yün eğrilmesine yarayan basit ağaç alete, Yörükler «kirman» adını verirler.

Kizirü (Pazarcık - Maraş), Kiziroğlu (Susuz -Kars).

Maraş ve Diyarbakır taraflarında köy bekçisine bu isim verilir. Bir halk türküsünde de «Kiziroğlu Mustafa Bey»'den bahsedilir.

Kımılı (Yeni adı: Otbiçen) (Ardahan - Kars), Büyükkımılı (Yeni adı: Büyükdurduran), Küçük-kımılı (Yeni adı: Küçükdurduran) (Arpaçay-Kars).

Türkiye'nin birçok yerinde buğdaylara arız olan zararlı bir böçeceğe «kımıl» adı verilir. Kırım Türklerinin de bu böceğe «kımıl» adını verdiklerini, Kırımlılardan öğrendik.

A. Kopuz, Y. Kopuz (Eleşkirt - Ağrı).

Oğuz Türkleri arasında ozanların çaldığı bir çeşit telli saza «kopuz» denir. Orta Asya'da buna «Kobuz» denirdi. Fuad Köprülü'nün araştırmalarından öğrendiğimize göre, İkinci Murad'ın sarayında ozanlar kopuz çalarlardı; ondan sonra bu adet kalkmıştır.

Kotandüzü (Pasinler-Erzurum), A. Kotanlı, Y. Kotank (Selim-Kars), Kotanlı (Bulanık- Muş), Kotancı (Diyadin - Ağrı),

«Kotan», Türk göçebeleri arasında «ağıl», yerleşik cemaatlarda «saban» manasına kullanılmaktadır.

Kömek (Yeni adı: İkizbaşak) (Gerger - Adıyaman).

Azeri Türkleri, «kömek» kelimesini «yardım» manasında kullanırlar. Vaktiyle Baku'da «Kardaş Kömeği» isimli bir dergi çıkarılıyordu. 1951 yılında İstanbul'da neşredilen «Ergenekon Yolu» Dergisinin ilk sayısından öğrendiğimize göre, bu «Kardaş Kömeği» Dergisi, Birinci Dünya Harbinden sonra, Türkiye'nin düştüğü kötü durum üzerine çıkardığı sayının kapağına bir tablo koymuştu. Bu tabloda ormanlar içinde yatan bir yarak ceylanın yaralarını, gözü yaşlı yavruları dilleri ile tedavi etmeğe çalışmaktadırlar. Yaralı ana ceylan Türkiye'yi, yavruları da diğer Türk ülkelerini temsil etmektedir. «Kömek» bu demektir. Bu gerçeklerden habersiz idareciler, Adıyaman'ın «Kömek Köyü»'nü kurban etmişler.

Meciköy (Yeni adı: Kaymaztepe) (Pülümür -Tunceli).

Gerek Orta Asya'da gerek Türkiye'de bil-hassa beklemeye tahammülü olmayan tarla hasat işlerinde, akraba ve konu komşunun yardımı istenir. Buna «Imeci», «İmece», «Meci», «İmecü» denir. Bu köyün adı da buradan alınmıştır.

Ozan (Hekimhan - Malatya).

Oğuz Türkleri, irticalen şiir söyleyip, saz (kopuz) çalan halk aşıklarına «ozan» derlerdi. Bunlar, bugün uydurma birkaç şürle (saz çalmayı da bilmeksizin) bu ünvanı alanların aksine, kelimenin tam manası ile ozan idiler. Bu köy adım buradan almıştır. Merhum Ali Rıza Yalgm'ın bahsettiğine göre, Nurhak dağındaki küçük bir köyün adı da «Ozan»'dır.

A. Örükçü, Y. Örükçü, (Akçadağ - Malatya), Örük (Yeni adı: Derebaşı) (Oltu - Erzurum), örüşmüş (İğdır - Kars).

Orta Asya Türklerinde «örük», «örülmüş olan her nesne ve bir yerde bir müddet kalma» manalarına gelirdi. «Örüş» ise, «belirmek, yükselmek» demektir. Eski Göktürk metinlerinde «Örünmeg», «ışık, beyazlık, nur-u ilahi» manalarına geliyordu.

Özüm (Yeni adı: Gümüşgören) (Kurtalan-Siirt).

Orta Asya ve Azeri Türklerinin kullandığı bir kelimedir: «Men özüm» gibi. insanın aslı, cevheri, özü, ruhu demektir. Böyle bir kelimeyi de hangi akılla değiştirirler, akü ermez.

Samsat (Adıyaman), Sansa (Elazığ),

«Samsa» kelimesinin bozulmuş ve değişmiş şekildir. Osman Gazi'nin silah arkadaşlarından biri «Samsa Çavuş» idi. Samsa tatlısı meşhurdur. Uygur Türkleri, bir nevi kuru boğaçaya «samsa» derler. Bulgaristan Türkleri, dilim yerine «samsa» derler. «Bir samsa baklava» gibi.

Sevdik (Yeni adı: Yalınca) (Kurtalan-Siirt).

Açıklamasına lüzum olmayacak derecede güzel ve manalı bir isme sahip olan bu köyün adı da değiştirilmiş.

Sörek (Yeni adı: Karabulut) (Mazgirt - Tunceli), Sürek (Sivrice-Elazığ).

Alevi Türkmenler, mezhebin esaslarının, usul ve erkanının nesilden ne-sile intikal etmesine «sürek» adım verirler. Bu köylerin adı, bu görüş ve gelenekle ilgili olmalıdır.

Şahnalar (Kars).

Eski Türklerde yüksek devlet memurlarından birinin adına «Şahne» denirdi.

Şaman (Yeni adı: Tatlıyayla) (Varto - Muş), Şamanis (Başkale - Van), Şamani (Yeni adı: Gümüşakar) (Karakoçan-Elazığ), Şaman (Yeni adı: Uzgören) (Suruç-Urfa), Benoğlu (Urfa), Okam Nahiyesi (Yeni adı: Çayırbaşı) (Göle - Kars).

Bu köylerin adı, «şaman» ve «kam» kelimelerinden alınmıştır. İslamiyetten önce Orta Asya Türkleri, dini işlerini yürüten ve hastalıkları tedavi eden, hekimdin adamlarına «şaman veya kam» derlerdi. İslamiyetten sonra Kazak'lar bu kelimeyi «baksa - baksı» şekline çevirmişlerdir.

Şorlu (Yeni adı: Yarkaya) (Sarıkamış - Kars), Şarköy (Yeni adı: Çatakdere) (Tercan - Erzincan).

Maraş «Cerit»leri, Hatay, Adana Türkmen ve Yörükleri, dedikoduya «şor» derler: «Birinin şorunu etmek» gibi. Bu köylerin adı buradan alınmış olsa gerektir.

Tapak (Varto - Muş), Taptikler (Yeni adı: Başakçı) (Tunceli), Tap (Yeni adı: Kavakbaşı) (Mutki-Bitlis).

Kaşgarlı Mahmud, «tap» kelimesini, «tapmak, hizmet etmek, bulmak, sarmak, kaybolanı bulmak» diye açıklıyor. Azerbaycan Türkleri, «bulmak» yerine «tapmak» derler. «Tapmaca», «bulmaca» demektir.

Torut (Yeni adı: Taşıtlı) (Hozat - Tunceli), Tirkel (Yeni adı: Doludizgin) (Mazgirt-Tunceli), Tutak (Tuzluca - Kars), Tutak Nahiyesi (Ağrı).

Bu kelimelerin eski Türkçe olduğu anlaşılıyor. Fakat bir ipucu elde edemedik.
Tutmaç (Oltu - Erzurum). Kuvvetli bir hamur yemeğidir. Büyük Selçuklu Hakanı Tuğrul Bey, Türkmen oymakları arasında yediği bu yemeği çok beğenmiş. Kaşgarlı Mahmud bu yemeğin efsanesinden bahseder. Mevlana'nın şiirlerinde bu yemekten bahsedilir. Konya Bekdik'lerinde ve Bulgar Dağı'nda yaylayıp, Adana'da kışlayan Karakoyunlular'da «tutmaç» yemeğinin bilindiğini, yapıldığını müşahade ettik. Adı geçen köye, bu yemeğin adı verilmiş.

Türüşmek (Yeni adı: Çiçekli) Bucağı (Tunceli), Türüşmek (Yeni adı: Aktuluk) (Tunceli), Töreli (Gevaş - Van).

Bu köylerin adı «töre»den alınmıştır. Töre, Türk yazısız hukuku ve örf - adeti demektir. Ziya Gökalp, töre'yi, «milli kültür (hars)» diye tarif etmiştir.

Üğrük (Sivrice - Elazığ). «Yörük» kelimesinin bozulmuş şekli olsa gerektir. «Yüğrük» kabiliyetli, dirayetli, hızlı demektir. Yürüyüşü güzel, cins ata, «yürük at» denilir. aşıkpaşazade Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Bey'in «yüğrük bir atı» olduğundan bahseder. Silifke'de köy düğünlerinde gençler dağa odun kesmeğe giderler, ilk önce odun kesip getirenin itibarı yüksek olur ve ona mendiller, poşular verilir. Bu oduna «yüğrük odunu» denilir.

Yaramış (Malazgirt - Muş).

Bu köyün adı da çok güzel olup, nasılsa değiştirilmekten kurtulmuştur.

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir