Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kürtçe Diye Bil Dil Yoktur

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Kürtçe Diye Bil Dil Yoktur

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 03:45

KÜRTÇE DİYE BIL DIL YOKTUR

Baştan beri anlatmağa çalıştığımız gibi, ayrı bir Kürt kavmi yoktur. Kürt diye anılan topluluklar, aşiretler, çeşitli Türk uruk ve boylarının bir araya gelmesinden meydana gelmişlerdir. Bunlar içinde İskitler, Kuman'lar, Çiğil'ler, Karahanlılar, Göktürkler arasında yaşayan ve Orhun kitabelerinde kendilerinden bahsedilen ve Macar alimlerinin Batı Hunları arasında bulunduklarını söylediği eski Kürt Türkleri, Kanglılar, Oğuzlar (Türkmenler) ve diğer Türk urukları vardır. Rus, İngiliz ve diğer Batı Avrupa, dört ayrı dil ve çok çeşitli lehçe ile konuşan cemaatlerin, Kurmançca etrafında birleştirerek, sun'i bir kavim yaratma gayreti içindedirler. Bu hususta İngilizler önde gitmektedir. Irak'ı elimizden aldıktan sonra, Musul petrolleri, Orta Doğu meseleleri ve diğer siyasi ve iktisadi sebeplerle Türkiye'yi parçalamak için böyle sun'i bir mesele yaratmışlardır.

Birleştirmek istedikleri cemaatlerin müşterek bir dili olmadığı gibi, bu dillerin de kendilerine has, orjinal kelimeleri yoktur. Osmanlıcayı andırır, Türkçe, Arapça ve Farsça ve diğer komşu dillerden alınmış kelimeler meydana getirilmiş lisanlar mevcuttur. iyi niyetle yapılan sistemli tetkikler bunu ortaya koyacaktır. Biz bu bölümde bu konuda bazı ipuçları vermeğe çalışacağız. Kendi araştırmanlarımıza ve bazı iyi niyetli kaynaklara (Mesela M. Şerif Fırat'ın eseri) başvuracağımız gibi, kötü niyetli iç ve dış kaynaklan da eleştirerek, kendi delilleri ile iddialarını çürütmeğe çalışacağız.

Kurmançca ve Zazaca konuşan cemaatlerin, eski dillerinin Türkçe olduğu ve bunu zamanla unutup, başka dillerden kelime aldıkları, bu dillerdeki çok sayıdaki kelimelerden anaşılmaktadır. Lisanlar arasında alış veriş olabileceği ileri sürülürse de, bu alış veriş daha çok yeni kelimelerde, teknik kelimelerde olur. Kültür temasları ile böyle kelime alış verişleri olduğu doğrudur. Fakat, en azandan iki bin yıllık bir iktisadi ve içtimai hayata ait kelimelerin dışarıdan alınmasına imkan yoktur. Bu kelimeler, asli kelimelerdir ve o cemaatin aslını, ırki menşeini gösterir. Göçebeliğe ve ziraat hayatına ait çok sayıdaki Türkçe kelime, bu aşiretlerin Türk asıllı oluşunun işaretleridir.

İddiamızı, ilk öcne D. N. Mackenzie'nin iki ciltlik «Kurdişh Dialect Studies» isimli eserinden aldığımız bazı misaUerle, isbata çalışalım.

Adı geçen eserin birinci cildinin, 62 - 64 ve 146-152'nci sayfalarından aldığımız birkaç misal:

«Min», Ben, benim ve «-ım, -im» anlamlarını veriyor. Propaganda için çıkarılan, yerli bir «Kürtçe Grameri»nde de aynı şey belirtilir. «Veziri da mm», «Vezirlerim» demek oluyor. «Azeriler, Kazak'lar, Kırgız'lar, «Min» yerine «Men» derler. Tatar'lar «Mm»'ı aynen ve aynı anlamda kullanırlar. «Taveki altun», «Bir altun gerdanlık» demektir. Bu misaller gösteriyor ki, bir çeşit Osmanlıcaya Kürtçe deniyor. Yukarıdaki cümlelerde Türkçe ve Farsça kelimelerden, cümleler, ibareler yapılmış.

Diğer misal:

«Minaleki pis ü pohü», «Pis ve kirli çocuk» demektir. Türkçe «Pis» kelimesinden ve Fars;a kelimelerinden meydana gelmiştir. «Jeeki kay va», «Böyle diğer bir yer» demek oluyor. Buradaki «Jeeki» ve bilhassa «Kay» kelimesi üzerinde durmak lazım. Fakat yazımızın çerçevesinin buna müsait olmayışı yüzünden şimdilik geçiyoruz. «Yek hegbe para», «bir para heybesi, torbası» demektir ki, yalnız «yek» kelimesi Farsçadır, diğerleri Türkçedir. «Kura Paşa», «Paşanın, Hükümdarının oğlu» demektir. «Kura muhtar», «Muhtarın oğlu» demektir. Her iki misalde de sadece «oğlu» anlamına gelen «kura» Farsça, diğerleri Türkçedir. ingiliz'in, 146. sayfada, Kürtçe (!) diye sıraladığı şu kelimelerin ne olduğunu söylemeğe lüzum bile yoktur; «Boyahçi, çayçi, kaçahçi». Avcı anlamına gelen «Ravçi» ve demir anlamına gelen «Esingar veya Asingar» kelimeleri üzerinde çalışmak gerek.

148. sayfadaki şu kelimelerin de Türkçe olması muhtemeldir:

Çirkin (murdar), kulkin (kürk kaph), kirmni (kutlu, solucanlı), likin (damla damla düşen), kıjin, tükin (tüylü, kıllı), vurgin (büyük karınlı). Ayrıca, akim an (akıllı), arazuman (arzulu. Türkçeye arzum an şeklinde girmiştir. Av-şarlar ve diğer Türkmenler kullanır,) derdman veya derdmen (hasta, dertü), hünermen (hünerli), Farsçadan alınma kelimelerdir.

Aynı eserin ikinci didinin 4 - 32. sayfalarındaki «Şa İsmail ü Kamberta» (Şah İsmail ve Kambertay), Dede Korkut hikayelerinin pek az değiştirilmiş şeklinden başka birşey değildir. Bir hükümdarın çocuğunun olmaması, üzülerek Allah'a yalvarması, sonra vezirini vekil tayin ederek kıyafet değiştirip yollara düşmesi, dağlarda bir dervişe rastlanması, dervişin derdine derman olarak ona bir elma vermesi, «Elmanın yarısını kendin ye, yarışım karına ver. Kabuklarını kısrağına yedir. Erkek çocuğun olacak, sakın ben gelinceye kadar ona ad verme» deyişi, bunların aynen oluşu, kısrağın tay doğuruşu, çocuğun arkadaşları tarafından «adsız» diye çağırıp, alaya maruz kalması v.s. tıpkı Dede Korkut hikayelerinde işlenen konulardır.

Biz bu kısmı geçerek, bu hikayede geçen Türkçe kelimelere işaret edelim:

«Bi» (bey), «Ay paşam», «Aka» ve «Akay» kelimeleri; «Hotan», Biçim»; «Baba», «Eçim», «Agaçari» (sf. 12). Buradaki baba ve eçim kelimeleri Türkçedir. «Baba, acaba... » şeklinde geçmektedir. 18. sayfadaki «Itir mm ba dua», «Allah'a ısmarladık» manasına gelen, veda için kullanılan bir deyiş. Caferoğlu'nun Uygur Türkçesi Sözlüğü kitabının 87. sayfasında «Itarmak» kelimesi «Uzaklaştırmak» manasına geliyor. Buradaki «Itır, ıtır», «Im» manasını veren «Mm» eki ile birlikte eski Türkçe kaidesine göre belki de «Uzaklaşıyorum» gibi bir şekilden bugünkü hale gelmiştir... 32-42. sayfalardaki Sultan Mahmud ü Reşsvar (Sultan Mahmud ve Kara Süvari) ve diğer hikayelerde birçok Türkçe kelimeler ve Türk gelenek ve inançları bol bol mevcuttur. Sıkı bir tarama bunu ortaya koyabilir.

Türkçe kelimeleri almamağa son derece gayret göstermiş olan yerli propaganda gramer kitabında, diken demek olan «Kelem» ve «Kereng» (Kenger, marul gibi soyulup göbeği yenen bir nevi diken) kelimelerinin Türkçe olduğunu bilmemiş olsa gerek ki, kitabına almış. Biz biliyoruz ki, Türkistan'da Seyhun ırmağı çevresindeki Peçeneklerin bir oymağının adı «Kenger» dir. Ayrıca, «Pınar» manasına gelen «Kani» kelimesinin de Türkçe asıllı olduğunu bilmiyor. Halbuki Orhon kitabelerinde, «Kani» kelimesi «Bakire» manasına geliyor.

Şimdi de kendi tesbit ettiğimiz bazı kelimeler üzerinde duralım. Diyarbakır ile Ergani arasında gördüğümüz «Neslihan Oymağı»'nda, «Lor» kelimesi «Peynir suyu» anlamına gelmektedir. Çin belgeleri, bu kelimeyi eski Türklerin kullandığını gösteriyor.

Eski Çin arşivlerini tetkik eden Prof. Eberhard, bu hususta şunları söyler:

«Kaynaklardaki (lo) yahut (Nay-lo) işaretini ben burada (kımız) olarak tercüme ediyorum. Mamafih (lo) adı altında kımızdan başka yoğurt cinsinden diğer maddeler de anlaşılır. Çinlilerin etnolojik kayıtlarında bu lo, yalnız Türk boylarında» görülür.

«Kon» kelimesinin «Çadır» anlamına geldiğini daha önce söylemiştik. Edebiyatçı dostlarımız, kelimenin Türkçe olduğunu söylediler. Esasen «çadır» Farsçadır. «Konmak» kelimesinden, mastarından yapılmıştır. Bir tanıdığımızın bize aktardığına göre, Urfa'nın Bozovası'nda «Kongörmez» denen bir yer vardır. Kayalık bir yerdir ve oraya «konmak» mümkün değildir, o yüzden «Kongörmez, çadır kurulmaz», iskan olunmaz. Yabancı gördüğümüz kelime, temiz bir Türkçeden doğmuştur. Ayrıca, Naymanlar arasında bir «Kon» oymağının varlığını da biliyoruz.

Kaşgarb Mahmud'un meşhur eserinde, sütün üzerindeki kaymak manasına gelen ve Karakeçili Yörüklerinde, Hatay ve Adana Yörüklerinde aynı şekilde bilinen «Çir», bahsettiğimiz, başka dil öğrenmiş cemaatlerde «Kuru kaysı» anlamına gelmektedir. Yastığa «Baalgı» diyen Siverek Karakeçilileri, yüz geçirilmiş yastığa «Yüzyastık» derler.

Kurmanç ve Zaza denien aşiretlerin kullandığı Türkçe kelimelerden bazılarını sıralayalım:

Boğa, dane (dana), devey (deve), lok (Yörüklerin Lök dediği bir cins deve) «Devey lok yek» (bir lök deve), torum (Yörüklerin, Türkmenlerin dorum dediği deve yavrusu), Ödük (bir yaşlı dorum), Cıthan (iki yaşlı deve), menci (dişi deve). Beran (koç) ve koçlu beran veya baran (boynuzlu büyük koç. Karakoyunlu hükümdarlarının bu ünvanla anıldığını daha önce belirtmiştik), kavır veya toklu (Yörüklerin toklu dediği bir yaşındaki koyun), havut (Yörüklerin devenin semerine verdikleri isim), hatap (Havudun üstündeki bir çift ağacın adı. Yörük ve Türkmenler de aynen kullanır), kamış (Havudun içine konan ot), tapan (develere takılan büyük çan. Karın altına asılır), kaşavi (kaşağı), zengi (üzengi, gebre, kolonA torba, heybe, cü (renkli kilim), halı, dibek, tave (tava), kahve ocak (kahve ocağının adı. Ocağa Argon dedikleri halde, kahve ocağı için böyle söylenir.

Kaldı ki, Argon da çok eski bir Türkçe kelimedir. Bunu daha önce açıkladık.) Tave kahvi (Kahve tavası), Tav (gök gürlemesine verilen isim. Üzerinde durulması gereken bir kelimedir), döşek (yatak, döşek), yorgan, helke (Yörüklerin helke adını verdikleri bakır bakraç. Zazalar da kullanır), hırar (Yörüklerin harar adını verdikleri büyük çuval), teşi (Yörüklerin iğ veya teşi adını verdikleri, yün eğirilen basit el aleti), torak (çökelek), kaymak, keşkek (buğdağın kabuğunu çıkarıp, ayranla yapılan çorbanın adı), tumas (çökelek üstüne ayran dökülerek yapılan yiyecek), çörek (fırında pişirilen el büyüklüğünde ekmek), kara sabanın parçalarına verdikleri iki isim «ok» ve «kılıç» çatma (Yörüklerin çatma adını verdikleri üç ağaç parçasının birbirine bağlanmasından meydana gelen, yağ çıkarmağa mahsus tulumu - tuluğu asacak yerin adı), ejir (incir), erik, çay, şeker v.s. Hatun, bey, ağa, (oba) gibi...

Son olarak M. Şerif Fırat Zazaca içindeki Türkçe kelimeleri şöyle sıralar:

«Biz bugün Zaza dilini incelerken, bunun pek eski Türkçe kelimelerle dolu bulunduğunu ve dili konuşanların ağızlarında pek çok Türkçe kelimeler bulunduğunu görüyoruz. Mesela satlık, sat, salık, kalınğ, yanık, çalık, karaç, kançık, kahpe, kop koşma, kat, kab, kaz, kurnaz, kavaz, kayış, sağdiç, dal, dalda, dalav, damar, demli, dönek, maskara, üskere, tencere, tekere, çok, şor, bor, çeper, çığır, çığ, dernek, merak, tezek, ipek, kelek, pertek, terek, ölçek, çuval, çavdar, ambar, boz, koz, söz, bora, bum, biçim, içim, seçim, sorgu, bur, gu, sürgü, suna, turna, güvercin, ördek, gerdek, melek, yaman, sülük, şar, kent, gedik, hedik, cirit, cil, çil, çimen, gibi ve bunlara benzer yüzlerce söz.»

Kurmançca ve Zazaca hakkında, oldukça ilmi bilgi verebilecek şahsiyetlerden biri de M. Şerif Fırat'ın bu diller üzerine verdiği bilgileri, kabil olduğu kadar kısaltarak veriyoruz.

Yazar diyor ki:

«Kırmançi - Kürtçe: dili aslında tarihte var olan ve herhangi bir millete mahsus olan tarihi bir dil değildir. Yukarı bölümlerde anlattığımız gibi bu dil, aslında Türkçeden ve sonrası birçok milletlerin dillerinden toplanmış özel bir lisandır.»

«Kırmançi dilinin yüzde altmışı eski Asya ve İç Anadolu Türkçesidir. Bu dilin kırkı Acemce ve Arapçadır.
Babakürdilerin konuştukları Kormançi dilinin yüzde kırkı, eski Asya Türkçesi, yüzde otuzu Farisi ve yüzde otuzu da Arapçadır.

Zazacaya gelince:

Bu dilin yüzde ellisi Acemce, yüzde kırkı eski Türkçe, yüzde onu Arapçadır. Zazacada Acemce olan kelimelerin çoğu Türk heceleriyle karışıktır.»

«Biz Kormançi ve Zaza dillerinin şimdiki durumunu yoklarken, bunlardaki eski Türkçe kelimelerin şiveye göre pek çok değiştirildiğini ve bu dillerin kökünden Türkçe olduklarını ve bazen bir kelimenin ük hecesinin Türkçe ve son hecesinin Acemce veya Arapça olduğunu görüyoruz.

Mesela:

Eski Türkçede yiğit, Kormançide ağit, Zazacada Igit ve Türkçede köpek; kormancoda kuçik; Zazacada kutik; eski Türkçede od, Kormançide agir, Zazacada odır, Türkçede eski bir hastalığın adı olan kurudert, Kormançide kureder, kurredert, Zazacada kurredert— karnakısı, Türkçede bir illet anlamına gelen yanıkara, Kormançide anıkara, Zazacada ankara, gibi.

Türkçe kelimelere bağlanan Arabi ve Farisi hecelere gelince:

Zazaca ve Kormançide sık sık konuşulan kuru - iftira, deştu gedik, ardu - asman, gülü -çimen, espi - boz, sorgu - sual, tanazu - şepal, leven-dü - firar, gibi.

Daha başka mesela:

Türkçede ay, Kormançide hiv meh, Zazacada, ayma, asma, aşme, şeklinde konuşulur. Görülüyor ki, aslında Türkçe olan bu kelimelerin hepsi de gelişigüzel bir konuşma şekliyle değiştirilmiştir. Yalnız eski Türkçede sonu R. T. P. K. gibi sert ve NA gibi yükseğe kaldırılmış harflerle biten kelimeler, hem Kormançi ve hem de Zazacada bir türlü değişmemiştir. Çor, kor, şor, tor, bor, çir, çeper, çığır, ayğır, zencir, çadır, bakır, nahır, ahır, gibi... Sepet, şerbet, merek, tezek, kepek, petek, kelek, gerek, ördek, emek, inan, derman, duman, yaman, tufan, aslan, ceylan, can, zozan, gibi...

Kormançi ve Zaza dillerinde gösterdiğimiz bu Türkçe kelimelere benzer yüzlerce örnek gösterebiliriz. Bunlardan başka bu dillerde ev ve aile eşyası çift koşumu hayvanları, ehlileştirme için kullanılan malzeme, kuşlar ve yabani hayvanların ve eski hastalık ve ilaçların, otların ,yüzde doksan adları Türkçedir. Bu dillerde, en fazla zerdüşt dilinin kutsal törelerinden olan Farisice kelimelerle, ve daha sonra-dan Arapçadan alınan dini tabirler vardır. Fakat bu dağlı Türkler bu kelimeleri de yine kendi şivelerine göre değiştirip konuşmuşlardır. Mesela; Farisice, asuman, Kormançoda, azman, Zazacada asmın, ve Arapçada ard - arz, Kormançoda erd, Zazacada hard, Arapçada ciran (komşu) Kormançoda cin ar, Zazacada cirani, Farisice hüda, Kormançice hudı, Zazacada homa-hakko, gibi.

Kürt dili bahsinde:

M. Riza, (Benlik ve Dil Birliğimiz, sahife: 17 -18) eserinde:

Kürt diye anılan bu dağlı Türklerin Zaza ve Kormanca diye ikiye ayrıldıklarını ve bu her iki dilde, ayrı ve çeşitli lehçelerin mevcut bulunduğunu, ve Kürtçenin başlı başına bir dil olmayıp, çeşitli ölülerden yığılan bir dil yığını olduğunu, Rus ve Alman dillerince bastırılan lügat kitabında yazılı olan 873 sözden 3080 kelimesinin eski Türk ve Türkmence ve geri kalanın Rabi ve Farisi tüllerinden alındığını ve bu dağlı Türklerin dillerinin çok değişmesi dolayısiyle, bu eski Asya Türkçesini bugün çok geç ve yanlış olarak konuştuklarını ve iklimin sertliği dolayısiyle bu halkın daima kelimeleri boğazlarından sert ve karışık çıkardıklarım, ve misal olarak Kürtçenin «Kunt» dedikleri köy, adının aslının Kent olduğunu, ve doktor Firiç ile Profesör Veberin, «Kürt dili bir dil hamuru değil, bir söz yığınıdır.» dediklerini ve kürt dilinin hiçbir tarihi veya herhangi bir milletin belli-başlı varlığını gösteren bir dil olmadığını ve bu dilin ancak bazı aşiret kavgaları öven destanlardan ibaret kaldığını, ve aslında Türkçe olan bu dilin, Acem komşuluğunda Fars dili ile dolduğunu ve hükümetin zoriyle yüz benzetişlerini ve dillerini fazlaca değiştirmek ve kendilerine Kürt demek zorunda kaldıklarını, ve sonradan bu dilin Lohorto Türkleri (Kürtler) vasıtasiyle Doğu ve Batı Anadolu'daki yakın çağ Türk ve Türkmenleri (Kormançolar) arasında yayıldığını ve bugün bu Türklerden İran hududunda olanların fazlası Farisice ve Arap hududunda olanların Arapça konuştuklarını, uzun uzadıya anlatıyor.

Bugün yakından konuşup incelediğimiz Kormançi ve Zaza dilleri, yukarıda açıkladığımız gibi, o kadar karışık ve anlaşılmaz bir hale gelmiştir ki, onu herhangi bir milletin dili olarak vasıflandırmakta büyük bir yanlışlık vardır. Bu dili konuşan Baba-kürdi, Kormanço ve Zaza şubelerine mensup aşiretlerin her biri ayrı ayrı şivelerle konuşur, bunlardan pek çokları birbirlerinin konuşmalarını anlamakta büyük bir zorluk çekiyorlar. Her aşiret ve bölge bu dilleri çeşit çeşit şekillere sokmuşlar, bu karışık şekiller hiçbir suretle tesbit edilemez. Her boy ve oymak kendi keyfine göre konuşmuştur. Bazen bir aşiret ağasının kendine has olarak çıkardığı edalar ve gelişigüzel süslü kelimeler, aşiretin içinde halk dili makamına girmiş, bir hocanın konuştuğu yarım Arabi ibareli bir üslup, derhal halk tarafından ezberlenmiş bu dillere karışmıştır.
Hatta Cumhuriyet devrinde büyüklerimizin dile verdikleri önemin tesirleri, hemen bu dillerde kendini göstermiştir. Şimdi- doğu illerimizin çoğu ve aydın aileler; aile ocaklarında öz Türkçe konuşmakta ve büyük Dil Kurultayının onardığı birçok Türkçe kelimeler Kormonço ve-Zaza dillerine karışmış bulunmaktadır.
Hiç bir millet, bu dağlı Türk kardeşlerimiz kadar milli birliğin ana duygularından ayrılmak akibetine bu kadar uğramamıştır. Araplar; Arabice, Acemce; Farisice ve her millet kendi dilince konuşmakta iken, nasıl olur da, dünyanın en asil ve ulu-soylu bir milleti olan Türk, yabancı dillerle konuşmaya tenezzül etmiştir. Bu acı ve ibret verici kusur, bugün düzelmelidir. Buna milli bir gayret ve aşk ister. Bizi artık milli vicdan ve sağduyudan ayıracak hiç bir engel yoktur. Bütün dünyada herkes milliyetçidir. Biz bugün herkesten daha çok milliyetçi ve halkçıyız. Bu milli gayret ortada varken en iyisi, bu dağlı Türk kardeşlerimiz kendilerinin ulu soylarına yakışmayan ve bugün hiç bir kıymet ve mana ifade etmeyen bu söz yığını dilleri söküp atmalıdırlar. Ben bunu bir ırkdaş ve yurttaş sıfatıyle, doğunun bütün genç ve asil Türk neslinden rica ederim.»

Başka bir kaynaktan, Kurmançca ve Zazaca ile ilgili aşağıdaki değerli bilgileri aynen aktarıyoruz. Bunların bir kısmı, M. Şerif Fırat'a, bir kısmı da araştırmaya dayanıyor olmalıdır.

Ayrı bir dil karşısında olmadığımız, yabancı bir kaynağa atfen şöyle bellirtiliyor:

«Nitekim Profesör Veber üe Dr. Firiç, Kürt dili, bir dil hamuru değil, bir söz yığınıdır ve herhangi bir milletin belil başlı varlığım gösteren bir dü değildir» ve «her boy ve oymak kendi keyfine ve kolayına geldiği gibi konuşmakta; bir vadide oturan topluluk, komşu vadidekilerle anlaşamaktadır» demek zorunda kalmıştır.

Buna rağmen biraz dikkatle incelendiği takdirde, Kürtçe olduğu sanılan kelimelerde pek çok Oğuz Türkçesi sözcüklerinin bulunduğu ve hatta Oğuz söyleyişine uyduğu görülecektir. O kadar ki, Dicle Kürtlerinin Kurmanç (aslı Kürmanç olup çok yiğit, pehlivan anlamındadır) dili, Kaşgarlı Mahmut'un «Divan-ü Lügat-it Türk»'de tanıttığı 900 yıl öncesi Oğuz diline benzemektedir.

Oğuzca'nın izlerini şu beş noktada toplayabiliriz:

1 — Kaşgarlı Mahmut'un belirttiği Orta Asya Türkçesindeki sesli ve sessiz harfleri, Kürtçe'de aynen vardır. Türkçe'de olmayan sesler, Kürtçe'de de yoktur.
2 — Kaşgarh Mahmut, Oğuzlarla Kıpçakların kelime başlarındaki «Y» sesini yutarak konuştuklarını yakmaktadır. Bu özellik, Kütrçe'de de vardır.

Yiğit = Eğit, iğit
Yeni, Yengi = Engi
Yem = Em
Yaprak = Epraklı
Yemiş = Emiş
Yoldaş = Oldaş
Yonca = Once, Onçe
Yurt = Urt
Yılan = ilaıı
Yelek = Elek

3 — Kaşgarlı Mahmut, Oğuzların bazan kelime başlarına (Kn) sesini katarak söylediklerini yazmış ve hatta bu kaideye uyan Oğuzların, Arap asıllı olan «amir» sözcüğünü «Khamir» olarak telaffuz ettiklerini bildirmiştir.

Kurmançca konuşanlar da, oymakları ve kabileleri isimlendirirken, Bıbırgil - Eli yerine Khel - Ba-bırakan demekte, coğrafi isimlerin başına da (K, G, Kh veya H) seslerini eklemektedirler. Nitekim, Saka Türkleri boylarından olan Akarilerin yaşadığı yere Hakari - Hakari, Siirt bölgesinde bulunan Arzan ilçesine Garzan, Diyarbakır bölgesindeki Atak kalesine Matak-Hatakh demektedirler.

Zazalar, Gök Türklerde yer tanrısı adı olan (Omay)'a, Homay; oda'ya Hoda-Hude; örme yünden yapılmış bir nevi çarıka veya bir çeşit çocuk ayakkabısı olan edike, Hedik; ibrişime, Hevrişim; hendeke, endek; Osmanlıca'da kolay anlamına gelen asina, Hasand; ücrete, hücret; ... demektedir.

4 — Kaşgarlı Mahmut, Oğuzların ve Kıpçak Türklerinin Kalaç boyuna Khalaç dediklerini; K sesinin «Klı»'ya dönüştürdüklerini yazmaktadır.

Bu özellik, birçok Türk köylerinde göze çarptığı gibi Kürtçe'de, de yaşamaktadır. Nitekim doğulu Türkmen kardeşlerimiz, Kalaçlar'ı Khalacan (an, Farsça çoğul ekidir), kalın kelimesini Khalın, yaylak sözcüğünü «yeylakh» diye söylemekte ve hatta bu kaideye uyarak Arapça olan vakit kelimesine Vakht, akıl sözcüğüne «akhıl», erzak sözcüğüne «erzakh», Farsça Çardak (çardak) sözcüğüne de «Çardakh» demektedir.

5 — Kaşgarlı Mahmut, Türkçe'de şedde (ikileme) olmadığından, Türklerin Arapça asıllı kelimeleri ikizleme yapmadan söylediklerini bildirmekte ve bu yüzden Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in adma bile Mehmet dediğimizi ve hatta Orta Asya Türkçesinde «H» sesi de olmadığından Mehet'e dönüştürdüğümüzü yazmaktadır.

Kurmançlar da, bu özelliklerin etkisiyle Arapça kelimeleri bozmuşlar ve hatta tanınmaz hale getirmişlerdir. Örneğin Allah'ı «Ala»'ya, bakkal'ı bakal'a, Abdullah'ı Avdila'ya, Cennet'i Cenet'e, Cehennem'i Cenem'e, Cellad'ı celat'a, Mekke'yi Meke'ye, müddeti müdet'e, sünnet'i sinet'e çevirmişlerdir.
Halbuki bu özellikler, Aryani veya Farisi dillerinde yoktur.

Türk geleneklerine göre uğur getirdiği sanılan bazı hayvan isimleri, kabile (Uruk) ve aşiret (Boy) ve oymaklarına veriliyordu. Bu anane, Doğulu Türkmenlerde de sürdürülmüştür.

Bütün bunlardan başka, Yenisey ile Gök Türk (Orhun) yazıtlarında bulunan ND/NT/NÇ sesleri de Kurmançça'da kullanılmaktadır. Nitekim Kurmançlar, Kürmanç sözcüğünü Kürmanç (Girmanç - Kırmanç) olarak, kılıç sözcüğünü kümç olarak amaç sözcüğünü amanç ermenç sözcüğünü ermenç veya ermanç, kaz sözcüğünü kanz, katır sözcüğünü kantır, fırsat sözcüğünü fırsant... olarak kullanmaktadırlar.

1518'de tutulan Diyarbakır Eyaleti tahrir defterlerinde yazılı köy, oymak veya şahıs isimleri, Dicle bölgesi halkının Osmanlı fethinden önce ve Akkoyunlular çağmda Türkçe konuştuklarım göstermektedir. Bu defterlerde bulunan Ağa, Artuk, Aydoğmuş, Başlamış, Bayram, Budak, Bulduk, Doğan, Durak, Gündoğmuş, Karaca, Karaman, Koca, Korkut, Kurt, Şatılmış, Sevündük, Şengeldi, Tanrıverdi, Tatar, Temur, Torun, Umut, Uslu... gibi isimler ve hatta Kürt tarihi olarak isimlendirilen Şerefname'de yazılı Kürt beylerinin adları bile Kürtlerin, Türk aslından olduklarını kanıtlamaktadır.

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir