Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dil Bakımından Kürt'lerin Türklüğü

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Dil Bakımından Kürt'lerin Türklüğü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:29

DİL BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Tarih bakımından Kürtlerin Türklüğü anlatılırken Sasani hükümdarı I. Ardeşir tarafından Doğu Anadolu ve Dicle - Fırat bölgesinin istila edildiğini ve İslamlar tarafından (Hz. Ömer zamanında) Sasaniler yıkılıncaya kadar 300 seneden fazla bir süre olarak İran hakimiyeti altında kaldığını söylemiştik. İşte bu üç asırlık süre içinde ateşe tapan İran'lıların sosyo - kültürel baskılarına karşı koyamayan Kürtler, din ve dillerinden çok kayıplar vermişlerdir. Nitekim yine bir nebze dokunduğumuz «Yezidi»likte, bu Sasani tesiri ile doğdu.

Dicle Kürtlerinin Sakalar çağından kalma ve Oğuzca olan dillerinin Sakalar çağından kalma ve Oğuzca olan dillerine (özellikle Hazarca konuşurlardı) pek çok, Farsça kelimeler ve deyimler girdi. Hatta uzun zaman Ermenilerle temaslarının bir neticesi olarak da yine dillerine Ermenice, Süryanice ve Arapça pek çok kelimeler girdi. Bu yabancı kelimelerin girmesinden sonra, Orta Asya'dan getirdikleri Oğuzca öz lisanları eski gücünü kaybediyor. tıpkı Osmanlıca'ya benzer, karışık bir lisana döndü. Nitekim Prof. Weber'de «Kürtçe bir lisan halitası değil, bir kelime halitasıdır» diyerek bu gerçeğe dokunmuştur. Fakat daha ileride anlatacağımız gibi, halihazırda konuşulan lisan derince tetkik edildiğinde hala eski Oğuz lisanının deyimlerinin ve kelimelerinin yaşadığını görmekteyiz.

İranlı'ların 300 yıllık sosyo-kültürel tesirlerinin izlerini göremeyen ve görmek istemeyen, gerçek bir tarih ve dil bilgisinden yoksun Türk - İslam düşmanı emperyalist güçlerin piyonu haline gelmiş bazı kimseler, temelsi yayınları ve propagandaları ile Oğuz - Kürt'lerin İrani bir dil konuştuklarını, bu yönden de Kürt'leri Ari bir ırk olarak görmeye çalışırlar. İlk bakışta Acemceyi andırır gibi görünen bu dil hakkında Türk düşmanı Rus Akademisyeni V. Minorsky bile (ileride bu şahıs hakkında geniş bilgi verilecektir.) «Kürtçe menşe'de Faırsça'dan* ayrıdır.» demek zorunda kalmıştır. Yine devamla «Garbi Farsça ile Şarki İran'ca arasında da farklılık arzetmektedir. Bu karışıklık ve bu günkü lisanlarında birbirine yabancı unsurlar bulunmasına rağmen umumi heyetiyle «Kürtçe» Farsçadan tamamen ayrı bir mahiyet göstermektedir.» diye söylemektedir.

Yine Minorsky, Kürtçenin Farscadan ayrı özelliklerini de şu noktalarda toplamıştır:

A — Kendisine göre özelliği olan bir konuşma şekli.
B — Aynı kökten gelen sözlerin ses bakımından esaslı surette değişmiş olmasıdır.
C — Şekil ayrılıkları
D — Nahiv farkları
E — Kelime ayrılıkları gibi
F. Yavuz Bey, Kürtçe ana kuruluşu bakımından Türkçe'nin aynı olduğunu, cümle kuruluşunda özne evvel, meful sonra ve fiilinde en sonunda bulunduğunu ve dilde de Türkçe sözlerin çoğunlukta olduğunu belirtmektedir.

Yukarıda Türkçe cümle kuruluşunda takip edilenin aksini bütün Ari, Sami - Hindu Avrupai dillerinde görmekteyiz.

Şöyleki:

Fiil evvel meful sonra ve özne en sonda yer almaktadır. Türkçe düşünenler kelimeleri değiştirseler bile, söz kuruluş düzenini çabukça değiştiremezler. Buna örnek olarak E. Yavuz beyden, bir Zaza'ca (Guranca), bir de Gurmança yani Kurmanço olarak iki cümle alarak çözümleyelim.

Kaynakça
Kitap: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM
Yazar: MAHMUT RIŞVANOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DİL BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:30

«Hel - Ocağı Seyyid-i tu sero-perora aero» (Bu bir zazaca duadır) «Seyit ocağının kartalı senin başına kanatlarını gersin», demektir.

Özne:

Seyit ocağının kartalı

Tümleç:

Senin başına kanatlarını

Fiil:

Gersin (Gero) (Germekten) sözlerden «Hel - Ocak, Ger» Türkçe. «Tu, Ser (Baş, Perora (Kanatlar)» Farsça olup. Eski Osmanlı Türkçesinde de kullanılan sözlerdir. Seyit sözü Müslümanlarda kullanılan ve Hz. Hüseyin'in soyundan gelenlere verilen isimdir.
Kurmanço'da da aynı durum mevcuttur. Nazımda bile yine özne evvel fiil sonra gelmektedir.

Şu nazıma bir göz atalım:

«Ji Kürt pirsine rikne İslame Çine?
Gotiye: Sevmu salat, hacü zekat
Se resek fişek u tufengk zoldat».

Yani:

«Kürd'e sormuşlar İslamın rüknü nedir?

Cevap veriyor:


Oruç ve Namaz, Hac ve Zekat

Üç bağ fişek ve asker tüfeng. Burada da Kürt özne, Pirsine (Sormuşlar) fiil, Rikne İslame (İslamın rüknü) tümleç, Çine (Nedir) fiil. Bu da bize kelimeler ne olursa olsun Kürd'ün de konuşurken Türk olarak düşündüğünün bir belgesi olarak görünmektedir.

Kelimelerin kökenine gelince. Pirsme Farsça kökten bozma. Se yine Farsça, Rükünden Rikne ile Savm (Oruç), salat (Namaz), Hac, Zekat Arapça, Fişek, Tüfeng Türkçe'dir. Gördüğümüz gibi kuruluşu tamamen Türkçe olan bu yazıda kelimeler tıpkı Osmanlıca'da olduğu gibi her milletten alınmış sözlerle doludur. Nasıl Selçuklular, Sarayda, dergahta, divanda Farsça, Osmanlılarda Farsça Arapça ve Türkçe karışımı lisan konuşmaları onların Türklüğünü inkar ve kayıp ettirmezse, yine karışık kelimeleri havi bir lisan kullanan Kürmanç ve Zazaların da Türklüğünü ve Oğuz soyundan geldiğinin inkar edilmesine bir mesnet teşkil etmez.

Saint Petersburg Akademisinin yayınladığı 8528 sözlü «Kürtçe - Rusça - Almanca» lügat kitabında:

- 3000 halis Türkçe kelime
- 2000 Türkçeleşmiş kelime
- 1240 Zint
- 1030 Türkçeleşmiş Farisi
- 370 Eski Pehlevi
- 300 Mahalli Kürtçe
- 108 Gildani
- 60 Kafkas Türkçesine ait kelimeler.
(Azeri, Çeçen, Çerkez)

Kitabın Türkçeye tercümesini yapan Şerefhan'ın akrabası Bitlis'li bir zattır. Burda Kürtçe diye gösterilen 300 kelimenin 107'sinin dağ ve yayla isimlerine ait Türk kelimelerinden alındığı yani Türkçe olduğu görülmektedir. (Kırım, Tatarca ve Çerkezce)., Bu durumda Kürtçeyi teşkil eden 8500 kelimenin 5080 kadarı tamamen Türkçe'dir. Osmanlıca ve Selçukluların kullandıkları lisandaki kelimeleri de kökenine göre ayırsaydık, bundan farklı bir durumla karşılaşacağımızı zannetmiyorum. Buna göre Batı-Türkistan'daki Tacikler'den daha çok ırk özellikleri gibi dilleriyle de Kürmanç ve Zazaların Oğuz soyundan gelme Türklerden olduklarının bir belgesidir.
F. Kırzıoğlu yine bu mevzuda yaptığı değerli araştırmalarıyla bize aydınlatıcı bilgiler vermektedir.

Şöyleki:

1 — 1879'da Petersburg'da basılan «Kürtçe - Fransızca» etimoloji sözlüğü,
2 — Mütki Kaymakamı Siirt'li Yusuf Ziyaeddin Halidi Paşa'nın 1892 de İstanbul'da «Hediyyetül -Hamidiyye» adı ile basılan «Kürtçe - Arapça» sözlüğü,
3 — 1954 ile 1960 ta Moskova'da basılan «Kürtçe - Rusça» iki ferheng, gibi, bu dört sözlük ve kendisinin halk arasında derlediği sözler, 900 yıl önceki Kaşgarlı Mahmud'un «Divan-ü Lugat'it-Türk»te tanıttığı ve süregelen Oğuzlar diline uygun olup, Oğuzluğun bütün özellikleriyle Kürt'lerde yaşadığını apaçık olarak bize göstermektedir. Ayrıca Türk Dil Kurumunun aylık dergisi «Türk dili»nin 1973 Haziran tarihli 141. sayısında çıkan «Kürt'lerde Oğuzcanın izleri ve aileye ait sözler» adlı makalede örnekler verilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DİL BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:30

Şimdi biz bu örnekleri gözden geçirelim:

1 — KÜRT'lerde Oğuzcanın izlerinden beş özellik:


A —

Kaşgarlı Mahmud'un belirttiği gibi, Türk dilindeki dokuz sesli ve öteki sessiz harflerin değerlerini Kürt'lerde de görmekteyiz. Türkçede olmayan sesler, Kürtçede de yoktur. Arapçadaki: «ayn, dat, th, zel» gibi boğazdan gelen kalın «H» gibi sesler bulunmaz.

B —

Oğuzlarla Kıpçakların kelime başlarındaki «Y» seslerini yutarak konuştuklarını yine Kaşgarlı Mahmut Divanında belirtmektedir. Kürt'lerde Oğuzlar gibi bu özelliği yaşatagelmişlerdir. «Eğit/İğit (Yiğit), Engi (Yengi/yeni), Em (yem), Eprah (Yaprak); Emiş (yemiş, Oldaş (yoldaş), Once/onçe (yonca), Urt (Yurt, İlan (yılan). Elek (yelek), biçimindeki misallerde olduğu gibi.

C —

Yine Divan-ı-Lügat-it Türk'te Kaşgarlı Mahmut diyorki «Oğuzlar bazen kelime başlarına «Kh» sesini katarak söylediklerinden benim atalarımın bey ve kumandan anlamındaki ünvanı olan Arapça «Amir»i de «Kh-amir» biçiminde söylerler.

1515'te Diyarbakır eyaleti merkezi olan «Amid» şehrinin Osmanlılara geçişini anlatan Türkçe ve Farsça kaynaklarda «Hamid» denilerek, «Amid»in başına bir «H» sesi eklenmiştir. Kür-Aras/Aran - Kürtleri bahsinde de gördüğümüz gibi 1150 yıllarında «Hıristiyanlaşmış Kürtlerden olan «Kolu Uzunoğulları»nın mensup bulunduğu boy «Khel - Babırakan/Babınakan-Eli» adıyla tanınıyordu. Ve bu addaki Oğuz Türkçesi ile «EL» deyimi başına bir «KH» sesi eklenerek «KHELL» biçiminde söylenmiştir. Bu gün Kürmanç Kürtleri de oymaklar ve göçebeler birliğine «Khel» ve çokluk biçimiyle «Khela» demektedirler. Yine Dicle Kürtleri ve komşuları ve ırkdaşları Türkmenler komşu bölgeler ile kendi yaşadıkları yerlerdeki coğrafya adları başına da bir «K/G/KH/H» gibi aynı çıkaktan gelen ses eklemişlerdir. Nitekim eskiden, Siirt bölgesinde bulunan ünlü «Arzan» şehri çevresi ve burdan geçen çaya «Garzan» Diyarbakır bölgesindeki «Atak» kalesine «Hatak» «Hatakfı», Karabay ile Van gölü güneyindeki iki ayrı ve boydaş Saka boyundan kalma «Akar» ya, her iki bölgede de «Hakari», Erciş'in güneyindeki adanın eski belgelerde «Adır» diye geçen adına «Kadir/Gadir» odası denilmesi hep bu eski Oğuzluktan gelen dil özelliği yüzündendir. Buna bir kaç misal daha verelim. «Oo-vant (Uvant/Düzgün), Kharkh (Arık/Ark), Hogeç (Ogeç, Hoda, Hude/Oda), Hedik (Edik/Çizme), Hesp (Esp/Ai), Hindik (Endek/Az), Hağıkh (Akik/Taş) Kuzey Irak'taki «Erbil» şehri adı da Türkmenlerdeki gibi «B» sesi «VV» ye çevrilerek ve ilk hecedeki «R» de ikinciye aktarılarak «Hevvril» biçiminde söylenir.

Göktürkler'de Şamanizm inancına göre «Umay/Ho-may» çocuk ruhlarını koruduğuna inanılan bir ilaheye verilen isimdir. Zazalar (özellikle kazalarda oturan (Mahalyan Zazaları). Tanrı'ya «Humay» demektedirler. Allah razı olsun yerine «Humay razı bo» derler. Bugün de Orta Asya'lı Kırgız ve Kazak Türkleri aynı manada «Allah raz! boisun» der. Burdaki «Razı bolsun» sözü, Zazaların «Razs bo»sunun değişik bir şeklinden başka bir şey değildir. Fakat hala Göktürklerden kalma «Umay» dillerde yaşamaktadır.

Kelime adının «Umay» olduğu şuradan da bellidir:

Dicle Zazaları arasında geniş bir ailenin adına «Omay Ailesi» denmektedir.

D —

900 yıl önce Kaşgarlı, Oğuzlar ile onlara kardeş sayılan Kıpçak Türkler'inin «K» sesini «KH» ye çevirerek, Kalaç boyuna «Khalaç», kız yerine «Khız» ve «Nerde» anlamındaki «Kanda» yerine «Khanda dediklerini örnek olarak anlatır.

Biz bu Oğuz ağzının özelliklerini Kürtler'de de görmekteyiz. Kürtler'de «Kalaçlar» anlamına «Khalaçan». Tüylü Köpek anlamındaki «Parak»a «Perekeh». (Peçenek Türkleri de aynı anlamda bu kelimeyi kullanırlar). Kalına «Khalın», Yaylak yerine «Yeyakh» derler. Burda da gördüğümüz gibi «K» ları, «KH» sesine çevirme Oğuzluktan gelme özelliklerini belirtir.
D. N. Mackenzie'nin iki ciltlik «Kurdush Dialect Studies» isimli eserinden aldığımız bazı misalleri de konumuza istinaden burada zikretmek gerekmektedir.

Birinci cildinin, 62, 64, 146, 152 nci sayfalarından aldığımız bu örnekler şöyledir:

«Min» ben, benim ve «Im-İm» anlamını veriyor. Azeriler, Kazaklar, Kırgızlar, «Mın» yerine «Men» demektedirler. Kırımlı'lar «Mın»ı aynen ve aynı anlamda kullanırlar. «Yek Hegbe para» — Bir para heybesi, torbası demektir. Ki yalnız «Yek» kelimesi Farsçadır. Diğerleri Türkçedir ve mazisi de eskidir. Çirkin «Murdar», Vurgin (büyük karınlı), «Aklman (akıllı), «Arazuman (arzulu), Türkçeye arzuman şeklinde geçmiştir. Avşar'lar aynı şekilde kullanırlar.

Derdman (dertli, hasta). Aynı eserin 12 nci sayfasında «bu gün Kürmançlarda kullanılan «Hotan - Biçim. Ecim, Ağaçeri» gibi kelimeler de Türkçedir. (Ecim kelimesi benim bulunduğum Rişvan Türk Kürmanç'larında hala «Nene» yerine kullanılmaktadır).

Sayın Doç. Dr. M. Eröz Beğ'in Diyarbakır havalisindeki sosyo - kültürel araştırmaları esnasında, Ergani ile Diyarbakır arasında gördüğü «Neslihan» oymağında «Lor» kelimesinin «Peynir suyu» anlamına kullanıldığını anlatmaktadır.

Eski Çin arşivlerini tetkik eden Prof. Eberhard bu hususta şunları söyler:

«Kaynaklardaki «Lo» adı altında kımızdan başka yoğurt cinsinden diğer maddeler de anlaşılır. Çinli'lerin etnolojik kayıtlarında bu «Lo» yalnız Türk boylarında görülür» diyor. Gerçektende bu gün Gaziantep çevresindeki Kürmanç Rişvan'lar ve Türkmenler ve hatta bu günkü dilimizde «Lo-r» kelimesini peynir yapıldığında meydana gelen artığa aynı söz Kullanılmaktadır.

Bu gün Siverekteki «Karakeçili» Kürmanç Türkleri ve diğer Kürmançlar da Çadır anlamına «Kon - Reş» kullanılmaktadır. Buradaki «Kon» aslen kökü konmaktan gelen eski bir Türkçe kelimedir. «Reş» Farsça siyah anlamına-dır. Urfa'nın Bozova'sında «Kongörmez» denen bir yer vardır. Kayalık bir yerdir ve oraya konmak mümkün olmadığından bu ad verilmiş (Çadır kurulmaz). Ayrıca Türk-Nayman uruğunda da bir «Kon» oymağının varlığını da biliyoruz. Yörükler de çadır dokuyan basit tezgahlara bu gün «Kon Tezgahı» demektedirler.

E — Türkçede, Arapçada olduğu gibi şedde, yani bir sesi ikiz olarak söylenmediğini özellikle Kaşgarlı Mahmut belirtmektedir. Bu yüzden de yüce İslam Peygamberi'nin adını taşıyan erkek çocuğa bu gün halkımız Mehmet demektedir. Bunun gibi Arapça'dan dilimize giren şeddeli sözleri de, bir sesli olarak söylenir görmekteyiz. «Hamal (hammal), Kuvat (kuvvet), Hümbet (himmet) gibi.

Kürt'ler de Oğuzluklarından gelen Türkçenin bu özelliklerine uyarak kullandıkları Arapçadan gelme sözleri adeta tanınmaz hale sokarlar:

Ala (Allah), Avdıla (Abdullah), bakal (bakkal), çenet (cennet) çenem (cehennem), celat (cellad) gibi.
Büyük Türk alimi Kaşgarlı Mahmut'un 900 yıl önce işaret edip, örnekler verdiği bu Oğuz Türkçesinin beş özelliği'nin uzun zamandan beri de Dicle - Kürmanç'larında yaşadığını gösteren örneklerimizi daha da çoğaltmak mümkündür. Fakat Kürt'leri Aryani ve İran soyundan göstermeğe çalışan «emperyalist güçler» ve bunlara inanmış bazı kimseler bizim gösterdiğimiz bu Oğuz ağzının beş özelliğinin Kürtlerde / Kürmançlarda olduğu, Aryani ve İran/Fars dillerinde de bulunduğunu gösteremezler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DİL BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:31

2 — YENİSEY İLE GÖKTÜRK YAZITLARINDAKİ «ND/NT VE NÇ SESİ KÜRTLER'DE DE KULLANILMAKTADIR.

Sayın F. Kırzıoğlu «İslamiyetten önce Yenisey ırmağı başlarında yaşamış olan «Altı Oğuz», Kürt ve daha başka adlarla anılan Türk uruglarının kullandığı «Yenisey yazısı» ile bunun daha sonraki biçimleriyle yazılı 734 yılından kalma «Orkun/Göktürk» yazıtlarında Türk diline mahsus değişik ikiz sesi gösteren ve orta ile son hecelerde kullanılan iki harfin değerini Oğuz ağızlarındaki gibi Kürtler'de de görmekteyiz» demektedir. Nitekim Yenisey ile Orkun alfabelerinde ND/NT ve NC sesini gösteren harfler vardır.

Bu çifte sesleri söylemeye alışık olan Türk milleti, 900 yıl önce Kaşgarlı'nın aslında tek sesli olduğunu belirttiği şu Türkçe sözleri bile bu eski usule uydurup söylemektedir:

«Kılınç (kılıç), Künç (küç,. Diyarbakır çevresinde «Küncü», Erzurum çevresinde «Künçüt» denilmekte olan susamın ismidir). İstanbul ağzına bile yerleşmiş olan Tunç (Tuç).

Fakat aslında tek olan «T» ve «N» seslerini ND/NT ye ve «C/Ç» sesini de «NC/NÇ» sesine çevirmeyi adet edinmiş Oğuzlar gibi Kürtler'de de bu durumu görmekteyiz.
Diyarbakır Lice kazasının yakınında bulunan bir kaleye çevredeki Kürmanç'lar tarafından «Antak / antkh» denilmektedir. Bugün de bu kaleye buna izafen «Antak» denilmektedir. Kürmanç bile «çok yiğit, güreşçi, pehlivan anlamına gelirken, öteden beri «NÇ» söyleme geleneğine uyarak sonunda «NÇ» eki konulmuştur.

Şimdi, «NC/NÇ ve ND/NT» seslerinin Kürmançlarca eski Oğuz dilinden gelmiş bu özelliğe uyularak nasıl türetildiğini, şu örneklerde de görmekteyiz:

Amanç ((amaç, Ermnç/Ermanç (ufuk gaye), Diimanç, Tekhanç, Girinç (giriş), Arapçadan geçme sözlerden Fend (fen), Fırsant (fırsat), Türkçe sözlerden Khalind/ Khaiin (kalın, başlık), Kantır (katır).

Osmanlılar, I. Sultan Selim hükümdarlığı devrinde (1515) eski Akkoyunlu devletinin başkenti olan «Kara Amid» (Diyarbakır) Şah İsmail'den ayrılıp Anadolu Türk birliğine dahil olması ve Van gölünden Yukarı Dicle boyuna kadar bölgenin fethedilmesi, bu arada 1516 da eski Türk - Akkoyunlu devletinin vezirlerinden büyük bilgin «Bitlisli Molla İdris»in de gayretleriyle, bütün Kürmanç boy ve oymaklarını milli birlik ve bütünlüğe dahil edilmesi, Turanı birliğin ilk adımlarıydı. Bu birliğin meydana getirilmesinden sonra şimdiki Tunceli'nden Musul bölgesine kadarki bütün Fırat doğusunu, ve merkezi Kara amid olan «Diyarbakır eyaleti» adı altında 12 sancaklı bir beğlerbeğliği yaptılar. 1518 yılında tutulan bu ilk Osmanlı «Tahrir defteri» bu gün. elimizdedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DİL BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:32

Sayın F. Kırzıoğlu bu 1518 tarihli «Diyarbekir eyaleti Tahrir defterinde» yaptığı araştırmalarda, vergi ödeyen Kürmanç'ların boy ve oymaklarından Erkek Kürt'lerin Türkçe adlarını çıkarmış ve Ekim 1961 tarihli «Türk Dili» dergisinde de neşretmişti. Bu erkek Türkçe adların Kürmanç erkeklere verilişi, bir takım milli folklor ve geleneklerin uygulandığını ve Osmanlı fethinden önceleri ve Akkoyunlu çağında da Türkçeyi gayet iyi bildiklerini ve konuştuklarını göstermektedir.

Boy, oymak ve köy adlarını ihtiva eden bu erkek adları:

«Ağa, Alman, Altun, Artuk, Aydoğmuş - Başlmış, Bayram, Budak, Bulduk, Bulmuş, Dengiz, Doğan, Durak, Göç-bek, Gündoğmuş, Güvendik, Kara, Karaca, Karahan, Karaman, Kılınç, Kırzu (Kırzı), Koca - Korkut, Köçeri, Kulu, kutludoğmuş. Kurt, Mamlu, Menteş, Saru, Sarubek, Satılmış, Savcı, Sevüktekin, Sevündük, Tanrıverdi, Tanrıvermiş, Tatar, Temür, Temürdaş, Tokmak, Tosun, Türemiş, Turalı Türkan, Ulus, Türkleri, Umut, Uslu, Yağmur, Yoleri.»

Üç asırlık bir zaman içerisinde Ateşperest İran'lı Sasanlierin, istila ve baskısı altında kalan ve özellikle de Dicle Kürtlerinde bu baskılara rağmen aile ve yaşayışına ait eski Türk isim ve geleneğinde bir değişiklik olmamış, ana, baba, oğul, kız, amca, ihtiyar, gelin öz, övey anlamındaki sözlerin İran dillerinden ayrılıp, tek ve hep Türkçe oluşu da Kürmanç'ların dilinin kökünün ve özünün aydınlatılması bakımından gerçeklerin bir ifadesi olmaktadır. Halk arasında derlediğimiz bilgilere göre bu aileye ait isimler şöyle:

Ağa: (Bundan «Ağati: Ağalık türetilmiştir. Hala bütün Türkman ve Kürmanç'larca kullanılmaktadır.)

Apo: Babanın kardeşine verilen isimdir. Amca Arapçadan gelmedir. (Göktürkler, Uygurlar ve Selçuklardaki «Apa ve bu gün Yakutlar ile Kazak - Kırgızdaki babanın kardeşi anlamına «Apağa» aynı anlamdadır ve Apo ile aynı kökten gelmedir. Dolayısiyle Apo eski Türkçe bir kelimedir. Hala yaşamaktadır.)

Ana: Mana itibariyle, Kök, Menşe, Kaynak ve özellikle Türk ses uyumuna uymayan «Anne» nin karşılığıdır.

Bob/Bav/Bavo/Bavek/Babik: Baba anlamındadır.

Balduz/altuz: Baldız

Bala/Bale: Bala yavru demektir. Bundan türetiler

«Bala-Bun: Yavrulamak demektir. Bugün bile Azeri Türklerinde de bu kelime aynı manada yaşamaktadır. Eski öz Türkçe isimlerden biridir.

Başlıklı: Gelinlik kıza verilen «Kahlın».

Beğ: Bey, «beği/Beğiti: Beylik. Orhun kitabelerinde de «Beg» olarak aynı anlamda kullanılmıştır.

Beşik/Pişik: Beşik anlamınadır.

Boy: Büyük göçebe birliği ve aileler akrabalığı olarak zikredildiği gibi. Göktürkler de bir ünvan olarakta «Boy»'-la» şeklinde geçer. «Boy la be ga Tarkan» gibi.

Buk/Buge: Gelin anlamınadır. (Kazan Türklerinde «Big/Bike», Çağatay ve Kazak Türkçesinde «Bige/Bilge» olarak geçer. Son Avar - Türk hükümdarı olan ve büyük Kafkas kahramanı «Hacı Murat'ın yakını» bulunan «Buge Hatun», bu ismin eski bir Türkçe ad olduğunu ve hemen hemen bütün Türk uruglarında aynı anlamda kullanıldığını göstermektedir.

Çocuk/Çocuk/Çocuklı: Çocuk demektir.

Dadu/Dadı: Dadı, süt anası.

Duvaklı: Duvak.

Dere Beg/Eğit/Agit: Yiğit

Eci/Ecü: Ecdad, büyük baba ve büyük ana demektir. Gaziantep çevresi Rişvan Kürmanç ve Avşar Türkman'larında «Eci» büyük ana'ya verilen bir addır. (Kendi oymağını olan Rişvan Kürmanç'larında «Eci» aynı anlamda kullanılmaktadır.) Bu isim aynı zamanda Göktürk abidelerinde de aynı anlamda geçmektedir.

Emçek: Bebeğin emdiği, meme.

Emzik/Emzuk: Lohusa memesi.

Khan: Ağa ve beyden daha büyük rütbeli kişi.

Khanim/Khanum: Hanım

Khat/Khati/Khatin/Khatun: Teyze, saygı gereken kadın.

Khızm/Khasu/Khuzm: Hısım, akraba.

Khel: El, oymak ve boylar birliği, büyük kalabalık: Bundan «Khelya - Buke»: gelin alayı).

Khal/Kal/Kalik/Kalo: Yaşlı kişi, ihtiyar.

Kako/Kek/Keke/Keko: Ağabey, kardeş, dadaş, efe.

Karavaş: Cariye

Keç/Kaçe/Gaç/Keçi: Kız (Çin kaynaklarında bu anlamda Hunlar «Kıfftu» olarak kullanmışlar.)

Kız/Kıze: Kız, bakire.

Kol/Küfe: Köle.

Kuçek/Kuçik/Kiçik/Geçek/Giçik: Küçük çocuk. Küçük yavru. (Gaziantep yöresindeki Türkmen ve Kürmançlar keçinin yavrusunu çağırırken de bu adı kullanırlar.)

Leçer: Arsız kadın.

Obe/Obe-Başı/Ocağ/Ocaklı: Evliya soyundan aile, ocak, pir-evi.

Ocaklı - Kor: Kör ocak, oğulsuz aile.

Oge/Ogey: Üvey.

Oğlan/Oğul: Oğul demektir. Orhun abidelerinde de «Oğlan ve Oğul» olarak aynı anlamda geçmektedir.

Piçuk: Buçuk, yaşça küçük.

Scbe/Suboy: Çağı geçtiği halde evlenmiyen, serseri.

Tarkhan/Terkhan: İmtiyazlı kişi ve aile. Göktürk abi-delerindeki yazıtta «Tarkan» bir ünvan olarak geçmektedir. (Terkhani: Tarkanlık).

Tağ/Taklı: Çadırlar veya evler topluluğu. «Otağ: Hükümdarın bulunduğu çadır olarak ta aynı anlamdan türetilmiştir.
Bütün bu kısa misallerden de anlaşılmaktadır ki, yabancı tesirlerin en az girebildiği «aile, ocak ile beşiğe ait Kürtçe'deki sözlerin yüzde 80 den çoğu Türkçe ve Oğuz ağzına göredir.

Yine bu konuda rahmetli Şerif Fırat bey, «Zazaların konuştukları dili incelerken bunların çoğunun pek eski Türkçe kelimeler olduğunu tesbit etmiştir.

Şimdi misal olarak bunları sıralıyalım:

Satlık, Sat, Salık, Kalng, Sanık, Tanık, Çalık, Kaşmer, Kısağı, Karaç, Kançık, Katık, Kahpe, Kop, Koşma, Kat, Kab, Kaz, Kurnaz, Kavaz, Kayısı, Sağdıç, Dal, Dalda, Dalav, Damar, Demli, Dönek, Maskara, Üskere, Tencere, -Tekere, Çor (Gaziantep Rişvan Kürmançları ve Barak Türkmanları çor'u: Laf, söz anlamında hala kullanmaktadırlar.), Şor (Tuzlu anlamında hala kullanılmaktadır.), Bor (Çorak anlamına kullanılmakta.), Çeper, Çığır, Çığ, Dernek, Örnek, Merek, Tezek, İpek, Kelek, Pertek, Terek, Ölçek, Çuval, Çavdar, Ambar, Boz, Koz (Ceviz anlamındadır. Hala bizde de aynı anlamda kullanılır.) Söz, Bora, Hora, Pun, Bum, Pümpar, Biçim, İçim, Seğiç, Sorgu, Seçim, Burgu, Sürgü, Suna, Turna, Güvercin, Ördek, Gerdek, Melek, Şepe, Lape, Beran, Derman, Yaman, Sülük, Bar, Kent, Gedik, C'rit, Cil, Çil, gibi bunlara benzer yüzlerce söz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DİL BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:32

Yukarıdan beri sıralayarak gösterdiğimiz Türkçe kelimeler oymak; boy, beğ isimleri o kadar saf ve eski Türkçedirki, onlara çoğu kez Anadolu Selçukları ve Osmanlı'lar devri diğer Türkmen aşiret beğlerinde ve oymaklarında rastlamak bile biraz güçtür. O halde bu eski Türkçe adları alan bu oymaklar ve aşiretler kökenler ve kaynakları Türk olmasa idi bu adları alırlar mıydı?. Gerçekleri görmek istiyenler için bundan güzel ve açık tanık olur mu?

Kürt - Oğuznamesi olan «Şerefnamede» de Türkçe isim ve ad taşıyan şahıslar ve aşiretler görmekteyiz. «Hizan beğlerinden Sultan Mehmet Beyin, beş çocuğu vardı. Emir Muhammed, Yusuf Beğ, Melik Halil, Melik Han. ve Mahmut Han. «İsbayerd beğlerinden Muhammed Beğ'in oğlu Mir Şeref iki erkek çocuk bırakmıştı. Bahaddin bey, Örkmez bey». Yine Şerefnamede Türkçeyi hiç bir zaman unutmamış olan ve Türklüğün töres'ne bağlı olun Kilis beyleri Hakkari ve İmadiye beylerinin amca çocukları olarak gösterilmektedir. Ayrıca Hakkari beyleri soyundan geldikleri için onlara «Şemu» denildiğini ve İmadiye beğlerine, Bahaddin'in çocukları oldukları için «Behdin» denmektedir. Kilis beylerine de Menteşa'nın soyundan geldikleri için «Mend» deniyor. Menteşa'dan sonra yerine «Arab Bey» geçmiş, Arap Bey'-torunu olan Ahmet beyin torununun adı «Canpolat Bey» idi. Burada «Arap Bey» olarak zikredilen Arap değildir. Türk Şamanist geleneğinden gelen bir bağlılığın tezahürü olarak, karayağız olan kimselere «Arap» denmektedir. Bu nedenle de bir çok Türk beğleri ve hatta oymakları «Arap», «Araplı» olarak adlandırılmıştır. Gaziantep'in Araban kazasına bağlı ve bir Türkmen köyü olan «Arap köy, Kıbrısta bulunduğum sırada gördüğüm, Magosa ile Lefkoşa arasındaki «Arap Köy», köy adı olarak; Oymak adı olarak da, «Arapkirlu, Türkmenleri ve Eğenin pek. çok yerinde «Araplı» Yörükleri, Özbek Türklerinde «Arablı» adlı bir oymağın buluşunu ve Hazar denizi ötesindeki Türkmen ellerinde oturan Türk oymaklarından birinin adı da «Arcibcı» bunlara güzel bir örnektir. «Şirvan beğlerinden Mir Hasan'ın oğlu Mir Şah Muhammed'in oğullarından birinin adı «Mir Ebdal» idi.

Bunun da dört oğlu vardı:

Muhammed Bey, Ebdal Beğ, Ali Bey, İzzeadin Beğ, idi». Buradaki «Ebdal» «Abdabın bozulmuş şekli olup «Ehlibeytin» kulu manasına gelmektedir. Buradaki «Abdal ismi, Horasan Türkmenleri arasında bulunan «Abdal» isimli Türk oymağında da görülmektedir. Ayrıca Zazaların içinde çoklukla .bulunan «Abdaları (Abdallar)» oymakları, Batı Türkistanda Gurlu Türkleriyle komşu iken, Arsak Türklerinin fethi sırasında onlarla beraber Anadolu'ya göç etmişler ve Türk Moğol Hükümdarı Babür Şah zamanında zaman zaman İran'a geçerek Hüküm-darlık makamını da ele geçirmişler ve bu arada Afganistan'da da büyük bir devlet kurmuşlardır. «Derzini beylerinden Emir Gazi'nin torunu Emir Hamza'nın oğlu Muhammed Beyin dört oğlu vardı. Ali Bey, Şah kulu Bey, Yakup. Cihan Şah Bey». Lice beylerinden »Ahmet Bey'in oğlunun adı Şahım Bey idi. «Adilcevaz beylerinden Emir Han Bey, Cihangir Bey ve oğlu Aksak İbrahim Bey». «Terkever Beylerinden Nasır Bey'in sekiz oğlu Şir Bey, Yusuf Bey, Karahan Saruhan, Şah Mehmet Timürhan, Hüseyin ve Haydar.» «Hilvan beylerinden Sahrab Bey ve torunu Kubad Bey idi. (Kubad Kıpçak erkek ismi olarak ta kullanılmıştır).» Doç. Dr. M. Eröz Beğ Şerefname üzerinde yaptığı araştırmada tesbit ettiği bir mevzuu burada nakletmek gerekmektedir. «Gülbağı beylerinden Beyke Beyin hizmetine Ustaçlu aşiretlerinden Abbas Aka (Ağa) girmişti. Abbas Bey, Rengeroç kabilesi reisi İlyas Aka/Ağa'nın kızıyla evlendi. Sulak bir toprak bağışlandı. Orada üzüm yetiştiriyor ve gelene geçene ye-diriyordu. Yoldan geçenlere, «Gel bağa» derdi. Bu kelime sonradan bozuldu ve «Gelbağı» haline ve Abbas Ağa'nın lakabı haline geldi. Arabozucular, beyle olan iyi münasebetlerini bozdular., Rengeroç kabilesinden olan kızkardeşinin oğlu «Yarullah Aka-i Rengeroci»ye ve kendisine tuzak hazırlandığını haber alıp, yeğeni ile birlikte kaçtı.

Ustaçlu'lar, Bayındır'lardan olan Akkoyunlu'lardandı. (Bayındır boyu Oğuzların Üç ok kolundandır. Reşid üd A din'e göre - Kaşgarlı'nın Oğuzlar listesinin de üçüncü sırasını işgal eder. Burda bahsedilen USTAÇLU Kürmanç oymağı işte bu büyük Oğuz boyunun bir koludur) «Beyke bey bu Ustaçlu'ların nadir rastlanan cesaretlerini bildiği için yerinden pek kıpırdamadı. Bunun üzerine Abbas Ağa'nın oğlu Ali Ağa, «Gelbağı» aşiretinin reisi oldu. İki oğlu vardı. «Haydar Bey - Kah Bey. Bitlisli din bilginlerinden Mevlana Hıdır Bibi'nin adı dikkat çekicidir. Bibi Orta Asya'da bazı Türk kabilelerinde hatun adı olarak geçtği gibi, Yörüklerde de «Hala» manasına gelmektedir. Bibi sadece yörüklerde değil, bu gün bile bir çok Kürmanç ve Türkman aşiretlerinde de «Bibi» hala olarak kullanılmaktadır. (Biz Rişvan Kürmançları olarakta hala bu eski Türkçe «Bibi» kelimesini «Hala» yerine kullanmaktayız. Gaziantep çevresindeki Avşar Türkmanları da kullanmaktadırlar).

Şah İsmail'in Kumandanı «Çapan Sultan Ustaçlu», Bitlis kalesini aldığında muhafız olarak «Kürd-Bey Gurktu Vi-Ustaçlu»yu bırakır. Burada dikkati çeken «Kürd ve Ustaçlu» isminin bir arada bulunuşudur. Bu bize, nasıl Yenisey Kürtlerinden bahsederken Göktürk'lerin Batı kesiminde bunların Oğuz boyları içinde ve bir Oğuz boyu olarak bulunduğunu gösterdiysek, burda da Ustaçlu gibi (Akkoyunlu/Bayındır) diğer bir Oğuz boyu içinde de Kürt-Türk oymağının bulunuşunun bir tesadüf olmadığını ve tarihi bir gerçeği göz önüne sermektedir.

«Bitlis beyi Şerefhan'ın karısı, Sason'lu Ali bey'in kızı Şah Beygi Hatun» idi.
Yukarıda Şerefname'ye dayanarak verdiğimiz bilgi «Kürmanç» ların Türklüklerine birer delil teşkil eder.

Burada Erkek'lere verilen adlara güzel bir misal olarak, Eski Van milletvekili İbrahim Arvas'ın bu konu ile bir hatırasını nakledelim:

«Bendeniz Şemdikan kaymakamı iken, Gerdi aşireti reisi «Oğuz Bey'e» bu adın Türk adı olduğunu kendisine kimlerin verdiğini sordum.» Cevap olarak bana, «Bendeniz yirmibirinci Oğuzum. Bizdeki ananeye göre baba kendi evladına kendi babasının ismini verir ve böylece silsile olarak devam eder» dedi. «Maalesef Oğuz kabilesinden olan Oğuz Bey ve Amcası Koçbeyi Kabilesinin reisi olan M. Emin Bey, senelerce devleti idare edenlerin, gerçek manada kötü bir eğitim politikasının ve Gayri Milli So6yo - Kültürel ve Sosyo - Ekonomik idareleri yüzünden kendi kökenlerinden yabancılaştırılmış ve Emperyalist güçlerin ve içerdeki işbirlikçi egemen satılmış güçlerin müstakbel planları için kullanılır bir piyon haline gelmesine sebebiyet verilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DİL BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:32

Kürmanç ve Zaza'lardaki hayvan adlarının da çoğu Türkçedir.

Ankhte: İğdiş, aktalanmış.

Alaşa: Beygir değersiz at. Bu söz Türk'lerden Rusçaya geçmiştir.

Ankit (Angut): Angut.

Aykhir (aygır).

Eslan (aslan).

Bak (Kurbağa. Kaşgarlı'da da geçer).

Palakh (Balak, ayı yavrusu),

Beleban (Balaban),

Baran/Beran (Çok eski Türkçe bir isim. Koç erkek koyun),

Bayekuş (baykuş),

Badev (bidev, küheylan at),

Banik/Belek (benek),

Bisrek (erkek deve, buğra),

Bizav (buzağı), Bocik (böcek),

Bokhe (boğa),

Burge (Pire; Kaşgarlı'da da geçer),

Çelek/ Çelenk (İnek: Y-Ç'nin başla ve N-L'nin ortada değişmesi ile «yenek/yinek» ten),

Ceren/Ceyron (ceren/ceylan),

Cuce/Cucik (Civciv),

Çekal (çakal),

Çekürge (çekirge),

Çeloğan (çalağan, atmaca),

Çapuş (cepiş, iki yaşındaki dişi keçi),

Çil (keklikten küçük av kuşu),

Çivik (serçe -Kazak Türklerinde çipçik),

Dane/Dana, Davur (koyun sürüsü. Hala kullanılmaktadır).

Düge (düve),

Enük (enik -köpek yavrusu),

Erkeç (erkek keçi),

Ferik/Firik (yumurtlama çağındaki piliç),

Güve (güve),

Herik/Hirik (Oğuznameler'de de geçen ufak kuyruklu ve küçük gövdeli eti makbul koyun),

Hogeç (ögeç),

Khotik (koduk/kotuk, sıpa),

Karkar (karga),

Kardekunç (karlankuş, kırlangıç),

Ksrgo (kırgı, uçarken kuşlara sokulup bir kanadını kıran küçük ve yaman bir avcı kuşu).

Kısır, Kosek (köşek, deve yavrusu),

Kolik (kölük, boynuzu çıkmayan koyun veya sığır),

Laçın/laçin (en büyük kartal, Yalçın-kuşu),

Maye/Meye (maya, dişi deve Epelaklı (yapalak, puhu kuşu).
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DİL BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:33

KÜRTLERDE YAŞAYAN UNUTULMUŞ ESKİ - TÜRKÇE SÖZLER

Şimdi derleyebildiğimiz Kürtçe'deki unutulmuş eski Türkçe sözleri alfabe sırasına göre gösterelim:


Amanç: Amaç gaye, hedef. Sondaki «Ç» ekinin «NÇ» şeklinde söylenişi, Yenisey ve Orhun yazıtlarında gördüğümüz eski Türkçedeki çifte sesin çevriliş geleneğine uygundur.

Apo: Amuca, babanın kardeşi demektir. Göktürkler ve Selçuklu'larda, «Apa» Sibir ve Orta Asya Türklerinde «Apa/Apağa»dır. İstanbul ağzındaki «amuca». Anadolu ve Azerbaycan ağzında «Emice» ve «Emmi», deyimi Arapça-da «a'ınmi»den bozmadır; Türkçesi «Apa»dır. Kürtler «Apo» biçiminde yaşatagelmişlerdir.

Ban/Bani: Dağ tepesi, çatı, tavan, yükseklik ifade eder. Dede - Korkut kitabı ile Akkoyunluların Tarihi «Kitab-ı Diyarbekiriye»nin başında da Oğuzca bir deyim olarak «Doksan Başlu Ağ-Ban ev» (yüksek otak)», «ağ Ban ev» (Ak ayvanlı ev» deyimlerinde geçer. Kıpçak/Kuman Türkleri ile Macar Türklerindeki «Ulu-Bey, yüksek hakim» anlamında kullanılan «Ban» ve çokluk ekiyle «Ban-A!» de-yimleri de bununla ilgili ve yüksek, yukarı, üstün anlamına gelmektedir. Kürmanç ve Zaza Türklerinde de bu eski Türkçe kelime çok kullanılmaktadır.

Baran/Beran: Koç, erkek koyun demektir. Bu gün Başkurt ve Bulgar (Belgur) Türklerinin bir bölüğü Anado-luda yaşayıp «Ayaşlu» oymağı ile birlikte adları belgelerle anılan «Berendi (Beren-li» boyu ile 915 de yazılan Ta-beri'nin eserinde Horasanın kuzey kesiminde yaşadığı anılan «Baranlı Türkleri» adında; Van gölü kuzeyinde ve batısındaki Ahlat - Bitlis Muş - Erciş bölgelerinin hakimi Karakoyunluların Hanlarını çıkaran «Baran-Lu» oymağında da bu sözü görmekteyiz.

Betik/Bitik/Pitik: Kutlu yazı, muska, hamail anlamına gelip, Göktürk Türkçesinde «Bitiğ» yazı, yazılı nesne anlamına geçen «Biti-Mek/Beti-Mek» yazmak, kitap yazmak demektir. Orhun kitabelerinde, «Biti: yazmak». «Bitit: Yazdırmak» olarak geçmektedir.

Binlerce sene evvel yalnız Göktürklerin kullandığı bu kelimenin hala Kürt oymaklarının dilinde yaşaması, Kürtlerin Türklüklerini ispatlayan en bariz bir delil değil midir?.

Buk/Buke/Buge: Gelin, nikahlı kız demektir. Çağatay ve Kazan Türkleri ağzında «Bige/Bike/Bikeç» deyimleri de bu anlamdadır. (Bundan evvelce yine bahsetmiştik.)

Çer/Çır: Türkü, Yır. Eski Türkçedeki «Yır» (masdurı .«Yırlamak»: türkü söylemek, makamla şarkı çağırmak sözünün Kıpçak, Kazak ve Dağıstan'da Alburuz/Mengü-tav çevresindeki Karaçay - Balkar ağızlarındaki «Çer - Yer, Cılkı - Yılkı, Ceti - Yedi» sözleri gibi «Y-C» değişiminden, «Cır» biçimindeki sözün Kürtlerin dilinde de kullanıldığını görmekteyiz. «Çirak: Türkülü hikaye» anlamına yelir. Dobruca'daki Kırımlı Türklerin karşılıklı manzum şarkıla-rı «Çır» oyunu da bu cırlamaktan gelmektedir (117). Gaziantep Barak Türkmenlerinde de «Birisi güzel bir maya söylediğinde «Ne güzel yırlıyor» denir.

Çıya/Çiye: Dağ, tepe. Kuzeydoğu Sibir'deki Yakut Türklerinde de bu anlamdaki «Tığa» (Ormankdağ) ve Azerbaycan ile Doğu - Anadolu'da harmanı biten ekinin tahıl ile samanı ayırmak üzere yelin esişine dikey olarak yığın edilmesinin adı olan «Tığ» ile ilgilidir.

Gur/Kur/Guro: Oğul, oğlan, erkek çocuk anlamına tek sözdür. Göktürkçedeki «Ur/Uri (erkek çocuk, oğui)>\ «Uri-lamak» (Kaşgarlı'da erkek çocuk/Oğul doğurmak) ve «Ur-Uğ/Uruk» (Nesil, uşak, oğullar, ulustan büyük boylar birliği) deyimlerinin kökündeki «Ur/Uri» sözünün başına önceden işaret ettiğimiz gibi Oğuzcanın özelliğinden gelen «K/G» sesi eklenmesinden ibarettir. Bu bakımdan da Kürtçe'de yaşayan bu eski Türkçe söz gerçekten çok dikkate
değer.

Kal/Kal/Kalik: Yaşlı, ihtiyar manasında Kürtçede geçen bu kelime, Kaşgarlı Mahmut'ta da «yaşlı kişi anlamına gelen «Kal» kelimesi ile aynı köktendir.

Kek/Keke/Kako/Keko: Ağabey, dadaş, efe, evin büyüğü erkek. Sibir Türklerinde «Kek», Uygur ve Karapapak (Borçalı - Kazak)larda «Kağa/Kaga» evin büyüğü, Gazian tep çevresindeki Rişvan Kürmançlar ile Türkmenler aynı anlamda «K-Ağa/Aga»: abi, evin büyüğü anlamında, «K» harfi yutularak «Ağa» şeklinde kullanılmaktadır. Kaşgarlı'da «Kek - Mek - Er», «İşte pişmiş kişi, tecrübeli ve ehil adam», Yakutlarda «Keki», büyük, hakim, gökyüzü hakimi anlamındadır. Dicle Kürtlerinde halen bu deyişin «Keko olarak yaşaması gerçekten çok mühimdir.

Kon: Çadır, oba, anlamına gelmekte ve «Konmak» mastarından .türemiş olsa gerek. Siverekteki «Karakeçili» aşireti Kıl çadıra «Reş-Kon» demektedir. (Reş: Farsçcı siyah demektir). Çağatay ağzında «Kon» deyimi «Mesken, inip - kalkılan yer» anlamında geçer.

Kurt/Kürt: Kısa güdük, sert, yatkın. Kaşgarlı'da bu anlama «Kırt» sözü vardır. Kısa kollu ve kısa etekli kaftanlara «Kurt/Kürt» derler Hazar Türklerindeki kısa anlamına «Kurt» sözü, Rusçayada geçmiştir. (Kur - Uşka/Kisa kaftan).

Ko/Ke/Ki: Bu son ekler, aile adlarının sonuna eklenince «Çığım - Çiğim» gibi sevgi ve yakınlık bildiren bir ektir. «Kürtçe'de «Bavo-Ko»: «Babacığım», «Kal-Ki/Kali-Ki»: «Dedeciğim, ihtiyarcık». Kaşgarlı Mahmut da «Kı» hısımlık bildirir. Adların sonuna gelip «acıma ile sevme» anlatan bir edattır. Ata-Ki: atacığım gibi» deniliyor.

Küvig/Küvvik/Keyik: Ürkek hayvan, yabani, vahşi. Göktürkçe, «Keyik: Yabani av hayvanı, geyik. Yine Kaşgarlı'da «Keyik: Yabani (Keyik söğüt: Yabani söğüt) ağacı diye anlatır.

Le/Lo: Bu son ekler de insan adlar: sonuna gelip «Bra-Bre, be, hey, yahu» anlamını vermektedir. Kadınlar için «Le» ve erkekler için «Lo» kullanılır, </Fa!.e Le: Fatma Be/Bre Fatma». «Memo-Lo: Bire Mehmet.!.: gibi. Kaşgarlı, Türklerden yalnız Oğuzların kullandığı böyle bir edat için şunları yazıyor: «La» son ekini Oğuzlar kullanır: İşinin bittiğini gösteren bir edattır. «Ol - Bardı - L.a»: «Vardı/gitti bel», «O keldi - La: O geldi yahu!» sözlerindeki gibi.

Torin/Torın: Asilzade, soylu kadın veya erkek, eski beyler ailesinden gelenlerin sıfatı. VI. yüzyılda Kafkaslar kuzeyinden İdil (Volga) boyuna ve bir kolu Tuna bölgesine göçen Bulgar Türklerindeki «Turun» deyimini Türkologlar, Göktürkler ile Avarlar'da görülen «Yüksek rütbeli, vali» gibi makam ve unvan anlamına gelen «Tudun»dan ibaret sayarlar. Uygurlar'daki «Tözün/Tüzün» ünvanı da eski «Tudun»dan gelme olup «Soylu-soplu, asil ve necip kişi»; Kazak Türkçesinde «Törö/Töre» deyimi, «silzade, yüksek rütbeli, yüce - soylu» anlamındadır.

Kaşgarlı diyorki:

«Torım: Tiğinlere ve Afrasyap soyundan gelen hatunlara ve bunların büyük ve küçük çocuklarına söylenen bir kelimedir. Ne kadar büyük olursa olsun, hanların oğullarından başkasına böyle hitap edilmez. Gerçekten de Afrasyap soyundan Kürmanç'larda «Torın/Torin/Turun» deyimi bey soyundan gelen (kadın, erkek farkı gözetmeden) kişiler için kullanılan, onların Saka/İskit Türklerinin atalarından kalma bir milli töreden ileri gelmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DİL BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:33

ÇOKLUK BİLDİREN «T» SON EKİ

Yapılan araştırmalarda, Göktürk yazıtlarında; «Tark-at» (Tarkan-lar). «Tiğ-it» (Tiğ-ler), «Oğul-ıt (Oğul-lar) gibi deyimlerin sonundaki «T» son ekinin şimdiki «ler, lar» gibi çokluk bildirdiği anlaşılmaktadır. «Oğuzların», «Bay-at» boyunun, «Bav-an» (Baylar, zenginler ve bol nimetler) biçimi de vardır.

Bu arada, Sakalar'ın Yunanca kaynaklarda tesbit edilen Uruk ve boy adlarından:

«Skyt» «Sokolot» (sekel-ler), «Masak-et» (Masak-lar) «Barula-t» (Barular), «Tark-it» (Tark-lar) gibi deyimlerde de «T» son ekinin çokluk belirttiği tesbit edilmiştir.

Bugün de, Altay/Mongol grubuna dahil olan Moğollar hala, «T» son ekinin çoğul edatı olarak kullanmakta olup ve buna göre de bir çok Türk boylarını ve uruklarını anmışlardır. «Alpagut» (Alpaklar). «Oyrat» (Oygur/Uygurlar), «Televüt/Televgüt» (Telengler) gibi.
F. Kırzıoğlu'nun Dicle-Kürtleri üzerindeki yaptığı araştırmalarda «T» son ekinin çokluk bildiren bir edat olarak, bu Türk uruğunda hala kullanıldığını tesbit etmiştir.

Bunu aşağıdaki misaller ile gösterelim:

«ada-et» (adalar), «ağa-V-at» (ağalar), «bağat» (bağlar) «Khelat» (eller, boylar, burada yine Oğuzca dil kaidesine uyularak KH eklenmiştir). «Çemet (Çember/çaylar, küçük ırmaklar), «Yar-et» (yarlar, yaran, dostlar).
Dil konusunda da verdiğimiz bu deliller gören körlere acaba hiç bir şey ifade etmiyor mu? Bu uruğun Turanı olduğu bundan daha güzel nasıl ifade edilebilir?
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir