Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermeni Meselesi Hukuki Değil Siyasidir

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Ermeni Meselesi Hukuki Değil Siyasidir

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Kas 2010, 01:17

ERMENİ MESELESİ HUKUKİ DEĞİL, SİYASİDİR

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da dünya kamuoyuna teklif ettiği Ermeni meselesinin tarihçiler tarafından araştırılması için kurulması öngörülen ortak bir komisyon var. Görülen o ki Ermeniler böyle bir komisyonu istemiyorlar. Sizce sıcak bakmamalarının sebebi ne olabilir?

- Öncelikle Ermeniler bulundukları ülkelerde kendilerinin soykırıma uğradıkları iddialarını siyasi olarak kabul ettirmiş durumdalar. Ermeniler böyle bir komisyona destek vermelerinin veya katılmalarını kendilerinin de soykırım konusunda şüphelerinin olduğunu belirtmeleri anlamına geleceğini düşünüyorlar. Bu konuyu tartışmaya açmak istemiyorlar. Diğer taraftan tartışmaya açtıkları zaman bugüne kadar kazandıkları bütün cepheleri kaybederler. Çünkü ellerinde herhangi bir hukukçunun veya tarihçinin kabul edebileceği bir belge yok. Sadece belge değil, ellerinde kanıt olarak gösterebilecekleri hiçbir şey yok. Haliyle böyle bir komisyon teklifini kabul etmiyorlar. Birinci dünya savaşı öncesinde ve savaşın başladığı dönemde önemli sayıda Müslüman, Ermeniler tarafından katledilmişler. Ama bu, dünya kamuoyunda hemen hemen hiç gündeme gelmiyor. Bu konunun daha fazla gündeme gelmesi için neler yapılabilir?

- Sadece Ermeni tehcirinden yola çıkan Avrupalıların veya ülkelerinde bu iddiayı kabul edenlerin samimi olmadıkları zaten en baştan belli oluyor.

Çünkü sadece Balkanlardan Türkiye'ye göç eden Türklerin sayısı 5,5 milyondur. Kafkasya'dan göçenlerin sayısı 2,5 milyondur. Şimdi bunlar kendiliklerinden göç edip gelmiş insanlar değil. Bunlar sürgün edilerek kaçmışlar, baskıya uğrayarak, katledilerek, ölüm korkusuyla kaçmışlar. Mesela Sovyetler Birliği'nden sürgün edilen Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri. Bunlar da hiçbir şekilde gündeme getirilmiyor. Buna benzer pek çok örnek verebiliriz. Şimdi burada bu konu bilinmiyor mu diyeceksiniz. Aslında batılı ülkeler tarafından çok iyi biliniyor.

Ermeni meselesi Türkiye'nin hem Avrupa Birliği'ne giriş süreci hem de yıllardır devam eden sürecin önyargı mahsulü olduğu gibi, siyasi sebeple Türkiye'ye baskı olarak kullanılan önemli bir unsur olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle tehcir sırasında ve tehcirden sonra farklı nedenlerle Ermenilerin ölmüş olmaları Batılı devletlerin de işine geliyor. Çünkü Türkiye bu sebeplerle birçok taviz vermek zorunda bırakılıyor. Avrupa Birliği yolunda Türkiye'ye karşı bir koz olarak kullanılıyor. Avrupa Parlamentosu'nun bunu kabul etmesi, Kopenhag kriterlerinde olmamasına rağmen bu konunun raporlara yansıması, olayın ardında yatan sebepleri açık ve net bir şekilde gösteriyor. Aynı şey Kıbrıs için geçerli. Aslında Kopenhag kriterleri içerisinde Kıbrıs meselesi yok. Fakat o da aynı şekilde Türkiye'ye karşı koz olarak sunulmuştur. Sebep nedir? Gerçek şu ki kimse Türkiye'nin Kıbrıs'dan çekilmesini isteyemez. Soykırım gibi adi bir suçu Türklerin atalarına ve dedelerine yamamalarını kimse beklememelidir. Çünkü buna hem bizim hakkımız yok, hem de atalarımızın olmayan birşeyle suçlanmasını hiçbir şekilde araştırmalar ve bilim kabul etmiyor. Ama diğer taraftan mesela sadece Ermeniler'in 1915-20 arasında katlettikleri Müslümanların sayısı 530 bindir. İsim isim köy köy tesbit edebildiklerimiz bunlar. Hastalıktan vs. sebeplerle ölenleri bunun içerisine dahil etmiyorum. Fiilen öldürülenler bunlar.

Mesela 1915 Nisan'ında Van, Rus askerlerine Ermeniler tarafından teslim edildiğinde Van'dan kaçan 80 bin Müslüman'ın 30 bini Ermeniler tarafından öldürüldü. Van yerle bir edildi. Bunun örneği hala duruyor. Eski Van şehrine, kale dibindeki şehre gidip baktığınızda hiçbir binanın ayakta olmadığını görürsünüz, yıkılmış vaziyettedir. Aynı şey o tarihlerde Erivan'dan, yani bugünkü Ermenistan'ın başkentinden sürülen Müslümanlar için de geçerlidir. O sıralar Erivan'ın nüfusunun %80'i Müslüman Türk'tür. Bu insanlar hiç kalmamacasına buradan sürülmüştür. Kafkasya'dan 1915'de sürülenlerin sayısı 1,5 milyona yakındır. Bunların ancak 702 bini Anadolu'ya gelebilmiştir. Büyük Ermenistan hayali bu katliama sebep teşkil etmiştir. Büyük Ermenistan hayalini kapsayan 6 doğu ilimizde ortalama %16 olan Ermeni nüfusu oranını, devlet kurmak için %50'nin üzerinde tutmak istiyorlardı. Savaş için cepheye giden askerlerimizin geride bıraktıkları eşleri, çocukları, anne babalarını katlettiler, kadınlara tecavüz ettiler. Böyle ağır bir durumdan geçti Anadolu. Böylesi bir katliamın dünya kamuoyuna duyurulması için neler yapılabilir?

- 530 bin insanın katledildiği bölgede elbette toplu mezarlar var. Açılan toplu mezarlar var. 10'a yakın toplu mezar açtık biz. Bu mezarların görüntüleri var. Bu görüntüler internet aracılığıyla sivil toplum örgütleri tarafından dağıtılmak zorunda. Bu birincisi. İkinci olarak da Ermeni politikası nedeniyle Türkiye'de Ermeni sorunu anlatılamadı. Bu bilgilendirme Türk'ün Türk'e propagandası şeklinde adlandırıldı. Türkiye içinde veya dışında Türklere bu meselenin anlatılması aşağılandı.

Yabancılara anlatılmayan bir meselenin Türklere anlatılmasının bir manası yoktur denildi. Halbuki tam tersineydi durum. Önce kendi kamuoyumuz bilgilendirilmeliydi. Ondan sonra başka kamuoylarını bilgilendirebilirdiniz. Son zamanlarda bu psikolojik baskı ortadan kalktığı için önce Türk halkı kendi başına gelenleri öğrenmeye başladı. Ama bunun çok daha detayına gidildiğinde çekilen zulmün, katliamın bütün yönleri burada değerlendirilebilir. Fakat bu defa bir tehlike doğuyor. Şu anda bizim ülkemiz vatandaşı olan Ermeniler var. Toplumlar arasında düşmanlığa neden olacağı düşüncesiyle bu konuyu aslında çok fazla gündeme getirmek istemiyoruz. Mesela Adana Kozan'da fırınlarda yakılan insanlar var. Ayrıca Doğu illerimizde yaptığımız toplu mezar kazılarında daha kundağında bebeklerin annelerinin kucağında katledildiğini görüyoruz. Bu tür katliamlar görüntülü olarak kamuoyuna açıklansa gerçekten büyük bir infiale neden olur. Avrupa Konseyi tarihin düşmanlıklar dışı tutulması ile ilgili bir program başlatmıştır.

Biz bu programa sonuna kadar katıldık Türkiye olarak. Fakat Avrupa'dan bu çağrı yapılırken Avrupa'da okutulan ders kitaplarına baktığımızda aksini görüyoruz. Türkler barbar olarak nitelendiriliyor. Burada bir çifte standart var.

Bu bize şunu gösteriyor:

Aslında bu konularda gerek batı dünyası, gerekse Amerika ve başka ülkelerin samimi olmadıkları sonucu ortaya çıkıyor. Ermeniler 1,5 milyon Ermeni'nin öldürüldüğünü iddia ediyorlar. Elimizdeki kaynaklara göre belli bir rakam var mı Ermenilerin kayıpları hususunda?

- Osmanlı arşiv belgelerine, hatta yabancı arşiv belgelerine baktığınızda abartılmış durumun ötesinde gerçek rakamlar ortaya çıkıyor. Öncelikle 1,5 milyon üzerinde ciddi ciddi durmak lazım. 1,5 milyon veya 150 bin insanın öldürülmesi soykırım anlamı taşımaz. Soykırım hukukuna göre 10 bin kişi de öldürseniz, bunu yok etmek kastıyla yaparsanız, soykırım adını alır. Bizim üzerinde durduğumuz konu; Osmanlı'nın o dönemde Ermenileri yok etme kastının olup olmadığı. Önce bunun araştırılması gerekiyordu, biz de araştırdık. 1,5 milyon Ermeni'nin öldürülüp öldürülmediği de bu bağlam içinde ele alındı.

Biz çatışmalardan önce ne kadar Ermeni nüfus olduğundan ve savaş sonrası kalan Ermeni sayısından yola çıktık. Osmanlı nüfus sayımı defterlerinden 1,3 Milyon Ermeni'nin yaşadığı ortaya çıkıyor savaş öncesi Osmanlı topraklarında. Değişik kaynaklara göre bu rakam farklılık gösteriyor. O dönem basılan Britanica'da, patrikhane kaynaklarında ve birkaç başka kaynakta bu rakam 1 Milyon 570 Bin ile 1 Milyon 900 Bin arasında değişiyor. Ortalamayı alsak 1 Milyon 600 bin civarında oluyor Ermeni nüfus sayısı. Yani en yüksek rakamı da alsanız iddia edilen kadar Ermeni'nin ölmediği ortaya çıkıyor. Yaptığımız araştırmaya göre düzenli birlikler olmayan eşkıya diye adlandırabileceğimiz grupların bölgesel çatışmalarda 8000 kadar Ermeni'yi öldürdüklerini ortaya çıkardık. Tehcir sırasında hayatını kaybeden Ermeni sayısı da, hastalık vs. sebeplerden 37,500 civarında. Bütün bunları topladığınızda sayılamayanları da hesaba katarsak 50,000 civarında bir rakam çıkıyor. Ama asıl Ermenilerin kayıpları, Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesinden sonra, Milli Mücadele dönemi içerisinde yer alıyor, Rusya tarafına göç etmiş olan Ermenilerin bu bölgelerde çoğunun açlıktan olmak üzere hastalıktan ölenlerin sayısı 230 bin civarında.

Yine Fransız ordusunda Türklere karşı savaşan, Fransız ordusunun yarısını oluşturan Ermeniler var, Kafkasya'da Ermenistan kurmak için çalışan Ermenilerden Türklerle çatışmalar sırasında ölenler var. Bunların hepsini toplasanız 300-350 bin arasında Ermeni'nin öldüğünü görürsünüz. Bunların tümünün Osmanlı ile alakası olmamasına rağmen, tamamının abartılarak Türkler tarafından öldürüldüğünün iddia edildiğini görürsünüz. Lozan Antlaşmasında, ülkeyi terk eden Ermenilerin geri dönmeleri ve geride bıraktıkları malları için de maddeler vardır. Düşman olarak nitelendirilenler dışındakilerden belli bir süre içinde mallarını talep edenlere malları teslim edilecekti. Nitekim talep edenlerin malları verildi. Talep etmeyenlerin malları da anlaşma gereği hazineye devredildi. Dolayısıyla bu bağlamda mal iddiasında bulunmaları mümkün değil. Bu sebeple herhangi bir toprak talepleri geçerli değildir. Bunca araştırmamızdan sonra Türkiye olarak soykırım gibi bir iddiayı kabul etmemiz mümkün değil. Kaldı ki bizim bunu tanıma hakkımız ne kadar var. Bir defa o dönemde yaşayan insanlar artık yaşamıyor. O dönemin durumunu, yaşananları biz ancak tarih kaynaklarından öğreniyoruz. Dolayısıyla bunun nasıl bir şekilde ne ölçüde gerçekleştiğini ortaya koyacak hukuki bir veri yok. Yani bir mahkeme kararı yok o dönemde.

Mahkeme kararı şu şekilde var:

O dönem Ermenilere haksız muamele yapanlar bizzat Talat Paşa'nın emriyle divan-ı harp mahkemesinde yargılanıp cezalandırılmışlar. 67 kişi idam edilmiş, 524 kişi hapis cezasına çarptırılmış, 68 kişi de kale zindanlarına atılmış veya kürek cezasına çarptırılmıştır. Haliyle zaten devlet o zaman suçluları cezalandırmış. Dolayısıyla yok etme kastının olmadığının en önemli delillerinden biri de suçluların cezalandırılmasıdır. Hukuki olarak olayı bu bağlamda değerlendirdiğinizde soykırım olarak adlandırmak kesinlikle yanlıştır. Buradan görüyoruz ki olay tamamen siyasidir. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi ile ilgili düşünceleriniz neler? Türkiye şu anda vaz mı geçti Avrupa Birliği'nden? Türkiye açısından Avrupa Birliği'nin alternatifi ne olabilir?

- Türkiye Avrupa Birliği'ne girmek istiyor. Çünkü Türkiye 1720'den itibaren Avrupalılaşmak, batılılaşmak istiyor. 28 Mehmet Çelebi'nin Fransa'dan dönüşünden sonra Osmanlı'da yavaş yavaş yeni bir anlayış yerleşmeye başlamıştır. İbrahim Müteferrika tarafından matbaanın kurulması, yabancı ülkelere daimi elçilik açılması gibi gelişmeler olmuştur. Osmanlı Devleti o tarihlerden itibaren kendini Avrupalılaşma sürecine kaptırmıştır. Fakat bir türlü Avrupalılaşamamıştır. Sebebi ise Avrupa'yla arasındaki kültür farkıdır. Çünkü kültür dediğiniz şey bir taraftan milletlerin kendi özlerinden doğan gelenekleridir, hayat biçimidir, hayata bakış felsefesidir, bir taraftan da inançlarının gereği olarak yaşama biçimleridir. Eğer Avrupa ile Türkler'i bu ölçüde karşılaştırırsanız, kesinlikle birbirlerine uymadıklarını görürsünüz. Teknolojiye sahip olmak veya giyim tarzınızı batılı yapmakla Avrupalı olamazsınız.

Ve Batılılar da bizim gibi olamazlar, doğu kültürüne sahip olamazlar. Her milletin tartışılamayan biçimde kendi öz kültürü vardır. Ayrıca hem ekonomik, hem devlet felsefesi olarak da doğu ve batı kültürü uyuşmamaktadır. Mesela batı kültüründe sömürgecilik zihniyeti vardır. Yani başkasının sırtından geçinme anlayışı vardır. Ama Türklerde böyle birşey sözkonusu değildir. Hem devlet geleneğine uymaz, hem yaşayış biçimlerine uymaz, hem de inanç biçimlerine uymaz. Halbuki Avrupa'ya baktığınızda Amerika'nın keşfi ile başlayan büyük sömürgeleştirme ve bu arada Afrika zencilerinin ticareti ön plana çıkmıştır. Ve sömürge olarak elinde bulundurduğu topraklarda yaşayan insanları boğaz tokluğuna çalıştırıp büyük sermayeler elde etmeyi başarmışlardır. Aslında bugünkü zenginliklerini bu sömürü düzenlerine borçludurlar. Teknolojik gelişmelerini ve sanayideki sıçramalarını buna borçludurlar. Mesela İspanya'ya 1550 yılında giren altın ve gümüş miktarı 228 tondur. Ama Osmanlı'nın asırlar boyu hüküm sürdüğü topraklara baktığınızda Avrupa'nın 100 yıl hüküm sürdüğü bölgelerde yaptığı uygulamalardan çok farklı bir uygulama görürsünüz. Mesela Balkanlar'da bugün Türkçe konuşulmaz. Balkanlar kendi dillerini muhafaza ederler. Afrika kendi dilini muhafaza eder, Türkçe konuşmaz.

Ama İngiltere Hindistan üzerinde sadece 50-60 yıl hüküm sürmüş olmasına rağmen Hindistan'da ve Pakistan'da İngilizce konuşulur. Fransa Cezayir'de 130 sene kaldı, ama Cezayir tamamen Fransızca konuşur, hatta neredeyse dinlerini dahi değiştirecek hale gelmişlerdir ve Arapça'yı unutmuşlardır. Güney Amerika'da İspanyolca hakimdir, çünkü İspanyol sömürgesiydi. Avrupa'da, hakim oldukları bölgeyi her şeyiyle ele geçirme anlayışı hakimdir. Bu nedenledir ki Fransa tarihçilerine, tarih kitaplarına, sömürgelerinde iyi şeyler yapıldığını yazmaları için baskı uygulamıştır. Dolayısıyla bizim hayat felsefemizle bu düzen kesinlikle uyuşmamaktadır. Biz emperyalist olamayız. Bugün Avrupa hala aynı emperyalist düşüncelerini devam ettiriyor. Mesela Irak olayını ele alırsanız, Amerika'nın ve İngiltere'nin petrolün %75'ine hakim olmaları zaten her şeyi ortaya koyuyor.

Bütün bunların ışığında Avrupa Birliği ile bir bütünleşmenin her iki tarafta büyük bir huzursuzluğa neden olacağını görürsünüz. Bir de tarihi gerekçeleri var bunun. Avrupa Türklere karşı sürekli olarak büyük bir korku içinde yaşadı. Türkleri barbar olarak anlatarak gençlerini yetiştirdi. Böyle bir travmayla büyüyen Avrupa tabi ki Türkiye'ye insani değerlerle yaklaşamaz. Bu çatışma Avrupa ile Türkler arasında telafi edilemez bir uçurum meydana getirdi. Bugün Avrupa'da yaşayan işçilerimize yapılan baskıların temelinde de bu tarihi olgular var. Daha açık ifadesiyle 1683 Viyana kuşatmamız Batılılar tarafından hazmedilememiştir. Bunun için Çanakkale savaşları olmuş, Türklerin Anadolu'dan atılması için büyük gayret gösterilmiştir. Nitekim Avrupa ülkelerinin kendileri üniter devlet yapılarını muhafaza ederken, Türkiye'de federatif bir sistemin yerleşmesi arzu edilmektedir. Türkiye'de yaşayan bazı gruplar azınlık olmadıkları halde azınlık statüsüne sokularak Türkiye bölünmeye çalışılmaktadır. Bu çerçevede bakarsak Türklerin Avrupa Birliği'ne ne kadar ihtiyaçları olduğu sorusu ortaya çıkıyor. Aslında Türkiye birçok açıdan çok zengin bir ülkedir. Nüfus olarak, potansiyel altyapı olarak, bulunduğu konum olarak zengindir. Tarihe baktığınız zaman birçok medeniyetin bu coğrafyada kurulmuş olduğunu görürsünüz.

Devlet kurma tecrübesi ve kültürel yapı olarak da Türkiye çok sağlamdır. Türkiye Avrupa Birliği'ne girmeyi ancak kültürel yapısına zarar gelmemesi şartıyla kabul edebilir, aksi durumda kesinlikle girmemelidir. Kültürel değerlerimizin yok olacağı bir giriş Türkiye'nin yok olması anlamına gelir. Ayrıca Avrupa Birliği'nin Türkiye ile işbirliğine girme konusunda samimi olduğunu zannetmiyorum. Bütün göstergeler de bunu işaret ediyor. Kopenhag kriterlerinde yer almamasına rağmen Kıbrıs meselesinin şart haline getirilerek Türkiye'den yeni bir şeyler istenmesi, ayrıca şartların yerine getirilmesi halinde bile bazı ülkelerin referandum düşünmesi samimiyetsizliği ortaya koyuyor.

Peki, Türkiye Avrupa Birliği'nden koparsa alternatif ne olabilir? Türkiye'nin köklü kültürü ve bulunduğu coğrafya alternatife oldukça açıktır. Mesela Türkiye uzakdoğuya uzanan ekonomik bir işbirliği içine girebilir. Bütün doğu devletlerinin içinde olacağı bir oluşumu Türkiye meydana getirebilir. Sadabad Paktı, Bağdat Paktı gibi birliktelikler gibi oluşacak işbirliği Çin'e kadar uzanacak bir ortaklığı beraberinde getirebilir. Baltık kıyılarından, Kızıldeniz'den Hint okyanusuna kadar uzanan bölge aslında ekonomik bir ortaklığa gebedir. Türkiye böyle bir oluşumda başı çekebilir. Türkiyesiz böyle bir oluşum pek tutarlı olmaz. Türkiye'nin böyle bir oluşumda bulunması çok daha kolaydır. Bu Türkiye'nin teknolojiyi kenara atması anlamına gelmez, demokrasiyi kenara bırakması anlamına gelmez, insan haklarını kenara bırakması anlamına gelmez, bu hukukun üstünlüğünün kenara bırakılması anlamına gelmez. Bunlar insani değerlerdir ve hangi blokta olunursa olunsun, kabul edilecek değerlerdir. Ekonomik bir birlik Türkiye'nin dünyaya açılmak için stratejik konumu açısından yerini daha da güçlendirecektir. Türkiye'nin bulunduğu coğrafya hem askeri, hem ekonomik olarak çok önemli bir stratejiye sahiptir. Bir taraftan Karadeniz, Ege ve Akdeniz'le batıya, diğer taraftan İran ve aşağıda Basra körfezinden doğuya açılan bir kapıdır.

Ayrica Rusya ile Baltık denizine açılan bir kapıdır. Böyle bir oluşum kendi içinde çözülmeye başlamış Avrupa Birliği'ne alternatif bir birlik olabilir. Bunu sadece Avrupa ile birlik anlamında ilişkileri bitirme anlamında söylüyorum. Avrupa ile ekonomik veya siyasi alanda ilişkilerimiz devam edebilir. Sadece ortak bir birlik bağlamında doğuya yönelebilir Türkiye. Fransa meclisinde Ermeni soykırımını suç sayan yasa tasarısı kabul edildi. Eğer senato tarafından onaylanırsa kanunlaşacak. Bu konuda ne diyorsunuz? Ayrıca size karşı İsviçre'de bir dava açılmıştı. Bu dava şu anda ne durumda?

- Fransa meclisinin tarihçilerin bu konuda araştırma yapmasını engelleyerek meclisinde böyle bir karar alması aslında bir skandaldır. Çünkü alınan karar hem insan hakları sözleşmesine, hem ifade özgürlüğüne -ki bu ifade özgürlüğü konusu Türkiye'ye en fazla baskı yapılan alanlardan bir tanesidirhem hukukun üstünlüğüne aykırıdır. Bu eğer kanunlaşırsa muhtemelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden dönecektir. Senatoya gitmeden ortadan kalksa bile Fransa'nın böyle bir karar almış olması, insan hakları konusunda birçok girişimin başlangıç ülkesi olan Fransa açısından skandal olarak nitelendirilecek ve tarih bu olayı Fransa'nın alnında kara bir leke olarak yazacaktır. Özellikle Fransa'nın Cezayir meselesinde konuyu tarihçilere bırakma teklifine, özellikle Sarkozy'nin 'babasının yaptıklarından kendisinin sorumlu tutulamayacağını' savunmasına karşılık, Ermeni konusunda yine aynı zatın, tarihçilerin araştırma yapmasını ağzına bile almamasını izah etmek mümkün değildir. İsviçre meselesi çok daha vahim bir hadisedir. İsviçre, medeni hukukunu aldığımız bir ülkedir.

Sözün özüdür medeni hukuk. Medeni hukukunu aldığımız bir ülkede bir bilim adamının düşüncelerini ifade etmesine karşılık İsviçre mahkemesinin soruşturma açmış olması vahim bir skandaldir. Ben şu an bu nedenle İsviçre'ye gitmiyorum. Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunun parlamentosu Ermeni olayı için soykırım diye karar aldı. Şimdi skandal burada patlak veriyor. Mahkeme kararı olmaksızın bir parlamentonun böyle bir kararı alması hukukun üstünlüğünü ortadan kaldıran bir husustur. Bu birincisi. Kendini yargının yerine koyuyor. Halbuki demokrasilerde parlamento sadece yasa çıkarıcıdır. İkincisi bir milleti, bir topluluğu mahkum ederken o millete savunma hakkı, söz hakkı bile tanımıyor. Tanımadan, önyargıyla mahkum ediyor. Ve ders kitaplarına o milletin vahşi, barbar olduğuna dair notlar ekletiyor. Bu ancak ve ancak tek bir şekilde ifade edilebilir. Yapılanın tırnak içerisinde söylüyorum 'Engizisyon Mahkemeleri'nden' bir farkı yoktur. Ayrıca suçlayan taraf suçladığı konuyu kanıtlamak zorundadır. Diyor ki adam herkes bunu kabul ediyor, kanıta ne gerek var. Böyle birşey olamaz.

Ne hukukta, ne insani değerlerde böyle bir şey yoktur. Bu durumda bir soru sormak gerekiyor. Avrupa'da gerçekten demokrasi var mıdır? Sizce Batılılar tarafından Ermenilerin desteklenmesinin altında Ermenistan'ı Asya bölgesinde jandarma olarak görmeleri yatıyor olabilir mi?

- Ermenistan bir defa jandarma görevi görebilecek bir nüfusa sahip değil. Sadece Ermeniler en eski Hıristiyan unsur olarak nitelendiriliyor. 1915'te de bu böyleydi. Oradaki Hıristiyanlığın kalesi olarak görülüyor. Avrupa ve Amerika'da yaygın olan anlayış konuya ırkçılığın ötesinde dini olarak bakılmasıdır. Dini açıdan destekleniyor Ermeniler.

ABD'nin 1915 yılındaki büyükelçisi Morgenthau, Başkan Wilson'un da onayını alarak yazdığı hatıratında, hazırladığı kitabının hedefinin şu olduğunu söylüyor:

'Amerikan halkını savaşın zaferle sonuçlanması gereğine inandırmak amacıyla Alman ve Türk aleyhtarı bir kitap yazma ve bununla Wilson'un savaş politikasına daha çok destek sağlamaktı".

Diğer bir deyimle bu kitap bir savaş dönemi propagandası olarak amaçlanmış ve İtilaf Devletlerinin savaş çabalarına bir katkı olarak düşünülmüştü. Yani aslında katliamdan öte bir propaganda savaşı yaşanmıştır 1915'de ve burada da Hıristiyanlık kullanılmıştır. Son günlerde Kerkük ve Musul çevresinde sıcak gelişmeler yaşanıyor. Kuzey Irak'ta yeni gelişmeler olursa Türkiye'nin Musul ve Kerkük üzerinde hakları nasıldır? Türkiye Musul ve Kerkük üzerinde hak iddia edebilir mi?

- Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Musul ve Kerkük Osmanlı ordularının elindeydi. İngilizlerle mücadele sonucu elde kalan bölgeden Mondros Mütarekesi ile Türkler çekiliyorlar. İngilizlerin bölgeyi işgal etmesi üzerine bir anlaşmazlık doğuyor ve anlaşmazlık 1920 yılında Milletler Cemiyeti'ne havale ediliyor. 1925 Milletler Cemiyeti kararı ile bu bölgeler Irak'ın bütünlüğünü sağlamak amacıyla Irak'a bırakılıyor. Dolayısıyla bugün eğer Irak üç parçaya bölünecek olursa ve birleşmiş Irak ortadan kalkacak olursa Milletler Cemiyeti'nin birleşmiş Irak'a devredilmesine dair kararı havada kalacaktır. Türkiye böyle bir durumda Milletler Cemiyeti'nin bu kararı gereği bıraktığı bu bölgede tarihi olarak hak iddia etme hakkını bulacaktır. Ve Irak parçalandığı takdirde bana göre Türkiye hukuken bu bölgelerin sahibidir. Ayrıca bölgede hala petrolden doğan haklarımız var. Bu konuya da biraz açıklık getirebilir inisiniz?

- 1925 yılında Musul ve Kerkük Türkiye'den alınıp Irak'a verilirken tazminat olarak da Irak petrollerinin 25 yıl süre ile %10'unun Türklere verilmesi kararlaştırılmıştı. Bununla ilgili 13 yıllık bir ödeme söz konusu oldu. Daha 12 yıllık bir süre Türkiye'nin alacağı vardır. Ama daha önce söylediğim gibi Irak'ın bütünlüğünün bozulması bölgede Türkiye açısından hukuki hak doğuracaktır. Bu petrolün de, orada bulunan Türkmenler'in de ötesindedir.

Türkiye'de veya dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan Türk gençlerinde tarih bilinci ne durumda.. . Gençlerimizi tarihimiz konusunda daha iyi şuurlaııdırmak için neler yapılabilir?

- Burada yaşayan veya Türkiye'de yaşayan gençlerimizin en önemli meselelerinden birisi kültürümüzü öğrenecekleri bir kaynak bulamamalarıdır. Veya televizyon programları olmamasıdır. Bu açıdan ben gençlerimize şunu iletmek isterim. Gerek internet aracılığıyla gerekse Türk kültürünü anlatan kitaplar aracılığıyla kültürümüzü öğrenmeleri gerekmektedir. Belgeselleri izleyebilirler bu konuda hazırlanan. Ve en önemlisi gerek Türkiye'de gerekse buradaki gençlerin muhakkak kendilerini çok iyi yetiştirmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü gelecek, gençlerin elinde olacağı için, her şeyin hızla geliştiği dünyada, her konuya hakim olarak yetişmeleri, kendi beyinlerinin beyi olmaları, kendi fikirleri ile kendilerini yönetebilmeleri son derece önem taşıyor. Bunu sağlayabilmek için de kültür ve bilgiye ihtiyaç vardır. Kültür, geçmiş dönemlerde o ulusun veya kişilerin yaşayış tarzlarından tutun, tarihlerine kadar her türlü zenginlikleridir. Bunu öğrenebilmek için kendi dillerine sahip çıkmaları gerekir. Tarih bir yerde kültür demektir. Bu kültürün öğrenilmesi ve yaşanması için kendi dillerinin unutulmaması gerekir.

Tabii ki yabancı dilleri de öğrenmek gerekiyor. Bunu öğrendikleri zaman tarihin nesnesi olmaktan çıkarlar, tarihin öznesi olurlar. Yani tarihi yapan kendileri olur. Tarih içinde bir piyon olmazlar. Türk devletine de bu konuda görev düşüyor aslında. Devlet kültür merkezleri kursa, etkinlikler düzenlese, yarışmalar açılsa gençler tarihlerini daha güzel öğrenirler.

Sizce gençlere tarih bilincini verebilecek kaynak sıkıntısı yok mu? Önemli destanlarımızın filmi yapılamaz mı? Örneğin tarihi konuları işleyen çizgi filmler yok denecek kadar az.

- Bu konuda maalesef dediğiniz gibi görsel kaynak oldukça az, olanlar da kaliteli değiller. Filmler için çok büyük bütçe gerekiyor. Türkiye'de o kültüre sahip yapımcı, yönetmen çok az. Ve o finansmanı sağlayacak kuruluş da yok Türkiye'de. Çünkü bir destanı filmleştirmek için en başta çok geniş bir mali imkana ihtiyaç var. Ama ondan önce on beşer dakikalık küçük belgesel filmler yapılıp dağıtılması çok daha etkili olabilir. Türk medeniyetini, kültürünü anlatacak bu çalışmalar hem daha ucuza mal olur, hem çoğaltılıp dağıtılarak daha fazla insana ulaşması sağlanabilir. Bizim şu anda böyle bir çalışmamız var. 5-6 tane küçük belgesel yaptık. Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak bir çalışma ile bu filmleri okullarda tarih derslerinde çocuklara izleterek konuyu daha iyi anlatmayı amaçlıyoruz. Ama değişik konularda film projelerimiz de var. Şu anda altyapısını oluşturuyoruz. Burada yaşayan gençlerimiz Türkiye'nin sorunlarına, mesela Ermeni Meselesi, çok ilgisizler. Kendilerini Avusturyalı olarak görüyorlar. Sizce buna karşı ne yapılabilir?

- Bir insanın annesi babası bir suç işleyebilir mi? İşler. Bundan evlat ne kadar etkilenir. Hem psikolojik olarak etkilenir, hem babası cani, katil olduğu için etkilenir. Peki, babası katil olmadığı halde babası katil olduğu iddiasıyla suçlanmaya kalkışılan genç buna itiraz eder mi? Eder. O zaman milletlerin durumu da kişiler gibidir. Suçlu olmayan bir insanın suçlu olarak gösterilmesi sizi millet olarak etkiler mi?

Etkiler. Dolayısıyla Avrupa'da doğmuş olmak, Avrupa'da yaşıyor olmak bundan onu kurtaramaz. Nitekim burada suçlayanlar Türkler bu işi yaptı diyor. Bu nedenle etkilenmemesi mümkün değil. Ders kitaplarında Türkler'in cani olarak gösterilmesi o gence çevresinden tepki getirmeyecek mi? Getirecek. Türkiye'de bir grup var. Bunlar Osmanlı'yı tarihleri olarak kabul etmiyorlar. Tarihlerini Cumhuriyet'ten sonra başlamış gibi kabul ediyorlar.

- Bu şöyle bir düşünceden kaynaklanıyor: Atatürk'ün bu konu ile ilgili bir görüşü var.

Diyor ki: Türklerin tarihi Selçuklu ve Osmanlılardan ibaret değildir. Ondan önce de Türkler büyük devletler, imparatorluklar kurmuşlardır. Tarihte ne zaman bir Türk devleti yıkılmışsa, yerine muhakkak yeni bir Türk devleti kurulmuştur. Şimdi de Osmanlı İmparatorluğu çökmüştür, ama tarihi zincir kopmayacaktır. Yani Türklerin tarihinin her bir parçası zincirin halkaları gibi birbirine bağlanmıştır. Hepsi birbirine geçmiştir, birbirinden kopmazlar. Dolayısıyla devletleri kuranlar insanlardır, milletlerdir. Milletler değişmediğine göre devletlerin sadece rejim olarak farklılıkları vardır. O milletler o devletleri kurduklarına göre, devletlerin sürekliliği vardır, devamı vardır. Çünkü hem kültür, hem dil, hem de yapı olarak, devlet felsefesi olarak bunlar devam eder gider. Milletlerin karakterleri değişmez. Bundan yola çıkarsanız Hunlar'dan bugüne kadar tüm Türk devletlerini zincirin halkaları olarak görmek zorundasınız. Aksini söyleyenler konuya biraz ideolojik olarak yaklaşan, biraz belki ırkçılık yapan insanlardır. Bunun temelinde de şu vardır. Kültür dediğimiz olgu değişmez, milletlere hastır. Her milletin kendi kültürü vardır. İngiliz kültürü, Fransız kültürü, Türk kültürü vardır. Bu devam eder, gider.

Bunları değiştiremezsiniz. Şimdi biz Osmanlı tarihini reddedersek, o zaman Atatürk'ü reddetmemiz lazım, cumhuriyeti kuranları reddetmemiz lazım. Çünkü cumhuriyeti kuran insanlar Osmanlı'da yetişmiş, Osmanlı paşaları idiler. Anadolu halkını oluşturan insanlar Osmanlı halkını oluşturan insanlardı. Cumhuriyetin temel kurumları Osmanlı zamanında kurulmuştu. Sayıştay, Danıştay, zaptiye teşkilatı vs. Eğer koparırsak 150. yılını kutladığımız bir kurumun kuruluşunu da kutlamamamız gerekir. Mesela Türkiye'de ordunun 2500. yılı kutlandı. Şimdi bu Osmanlı'dan da geriye giden, tarihin kopmayan halkalar olduğunu ortaya koyan bir anlayıştır. Aksini iddia edenler bana göre ideolojik davrananlar veya ırkçılık yapanlardır. Seyfullah İlyas / Yeni Hareket Gazetesi-Avusturya

Kaynakça
Kitap: Tarih Gelecektir
Yazar: Yusuf Halaçoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2015: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir