Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tarih Bakımından Kürt'lerin Türklüğü

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Tarih Bakımından Kürt'lerin Türklüğü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:55

TARİH BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Tarih bakımından Kürt'lerin Türk'lüğünü açıklarken, bu konuda daha önce Fahrettin Kırzıoğlu tarafından kurulmuş olan sırayı izlemekte anlatım kolaylığı sağlamak yönünden yarar görmekteyiz. Bu zatın araştırmalarına göre, M. Ö. VIII. yüzyıldan itibaren Orta Asya'nın doğusuna hakim olan Hi-Yung-Nu (Hun) Türkleri, Tanrı Dağları bölgesinde yerleşmişlerdir. Bunların Saka (İskit) birliği içerisinde karlı dağlar ve yaylaklarda yaşayanlarına Kürt ve buna benzer adlar verilmiştir ki, yukarıda Karluk Türklerinden bahsederken buna değinmiştik. Bu durum, Kürtlerin atası olan Karluk Türklerinin yabancı kaynaklarda Hi-Yung-Nu adıyla geçen Hun Oğuzları bünyesindeki Saka (İskit) topluluğundan olduğunu göstermektedir. Gene araştırmalara göre, tarih boyunca Sakalar bölgesinde başlıca beş ülke ve buralarda Kürt adıyla anılan göçebe topluluklar görülmektedir.

Bunları doğudan batıya ve kuzeyden güneye yayılış yönlerine göre şu şekilde gözden geçirebiliriz:

A) YENİSEY KÜRTLERİ:


Burada yerleşmiş olan Sabir Türklerinin adına izafeten Türklerin «Sibir», Avrupalıların da «Sibirya» dedikleri Asya'nın bütün kuzeyini kaplayan geniş ülkenin ortasından geçen ulu ırmağın adı Türklerce Yenisey'dir. Yenisey ırmağının başlarında Göktürk'lerin «Köymen» adını verdiği Sayan dağlan ile batıda Obi ırmağının kaynak bulduğu Altay dağları arasında küçük dağ golleriyle donanmış yaylalar vardır.

MOGOLİSTAN'ın kuzeybatısında ve Baykal gölünün de batısında bulunan Yenisey başlarındaki bu toprakların doğu kesiminde bugün Rus emperyalizmi altında bulunan TANNU-TUVA adlı bir Türk Cumhuriyeti vardır. Burada ikinci GÖKTÜRK Kağanlığından (M. S. 68 yılında) önce yaşamış ve «ALTI-OĞUZLAR» ile komşu bulunan ve sürüler ile Yılkılar besleyip geçinen «Kürt» adlı göçebe bir Türk Uruğu var idi. Bu Yenisey kürtleri M.. S. 650 yıllarından önce veya Doğu Göktürklerinin M. S. 620 - 681 yılları arasında Çin imparatorluğuna tabi bulunduğu sırada, güçlü bir «EL-KAN/İLHAN»lık kurmuşlardı.

Sayan - Altay dağları çevresinde ve Yenisey başlarında yaşıyan bu Türkler, ORKUN ırmağı bölgesindeki Doğu Göktürklerinden kalma anıtlardaki yazıdan daha eski olup «YENİSEY YAZISI» denilen 39 harfli en eski Türk alfabesini kullanıyorlardı. Göktürk ve Orkun yazısının eski biçimi sayılan bu Yenisey yazısı ile yazılmış 32 mezar taşı bulunup okunmuştur. Bunların hepsi türkçedir. Yenisey yazıları denilen bu mezar taşlarının en uzun yazılanı 12 satır olup M. S. 650 yıllarından önce ölen «KÜRT-ELKANLIĞI» hükümdarı «ALP-URUNGU» ya aittir. Bu ölünün ağzından türkçe bir ağıt gibi yazılmıştır. Yenisey ırmağının baş kollarından olan Elegeş suyu boyunda bulunduğundan buna «Elegeş yazıtı» da denilen bu anıt çok büyük bir bitevi taş yontularak üzerine yazılmış olup yere gömülü bulunan bu taşın topraktan yukarısı 320 cm. boyunda ve en geniş yeri 60 cm. enindedir.

Bu koca taşı Yenisey Kürtleri Uruğu, Alp Urungu için mezar anıtı olarak dikmişlerdir. Elegeş yazıtının sekizine"' satırında özellikle konumuzu ilgilendiren şu sözler yazılıdır:

«(MEN) KÜRT EL-KAN ALP URUNGU, ALTUNLUĞ-KESİĞİM BANTIM BELDE; ELİM TOKUZ - KIRK YAŞIM»

Bindörtyüz yıllık bu Türkçe cümlelerin bugünkü dilimize göre anlamı şudur:

«Ben Kürt İlhanı (Hükümdarı) Alp-Urungu'yum. Altından yapılmış okluğumu belime bağladım. El'im (Devletim ve milletim) ben 39 yaşımda öldüm.»

Yüzüncü doğu boylamı bölgesinde yaşıyan Yenisey kürtlerinden 1400 yıl önce kalan bu «El-Kan Alp Urungu'-nun» yazılı mezar taşında ayrıca zengin hayvan sürülerinden de bahsediliyor ve buradaki «Kürt» adlı güçlü uruğun türk soyundan olup Türkçe konuşup yazdığı gösteriliyor.

Daha sonra bu Yenisey kürtleri sonradan doğudan gelen göçlerin baskısıyla batıya doğru ve İrtiş ırmağı ile Tobol suyu boylarına yerleşmişlerdir.. Bu yeni yurtlarında iken batıdan Don Kazakları Hatamanı Yermaklın 1581 ve 1582 de İrtiş boylarına Ruslar hesabına istila ederken ve ayrıca Hiristiyanlığı zorla yaymak istemişlerdir. Türk mollaları bunları 16. yüzyıl sonlarında İslam dinine kazandırmış ve bu yeni din tesiriyle eski Şamanist dinini bırakmışlardır. Son 400 yıldan beri de bu eski Yenisey kürtlerinin torunlarına hala hatıralarına binaen «KÜRDAK» denildiği biliniyor. Hatta Çarlık zamanında Ruslar bunların yurtlarına «Kurdak - Skaya - Volest» derlerdi. Dilleri de Türkçe-dir. Yine bugün bile bu Yenisey Türk Kürtlerinin vaktiyle hakim olduğu bu bölgedeki Alagöl'ün doğusunda Tarbakatay dağlarının güneyinde bir KÜRTE KAR OBASI'nın bulunuşu, bu Türk Ulusu Kürtlerin aslına bir tanık durumundadır. Yenisey kürtlerinin M. Ö. VII., yüzyılda doğuda Tanrı dağları ile Çin sınırına dayanan ve batıda Karpat dağları ile Tuna boylarına uzanan, Güneyde Filistin ve Mısır kapılarına varan koca Saka/Skaya/İskit imparatorluğunun kuzeydoğu ucundaki Türkler olduğu bu şekilde su götürmez delillerle anlaşılmaktadır.

Burada bir noktayı belirtmekte fayda vardır:

Türk düşmanı bazı batılı milellifler birçok Türk uruğlarında olduğu gibi Türk - KURMANÇLARI'nın da Ari bir ırk olduğunu ve batıdan doğuya gittiklerini savunmaktadırlar. Halbuki gerek Antropolojik ve gerekse Arkeolojik araştırmalar göstermektedir ki medeniyetin beşiği ORTA ASYA'da maden devri var iken Avrupa taş devrini yaşamaktaydı. Ayrıca o devrin toplu göçlerini ve intikallerini at ve hareketi temin eden tekerleklerle olmakta idi. Tarihi bir gerçektir ki atı ehlileştiren ve tekeri bulan demire hakim olan Turani ırkı idi. O halde nasıl oluyor da atı bilmeyen, Asya maden devrinde iken kendisi taş devrinde yaşıyan tekerleğe sahip olmayan o devrin iptidai Avrupalıları (Ari) ler batıdan doğuya göç edebilmişlerdir? Nasıl olmuştu da Yenisey başlarına ve Hindistan'a kadar gitmişlerdir? Bütün bunlar aklın ve mantığın ve özellikle ilmin kabul edemiyeceği bir takım hezeyanlardan ileri gidemez.

Kaynakça
Kitap: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM
Yazar: MAHMUT RIŞVANOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TARİH BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:56

BATI TÜRKİSTAN veya HORASAN - AFGAN KÜRTLERİ

Eski tarih kitaplarında İran'ın kuzey doğu kısmı ile bu günkü Türkmenistan ve Afganistan bölgesine (Pakistan dahil) «Doğu ülkesi» anlamına Farsça «Khorasan ve Türkçe olarak «Gündoğusu - Genkyor» denirdi. Horasan'ın bu Doğu İran ile batı Afgan kesimlerine yerleşen Saka Türklerinin varlığına izafeten ilk ve orta çağlarda «Sakaistan/ Seğistan» ve bundan bozma olarakta İslam çağında «Se-cistan/Seistan» denilmiştir.

M. O. Bin yüz yıllarında Büyük Sakalar Pencap bölgesindeki Eski Yunan kalıntılarını yıkarak buraya yerleşmişlerdir. Daha sonra küçük beyliklere ayrılıp ve büyük Türk Kuşan imparatorluğunun bünyesine katılmışlardır. Burada «Sanskritçe» dilinin gelişmesine yardımcı olmuşlardır. Ayrıca burada «Part ve Yileci» Türkleride yoğun olarak yerleşmiş olan Saka ve Kuşan Türkleri ile kaynaşıp daha geniş bir Türk toplumu meydana getirmişlerdir. Gerçekten yapılan araştırmalarda Eski Arap tarihçileri bu eski yerlere yukarıda söylediğimiz gibi «Sicistan/Seyistan/Sakaistan» dedikleri gibi. Burada yerleşmiş milletleri, İslam'dan önce ve sonrada yine Arap tarihçileri hep «Etrak/Türk» olarak anmışlardır. Hicret zamanlarını ve ondan öncesi devirlerde yaşamış bazı Arap şairlerinin bestelerinde «Kabil soyu hep Türk le birlikte anılmaktaydı.

İbnül-Esir 643 hicri yılının itibaren Müslüman Araplar Afganistan (Kabil) ve Büst (Kandahar batısı) bölgelerine girmesi ile burada Kabil (Secistan) Türkleri ve onların ve onların hükümdarı «Rutbik veya Retbil» (Şah, Han, Hakan) diye adlandıkları bu ulus ve uz kişi ile savaştıklarını yazarlar.

M. S. 591 yılında batı Göktürk'lerinin yardımı ile İran devletine hakim olup «Bağdad» yanındaki başkent «Ktezi-fonda» tahtı ele geçiren Horasan Sakalarının Arsakiılar kolundan «Behram - Üupi»nin kardeşine, mensup bulunduğu uruğun ismine izafeten «Kürdi» ve kızkardeşine de «Kürdiye» denildiğini, 915 yılında eserini bitiren ünlü İs-lam tarihçisi Taberi İran kaynaklarından alarak bildirmektedir.

İran'lıların en hakim ve kesafet bakımından en koyu yeri olarak bilinen Taberistanda yetişmiş olan bu milellif, Arapça olarak yazdığı bu «Kürdi» ve bunun feminen biçimindeki «Kürdiye» gibi nisbet bildiren sıfatlarda anılan kardeş ve kız kardeşinin adları İran tahtını ele geçiren Sasani düşmanı olan «Behram - Üüpi»ninde «Kürt» uruğundan olduğunu gösterir.
Nitekim, «Kürt - Oğuznamesi» olan Şerefnamede İran hükümdarlarından da, «Behram - Çupi»nin Kürt taifesinden olduğunu işaret etmiştir. Behram Çupi'nin yukarıda da belirttiğimiz gibi Saka Türklerinden olduğunu işaret etmiştir. Behram Çupi'nin yukarıda da belirttiğimiz gibi Saka Türklerinden olduğunu biliyoruz Bu bir gerçektir. Nitekim «Delhi - Türk sultanlığına bağlı «Bengal - Türk» Sultanlarından birisinin adı «Behram Han»dır (M. S. 1336.) Yine «Gazne - Türk Sultanlarından birinin ismide «Behram Şah»tı. (1118). Erzincan Men-güçek Hükümdarlarından «Fahrettin Behram Şahı»da burada zikredebiliriz.

VII. Yüz yıldaki İlk İslam Arap fethi sırasında Horasanın Khasitan kesimindeki «KHALAÇLAR» ile Kürtleri bir arada konup göçen deveci ve koyuncu boylar olarak tanımışlardır. (Hun Türkleride koyunculukla uğraştıklarında «Hun» adını almışlardır. Yani burada Hun'un manast koyun'dur).

Hive Hanı «Ebülgazi Bahadır Han» eski Oğuzname'ler ile Türk soy kütüklerine göre 1641 de yazdığı «Şecere-i Terakima» adlı kitabında Hazar denizi doğusundaki «Ulu Balkan» ve «Kiçi (Küçük) - Balkan» adlı dağlar bölgesinde yaşayan Enşari Türkmenlerinin «KHIZIR - ELİ»n içindeki «Kürtler» adlı bir boyunu tanıtmaktadır. Ayrıca 24 Oğuz boylarından iki boyun birleşiği sayılan «Khalaç'lar/Halaçlar» uruğu ile birlikte gördüğümüz Kürmançların yine Güçlü komşuları bulunan Türk - Gurlular ile birlikte bulunduklarımda görmekteyiz.

Selçuklu oğuzlarından evvel gelmiş ve Dicle boylarına yerleşmiş olan Türk Kurmançlar arasında tıpkı Batı Türkistan Kurmançlarında olduğu gibi burdada «Oğuz boylarından olan «Khalaç ve Gurlu»larında burada bir arada ve komşu olarak yaşadıklarını görmekteyiz. Van bölgesinde yetişmiş Ermeni rahibi «Arjerunlu Thomas» kendi çağındaki vak'aları anlatırken M. S. 905 yılı hadiseleri arasında Malazgirt - Erciş arasındaki bir yere «Khalaç - deresi» anlamına «Halaç - Oviti» denildiğini yazar. Öteden beri burada yaşayan dicle boyundan gelme «Kürman - Kürtleri» «Khalaçan (Khalaçlar) adiyle Malazgirt köylerinde konaklayan 63. Hamidiye hafif süvari alayının hepsi bu «Khalaç» Kültlerinden meydana gelmiştir.

Bağdad'lı Mesudi'nin 943 de yazdığı «Mürucüz - ZeJıep» adlı ünlü kitabında Dicle boylarında, bir kısmının Hıristiyan Yakubi mezhebine girmiş olan ve Kürtlerden gösterdiği «ÇURUHAN» (CURUKLAR)rın, Khalaçan ile hem komşu ve hemde kardeş olduklarını ve bunların Khalaçlar ile Kuzeydeki yaylalara yerleşmiş olduklarını ve öteden beri Müslüman olup Mardin - Diyarbakır Urfa arasında yaşayan 24 er oymaklı (Oğuzlamaya uygun) iki kola ayrılan «Kiki (Kika/Kikler) boyunun «Kiki - Khala-çan» kolu ile Malazgirt Khalaçan Kürmançları ile bağdaş olduklarını yazmaktadır.

Burada Kikler/Kikan oymağından biraz bahsetmek yerinde olacaktır.
6. Yüz yılda Baykal gölünün batısında yer almış «KİK - U» adlı bir Türk oymağının daha sonra Büyük Türk Hakanı «Muku Han» tarafından egemenliği aitına alındığını görmekteyiz.

Varto tarihinde de bunların öz be öz Türk olduklarını öğrenmekteyiz. O halde Bingöl»ün KIĞI» ilçesinin adının da bu Türk oymağından almış olması kuvvetle muhtemeldir. Yine Oltu ve Tortumdaki KİGİ köyleri de bu oymağın buradaki kalıntılarının bir işaretidir. Deliller gösteriyor ki «Khalaçlar» ile Kardeş olan Bu Türk oymağı aynı bölgeden gelmiştir.
İlk İslam fetihleri sırasında Horasan'daki Khalaçlar dahil buradaki bütün Türk oymaklarını Araplar «EKRAT» olarak göstermiştir. İstahri'nin de Kürmanç Khalaçları ve bunlar gibi koyunculukla uğraşıp ve devamlı dolaşıp duran bu Türk uruğlarına hep «Ekrat» olarak isimlendirilmeside bu Türk uruğlarının aynı soydan ve aynı sosyal hayatı yaşamış olmalarındandır. Nitekim bir çok Arap tarihçileri pek çok Türk boylarını «Kürt» ve bir çok Kürt boylarını da Türkmen olarak göstermişlerdir.

Afganistan ve Pençap bölgesinde, 13 yüzyılına kadar kendilerini Türk olduğunu bilen «KHALZAİ - KHAL-Çİ»..ler otururlardı ve hatta bir kollarına «Turan» denilirdi. Daha sonra «Tabakat'ı-Nasiriye» göre burada «Kha-laç Türkleri» gelip yerleşmişlerdi.

Oğuz Kaan destanı, Divan-ı Lügat-İI Türk, Cami üt-Tevarih gibi Türk destan ve tarihinde, Khalçların güçlü Türk boylarından olduğunu ve bu oymağın Türklerin ana kütlesinden ayrılmış bir kolu olarakta gösterilmektedir. El Utbi ve Fahrettin Mübarek Şah da tarihi kaynaklarında bunların Türk olduğunu zikretmektedir. Hindistana uzun zaman egemen olmuş Türk uruğları içinde 30 yıllık bir hakimiyetin başında «Khalaçları» görmekteyiz. (12301321). İlk Türk - Khalaç hanedanı hükümdarıda «Celaleddin Firuz KHALAÇ'tır. Gazne Türk devletinin ordusunun en büyük vurucu gücünü Khalaçlar teşkil ettiğini de görmekteyiz.

Orta Cağda, Afgan ile bugünkü taberistan ve yeni delhi (Hindistanın kuzeyi)ne kadar geniş bir sahada imparatorluk kurmuş olan Gaznelilerin yıkılmasından sonra yerlerini «GUR - LUĞ» adlı güçlü bir yeni Türk uruğu geçmiştir. «Guriler» devletini kurmuşlardır. (1284 - 1304) Ayrıca 1526 - 1830 seneleri arasında büyük Türk hükümdarı Babür Şah'dan sonraki Babüriğ hakanlarının devam ettirdiği Gurkaniye devletide bunun devamı idi.. Bu bakımdan daha evvelce yukarıda bir nebze kendilerinden bahsettiğimiz «Kiki»ler ve «Khalaçlar» İslam fethi esnasında birleşik Uruğlar olarak «Guriler»dir. Ayrıca «Tabakat-ı Naşiri» de Bengal fatihi «Melik-ül Gazi İhtiyaruddin Muhammed'den bahsederken bu kişinin Gur ve Keşmir'deki Khalaçlardan olduğunu yazarki, bundan da Gurlu ve Khalaçla-rın bir arada bulunduğunu anlamaktayız.

Bu gün Bingöl, Tunceli. Siverek'te bulunan ve «Zazg Carekli dersırp» agıvie aaıandırılan oymaklar işte bu Gurlu (Guranlılarla gelenlerdir. Bir manada toplayıcı bir bd olarak «Zaza» diye anılmaktadır. Yine bu zazclar' içinde (ileride Zazalar tekrar*"geniş olarak anlatılacaktır^ bulunan Abdalan (Abdallar) oymağıda zikre değer.

Batı Türktelanda Gurlu'larla komşu iken, Arsak'lı (Saka kolu (Partlar)Iarın fethi ve yayılması sırasında onlarla birlikte Anadolu'ya göç etmişlerdir. Edip Yavuz bey'de bunların «Gurlu yurdundan» geldiğini söylemektedir. Araplar bunlara «Heftal» ve çoğul halinede «Heftalit» demişlerdir. Yunan ve Bizans tarihinde düzenlenmiş kroniklerinde «Karluk» Türklerine «Haptallar (Heptalitler)» denilmektedir. Bunların Ak-Hun Türklerinin bir kolu olduğunuda belirtmektedirler. Qin kaynakları Heptalitlere «Hu-Ta veya Ye-Ta» demekte, Hint tarihlerinde de Heptalitlerin «Huna (Hunlar) soyundan geldikleri yazılmaktadır. Zaten Hunlar'da bu soydaşlarına «Karluk» derlerdi. Bundan başka P. NEBOLSİN'in «Aşağı Volga Torlakları (Oçerki Voljskogo Nizouya» adlı eserinde «Abdai/Habdal» oymağını Kayı Han'ın oğlu Hasan'dan türediğine dair bir efsane nakletmektedir.

Keza, Macar Türkolog, Prof. Vambery «Das Türken-volk...»ında Türkmenlerin bir Abdal oymağından bahseder. Nitekim Rumelinden Anadolu'ya gelen yörükler arasında da «Abdal koyuncu ifrazi Zülkadiriyeden Abdallu ve Küçük Abdallu» adlı oymaklarında bulunuşu bunun doğruluğunu göstermektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TARİH BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:57

C — DAĞISTAN - MACAR veya TUNA BOYLU KÜRTLERİ

Gerçekten bu yeni ad dikkate değer bir durum arzetmektedir. Bu nedenle bu bölümde biraz derinliğine inerek araştırma yapmamız icap etmiştir. Avrupalı komşularınca «ON - GUR» veya «HUN - OĞUR» gibi ikiz addan çıkmış olarak, «HUNGAR/HONGUR» ve bunun latince söylenişi olan «HUNGARUZ» Osmanlı kaynaklarınca da ONGERUZ/ ENGERUZ denilen Macarlar TURANİ ırkından olan bir kavimdir. Daha önceleri bazı Avrupalı milellifler bunların Turani - Asyanik olmadığını sözüm ona Avrupai - Ari kavimlerden olduğunu söylemişlerdir. Bunun ilk önce psikolojik nedenleri vardır.

Şöyleki:

I. Uzunçağlar boyunca Türk akınları önünde paniğe kapılan Avrupalıların özellikle de o çağlar yazarlarının Türkleri barbar millet olarak tanıtmalarının yarattığı atmosferden kurtulamamaları ve Avrupalının kendisini daha üstün bir insan olarak görme tutkusu içinde bulunmasıdır.

II. Hıristiyan olmaları dolayısıyle dini taassubun tesiri altında Müslüman olan Türkleri kötülemek arzusu.

III. Türk tarihi hakkında yeterli ve tam bir bilgi sahibi olmamaları.

IV. Irk ayrımlarında şimdiye kadar yapılan araştırmaların en çok dil üzerine yönelmiş olması (Halbuki yeryüzünde dağılmış Turani kavimlerinden pek çoğu icabında ayrı bir lisan kullanmışlardı. Fakat bu onların Türklüklerini inkar ettirmez ve adını da değiştirmez.. Bu nedenle de aslında bu dil ayrımlarına göre ırkların dağılımı izahı artık pek tutunmamaktadır.

V. Maalesef Türkçenin eski ve yeni büyük lehçelerinin derlenmiş bir sözlüğünün hala yapılmamış olmasından kökü Türkçe olan sözlerin de yabancı milletlere mal edilmiş olması.

VI. Sayın Edip Yavuz Beyin dediği gibi «en eski çağlarda Türk adının yerini alan Gur isminin, Macarların kökünü bulmakta taşıdığı büyük önemin kavranılamamış ve Gurların bütün ayrıntıları ile üzerinde durulmayarak Gur boylarının ayrı ayrı kavimler olarak ele alınmamasından ileri gelmiş bulunması. Bu nedenle de asıl vatanları hakkında bile kesin bir bilgi sahibi olmamalarına sebep olmaktadır.

Gerçekten şimdiki konuştukları eski Hazerce, Peçe-nekçe, eski Bulgarlarca, Çuvaşça ve Oğuzca karışımı dile bakarak kendilerinin ayrı bir toplum olduğunu göstermeye çalışmışlardır. Halbuki pek çok Macar Türkoloğları, bilhassa Prof. Vambery ve yardımcısı Tury'i macarların köklerinin Türk olduğunu sağlam delillere dayanarak savundular. Bu görüş üzerinde Z. GAMBOCZ Macar diline bakarak Bulgar Türk lehçesinden alınmış kelimeleri incelemiş «Bu urugların, hakiki teşkilatlandırıcısının bir Bulgar -Türk yüksek sınıfından olduğu» kanısına varmıştır.

Kont Zicy, son göç çağlarında Macarlarla soydaş olan Urugların Macarlara Türk demeleri, Arap ve Acem yazarlarının da Macarları Türklerin bir Uruğu olarak göstermelerine dayanarak Macarların Türk Bulgar olduğuna inanmaktadır. Hakeza Macar ve Tuna Bulgarları savaşını anlatan Leon'un Macarların askeri teşkilatının Türk Bulgarlarınınkinin aynı olduğunu fakat Bulgarlardan farklı olarak Macarların Hıristiyanlığı kabul etmiş olmalarını söylemektedir. Yine bu görüşü doğrulayan bir sebep de özel olarak şöyle belirtilmektedir. Bizans yazarlarının Atilla İmparatorluğunun çöküşünden sonra Karadenizin kuzeyindeki Bulgar boyları ve Scvbirusları Hun adı altında gösterdiklerini görmekteyiz. Batı Türklerinin hakimiyeti zamanında onlara tabi bulunan Macarlara da Türk denilirken bu hakimiyet kalktıktan sonra Bulgarlara ve Sabirlere verilen Ongur isminin aynı zamanda Macarlara da Ungur-Unguru olarak verildiğini görmekteyiz.

Almanların Macarlara Ungar adını vermeleri, devletleşen birçok Ungur oymaklarında olduğu gibi Gur-sözünü Gar biçiminde söylemelerinden ileri gelmektedir. Gyula Nemeth (Bir peçenek Türküdür) «Bu Ar ve Er ekleri Türkçedir ve çoğunlukla ismi haslar teşkili için kullanılır» demektedir. Sayın Edip Yavuz Bey'de «Bu ekler Urug anlamını da vermektedir» diyor ve devamla «Belgur - Bulgar, Gogur - Gogar, Tugur - Tugar, Zigur - Zigar örnekleri bunun birer delilleridir.. Bu bakımdan da Ongur ile Ongar arasında aynı Uruğun adları olması bakımından hiçbir, fark yoktur» demektedir.

Gyorffyistvon, daha Macar adı ulus adı olarak söylenmeğe başlanmadan önce Ungar adı altında birleşen oymaklardan yedisinin Türk olduğunu diğerlerinin de bunların arasında Türkleşmiş olduğunu söylemektedir. Bundan, Macarların da diğer Türk uruğları gibi onar onar ayrılmış iki bölüm olarak teşkilatlandığını görmekteyiz. Bir grubun başında Moğ-urlar - Moğurlar, ötekinin başında Ongurlar bulunuyordu, bu nedenle de bu toplumların birine Magor ötekine de Ongur deniliyordu. Sonraları bunlar Macar ve Ungar deyimlerine çevrilmiştir. Ungurların Türk olan yedi Oymağı şunlardır:

JALANCAK:

(YALANCAK) şeklinde okunan bu sözün «Yalıncak» olduğu anlaşılmaktadır. Anadoluda birçok köy bu ismi almıştır.

ÇERTAN:

Bu Çertan bazı yerlerde çörten (yağmur yağdığı zaman evin damındaki suyu akıtan boruya verilen addır.) olarak kullanılmaktadır. Eski bir türkçe kelime olup hala Güneydoğu Anadoluda aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu arada Erzurum'da da bir Çortan köyü vardır.

KONDAM:

Türkçe bir isimdir Pülümür ve Kırşehir'de birer köy ismi olarak Kındom olarak geçer.

BORÇOL:

Bu oymağın adının Boroçoğlu oymağı adıyla aynı olduğu anlaşılmaktadır. Kars'ta Boroçoğlu oymağı ile Borçalı Sancağı ve çayı, Çoruh'ta Borçka kasabalarının da adı hep aynı köktendir.

YAPAGO:

Kaşgarlı Mahmut divanında Yabako adındaki Türk oymağından başkası değildir.

ULAŞ:

İsminden de anlaşıldığı gibi bir Türk oymağıdır.

Anadolunun birçok yerlerinde bu adla anılan köy ve kasaba bulunmaktadır. Özellikle Erzurumda Ulaş oymağı olarak geçen ve bu oymaktan 1. devre Büyük Millet Meclisi Mebuslarından olup Erzurum Kongresinin toplanmasında yardımcı olan Hüseyin Avni Ulaş, bu oymaktandır.

SZEKELY:

Zeki Velidi Toganı Doğu Avrupada çok eskiden yaşıyan Çiğiller ve Askil (Asgur) lerin bir bölümünün bunlar olabileceğini İbni Fazlani (71 - 275) kaynak göstererek ileri sürmektedir. Sayın Prof.. Dr. L. Rasonyi'de «Orta Çağda Türklerin İzleri adlı yazısında Szekely/Sekellerin (Sigla Meza, Çığla Özü ovasında yaşamış olmaları dolayısıyla Çığla'daki (La) ekini Kışlak, Yay-la ve Tuz-la da olduğu gibi mekan eki olarak kullanıldığına bakarak Çığ sözünün Kar yığınından başka yüksek set veya yüksek çit anlamına da geldiğini belirterek Sekeller'le bağlantısı olduğunu göstermekte ve o da Çığ sözü ile Çiğ ve Çiğle yaklaştırmaktadır.

Edip Yavuz Bey bunun doğrusunu «Yüksek yer, Oturulacak sedir» anlamına geldiğini söylemekte ve bugün Yörük oymakları arasındaki Sekeli oymağını da buna örnek olarak göstermektedir. Potanin, Kırkız kazaklarına tabi Abak - Kirey kabileleri arasında bir de «Sekel» oymağı bulunduğunu bildiriyor ki bu da Anadoludaki Sekili oymağının adının hemen aynısıdır.

Hun Türklerinde ve Göktürklerde ve diğer Oğuz Türklerinde 12 sağ ve 12 sol olmak üzere 24'lü siyasi ve içtimai bir teşkilat sistemi bulunmaktadır. Macar milellifi Anaras Alföldi «Çin serhatlerinden Güney Rusya bozkırlarına kadar muhtelif sahalarda kurulmuş bir çok Türk devletlerinde mevcudiyetini savunduğu çift hükümdar milessesesini bununla alakalı görmektedir.

Önceleri bu oymak toplulukları 5 + 5, 10 + 10 şeklinde ayrılmakta idi. Sonraları dini inançlar tesiriyle 12 + 12 .= 24 halini almıştır. Edip Yavuz «Beşgur, Ongur deyimleri de bundan ileri gelmektedir» diyor. İşte bugün Macar denilen bu Türk uruğunun bir bölümünün başı olan. çift krallardan biri Ongurlar arasında bulunmakta ötekisi de diğer onlu bölümün başı olan Mogar (Megyer) Macar oymağı arasında bulunmaktaydı. Önceleri hakimiyet Ongurların elinde olduğundan özellikle bütün oymakların genel ismi Ongur olmuş fakat Macarlar hakim olduktan sonra da kendilerine milli ad olarak Macar diye anılmağa başarmıştır. Aslında bu durum gerek siyasi ve gerekse içtimai bakımdan iki Türk Uruğu'nun birbirinin devamından başka birşey değildir. İşte Türk ırkından olan Macarlar (Dil değişmiş olabilir fakat Türk'ün geleneği değişmeyerek ve etkisini her çağda yürüterek Uruğ ve Yer adlarını bugüne dek bize Türkçe olarak göstermesi benliklerini gösteren birer tanık halinde ulaşıp gelmiştir.), Asyanın Kuzeyini kaplayan koca ülkelere «Sibir/Sibirya» adının verilmesine sebep olan Sabir Türklerinin batıya göçleri sırasında Ural dağları doğusundaki yurtlarından koparak M.S. V. yüzyılda Kafkas dağları kuzeyine göçtükten sonra 603 yılında da Göktürklerin en batı kolu olarak ayrı bir kaanlık kuran Khaezer Kazar/Ha - zar Türkleri birliğine katılmışlardı.

İlk İslam fetihlerini anlatan Farsça «Derbende name» ve Arapça «Tarih-al-Bahval - Ebvab» da 660 ve 721 yıllan vakaları anlatılırken Dağıstanın Kuzeybatı kesirlerinde «USu - Macar» ve «Kiçi - Macar» adlı iki müstahkem şehrin Khazarlar elinden Araplara geçişini anlatır. 14. yüzyıl başında meşhur seyyah İbni Batuta, bu Ulu - Macar yerindeki Macar şehrin görmüş ve burasının Altınordu devletinde işlek ticaretli ve büyük bir belde olduğunu söyler. Dağıstan'da böylece yer adlarında hatıraları ya-şayan Macarlar Hazarların içindeki karışıklıklardan bunalarak 800 yıllarında anlaştıkları «7 boy» ile birlik kurarak Dağıstandan göçüp Karadenizin kuzeyindeki ovalara yayıldılar. Bizans tarihçilerince Türk olarak tanınan bu 7 boy Macar birliği 830 yıllarında Ten-Özü (Don-Dnyeper) ırmakları arasında iken Bizans misyonerleri bunları hıristiyan ortodoks yapmak için aralarında faaliyet göstermişlerdir. IX. yüzyılın ikinci yarısında doğudan gelen yeni Türk göçünün baskısıyla Karadenizin kuzeyindeki bu 7 macar boyu önce Prut çayı boylarını sonradan Karpat dağları güneyjjıe ve Tuna boylarına geçerek oralarda yerleştiler.

Bu 7 Macar birliğini meydana getiren oymaklar şunlardır:

1 - Kabar,
2 - Gyarmat,
3 - Taryan,
4 -Yene,
5 - Ker,
6 - Keszi,
7 - Kürt

Şimdi bu oymakları teker teker inceleyelim:

1 - KABAR:

Ar Türk damgasını üzerinde taşıyan Ka-barların bir zamanların Artvin dolaylarında kaldıkları, oradaki bir yerin Kabarya adını taşımasından anlaşılmaktadır.

Kabar Türk uruğlarından birisidir. Slovakya'da, Nitro Çay ve Nitro şehri yanında «Kabar»cadan» türemiş olarak köy ismi olarak «KAVARCE» olarak geçtiğini ve «KABAR-KOVAR-CE» ise bir Slovak eki olduğunu sayın Yusuf Blaskoviç belirtmektedir.

2 - GYARMAT:

Kont Zicy «Gyarmat oymağı için Gyarmat/Yarmati bugünkü Türkçede yorulmaz manasın-dadır,» diyor.

3 - TARYAN:

Yine Kont Zicy bunlar için de Tartıan'dan değişme olduğunu söyler.

4 - YENE:

(Yenü) İnak, Türk rütbe ismi olduğunu bildirmektedir. Macarların bu yene oymağına karşılık Maçkada bir (Gur - Yene) köyü vardır.
Burada Gur ve Yene isimlerinin bir arada bulunuşu tesadüfi değildir.

5 - KER:

Prof. Yusuf Kumanoğlu (Blaskoviç) aynı manada «KYR/KER» olarak Slovakya'nın başka başka yerlerinde 8 köyün adıdır. Bir Türk asıllı Macar boyunun adıdır. «KER/KYR» kelimesinin anlamı, «Çok kuvvetli, çok büyük, dev.» Karadenizin adı Kuman Türkçesine göre «KERBALIK» denizidir. Diminutif'i Tatar-Türk boy adları ve soyadları olarak bol bol kullanmışlardır. «KER - Eİ» bir Başkurt adıdır. Yine «KER» Bir Kırgız Türk boyunun adı olarak da geçmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TARİH BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:11

Bu Türk oymağının izine Anadolu'da da rastlamaktayız. Genç ve Solhan'da Farsça çoğul eki (AN) almış «KER - AN»dır. Gercüş'te «KER - AĞIL» (Büyük Ağıl). Besni'de (Adıyaman) «KER» almaz. Mardin'de «KER BURAN», Maraş'ta «KER - HAS», G. Antep - Nizip arasında «KER - TİŞE» köyü (Kurmanç köydür). Tunceli - Pülümür'de «KER - SUNUT» (Gersunut) Dev hediye manasındadır.

6 - KESZİ:

Macar Türkolog Nemeth bu oymağın adı için «Türkçe kesik, parçadan geldiğini» söyler. Türkülerimize bile girmiş olan Kezi-Bağlar bu adın ve oymağın da Türklüğünü ortaya koymaktadır. Ayrıca, Alaçam'daki Kesci Köyü de bu oymağın adını saklamaktadır.

7 - KÜRT:

Daha evvelcede, Macar Türkologlarının bu ismin Türkçe bir ad olduğunu ve «Kar yığını» anlamına geldiğini söylemiştik. Bizans Kayzeri Konstantin Porfirogenetos, 950 de yazdığı «Devlet» idaresi adlı kitabında 120 yıl önceleri Karadenizin kuzeyindeki Macar birliğini yakından tanıyan rahiplerin yazarak gönderdiği raporlardan faydalanarak, yedi Macar boyunun adlarını verirken, bunların Türk olduğunu ve bunlardan en güçlüsünün adının «Kürt» boyu olduğunu yazar.

Meşhur Türkolog Macar Prof. L. Rasony, «Bu Macar Kürt boyunun, Türk yazıtlarında Yenisey'de görülen Türk Konfederasyonuna bağlı olduğunu ve bu boyun Macar birliğine Göktürk hakimiyeti çağında katılmış olacağını» söyler. Ayrıca, sonradan dilleri Macarca olup. kökleri Hun'lardan geldiği anlaşılan ve 1918 de Romanya'da kalan Macar topraklarında Erdil bölgesinde yaşayan Sekel boyu içinde de bir Kürt oymağı yaşamıştır. Bu Sekeller, kendilerinin V. yüzyıl ortalarında Avrupanın hakimi olan Atilla ordusundan kalma sayarlar. Yine Macar'lı olan Barabas Scsmus, Sekeller'den «Medges» boyunun «Kürt» adlı oymağının mevcudiyetinin 150 yılı vakalarını anlatan kaynaklarda geçtiğini belirtmiştir. VI. yüzyılda Avar Türkleriyle birlikte Tuna kuzeyine ve Erdil'e yerleşen Sekeller ovasında da Kürt uruğundan bir bölümün bulunması çok dikkate değer.

Bu gün, Macar ulusu arasındaki bu Türk Kürmanç oymağının anılarını burada ve daha sonra Macaristan'dan Slovakya'ya geçen topraklarında «Kürtös Kürtözü» (Yani Kürt ovası) ve Kürt adındaki çay ve kasabalarının isimleri hala saklamaktadır. Bunlardan biri Slovakya'nın Macar sınırına yakın Batassağ Yarmat şehri kuzeyindeki Nay - Kürtös kasabası ile yine buradaki «Kürtös» deresidir. Ötekisi Slovakya'da Neutraer sıradağlarının kuzeydoğu eteklerinde, bu dağlarla «Gran» nehri arasında bulunmaktadır.

Budapeşte ile Neuhasel şehirleri arasındaki tren hattı üzerinde bir Kürt kasabası daha vardır. Yine bu gün Kürt adını Karadeniz kuzeyinde Odesa'nın 70 km. kuzey - batısında «Kürt ova'da» görmekteyiz. (Yakın zamanda Kurt ova olarak değiştirilmiştir.) Macaristanın Romanya'da kalan parçasında «Tees» çayının «Bego» deresi başlarında bir kasaba olan «KURTYA'nın» da aslı «Kürtya» yani «Kürt Yurdu»dur. Bu gün de Kürmançiarda «Bego» Erkek adlarından olduğu gibi, Transilvanya Diplerinin bir kolu olan Mandıra dağıda buradadır.

Görülüyorki Kürt uruğu da diğer Türk boyları ile beraber dört yana dal budak sarmış bir Türk uruğudur. Zira bu kadar geniş bir yayılma Türk'ten başka hiç bir millete nasip olmamıştır. Saydığımız bu örneklerin basit bir kelime benzerliği de olamıyacağı çevresindeki «Boğ, Mandıra gibi» daha bir çok Türkçe kelimelerin bulunması ile ortaya çıkmaktadır. Yine değişmiş bir örnek olarak Slovakya'daki Macar sınırında Tuna'ya kavuşan «Gran» çayının adının da «Guran» sözünden dönmüş olmasından hiç şüphe yoktur. Zira bu çay kıyısında «Kürtös» kasabasının bir adı da «Gur Kürtös»dür. (Daha evvelce Kürtleri bölüme ayırırken Guran (Gurlar) adlı bir oymak bulunduğunu şerefnamede zikredildiğini söylemiştik).

Milellif Gyula Nemeth, «Yurt kuran Macarların teşekkülü» kitabında K. Porfirogenestos'un «KURTY - Ger-matu» biçiminde ikiz olarak andığı «Kürt - Yarmat» adlı iki boyun hatırasının Macaristan'daki yer adlarında ikiz olmayıp hep ayrı ayrı, «Kürt» veya «Yarmat/Yormat» biçiminde anıldığını belirttikten sonra bu gün hepside Tuna kuzeyinde ve solunda bulunan şu dokuz Macar İlinde Kürt adıyla yaşamakta olan yerlere şöyle işaret etmektedir (Yarmati daha evvelcede Macar Türk boylarından birisi olduğunu söylemiştik):

1 — Bacs (Baç).
2 — Borsod,
3 — Heves (Heveş),
4 — Szolnok (Solnok),
5 — Komarom,
6 — Noğrad,
7 — Nyitra,
8 — Pozsony (Pojoni),
9 — Temes (Osmanlı kaynaklarında Temeşvar olarak geçmekte).

Bunlara ilave olarak Macaristan'da, saydığımız bazı oymak, yer, kasaba adlarına çoğunlukla Doğu - Anadolu'da da görülüşü daha evvelce buralarda bulunan Macar Türk boylarının bıraktıkları isimlerdir.

Türk'lerin bariz özelliklerinden biri, dillerini, dinlerini ve hatta bazan yaşayış tarzlarını kaybedebilmişler; fakat ilk geldikleri anayurttaki nehir, kasaba adlarını daha sonra yerleştikleri yerlere vermeyi hemen hemen unutmamışlardır.

İşte görüşümüzü pekiştirmek için de Evliya Çelebi Seyahatnamesinin 7,8 inci cildlerinde Macaristanda gösterilen isimlerden bazıları ile Doğu - Anadolu'da hala yaşayan yer ve oymak adlarındaki benzerliği aşağıda belirtelim:

CildSayfaMacaristan'daki adTürkiye'deki ad
148Babu nehriBabu: Kemah ve Akdağ madeni',
nde köyler.
7131BabyanBabyan: Patnos'da köy.
7137Bahşe palangasıBaüışivan: Eğil, Yüksek ovada
köy.
7120Bakvan dağıBaklan: Çalve Eğirdir'de köyler.
752Balat-In gölüBalat: Söke, Bartın, ist.
7137Batuş - ekSavur'da bir köy
74Belvar kalesiBelvar: Merzifon'da köy. Adıya-
man Gölbaşı kazasına bağlı Bel-
varen köyü.
7143154BodinBodin: Pötürgede bir köy.
Cavikan: Başgilde köy.
7125135Cavka(Kale ve Çay)
7160Çavındır (Köy)Çavmdur: Merzifon'da köy.
7745ÇicunÇicolar: Zara'da köy.
7,874170ÇofoaniçseÇobanik: Urfa, Çobanisa, Nazilli.
7153DalDal: Kiği, Karakoçan, Pülümür',
de köy.
7153DardeDardeğan: Divriği'de.
7133DirekelDireğil: Malatya.
83Eğerszey (kale)Eğerce: Osmaneli
7162EkreEkrek: Çermik, Eğil, Keban. Maden, Palu, Refahiye, Tercan, Oltu, Pasinler, Kars, Divriği.
20Graç Graç-banısı: Poshof.Kıraç: Elazığ, Şebinkarahisar, Arpaçay, Çatalça, Andırın, Köyceğiz, Of.
720GrasKırasa: Baskil.
7155Hatvan veya KatvanTatvan: Bitlis'de ilçe merkezi.
7155HodanHodan: Genç, Malazgirt, Hotanlı,
7133KermanBursa. Kermancı : Samsun.
7148KivizKivi: Oltu.
740KobanKoban: Oltu.
KobleKoblat: ispir (T) 11 çoğulu
729KomarKoman: Ayancıkta köy. Komanz: Genç, Lek oymağı.
MatraMataran: Bingöl, Matrani, Diyarbakır.
726MeredeMeredet: Yusufeli T'li çoğul. Meredis: Çıldır.
7153OrdutOrdut: Şebinkarahisar, Tekili, Or­du.
7138OskOsik: Ovacık.
7126PatkaPat: Kemaliye, Patdağı, Havza.
7138PernevazPernavut: Tuzluca.
755,74,125PolataPolat: Arpaçayı, Akçadağ, Do­ğanşehir, Polatlı, Ank.
7133Poz anPozantı: Karahisar, Adana.
7154SaçoSacca: Cide.
754,73Sağir - Beğan Beğan: Nazimiye.
7137SeceviSece: Posof.
7146Seketin Seğdin: Avanos.
7133ŞiçanSıçan: Kars, islahiye, Şiçanan, Derik.
7139SivinZivin: Sarıkamış.
Zivin - gi: Çelik, Midyat.
Zivingi dirij: Midyat, Zivink, Ger-
çüş, Beşiri, Urfa.
711SobranSobran: Nallıhan, Gümüşhane, Kütahya
7153SotinSosin: Genç.
739,52Şaviz (Nehir)Şavi: Birecik, Pötürge.
Şavik: Pülümür.
7106Şemek (kale)Şemeker: Gürpınar.
74Şilye (Palanga)Şilyan: Şırnak.
7160Tise (Nehir)Tısa: Birecik, Tis: Niksar.
7148Tok (Palanga)Toklar: Gerede, Çerkeş, Pınarbaşı, Simav. Tokat: Eskişehir, Kandıra, Emed, Beykoz, il.
752TurnaTurna: Bolu.
7137UşekUşak: II merk. Taşköprüde köy.
7113Vaşvar-ŞaşsehriYaş kan: Yusufeli.
75ZakanyZakoni: Lice.
758ZakvaRahva: Bitlis ile Tatvan arasında bir boğaz.


Prag Üniversitesi Profesörlerinden Josef Biaşkoviç (Kumanoğlu) 1966 da «Reşit Rahmeti için» adıyla Ankara'da basılan bir anma kitabındaki «Çekoslovakya topraklarında eski Türk'lerin izleri» başlıklı makalesinde, öteden beri Çekoslovakya'da bulunan bir çok köy adı için şöyle diyor:

«Kürt, on köyün ismidir. Macaristan'a yerleşmiş Kürt adlı Türk boyunun adındandır.»
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TARİH BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:14

KUZEY - AZERBAYCAN VEYA KÜR - ARAS KÜRTLERİ

Erzurumdan doğan Aras ırmağı ile Kars'tan doğan Kür ırmağı Hazar denizine kavuşmadan önce kuzey Azerbaycan'da birleşirler. Bu iki ırmağın arasında kalan Tiflis, Revan, Gence ve Karabağ illeri bölgesine Ortaçağda ve İslam eserlerinde «Aran» denilirdi.

Bugün Azerbaycan ve Doğu Anadolu bölgesine Dede Korkut Oğuznamelerinde «Oğuz elleri» olarak «Kışlak, En-ginyer» anlamına kullanılan Aran, Kaşkarlıda da aynı anlamda geçer. Azak denizi çevresinde Kimmerleri yurtlarından çıkarıp kovalıyarak ilerliyen atlı göçebe Saka Türkleri ilk önce M.Ö. 680 yıllarında Kafkas geçitlerinden aşıp bütün Azerbaycan ve Kür ırmağı boylarına, daha sonra da geriden gelen diğer Saka boylarının yardımı ile, doğuda Çin'den, Tuna boyları ile Karpatlara, kuzeyde Sibir'den güneyde Sina'ya değin Asya ve Avrupa topraklarına hakim olmuşlardı. Kür - Aras ırmağı boylarına (Arana) Sakalar'ın hükümdarlarının mensup bulunduğu en soylu boyu olan «Sakasen/Sakasınlar» yerleşmişlerdi.. Dünyanın bilinen en ulu ilk geniş imparatorluğunu kuran Sakalar Asurlular «Aşkuza/Asguza» veya «İskuza», Yahudilerin Tevratında «Askenaz», eski Yunanlılar ise «Schythe» (ki okul kitaplarımızda İskit adı bundan bozmadır). Hükümranlık boyuna «Sokolat» ve sonraları «Sak/Saka» diyerek İranlılar, Hintliler «Sakya» ve Çinlilerde hükümdar sülalesine göre «Su» ve «Se» diyorlardı. Milli Türk gelenek ve destanlarına göre de Kaşgarlı Mahmut Sakalara «Su» demektedir.

M.Ö. V. yüzyılda Tarihçi Heredot bunlara «Sakasen», M.Ö. 331 deki İskenderin Erbil savaşını anlatan Yunan kaynaklarında «Sakasın», Strabomda «Sakasen», Plinius'-da «Sakasun» ve M.S. 150 yıllarında Mısır kiralı Yunanlı Ptolemus'un Coğrafyasında «Sakapen» denilmektedir.

Sakalar'ın yerleşip hakim oldukları yerlerde başlıca şu uruk ve boyların bulunduğunu tesbit etmekteyiz:

1 - ALBANLAR:


Derbent ile Bakü'yü içine alan Şirvanda bulunuyorlardı. Sakaların Yüce Türk hükümdarı «Avarasyan/Alp-er-Tunga/ Afrasyap» (Oğuz destanlarında, Uygur ve Karahanlıların destanlarında) soyundan gelen Şirvandaki bu Albanlar kolu, Straban'a göre komşuları ile birlikte 26 boyun il beyliğini kendi hakimiyetleri altında birleştirmişlerdi. Çoban ve göçebe olarak yaşayan Al-banlar Kür ırmağına soldan karışan bugünkü Alazan suyundan ibaret «Alazonius» batısındaki komşuları (Gürcülerin ataları) İberlerden daha çok Çeri (asker) çıkarırlardı. Tip itibariyle uzun boylu, yakışıklı samimi kişilerdi. Hunlar gibi güney'e tapınmaktaydılar. Ölülerini yine eski Türk ananelerinde olduğu gibi silahları ve kıymetli eşyaları ile beraber gömerlerdi.

Albanlar M.Ö. 66 yılı Aralık ayında Kür boylarında kışlarken «Saturnal Bayramı» yapan Romalılar'ın Pompelus komutasındaki ordusuna baskın yapan hükümdarları, cAp-pionos'da» «Orbeses» veya Dion Cassius'ta «Oroses» diye hanedan adıyla anılmaktadır. Daha ilerde Dicle Kürtlerini incelerkende göreceğimiz gibi Dede Korkut Oğuznamelerinde de Dicle Kürtleri il beyleri ile Van gölü - Gökçe-göl doğusundaki «Taş - oğuz eli» nin 6 il beyinin başı bulunan «Aran (eski alban)» bölgesi hanları «Afrasyap oğlu Atağuzlu Oruz Koca» ve «Khan Oruz» diye anılmaktadır. Böylece Pompeius'un ordusuna Kür sağındaki kışlağında baskın yapan «Albanlılar hükümdarı Öroeses «Oro-ses'in» milli destanlarımızda Sakalar hükümdarı Afrasyap soyundan »Oruz» diye sülale adıyla anıldığını görüyoruz.

2 - SAKASINLAR:

Bu oymak da Karabağ - Gerice, Revan bölgesinde bulunuyordu. Bunlar da Sakaların en soylu boylarındandı. Bu oymağın «Bala Sakan: Küçük Sakalar» denilen boyu kendi adlarıyla anılan kışlaklarını (Attila çağında) 445 yıllarında Kür ırmağı güneyine inen Hun'lara vererek birlikte kışladıkları bilinmektedir.

Yine V. yüzyılda Küçükarsaklılar sülalesinin yıkılışından sonraki vakaları anlatan «Vardabed, Egis/Elize», Kafkaslar kuzeyinden aşıp (445 yıllarında) gelen «Hun'ların» Albanya ülkesindeki «Balasakan'a» başbuğları ile birlikte yerleştiklerini bildiriyor. Khorenli de «Udi» eyaletinin komşusu olarak 413 yıllarında İncil'in yerli dile çevrilmesi sırasında da Balasakan sancağı anılıyor.

Hun'ların yerleşip geliştirdiği bu Balasakan'ın adı için A. Z. V. Togan bey şöyle diyor:

«Mukaddesi'de Belasağan» ve öteki İslam kaynaklarında Arapçada «ge» lerin «c» ye çevrilmesi ile «Belasacan» denilen «Mugan'a» komşu olan bu şehrin adı (Çu ırmağı başında ve Isık Göl'ün kuzeybatı yanındaki) Orta Asya'nın Balasagun şehrinin ismi ile birdir.

İlk islam fetihlerinde Aran'daki bu Balasakan boyunun «Kürtler» diye tanındığını görüyoruz. 944 yılında Ruslar'ın Aran başkenti «Berda'yı» basıp yıkmalarından sonra Gence gelişip Aran'ın merkezi olmuştu. Bu 944 Berda felaketini anlatan İslam kaynakları X. yüzyılda Berda'da, Gence'de ve Revan Ovası merkezi Divin'de yaşayan göçebe «Kürtler» den bahsediyorlar. İstakhri, 944 felaketinden önce Berda'nın «Gurgi» (Gürcü) ülkesine (Tiflis'e) varan yolun başındaki şehir kapılarından birisine Kürtler Kapısı - Bab - Ül Ekrad» denildiğini söylemektedir.

926 da Aran'ı gezmiş olan «İbn'ül A'sam'ül - Kufi» Aram'da konuşulan dilin «Khazarca» (Hazar Türkçesi) olduğunu tarih olarak da bildirir.
Sayın F. Kırzıoğlu bu Bala - Sakan Kürt'lerini 1593 yılına kadar kaynaklardaki bilgileri 1941 Ekim ayında Ankara'da toplanan VI. Türk Tarih kongresindeki bir tebliğiyle tanıtmıştır.

Revan'ın 27 km. güney-doğusunda şehir örenleri bulunan ve Dede Korkut kitabında «Khazan-Han» sülalesinin başkenti olarak «Altun - Takht» diye anılan Divin (Dibin) şehrine göre «Divin Ravad'lıları» denilen Kürt boyundan olan Ordu başbuğları ailesi, kendileri gibi (Aran (Gence) - Ravadlı Kürtleri İslam kaynaklarında Arapça'ya görede «Ekfadü-Ravvdiyye» denilen Ravadlı Kürtleri, işte bu Balasakan Kürtlerinin bir boyu idi. Bu Ravadlı Kürt'lerinden «Kartuk oğlu Şeddadin oğlu Mehmet'in» (951) yılında Gence'ye yerleşip çevreye hakim olması ile 1200 yılına değin sürecek olan «Şeddad'lılar» sülalesi kurulmuş oldu. Daha sonra Selçuklu'ların Anadolu'nun fethi sırasında Selçuklu Alp Arsian'a yardım ettikleri için Bizanslılardan alınan Ani şehrinin kendilerine verilmesinden sonra burada yerleşerek Ani Şeddad'Iarı adını aldılar. Gence Divin ve Ani'de üç kol halinde beylik kurarak, Türklüğe büyük hizmetlerde bulunarak bir çok Türk - İslam eserleri bırakmışlardır. Daha sonra bunlar 1124 yıllarında ilk Kıpçak/Gürcü akınları nedeniyle buralardan kaçan Türk - İslam aileleri arasında «Leşkergeş» (Başbuğ) hanedanından Şazi oğlu Necmeddin Eyyup'da Irak'a göçerek Tekrit kasabasına yerleşmişti.

Divin - Ravad'Iı Kürt'lerinden Anili Necmettin Eyyub'-un 1137 de Tekrit'te doğan oğlu Yusuf Selahaddin, Selçuklu Atabeklerinin bir fatih başbuğu olarak, Mısır ile Suriye'de babasının adı ile ünlü Eyyubiler devletini kurmuştur. Selahaddin Eyyubi'nin iki kardeşinin ismi, Turan Şah ve Tuğ Tekin'di. Eyyubiler çağında yazılmış olan eserlerde kendilerinin Türk soyundan geldiğini göstermektedir. Buki tarihi gerçeklere uygunluğunun bir ifadesidir, aksi düşünülemez. (Selahaddin'in eniştesinin ismi de, Muzaffer Ud-in Gökbörü idi. Ki Gökbörü Bozkurt'un diğer ismidir.

Bala - Sakan'a bağlı bu Ravadlı Kürtlerinden, Kolu-uzunoğulları çıkaran boyu Hıristiyanlaşmıştı. Özel isimleri «Khel - Babırakan» idi. Bu isim Türkçe olup, baştaki «EI»in değişimi olan «Khel», Oğuz ağzının bir özelliğidir. Bunun manasıda Türkçe olarak «Göçebe birliği» anlamına gelir. İkinci kelime başındaki «Babırakan» daki «Babır» da, «Babur/Bebir» dediğimiz Arslan - Kaplan arası yırtıcı ve güçlülük sembolü sayılan bir hayvanın adıdır. «Akan» son eki ise Farsçada köklü sülale adları sonuna gelen ve Türkçe'dede «Gii» yerini tutan bir ektir. Buna göre «Khel-Babır-Akan» «Babir - Gil - Eli» anlamına gelmektedir.

Ani şehrinde oturan bu hıristiyan Kolu - Uzunoğulları'nın 1200 - 1261 yıllarındaki kadın ve erkek isimlerine bakınca enteresan bir durumla karşılaşmaktayız. Bütün isimler Türkçe'dir. «Arus, Mama - Khatun, Atabek - Ak-buğa/Agbuga, Tursun, Khosa - Vang (Kosa/çifte manastır) Dede - Korkut kitabında da Kosa oğuzca olarak çifte anlamına kullanılmıştır. Atabek Zakare'nin oğlu I. Sa-hanşah'ın (1212 - 1261) karısının adı da «Khonca/Konca-Khatun» idi.

Bitlis'den İran'a geçen ve Kürmanç - Roseki oymağı beyinin oğlu olan Şeref Han'ın 1576 - 1578 seneleri arasında, Nahcivan «Beğler beyi» iken yakından tanıdığı ve bir müddet sonrada Osmanlı hizmetine girdikten sonra, 1582'deki Gence - Karabağ fethinde yakından gördüğü koyuncu göçebelerden Gence - Karabağ ilinde yaşayan «İğirmidörtlü Kürt»lerinden bahsederken İran Kürtleri kolundan olduğunu söyler. Halbuki bir çok tarihi vesika bu iğirmidörtlü oymağının «Bala Sakan»ların Ravadlı boyundan olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu göçebe oymakların eski Oğuz düzeni geleneğine göre 12 sağ kol - 12 sol kol boylarına ayrılmış 24 boyun birliği olduğundan da bu adla anılmaktadır. Safili - İran'ın başkentteki «Divan defterleri» ile buna göre yazılan «alem Aray-i Abbasi» gibi resmi tarihlerde Aran Karabağ'daki «Terakimatı» (Türkmenler) kolundan ve Türk Kaçar'lara bağlı bir göçebe oymak olduğunu ve Türkçeden başka bir lisan bilmediğini yazmaktadır. 1593 yılından kalmış Osmanlıların ilk «Gence-Karabağ» vilayeti tahrir defterlerinde bunlar, 12 + 12 boy olarak ve «Ulusat-ı Yiğirmidörtlü» adı ile Türk göçebeleri olarak anılıyor.

Kışlakları «Tuzikilik» adlı 24 Türkmen ve 8 Kıpçak boyu birliğine bağlı 32 boyun, kışlak ve köyleriyle bazen ortak gösterilmektedir.
Çoğu Berda sancağına bağlı olan bu «Yirmidörtlü» ulusunun içinde ayrıca birde «Khalaçlar» boyuda göste rilmektedir. Daha evvelcede Türk'lüklerini anlattığımız bu oymağın burada da Oğuzlardan olduğu gösterilmektedir. Her ne kadar «Kiki - Khalaçan»lar-dan bahsedilirken bir çok delillerle Türklük kökenleri belirtiidiysede, bu konudan biraz daha bahsetmeyi uygun görmekteyiz.

İlk çağ Türk Gurkan Devletinin kuruluşunu anlatan Sayın Hikmet BAYUR, bu ara KALAÇAN'lardan bahsederken şöyle demektedir:

«XIII. yüzyılda Tabakat I Nasiri'ye göre Kabil ve Kandahar bölgelerinde Kalaç Türk'lerinin oturduğunu yazmaktadır. Ayrıca bunlar XIV. yüz yılın başlarında bütün Hindistana hakim olmuşlardı. El-Utbi, Fahrettin Mübarek Şah gibi Tarihi devirlerden bahsederken ae, Khalaçlar'ın Oğuz soyu bir Türk uruğu olduğunu belirtmektedir. Yine El - Utbi'nin Kitabül - Yemini'sinde Kalaç'ların Hindukuş güneyinde yerleşmiş olduklarını ve Orta Asya'dan gelen diğer Türk'lerin Hindistanı fethinde çok büyük rol oynadıklarını yazarken, Gur devletinin sultanı Alaüddin CİHANSUZUN son büyük Türk - Selçuk sultanı Sancar tarafından yenilip esir edilişini, Sultan Cihansuzun ordusundaki Kahalaç Türklerinin Selçuklar tarafına geçmesiyle izah etmektedir.

Dede Korkut Oğuznameleri gibi tarihi ve milli destanlarımızda da bu «Yirmidört»lerin, Barşakların Koluuzunoçullarını çıkaran «Khel Babırakan'ın» «Bala - Sakan»da denilen «SAKASINLARIN» 6 Taşoğuz ilbeğlerinin başı olan Aran ülkesi hakimi «At oğuzlu Oruz koca» sülalesinin «Afrasyap oğlu» soyundan geldiği gösterilmiştir. Bütün bu belgeler de bunların Türklüğüne ve Oğuzlar kolundan geldiğine en ufak bir şüphe bırakmamaktadır. (Bunların ilbeğleri sülalesinin Dede - Korkut Oğuznamelerinde, hangi kütük (künye) ile anıldığını da ilk defa sayın Fahrettin KIRZIOĞLU bulup ortaya çıkarmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TARİH BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:14

GOARLAR / GOGARLAR

Daha çok Borçalı / Loru Şamşaldı, Ahılkelek, Ahıska, Ardahan ve Göle kesimlerinde bulunmuşlardır. Arapçayı kıyısındaki ve Gümrü kuzeyindeki «GAGUR» Dağı adı ile Osmanlı Eyalet Tahrir defterinde görülen «GAGAR» kazası kaydı da bunu ispatlamaktadır. Gogarların Türk olduğunu gösteren en eski belgelerden biri 628 de yazılmış olan (Süryani İskender Romanı) dır. Burada 22 Türk oymağının arasında GOG ve MAGOG olarak sayılmaktadır. Dikkat edilirse GOG - AR adı bize Gurlu Türklerinin yayılma çağlarında en çok kullanılan «AR» ekini almışlardır. E, YAVUZ Bey «Saka Türklerinin burada yerleşmiş en eski bir boyu olduğunu» belirtmektedir.

Gogarların Türk'lüğünü ispatlayan yine en mühim hususlardan biri VII. Yüz yılda Khorenli Movses'in Coğ-rafya'sında GOGAR eyaletinde bulunan yerlerin ve bu eyaletin sancağını sıra ile incelersek dahada açıklığa kavuşacaktır.

1 — ŞOPA-POR (Ki anlamı Şor deresi demektir) Şor; Türkçe'de Tuzlu, Kekremsi anlamınadır. (Gaziantep çevresinde çok kullanılan bir kelimedir.)

2 — COPO-POR (Cöp deresi) Özellikle bu dere çevresinde bu günde Aitıçöp ve Kar-çöp köylerinin bulunmasından dolayı bu isimin Türkçe'liğinin bir belgesidir. Ayrıca burdaki COP da Türkçedir.

3 — TAŞİR (Daşir) Taş - Ev anlamına gelmektedir.

4 — TREL (Tıral) bu söz bugünde Rumeli'inde bir atalar sözünde hala yaşamaktadır. «Tıral (Dıral) dedenin düdüğü gibi kaldı». Burada Tıral yalnız, çır çıplak, sip sivri anlamına gelmektedir. Ayrıca Amasya tarihi Tıral oymağından bahsetmektedir.

5 — KANKAR: En eski büyük Türk uruglarından birinin adı Kankar'dır. Türk - Peçenek'lerin uruglarından birinin adıda bunun biraz inceltilmiş şekli olan Kenger'dir. Peçeneklerin en kahraman boyudur. Bu günde Orta Asya'da CESUR manasına «Kengir» denmektedir.

6 — ARDAHAN: Türkçe olduğu meydandadır. Nitekim Trakya'da Arda nehri, Giresun Alucra Manisa'da Arda köyleri ile Bulançık, Kars ve Hekimhan'da Ardahan ilçe, köy mahalle adları da bunu göstermeektedir.

7 — GOGLU: Bu ad bize aynı sancağın goglarla ilgili olduğu gibi asırlarca da aynı adlarını muhafaza etmelerinin bir örneğidir. Bu bize aynı zamanda Doğu Anadolu'daki adların değişmemiş olarak kalmasının nedenlerimde açıklamaktadır. Çünkü Türk'lerin koyduğu bu adları taşıyan yerlerde her zaman bu adların anlamını bilen Türkler yaşamıştır.
Bu gün hala bu bölgedeki halka «Gagavan» denmesi bu Gogar Türklerinin bu zamana kadar geçirdiği süre içindeki değişik fakat aynı kökten gelen bir şeklidir.

TAVAK/TAVLAR:

Çoruh boyunda (Erzurum Olur ilçesinin eski adı «Tavs-lar») ile Oltu Narman - Tortum ve Yusufeli bölgesinin Ak-Koyunlular ve Osmanlılar çağındaki adı «Tav - Eli» gibi coğrafya adlarında hatıraları yaşayan boydur.

HESPERİTLER:

İspir bölgesine ad veren boy.

PASİANLAR:

Yine yukarı Pasianlar ve aşağı Pasianlar'da adları yaşayan Oymak.

PAKTUK / BOHKTİ / BOHKTAN / BOTAN:

Van gölü güneyinde Doğu Dicleye adını veren Türk boyudur. Daha ileride anlatılacaktır.

KARDUK'lar:

Hakkari ile yukarı ve Aşağı - Zap suları arasındaki dağlık yerlerde yerleşmiş olanlardır.
İşte buraya kadar delillerle arzettiğimiz sekiz Saka boyunun Aran'daki Sakasınların (Kür - Aras Kürtleri) ataları olduğunu izah etmiş olduk (Paktuk-Karduk uruğunu daha ileride anlatacağız)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TARİH BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:15

D - DİCLE KÜRTLERİ:

M.Ö. 900 - 600 yılları arasında Musul çevresinde Asurlular ile Van gölü bölgesindeki Urartular (900 - 885) birbirleriyle sık sık savaştıkları ve Karadeniz'den Basra körfezine, Orta - Kür boyundan Hatay kıyılarındaki Akdenize varıncaya kadar bu sahada yaşayan, büyük küçük bütün yerli ve komşu kavimler çivi yazısı belgelerinde ve başkentlerindeki yıllıklarında andıkları halde, Dicle - Kürtlerinin Heredot'tan beri bilinen atalarının hakim boyu «Paktyk» ile ana topluluğu «Karduk/Garduen/Kartuk»ların varlığını ve bunların adlarına benzer isimle tanınan uruk ve boyların yaşadığını bildirmiyorlar.

1938'de Milletler arası 20. müsteşrikler kongresinde belirtildiği gibi Ön asya'da Kürtlerin görünmesi ancak M. Ö. VII. yüzyılda, Kimmerlerin arkasından Kafkaslar kuzeyinden gelen Saka... Saythe/lskit'lerin göçlerinden sonradır (54). Doğudan Çin'e hakim Türk soyundan «Cou/Su» sülaleleri (M.Ö. 306 - 247) devletine komşu bulunan atlı göçebe Saka / İskit Türkleri, M.Ö. VIII. yüzyılda batıya ya-yılarak Edil / İtil (Volga) ile Ten (Don) ve özü (Dyneper) Irmakları boylarında yerleştiler. Saka'ların ileri hareketi ile M.Ö. VIII. yüz yıl sonlarında Azak denizi çevresindeki yurtlarından göçen Kimmerler, Kafkas dağları geçitlerinden aşıp yerleşecek yeni bir yurt aradılar. Böylece M.Ö. 714 yılında Kür ırmağını geçerek Urartu devletinin topraklarına giren Kimmerleri karşılayan Urartulu I. Rusas'ın (715713) ordusunu Aras üzerinde yendiler. Daha sonraki Kimmer akınları önceki soydaşlarını izlerler. Bunları kovalayan Saka Türkleri de Kür ile Aras boylarına yayıldılar. Az sonrada Urartuları ve Kimmerleri yenip buralara yerleştiler.

N. ADONTZ ile A. Z. V. Togan eserlerinde kaynaklarıyla birlikte bu bilgileri toplamışlardır. Çin'den Yunan eline varıncaya kadar komşuları tarafından değişik adlarla anılan, Saka Türklerine onların doğu kolu olup (Matun/Mete) çağında batıya da yayılarak İran'a komşu olan «Kun/Hun»lar çağında Yazıldığı anlaşılan «Zend - Avesta» adlı İran din kitabında Saka yerine «Hyaona (Hunlar)» denildiği görülmektedir. Bu yüzden de Malatyalı Süryani -«Ebül-Ferec» de «Apdasyap / Afrasyap» için Saka'ların Büyük bir Hükümdarı olarak bahsettiği gibi Hun'larında ilk Hükümdarı olarakta kabul etmektedir.

Asur çivi yazısı belgelerinden, Kafkasların güneyine yerleşen ilk Saka Türk'lerinin, 680 - 673 yıllarında Urmiye gölü ile Küçük Zap ovalarındaki «Manna» devletçiğini Asurlulara karşı koruyarak onun müttefiki sıfatıyla topraklarına da girdiklerini ve başlarında «Gog / Gagu» (Gök -Han) adlı bir Hükümdar bulunduğunu öğreniyoruz. A. Z. V. TOGAN'ında belirttiği gibi bu Saka Hükümdarı «Gog/ GAGlbnun adıyla Ardahan'dan Tiflis altına değin uzayan bölgeye STRABON'da «GOGAR (GOGAR YURDU)» ve V. XIII. yüz yıllar boyunca Ermeni ve Gürcü kaynaklarında «KUKARRK» (KUKARLAR) eyaleti deniliyordu. Dede - Korkut kitabında ise Gogaren eyaleti Satrapları künyesinde, «GOALET - KOCA» bunların ataları olarak gösterilir. Bu gün Ardahan, Ahılkelek ve çevresinin yerli Türklerinin «GAGAVEN / (GAGA - MAN) denilegelmeside eski Sakaların «Gogaren adındaki hükümdar boyundan kalmadır (Kür - Aras Kürtleri anlatılırken Gogarlar konu edilmişti.).

Anadolu, Suriye ve Mezopotamya'yı dolaşarak canlı tarih hatıralarını tesbit eden Heredot, «Scythe / Saka» hakimiyetinin Önasya'daki parlayışını ve sönmesini şöyle anlatır:

«Hagmadan (Hemedan)» ı başkent edinmiş olan «Medya kralı Keyaksar (Key - Hüsrev) (625 - 584) II. Ba-bil kırallığı ile anlaşarak eski düşmanları Asurları bozup Ninovayı kuşattığı sıralarda Saka hükümdarı Bartatua oğlu Kıral (Madyas / Madova / Afrasyap) ın idaresi altında büyük bir İskit ordusu Avrupa'dan kovduğu Kim-merleri takip etmek üzere Asya'ya girmiş ve Medya topraklarına varmıştı. İskitler, Medleride yıktılar ve Asya üzerindeki hakimiyetleri 28 yıl sürdü. Daha sonra ise Med-ler Başbuğ «Afrasyabı (Alp - Er Tunga)» bir ziyafete çağırıp içki ile sarhoş ettiler sonrada hepsini kılıçtan geçirerek katlettiler.»
Heradot'un yukarıda anlattığı Asya'nın hakimi Saka Türklerinin Başbuğ'unun İran'lılar tarafından hile ile alçakca öldürüldüğü yeri İran kaynakları Ürmiye gölü kıyısında gösteriyor. (Zenda - Averta - Aban - Yaşta) da anlatılmaktadır). Şehnameye göre de Turan / Türkler'in Başbuğu Madyos / Afrasyap» «Pişdadyan (medili) sülalesinden «Key Hüsrev»in eliyle «Çicest (Sakaesta) gölü kıyısında öldürülmüştür. Bu milli felaket üzerine başsız kalan Sakalar hakimiyetlerini düşmanlarına karşı koru-yamamışlar ve Ürmiye - Van gölleri arasını kesen Medlerin engellerini aşamıyan Sakalar, Hakkari - Zapsuları kesimindeki balkanlık bölgeye tutunup kalmışlardır. İşte bu Zap suları Bokhtan arasında kalarak Dicle solunda yerleşen Sakaların ilbeğlerinin hakim boyuna göre Heradot'-un» Armenya»ya komşu «PAKTYKA (PAKTUK)» ve M.Ö. 401 yılında buradan geçerek Savaşmış olan KSENOFON'-da da «O» ları ortaçağdaki «Ba - Karda / Kardu adası» gibi «A» söyleyen Süryanilerin ataları Asurluların ağzı ile «Korduk» yerine «KARDUK» dediği Dicle - Kürt'lerinin ataları olduğu bir çok delillerden anlaşılmaktadır.

Alman bilginlerinden NÖLDEKE'nin de belirttiği gibi bu «PAKTUK» uruğu Ortaçağda Süryanice kaynaklarda «BOKTHA'ye» ve Arapça eserlerde «BUKHTİYYE» deni-ien Kürmanç / Dicle Kürtlerinin «BOKHTAN (BOKHTİ) kısaltması» «BOTAN / BOTİ» denilen büyük kolunun atalarından ibaret olup «Bohtan» ırmağı da öteden beri bu Türk uruğunun adıyla anılmaktadır.

Yine Heradot M.Ö. 480 yıllarında boğazları geçerek Yunanistanı istila eden İran orduları içindeki müttefik ve atlı urukları anlatırken «Paktuk'ların» Aras ırmağı güneyinde ve Tebriz şehri kuzeyinde yerleşmiş bulunan kolunun «PAKTİALI» adı ile anıldığını, ve bunların» dil, giyim, kuşam ve kullandığı silahları bakımından Persli - İranlılardan tamamen ayrı olduklarını kendi dilleriyle konuştuklarını ve Paktuk (Bokhty) lerle adaş ve Urukdaş olduklarını, bilhassa belirtmekte olduğunu öğreniyoruz.

Sasani sülalesini kuran I. Ardeşir, İran'daki Büyük Arsaklı (Part) sülalesini yıkıp M. S. 226 da Azerbaycan ile Doğu - Anadolu'daki Küçük Arsaklı'lar (53 - 429) ül-kesinede saldırmıştı. Bu sırada Küçük - Arsaklı'lar (Ar-saklar Saka Türkleriyle soydaşlar. Bunlar birleşerek Kü-çük Arsaklı'lar Devletini kurmuşlardır), birliğindeki İl beyliklerinden «HEFTAN - BOKHT» diye Farsça «Kanlamaktan» geçen «Yedi - BOKHT» yani yedi Bokhtılı birliğinin İl-beği «Madiğ»i 226 yılında I. Ardeşir öldürmüştü. İran kaynaklarından alarak bu hadiseyi nakleden tarihçi TABERİ, bu ilbeğinin «Heftan - Bokht'un» Ejderha - Meliki» yani yedi Bokht birliğinin ejderha sayılan ilbeği diye tanındığını belirtir. Taberi'deki bu ejderha deyimi daha sonra göreceğimiz gibi, Dede - Korkut Oğuznamesindeki Kürtlerin ilbeğ-ğileri sülalesine «Ademiler (İnsanoğlu)» Evranı (Ejderhası) denilmesindeki geleneğe uymaktadır. Çobanlıkları ile tanınan, Erciş çevresinden gelip Ahlat - Bitlis - Diyarbakır Siirt bölgelerinde ve Bizans sınırında Abbasilere bağlı «Mer-van oğullan» (985 - 1085) adlı bir İslam emirliği kuran aile ae Kürtlerin «Çar - Bokhti» (Dört - Bakhtlu) adlı boylar birliğindendir. Yine XII. yüzyılda Silvan'da yetişme ibn'ül AZRAK tarafındanda bunların kökleri «Çar - Bokhti Kürt-lerinden» gösterilmiştir.

Bu arada aynı konu üzerinde E. YAVUZ bey ise şu görüşü ileri sürmektedir:

«Buradaki ÇAR sözünü cihar yani Farsça dört anlamında almamak gerekir. Zira buradaki Çar Gurşistantan'daki Paktıka bölgesindeki Kardull yani Kardu ilinde bu günde yaşamakta olan Çar uruğundan başkası değildir» demektedir. Gerçektende Oğuz boylarından, 24 oğuz boyundan olan ÇAREKLİ (ÇARIKLI) yi buna misal verebiliriz.

Konunun önemi yönünden Arsaklılar hakkında biraz daha aydınlatıcı mevzuları burada zikretmeği faydalı bulmaktayız:

Makedonyalıları Fırat solundaki Asya topraklarından kovan Saka'ların torunları Arsak'lılar, M.Ö. 140 - 80 yılları arasında Mezopotamya ile birlikte «Gordyala» bölgesine-de hakim oldular. Bu sırada yerli «Paktyk Boğduz» boyundan gelen İlbeğlerinin «Gordyalı»ların Başında kaldığını M.Ö. 87 de Artaksiyaslı «Armenya kiralı I. Tiğra'nın başkent Hemedan'a varınca Horasan ile İran'ı akınlarıyla istila etmeye çalışan yeni bir Saka ve Tokhar akınından faydalanarak Arsaklı topraklarına saldırırken «Gordyen Beği» «Zarbianus'u idam etmesinden anlıyoruz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TARİH BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:15

Strabon'da Dicle - Kürtleri yurdu olarak «Gorduaia» ve «Gordyen», Ptolemus'da «Gorduaia», Dion Cassis'da ve 359 yılında Amid/Diyarbakır'da bulunmuş olan Ammionus MARCELLİNUS'da «KORDUEN» olarak anılmaktadır.

Artaksiyaslı istilasından 20 yıl sonra M.Ö. 68 de Arsaklılar «Korduen» bölgesini geri alıp, M.Ö. 53 yılındada Harran yakınlarında Romalıları yenerek, Kafkaslardan - Sıncar'a ve Hazar denizinden Fırat ile Kızılırmak başlarına değin yerleri alarak «Küçük - ARSAKLILAR» devletini kurup, kuzey ile batıya karşı koyan bir «Uç - Beğliği» biçiminde ve Büyük Arsaklılar'a bağlı olarak düzene sokan «Val Arsak» (149 - 127) Nisibin / Nusaybin yerindeki şehri kendisine başkent edinmişti. Daha sonra ise Kafkasların kuzeyinden gelecek akınlara karşı kendilerini ,daha iyi korumak için, başkentlerini Aras ile Arpaçayı'nın sağ kıyılarında, (Iğdır - Karakalası / Armavir) ile «Ağca -Kalak ve Diğor'daki «Mireni - Karabağ» şehirlerine taşımışlardır.

Muş çevresinde yetişmiş olan Khorenli'nin Nusaybin'de «Val Arsak'a» beklikçilik eden Süryani Maraban KATINA'dan nakline göre, Val - Arsak, eski yerli hanedana mensup şu ilbeğlerini yine kendi uruklarının başında «Sat-rap (İlbeğliği)» olarak bırakmış ve başkentine bağlamıştır. «AĞUVAN'K (Albanlar)» ülkesine Si - Sak (Sİ - SAKA / Afrasyap sülalesine mensup Saka)» soyundan Aran'ı (Bölgenin Aran adı almasının bir sebebide bu Büyük Türk soyunun buraya hakim oluşundandır.), Dede - Korkut kita-bında'da geçer. İber (Gürcü Tiflis çevresi), (Mogk (Moglar) Van gölü güneydoğusu ve Bokhtan başında, «GORTIT ACİ» (Gortu'alı), Hakkari - Cizre çevresine de «SLAK (OK / OKÇU demektir) demektedir.

Ağca - Kala'da oturan Küçük - ARSAKLILARIN «Büyük» ünvanlı II. Tiridat (297 - 325) Han'ın katibi AGATHAN - GELOS, 305 yılında resmen hıristiyanlığı kabul ettiklerini, sayıları 16yı bulan bu Satrapların sülaleriyle adlarını, o çağdaki protokola göre sıralanışını anmaktadır. Bu sırada «VI. sırada'da «Korduk / Gortuk eli beği» dediği Dicle - Kürtleri İlbeğini göstermektedir. Ayrıca bunların hepsinin «TORKUM/TÜRKMAN» ırkından saymakta ve her birinin bir tümen çerisinin olduğunu söylemektedir.

KHORENLİ Coğrafyasında Küçük - ARSAKLILAR çağındaki 15 eyalet arasında «VIII. Sıra'da anılan Kürt'ler eline «Gordçyak / Korçekli» denilmekte olup, bunlarında II sancağa bölündüğünü göstermekte ve ancak sekizinin adlarını bildirmektedir:

1 — GORTU / KORTU.
2 — GORTRİ / GORTRİK
3 — ADROVAN,
4 — MOTAGON (Moti - Ki Mütki) bu bölgeye adını veren boy olsa gerek),
5 — B ŞİRAN (Beşiri ilçesine adını veren ilbeği),
6 — GORTHUNİ (Gart hanedanı demektir.),
7 — CAHAG (Kür - Aras arasındaki «Si - Unik S! - Sakan» eyaletinin ikinci, sancağı «Cahuk»a adını veren boyla adaş olmalı),
8 — KÜÇÜK - ALBAK (Hakkarinin eski merkezi «Albak» / Başkale bölgesi, ALBAK; ALPLAR demektir. Bu da Kür boyundaki Sakalı «Alban» Alblar ile boydaş bir bölükten adını olmuştur.

Küçük - Arsaklıların Büyük ünvanlı II. Tiridat Han Hiristiyanlığı kabul ettikten sonra, yine bunun çağında. Büyük - ARSAKLILARIN tahta geçmeyen «Arsaklı - Suren -Bahlavi» ailesi kolundan Horasan'dan gelme «ANAK -BEĞİN Oğlu», Hıristiyan olduktan sonra Işık saçan ünvanı olan Aziz Greguvar'ın eliyle Hıristiyanlık 20 yıl Yunanca, Süryanice inciller ile Erzincan'da Alan bölgelerine değin bütün Türk uruğları arasında faaliyet göstermiştir.

M.S. 363 den sonra Romalıların İranlılarla arasındaki savaştan sonra, Romalıların barış teklifini kabul etmesiyle Van gölü güneyi ile Batman suyu ve Fırat - Habur'una karışan «Üağçağ» suyu doğusundaki Küçük Arsaklı toprakları arasındaki Dicle - Kürtleri / Kürmançlar bölgesinde ateşe tapan İran dili ile dininin ve öteki kültürel tesirlerin süresi 300 yıl sürmüştür. Bu durum 642 de İslam'ların Sasani devletinin yıkılışına değin de devam etmiştir. Bu arada 32 - 58 yıl önceleri benimsenen ve henüz eski dinine bağlı kuşaklar, yaşlı olarak hayatta iken, yukarıdaki 7 bölgedeki Hıristiyanlık da gevşeyip, yerini Şamanlıkla ateşetapıcılığın karması yezidilik mezhebine bıraktığını görmekteyiz. Bu gün bunlar daha çok Irak - Sincar bölgesinde bulunmaktadır.

Sasanilere bağlı olarak 429 yılına dek yaşayan «Küçük - ARSAKLI» Türk sülalesi, artık bir Milli kudret gösteremedi. Eski Küçük Arsaklılar ülkesi / Oğuz ellerini ateşe tapan Sasanilere karşı koruyan Milli gücün başı ve özü olmuştur.

226 - 240 yıllarında «CENASDAN / ÇİNİSTAN / KAŞGAR» bölgesinden siyasi mülteci olarak İran'a göçen ve az sonrada Küçük - ARSAKLILAR'ın Erciş - Ahlat - Muş -Bitlis - Malazgirt - Hınıs bölgesine yerleşerek, Hakim boylarının adıyla buralara «DURUBERAN» (Baran yurdu) eyaleti adını verdiren. Prens «MAMIK ile KONAK» kardeşlerin «Cenli» (Çinli) diye de tanınan göçebe uruğu «MAMIKANLILAR», Ermenice metinlerde şehzadelerden «Mamık/ Mamkon'a göre, «Mamıkonvan» (Mamıklılar) ve Dede Korkut Oğuznamelerinde de öteki şehzadenin adıyla «KARA -KONAK / KONA BEK» hanedanı diye anılan bu soylu ve güçlü Türkmanlar, sonraları «Yenisey ve Göktürk oyma yazısını andıran ve kelime aralarında üst üste iki nokta bulunan bir yazıyı 412 yıllarında Muş bölgesinde ortaya çıkararak, İncili ve dini resmi yazıları bununla yazdılar. «Danyelli» veya «Mesrop'un» alfabesi de denilen ve «b, o i, I, dz, k, n, ç, r, v, ng»leri gösteren On bir harfi hemen hemen Göktürk oyma yazısına uyan bu yazı «Cenas-tan / Çinistan»dan gelmektedir.

Mamıkanlı / Kara - Konak uruğunu V. Yüz yılda «TORKOMYAN / TÜRKMANLAR) ülkesi ile dinini koruyan en büyük kahramanlar olarak gördüğümüz gibi 1295 yılında ilhanlılar ile birlikte toptan Müslüman olduktan sonrada bunları «Duru - BERAN» bölgesinde ilbeğleri «BARANLU» boyundan olan «Kara-Konlu/Koyunlular» adıyla ortaya çıkmış buluyoruz.

Gerçek dışı yayınlar yapmayı, kendilerinde bir saplantı haline getirmiş olanlar, «MAMIKAN / MAMAKAN» Türk boyunun «MAMİKON» kökünden Ermenice olduğun iddia etmişlerdir. Fakat yukardaki izah ettiğimiz tarihi gerçekler bunların ne kadar maksadlı olduğunu göster-mektedir. Nitekim bu oymağın kökenini biraz daha irdelersek; Ahmet REFİK bey «Anadoluda Türk aşiretleri» adlı eserinde, Sivas beğlerbeğlindeki aşiretlerden «BOZ - ULUS'a» tabi «MAMALI» aşiretinden bahseder. Yine aynı eserde ve 1022 hicri tarihli buyrultuda MAMALI, ALEMBEYLİ, PEÇELİ TÜRKMAN Cemaatı olarak bildirilmektedir. Yine 1104 yılında MAMALI - CİRİT, Pehlivanlı, GURAN TÜRKMAN taifeleri Türkman olarak gösterilirken, 1141 yılında İskanı emrolunan MAMAVİ adlı aşiret Ekrat olarak bildirilmektedir. Aslında iki aşirette aynıdır.

İşte Anadolu'da adlarına sık sık rastlanan MAMAK-MAMIK köyleri bunların bıraktıkları adlardır. Nitekim, Bayburt ilçesinde MAN, Palo, Hınıs, Hekimhan, Pötürge, Niksar ve Malazgirt'te MAMAN. Bu hem köy adı ve hem de Tunceli'nde henüz aşiret bağları kopmamış bir oymağın da adıdır. Ankara Koçhisarında Mamalı, Çankaya kazasında, Burdur, Simav, Bartın'da Mamak bize çoklukla yörüklerin iskan olduğu yerlerde köy adı olarak görünmektedir. Mamalara mensup anlamına MAMI'lar İslahiyede iki, Akçaabad'da bir Karaköse'de, Mamılar anlamına Mamikan, Kulp kazasında, bunun Mamiki şeklinde «İ» nisbet eki almış hali de Tunceli merkezi Kolan'ın kurulduğu köyün adıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TARİH BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:15

Şerefnamede adı geçen Mamaguyeh Mamzidi, Mamreşan oymaklarının adları çok dikkate değer bir anlam taşımaktadır. Malumumuz Türkler Ocak'larına çok bağlıdırlar. Bu nedenlede bu geleneğe uyarak ocak ve boy adını bırakmayan bu oymaklar, ilk İslam olduklarında Türk adının yanında bir de Müslüman adını eklemişlerdir. Burada da MAM adını bırakmayan oymaklar, özellikle Farsların uzun müddet tesiri altında kaldığından, MAM adının yanına yukardaki Farsça ekleri almışlardır. (Kendi Kazam olan ARABAN'da MAMALI ve MAMA adı erkek adı olarakta kullanılmaktadır). Yine Ermeni kilise tarihlerinde «DOĞU - DERSİM'e MAMANLI (MAMAN - ELİ)» denmesi bu günde orada MAMAN oymağının bulunuşu bunların Türklüğünü ortaya koymaktadır.

Şimdi bu kökten türeyen hala yaşamakta olan kelimelerden bir kaç misal verelim:

MAMA - Çocuklara verilen yemek (Söz Derleme), Eti'ler çağında yer tanrısı.
MAMAÇ - ŞİŞMAN (derleme), Babaç (M - B değişimi)
MAMAK Anlatışı kıt kimse, tomurcuk, dilsiz (derleme)
MAMİK - Dağ eriği, siyah üzüm çeşidi gibi (Derleme).

Gördüğümüz gibi hangi yönden bakarsak bakalım bu adın cinsi ve oymağın kökeninin Türklüğü meydandadır. Tarih ve din bakımından da Türklüğü bu kadar açık bir aurum arzederken, eğer buna ait bir söz Ermenicedede müelliflerce, Ermenilerin Anadolu'ya Friklerle en geç milattan 600 yıl önce geldikleri yolundadır. Halbuki MAMAN'lıların ilk gelişi bir kaç bin sene öncesine dayanmaktadır. Mamıkan'lar hakkında bu kadar izahtan sonra tekrar Arsaklara dönelim.
Küçük - ARSAK'lıların, tarih destanları ve İlbeğleri kütüğü sayılan «Dede - KORKUT OĞUZNAMELERİ»nde yukarıda Taberi'den aldığımız «Heftan - Bahtun ejderha meliki» denilen Kürtlerin İlbeğleri sülalesi Şu klişe kütüklerle anılıyor.
«Bıyığı kalnu BOĞDUZ AMAN, heymetlü.» «Bıyığını ensesinde üç kız düğen»

Kakhıdukda karımuna kan kaşanduran, Karagözü kanın dönen. Yer evranı (ejderhası) yılan,
Ademiler (İnsanoğlu) avranı Ucun (Türk uruğu: Usun) oğlu Aman Beg»
«Kayan Ucun oğlu Aman Bek» (Topkapı sarayı Oğuznamesi)

«Varuban Peygamber'in yüzünü gören, Gelüben Oğuz'da Sahabesi olan. Açığı tutanda bıyıklarından kan çıkan, bıyığı - Kanlu BOĞDUZ - AMAN» (II. Boy)
«Bin Boğduz (Bogduz) başları Aman» IV, (IV. Boy).

Karadenizin kıyısında Giresun çevresindeki «Düz-mürt - Hisarı»nı düşmandan almak ve kızkardeşinin kocası «Kızılık - Koca» yı buradaki tutsaklıktan kurtarmak üzere gidip, başaramadan dönen Kürtler İlbeyi sülalesi sembolü Boğduz - Aman, kendi erliğini öğerken: «Bindüzümde yel yetmezdi orgunum, Yengi - Bayır'ın kurduna benzerdi yiğitlerim, Yedi kişiyle kurulurdu menüm yayım (Ksenofon'da anlatıldığı gibi yalnız İskit / Saka Türkleri, ancak bu şekilde yaylarını gererlerdi.)

Kayın (ağacı) - dalı yelegümden som - altunlu me-nüm okhum» (VII. Boy)
Yine Dede - Korkut Oğuznamesi kitabında «Ateşe tapan Sasani İran'ın sembolü olan, Tepegöz'ün bunaltıp yendiği «Oğuz beğleri» (Küçük - Arsaklı ilbeğleri) arasında, yalnız «Boğduz - Aman» beğin elinde Tepe göz yenilmiştir.

Şerefname'de Dicle - Kürt'leri sayılan Kürmanç / Kürmançların «Oğuz»lardan geldiğini şu dört delille anlatılmaktadır:

1 — «Kürtler, CEN Taifesindendir». (Selçuklular, Ak-koyunlular Osmanlılar ve diğer Oğuz boyları Orta - Asya'dan geldikleri için Araplar bunlara «CEN / Cenistan / Çinistan - Doğu Türkistan ülkesi anlamına kullanmışlardır).
2 — İslamlıktan önceleri Kürtler «Türkistan'ın Ulu Kağanlarından OĞUZ KAĞAN'ın soyundan olup ona tabi idiler.»
3 — Bütün Kürtler «BOKHT ile BECEN (PEÇEN) adlı iki kardeşten türemişlerdir. (Yani bütün Dicle - Kürtleri / Kürmançlar 12 boy BOZOKLAR ve 12 boy ÜÇ OKLAR koluna ayrılan 24 Oğuz boyunun ÜÇ OKLAR kolundan «BOKHTLAR'a adını veren «BOGDUZ ile «BECENEVİ'lere / PEÇENEK'e adını veren BECEN'den türemişlerdir.)
(Kaşgarlı'da Yazıcıoğlunda ve Reşidüddin'de bu oğuz boylarına ait listeye bakınız).
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TARİH BAKIMINDAN KÜRT'LERİN TÜRKLÜĞÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:16

Şerefhan yine Şerefname'de «bu iki kardeşin Cezire (Cizre) ile Amuruviyye hakimlerinin çocukları idiler, sonradan saltanat yüzünden aralarında kavga çıktığını söyler. Yukarıda bahsedilen BOĞDUZ - Aman ve Becenevi»ler Oğuzların üç ok koluna mensup olması bakımından bu Kürtlerin de aslını aydınlatmada çok mühim bir tarihi vesikadır. Bu gün «BASNAVİ» denilen ve Fars ağzına göre «Becenevi»nin değişmiş şekli olan, Kürt aşiretinin de Türk - Becenek'ler olduğundan hiç şüphe yoktur. Gerçekten Peçenek tarihinde geçen adlar üzerinde bir araştırma yapıldığında, Peçenek yer ve soyadları ile Doğu - Anadolu'daki yer ve oymak adlarının benzerliklerini ve aynı kökenden geldiklerini görürüz.

Örnek olarak bir kaç misal verelim:

Macaristan'da 1251 - 1278 yılları arasındaki kayıtlara göre Macaristan içerlerine yerleştirilen Peçenek Türklerinden en büyükleri olan «ARNAKLAR'la» beraber, «TEİERVA - TOLNA, CSANAD (ÇANAT), KEMEJ, KERESLER, SARİJ nehri boyunca Tuna ile Balaton gölü arasında Tolnakom kuzeyinde oturuyorlardı.

Şimdi yukarıda sözü edilen isimler üzerinde duralım:

TEİERVA:

Yani Tecer'lerin Tercan ve Sivas'ta köyleri ve Tecer ırmağı. Oltudaki Tecerek köyleri, bu ismin kökenini göstermektedir..

ÇANAT:

Çana'nın «T» çoğul eki almış şeklidir. Çana, Taş-köprüde bir köyün adıdır.

KEMEJ:

Kime'leri, İslahiye'de bunun Farsça çoğul eki almış olan «KEMEZ - ANLİ» şeklinde görmekteyiz.

KEREŞ:

Kiği'de köy ve oymak adı olarak KEREŞ-AN olarak görmekteyiz.

ARNAKLAR:

Yukarıda anlatırken Peçenek boylarının en büyükleri demiştik. Giresun'da bu boyun adına, ARNAK - KIRAN denilen bir köy adında rastlamaktayız. Başka bir Peçenek topluluğuda Tisa nehrinin sol kolu olan ARANKA nehri boyunca yerleşmişlerdir. Edip Yavuz bey «Aran-Ka'daki 'Ka' nisbet eki olduğunu söylemektedir». Bu duruma göre İsmin aslı «ARAN» dır. Biz ise daha evvelce «ARAN»ın Kür ile Aras nehri arasında kalan bölgeye verilen ad olduğunu ve ayrıca burada hakimiyet kurmuş SAKA Türklerinin bir sülalesi olduğunu da söylemiştik. Dede -Korkut kitabında Alp ARAN bu adın Türklüğünü ortaya koyduğu gibi, Ermenilerin «ARANİK» ve ARANİS» şekillerine soktukları köylerde bu gün Van'da ve Aranes şeklide de Siirt'tedir. TİSA nehrinin adı ise Birecik'te yine bir köy adıdır. Peçenek'lerin yerleştikleri bir komitat adı aynen Bingöl'de Baran olarak görülmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir