Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Folklor Bakımından Kürtlerin Türklüğü

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Folklor Bakımından Kürtlerin Türklüğü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 21:15

FOLKLOR BAKIMINDAN KÜRTLERİN TÜRKLÜĞÜ

Folklorun öz olarak tarifini yapacak olursak, nesilden nesile sözlü olarak aktarılan, geleneksel tecrübeye dayanan hayat bilgisidir veya halkın manevi medeniyetidir. Bu tarifdeki hayat bilgisi içinde, masallar, türküler, efsaneler, gelenekler, inançlar (düğün, ölüm ve ölüm sonrası gibi), milleti teşkil eden toplulukların ortak malı olan neviler girer.

Bu gelenek ve inançlar zamanla bazı değişikliklere uğrayabilir. Fakat çıkış noktasını ve özünü kaybetmez. Buna dayanarak Zaza ve Kürmanç Türklerinin folkloruna göz atacak olursak, eski Türk folkloru ile tam bir uyum gösterdiğini ve bu urugların çıkış noktasının Orta Asya olduğunu ispat etmektedir.
İlk önce eski Türklerdeki inançlara bir göz atmak gerekmektedir.

Eskiden, kışın obalarda yazın yaylalarda konan ve yarı göçebe toplum karakterini arz eden Türk topluluklarında Sosyo-Ekonomik düzene şeklini veren, iş ve güç şekli hayvancılık ve tarımdır. Bu iki işin gelişmesi teknolojiden ziyade, o devirde daha çok tabiat şartlarına bağlı olarak değişmekteydi. Toplumun toprağa yerleşmesinden sonra teknolojik aletlere sahip olamaması onu bir noktada tabiatın esiri yapmıştır. Gücünün tabiat karşısında sınırlı olduğunu anlayan toplum, çoğu kez kurtuluşu tabiatı kontrol altına almakta değil, ona sığınmakta bulmuştur.

İşte böyle bir toplumda tabiat onun folkloruna da tesir etmiştir. Tabiatla haşir neşir olan bu toplumun inanç ve kültüründe «Animizm ve Natürizm»in ana hatları üzerinde gelişen Şamanizmi görürüz.
Türklerin, maddeye ve tabiata dayanan bu eski dinlerine inanışları o kadar köklü ve derindir ki, İslamiyeti kabul etmelerinden sonra da tesirini devam ettirmiştir. Bunun en güzel örneğini ataya, ve ocağa verdikleri kutsallık sonucu uruğ, oymak, oba adlarını titizlikle korumalarında görmekteyiz.

Orta Asya'da büyük devletler kuran Türklerde «Gök-Tengri» kültü hakimdi. Gerek Hunlar'da ve gerekse Gök-türkler'de gökten gelen bütün kudretlerin yaratıcısı ilahların başı «Gök-Tanrı» olarak kabul edilirdi. Bundan başka eski Türklerde çocukları ve hayvan yavrularını koruyan iyi dişi ruhlardan «Umay veya imay veyahutta İmi» denilen bir Tanrıça daha vardı. Bunun da öteki tanrılarla beraber söylendiği olurdu (Tanrı - Umay).

Umay iyilik Tanrısı, İslamiyetin kabulünden- sonra zihinlerden silinmemesi için çocukları korkutmakta kullanılan «Umacı» şekline girmiştir.
Altay - Yenisey Türklerindeki «Yerin yaratılış» (Yeriding - Putkeni) efsanesinin İslamiyetin kabulünden sonra, İslami unsurlarında katılmasıyla zenginleştiği ve Adem ile Havva'nın Cennetten kovulması hikayesi ile karşılaştırıldığı zaman bazan müşterek motiflerin varlığı göze çarpmaktadır.

Radlof'un Altay - Yenisey Türkler'indeki yerin yaratılışı hakkında tesbit ettiği efsane şöyledir:
«Her yer deniz iken, ay, gök, yer yok iken Tanrı Kuday yani Ülgen ile bir de kişi vardı. Bunlar birbiri ile kardeş gibi idiler ve Karakaz şeklinde su üzerinde uçuyorlardı. Tanrı Kuday (Ülgen), bu kişiye «Erlik» adı verir.

«Dalsız budaksız biten bir ağaçta 9 dal ve altında 9 kişi yarattı. Bunlardan 9 ulus meydana geldi. Bu insanlar ve hayvanlar bir ağacın güneşe bakan beş dalının meyvesini yiyecekler fakat kuzeye bakan 4 dalın meyvesine dokunmıyacaklardı. Köpek ile yılan da bu ağaca bekçi olarak atanmıştı. Erlik, (Yerlik) yılanın ağzına girdi. Buradan meyve yedirdi. Orada gezen Törüngey ile Eje'yi kandırdı, Eje, Erliğin sözlerine kandı ve meyveyi yedi. Çok tatlı geldi. Yemek istemeyen Törünge'nin ağzına sürdü. O ana kadar her ikisinin tüyleri döküldü. Utandılar, ağaçların altına saklandılar. Derken, Tanrı geldi, bütün ulus Tanrıdan gizlendi.

Tanrı haykırdı:

«Törüngey, Törüngey, Eje, Eje nerdesiniz, onlar ağaç altındayız, sana varamayız» dediler.

Yılan, köpek, Törüngey, Eje kabahati birbirine attılar. Tanrı, yılana dedi ki, «Şimdi sen körmöz (Şeytan) oldun kişiler sana düşman olsun, vursun öldürsün». Bundan sonra Eje'ye 'Yasak meyveyi yedin Körmösün (Şeytanın) sözüne uydun, bundan böyle sen gebe olacaksın çocuk doğuracaksın, doğum sancıları çekeceksin sonra öleceksin».

Törünge'ye şöyle dedi:

«Bundan sonra ben kişi yaratmıyacağım, kişileri sen doğurtacaksın.»

Şimdi burada anlattığımız yerin yaratılış efsanesi ile Kars'ın Merkez Söğütlü Köyünde (180 haneli, 170 hanesi Cemaldini oymağına, 10 hanesi de Dilkhiri oymağına mensup olan Kürmanç bir köydür) Mukayeseli folklor çalışması yapan, Mehmet Alkaş Bey'in bu köydeki araştırmalarında, köy sakinlerinden Hamit Alkaş beyden dinlediği Adem ile Havva'nın cennetten kovulması hikayesini mukayese edelim:
«Eskiden yılan cennetin kapısında hazinedar idi. Havva ile kardaş şimdiki deve şeklinde idi. Şeytan ismi Ezem duasını o bir yılanın ağzına girdi.

İlanın (Yılanın) ağzında şeytan Havo (Havva) ile konişir, deyerki:

«Senden evvel bir adam var idi. Cennetten Allah attı, fikri dışarı çıkmaktır. Ben bu ağaçtan yedim burada kaldım» dedi.

«Şeytan ismi Ezem duasını okudu ve getti. Ağacın dibinde pir ihtiyar oldi. «Burası artık makanım oldi» dedi. Sora (sonra) o vahit (vakit) Hava anamız buğdayın bir dilimini yedi. O vahit buğda elma kimi idi. Geriye kalanını Adem'e yedirdi, ikisi de cennet hurileri, perileri içinde çılcıbıl (çırılçıplak) oldular, ikisi de utandığından Üd-u Amber ağacına girdiler.»

«Tavus kusi geldi, şeytan meselesini ilana söyledi. İlan'da (Yılanda) cennette dışarı şeytanı gördü dünyanın zorluğunu ilana'da söyledi. Şeytan ismi Ezem ohidi (okudu) İlan gel seni cennete götürim, gösterim. Şeytan İsmi Ezemi ohidi ilanın ağzına girdi getti. Kevser (Hevzun) üzerinde Heva (Havva) anamızla konişti. ile kardaşlığı olduğu için her ne cevap havaya ilanın ağzında şeytan veri verdi. Yılan Havva'ya buA ağacının yerini tarif etti. «Gel sana gösterim» dedi. Şeytan ağaca yaklaştı İsm-i Ezem duasını ohidi ağacın dibinde adem «Adam» kimi gibi oldu - otirdi. Yılan ile Havo gidip selam verdiler «Sen ne meleksin», şeytan cevap verdi ki «Ben bir adam idim cennette idim Allah'ın fikri beni dünyaya atmak idi. Melaikenin birisi bana «Şu ağacın meyvesini ye, cennette ebedi kalırsın» dedi. Ben de yedim galdım. Sen de ye kalasın».

«Havva meyveyi yedi geri kalanını Adem babamıza getirdi, yediler. Cennet huleleri (elbiseleri) sıyrıldı. Ur-yan oldular.»

«Şeytan İsm-i Ezem ohidi kaçdi.

Allah Hava'ya dedi-ki:

«Neçin sen o ağaçtan yedin» Hava «yılan bana söyledi» dedi.

Allah ilana dediki «Şeytanı ağzından niçün içerü aldın», o da dediki:

«Tavus kuşu bana söledi. Şeytan İsm-i Ezemi bilirdi. Ben oni sofi zannederdim».

«Allah'u Teala dediki:

«Tavus kuşin cennetten dışarı atın. Sonra yılanın da eyaklarını (ayaklarını) kestirdi.

«Kıyamete kadar bele yüz üstü sürünesin» dedi. Tavus kuşinede «Bir seet (saat) ağla bir seet gülesin» dedi.

«Sıra Ud-i amber ağacına geldi:

«Sen niçün Ademe perde oldun» dedi.

O da dediki:

«Senin kogına (senin korkunla) dedim perde olmasam, Allah beni Merhut (Şeytan) eder. Allah'u teala emreddiki «bunu da kökünden kesin dünyaya atın, Amber ağacı ağladı.

Allah dedi ki:

«Ağleme ben seni dünyaya atirim, adem evladına seni hoş koki ile seni sevsin» dedi.

Kaynakça
Kitap: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM
Yazar: MAHMUT RİŞVANOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: FOLKLOR BAKIMINDAN KÜRTLERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 21:16

Yine Tunceli Zaza ve Kurmançlarının bağlı oldukları «Şia» mezheplerinde eski Türk Şamanist dininin etkilerini çok, iyi görmekteyiz.

E. Yavuz Bey, valilik görevi esnasında özellikle bu etkileri bize şöyle anlatmaktadır:

«Tunceli'de valiliğim esnasında, uzun müddet Hacı Bektaş dergahında hizmet ettikten sonra dönen ve çevresinde oldukça saygı toplayan Pülümür'ün Fem köyü halkından, Porikli, Derviş adında okur yazar olmayan bir zatın söz arasında açıkladığına göre:

Alem bir kubbedir. Bu kubbenin alt duman, üstü dumandır. Havada, yalnız bir ışık, bir nur, bir yeşil kandil vardır. Bu kandil Hazreti Fat-madır ve bunun her tarafı nur içindedir. Başında Muhammed taç idi. Ali belinde bağlanmış kemer; Hasan, Hüseyin Şehber idiler.»

Bu inanışta «Ali ay, Muhammed küredir. Şahı merdan olan Ay, sırdır. Küre olan Muhammet zahirdir» (Bellidir).

Eski Türklerin, Sümerlerin, hatta Hititlerin inanışları ile bu Şia (özellikle rafizi görüşler) inanışını karşılaştıracak olursak:

Işık, nur, kandil şeklinde vasıflandırılmış olan Hazreti Fatıma ile Hititlerin Gök mabudu güneş Tanrıçası Arina ve Sümerlerin Ama Tangrı oran (Anu) ve eski Türklerin yaratılışı efsanesinde yaratmak ruh ve kudretini ilham eden Aken (Akana) arasında büyük bir benzerlik göze çarpmaktadır.

«Tarançi yani Uygur Türkleri Marnlarına (Kamlarına) Kırgız Kazakları gibi Bakşı derler. Bu Bakşılar kendi mesleklerini hocalara karşı müdafaa edebilmek için olsa gerek «Bakşılık risaleleri» adı ile bir kitap uydurmuşlardır. Bu risaleye göre Bakşılık sanatının piri Hazreti Fatıma'dır. Bakşıları ve mesleklerini o himaye eder. «Bir gün Hazreti Fatıma bir ağacın altında oturuyordu. Havadan bir kuş gelip Fatıma'nın üzerine düştü. Fatıma hastalandı. Hekimlerin ilacı fayda vermedi. Tanrı tarafından kırk eren geldi. Bu erenler bir tuğ dikip etrafında dolaştılar. Fatıma iyileşti böylece Bakşılık Hazreti Fatımadan Bakşılara kaldı» denilmektedir.
Porikli Dervişin anlattığı bu yaratılış inanışını.

Oğuz Türklerinin bir efsanesi ile karşılaştıralım:

«Oğuz bir gün Tanrı'ya ibadet ederken birdenbire ortalık karardı. Gökten mavi bir ışık, bir nur düştü. Güneşten ve aydan daha parlaktı. Oğuz ona karşı gitti. Bu ışığın ortasında tek başına bir kız oturuyordu. Çok güzeldi. Oğuz onu çok sevdi. Başında kutup yıldızı gibi yanan bir işaret vardı. Oğuz onunla evlendi. Günler geçti. Oğuz Han'ın bu kızdan üç oğlu oldu. Gün, Ay, Yıldız isimlerini verdiler.» Yine «Oğuz bir gün ava gitmişti, uzaktan bir gölün ortasında bir ağaç ve ağacın dibinde yalnız bir kız gördü. O kadar güzeldi ki görenler bayılır süt veya kımız olur; geçeler geçti. Oğuz onu sevdi, aldı günler geceler geçti. Oğuz'un bu kızdan üç oğlu oldu. Gök, Dağ, Deniz adlarını verdiler. Oğuz bunun üzerine şölen yaptı ve halka emretti, dedi ki ben artık sizin hakanınızım siz bana hizmet edeceksiniz.»

«Bu efsanelerde görülüyor ki Güneş, Ay, Yıldız'ı doğuran ve Gök Tanrıya ruh veren bir Anatanrı olduğu gibi, Gök, Dağ, Denizi yani Yersub Tanrısını da yaratan bir Anatanrıdır.»

«Bu iki Anatanrı bir Tanrı'da yani Oğuz'un vücudunda birleşiyor ve Oğuz Tanrılaşarak yer yüzünde Hakanlığını ilan ediyor; herkese kendisine itaat edilmesini emrediyor.»

Şimdi burada Oğuz efsanesi ile Şia inanışı arasındaki ilişkiye bir göz atalım:

«Oğuz efsanesindeki, karanlıklar içinde gökten inen Güneşten ve Aydan daha parlak mavi bir ışık, bir nur ortasında başında kutup yıldızına benzeyen bir şey bulunan kızla, Şia'ların, dumanlar içinde bir ışık, bir nur, yeşil bir kandil şeklinde anlatılan ve başında Muhammet tacı bulunan Hazreti Fatıma arasında büyük bir benzerlik vardır. Adsız kıza Fatıma denmiş kutup yıldızı gibi başında parlayan bir şeye de Muhammed tacı denmiştir».

«Burada birinci Oğuz efsanesi, Gök Tanrısı ruhlarının yani Güneş, Ay ve Yıldızların yaratılışını.. İkinci Oğuz efsanesi ise, Yer-Sub Tanrısı ruhlarını yani Gök, Dağ ve Denizin yaratılışını göstermektedir.»

E. Yavuz Bey yine bu konuda Göbürgeli bir babadan işittiği bir hadiste:


«Ene ve Ali min nur'u Bahidün» yani «ben ve Ali bir nurdan yaratıldık» denilmektedir» diye bahseder. O halde burada «Hak Ali'dir. Ali Muhammeddir ikisi de bir nurdur, yani Muhammed, Ali birdir; Ali ruhundan Muhammed doğmuştur. Bununla da iki cihan birdir, yani gök ve yer-su Tanrılarının ikisi de aynı nurdan yaratılmış olduklarına göre Bir - Tanrı'da birleşiyor demektir.»

«Hz. Ali, Hz. Fatıma'ya göklerde bir kemer halinde bağlı olduğuna ve güneşin nuruna sahip olan Hz. Fatıma ile birlikte gökten indiğine ve Ay diye açıklandığına göre Nur'dur ve Hak'dır. Küre olduğu açıklanan Hz. Muhammed Türklerin yer Tanrısıdır. Ali nurundan doğmuştur. Böyle olunca da Ali aynı zamanda Muhammed'dir. Çünkü Muhammed'e ruh veren odur ve bu itibarla iki cihan birdir».

Yine Şia Kürmanç ve Zaza Türklerindeki Şamanist etkilerinin bir örneğini, M. Şerif Fırat'tan dinleyelim:

«Doğu illerindeki boy ve kabileler ayrı ayrı bir çok inanışlara kapılmışlardı. Bunlardan bazıları yani Aleviler güneş doğarken salavat getirirler ve omuzlarını öperlerdi Ay ve güneş karşısında ibadet ederlerdi. Özellikle Ay, Ali'nin, Güneş Muhammed'in nurudur derlerdi... »

Bu tıpkı Şamanizm'de olduğu gibi her sabah güneşin ilk ışığının vurduğu taşı öpmek ve ona ibadet etmekten kalma bir inanışın devamıdır. Çünkü Orta Asya'nın eski Türklerinde Güneş ve Ay kültü inancı çok hakimdi. Altaylı Türkler'e göre Güneş ana, Ay ata olarak kabul edilmekteydi.

Yakut Türklerine göre Büyük kahramanlar güneş ve ayın himayesi altında bulunurlardı. Yine Yakut Türklerince, Güneş ve Ay her ikisi de kardeştir. Her ikisi de Tanrıdır.

Şamanistlerin inançlarına göre Güneş ve Ay ile kötü ruhlar mücadeleye kalkışırlar, bozan yakalayıp karanlık dünyasına sürüklerler. İşte Güneş ve Ay'ın tutulmasının sebebi budur. Güneş ve Ay'ın tutulduğu zaman Şamanistler bunları kötü ruhun elinden kurtarmak için bağırıp çağırırlar, davul çalarlardı. Bu gürültülerle kötü ruhun korkacağına inanırlardı.

Bugün de Türkmen, Kürmanç ve Zaza Türklerinde, Güneş ve Ay tutulduğu zaman aynı inancın muhafaza edildiğini görmekteyiz.
Bütün bu karşılaştırmalar bize apaçık gösteriyorki, Zaza ve Kürmanç Türklerinde, Oğuz efsaneleri ile Şamanist inanışlarının, İslamın kabulünden sonra bazı ad değiştirmeler ile İslami bir şekle bürünmüş olmasına rağmen hala yaşadığını göstermektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir