Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kürt Sözünün Kökeni

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Kürt Sözünün Kökeni

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:54

KÜRT SÖZÜNÜN KÖKENİ

Yukarıda tarihi bilgilerin ışığı altında «Kürt» sözünün anlamını açıkladık. Şimdi ise «Gurt/Kurt/Kürt - Gurmanç/ Kurmanç sözünün geliş yeri yani kökeni nedir? açıklamaya çalışalım..
Bitlis'li Şerefhan'ın yazmış olduğu «Şerefname»sinde olmak üzere, diğer bir çok kaynaklarda da Kürtleri dört ana kola ayrılmış olduğunu görmekteyiz.

1) LUR
2) KELHUR
3) GURAN
4) GURMANÇ kollarıdır.

Bunlardan Lur ve Khelhur'lar halen İran ve Irak'ta yaşamaktadır. Diğer taraftan da Guran ve Gurmanç'lar Türkiye sınırları içinde yaşamaktadırlar. Aslına bakılırsa gerek Guran ve gerekse Gurmançlar aynı kolun iki ayrı isimlendirilmelerinden başka bir şey değildir.

Gur isminin sonuna getirilmiş «AN» eki Farsça çoğul ekidir. Gurlar anlamını verir. Bu Guran'ların tamamının «Gur» ailesinden olduğunu ve Farsi etkisiyle isimlerini değiştirdiği açıkça görülmektedir.

Orta Asya'da Türk uruğları arasında bulunan Gurlar, oldukça önemli bir yer tutar. Nitekim Oğuz Kağan destanında. Oğuz Han'ın Hindistan seferinden dönüşünde Gurlar ülkesine girip buradan Doğu Avrupa'ya Bulgar (Bel-GUR) ülkesine hareket ettiği, seferden döndükten sonra, Gurların reislerinin kendisini Semerkant'ta karşıladığı.. » bahsedilmektedir. Gur Türkleri ile Uy-Gur Türklerinin birlikte aynı çağda var olduklarını görmekteyiz, ileride Gura-ni Türkleri hakkında verilecektir.

Orta Asya'da bulunan ve tarihin değişik çağlarında görülen belli başlı pek çok Gur boyları görmekteyiz (As -Gur, Beş GUR,/Baş GUR/Bel GUR Bul GAR, Biti GUR, Fin GUR, Go GUR, On GUR, Uy GUR, O GUR, (Uğur/Oğuz), Sal GUR (Salur) V.B. gibi.

GUR sözcüğü, Türkçe'de büyük «Ulu» anlamına gelmektedir. Nitekim Timuçin önceleri «GUR HAN» (Ulu Hakan) adını taşımış fakat daha sonra Cengiz unvanı almıştır. Tarihin ilk çağlarında Elam hükümdarlarına «Ur-Taku Kış hükümdarlarına «Ur Lum», Sümer hükümdarlarına «Ur Kum», Part (Arsaklı) hükümdarların «UR UT» adlarının verilmesi, «UR» isminin bir tesadüf değil büyüklük ve ululuk anlamından ileri gelmesidir. UR adının sonuna eklenen «AR, ER, İR» ekleri bu uruklara kudretli anlamını verdirir. UR sözünün başına zamanla «G» sesi eklenmesi ile «G UR»a dönüşmüştür.

Türkçe'de kelime ve isimlerin sonuna eklenen «MAN» .eki. Koca MAN veya Şis MAN'da olduğu gibi, ana kelimeye irilik anlamını verdirir. Yine Orta Asya Türkçesinden İsimlerin sonuna eklenen «Ç» eki «Utangaç veya Kıskanç»»da olduğu gibi, ona malik, onu konuşan insan anlamına verdiği gibi, ayrıca diğer bir anlamıda «Ç» eki, Türkçe'de dil adlarını belirtmede de kullanılan «ÇA/ÇE» ekinin kısaltılmış biçimidir. Böylelikle Türk asıllı bir uruk olan «UR» isminden «GUR ve GURCA» konuşanlar anlamına gelen «GURMANÇ» sözcüğü türemiştir. Yine «KURMANÇ/GURMANÇ», Gurmanço demek olduğu halde sonraki çağlarda «Gurmançca» konuşanlara verilen umumi ad durumuna gelmiştir. Bu gün bu ağıza ve bu ağızı konuşanlara «KURMANÇO» denmektedir. Bu da dağlık yörelerde yaşayanların uzaktan uzağa ses yetirebilmek için kelime sonundaki düz vokallerin yuvarlaklaşarak ton ve duyulurluk kazanması esasına dayanan fonetik olayın bir sonucudur. Nitekim çevrede daha bir çok kelime, bilhassa kişi adları bu yaygın eğilime bağlı olarak değişmiştir. (Mehmet'in - Memo, Mahmut'un - mamo Ahmet'in -Ahmedo oluşu gibi.)

Halk arasında bu gün «GURMANÇO» deyimi «G/K» değişimine uğrayarak «KURMANÇO» halini almıştır. Nitekim yazı lisanında «Kanun» olarak yazılmasına rağmen konuşma lisanında «Ganun» denmesi gibi. Bu sebeple de bu günkü Türkçede kullanılan kelime başı «G» olan seslerin istisnasız olarak eski Oğuz Türkçesindeki «K» sesinden dönüştüğünü düşünürsek (İlerde ayrıca dil bahsinde anlatılacaktır) bu farklı telaffuzun üzerinde daha fazla durmak yalnız vakit alır.

Bütün bu açıklamalardan çıkan netice, Kürt kelimesinin kökeni «GUR/KUR/GUR T/KUR T» dur. Sonundaki «T» sesi ise eski Oğuz Türkçesindeki bazı örneklerde görülen (ileride dil bahsinde bu konu anlatılacaktır) Altay dillerinin ortak morfolojik unsurlarından sayılan «T» çokluk ekinden başka bir şey değildir. Bu durumda Farsça çokluk ekiyle yapılmış «GUR AN» biçimi ile eski Oğuz Türkçesindeki çokluk ekiyle yapılmış «Kur-T»/Gur-T» biçimi arasında morfolojik bir yöndeşlik vardır. Kısacası. her iki kelimenin de aynı anlama geldiği açıktır. G. Antep yöresi Türk Kurmanç'ları arasında yaptığım araştırmada kendilerinin nereden geldiğini sorduğumda ileri gelenlerden bazıları, «Beyim, biz Kurt'tan türemişiz eski büyüklerimiz bize böyle söylerlerdi» dediler. Ki, aslında bu ifade «Gurt/Kurt» kökenin espirisini daha da güzel ifade etmektedir.

Kaynakça
Kitap: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM
Yazar: MAHMUT RIŞVANOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KÜRT SÖZÜNÜN KÖKENİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 02:55

«Kürt» Sözü Ne Manaya Geliyor?

Araplar, İran ve Türkistan içlerine doğru yayılır ve Müslümanlığı oralara götürmeğe çalışırken, bazı kabilelerden «kürt» diye bahsettiler ve bunlara, «Kürtler» manasına gelmek üzere, «Ekrad» dediler. Minorsky'e göre, bu kabileler halitası içinde, Asya unsurları kadar, yerliler (Kardu'lar) da vardı. Burada bir «Kardu» veya «Karduk» sözü ile karşılaşıyoruz. Birçok yazar, Kürtlerin kökenini burada aramağa çalışır. Milattan önce Yunanlıların askeri birlikleri, Doğu Anadolu'ya kadar gelmiş ve buradaki dağlarda «Karduk» (Kardoukhoi) adıyla anılan ve ok atmakta çok mahir olan kabilelerle karşılaşmışlardı. Kaidelilerin dilinde bu kelimenin, «güçlü, kuvvetli» manasına geldiğini söyleyen bası araştırıcılar, buradan Kürtlerin aslına ulaşabileceklerini sandılar. Halbuki iş sadece bununla bitmiyordu. Üstelik, Türkçe'de de «Kardu» kelimesi vardır ve «zemheri sıralarında su üzerinde yüzen fındık büyüklüğündeki buz parçaları» demekti. Hem artık Karduk tezi, itibardan düşmüştür.

Bunu ünlü Kürdologlardan Nikitin bile kabul ederek, şu şekilde belirtmektedir:

«(Araştırmaların bugünkü durumunda, artık bu konuda, aynı kesinlik kalmamış görünmektedir. Bir kere bu alanda büyük bir otorite olan Th. Nöldeke jAibi M. Hartmann, Weissbach gibi doğu bilimciler, dilbilimsel nedenlerle Kurd ve Kardu biçimlerinin eşanlamlı sayılamıyacağım kanıtlamışlardır.»

Minorsky, 1938 de Brüksel'de toplanan XX. Milletlerarası Şarkiyat Kongresine sunduğu tebliğinde, Kürtler hakkında yeni bir tez ileri sürmüştür. Minorsky, artık Kürt'lerin menşeini «iskit» lerde ve «Med» lerde aramaktadır, Daha önce «Kurmanç» kelimesi hakkında ihtiyat gösterip, fikir yürütmezken, bu kere acayip bir yorumla işe girişmiştir.

Nikitin'den dinleyelim:

«işte Minorsky, Kürtlerin kendilerine verdikleri Kurmanç adının yorumlanmasıyla ilgili çok ustaca varsayımını burada öne sürmektedir. Köken soneki olan —c'yi atan Minorsky, kalan bileşikte birinci unsuru Kur (d) olarak, ikinci unsuru da Medya ya da Manna'lılar/Mantianoi ile ilgili görmektedir». «Kurman» kelimesinin Türk dünyasında ifade ettiği ve. bizim de yukarıda açıkladığımız manayı, Minorsky gözden kaçırmasaydı, bu eziyetlere katlanmazdı.
Minorsky'nin Kürtlerin ataları olarak gördüğü «İskitler» in Türk asıllı olduklarını, Zeki Velidi Togan başta olmak üzere, birçok bilgin kabul etmektedir.

Kürtlerin Asyalılık menşei hakkında Minorsky'nin ileri dürdüğü tezi, akla yakın bulan Nikitin şöyle diyor:

«Kürtlerin, batıya doğru yayılmalarında birçok yerli unsurları da bünyelerine aldıklarına şüphe yoktur. Öyle görünüyor ki, Minorsky'nin topladığı kanıtların büyük bir inandırıcı değeri vardır ve Kürtlerin dil ve tarihinde yerli oluşlarını gösteren unsurlar bulunmadığı sürece, doğudan göç etmiş oldukları tezi yürürlükte kalacaktır.»

Minorsky'nin ve Nikitin'in, Kürtlerin Asya'dan göç etmiş olduklarım esas alan tezlerine katıılyoruz. Bu noktada birleşiyoruz; fakat Asya'lı kaynakların ne olduğunda ve varılan sonuçta anlaşamıyacağımız muhakkaktır. Minorsky'nin, Nikitin'in ve diğerlerinin yaptığı gibi zorlamalara gitmeden, Kürt'lerin Asya'lı kökenini gösterebüiriz.
En eski yazılı Türk kaynağı olan Göktürk (Orhun) kitabelerinde, «Kürt» adına rastlıyoruz.

Gerçekten, Elegeş Yazıtı'nda şunları okuyoruz:

«Kürt el kan (Kürt elinin ham Alp Urungu altunlu okluğumu bağladım belde. Blkem otuz dokuz yaşımda». Bunu Macar bilginleri ele almışlardır.

Bu hususu, Hüseyin Namık Orkun şöyle açıklar:

«Kürt el kan ibaresini Nemeth de bahis mevzuu etmektedir. El kan sözü sonradan ilhan şeklini almıştır, İran'daki Moğolların daha. doğrusu Moğol hükümdarlarının bu ünvanı taşıdığı malumdur. Burada Kürt adlı bir kabileden de söz edildiği göze çarpar. Kürt sözü Türkçede çığ, kar yığını manalarına gelir. Macar alimleri eski Macar kabilelerinden Kürtg-yarmat kabilesinin ismini buradaki Kürt kabile adı ile birleştirmektedirler. Hatta bu Macar kabilesinin içinde Yenisey havalisindeki bu Kürt kabilesinin bulunduğunu dahi kabul eylemektedirler.»

Tanınmış Macar Türkologlarmdan Rasonyinin bu husustaki fikri şöyledir:

«Macar Kürt boyu, büyük ihtimale göre, Türk yazıtlarında Yenisey'de gösterilen Türk konfederasyonuna bağlı Kürt kabilesinin kalıntısı olabilir».

«Türk kökünden gelen oymak adları şunlardır:

Yormatı (Yorulmayan), Kürt (Kar çığ), Ker (Dev), Kesi (parça), Tarhan, Ynaq (rütbe ünvanları). Bunlar arasında Kürt kabile adı, Yenisey çevresi yazıtlarında da geçer». «Macar'lara Türk asıllı Kürt oymağı, Göktürk hegemonyası çağında katılmış olabilir.»

Adı geçen Türk asıllı Kürt oymağının Çekoslovakya topraklarına kadar uzanmış olduğunu şu satırlardan anlıyoruz:

«Slovakya topraklarında Macarlarla da bir çok Türk unsuru yerleşmiş (Kabar ismiyle tanınan Kazarlar, Kürt, Kesik v.b. soyları).»

Bir İngiliz sosyal antropologu da, günümüz Iran Azerbaycan'ında yaptığı araştırmalara dayanarak, «Seneklü Oymağı» adı verilen ve Türkçe konuşan bir Kürt Oymağından bahsetmektedir. Adı geçen İngiliz araştırıcı, bu oymağın Türkleşmiş olabileceğini, Seneklü'nün de «Hüseyneklü» nün bozulmuş şekli olması muhtemel olduğunu ileri sürüyor.

Senek kelimesinin Türkçe olduğu anlaşılıyor. Kaşgarlı Mahmud, kelimeden «Senğek» şeklinde bahsediyor ve Oğuz lehçesinde «su içilen testi, ağaçtan oyulmuş su kabı» manalarına geldiğini söylüyor.» Merhum Profesör Zeki Velidi Togan, yayınladığı «Hatıralar»ında, Başkurt Türklerinden olduğunu belirtiyor ve uruğunun «Soqlı-Qay» olduğunu ve «Senekli - Qay» oymağının da kendilerine akraba bulunduğunu söylüyor.

«Senek» kelimesini de, Rusya Türklerinin, Sovyet idaresine karşı olan ayaklanmalarını anlatırken açıklıyor:

«Ufa, Belebey ve Minzele mıntıkalarında silahsız Tatar köylüleri ellerinde «Senek» denilen ağaç veya demir çatalları (ki bunlar harmanda saman toplamada kullanılır) olduğu halde, daha 1922 Ocak ayında dağınık şekilde isyan hareketlerine başladılar ve bu harekete «senek isyanı» denildi.» Bu kayıtlarda açıkça görülüyor ki, Türkçe konuşan Seneklü Kürtleri öz Türktürler.

Aşık Paşazade ve Tae-üt - Tevarih, Çelebi Mehmed'in ölümü sırasında İran'dan gelmiş ve evvelce Yıldırım Bayezid'e hekimlik etmiş, «Kürd Ozan» isimli bir şahıstan bahsederler.

Orhan Gazi zamanındaki Osmanlı bilginlerinden birinin adı, «Taceddin-i Kürt» idi.
1143'te ölen Bitlis emiri «Emir Togan Arslan» dan sonra, yerine oğlu «Husam al-Davla Kur ti» geçmişti.

El-Kürdi»nin isyanı, «inak» tarafından bastırılmıştı.
Herat'ın batısında, «Hiri rud» Nehrinin sol kı-yısmda, Timuriler devrinde pek ünlü olan «Ülenk nişin» Yaylası batısındaki köyün adı «Kürd nişin»dir. Gazali'nin bir eserini Farsça'ya çeviren bir bilginin adını, Barthold, «Gıyaseddin Kürt» olarak kaydeder.

Musul çevresinde, Karadağ vadisindeki göçebe «Saf» lara, «Kürt» denir. Bu, «çoban» manasına gelir.
712 de Rahba'yı elinde tutan «Bedreddin Kürd» Moğollara karşı mukavemet gösterdi.

Barthold'dan öğrendiğimize göre, Gürganc'ın karşısındaki bir su ardının adı «Kürder» dir. Ceyhun deltası içindeki bir şehrin adı da «Kürder»dir.
Ebülgazi Bahadır Han'ın, Şecere-i Terakime (Türklerin Şeceresi) isimli eserinde, Ceyhun Nehri kenarında Kürdiş isimli bir yerden bahsedilir. Burada yaşayan bir uruğun adı «Kütler» (Kürtler?)dir.

Osmanlı resmi kaynaklarında Türkmen'le Kürt aynı manaya gelmektedir. Nitekim bir fermanda Kılıçlılardan «Kılıçlı Kürdü» diye bahsedilirken, gene onlarla ilgili diğer bir fermanda «Türkmen taifesinden totalı ve Kuş ve Acurlı Tuğı Seyhlü ve Günce ve Kazlı ve Çepni ve Hacılı ve Elci ve Kılıçlı nam sekiz adet cemaatler ahalilerinin Ruka ve Dolab nehir havalisinde iskanları münasib olmağla... » deniyor.

Diğer bir vesikada Türkmen'le Kürt yanyana ve eş manada şöyle kullanılıyor:

«... cemaatinin Türkmenleri ki cem'an otuz altı cemaat... » Bu otuz altı cemaat arasında «Asaf Kethüdaya tabi Ekrad Kılıçlu cemaati (Kılıçlı Kürtleri cemaati)» de vardır. Diğer bir belgede, Carit, Tacirlü, Afşar ve Bektaşlu gibi Türkmen aşiretleri arasında «Kılıçlı Türkmeni»nden de bahsediliyor. Son gezimizde Kılıçlı Türk-menlerini de ziyaret ettik. Maraş'ın Pazarcık kazazında yirmi kadar köy kurmuş olan Kılıçlılar Alevi Türkmendirler. Ana dilleri Türkçedir. Kurmançça bilenleri de vardır. Tipler, giyim kuşamları, gelenekleri, örf - adetleri ile Türklüğün özünü yaşatmaktadır. Şamanizmin bir çok kalıntısını gelenek halinde devam ettirdiklerini görüyoruz. Birçok Türk ulus ve uruğunda «Kubaşık» ismiyle anılan yardımlaşma; imece usulü, kılıçlılar arasında aynı adla yaşamaktadır. Eski Türklerin başlarına giydikleri «Börk» keçeden yaptıkları ve bazı hallerde giydikleri başlığın adıdır ve «Börkenek» şeklinde Kılıçlılar arasında bilinir. «Kubaşık», Pazarcık'a bağlı Alevi Kürt köylerinde de bilinmektedir, aynı isimle anılmaktadır. Bu cemaatlerin boy ve oymak isimlerinden aşağıda bahsedeceğiz, asılları hakkında tarihi kaynaklara dayanarak bilgi vermeğe çalışacağız. Gene bu gezimizde ziyaret ettiğimiz, Diyarbakır'ın Çınar kazasına bağlı Şükürlü köyünün Alevi Türkmen halkı da, imece ve yardımlaşma usulünün adına «Kubaşık» demektedir. Silivri'ye bağlı «Küçükkılıçlı» ve «Büyükkılıçlı» köyleri halkı Rumeli Türkü'dür. Buralarda vaktiyle Kılıçlı Türkmenleri oturmuş olmalıdır.

Osmanlı kaynaklarında Türkmen'le Kürt'ün yan-yana ve hemen hemen eş manada kullanıldığını belirtmiştik. Buna dair birkaç misal daha verelim. Bir devlet fermanında «tavayifi Türkman ve Ekraddan (yani Türkmen ve Kürt taifelerinden) Receplü Afgan cemaati»nden bahsedilmektedir. Bilindiği gibi Afşar (Avşar)lar Oğuzların büyük bir boyunu teşkil etmektedirler, Türkmendirler. Avşar geleneğinde de Avşar'la Kürt aynı uruktan, kardeş sayılır.

Bunu Dadaloğlu'nun şu şiirinde açıkça görüyoruz:

«Yozgat tarafından da çıktı bir Paşa Avşar'ınan Kürdü yakdı ateşe Çadırcı emeğin gitmesin boşa, Beri gel hasının gör Mecit Paşa.»

Bu bir iskan bozlağıdır ve Avşar'larla Kürtlerin zorla iskan olunuşlarını anlatır. Burada bahsi geçen Kürtler, Adana'nın, Kozan ilçesinde beş köy halinde iskan edilmiştir. Bu köyler Aslanlı, Hayvalı, Hacılar, Üsdut ve Hamam köyleridir. Bu köylerde yaşayan halk, kendilerini Horasan'dan gelmiş Lek ve Kırıntı Kürtleri olarak isimlendirmektedir. Bu köylerden Aslanlı köyünü yirmi yıl önce ziyaret ettik. Türkçeden başka dil bilmeyen, Türkçenin de en özlüsünü konuşan, Toros'larda yaz aylarında ziyaret edip, çadırlarında kaldığımız Yörüklerden en ufak farkı olmayan Türkmenlerle karşılaştık. Bu misalden de anlaşılıyor ki, dili Türkçe olan, fakat uruk adı Kürt olan boylar ve oymaklar, Afganistan'da, İran'da ve Türkiye'de vardır ve bunlar Göktürk'lerle, Kuman Türkleriyle akrabadırlar.

Tarihi kaynaklarda, «Lekvanik Ekradı» (Lekvanik Kürtleri) ve Lekvanik ve tedavil karnıtlı (kırıntılı olacak) ve Hacılar nam üç cemaat...» ve «Karnitili ve Lek ve Hacılar namında üç Kürt aşireti...» ifadeleriyle, bu köyler halkından bahsedilmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, köylüler, Hamam köyü halkının Lek Kürdü olduğunu, diğer dört köyün Kırıntılı Kürdü olduğunu söylemişlerdir ki, bu ifade belgelerin doğru okunması halinde, şifahi rivayetler, yazılı kaynağın aynı olduğunu gösterir.

Aslanh köyünde, Avşar'lardan Aşşık Omar (Aşık Ömer) oturmaktadır. Dadaloğlu'nun soyundan geldiğini iddia etmektedir. Aşşık Omar'ın kendisi gibi şair olan kızkardeşini Kayseri'nin Pazarören'ine bağlı Söğütlü köyünde (Avşar köyü) ziyaret ettikten sonra, bu iddianın doğruluğuna inandık. İkisi de anadan doğma kuvvetli şair. Okuma, yazmaları yok. Fakat irticalen söyledikleri şiirleriyle, günümüzün binlerce ozanını (!) mahcup edebilirler.

Aşşık Omar'ın şu ağıtında birçok Türk boyu ve boy beyleri, «Kürt yeğeni» olarak gösterilmektedir:

Delma dakma değer, evvelden ağa
Bal sumak çektirir solundan sağa
Umucıya verir atınan deve
Bektaşoğlu Kürt yeğeni değil mi?

Ah ediyor garaları görenler
Tütünün sündüğü yere alı salanlar
Üçtuğlu vezirden duzzak alanlar
Mursaloğlu Kürt yeğeni değil mi?

Avşar gedip gerisine dönünce
Ördekli'de belli yurdu gonunca
Hah demeden bin atlısı binince
Avşar Beğ Kürt yeğeni değil mi?

Çarşı bazarıdı evinin içi
Avşar iskan getti ne idi suçu
Düşmanın üstüne çekerdi göçü
Avşar Beğ Kürt yeğeni değel mi?

Atlar ener de babam çeşmeye
Ebbeğesi vurur gümüş ireşme
Cerid'inen, Tecir'e de baş goşma
Güccüğalioğlu Kürt yeğeni değel mi?

Aşşığm dalgası galman gusura
Bizim eller iskan getti yesire
Boğazı çanlı gartal endi Mısır'a
Göveloğlu Kürt yeğeni değel mi?

Yukarıda adı geçen «Kırıntılı» oymağının ismini taşıyan köylerimiz de vardır. Gümüşhane'nin Şiran kazasının Alevi Türkmenlerle meskun «Kırıntı köyü» ve Tarsus'a bağlı «Kırıntı köyü» (yeni adı Çınarlı) misal olarak verilebilir...

Diğer bir Osmanlı kaynağında, birçok Kürt oymağı, Danişmendli Türkmenleri arasında ve Danişmendli Türkmeni olarak gösterir:

«... Danişmendlü cemaatinden... Veli Kethüdaya tabi Kürt Mehmedlü cemaati... Cınk Ali kethüda ve oğlu Koca'ya tabi Kara Kürd cemaati... Hacı Bekir kethüda ve Halil Kethüdaya tabi Şiritli Kürdü cemaati... Balıkesir sancağında Su Sığırlığı ve Ömer köyü nam kariyye kurbinde Timur kapu ve Viran han dimekle maruz arazii haliyyede iskan olunup firmabaad beyinlerinde teayyün kesb eylemiş ihtiyar eyledikleri mutemed ademler cemaatlerine başıbug tayin olub içlerinde fesad ve şekavet ider olur ise kendüleri ahz ve hakime teslim eylemek üzere ihtiyarlan ve iş yerleri marifetile birbirlerine kefile virilüb arazii metbureyi ma'ınuru abadan ziraat ve hiraset idüb...»

Bahsettiğimiz ferman 1103 (1691) tarihini taşımaktadır ve bu işle kimlerin vazifeli olduğu başındaki şu ibare ile anlaşılmaktadır:

«Rakka beğlerbeğisi Mahmud ve Aydın muhassılı Abdülbaki ve... ve kadılarına ve ol havalide olan mütesellimler ve voyvodalar ve iş erlerine hüküm ki... » Diğer bir cemaatın adı «Karaca Kürd»dür.»

Kanuni devrinde, Oğuz boylarından Beydiü Boyu, kırk oymaktan ibaretti ve bu kırk oymaktan birinin adı «Kürtler Oymağı» idi. Bozuluş Türkmenlerine mensup «Kürt Mihmatlu Oymağı iki asır kadar önce, Aydın'ın Kuşadası kazasına yerleşmişti." Bugün Kuşadası'nda Türkmen Mahallesi denilen mahalleyi Kürt Mihmatlu oymağı kurmuştur. Aynı Mihmatlu Kürtlerini Dinar'a iskan edilen Danişmendi Türkmenleri arasında da görürüz.
Şerefname, «Kürt Döğer» isimli bir Kürt boyundan bahseder. Bilindiği gibi, Döğer veya Döğerlü 24 Oğuz boyundan biridir.

Aynı kaynakta adı geçen Kürt Döğer'lerin ırki menşelerini gösterici bilgi verilmektedir:

1568 tarihli Ruha (Urfa) sancağı defterinde bu kabile Cemaat'ı Ekrad'ı Döğerlü (Döğerlü Kürtleri Cemaatı) şeklinde yazılmaktadır. Kabilenin vergiye tabi şahısları arasında, Bayram, Gündoğmuş, Budak, Yağmur, Kaya, San Tannverdi, Durmuş, Dündar ve Satılmış gibi Türkçe adlar taşıyanlar ve hatta Karkın gibi bazı Oğuz boyları adı almış kimselere bile tesadüf olunmaktadır. Bu Döğerlü (oradaki halk arasında telaffuzu Düğerlü) kabilesinin Urfa'nın şimal doğusunda bulunan yurdu, son zamanlara kadar kendi adıyla anılmakta idi.»

Hun Türklerinde ve Göktürklerde, Oğuz Türklerinde, on ikisi sağ, on ikisi sol olmak üzere yirmi dörtlü bir siyasi ve içtimai teşkilat sistemi bulunmaktadır. Aynı teşkilat usulünü, Moğollar'da, Harzemgahlar'da, Memlukler'de, Akkoyunlular'da, Safeviler'de görüyoruz. «Macar alimi Andras Alfödli, Çin serhadlerinden cenubi Rusya bozkırlarına kadar muhtelif sahalarda kurulmuş, muhtelif Türk devletlerinde mevcudiyetini iddia ettiği çifte hükümdar müessesesi de bununla alakalı bulunmaktadır.» Aynı teşkilat usulünü Kürt boylarında da görmekteyiz. Gerçekten «Safevi devrinde Kara-Bağ'da yaşayan ve 24 obadan meydana gelen bir topluluk da, teşkilatına uygun olarak, "iğirmi dört" adını taşıyordu. Şeref Han, bu topluluğun Kürd menşeli olduğunu söylüyor. Yine ona göre kendi mensup bulunduğu Bitlis dağlarındaki Ruzeği adlı Kürd boyunun 24 obadan müteşekkil olup, bunlardan 12 obanın Bilbasi ve 12 obanın da Kovalsi adını taşıdığını söylüyor.»

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KÜRT SÖZÜNÜN KÖKENİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 02:56

Dahiliye Vekaletinin 1933'de çıkardığı «Köylerimiz» kitabında, çoğu Batı Anadolu'da, iç Anadolu'da ve Akdeniz bölgesinde olmak üzere, «Kürt» ismi taşıyan 81 adet köy adı bulunmaktadır. Biz bunların bazılarını gördük.

Halkı Türkmen'dir ve Türk'den başka dil bilmezler. Bunlardan birkaçının adı şöyledir:

Küçükkürtler (Aydın, Kürtderesi, Çine-Aydın). Bu iki köy halkı Yörüktür. Kürtköy (Uşak), Kürtler (Dinar- Afyon), Kürtalpı (Ankara), Kürtler (Mut - Mersin). Bu köy halkı Yörüktür ve «Yukarı - Kösereli Oymağına» bağlıdırlar. Kürtevci (Ak-dağmadeni - Sivas). Ortaasya tipi keçe çadırların ağaç parçalarım yaparak geçinen Yörük ve Türkmen oymaklarına «evci, evciler» adı verilirdi. Demek oluyor ki, bu köy halkı da bu işle uğraşan, «Kürt» adıyla anılan bir Türkmen oymağı idi. Çay-kürt (Hafik - Sivas). Zara'nın (Sivas) Karacahisar köyünde de «Kürtler» sülalesi olduğunu öğrendik. Bunlar Çaykürt köyüne akraba imişler. Türkçe konuşurlarmış. Vaktiyle Alevi olduklarından ötürü, «Tekkenişinler» de denirmiş. Sivas'ın, merkeze bağlı Gündüz, Baran köyleri ve diğer birkaç köy halkına da «Kürt» deniyor. Bunlar Türkmen Alevisidir. ve Türkçe konuşurlar. «Barcın» kelimesi çok eskilere dayanır. Zeki Velidi, Milas ile Bodrum arasındaki tarihi «Becin» kalesinin adına «Barcın» kelimesinin değişik şekli olduğunu söyler. Toros Dağları üzerinde, Ermenek ile Hadim ve Taşkent araşma düşen mevkide de bir «Barem Yaylası» vardır ve Bahşiş, Muratlı, Beyazıtlı, Keşefli Yörükleri yaylamaktadır. Yirmi yıl önce gittiğimizde böyleydi; şimdi bu Yörüklük de bitmiş olmalıdır. Türkistan'da, Oğuz Türklerinin ünlü bir hatununun adı, «Barçın Hatun»dur ve adına «Barçınlığ Kent» kurulmuştur. Türbesi (yatırı) büyük saygı ile ziyaret edilir. Kelime, Türkiye'de «c» sesi ile, Türkistan'da «ç» sesi ile söylenir. Eski Uygur Türkçesinde «bir kumaş türüne ve kadifeye», «Barçm» denirdi. Kaşgarlı Mahmud, «Barçın»m «ipekli kumaş» demek olduğunu söyler. Bu bilgilerin ışığında, «Kürt» sözünün, Türklükle yakın ilgisine dikkat edilmelidir. Kayseri'nin Sarız ilçesine bağlı, «Avşarsöbüçimen» köyü ile «Kürtsöbüçimen» köyü halkı akrabadır ve bu köylerde de, Aşşık Omar'dan dinleyip yukarıya aldığımız, Avşarlarla Kürtleri akraba sayan şiir biliniyor. Silifke'de de, halkı Türkçe konuşan ve Yörük asıllı olan bir «Kürtler Köyü» vardır. Bu köyün yeni adı, Felitpınarı'dır. Kahramanmaraş'ta da, «Kürt» adı ile anılan ve Türkçe konuşan köyler halkı vardır.

Mesela:

«Kürtleravşan», «Süsükürtleri». Ayrıca, gene Türkçe konuşan «Kürtül» Oymağı, dört köy meydana getirir. «Kerlmen» ve «Kertel» köyleri de vardır. Amasya Tarihi'nde, «Kürt» kelimesinin Öztürkçe olduğu ve Mısır Türk beylerinden birkaçının da «Kürt» adını taşıdığı söyleniyor." Bizim de savunduğumuz görüş budur.

Osmanlılar zamanında, Koca-ili vilayetine yerleştirilen cemaatler arasında, «inak» (bir harf noktasız olduğundan Iyak veya Itak da okunabilir. Fakat en akla yakın olanı, Imık'tır. Bu isimde bir Türk kumandanı da vardır ve yukarıda ondan bahsettik) Kürtleri'dir. Oruçbeği Çelebi idaresinde idiler. Geyve çevresindeki Absafi (Alpsafi) Kürtleri, «Rum-ili'ne sürülüb perakende olmuşlardır.» Geyve'de Oruçbeği Çelebi ve oğullarına tabi olan «Karagülü Kürtleri», «Rum-ili'ne sürülüb perakende olmuşlardır."

Rakka'ya iskan edilen «Türkmen ve Kürdler», bu sıcak çölleri bırakarak Anadolu'ya kaçtılar. Rakka Beylerbeyi Kürd Ahmed Paşa, bunlarla baş edemeyince, Bozok ve Çorum sancakbeyliğine getirildi. Rakka valiliğine, «başbuğlukla», Anadolu müfettişi Yusuf Paşa tayin edildi. Yusuf Paşa, «Kürdlerden Kılıçlı boyunu yanına alarak», büyük bir askeri birlikle, yerlerini terkeden cemaatleri Rakka'ya yeniden göndermek için harekete geçti. Yusuf Paşa, yanında bulunan «İlbeyi Kılıçlı Bektaş Beyin» oğlunu, ayaklananların yanma gönderip, kendilerine, «Rakka'ya iskan giderler ise ne gözel ve illa kılıçtan geçmeleri için Padişahtan ferman geldiği» haberini duyurdu. Onlar, «hayvanlarımıza yetecek ot yok, kendininiz ve bu kadar bin davarımız mahvoldu. Rakka'ya gitmek mümkün değildir. Mumbuca gidüb yerleşebiliriz» cevabı ile Hacı Mustafa ve Hacı İvaz oğullarını Paşanın yanma gönderdiler. Yusuf Paşa bu dilekleri kabul edip, yirmi gün içinde kalkmalarını söyledi. Yirmibeş gün geçtiği halde, yerlerinden kıpırdamayınca, yeni haber gönderdi. Bu kere yeni bir yurt istediler. Sonunda, kışkırtmalarla savaş oldu. «Türkmen reislerinden Hacı Mustafa ve Hacı İvaz oğullan gelerek kendi havalarına uyan bazı kötü kişilerin aldatması ile Padişah emrinden aykırı olarak yurtlarından dışarıya çıktıklarım, Padişaha bağlı kullardan olarak onun emri uyarınca Rakka'da yerleşeceklerini ve bir daha da baş kaldırmıyacaklarını ve yurtlarını terketmiyeceklerini bildirerek aman dilediler.» «Türkmen beylerinden Rişvanoğlu Halil Bey, İlbeyli Şahin Bey, Koyunoğlu İbrahim Bey, Çoban oğlu ve Kürdlerden Eikçlı Bektaş Bey» Yusuf Paşa'ınn kumandası altında, «askerleri ve oymaklariyle» toplandılar. «Türkmen ağası Pehlivanoğlu İsmail Bey» de atlı ve yayalarla katıldı. Türkmen ve Kürdlerin geçit yeri olan «Arslanlı beli» tutuldu. Otuz elebaşı asıldı. Yusuf Paşa., «kendilerine bütün mal, yiyecek ve davarlariyle birlikte aman vererek, her il, her oymağa yeniden baş ve buğlar getirip önün-de herbirine kaftan giydirerek hepsini ordusu önüne katıp, yeni yurtlarına götürüp yerleştirdi.»

Yukarıdaki Osmanlı kaynağında, Türkmenlerle Kürtlerin bir sayıldığı görülüyor. Gene aynı kaynakta, «Rişvanlılar»dan, «Türkmen» diye söz ediliyor. Diğer bir Osmanlı vesikasında da, «Deveci Ali» adındaki Bölükbaşının, üçyüz kadar adamı ile, Konya ileri gelenlerinden beylik vergiler toplaması karşısında, üzerine birlikler gönderilmiş ve bu birliklere, «Mamalu Türkmenleri» de katılmıştı.

«Bu durum karşısında, Deveci Ali, Rişvan Türkmenlerine sığınmak zorunda kaldı ise de, Rişvan ağası Halil Ağa onu bir yerde bastırarak:

17 adamı ile birlikte öldürmüştü. Bu olay karşısında öteki eşkiya da dağılıp birer köşeye sınmışlardı.»

Diğer bir yerde, gene Türkmenle Kürd, bir ve eş manalı sayılıyor:

«Rakka'da yurtluk tutanlar arasında Beydili oymağından Topal Asaf. yanındaki 400 evden başka Barak, Bayındır, Musacalı ve öteki ayak yoldaşlariyle 3000 kadar bir kalabalığı başına toplayınca, yurtyerinden kalkarak Murad suyunu geçmişti.» Bir kısmı te'dip edildi. Kurtulanlar, diğer oymaklar arasına karıştı. Bir kısmı, «Hama ve çevresindeki havas ve vakıf köyleri halkına karışmışlar, birçoğu da Fırat'ı geçerek yurtlarına dönmüşler, dağılanların toplanarak yerleştirilmeleri imkan dışı olduğundan, bunlar çevrede karışmışlar ve daha önce Mümbice yerleştirilen oymaklardan Kilis Kürdleri yine Kilis'e, Avşar, Cerid ve Lekvan oymaklarından Maraş yöresine yayılanlar ise tekrar toplanıp Rakka'ya götürülerek oraya yerleştirilmişlerdir.»

Birçok kaynakta «Rişvanlılar», «Kürt» olarak gösterilir. Osmanlı kaynaklarında ise, açıkça «Türkmen» olarak görünüyorlardı. Haymana ve Bala. kazalarındaki Kürtler arasında, «Rişvan» oymağından da bahsedilir. Diğerleri ise, «Şıh Pojin, TogaUı, Mi-kalil ve Herkatlı»dır.
Osmanlı arşiv kaynaklan, sözünü ettiğimiz cemaatlardan, bazan «Kürt» bazan da «Türkmen» diye bahsediyor.

Mesela «Rişvanlılar»ı tekrar ele alalım:

Tosya'daki ve Alacahan'daki (Sivas), «Rişvan» için, «Yörükan taifesinden» deniyor.

Aynı şekilde Yörük-lerden sayılan Rişvanlar arasında şunlar var:

«Rişvanağalar» (Düşenbe Kazası- Alaiye Sancağı), «Rişvançakallusu» (Zülkadriye Kazası-Meraş Eyaleti), «Rişvansakallu» (Malatya Sancağı). Diğer tarafta, «Rişvan Kürdü» deniyor ve «yerli ve göçer Türkman Ekradı (Türkmen Kürtleri) taifesinden» diye açıklanıyor. Rakka, Meraş ve Bozok Sancakları, Hısnı-ı Mansur, Behisni ve Harput kazalarına yerleşik, veya kışlamağa geliyorlar. «Konar göçer Türkman Ekradı taifesinden», «Rişvanlı (irişvanlı) »lar ise, Kastamonu, Bozok, Kayseri, Ayıntab, Meraş, Sivas, Erzurum, Kars, Malatya, Çorum, Ankara, Urfa, Şam, Trablus-u Şam, Halep» bölgelerinde dolaşırlar. Rişvanlılar, «Badıllı (Beydili)» cemaatindendirler.

«Kılıçlı»lar, kah «Yörükan (Yörükler) taifesinden», kah «Türkman Ekradı (Türkmen Kürdleri) taifesinden» sayılmakta olup, Türkiye'nin pek çok yerine yerleşmiş veya göçebe halde bulunmuşlardır. «Boynuyoğunlu» Boyundandırlar.

«Kırmtıh»lar da, «Türkmen Kürtleri»ndendir."
Verdiğimiz bu misaller, «Yörük, Türkmen ve Kürt» arasında fark gözet itmediğini, Osmanlıların bunu böyle kabul ettiğini göstermektedir. Bir de doğrudan, doğruya «Kürt» adı alan, yukarıda epeyce bahsettiğimiz, oymaklar vardır. Bunlar, «Yörükan taifesinden, Türkmen taifesinden, konar - göçer Türkmen taifesinden» sayılmaktadır. Bunlar arasında «Kürd, Kürdler (Hacıbeğ), Kürdi (Murtana) Kürdiler, Kürdili (Kürdüü), Kürdlü, Kürdlülü» cemaatleri için, «Türkman Ekradı (Türkmen ri) Yörükan taifesinden» kaydı bulunuyor. Bunlardan birkaçı Aydın ve İzmir çevresinde. Halkı bugün Türkçe konuşuyor ve Türkmen olduklarını söylüyorlar. Kayıtta da, «Yörük, Türkmen Kürdü» olarak geçiyor. Bunlardan biri de, Beğşehri'ne bağlı «Karşaklı» kazasındadır. Bu cemaatin yerleşerek kurduğu köyü biz gördük. Halkı Türkmen olduklarını söylüyordu ve «Kürt» kelimesinin «süpürge otu» manasına geldiğini söylüyorlardı. Bu süpürge otu ile, «Kaşaklı» arasında da bir bağ kurulmalıdır. Kaşgarlı Mahmud'un ünlü eserinde (Divan), bu kelimenin «göllerde biten saz» demek olduğu kayıtlıdır. Bafa Gölü'nde (Söke-Aydın) biten (yetişen) geniş yapraklı sazlara, göl kenarındaki Serçin Köyü halkı, «k» yerine «g» ile ve iki «ş» ile «Gaşşak» adını verir. Beyşehir Gölü kenarındaki bu Kürt köyü ile, süpürge otu ve saz arasında münasebet olduğu düşünülmelidir.

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KÜRT SÖZÜNÜN KÖKENİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 02:57

Yörük ve Türkmen olarak gösterilen diğer «Kürt» oymaklarının adım vermekle yetinelim:

Kürdbahaeddin (Erzurum), Kürdbelidlisi (Balıkesir), Kürdcü (içel ve Maraş Sancakları), Kürdha-sanlı (Nevşehir), Kürdhüseyin (Kütahya), Kürdib-rahim (Erzurum), Kürdikanlı (Kürtkanlu (Rakka, Urfa), (Bu sonuncu oymak, Bozuluş Türkmen teşki-latına tabidir), Kürdismail (nam-ı diğer Kurdsö-ğüd) (Diyarbekir), Kürdkaçağı (Erzurum), Kürd-köy) Hamid Sancağı), Kürdmahmudlu (Meraş, Aksaray, Haleb, Balıkesir, Sivas) Kürdmehmedli (Aksaray, Kırşehri, Teke ve Hamid Sancakları, Bozok Sancağı, Diyarbekir Eyaleti), (Kürdmehmedli Cemaati, Bozuluş'a tabidir), Kürdmihmadlu ve Küçük omihmadlu (Aksaray, Kırşehri, Teke, Hamid, Meraş, Kayseriyye, Aydın, Sığla, Haleb ve Ankara Sancakları, Selmanlu Kazası - Bozok Sancağı, Danişmendlü Kazası - Karahisar-ı Sahib Sancağı, Balı-kesri Kazası, Kili ve Akkerman kazaları - Silistre Sancağı, Sivas, Nevşehir, Aksaray, Rakka, Diyarbekir) (Kürdmihmadh cemaati de Bozuluş Türkmenlerindendir).

Afyon'un Danişmendlü Kazasına yerleştiği söylenen «Kürdihmadlı»lam biz gördük. Bunlara, «Çölovası» ve «Dombayovası» Türkmenleri deniyor. Zengin bir Türkmen geleneğine sahiptirler ve kan davası gütmekle ünlüdürler. Kendi şifahi rivayetleri ve söyledikleri tarih ile, Cengiz Orhonlu'nun kitabında naklettiği vesikalar arasında tam bir ayniyat olduğunu bizzat müşahede etmişizdir. Kırıntılı'ların Türkmenliğini de, Kozan'lı köylerine giderek gördük. Kılıçlı'ların Türkmenliğini de Pazarcık (Maraş) ta görüp, anladık.

«Yörükan taifesinden» olduğu kayıtlı bulunan diğer «Kürt» cemaatleri şunlardır:

Kürdnuhu (Karahisar-ı Şarki Sancağı), Kürdoğlu (Meraş), Kürd-osman Uşakları (Saruhan Sancağı), Kürdviram (adücevaz - Van).

Meselenin en karışık ve can alıcı noktasına gelmiş bulunuyoruz. Şimdi, «Kürt» adı altında toplanan cemaatleri, urukları, boyları, oymakları, sınıflandırmağa çalışalım.

Böyle bir sınıflandırma için şunlar söylenebilir:

1 — «Kürt» diye anılan, fakat Türkçe konuşan topluluklar. Bunları, Göktürk Kitabelerinden başlayıp, Afganistan ve İran'da takip edip, Türkiye'ye geldiğimizde, yukarıda açıkladığımız oymaklar ve köyler halkı ile karşılaşıyoruz. Bu cemaatler, her-şeyleri ile Türktürler. Bunların varlığı, «Kürt» uruğunun Türklüğünü isbat etmeğe yetiyor.

2 — «Kürt» adıyla anılıp, Macarca konuşanlar. Kendileri ile konuştuğumuz Macar Türkologları, bunların yirmibeş kadar köy teşkil ettiklerini söylediler. Güney Çekoslavakya'dakiler de belki bu ülkenin dilini konuşmaktadırlar.

3 — Hem «Kürt», hem «Kurmanç», hem de «Zaza» adım alan, Türkçeden epeyce kelimeyi saklamakla, korumakla birlikte, Türkçeyi unutmuş olan ve Kürmança veya Zazaca konuşan topluluklar. Bunların boy ve oymak teşkilatından ileride bahsedeceğiz. Bu toplulukların pek çoğunun adı, Türk oymak, boy ve uruklarından kalmadır. (Kalaç (Halaç), Kanglı, Çiğil, Kuman - Kıpçak, Kartuk, Kırgız, Oğuz (Avşar, Beydili, Büğdüz, Döğer, Bayındır, Salur boyları; Çakallı, Tilkili, Atmalı, Kızkapanlı oymakları
gibi).

Üzerinde durulması gereken üçüncü şıktır; yani Türkçeyi unutmuş olan Kürtlerdir (yani Kurmançlar ve Zazalardır). Bu Türkçeyi unutma vetiresi (prosesi, süreci) şaşırtıcı, hayret verici bir şeydir. Türkler arasında görülen coğrafi milliyet anlayışının bunda epeyce rolü olmuş olmalı. Bozüyük Karakeçili Yörüklerine göre, Eskişehir'in doğusu «Türkmen ve Kürt»tür. Bu iki kelimeyi de eş manalı sayarlar. Silivri ve daha yukarıların halkına göre, İstanbul'un doğusu «Manav ve Kürt»tür. Batı ve iç Anadolu halkına göre, doğu tarafları «Kürt»tür. Doğu'dan her gelen oymak «Kürt» sayılmış. Antalya'ya sonradan gelen «Yeniosmanlı Yörükleri»ne, diğer Yörükler «Kürt» demişti ve onların yaptırdığı caminin adı «Kürt Camisi» olmuş. Toros dağlarında gördüğümüz bir Yörük oymağına, diğer Yörükler, «Kürtler» diyordu. Bunların, diğer Yörükler den, gerek dil ve gerek giyim kuşam, yaşayış ve örf - adet bakımından hiçbir farkları yoktu. Üstelik, «Kürtler» adı ile anılan bu Yörükler «Tanrıdağı» adını verdikleri yaylada yaylıyorlardı. Bu anlayış, Doğu'da asırların getirdiği erimelere yardımcı olmuştur. Şehirlerde oturanlar, önce Kurmançca, Zazaca bilmezken, sonradan öğrenmişlerdir. Mesela, Yavuz Sultan Selim zamanında, Mardin halkı, Kurmançca konuşan Kürtleri şehre sokmamışlar, Türkmenlerin tarafım, Kurd Bey ve Kara Han'ı tutmuşlardı.

Küskünlük, yalnızlık, dayanışma isteği, evlenmeler ve kirvelikler gibi birçok sebeplerin yardımı ile, bu kayboluş ve Türkçeyi unutuş hadisesi meydana geliyordu. Daha çok serbest kültür değişmesi ile olan bu erime işi, Minorsky'e göre, Kürt derebeylerinin emrindeki «yarı göçebe kürt muharip aşiretlerinin yardımı ile» olmuştur. Biz, zorlamanın tesirinin pek az olduğu kanaatındayız. Yavuz ve Şah İsmail çatışmasının, Akkoyunlu ve Karakoyunlu mücadelelerinin, bu erime vetiresine müsait bir zemin hazırladığı da bilinen bir husus olduğuna göre, meseleyi bu yönden derinleştirmekte fayda vardır. Bu, uzun ve sistemli araştırmalarla mümkün olabilir.

Musul'un kuzeyinde meydana gelen böyle bir kayboluş hadisesini, Gökalp'tan dinleyelim:

«Musul'un kuzeyinde bulunan "Halifeli, Telatsi, Hare" köylerinde de Kikiler vardır. Kiki Çerkan toprağında bulunan "Koçhisar" köyleri 70 sene evveline kadar Türk imiş ve Türkçe konuşurlarmış. Köylere beş dakika uzaklıkta bulunan "Telars" köyünün ahalisi bugün bile Türkçeden başka dil bilmez.»

Büyük Türk uruklarından olan «Halamların da, Kurmançca konuşan Kürtler arasında erimesine dair bir misal de şudur: «(Mardin'de) Dekuri, Mülikebir ile Kiki ve Halemban, Van vilayetinin Saray kazasındaki Takturi aşiretiyle Milan aşiretini, Gümügüm nahiyesindeki Halaç aşiretini pek az olarak tanır. Ve soyca yakınlıkları olduğunu söylerler.»

Urfa'da Karacadağ'ın güneyindeki «Katıklı» Mezreası da, Gökalp'ın dendiği gibi, bir vakitler buralarda «Kanklı Türkleri»nin yaşamakta olduğunu gösteren delillerdendir. Mardin'e yarım saat uzaklıktaki bir boğazın adı, «Türkmen Yaylasıdır.

Mardin'in içindeki bir tepenin adı, «Kırgız Tepesi»dir. Diyarbakır'dan Mardin'e gelirken, Mardin'e girişteki bir derenin adı, «Türkmen Deresi»dir. Mardin'de bir çeşmenin adı, «Kıpçak Çeşmesi»dir. Ovayla Mardin arasındaki tepelerin adı, «Timur Tepeleredir.

Eyyubi'ler ordusunun büyük çokluğunun Türkmenlerden meydana gelişine bakarak ve «Şirkuh»un ölümünde, yerine «Salah al-Din»in geçmesine Kürtlerin ve bilhassa «Arbü» (Erbü) aşireti reisinin engel olmaya çalışmasını gözönünde bulundurarak, Eyyubilerin, Türkçe konuşan Kürtlerden olduklarına hükmedebiliriz. İleride, Eyyubilerin isimlerinin çok eski Türk adlan oluşunu göstereceğiz ve ayrıca «Doğu Anadolu»daki köy adlarına dair açıklamalarda bulunurken, bu hususa biraz daha aydınlık getireceğiz. Kurmanç ve Zaza aşiretleri ile ilgili açıklamalarımızda da bu meseleleri gene ele alacağız.
Ziya Gökalp'ın aşağıdaki ibretli açıklamaları, tersine işleyen bir asimilasyon hadisesine ışık tutması bakımından, üzerinde uzun boylu düşünmeye değecek mahiyettedir.

Gökalp diyor ki:

«İstanbullular kendilerine 'şehri' namını veriyor, taşralılara ise, coğrafi karabete (yakınlığa) göre Arnavut, Arap, Kürt, Laz diyorlardı. Rumen ahalisi, umumiyetle Arnavut'tu, Karadeniz sahili yalnız Lazlarla, Şarki Anadolu yalnız Kürtlerle meskundu. Böyle bir coğrafi kavmiyet ünvanı bulamıyanlar da, mefahirini daha parlak gördüğü kavimlerden birine gönüllü yazılıyordu. Bu suretle aslen Türk olan birçok gençler Arnavutlukla, yahut Kürtlükle iftihar ediyorlardı. Türklükle mübahat eden tek bir fert yoktu. 'Türk' kelimesini ayıplı ünvanlar gibi, kimse üzerine almıyordu. 'Türk', Şarki Anadolu'da 'Kızılbaş', İstanbul'da 'kaba ve köylü' manalarına idi. Naim Beyin en hararetli arkadaşlarından ikisi nisbeten Türk oğlu Türktü. Bunların telkinile Türk olduklarına asla şüphe olmıyan bazı Diyarbakırlı ve Harputlu doktorlar da kendilerini Kürt sanıyorlardı. Tarihte bu acıklı hale bir ikinci misal gösterilemez.»

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir