Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kurmanç ve Zaza Sözlerinin Aslı

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Kurmanç ve Zaza Sözlerinin Aslı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 02:52

Kurmanç ve Zaza Sözlerinin Aslı

Önceleri Batılılar sonra da Rus bilginleri, dört dil grubunu (Kurmanç, Guran, Lur ve Kalhur) birleştirerek, «Kürtu adı altında toplamağa çalıştılar. Bunlardan son üçü, İran'da bulunmaktadır. Gerçi, Guran'ların bir kolunun Türkiye'de olduğu söylenirse de, Zaza'ların bunlarla ilgisi kesin olarak ispat edilmemiştir. Lur'larının apayrı bir menşeden olduğu anlaşılmıştır. Kalhur'lar da öyle.

Bir Kürt milliyeti var etmek için olanca gayreti ile ilmi çalışmalar yapmış olan Minorsky bile bu gerçeği kabul eder ve şöyle der:

«Her şey Fars kürtlerinin, Kürdistan kabilelerinden farklı oldukları kanaatini vermektedir». Şöyle devam eder.: «XX. asırda, kürtler arasında, bu kavme mensup olmıyan bir irani unsurun (Guran-Zaza zümresi) mevcudiyeti ortaya çıkarılmıştır.»

Başka bir Batlı kaynak da, Musul çevresindeki Guran ve Kurmançlarm farklı olduğu, Kurmanç'ların sonradan gelerek onlar üzerinde hakimiyet kurduğu, bu yüzden hakimiyet ve tabiiyet an'anesinin tamamiyle unutulmamış olduğu anlatılır.

Bunun üzerinde Minorsky de duruyor:

«Kürtler içinde bir çok yerlerde sırası ile yeni gelenlerin siyasi hakimiyetine müstenit içtimai tabakalar görülmüştür (Süleymaniye'de, Savuç - Bulak'ta ve Şakaklara boyun eğmiş Küresinlilerin (? görüldüğü Kotur'da). Sistemli tetkikler, kürt adı ile örtülen bir tabaka altında bir çok eski kavimlerin mevcudiyetini ortaya çıkaracaktır.»

Biz bu fikre gönülden katılıyoruz; ancak, sistemli tetkiklerin, Minorsky'nin değil, bizim yüzümüzü güldüreceğine inanıyoruz.

Bu belirsizliğin sebepleri hususunda Minorsky şunları söyler:

«Halk iştikak ve şecereleri, Kürtlerin menşei meselesinin hallini, kürt an'aneleri ve İslam kaynakları kolaylaştırmamaktadır.»

Ziya Gö-kalp, bu görüşü destekler mahiyette şu fikri ileri sürer:

«Kürt reisleri belirli bir an'aneye sahip değildirler. Her mevkide ve her işin zamanında başka kaideler geçerli olmuştur.»

Kurmanç'lar ve Zaza'lar hakkında Ziya Gökalp, şu bilgiyi veriyor:

«Kendi kendilerine 'Kürt' namını vermezler. 'Kıurmancız (Kırmancız)' derler. Bunlar Zaza'lara Dümbüllü (veya Dımıllı) derler. Türklerin 'Baban Kürtleri' adım verdikleri güneyli Kürtlere 'Soran' namını verirler.

Kendilerinin konuştukları dile de Kurmani (Kırmancı, Kirmanci, Kermanci) derler. Zaza'lara gelince bunlar kendilerine (Arapça kef harfinin kesri ile) 'Kirt' derler. Kurmanç'lara da 'Kürdasi' veya 'Kırdasi' adını verirler. Türkler ise Kürt adını Kurmaç'lara ayırmışlardır. Filan adam Kürt müdür, yoksa Zaza mıdır' denildiği zaman Kürt'ten maksat 'Kurmanç'tır. Dımıli'lere Zaza ismini veren gene Türklerdir. Zaza kelimesini ne bizzat Zaza'lar, ne de Kurmançlar kullanmazlar.»

Burada Zaza'lar için «Dümbüllü» denildiği yazılıyor ise de, bu hata Gökalp'e değil, eski yazıdan yeni yazıya çevirene ait olmalıdır. Nitekim, M. Şerif Fırat, değerli eserinde Zaza'lara «Dümbeli» dendiğini açıkça belirtir. Bir bölümü Alevi, bir bölümü de Sünni olan —ki ileriki bölümlerde kısaca ele alınacaktır.

Zaza'lar (Dümbeli'ler), Varto çevrelerinde dört kola ayrılırlar:

1 — Cibranlılar,
2 — Lolanlılar,
3 — Abdalanlılar,
4 — Hormekliler.

Hormekliler'e, «Horumbeyan, Hormekan, Huvarzemiyan, Harzemli» adları da verilir. Bunlar Alevidirler. M. Şerif Fırat'ın dediğine göre —ki kendisi de Hormekli'dir—, bu çevrenin Zaza'ları (Dümbeli'-leri) üçyüzyıl öncesine kadar, Türkçe konuşuyorlardı. Dörtyüzyıl önce, bir kısmı iç Anadolu'dan, bir kısmı da Horasan ve Harzem'den göç edip buralara gelmişlerdi. Yazar, içinde yetiştiği cemiyetten edindiği bilgi ve görgüyü aktarmakla yetinmiyor, eski şecerelere de başvuruyor. Bunlara yeri geldikçe işaret edeceğiz. Bu topluluklar, Türk olduklarını bilmektedirler; ayin-i Cem'lerde, hep birlikte Türkçe nefes'ler okurlar, Türkçe olarak yapılan duaları (Gülbank) yürekten anlar ve benimserler.

Nazmi Sevgen, aynı konuya dair şu dikkat çekici bilgiyi veriyor:

«1937 de Tunceli'nde incelemeler yaparken yaşlı Zaza'lar bana güzel bir Türkçe ile 'Biz Horsan'dan gelmiş Türkük' demişler ve bunda ısrar etmişlerdi. Benim de Dersim'de bulunduğum kıymetli belgeler, yerlilerin deyişlerini doğrulamaktadır. Türkçe - Kürkçe - Zaza'ca olarak tarafımızdan hazırlanan sözlük, pekala göstermektedir ki Zaza dili Kürkçe değildir. Bir Zaza Kırmançca'dan bir şey anlamaz, onun dili başka karakterdedir. Onda Türkçe kelimeler Kürtçe'den fazladır.»

Dersim mebusu Hasan Hayri Bey, 1921 de Türkiye Büyült Millet Meclisl'nde yaptığı tarihi konuşmasında, Harezm'den gelen ve Türkçe konudan atalarına, Selçuklu hakanı Alaaddin Keykubad tarafından buralarda yer verilmiş olduğunu açıklamıştı. Hasan Hayri Beyin anlattığına göre, Yavuz Sultan Selim zamanında, Harezmli Alevi Türkler, Dersim Dağlarına çekilmek zorunda kalmış ve bu tecrit neticesinde «Kürtleşmişlerdir.»

M. Şerif Fırat da aynı şeyleri tekrarlamakta ve Selçuklu Hakanının arazi ikta'sına (bağışına) dair vesikayı vermektedir. Hasan Hayri Bey ve M. Şerif Fırat gibi, Ziya Gökalp de «Kürtleşme» hadisesinden bahseder. Buna biraz ileride dokunacağız. Vaktile biz de aynı şekilde, bir «Kürtleşme» hadisesinden bahsediyorduk.

Fakat sonraki araştırmalarımızın ışığında, bu kültür değişmesine, böyle bir karşılık bulmanın doğru olmadığı kanaatına vardık. Aşağıda, «Kürt» kelimesi ile ilgili kaynakları değerlendirdiğimizde, bu husus daha açık olarak görülecektir. Bundan dolayı biz bu vetireye (prosese), «Yabancılaşma», «Türkçeyi kaybetme» adım veriyoruz.
Kurmanç. Minorsky, bu kelimenin nereden doğduğunu, ne manaya geldiğini bilemediğini açıkça kabul eder.

Bunu şöyle belirtir:

«Kurmanç kelimesinin menşe'i bilinmemektedir. Acaba bu kürt ismi ile bir diğer Medya kabilesinin isminin terkibi midir?»

Burada, Medyalılık gayreti yanında, bir temkin ve ihtiyat da göze çarpıyor. Buna karşılık yerli bir Kürdolog, son derece cesur ve ihtiyatsızdır.

Bakınız bu konuda neler söylüyor:

«İslamiyetten sonra, yani Kürtler eski ve milli dinleri olan ZERDÜŞTİ'likten zorla döndürülüp İslamlaştırıldıktan sonra, Kürtler ve dolayısiyle Kürtçe, Arap ve Acemlerle fazla senli-benli oldu. Fars dilinde Ka (Q) harfinin telaffuzu zor olduğundan, 'Quardiya' yı Gürdü şeklinde söylediler. Esasen Farsça'da Gürd ve Kürtçede (Xurt) kuvvetli manasına gelir. Araplar da Farslardan 'Gürd' ü alıp 'Kürt' yaptılar. Ve çoğul olarak da 'Kürtler' anlamına gelen 'Ekrad' dediler. Daha sonra Farslar 'Kürt' sözcüğünü Araplardan alarak 'Kürdman' şekline soktular. (Türklere 'Türkman' dedikleri gibi). Ve zamanla 'Kürdman' da bozularak, bugünkü şekli olan 'Kırmanç' halini almıştır. Bu suretle anlaşılıyor ki, halen kullanılan Türk ve Kürt adları, yabancıların bu iki kavme taktıkları adlardır.

Baştan aşağıya yanlış olan bu iddialara cevap vermeğe yerimiz yok. Sadece bir iki noktaya işaret edelim. «Türk» adı «Türkmen» adından en az bin yıl önce doğmuştur. Türkler bu adı kendi kendilerine vermişlerdir; Çinliler de bunu kendi dillerinin döndüğü kadar telaffuz etmişlerdir. «Kürt» sözünün aslını da biraz sonra açıklayacağız. «Kurmanç» kelimesi, «Kürt» kelimesinin bozulmuş şekli hiç değildir.

Kesin iddiada bulunmamakla birlikte, «Kur-inanç» kelimesine en yakın olarak, Türkçe «Kurman» ve «Kirman» kelimelerini buluyoruz. Türkçe'de oymak veya boy adı, yer adı, eşya adı olarak, bu kelimelere rastlıyoruz. Kaşgarlı Mahmud, «Kurman» kelimesinin, Oğuz ve Kıpçak Türklerinde, «ok ve yay konan kap, gedeleç, yaylık» manasına geldiğini söyler.

Tuna boylarındaki Kuman (Kıpçak) Türklerinin oymak veya boylarından bazılarının isimleri şunlardır:

«Ayaz... Çakan, Torsuk, Çubuk, Kurman... Kolbas (orduyu yen)... Alpra (Albura), Karsak (bugünkü Kartsag şehrinin adı bundan çıkmıştır), İlan, Çurtan (büyük bir Kuman kabilesinin adı)...»

Tatar mollaları arasında bir mollanın adının «Kurman» olması, Kuman Türklerinden olan Kırım ve Kazan Tatarlarıma, eski boy isimlerini yaşattıklarını ve Tatarlar arasında «Kurman» adı almış kimselerin bulunduğunu gösterir.

1711'lerde, Azak Denizinin kuzeyindeki Kalmuk Türklerinin yerleşme yerlerinden bazının adları şunlardır:

«Sarız, Kirman, Akkirman». Yörükler, yün eğirmek için kullandıkları, elde çevrilip döndürülen basit alete, «Kirman, kirmen» adını verirler. Kalmuk Türk'lerinin yerleşme yerlerinden birinin adının İşarız» olduğunu gösterdik. Kayseri'ye bağlı Sarız'da, Türkçeyi unutmuş olan ve Kurmançca konuşan, Alevi cemaatlarının oturuyor olması, konumuz bakımından üzerinde durulmağa değer bir hadisedir. Üstelik bunlara, «Badıllı» denir ki, bu kelime, Oğuz boylarından biri olan «Beydili»nin bozulmuş bir şeklidir.
Kiğı havalisinde, kendi dillerine «Kırman» lehçesi diyen aşiretler vardır ki, «bunlar kendi rivayetlerine göre, eski Karaman Türklerinden imişler».

Görülüyor ki, mesele hemen kestirilip atılacak kadar kolay değildir. Uzun ve yorucu sistemli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir