Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ölü Kültü

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Ölü Kültü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 21:18

ÖLÜ KÜLTÜ

Orhun kitabelerinden anlaşıldığına göre, Göktürkler ölüm anında büyük bir yas hali yaşarlar. Ölünün yakınları, Yuğa iştirak eden yasalar büyük bir mateme gark olurlar. Şamanist inancının ifadesi olarak yüzlerini tırnakları ile çizip kan akıtırlar, saçlarının ve atlarının kuyruklarını keserler. Beğler böğürü böğürü ağlarlar. Kadınlar saçlarını yolar, yüzlerini çizer ve yakalarını yırtarlar. Ayaklarından ayakkabılarını çıkarırlardı. Bu şekil ölü kültü, Göktürklerden, Osmanlı Hanedanına kadar ve hatta zamanımıza değin değişmeden gelen eski Türk geleneklerinden biridir. Ayrıca bu, İran - Moğollarında, Selçuklularda, Harzemşahlılarda, Timurlularda, Kara ve Ak-Koyunlularda ve bugün Anadolu Türklüğünde bunu görmekteyiz.

Bunun yanında ölüm münasebetiyle ölü yemeği (aşı) verilirdi. Nitekim Kaşgarlı Mahmut Divanında buna «Yuğ basan» adı verilmektedir. Bu gelenek Kutsi bir inanç olarak kabul edilmektedir. X. yüzyılda yaşayan Oğuzlar'da ölenin atlarının kesilip yendiği görülmektedir. Hun Türklerinde aynı adet mevcuttu.

Selçuklu Hükümdarı Melik Şah oğlu Davud'un ölümü üzerine memleketin dört bir yanından hükümet merkezi olan İsfahan'a gelip yas tutan Türkler de yüzlerini çizmişler, karalar giymişler, atlarının kuyruğunu kesmişlerdi. Araplar bunu hayretle karşılamışlardır.
Bu adet hala Türkiye'de bütün Türkmen ve Kürmançlarda aynen yaşamaktadır.

Nitekim, burada yine güzel bir misal olarak M. Alkaş Beyin bu konudaki araştırmalarında, Kars'ın Söğütlü Köyündeki Kürmanç Türkler arasında bu ölü Kültü şöyle anlatılmaktadır:

«Ölen kimsenin kardeşi, karısı, anası ve en yakın akrabaları yas alameti olarak, başlarındaki ipek renkli yazma (puşu) kaldırıp yerine siyahını bağlarlar. Bir ailede bir kadının başında siyah yazma (puşi ve baş örtüsü) varsa o evde, aile içinde veya aile yakınlarından birisinin öldüğü bilinir. Kadınların yanı sıra ölen kimsenin en yakın dostu ve aileye mensup erkekler de, yaş belirtisi olarak sakallarını uzatırlar (bağlı olduğum Rişvan oymağında da aynı gelenek yaşamaktadır). Yine ölen kimsenin hanımı, kız-kardeşi, anası ve en yakın arkadaşları ölüm haberini alır almaz tırnaklariyle yüzlerini yırtarlar. Bunu müteakip, mahalli şivelerle acılarını belirten ve ölen kimselerin iyiliklerini ihtiva eden ağıtlar söylerler. Tıpkı Göktürklerde olduğu gibi. Eğer ölen kimse hürmete şayan bir şahıs ise anası, bacısı iki sıra halinde örülen saçlarının bir örgüsünü keserler ve elbisesine dikerler» demektedir.
Urfa'da Kürmanç bir köylü kadından ağıt dinlemiştim.

Bunda da saç kesilme geleneğini görmekteyiz:

«Valeley dayi
Latife bise denga
Zümrüt'e dikil gayi
Parkemi (saç) ledayi» Ağıt'ta geçen hikayedi.

«Sinan'da Süleyman Abdülkadir isimli namlı bir varmış, yanında çalışan ve Hammad isimli kişi tarafından av esnasında öldürülmüş, iki karısı Zümrüt ve Latife üç gün üç gece ağlaşıp bu ağıtı yakmışlar.

Ağıt olarak söylenen bu türküde öldürülen kişi hakkında şunlar söylenmekte:


«Vay anam vay vay, Latife üç sesler Zümrüt'eyi çağırıyor, bizim için bundan daha kötü gün olurmu? Kanlı yaşlar dökelim. Saçın kesilsin ağlayalım. Karalar bağlayalım!.. Vay anam vay! Abdülkadir Ağamız öldürülmüş, evimiz yıkılmış, ocağımız söndürüldü... «Ağıt, beyin yiğitliği, yürekliliği ve intikam alınması için çağrılarla devam eder.

Yukarıda bahsedilen bu saç kesme adeti (Türk Şamanist Sogay'larda tesbit edilmiştir). Sogaylar defin törenini tamamlayıp ölenin evine döndükten sonra karısının saç örgüsünün yarısını keserlerdi.

Kazak geleneğine göre ölüyü gören kadın ve akrabaları ulumaya benzer bir şekilde ağlamaya başlarlar, kadınlar yüzlerini parçalar, saçlarını yolar ve bu şekilde ölüyü mezarına kadar takip ederler.

Yine Söğütlü Köyünde «ölen Keçeroğlu ağanın karileri (karıları) saçını kesip ağanın elbisesine dikip esvaplarını ters giydiler, kara bağladılar» denilmektedir. Bu adeti aynen Abdülkadir İnan Bey gezisinde Kazaklar arasında görmüştür. «Kırgız - Kazakların bazı boylarında kadınların ağıt söyleyip ağlarken, ters oturur, yüzlerini duvara çevirir ve elbiselerini ters giyerler. Karalar bağladıklarını, Kıpçak Köldön boyunda müşahede ettik» demektedir.

Eski Oğuzların yas adetlerinin şimdiki ile aynı olduğunu Dede-Korkut hikayelerinde geniş halde bulabilmekteyiz. Bilhassa Bamsi-Beyrek'in ölümünde bu adetleri açık bir şekilde görmekteyiz.

Yukarıda bahsettiğimiz ölü yemeği de, asırlardan beri sürüp gelen eski bir Türk geleneği olup, ölenin ölüm gününden sonraki yedinci, üçüncü ve kırkıncı günü verilen yemektir. Ölü aşı denilen bu yemek, bütün Türkmen ve Kürmanç oymaklarında ufak değişiklikler arzetmesine rağmen aynen yapılmaktadır. (Gaziantep Rişvan Kürmançlarında ve Avşar oymaklarında bunlar hala yapılmaktadır). Bu ara Söğütlü Köyünde, M. Akskaş'ın tesbit ettiği bu husustaki izlenimini de burada zikretmekte fayda vardır: «Bir yaşından sonraki yaşlarda ölen herkes için tatbik edilir; ölümün üçüncü günü ölen kimsenin ev sahibi kendi maddi gücüne göre bu adeti yerine getirmeye çalışır. Ev sahibi, eğer fakir ise, yağ, un ve şekerden yapılmış helvayı köy halkına dağıtmak suretiyle bu manevi borcu öder. Ölümün kırkıncı günü yine ya helva ya da başka bir şey dağıtarak bu adeti yerine getirir... Kırkıncı gününde bir hayvan keserek bu eti ailelerin nüfus durumuna göre eşit miktarda bölmek suretiyle dağıtır... Köy halkı ölümün kırkıncı gününde verilen yemeğe «Çil» adını verir. Bu kelimenin aslı Farsça olup Kırk anlamına gelmektedir».

Divanü Lügat-üt Türk'de «Yoğ ve yoğladı» kelimelerinin izahında bu yemek meselesine değinilmektedir. Yoğ: Ölü gömüldükten sonra üç yahut yedi güne kadar verilen yemek yoğladı.

Bölüğe yoğladi:

Ölü için yemek verdi. Kaşgarlı Mahmut bu kelimeyi izah ettikten sonra bu geleneğin bütün Türk boyları tarafından devam ettirildiğini söyler.

Müellif Radloff, Kazak Türklerinde de böyle bir ziyafetin tertip edildiğini söylemektedir. «Kazaklarda ölümden sonra akraba ve tanıdıkların davet edildiği bir çok hatırlama ziyafetleri tertip edilir. Bu merasimler (as:Aş) yasın yedinci, kırkıncı günü yapılan törendir».

Göktürkler ve diğer Türk - Altaylılar'da ölen kimseyi atı ile, beraber mezara gömme adeti vardır. Radloff Yenisey vadisinde ve Altay'da bazı Türk mezarlarında bunu tesbit etmiştir. Türkmen ve Kurmançlarda ölen kişinin elbiseleri hazırlanarak ata bindirilip mezarlığa kadar cenaze ile birlikte götürülmesi adeti, Göktürk ve Altay Türklerinin öleni atıyla beraber gömme adetinin zayıflamış bir şeklidir.

Kaynakça
Kitap: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM
Yazar: MAHMUT RİŞVANOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir