Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Allah ile Aldatmanın Ticaret Bilançosu

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Allah ile Aldatmanın Ticaret Bilançosu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Ara 2010, 00:22

ALLAH İLE ALDATMANIN TİCARET BİLANÇOSU

Allah ile aldatarak soygun, vurgun veya hileli kazanç kapısı açmak, başlangıçta çok masum dinsel duygusallıklar halinde başladı. Dükkanların üstüne 'hacı bilmem kim' diye yazmak bunun tipik ve ilk örneğidir. Ve Anadolu'da boldur.
Siyaset dinciliğinin gelişmesine paralel olarak, dükkanlara, iş yerlerine, şirketlere dinsel adlar verildi, tanıtım ve teşhirlere dinsel motifler egemen kılındı. Bir baktınız, hurdacı dükkanının üstünde 'Miraç Hırdavat' levhası asıldı. Yan yana getirilen kelime ve kavramlara dikkat eder misiniz, miraç ve hırdavat. Allah ile aldatma, en masum ve en saf halinde bile 'güzellikleri katleden bir cellat' gibi iş görüyor.

Üçüncü aşamada dinsel kabuller (doğru veya yanlış) birer ticari reklam (hukuk açısından haksız rekabet) unsuru olarak kullanıldı. Halk arasında, özellikle, bedava reklam alanı gibi kullanılan camilerde, cami avlularında "Filan margarine domuz yağı katıyorlarmış" veya "Kullandığımız kolonyalarda alkol varmış, paramızla harama alet oluyoruz. Ama yakında alkolsüz kolonya çıkacakmış" lafları dolandırıldığında arkadan bir dinci tüccarın margarininin veya kolonyasının piyasaya çıkacağını bekledik.
Alkolsüz kolonya aldatmacası bu aldatmaların en iğrençlerinden biridir. Alkolsüz kolonya dendiğinde, bunun arkasından birilerinin yeni marka bir kolonya çıkaracağını ve bunun reklamını sıfır harcamayla din üzerinden yaptıklarını herkes anladı ama kimse çıkıp sormadı veya söylemedi ki, İslam, alkolün içilmesini, sadece bunu yasaklıyor. İlaç, temizleyici, deodorant, parfüm halinde kullanılan alkol ile İslam'ın bir alıp vereceği yok. Ne demek alkolsüz kolonya?!

Helal gıda kalpazanlığı bir diğer aldatma şeklidir. İslam fıkhına yalan söyleterek "Hıristiyanların kestikleri etler yenmez" sloganıyla Müslümanları aldatıp hijyen kurallarına uymadan kesilmiş kaçak etleri "İslami kurallara göre kesilmiş" veya 'helal gıda' teranesiyle hem de daha yüksek rakamlarla satanlar Allah ile aldatmanın sokakları dolduran simsarlarından sadece bazılarıdır.
Oysaki, değil bir mezhebin fetvası, bütün mezheplerin ittifakıyla, Ehlikitap diye anılan Yahudi ve Hıristiyanların kestikleri etler, hiçbir kayıt ve şart aranmaksızın helaldir; yenir. Yeter ki kesilen hayvan eti yenen yani helal bir hayvan olsun. Bu gerçek halktan saklanarak 'helal gıda' veya 'İslami usulle kesim' üç kağıtçılarına vurgun imkanı hazırlanmaktadır.
Allah ile aldatma vurguncuları 'helal' kavramını kesim şekliyle belirlerken başkalarının hakkına tecavüzün bir haramlaşma sebebi olduğuna asla değinmezler. Bundan daha kötüsü, onların aldatmalarına maruz kalan halk da bu gerçeği onlara asla hatırlatmaz. Onlar soymaya, halk da soyulmaya devam eder.
Hürriyet gazetesi yazarı ekonomist Ege Cansen, 22 Mart 2008 tarihli yazısında bu 'helal gıda' kalpazanlığına 'Helal Gıda, Haram Kazanç' başlığıyla şöyle dokunuyor.
"Bir süredir bazı kişi ve kuruluşlar, et ve gıda şirketlerine 'helal et' veya 'helal gıda' sertifikası vermek gibi üfürük işle rant elde etmenin yollarını döşüyor. Ma i de Suresi'nin 5. ayetine göre kitap ehlinin yiyecekleri ve kestikleri hayvanlar bize helal, bizimkiler de onlara helaldir. Hıristiyan'ın kestiği et yenilir."

"Hıristiyanların kestiği et dahi Müslümanlara helal ise, ayrıca bir helal et sertifikası icat etmenin İslami açıdan bir safsata olduğu ortaya çıkmıyor mu? Safsatanın sertifikası olur mu?"
"İsteyen firma, eğer pazarlama açısından gerekli görüyorsa, ürünlerinin üzerine 'helal' damgası vurabilir. Ama bunun sertifikası olmaz. Özel kuruluşların 'helal et sertifikası' vermesi rant yaratmaktadır. Helal et sertifikası vermek, dini ticarete alet etmektedir. Karşılığında alınacak paranın adı da 'İslami rant olur."

Ege Cansen'e bir ilave yapalım:

Böyle bir paranın adı 'İslami rant'tan çok, 'Allah üzerinden rant' olur ki haramın en berbat şeklidir.

Dördüncü aşamada, artık iyice pervasız bir tarza geçildi:

Doğrudan doğruya Allah'ın, Peygamber'in, dinin, İslam'ın, imanın adları kullanılarak açıktan para toplanmaya baş-landı. Bu vurgunun ilk gerekçeleri arasında 'Allah için yayın yapmak, huzur için İslami televizyon' kurmak, hem din-i mübin-i İslam'a hizmet etmek, hem de müminlere faizsiz kazanç sağlamak vs. yalanlan vardı. Şeriat vurguncuları, başlarına birer "Esselamu aleyküm, bismillah..." eklenen Allah ile aldatma sloganlarıyla yaklaştıkları Müslümanların kasalarını ve keselerini boşaltıp aileleri adına şirketler kurdular. Bunlar içinde en büyük parsayı, aynı zamanda tarikat şefi olarak icrayı faaliyet gösteren vurguncularla bunların elverip tavsiye ettiği ikinci dereceden 'efendiler-putlar' götürdü. Bunlar baş efendinin ya oğlu, ya damadı, yahut da postunu bırakması düşünülen Allah ile aldatma ortağıydı.
Oluk gibi paralar akıtıldı. Türkiye soyuldu, yetmedi. Al-manya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri turlanarak Allah ile aldatılan binlerce insandan çuvallarla dövizler toplandı.

Sonra bir gün geldi, baktılar ki, "Esselamu aleyküm, bis-millah..." diye yaklaşarak kan emenlerin 'İslam'a hizmet, Müslüman'a huzur, aynı zamanda faizsiz helal kazanç' diye topladıkları paralar uçup gitmiş, geriye sadece, şar-kıcılara, tiyatrocu hanımlara alınan hediye cipler, lüks arabalarla bol bol 'sabır' tavsiyeleri kalmış. İslam'a hizmet ve Müslüman'a huzur için kurulan 'İslami televizyonlar' (!) da ise yirmi dört saat hatun oynatan programlar istilası egemen olmuş.
Bu gidişin nereye yöneldiği, kitleyi ve dini nerelere götürebileceği elbette ki aklı başında, kamuyu, dünyayı tanıyan insanlarca kestiriliyordu. Ne var ki, bu insanların kurnazlıkları yerinde idi ama vicdanları yerinde değildi.
Sesleri çıkmadığı gibi, bu gidişi hızlandırıcı tavırlar sergilemekten de geri kalmadılar.

Tarihin en büyük dinci soygunu sayılan bir olayı bir kez daha hatırlayalım:

26 Ocak 2004 tarihli Der Spiegel dergisi Almanya'da yaşayan Müslüman Türk işçilerden 5 milyar Euro tutarında bir şeriat vurgun yapıldığını bildiriyordu. Der Spiegel'in haberindeki ayrıntıya göre, Kombas-san, Yimpaş ve Jet-Pa gibi, Allah ile aldatan dinci şirketler "Faiz haramdır, paraları bize verin, size kardan pay verelim" diyerek Müslüman Türk işçilerden akıl almaz meblağlarda paralar toplamışlardır Bırakın karı, ken-dileri bile geri ödenmeyen bu paraların ne olduğu Alman hükümetince de araştırılıyor.

Haberi Türkiye'de gündeme getiren Cumhuriyet gazetesi şunları yazıyor:

"Yüz binlerce Türk, en ağır koşullarda çalışarak biriktirdiği yaklaşık 5 milyar Euro'yu, 'günahsız gelir' aldatmacasına kanarak şeriat ekonomisinin karanlık dehlizlerinde yitirdi. Alman savcılıklarınca yürütülen soruşturmalarda, bu paranın uluslar arası finans ağı içinde ortadan kaybedildiğine dikkat çekildi. Darmstadt ve Köln savcılıkları Kombassan, Yimpaş ve Jet-Pa gibi şeriatçı söylemlerle ortaya çıkan şirketlere yönelik soruşturmaları derinleştirdi. Sadece Darmstadt Savcılığında bu tür olaylarla ilgili 50'den fazla suç duyurusunda bulunulduğu bildiriliyor. Köln Savcılığının "şeriatçı dolandırıcılarla ilgili yargının Türkiye'ye devrinin araştırıldığı da haber verildi." (Cumhuriyet, 25 Ocak 2004)

Son yıllarda, basının en sıcak gündem maddesi halinde manşetlere çıkardığı ana konuların başında Allah ile aldatarak soyan dinci vurgunculara ilişkin haberleri görmekteyiz. İşte birinci sayfada 9 sütuna çekilmiş bir manşet:

"BİZİ CAMİDE SOYDULAR"

Ve haberden bazı satırlar:

"TBMM komisyonuna bilgi veren İslami holding mağdurları, inanç sömürüsüyle kandırıldıklarını söylediler.

Mağdurlar şöyle konuştu:

"Bizle beraber camiye gelip namaz kıldılar. Aynı seccade üzerinde oturduk, konuştuk. Bizi camide soydular."

Aynı gazetenin aynı konuyla ilgili bir başka manşeti:

"15 Milyar Avroluk Yeşil Hortum"

Ve haberden birkaç satır:

"ATO başkanı Sinan Aygün, holding şapkası giymiş dolandırıcıların 'faizsiz kazanç' temasıyla dinsel referanslar kullanarak 300 bin gurbetçiden hortumladığı paraların ikinci büyük finans soygunu olduğunu söyledi."

ATO Başkanı Sinan Aygün şöyle devam ediyor:

"Yerinden kalkan holding kurdu. Faizsiz helal kazanç diyerek halkı kandırdılar. Yurtdışındaki halkımızın alın terini yıllardır hortumladılar. Bu şekilde faaliyet gösteren 74 şirketin banka kayıtlarına, para toplayan aracılarının kimliklerine ulaşılamadı. Her mağdurdan ortalama 90 milyar lira toplanmış..."

CAMİDE ALDATMAYA YENİ BİR ÖRNEK

Allah ile aldatmanın en yaman örneklerinden biri de 2005 Ramazanında, yine bir 'İslami Holding'in baş elemanı tarafından sahnelendi. 14 Ekim 2005 (10 Ramazan) tarihli Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfasında şu manşetle karşılaştık:

'İslami Sermayenin İçyüzü'

Haberden birkaç satır okuyalım:

"Almanya'da bir camide, İslami televizyon kurmak amacıyla yapılan senet satışı için namazın ertelendiği ortaya çıktı. Avrupa'da çalışan Türk yurttaşlarının dini inançlarının kullanılarak 'yeşil sermayeye' dönüşümü, belgeleriyle ortaya konuldu. 'İslami sermaye ortaklığı' ile kurulan ancak ortaklarının pay alamadığı iddiasıyla dava açtığı Kombassan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Bayram'ın Almanya'da bir camide, 'İslami bir televizyonun kurulması' için para topladığı ortaya çıktı."

"Kanal D'de yayımlanan 32. Gün, Kombassan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Bayram'ın, Almanya'nın Hannover kentinde Milli Gençlik Vakfı'na bağlı Hannover Ayasofya Camisi'nde 1993 yılında yaptığı konuşmayı yayımladı. Camide toplananlara Temel Karamollaoğlu'nun kefil olarak tanıttığı Bayram, İslami düzen için bir televizyon kurma çalışması yaptıklarını anlatıyor. Camide toplananlardan televizyonun kurulması için 'senetleri' almalarını isteyen Bayram, kurulan şirketin yönetim kurulu başkanının Recai Kutan olacağını belirtti. Televizyonda mesajların gizli verileceğini anlatan Bayram, 'televizyonun en etkili silah' olduğunu belirtiyor."

"Bayram ın televizyona ilişkin anlattıkları şöyle:

'Şirket şu anda kar-zarar ortaklığı üzerine çalışıyor. Yalnız ben hemen şunu belirteyim; kar-zarar ortaklığında ben televizyonu sadece maddi kar gibi düşünen insanlarla yola çıkmak istemem. Bunun manevi karından dolayı ortak olursam, ondan dolayı ortak olmak isterim, diyen insanlar lazım bize.'

"Televizyon programlarıyla gizli mesajlar verileceğini anlatan Bayram, cami için kurulan derneğin başkanının 'Namaza duralım!' önerisini 'Şimdi namaza durmayacağız. Bu mesele namazdan önemli. Namazı biraz geciktirsek de olabilir. Şimdi sıraya geçeceğiz. Oradan hepimiz ismimizi yazdıracağız' diyerek geri çeviriyor. Bayram, 26.04.2005 tarihinde Rıdvan Akar'la yaptığı röportajda ise camilerde dini kullanarak para istemediğini ileri sürüyor."
(Cumhuriyet 14 Ekim 2005)

Cumhuriyet gazetesi, 1 Haziran 2005 tarihli nüshasında manşete şunu çıkarıyordu:

"İşadamları da Soyuldu"

"ATO Başkanı Sinan Aygün, 'İslami Holding' olarak adlandırılan kayıt dışı şirketlerde batırılan kaynakların yeni bir bankerler krizine dönüştüğünü söyledi. Aygün, kayıt dışı çalışan holdingleri araştıran TBMIV1 araştırma komisyonuna bilgi verdi. Bu şirketlerde para batıran mağdurların sayısının 300 bini aştığını söyleyen Aygün, bu sektördeki kaynağın 15 milyar Euro'yu aştığını bildirdi..."
Bu haberin yer aldığı sayfada, Allah ile aldatarak halkı soyan ve bu yolla Müslüman halktan 300 milyon mark toplayan bir holdingin yöneticilerine ilişkin tutuklama haberi de yer alıyordu.

Şimdi, Ankara Ticaret Odası Başkanı kaynaklı bu haberden bazı satırlar aktaralım:

"İslami holding tabirinin bizatihi kendisi bir aldatma ve cürümdür. Ne demek İslami holding? İslami terör denince tepemiz atıyor da İslami holding denince neden sesimiz çıkmıyor? Hala anlayamadık mı ki, İslami holding tabirinden şikayeti olmayanların ergeç varacakları yer İslami terördür."

Şunu sorabilme noktasına bir türlü gelemedik:

Ticareti ticaret gibi neden yapmıyorsunuz da satımı hızlandırma aracı olarak Allah'ı ve dini kullanıyorsunuz!? Bu, dine ve insan haysiyetine saygısızlık değil mi?
Allah'ı paraya, ahireti dünyaya tahvil değil mi? Bu dinci pazar elemanları, ayrıca halkı aldatıp topladıkları paraları eritip yok ederek ikinci bir cürüm işlemekteler. Haram içinde haram, günah içinde günah, zulüm içinde zulüm.

Endüstri Holding adlı 'götürücü' şirketinin genel koordinatörlüğünü yapmış bir kişinin, Ramazan Arıkan'nın açıklamalarını Cumhuriyet gazetesi bir ibret tablosu halinde önümüze koydu.
"Büyük bölümü Konya merkezli olan bu holdingler, özellikle gurbetçilerin paralarını, iyi niyetlerini sömürerek 1990lı yıllarda büyüdüler. Bu holdinglerin birer balon olduğu, ödeme yapmadan kapılarına kilit vurup ortadan kaybolmalarıyla ortaya çıktı. Arıkan, bu holdinglerden biri olan Endüstri Holding'in genel koordinatörlüğüne getirildiğinde, 'Herkes paralarının üstüne bir bardak soğuk su içsin' diyerek 'İslami holding' gerçeğini gözler önüne koydu. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan yüzlerce suç duyurusu bulunmasına rağmen bugüne kadar, bu holdingler nedeniyle mağdur olan kişilerin sorunları çözülemedi."

Arıkan şöyle diyor:

"Görev yaptığım Endüstri Holding'de 11 bini aşkın ortaktan 550 milyon mark toplanmış. Şu anda kasada para yok. (Cumhuriyet, 22-25 Ağustos 2003)
Allah ile aldatmanın ticaret bilançosu konusunda tarihsel bir ibret tablosu, dinci siyasetlerin tarihsel başbakanı Erdoğan'ın 28 Mayıs 2006 tarihli Berlin toplantısında yaşandı. Dini kullananlar tarafından, "Faizsiz kazanç vereceğiz" vaadiyle soyulduklarını, 30 milyar Euro'nun üstünde bir paranın ortadan yok olduğunu, bu dinci soyguncu şirketlerin Recep Tayyip adını kullanarak güven yarattıklarını söyleyerek yakınan ve yardım isteyen vatandaşlara, "Parayı verirken bana mı sordunuz?" demesinin yarattığı infial büyük oldu. Yakınmayı kanıtlarıyla anlatmaya çalışan Avrupa Türkleri Dayanışma Derneği Başkanı Muhammed Demirci, Başbakan tarafından 'sahtekar' hitabıyla hakarete uğrayınca ertesi gün, Alman ve Türk mahkemelerinde hakaret davası açtı.

Demirci, 29 Mayıs 2006 günü, Haber Türk Televizyonu'na konuşurken şunları söylüyordu:

"Allah ve din kullanılarak, namaz kılınarak, imam ve müezzinler aracı yapılarak aldatılan insanımızdan 30 ila 50 milyar Euro çarpıldı. Bu parayı bizden dini kullanma dışında hiçbir yolla çarpamazlardı. Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu budur ve bu soygun din kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Başbakan'ın ve onun kabinesinde bugün bakanlık yapan bazı kişilerin adı kul-lanılarak güven verilmiştir. Soygunu yapan dinci şirketlerin açılış ve toplantılarında Erdoğan'ın kabinesindeki bakanlardan bazıları hep bulunmuştur."

ALDATILMIŞ HAİNLER

Tarihimizin bu en büyük soygununun arka planını irdelediğinizde çok ibret verici bir gerçekle daha karşılaşacaksınız. Aldatılmış olanların büyük bir kısmı, mazlum değil, aldatılmış haindir. Yani küçük hainler, daha büyük ve daha kurnaz başka hainler tarafından aldatıldılar.

Bir iman ve vicdan borcu olarak şu gerçeği tarihin kulağına fısıldamak zorundayız:

Allah ile aldatanlar sayesinde dünya yeni bir tip tanıdı: Aldatılmış hain.
Bu paraları verenler, öyle sanıldığı ve iddia edildiği gibi, saf duygularına yenik düşerek aldanmadılar. Bunların büyük kısmı, bu paraları vuranların yürüttükleri 'Atatürk Cumhuriyetine hıyanet' tezgahında yer almayı da istediler. Paralar sadece 'faizsiz kazanç' için verilmedi; 'Kafir Mustafa Kemal'in küfür devletini yıkmaya yönelik cihatta yer almak için' verildi. Allah da bunu yapanları sonunda birbirine vurdurup belalarını verdi. Şimdi mazlum pozlarında ağlayıp duruyorlar. Boşuna. Bunlar içinde mazlum ve mağdur unvanı alabilecek olanlar % 5'i geçmez.
Bu, 'aldatılmış hainler' o noktaya gelmişlerdi ki, Allah ile aldatanlar bunlardan sırtlarındaki giysileri isteseler vereceklerdi. Dahası var.

Bakın, Berlin Toplantısı'nda RT Erdoğan'ın hakaretleriyle susturuldukları günlerin ardından bize gelen bir yazıda Osman Tamer adlı yurttaş, arka planla ilgili neler söylüyor:

"Bu yeşiller yaktılar bizi. Sadece elimizde kadınlarımız kalmıştı; isteselerdi onları da verecektik." (3 Ağustos 2006 tarihli e- posta: otamer@hotmail. com)

Kaynakça
Kitap: Allah ile Aldatmak
Yazar: Yaşar Nuri Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2015: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir